10 soruda lale devri..

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 10. Sınıf' bölümünde hilly tarafından paylaşıldı.

  1. hilly

    hilly Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    15 Şubat 2009
    Mesajlar:
    1.548
    Beğenileri:
    1.711
    Ödül Puanları:
    113

    [​IMG]“Lale Devri” denilince, akla hep eğlence gelir. Ancak bu dönem “eğlenceden ibaret” değildir. Osmanlı modernleşmesi de Lale Devri ile başlar. Bu dönem, Osmanlı tarihinin en ilginç dönemlerinden birisidir.




    1.“Lale Devri” adını nasıl aldı?
    2.Lale Devri nasıl başladı?
    3.Neden Avrupa'ya elçi gönderildi?
    4.28 Mehmed Çelebi'nin elçiliği ne getirdi?
    5.Matbaa nasıl faaliyete geçti?
    6.Matbaa niçin geç geldi?
    7.Tulumbacı Ocağı nasıl kuruldu?
    8.Lale Devri'nin eğlence hayatı nasıldı?
    9.Lale Devri'nde başka neler yapıldı?
    10.Lale devri nasıl sona erdi?


    1.“Lale Devri” adını nasıl aldı?

    Yahya Kemal, Paris'te 20. Yüzyıl Osmanlı tarihçiliğinin en önemli isimlerinden Ahmed Refik Altınay ile bir sohbetlerinde, Osmanlı tarihinin 18. Yüzyıl'daki bu medeni hamle dönemini “Lale Devri” olarak adlandırır.

    O sıralarda bu döneme ilişkin bir kitap hazırlayan Ahmed Refik de bu adlandırmayı beğenerek, yapıtında kullanır.

    Ahmed Refik'in kitabına verdiği bu isim, daha sonra yaygınlaşarak bu dönemi sıfatlandıran ifade haline gelir.

    2.Lale Devri nasıl başladı?

    Viyana Bozgunu sonrasında kendisini toparlamaya çalışan Osmanlı İmparatorluğu Venedik ve Rusya'yı mağlup etmişse de 1715- 1718 savaşlarında, Avusturya'ya yenilerek Sırbistan'ın bir bölümünü kaybetmişti.

    Bürokrat kökenli olan Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, 1718'deki Pasarofça Antlaşması'ndan sonra yaklaşık 35 yıldır süren savaş dönemine son verdi. Barış, eğlence ve yenileşme dönemini başlattı.




    Pasarofça Antlaşması ile 1683 yılından beri süregelen karışıklıklar bitti, 1730 yılına kadar devam edecek olan, 12 yıllık yeni bir dönem, “Lale Devri” başladı.

    3.Neden Avrupa'ya elçi gönderildi?
    Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa, Avrupa'yı tanımak gerektiğini fark eden ilk Osmanlı sadrazamıydı. Avrupa devletlerinin İstanbul'daki elçileriyle düzenli ilişkiler kurdu. Ayrıca Osmanlı tarihinde ilk kez, Avrupa devletlerine elçi gönderdi.

    Elçiler sadece askeri ve ticari antlaşma yapmaya gitmemişlerdi. Avrupalı devletlerin askeri gücü ve devlet yapılarıyla ilgili bilgi edineceklerdi.

    İbrahim Paşa, Viyana'ya (1719); Yirmi Sekiz Mehmed Çelebi, Paris'e (1720- 1721); Nişli Mehmed Ağa, Moskova'ya (1722- 1723); Mustafa Efendi, Viyana'ya (1730); Mehmed Efendi, Lehistan’a (1730) elçi olarak gönderildiler.

    Bu elçiler gittikleri yerlere ilişkin gözlemlerini dile getiren raporlar hazırlayarak sadrazama sundular, Artık “dış dünyaya bakmayan” Osmanlı dönemi sona ermişti.

    4.28 Mehmed Çelebi'nin elçiliği ne getirdi?



    Osmanlı elçilerinin yazdığı 'sefaretnameler' arasında en fazla üzerinde durulan yapıt, Yirmi Sekiz Mehmed Çelebi'nin 1720- 1721 tarihli Fransa Sefaretnamesi'dir. Edebi ve tarihi kıymetinin yanı sıra bu yapıt, Osmanlı toplum yaşantısı üzerindeki etkisi açısından da önemlidir. Bu sefaretname, Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı'ya bakışının değişmesinde önemli bir rol oynamıştır.

    Babası Yirmi Sekiz Mehmed Çelebi ile birlikte Paris'e giden Mehmed Said'in Fransa'daki gözlemleri ve dönüşünde gerçekleştirdiği icraat da önemlidir. Gerçek bir Osmanlı aydını olan Mehmed Said, Paris'te babasından daha çok dolaşmış, çevre edinmiş ve Fransa'yı dikkatli bir biçimde gözlemlemiştir. Matbaanın kurulmasında çok önemli rolü vardır. Ayrıca Fransa'dan İstanbul'a getirdiği kitap, elbise ve mobilyalar, Osmanlı başkentinde Batı modasının yayılmasına yol açmıştır.




    Mehmed Said'in Paris'te elçi iken gönderdiği tablolar sayesinde, Türk minyatür sanatında, yeni bir çığır açılmıştır. Bu resimleri gören minyatürcüler, özellikle Levni, minyatürle Batı üslubu resim arasında yeni bir tarz geliştirmiştir.

    5.Matbaa nasıl faaliyete geçti?




    Matbaa denilince akla, İbrahim Müteferrika adı gelir. Gerçek bir aydın olan Müteferrika aslen Macar kökenliydi. 1700’lü yıllarda Müslüman olarak Osmanlı hizmetine girmişti. Devlet hizmetinde çalışırken, matbaa kurulmadan önce, bir “harita tezgâhı” tesis ederek birkaç harita basmıştı. Amacı, bir matbaa kurmaktı. Fransa elçisinin oğlu Mehmed Said Efendi'nin de böyle bir niyeti olması sayesinde, kuvvetli bir destek buldu. Bu dönemde yangınlar yüzünden birçok kitabın yok olması da böyle bir teşebbüse uygun ortam hazırlamıştı.

    Bu ikilinin müracaatları, Sadrazam tarafından olumlu karşılandı ve Şeyhülislam Yenişehirli Abdullah Efendi'nin kitap basımını onaylayan fetvası ile 1727 yılı Temmuz ayının başlarında, ilk Türk matbaası kuruldu. 1728 yılında ilk basılan kitap “Vankulu” diye bilinen bir sözlüktür.




    Bu matbaanın kurulmasında ve işletilmesinde İbrahim Müteferrika'nın rolü büyüktür. Ancak Yirmi Sekiz Çelebizade Mehmed Said Efendi'nin bu işteki payı da gözden kaçırılmamalıdır. Said Efendi, Fransa'da matbaayı yakından görüp incelemiş ve geri döndüğünde, babasının nüfuzunu da kullanarak, Osmanlı'da ilk Türk matbaasının kurulmasını sağlamıştır.

    Ünlü Fransız düşünür Saint-Simon hatıratında, Mehmed Said Efendi'nin Paris'te bir matbaayı ziyaret ettiğini ve İstanbul'a dönüşünde bir matbaa açmayı düşündüğünü yazmaktadır. Bu bilgi, matbaanın tesisinde onun oynadığı rolü açıkça ortaya koymaktadır.

    Ancak Mehmed Said Efendi'nin bürokraside yükselmesi nedeniyle, matbaacılıktan erken ayrılması ve İbrahim Müteferrika'nın çalışmaları, Mehmed Said'in bu olaydaki rolünü gölgelemiştir.

    6.Matbaa niçin geç geldi?

    Osmanlı tarihinde, üzerinde düşünülmeden tartışılan sorunlardan biri de, matbaanın geç gelişi konusudur. Bu sorun tartışılırken, İstanbul da bulunan 90 bin hattatın buna engel olduğu anlatılır. Bu bilgi üzerinde, araştırma dahi yapmadan bir an düşünülse, böyle bir şeyin mümkün olamayacağı rahatlıkla anlaşılır. Bir kere, değil hattatların, belki bütün İstanbul esnafının toplamı ancak 90 bin idi!

    Yine matbaanın geç gelmesi tartışılırken “Geldi de ne oldu?” diye bir sorgulama yapılmaz. Matbaanın kurulmasından İbrahim Müteferrika'nın ölümüne kadar geçen yaklaşık 20 yıllık dönemde, Müteferrika'nın gayretleriyle, 17 kitap (23 cilt) basılabilmiştir.

    Müteferrika'nın ölümünden sonra ise yalnızca bir kitap basılır ve sonra da matbaa 46 yıl faaliyetine ara verir. Bu durum matbaanın kuruluşunun ötesinde, faaliyetinin de tamamen İbrahim Müteferrika'nın gayretleriyle yürüdüğünü, o günün toplumunda, kitap basımına fazla bir rağbetin olmadığını açıkça gösterir.

    Matbaanın gelişi ele alınırken, toplumsal talebin ve altyapının durumu, etraflıca incelenmelidir.

    7.Tulumbacı Ocağı nasıl kuruldu?



    İstanbul, Osmanlı döneminde sayısız büyük yangınlara maruz kalmıştır. İlk kez Lale Devri’nde, düzenli bir itfaiye teşkilatı olan Tulumbacı Ocağı kuruldu.

    1720 veya 1721 yılında oluşturulan bu ocak, Yeniçeri teşkilatına bağlıydı. 50 kişilik tulumbacı ekibinin başında, Fransız kökenli bir Müslüman “Davud Ağa” vardı.

    Davud Ağa, kendi icat ettiği tulumbayı 1718 yılındaki Tüfenkhane ve 1720'deki Tophane yangınlarında kullanmış yaptığı alet beğenildiği için, Sadrazam tarafından Yeniçeri Ocağı'na “Tulumbacıbaşı” olarak tayin edilmişti.

    8.Lale Devri'nin eğlence hayatı nasıldı?
    Lale Devri denilince, akla bu dönemin eğlenceleri gelir. Bu eğlence hayatında Sadrazam İbrahim Paşa'nın önemli bir rolü vardır. Sadrazam, eski saraydan uzakta, Kağıthane'de padişahın eğlenmesi için “Sadabad” adı verilen yeni bir saray inşa ettirmişti. Sarayın etrafına da bahçeler, havuzlar, çeşmeler ve heykeller yaptırılmıştı. Bu sarayda Fransa kralının sarayı ve yaşantısı örnek alınmıştı. Devlet ileri gelenleri de bu konuda padişahı taklit ettiler. Boğaziçi ve Haliç'in etrafındaki topraklar devlet ricali tarafından paylaşıldı.

    Devlerin üst kademeleri, birbirleriyle lüks yaşam yarışına girdiler. Bu durum halka da yansıdı. Kahvehane ve meyhaneler çoğaldı. Eğlence hayatıyla birlikte şiir ve müzik de iyice ön plana çıktı. Divan Edebiyatı'nın en büyük isimlerinden birisi olan Nedim bu dönemde ortaya çıktı. Şairler şiirlerinde daha fazla Türkçe sözcük kullanırken, tabiatı, aşkı övdüler.

    Bu dönemde, geleneksel Osmanlı divanlarının yerini, iskemle ve koltuklar, Batı tarzı mobilya¬lar almaya başladı. Saray duvarları resimlerle süslendi. Devlet adamlarının portreleri yaptırıldı. Dönemin simgesi de, düzenli ve bakımlı bahçeler oldu. Lale iyice ön plana çıktı. Lale soğanı yetiştirmek “moda” oldu. Lale ve lalecilik hakkında birçok kitap yazıldı. Bu eserlerde lale cinsleri, tohumların nasıl elde edildiği, lalelerin özellikleri belirtilirdi. Ama yine de bahçecilikle ilgili kimi bilgiler bir sır gibi saklandı...

    Talebin aşırı artışı lale fiyatlarını yükseltti. Devlet lalelerin fiyatlarını türlerine göre belirledi. Gerek Cevdet Paşa, gerekse Ahmed Refik bu dönemde lale soğanlarının beş yüz ile bin altına dahi satıldığını söylerler. Ancak bu konuda araştırmalar yapmış olan Münir Aktepe bu bilgileri abartılı bulur ve resmi kayıtlarla uyuşmadığını belirtir. Aktepe'nin dönemin arşivlerinden bulduğu bilgilere göre, 239 lale çeşidi arasında en pahalısı, 50 altına satılan ve 1717 yılında Vefalı Mehmed Bey'in yetiştirdiği “Nize-i Rummanî” adlı laledir.

    9.Lale Devri'nde başka neler yapıldı?


    Lale Devri'nin en önemli özelliği, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk defa bu dönemde yüzünü Batı'ya dönmesidir. Daha önce yapılan ıslahat hareketlerinde, Osmanlı'nın geçmişi örnek alınırken, bu dönemden sonra yavaş yavaş Avrupa örnek alınmaya başlandı.

    İstanbul baştanbaşa imar edildi. Uzun süredir bakımsız kalmış devlet binaları, camiler,medreseler, çeşmeler onarıldı. Yeni saraylar, çeşmeler, su yolları yapıldı.

    Tercüme heyetleri kurularak farklı dillerden yapıtlar çevrildi. Nedim'in de içinde bulunduğu tercüme heyeti, Müneccimbaşı ve Aynî tarihlerini Arapça'dan Türkçe' ye çevirdiler. Yeni kütüphaneler kuruldu ve buralara önemli miktarlarda kitap toplandı. Başta çini olmak üzere, çeşitli imalathaneler kuruldu veya yeniden dizayn edildi. Bu dönemin en önemli icraatı olacak “Avrupa tarzı asker yetiştirilme” işine, Üsküdar'da başlandı. Ancak bu girişim, Patrona Halil İsyanı yüzünden, Yüzyıl'ın sonlarına sarktı.

    10.Lale devri nasıl sona erdi?

    28 Eylül 1730 Perşembe günü, sözde, “şeriatın gereğini yerine getirmek için” Patrona Halil ve arkadaşları isyan bayrağını açtılar. Bu isyanda kendi önlerini açmak isteyen bazı devlet adamlarının da rolü vardı. Asilerin miktarı başlangıçta 30'u geçmiyordu. Kapalıçarşı'ya giren isyancılar, burada propagandaya başladılar. “Şeriatı tatbik etmek için” Çarşı esnafını kendilerine katılmaya davet ettiler. Zorla dükkânları kapattırdılar.



    Çarşı'dan çıkan asiler kendilerine katılanlarla birlikte Divanyolu'ndan Etmeydanı'na yürüdüler. Buradaki yeniçeri kışlalarında kalan bir kısım yeniçeriyi de kendilerine katılmaya çağırdılar.

    Aslında ufak bir önlem dahi isyanı bastırmaya yetecekti. Ancak padişah ve devlet ileri gelenleri, İran Seferi için Üsküdar'daydılar. İstanbul tarafında isyanın ilk anda üzerine gidecek dirayeti, kimse gösteremedi.

    İsyanın ikinci günü, bazı yeniçerilerin, acemi oğlanlarının ve ulemanın katılımıyla asilerin sayısı iki bini aşmıştı. Saray'daki kararsızlık devam ediyordu. İsyancılar, başta Sadrazam ve Şeyhülislam olmak üzere, devlet ricalinden 37 kişinin kendilerine verilmesini istiyordu. Bu işin kan dökülmeden halledilemeyeceğini anlayan III. Ahmed, Sancak-ı Şerif'i Saray'ın kapısının önüne diktirerek ahaliyi asilere karşı mücadeleye çağırdı. Ancak geç kalınmıştı. İstanbul'un kontrolü asilerin eline geçmişti...

    Saray'da bulunan ulema da asilerin isteklerinin yerine getirilmesini istiyordu. “Asilerin Saray’ı kuşattığı” söylentileri ortalığı daha da karıştırdı. Padişahın emri ile Sadrazam ve bazı vezirler öldürülerek cesetleri asilere verildi.

    Zorbalar tarafından parçalanan cesetler III. Ahmed Çeşmesi'nin önüne bırakıldı.

    Asiler, III. Ahmed'in tahttan indirilmesini de istediler.




    Padişah Harem Dairesi'ne, yerine geçecek olan ve kendisinden sonra Hanedan'ın en büyüğü Şehzade Mahmud'un yanına gitti: Devlet adamları yeni padişaha biat ettiler. III. Ahmed'in 27 yıllık hükümdarlığı ve Osmanlı'nın batılılaşma tarihinin başlangıcı sayılan “Lale Devri” artık bitmişti...

Sayfayı Paylaş