1. 2. ve 3. ünite konu anlatımları

Konu 'Dil ve Anlatım 9. Sınıf' bölümünde muammer614 tarafından paylaşıldı.

  1. muammer614

    muammer614 Üye

    Katılım:
    31 Ekim 2011
    Mesajlar:
    31
    Beğenileri:
    34
    Ödül Puanları:
    19

    İLETİŞİM

    Bilgi üretme, aktarma ve anlamlandırma sürecine iletişim denir. İletişimin gerçekleşmesi için iki sistem gereklidir. Bu sistem, iki insan, iki hayvan, iki makine ya da bir insan ile bir hayvan, bir insan ile bir makine olabilir.

    İletişim, ilk çağlardan günümüze kadar' birçok aşamalardan geçmiştir. İlkel insanlar birtakım sesler çıkararak, işaretleşerek iletişim kurmuşlardır. Günümüzde ise birçok yolla ve araçla iletişim kurulabilir. Ama bu yollardan en güçlü olanı dille yapılanıdır. Dille yapılan iletişim; resim, şekil, işaret ve vücut diliyle yapılan iletişimden daha güçlüdür. Bu bakımdan duygu, düşünce ve istekler dille aktarılır.

    İletişimin Ögeleri

    İletişimde bulunması gereken birtakım öğeler vardır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

    Gönderici: İletiyi (mesajı) hazırlayan gönderen kişidir.

    Alıcı: İletinin (mesajın) gönderildiği kişidir.

    İleti: Gönderilmek istenen bilgi, düşünce ve duygu gibi şeylerin bir yol ile şifrelenmesidir. Bu şifre genellikle dildir.

    Kanal: İletinin göndericiden alıcıya ulaştığı yol, araçtır.

    Bağlam: İletişimin gerçekleştiği ortamdır.

    Dönüt: İletideki amacın yerine getirilmesidir.




    İletişimin Ögelerini Belirleme

    Sokakta karşılaşan Selin ve arkadaşı Müge arasında şöyle bir konuşma geçer:
    Selin:
    - Merhaba Müge! Akşam sinemaya gelir misin, bizimle?
    Müge:
    - Merhaba Selin! Teşekkür ederim ama gelemem, akşam teyzemlere gideceğiz.

    Örnekte gönderici Selin, alıcı Müge'dir. İleti, "Merhaba Müge, akşam sinemaya gelir misin, bizimle?" ifadesidir. Kanal, iletişim dille gerçekleştiği için sözdür. Bağlam, sokaktır. Dönüt ise "Merhaba Selin! Teşekkür' ederim ama gelemem, akşam teyzemlere gideceğiz." ifadesidir.

    İletişimdeki Göstergelerin Ayırt Edici Özellikleri

    Kendi dışında başka bir şeyi gösteren, düşündüren, onun yerini alabilen, sözcük, nesne, görünüş ve olgulara gösterge denir. İletişim göstergeler aracılığıyla sağlanır.

    Günlük hayatta insanların düzeni sağlamak için koydukları işaret sistemine sosyal gösterge denir. Giyim, kuşam, trafik işaretleri, levhalar birer sosyal göstergedir.

    Doğada kendiliğinden oluşan hareketlere doğal gösterge denir. Ağaçların yapraklarını dökmesi, sonbaharın geleceğinin göstergesidir'.

    Dil aracılığıyla yapılan sözlü ya da yazılı her türlü iletişim dil göstergesidir. Hailler, sözcükler, cümleler, konuşma ve edebi metinler bu gruba girer.

    Bağlam

    İletişimde bağlam bir ilişkinin, bir faaliyetin olduğu koşulları, yer ve zamandaki durumu anlatır. Bağlam iletişimin tarzını belirleyici olarak rol oynayabilir. Arkadaşlık ortamındaki konuşma ile resmi bir ortamdaki konuşma arasında nitelik farkları olacaktır. Bir kişi arkadaşlık ortamında daha sıcak daha samimi ifadeler kurarken resmi ortamlarda daha seviyeli bir tavır takınır.

    Kelimeler de farklı ortamlarda değişik anlamlar ifade edecek şekilde kullanılabilir. Bu kullanımlara bağlam adı verilir. Dildeki anlatım zenginliği kelimelerin kullanıldığı bağlamla doğrudan ilgilidir.

    İnsan ve Dil

    Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan en gelişmiş iletişim aracıdır. Dil, insanlar arasında iletişimi en kısa ve kolay yoldan gerçekleştirir. Burada sözü edilen dil konuşma organı olan "dil" değil, anlaşma aracı olan "insan dili"dir. Hem yazı hem de konuşma dili "dil" sözcüğü kapsamında ele alınmaktadır. İnsanlar arasında birliği, düzeni, anlaşmayı sağlayan bu aracın doğuşu konusunda çeşitli savlar ileri sürülmektedir. Bu savlar kanıtlanamamakta; takat mantığa en yakını dilin toplumsal bit* varlık olan insanın gereksinimleri sonucu önceleri beden dili, soma konuşma dili olarak oluştuğudur*. İnsanoğlu anlaşmak için ilk önceleri beden dilinden yararlanmış, daha soma beden diline konuşma dilini katmıştır. Konuşurken beden dilinden olabildiğince yararlanılmaktadır; çünkü beden dili konuşmanın daha etkili olmasını sağlamaktadır. Hiç konuşulmadan yaşanan bir günün olmadığı göz önünde bulundurulursa, konuşmanın yaşamımızda ne kadar çok yer tuttuğu ve önemli olduğu anlaşılır.

    - Her dilin kendine özgü kuralları vardır. Ağızdan çıkan her ses konuşmayı oluşturmaz. Bu sesler belirli kurallar doğrultusunda yan yana gelerek seslemi (hece), seslemlerin yan yana gelmesi sözcükleri, sözcüklerin yan yana gelmesi cümleleri (tümce) oluşturmaktadır. İşte bu yan yana gelişler bir kurallar zinciri doğrultusunda olur. Yargı bildiren bu cümleler de isteklerin anlatılmasını sağlar.

    - İnsan sosyal bir canlıdır'. Tek başına yaşamaz, yaşayamaz. Bir' toplum içinde toplumla birlikte yaşamak zorundadır. Onun kullandığı dil de sosyal bir' kurumdur'. İnsan konuşma yetisiyle doğar'; ama kullanacağı dil doğduğu toplumda vardır'. Yani birey dili hazır' bulur'.

    - Dil insanların kullandığı herhangi bir araca benzemez. İnsan kendisinin ürettiği araçlara istediği biçimi verebilir', onu yönlendirebilir'; ama dilin doğallığı buna engel olur'. Dilin kendi kuralları vardır'. İnsanlar' bu kurallara uyarak dilden yararlanabilirler.

    - Düşüncenin mi, dili; dilin mi düşünceyi doğurduğu tartışılan bir' konudur'. Bu iki kavramın da birbirini etkilediği bilinen bir' gerçektir. Dil zenginliği düşünce zenginliğinin bir göstergesidir'.

    - Dil bir' toplumun kültürünün özelliklerini kendisinde taşır'. Kültürün önemli bir öğesi olan dil aynı zamanda kültürün gelişmesini sağlar'. Kültürün gelecek kuşaklara taşınması dilin yardımıyla olur'.

    Dilin Oluşumu

    İnsanın nasıl, ne zaman, hangi dili konuştuğu, ilk önce hangi sözcüğü söylediği hep merak edilmiştir'. Bu soruların yanıtlanması çok zordur'. Yazılı metinler ancak, yakın bir geçmişin aydınlatılmasına olanak vermektedir'. En eski belgeler sayılan Sümerce metinler bile bundan 5500 yıl öncesine ışık tutmaktadır'. İlk insanlar' ise bundan daha önceki dönemlerde yaşamışlardır'. Zaten ilk önce dilin birinci kolu sayılan konuşmanın doğduğu, soma bunun simgesel göstergesi olan yazının kullanıldığı güçlü bir' varsayımdır'. Burada belirtilmesi gereken bir' konu da dilin doğuşu sorununun insanbilim ve ruhbilim alanındaki araştırmaların sonuçlarından yararlanmakta olduğu, daha çok bu bilim dallarının yardımıyla aydınlatılabileceğidir.

    Dilin doğuşu konusunda birçok kuram ileri sürülmüştür'. Bunlardan en kabul edilebiliri yansıtma kuramıdır'. Bu kuram konuşmanın insanın doğadaki sesleri taklit etmesinden doğduğunu savunur'. Hav hav, şırıl şırıl, miyav, me vb. gibi doğada bulunan seslerin insanlar' tarafından tekrarlanması konuşmayı oluşturmuştur'. Bu kurama göre hav hav sesi köpek, şırıl şırıl sesi su, miyav sesi kedi sözcüklerinin kaynağıdır'. Bu ise ancak kökenbilimin sözcüklerin en eski biçimlerini araştırmasıyla kanıtlanabilir.


    Dilin işlevleri

    Dilin işlevlerini altı grupta toplayabiliriz.

    Göndergesel İşlev
    Bir ileti dilin göndergeyi olduğu gibi ifade etmesi için düzenlenerek oluşturulmuşsa dil göndergesel işlevde kullanılmıştır'. Bu başka bir' ifadeyle dilin bilgi verme işlevidir'. Burada amaç, gönderge konusunda doğru, nesnel, gözlemlenebilir bilgi vermektir'. Bu işlev daha çok kullanma kılavuzlarında, nesnel anlatılarda, bilimsel bildirilerde, kısa not ve özetlerde karşımıza çıkar'.

    Heyecana Bağlı İşlev

    Bir ileti, göndericinin iletinin konusu karşısındaki duygu ve heyecanlarını dile getirme amacıyla oluşturulmuşsa dil heyecana bağlı işlevde kullanılmıştır. Bu işlev, göndericinin kendi iletisine karşı tutum ve davranışını belirtir'. Bu işlevde çoğunlukla duygular', heyecanlar', korkular', sevinç ve üzüntüler dile getirilir. Dilin heyecana bağlı işlevinde öznellik hâkimdir'. Özel mektuplarda, öznel betimlemeler ve anlatılarda, lirik şiirlerde, eleştiri yazılarında dilin heyecana bağlı işlevinden sıkça yararlanılır.

    Alıcıyı Harekete Geçirme İşlevi

    Bu işlevde ileti alıcıyı harekete geçirmek üzere düzenlenmiştir'. İletinin bir çeşit çağrı işlevi gördüğü bu işlevde amaç, alıcıda bir tepki ve davranış değişikliği yaratmaktır. Propaganda amaçlı siyasi söylevler, reklâm metinleri, genelgeler, el ilanları genellikle dilin bu işleviyle oluşturulur. Dilin alıcıyı harekete geçirme işleviyle hazırlanan metinlerde gönderici, iletiyi alanı işin içine sokmayı, onu sorgulamayı ister.

    Kanalı Kontrol İşlevi

    Bir ileti, kanalın iletiyi iletmeye uygun olup olmadığını öğrenmek amacıyla düzenlenmişse dil, kanalı kontrol işlevinde kullanılmıştır. Gönderici ile alıcı arasında iletişimin kurulmasını, sürdürülmesini ya da kesilmesini sağlayan bu işlevde iletinin içeriğinden çok iletişimin devam ettirilmesi olgusu ağır basar'. Törenlerde, uzun söylevlerde, aile yakınları ya da sevgililer arasındaki konuşmalarda; dilin kanalı kontrol işlevini yansıtan iletiler sıkça kullanılır'.

    Dil Ötesi (Üst Dil) İşlevi

    Bir ileti dille ilgili bilgi vermek üzere düzenlenmişse o iletide dil, dil ötesi işlevde kullanılmıştır. Dilin dil ötesi işlevinde iletiler, dili açıklamak, dille ilgili bilgi vermek için düzenlenir. Daha çok bilimsel metinlerde ve öğretme amaçlı konuşmalarda karşımıza çıkan ve "yani, demek istiyorum ki, bir' başka deyişle" gibi sözcüklerde kendini gösteren dil ötesi işleve, günlük yaşamda da sıkça başvurulur. Örneğin "Beni yanlış anlamayın, ben bu sözcüğü mecaz anlamda kullandım." cümlesinde ileti, dille ilgili bilgi vermek, başka bir' iletiyi açıklamak üzere düzenlenmiştir'.

    Sanatsal İşlev

    Bir' iletinin iletisi kendisinde ise dil sanatsal işlevde kullanılmıştır. Dil bu işlevde kullanıldığında iletinin iletmek istediği husus, iletinin kendi sindedir. Bu durumda ileti, kendi dışında herhangi bir şeyi ifade etmez, yansıtmaz. Obje iletinin kendisidir. Örneğin dilin sanatsal işlevde kullanıldığı metinler olan lirik anlatılarda ve şiirlerde şiirin amacı o şiirin kendisidir. Sanatsal metinler, kendinden başka bir' şeyi ifade etmeye ihtiyaç duymaz, bir şiir sadece şiir olduğu için önemli ve anlamlıdır, yani şiirin gerçeği, şiirin kendisidir. Dilin sanatsal işleviyle kullanıldığı metinlerde gönderici alıcıda hissettirmek istediği etkileri uyandırmak için, dili istediği gibi kullanır, yani kendi özgün üslubunu oluşturmak için bir anlamda dili yeniden yaratır. Edebi sanatlardan, karşılaştırmalardan, çağrışım gücü yüksek sözcüklerden yararlanarak imgeler oluşturur, sözcükleri daha çok yan ve mecaz anlamlarda kullanır. Edebi metinlerde dil sanatsal işlevde kullanılır.



    Dil ile Kültür İlişkisi

    Toplumun yaşayış biçimi, gelenekleri, inançları o toplumun kültürünü oluşturur.

    Dil bir toplumun ortak özelliklerini öğrenmeye yardımcı olur. Bir toplum hakkında öğrenilmek istenenler, o toplumun kullandığı dili öğrenmekle olasıdır' çünkü toplumun ürettikleri diline yansır.

    Bir toplumun bir evresiyle ilgili metinler incelenerek o ulusun o evredeki kültürü, toplumsal değişimleri aydınlatılabilir. Dede Korkut Masalları buna en güzel örnektir. Türklerin İslamiyet'i kabul etmeden önceki yaşayışıyla, kabul ettikten sonraki toplumsal değişimini bu sözlü ürünlerde görmek olasıdır.

    Her toplum yaşam koşullarına uygun sözcükler üretir ve kullanır. Kimi zaman dilin en küçük birliği sayılan bir tek sözcük bile o ulusun kültürü üzerine düşünce oluşturulmasına yardımcı olabilir.

    Dille kültür arasında sıkı bir bağ vardır. Dil, kültürü hem kurar hem geliştirir. Bunun yanı sıra dil, kültürün bir öğesidir; ama önemi bakımından hiçbir kültür ögesiyle karşılaştırılamaz. Dil kültürün nesilden nesile aktarımına yardımcı olur. Bir evrede yapılanlar bir sonraki evreye dilin yardımıyla ulaştırılabilir, tekrar tekrar aynı şeylerin bulunması için çaba harcanmaz. Dilin bu özelliği kültürün genişleyip zenginleşmesini sağlar.

    Konuşma ve Yazı Dili Ayrımı

    Bir dilin iki cephesi vardır: Biri, insanların karşı karşıya geldikleri zaman sesli olarak görüşürken, yani konuşurken kullandıkları "konuşma dili", öteki yazıda kullanılan dildir. Buna "yazı dili" veya "kültür dili" de denilmektedir. Kültür dili bir memleketin kültür merkezi olarak gelişen yerleşim biriminin dilidir.

    Bir dilin yazısı çoğu zaman lehçelerinden veya ağızlarından birine göre, yazı lehçesine göre şekillenir. Yazılan dil ise din, edebiyat ve ilim adamları tarafından işlenerek zenginleşir ve konuşma dilinden az çok farklılaşır. Bizim yazı lehçemiz Batı Türk Dili'nin Anadolu lehçesidir. Yeni Türkçede ses özellikleri ve çekim yönlerinden İstanbul ağzı esas sayılır. Bir milletin bütün aydınları yazı dilini bilirler ve yazı lehçesini konuşurlar. Yazı dili lehçe ve ağızların alabildiğine farklılaşmasını önler. Hepsinin zenginliklerinden faydalandığı gibi onları ortak bir kaynaktan zenginleştirir.

    Yazı dili ile konuşma dili arasında bazı farklılıklar vardır. Çünkü hiçbir yazı sistemi konuşulan dilin bütün özelliklerini tam olarak yansıtamaz. Meselâ konuştuğumuz dilde hecelerin belli bir tonu ve söyleyiş şiddeti vardır. Bunları yazıda gösterme imkânı yoktur.

    Konuşma dili birçok lehçe, şive ve ağızlara ayrılabildiği hâlde yazı dili daha çok toparlayıcı bir özellik taşır. Esas itibariyle yazı dili bir konuşma diline bağlı olarak gelişmekle birlikte, yüzde yüz o konuşma diline bağlı kalmaz. Bağlı olduğu konuşma dilinin dışındaki çeşitli şive ve ağızlardan gelme kelime ve şekilleri bünyesine alıp başka kaynaklardan da beslenerek ülkenin ortak dili hâline gelir.

    Yazı dili ile konuşma dili arasında kullanılış bakımından da bir fark vardır. Konuşma dili gelişi güzel bir dildir. Konuşurken dilin ölçülerine, kurallarına pek dikkat edilmez. Yazı dilinde ise ifade aracı olarak yalnızca yazı vardır. Yazı dilini kullanırken ifadenin anlaşılır olmasına büyük bir dikkat gösterilir.

    Konuşma dili, nesillere ve fertlere bağlı olarak varlığını devam ettirdiği için fertlerle birlikte o da kaybolur. Yazı dili ise kâğıt üzerinde devam eder. Gelenekle nesiller boyunca sürüp gider. Böylece nesillerin hayat tecrübeleri nesilden nesile artarak zenginleşir. Bu bakımdan yazılı geleneğe sahip olan milletlerin medeniyet seviyeleri yüksektir.



    Kullanımda Ortaya Çıkan Dil Türleri

    Lehçe

    Bir dilin bilinmeyen, çok eski dönemlerinde ayrılmış kollarına denir. Başka bir deyişle, bir dilin birbirinden uzak bölgelerde, çeşitli nedenlerle, ses, söz dizimi ve söz varlığı bakımından değişikliğe uğramış biçimine lehçe adı verilir.

    Şive

    Bölgelere ve yörelere göre değişiklik gösteren, ana dilden ses ve biçim olarak değişiklik arz eden dil kollarına şive adı verilir.

    Ağız

    Bir dilin en yeni zamanda ayrılmış küçük bölge kollarıdır. Başka bir tanımla, bir dilde ya da bu dilin bir lehçesinde yazı diline oranla ortaya çıkan farklı söyleyiş biçimine ağız adı verilir.

    Argo

    Belli bir kesimin, genellikle de belli bir meslekten olan kişilerin kendi aralarında oluşturup konuştukları, bu nedenle ortak dili konuşan diğer insanların anlayamadığı özel dile argo adı verilir.





    Kökenlerine Göre Diller

    Sözcüklerin kökeni; dil bilgisi gibi özellikleri bakımından incelendiğinde ortak bir dilden türemiş olduğu kabul edilen diller aynı dil ailesi içine dahil edilmiştir. Genel olarak kabul edilen dil aileleri şunlardır:

    • Hint Avrupa dil ailesi: Farsça, Hintçe, Rusça, İtalyanca, İngilizce, Fransızca, Çekçe…

    • Hami-Sami dil ailesi: Arapça, İbranice, Çad dili...

    • Ural-Altay dil ailesi: Türkçe, Moğolca, Japonca, Macarca, Fince…

    • Çin-Tibet dil ailesi: Çince, Tibetçe, Vietnamca

    • Bantu dil ailesi: Afrika’nın büyük bölümünde konuşulan diller




    Yapısına Göre Diller

    Dünya üzerindeki diller yapı bakımından üçe ayrılır.

    Çekimli Diller

    Kelimeler cümle içinde değişik görevlere göre farklılığa uğrar. Hint Avıupa ve Hami-Sami dilleri bu gruba örnek olarak gösterilebilir.

    Eklemeli Diller

    Sözcükler değişikliğe uğramazlar, takat aldıkları ön veya son eklerle farklı görevlerde kullanılırlar. Ural-Altay dil grubu eklemeli diller grubundadır.

    Tek Heceli Diller

    Sözcükler tek hecelidir, ek almazlar. Vurgulama ve tonlama önemlidir. Çin-Tibet dil ailesindeki diller bu gruba örnek gösterilebilir.




    Türk Dilinin Tarihi Gelişimi ve Dönemleri

    Türk dilinin ortaya çıkış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Türkçenin, bilinen yazılı metinlerinden önceki dönemleri "karanlık" dönem olarak kabul edilmektedir.

    Türkçenin yazılı metinlerle takip edilebilen VII. yüzyıldan XIII. yüzyıla katlar olan dönemine "Eski Türkçe" denir. Bu dönemin bilinen ilk metinleri Göktürk (Orhun) Yazıtları'tur. Göktürk Yazıtları'nda Göktürk alfabesi kullanılmıştır. Türk sözcüğü devlet adında ilk defa Göktürk Devleti'nde kullanılmış ve Türk sözcüğü ilk defa Göktürk Yazıtları'nda kullanılmıştır. Göktürk Yazıtları'nda işlenmiş, duru ve mükemmel bir dil kullanılmıştır.

    Eski Türkçe döneminin Göktürk Yazıtları'ndan somaki yazılı ürünleri Uygur Türkçesi eserleridir. Uygur Türkleri Soğd yazısını kullanmışlardır. Bu dönemde verilen eserlerin tamamı Uygurların kabul ettiği Mani ve Buda dinleriyle ilgilidir. Bu eserlerin başta gelenleri "Altım Yanık, "Sekiz Yükmek" ve Irk Bitig'dir. Uygur Metinleri'nden soma Karahanlı Türkçesiyle eserler yazılmıştır. Karahanlı döneminde gerek Türk dilinde gerekse Türk kültüründe önemli değişiklikler olmuştur. İslamiyet resmen kabul edilmiş ve Aıap hailleri alınmıştır. XI. Ve XII. yüzyıllara ait olan "Kutadgu Bilig", "Divanü Lûgat-it Türk" ve "Atabet-ül Hakayık" adlı eserler ilk İslami Türk eserleri olarak bilinmektedir.

    Türkler XI. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu'ya göç etmeye başlamışlardır. Bu göçler sonucunda Türkler XIII. yüzyılda batıda Anadolu'ya, kuzeyde Karadeniz'in kuzeyi ve batısına kadar yayılmışlardır. Yerleştikleri bölge halkının ağzı ile eserler yazmaları sonucu Türkçe çeşitlenmiştir. Türkçe, yayıldığı bölgelere göre Kuzey-Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi olmak üzere iki kola ayrılmıştır. Kuzey-Doğu Türkçesi Eski Türkçenin bir devamı olarak XIII ve XIV. Yüzyıllarda Orta Asya ile Hazar Denizi'nin kuzeyindeki Türkler arasında kullanılmıştır.

    Kuzey- Doğu Türkçesi XV. yüzyılda Kuzey Türkçesi ve Doğu Türkçesi olmak üzere iki kol hâlinde gelişmesini sürdürmüştür. Farklı kollarda, gelişen Türkçenin özelliklerini o dönemde yazılan " Hüsrev ü Şirin" ve "Gülistan Tercümesi" gibi Kıpçak Türkçesi metinlerinden; "Şecere-i Türkî" ve Muhâkemet'ül-Lügateyn" gibi Çağatay Türkçesi metinlerinden öğrenmek mümkündür.

    Batı Türkçesi, XII. yüzyılın sonları ile XIII. yüzyılın başlarından günümüze kadar devam emiştir. Batı Türkçesi tarihi gelişimi içinde üç döneme ayrılır. Türkçenin XIII. ve XV. yüzyıllar arasındaki dönemi "Eski Anadolu Türkçesi" adını alır. Batı Türkçesinin XV. yüzyılın sonları ve XX. yüzyılın başları arasındaki dönemine "Osmanlı Türkçesi" denir. Batı Türkçesinin üçüncü dönemini "Türkiye Türkçesi" oluşturur.

    Kuzey-Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesinin çağdaş kolları günümüzde yazı dili olarak kullanılmaktadır. Kuzey-Doğu Türkçesinin kolları; Özbek, Kazak, Kırgız, Uygur, Tatar, Başkurt Türkçeleri; Batı Türkçesinin çağdaş kolları ise Azerbaycan, Türkmen, Gagavuz ve Türkiye Türkçeleridir.


    Anadolu'da Türkçenin Gelişimi

    Türkler XI. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu'ya göç etmeye başlamışlardır. Anadolu'ya göç eden Türkler Türkçenin iki büyük kolundan biri olan Batı Türkçesini oluşturmuşlardır.

    Batı Türkçesi, XII. yüzyılın sonları ile XIII. yüzyılın başlarından günümüze kadar devam etmiştir. Batı Türkçesi tarihi gelişimi içinde üç döneme ayrılır. Türkçenin XIII. ve XV. yüzyıllar arasındaki dönemi "Eski Anadolu Türkçesi" adını alır. Batı Türkçesinin XV. yüzyılın sonları ve XX. yüzyılın başları arasındaki dönemine "Osmanlı Türkçesi" denir. Batı Türkçesinin üçüncü dönemini "Türkiye Türkçesi" oluşturur.

    Eski Anadolu Türkçesi

    Bu dönem Eski Türkçenin özelliklerini taşır. Anadolu Selçukluları, Anadolu Beylikleri ve Osmanlıların ilk dönemlerinin yazı dilidir. Eski Anadolu Türkçesinde Arapça ve Farsça sözcükler fazla değildir. Bu dönemin özellikleri Yunus Emre Divanı ve Garipname gibi eserlerde görülmektedir.

    Osmanlı Türkçesi

    Bu dönemde Eski Türkçenin izleri kaybolmuştur. Arapça ve Farsçanın tesiri fazladır. Osmanlı Türkçesi beş asır imparatorluğun yazı dili olarak varlığını sürdürmüştür. XVII.yüzyıldan itibaren Osmanlı Türkçesinde "mahallileşme hareketi" baslar. Bu hareket Tanzimat'a kadar devam eder. Tanzimat'tan soma da Türkçe yabancı kelimelerle yüklü ağır bir dil olarak varlığını "Türkiye Türkçesi"ne kadar sürdürür. "Şikâyetname" ve "Hüsn ü Aşk" gibi eserler bu dönem Türkçesinin özelliklerini taşır.

    Türkiye Türkçesi

    Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem gibi sanatçıların konuşma dilinden yeni bir yazı dili oluşturmak amacıyla Genç Kalemler dergisinde başlattıkları "Yeni Lisan Hareketi" bu dönemin başlangıcı kabul edilir. Milli bir dili savunan bu sanatçılar, Arapça ve Farsçadan Türkçeye giren dil bilgisi kuralları ve bu kurallarla yapılan tüm tamlamaların kaldırılmasını, yazı dili ve konuşma dili arasındaki büyük farklılıkların kaldırılarak yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılma sini ilke olarak kabul etmişlerdir.

    Türkiye Türkçesinin gelişimi içinde bu hareketten soma en kapsamlı çalışma Dil Devrimi'dir. 1928'de Harf Devrimi'nin yapılması ve 1932'de Türk Dil Kurumu'nun kurulmasıyla Türkçe sistemli bir şekilde ele alınarak sadeleştirilmiş ve olgunlaştırılmıştır.




    Telaffuz

    Konuşma dilinde kelimelerin söyleniş biçimine telaffuz denir'. Etkileyici bir konuşmada konunun içeriği kadar telaffuzu da önemlidir. Güzel bir konuşmada vurgu ve tonlamanın doğru yapılması kadar' kelimelerin doğru telaffuzu da önemlidir'.

    Söyleyiş güzelliğini sağlamanın en önemli yollarından biri Türkçenin ses dizgesini çok iyi bilmektir'. Türkçe konuşma açısından büyük kolaylıklar' sağlayan özelliklere sahiptir. Bu özellikleri şu şekilde sıralayabiliriz:

    - Türkçe genellikle yazıldığı gibi konuşulur, konuşulduğu gibi yazılır.
    - Türkçe ses yönünden zengindir'.
    - Türkçenin sesleri gırtlaksı, burunsu olmadığı için hırıltılı bir' nitelik taşımaz.
    - Türkçedeki ünlü ve ünsüzler rahat çıkışlı seslerdir.
    - Büyük ve küçük ünlü uyumları telaffuzu büyük ölçüde kolaylaştırır.

    Telaffuz özelliklerinden biri de vurgu ve tonlamadır. Konuşma ve okumayı canlandırmak için vurgu ve tonlamaya dikkat edilmelidir. Vurgulamanın anlamı belirlemede önemli bir işlevi vardır. Bir kelimenin anlam değişmelerini belirtmede vurgudan yararlanılır. Gerektiği yerde vurgu ve tonlama yapılmazsa ya da yanlış, eksik yapılırsa sözün duygu değeri kaybolur. Ayrıca sesin, telaffuzun, söyleyişteki müziğin ortaya çıkması gerçekleşmez.

    Hiçbir alfabe bütün sesleri göstermeye yetmez. İnsan gırtlağından onlarca farklı ses çıkabilir ancak herhangi bir dile ait bir alfabe bütün sesleri karşılayamaz. Örneğin Türkçede kullanılan üç çeşit "e" sesi vardır. Bunlardan bir tanesinin alfabede karşılığı vardır. Telaffuzun doğru ve güzel olabilmesi için bazı seslerin kullanıldıkları sözcüklere göre değişebileceği de unutulmamalıdır.

    "Beş, ermiş" sözcüklerinde "e" sesi "i" sesine yakın kapalı ve dardır. Telaffuz edilirken dudaklar' ve çene açısı "i"de olduğundan biraz açıktır'.
    "Şehit, elek" sözcüklerinde daha açık bir sestir'.
    "Erken, evde" sözcüklerinde "e", "a"ya yaklaşan en açık "e"dir.

    Duraklama

    Ses çıkarmak için soluk almaya ihtiyacımız vardır. Konuşurken hava ihtiyacını elde etmek için az veya çok duraklamaya ihtiyaç vardır. Söz söylemenin doğallığı çerçevesinde soluk alma ve duraklama gerekir. Soluksuz ve duraklamasız bir konuşma monotonluk kadar anlaşabilme eksikliği doğurur.

    Okunan metinlerde durak yerleri çeşitli noktalama işaretleriyle gösterilir. Bazı metinlerde noktalama işaretleri yeterli olmaz. Bunun için okuma sırasında konunun akışına göre duraklar oluşturmak zorundayız.

    Konuşur ve okurken durak yerlerine yeterince önem vermez sık sık kısa duraklamalar yapmazsak, bol ve derin soluk alma ihtiyacı duyarız. Bu da gürültülü soluk almamıza neden olur. Gürültülü soluk alma bir kusurdur. Bunu önüne gerekli yerlerde yapılan duraklarla geçilir.


    Vurgu

    Konuşurken veya okurken, bazı hecelerin veya sözcük gruplarının diğerlerinden daha baskılı, şiddetli ve yüksek sesle söylenmesine vurgu adı verilir.

    - Söze duygu değeri katar.
    - Dinleyicinin dikkatini uyandırmak anlamın kavlanmasını kolaylaştırır.
    - Sesi, söyleyişi, sözdeki ezgiyi canlandırır.

    Vurgular çeşitlidir; başlıcaları şunlardır:
    - Cümle vurgusu
    - Sözcük vurgusu

    Cümlede anlamca en önemli sözcük, vurgu ile belirtilir. Cümlede vurgunun kaynağı yüklemdir. Bu yüzden yükleme en yakın sözcük vurguludur. Konuşmada ise istediğimiz öğeyi vurgulamak kolaydır. Ancak yazarken vurgulanması gereken sözcükleri yüklemin yanma yazmalıyız. Çünkü yazıda, yüklemden uzak bir kelimeyi vurgulu okutacak hiçbir belirti ve kural yoktur. Sadece uzun cümlelerde özne yüklemden uzak ise vurgulanır çünkü fiilden sonraki en önemli unsur öznedir.


    Cümledeki Vurguyu Belirleme

    Dayıma o kitabı ben verdim.
    "Ben" sözcüğü cümlenin vurgusudur.

    İlk yağmur damlası dün düştü bu çorak topraklara.
    "Dün" sözcüğü cümlenin vurgusudur.

    Yürüyorum gurbeti gönlümde duya duya.
    Yüklem başta olursa cümlenin vurgusu kendisi olur.

    Koca Ali, bu kararı duyunca ömründe ilk defa olarak sarsıldı.
    "Koca Ali" cümlenin vurgusudur.

    Sözcük Vurgusu

    Türkçede kural olarak vurgu genellikle sözcüğün son hecesindedir. İstisnalar hariç, sözcüğe ekler getirildikçe vurgu son heceye doğru kayar.

    Çiçek, çiçekçi
    Bu örnekte çiçek sözcüğünün vurgusu son hecesindeyken ek alınca vurgu eke kaymıştır.

    Bazen vurgu sondan önceki hecelerden birinde olur. Bu tür istisna durumlar şunlardır:
    Yer adlarında vurgu ilk hecededir. Ankara, Samsun, İzmir...

    Sonu -ya ile biten yer adlarında vurgu sondan bir' önceki hecededir. Sakarya, Sibirya...

    Zarf ve bağlaçlarda vurgu ilk hecede olur. Önce, yalnız, ayrıca...

    Ön sesle pekiştirilmiş sözcüklerde vurgu baştadır. Sımsıkı, koskoca...

    Dilimizdeki Arapça ve Farsça kökenli bazı sözcüklerde uzun heceler vardır. Bu sözcüklerde vurgu uzatılan hece üzerindedir. Katil, mukabil, zekî...

    Türkçede bazı ekler vurgusuzdur ve vurguyu önlerindeki heceye atarlar. Bekleme, insanca, konuşmadan...



    :D:D:D
    lezikon bunu beğendi.
  2. muammer614

    muammer614 Üye

    Katılım:
    31 Ekim 2011
    Mesajlar:
    31
    Beğenileri:
    34
    Ödül Puanları:
    19
    [ı][bir teşekkür yeter][/ı]

Sayfayı Paylaş