11. sınıf II. ÜNİTE ÖĞRETİCİ METİNLER

Konu 'Dil ve Anlatım Ders Notları' bölümünde ByNapolyon tarafından paylaşıldı.

  1. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0

    1. MEKTUP
    Uzakta bulunan herhangi dosta, arkadaşa
    gönderilen ya da kamu kuruluşları arasında
    haberleşmeyi sağlayan bir yazı türüdür.
    Mektuplarda dilek ve arzu bildiren duygu ve
    düşüncelere yer verilir.
    Mektupta kullanılacak anlatım, bunu okuyacak
    kişinin kültür düzeyine göre ayarlanır. Arkadaşa
    yazılacak bir mektupta kullanılacak dil, büyüğe
    yazılacak mektuptaki dilden elbette farklı
    olmalıdır.
    Edebiyatımızda mektup türü, Tanzimat Edebiyatı
    döneminde gelişmeye başlar. Özellikle Abdülhak
    Hamit TARHAN ile Namık Kemal'in birbirlerine
    yazdıkları mektuplar, bu gelişmenin önemli ve tipik
    örnekleridir. Bilim, edebiyat ve siyaset adamlarının
    mektupları, ayrıca çağının özelliklerini yansıttığı
    için, birer "belge" niteliği de taşırlar.
    Mektuplar, dört grupta sınıflanmaktadır:
    1. Özel Mektuplar
    2. Edebî Mektuplar
    3. Resmî ve İş Mektupları
    4. Açık Mektuplar
    1. Özel Mektuplar
    Akraba ve dost gibi yakın çevredeki insanlara
    yazılan mektup çeşididir. Bu tür mektuplarda doğal
    ve samimi anlatım ön plândadır. Sanatçı ve
    edebiyatçıların, daha çok genel konular üzerinde
    yazdıkları özel mektuplara "edebî mektup" da
    denmektedir.
    Özel mektupları yazarken dikkat edilecek
    özellikler şunlardır:
    a. Mektup yazılacak kâğıt, şekil yönünden düzenli
    ve temiz olmalıdır.
    b. Mektup, mürekkepli ya da tükenmez siyah renkli
    kalemle yazılmalıdır.
    c. Mektubun sağ üst köşesine "tarih", yanına da
    yazıldığı "yerin adı" konmalıdır.
    d. Mektubu göndereceğimiz kişinin genel
    özelliklerine göre (yaşı, kültür düzeyi, yakınlık
    derecesi vb.) "hitap cümlesi" bulunmalıdır.
    e. Mektubun sağ alt köşesine "ad-soyad" yazılmalı
    ve "imza" atılmalıdır.
    f. Mektubun sol alt köşesine "adres" yazılmalıdır.
    2. Edebî Mektuplar:
    Edebî mektuplar; yazarları, içerikleri ve ifade
    şekilleri ile özel mektuplar içinde ayrı yer tutar ve
    ayrı şekilde ele alınırlar. Edebî mektuplarda,
    mektubun yazıldığı dönemin edebiyat ve düşünce
    olayları yer alır. Yazar, karşısındakine öğüt verir,
    yol gösterir. Eski dönemlerde, bu tür kişisel edebî
    mektuplar, "Mektûbât = Mektuplar" adı altında
    toplanır ve geniş kitlelerin de okuyabilmesi için
    yayımlanırdı.
    Düşünce ve edebiyat alanındaki görüşleri
    sergilemeleri bakımından mektupları yayımlanan
    yazar ve şairlerimizden bazıları şunlardır:
    Ali Şir Nevaî (XV. yy.)
    Kınalızade Ali (XVI. Yy.)
    Veysî (XVII. yy.)
    Ragıp Paşa (XVIII. yy.)
    Namık Kemal (XIX. yy.)
    Ahmet Hamdi Tanpınar (XX. yy.)
    NOT: Ayrıca mektup tarzında eleştiri,
    seyahatname, roman, hikâye, şiir gibi yazılı
    kompozisyon türlerinin (edebî türler) de yazıldığı
    görülmektedir.
    3. Resmî ve İş Mektupları:
    a. Resmî Mektuplar:
    Resmî dairelerin ve tüzel kişilik taşıyan kuruluşların
    birbirlerine yazdıkları resmî yazılarla; bunların,
    vatandaşların başvurularına verdikleri yazılı
    cevaplara denir. İş mektuplarına benzerler.
    Bu mektupların hitap başlığı, yazılan dairenin ya da
    tüzel kişilik sahibi kuruluşun kanun ve tüzüklerdeki
    tam adıdır.
    Bu mektuplarda tarih ile birlikte mektubun sıra
    numarası ve konusu belirtilir. Mektup, cevap
    mahiyetinde ise "ilgi" hanesine cevabı olduğu
    mektubun sayı ve tarihi, "konu" hanesine de kısaca
    amaç yazılır. Bu yapıldıktan sonra iki ya da üç satır
    aralığı bırakılarak mektup yazılır.
    Resmî mektuplarda açık, kesin, anlaşılır bir dil
    kullanılır. Mektubun sonu, alt makama yazılıyorsa
    "... rica ederim.", üst makama yazılıyorsa "... arz
    ederim." şeklinde biter.
    Mektup metninin sağ altında ise mektubu yazanın
    makamı, adı ve soyadı ile imzası bulunur.
    b. İş Mektupları:
    Özel kişilerle iş kurumları ve iş kurumlarının kendi
    arasında, işle ilgili olarak yazılan mektuplara denir.
    Bu mektuplarda konusu ne olursa olsun bir iş ya da
    hizmet söz konusudur. Bu bir sipariş, satış, şikâyet,
    borç alıp verme isteği, tavsiye ya da bilgi isteme
    olabilir. İş mektuplarını, konularına göre altı başlık
    altında inceleyebiliriz:
     Sipariş mektupları
     Satış mektupları
     Şikâyet mektupları
     Alacak mektupları
     Tavsiye mektupları
     Başvuru mektupları vb.

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
    JeLLyPuFF bunu beğendi.
  2. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    İş mektuplarına, kendisine mektup yazılan kişi ya
    da kurumun ad ve adresi ile başlanır. Kâğıdın sağ
    tarafına tarih yazılır. Adres ve tarihten sonra uygun
    bir aralık bırakılır, paragraf yapılarak doğrudan
    istek yazılır. Son bölüme saygı ifade eden bir söz
    eklenerek mektup bitirilir. Mektup metninin sağ
    altında mektubu yazanın adı ve soyadı ile imzası
    yer alır.
    İş mektuplarında şekil birliğini sağlamak için, son
    zamanlarda satır başı yapılmamakta, satır başları,
    satır aralıkları daha da açılarak gösterilmektedir.
    Böylece yazı, sol ve sağ yanlardan bir blok hâlinde
    ve aynı ölçüler içinde kalmaktadır.
    Resmî ve iş mektuplarında dikkat edilecek
    özellikler şunlardır:
    Mektup yazılacak kâğıt şekil yönünden düzenli ve
    temiz olmalıdır.
    Bu tür mektuplar, mümkünse daktilo ya da
    bilgisayarla yazılmalıdır. Mümkün değilse, özel
    mektuplarda olduğu gibi siyah mürekkep ya da
    tükenmez kalemle yazılmalıdır.
    Resmî mektuplarda yazının çıktığı kurumun adı,
    kâğıdın üstüne ortalanarak büyük harflerle
    yazılmalıdır.
    Kâğıdın sağ üst köşesine tarih yazılmalıdır.
    Mektubun gideceği makamın adı ve yeri ise kâğıdın
    orta üst yerine ortalanarak yazılmalıdır.
    Yazı metnine başlamadan hangi tarih ve sayılı
    yazının cevabı olduğu yazılmalıdır.
    Mektubun giriş paragrafında sorun ya da konu
    kısaca belirtilmelidir. Gelişme paragraflarında ise
    konu ve sorun açılmalıdır. Sonuçta ise, arz / rica
    ifadelerine yer verilmelidir.
    4. Açık Mektup:
    Her hangi bir düşünceyi, görüşü açıklamak, bir tezi
    savunmak için bir devlet yetkilisine ya da halka
    hitaben, bir kişi ya da kurum tarafından yazılan,
    gazete, dergi aracılığı ile yayımlanan mektuplardır.
    Açık mektuplarda sadece yazanı değil, geniş
    kitleleri ilgilendiren önemli konular ele alınır.
    Açık mektubun türü; makale, fıkra, inceleme
    yazılarından birine uygun olabilir.
    Açık mektup örneklerine zaman zaman gazete ve
    sanat dergilerinde rastlanmaktadır.
    NOT:” Halide Edip; Handan
    Hüseyin Rahmi; Sevda Peşinde
    Reşat Nuri; Bir Kadın Düşmanı
    Yakup Kadri; Bir Serencam” adlı eserler
    mektup tarzında yazılmıştır.
    DİLEKÇE
    Dilekçeler bir iş mektubu olarak da kabul edilebilir.
    Bir dileği, isteği, ihbar ve şikâyeti bildirmek üzere
    ya da her hangi bir konuda soru sormak için resmî,
    özel kurum ve kuruluşlara, gerçek ya da tüzel
    kişilere yazılan imzalı ve adresli bir çeşit iş
    mektubudur.
    Dilekçeler genellikle çizgisiz ve beyaz dosya
    kâğıdına dolma kalemle ya da daktilo / bilgisayarla
    yazılır. Kâğıdın üstünde üç, solunda üç, sağında bir
    santimetre boşluk bırakılır.
    Dilekçeler, ana hatlarıyla dört kısımdan ibarettir:
    Hitap: Dilekçeye gönderilen makamın adı ve yeri
    yazılarak başlanır. Hitaptaki kelimelerin tamamı ya
    da ilk harfleri büyük yazılır.
    Dilekçe Metni: İş mektuplarında olduğu gibi
    dilekçelerde de anlatılmak istenen ifadenin açık,
    anlaşılır, kesin, net ve öz olması gerekir. Yanlış
    anlaşılmalara meydan verilmemelidir. İfadeler
    bitirildikten sonra dilekçe, "... arz ederim" cümlesi
    ile bitirilmelidir.
    Tarih ve İmza: İmzasız dilekçeler dikkate
    alınmadığı için dilekçe metninin biraz altında
    kâğıdın sağ alt tarafında tarih ve imzanın mutlaka
    bulunması gerekir. Tarih kısmı, kâğıdın sağ üst
    köşesinde de bulunabilir.
    Gönderenin Adresi: Adres; tarih ve imza kısmından
    biraz aşağıda kâğıdın sol alt kısmına yazılmalıdır.
    Adresin ilk satırında ad ve soyad, ikinci satırında
    cadde, sokak ve apartman numarası yer alır.
    Üçüncü satırda ise ilçe ve ilin adı bulunur.
    Dilekçeye eklenmiş belge var ise adres kısmının
    altına EK ya da EKLER başlığı açılır ve belgelerin
    adları yazılır.
    NOT: Özel mektup, iş mektubu ve dilekçede dil
    daha çok göndergesel işlevde kullanılır;
    Ayrıca akıcılık, duruluk, yalınlık bakımından açık bir
    anlatım özelliği taşır.

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
  3. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    2. GÜNLÜK (GÜNCE):
    Bir kimsenin düzenli olarak, günlük olaylarla ilgili
    yorumlarını, bunlardan kaynaklanan o günkü
    anlayışlarını, düşüncelerini, üstüne tarih atarak
    kaleme aldığı kısa yazılara “günlük” veya “günce”
    denir.
    Günlükler ne gün yazıldığını belirtmek için tarih
    atılan, çoğu zaman her günün sonunda o gün olup
    bitenin sıcağı sıcağına anlatıldığı, olaylarla ilgili
    yorumlar, değerlendirmeler yapıldığı yazılardır.
    Günlükler her gün yazıldığı için kısadır. Bu yazılar
    yazarın yaşamından izler taşır. Bu bakımdan
    günlükler içten ve sevecendir.
    Günlüklerin anlatımı geliştirmede önemli bir yararı
    vardır. Özellikleri şunlardır:
     Günlükler kısa, içten ve sevecen yazılardır.
     Olayı yaşayan kişi tarafından yazılır.
     Yazar günlükleri kendisi için yazmıştır.
     Günlükler, tarih atıldığı için inandırıcı
    yazılardır.
     Günlüklerde gözlem ve kişisel dikkatin
    önemi büyüktür.
     Kısa yazılardır.
     Günlükler; roman, gezi yazısı, hatıra gibi
    metin türlerinde kullanılabilir.
    Günlük - Anı farkı:
    Anı ile günlük çoğu zaman karıştırılmaktadır.
    Günlük adından anlaşılacağı üzere yaşanırken, günü
    gününe yazılır. Anı ise aradan zaman geçtikten
    sonra yazılır. Örneğin kişi günlüklerinden
    yararlanarak ileride bir anı kitabı kaleme alabilir.
    Günlük yazarı sadece kendisini ya da kendisini
    merkeze alarak çevresindekileri anlattığı halde; anı
    yazarları başkalarını anlatabilir.
    3. ANI (HATIRAT):
    Bir kimsenin kendi hayatını, yaşadığı devrede şahidi
    olduğu ya da duyduğu olayları edebî değer taşıyan
    bir dille anlattığı yazılara anı (hatırat) denir.
    Bir başka deyişle, özümüzde bir iz bıraktığı için
    unutulmayan ve anılmaya değer bulduğumuz
    olayları anlatan yazı türüdür.
    Edebiyat sahasının en yaygın türlerinden biridir. Bu
    türde verilen eserlerin çok değişik sahalarda oluşu,
    ona belli bir sınır çizme imkânını zorlaştırır.
    Anıların önde gelen özelliği, yazarının hayatının
    belli bir kesitini alması ve çok sonra yazıya
    dökülmesidir.
    İçlerinde anı türünün özelliği bulunabilecek
    seyahatname, sefaretname, muhtıra, tezkire,
    menkıbe, günlük, otobiyografi ve tarih türleri ile
    anı türünü karıştırmamak gerekir. Bu türlerin her
    birinin yazılış gayeleri ayrıdır.
    Ortak özellikleri ise yaşanmış olaylar üzerine
    kurulmuş olmalarıdır. Ancak bu özellik, onları
    birbirinin yerine koyma sebebi olamaz.
    Anıların, tarihî gerçeklerin açıklanması sırasında,
    önemli yardımları dokunur. Anı; tarih değilse de,
    tarihe yardımcıdır. Devirlerin özelliklerini anlatan
    anılar, o devrin tarihini yazacaklar için önemli birer
    belge niteliğindedir.
    Bundan ötürü, anı yazarı, anılarını yansıtırken tarihî
    gerçeklerin bozulmamasına çok dikkat etmelidir.
    Anı (Hatırat) ile günlük, en çok karıştırılan iki
    türdür. Bu iki türün en önemli ayrılığı günlüklerin
    yaşanırken, anıların ise hayatta ya da ömrün
    sonunda kaleme alınmalarıdır.
    Her ne sebeple kaleme alınırsa alınsın anı türünde
    dürüstlük, samimiyet ve sorumluluk duygusu ön
    plânda tutulmalıdır.
    Anı yazarken önce konu tespit edilmeli; sonra ya
    günü gününe tutulan notlar ya da hafızada saklanan
    olaylar zinciri, plâna göre düzenlenmelidir.
    Anı yazılırken süslü sanatlı bir anlatımdan
    kaçınmalı; açık, sade ve akıcı bir üslûp
    kullanılmalıdır. Duygu ve düşünceler, içtenlikle
    gerçeği yansıtmalıdır.
    Anılar, ya günü gününe tutulan notlar hâlinde ya da
    sonradan hatırlanmak suretiyle yazılır. Batı
    edebiyatında en ünlü anı yazarları; Sain-Simon
    (1675-1755) ve Rousseau (1712-1778)' dir.
    Batı edebiyatındaki ünlü anı yazarları ve eserleri
    şunlardır:
    Sain-Simon : "Hatıralar"
    Rousseau : "İtiraflar"

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
  4. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    Türk edebiyatındaki anı eserlerine örnekler ise
    şunlardır:
    Ziya Paşa : "Defter-i A'mâl"
    Muallim Naci : "Ömer'in Çocukluğu"
    Ahmet Rasim : "Falaka" ve "Muharrir, Şair, Edip"
    Halit Ziya UŞAKLIGİL :"Kırk Yıl" ve "Saray ve Ötesi"
    Hüseyin Cahit YALÇIN : "Edebî Hatıralar"
    Falih Rıfkı ATAY : "Çankaya" ve "Zeytindağı"
    Anılar, genellikle aşağıdaki nedenlerden dolayı
    yazılır:
     Geçmişi bir kez daha yaşamak ve yazma
    alışkanlığı kazanmak.
     Anıları unutulmaktan kurtarmak.
     Yok olup gitmesini göze alamadığımız bir
    gerçeğe kalıcılık kazandırmak.
     Anıyı oluşturan olayı, durumu, yerleri,
    kişileri söz konusu edip, başkalarının
    bilgisine, yararına sunmak.
     Kamuoyu önünde aklanmaya çalışmak,
    pişmanlığı dile getirip içini boşaltmak,
    günah çıkarmak.
     Gelecek kuşaklara geçmişten sonuçlar
    çıkarıp sunmak.
     Gerektiği zaman bir eleştiride bulunmak.
     İnsanoğlunun; yaşantılarını, deneyimlerini
    başkalarıyla paylaşmak gereğini duymak.
    Özellikleri:
     Anılar ilgi çekici, bilinir nitelikte olmalıdır.
     Anıların öğretici yanı vardır.
     Anlatıcı yazarın kendisidir.
     Yazar her türlü kaynaktan yararlanabilir.
     Objektif eserlerdir ve dönemle ilgili belge
    niteliği taşırlar.
    Anı – Otobiyografi farkı:
    Anılar üslup yönüyle otobiyografilere de benzer;
    ancak anı otobiyografi içinde sadece bir bölüm
    sayılabilir. Yani otobiyografiler anıya göre daha
    geniş ve daha uzun bir dönemi içine alır.
    Anı- Gezi Yazısı farkı:
    Anılar, üslup yönüyle gezi yazısına benzese de
    yazarın dış dünyadan çok kendisinden söz etmesiyle
    gezi yazısından ayrılır. Gezi yazılarında özne dış
    dünyadır. Anılarda ise özne kişinin kendisidir.
    Anılarda çevreye ait bilgiler gezi yazısı kadar
    ayrıntılı değildir.
    4. BİYOGRAFİ (HAYAT HİKÂYESİ)
    Çeşitli bilim dalları ile güzel sanatlar ve spor
    alanlarında ün yapmış bir kişinin hayatının derlenip
    toparlanması ve sonunda yazıya geçirilmesidir.
    Biyografilerin yazılmasındaki amaç; tanınmış,
    yararlı olmuş kişilerin çektikleri sıkıntıları,
    karşılaştıkları güçlükleri nasıl yendikleri, başarıya
    nasıl ulaştıklarını anlatmaktır.
    Bu şekilde, okuyucuların "kıssadan hisse
    çıkarmaları" sağlanır; sabırlı, düzenli ve plânlı
    çalışmanın başarıya olan katkısı verilmek istenir.
    Biyografiler; sanata, edebiyata, tarihe ışık tutarlar.
    Anma ve kutlama günlerinde, sanat gecelerinde bu
    tür yazılardan yararlanılır.
    Ayrıca, biyografiler; belli bir dönemin olaylarını,
    toplumun yapısını ve sanatını da belgeler
    niteliktedir.
    Biyografiye, eski edebiyatımızda "Tercüme-i Hâl"
    (Hâl Tercümesi) denirdi.
    Divan edebiyatındaki "Şuara Tezkireleri", sadece
    şairlerin özelliklerini veren biyografi niteliğindeki
    eserlerdir.
    Biyografiler açık, sade bir dille, tarafsız bir görüşle
    yazılmalıdır.
    Biyografi türleri şunlardır:
    Otobiyografi: Yazarın kendisi tarafından yazılmış
    biyografiye denir. Kendi hayatını yazan kişi,
    doğumundan otobiyografisini yazdığı döneme kadar
    geçirdiği safhaları anlatır.
    Otobiyografik roman: Kişinin kendi hayatını
    roman şeklinde yazmasıdır.
    Biyografik roman: Ünlü kişilerin hayatlarını konu
    edinen romandır.
    Mehmet Süreyyâ'nın "Sicil-i Osmânî"si,
    Çeşitli kişiler tarafından kaleme alınmış "Şuarâ
    tezkireleri",

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
    gül123 bunu beğendi.
  5. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    Şevket Süreyyâ AYDEMİR'in "Tek Adam" ve "İkinci
    Adam"ı biyografik eserlere örnektir.
    NOT: Biyografi türüyle benzerlik gösteren eserlere
    Divan edebiyatında “tezkire” denir.
    Türk edebiyatında ilk biyografi örneğini (tezkire) Ali
    Şir Nevai 16. Yüzyılda “Mecalis’n- Nefais” adlı
    eseriyle vermiştir.
    5. GEZİ YAZISI (SEYAHATNAME)
    Yazarların yurt içinde ya da yurt dışında yaptıkları
    gezilerde, gördüklerini anlattıkları edebî eserlerin
    ortak adıdır.
    Bu eserlerde yazarlar; gezip gördükleri yerlerdeki
    insanların bütününün ya da belli bir kesiminin
    yaşayışını, gelenek ve göreneklerini, dikkatlerini
    çeken ve okuyucuların da ilgi duyacaklarına
    inandıkları özelliklerini anlatmaya çalışırlar.
    Gezi yazılarında ilginç bir anlatım vardır. Yazılarda
    anlatım, yeri gelir hikâyeye dayanır; yeri gelir bir
    portre çizilir, tasvir yapılır. Konuşmalar da
    bulunabilir. Yani anlatım, yer yer değişiklikler
    gösterir.
    Gezi; hayale değil, yazarının gözlemine ve doğru
    olarak duyduklarına dayandığı için tarih, coğrafya,
    toplum bilim, hukuk vb. bilim dallarına kaynaklık
    eder.
    Gezi; gazete ve dergilerde yayımlanacak ölçüde
    yazılabileceği gibi, kitap hâlinde de yazılabilir.
    Gezi türü, edebiyatımızda yeni değildir. Divan
    edebiyatı zamanından beri "Seyahatname" adı
    altında türlü eserler bulunmaktadır.
    Bazı sefaretnameler ile tarihî, coğrafî konularda
    yazılmış pek çok eser, bütünü ile olmasa da gezi
    yazısı özelliği gösteren bölümler taşırlar.
    Türk edebiyatında gezi türünde kaleme alınmış en
    büyük eser, Evliya Çelebi'nin (1611-1685) on cilt
    olarak yazdığı Seyahatname'dir.
    Evliya Çelebi, bu eserinde gezip gördüğü
    memleketlerin tarihi, insanları, âdetleri, yaşayış
    tarzları ve her türlü özellikleri hakkında geniş
    ölçüde bilgi vermiştir.
    Ayrıca, Seydi Ali Reis'in Mir'âtü'l-Memâlik
    (Ülkelerden Manzaralar),
    İzzet Molla'nın Mihnet Keşan adlı eserlerini,
    Tanzimat'tan önceki dönemde yazılmış gezi eserleri
    (seyahatnameler) arasında sayabiliriz.
    Gezi yazısı yazarken şu özelliklere dikkat etmek
    gerekir:
     Gezilen yerlerin, hiç bir yere benzemeyen
    özelliklerini dile getirmek.
     Gezilen yerlerde yaşayan insanların kültürel
    özelliklerini (ırk, dil, hayat tarzı, folklorik
    özellikleri vb.) belirtmek.
     Gezilen yerlerin tarihî, mimarî ve uygarlık
    özelliklerini belirtmek.
     Gezilen yerlerin teknolojik ve ekonomik
    alandaki gelişmelerini belirtmek.
    NOT:
     Anılarda amaç yazarın yaşamındaki ilgi
    çekici olayları anlatmasıdır,
     Gezi yazılarında ise amaç gezilip görülen
    yerleri okuyucuya tanıtmaktır.
     Üslup olarak hem anı hem de gezi yazıları
    açık, sade, anlaşılır, içten bir anlatım
    vardır.
     Gezi yazılarında gözlem önemli bir
    unsurdur. Anılarda ise yazarın kendi
    yaş***** dair izlenimleri önemlidir.
     Her iki türde de dil göndergesel işlevde
    kullanılır.
     Her iki türde de öyküleyici, betimleyici,
    açıklayıcı anlatım türleri kullanılır.
    6. SÖYLEŞİ (SOHBET)
    Söyleşi anlamındaki Arapçadan dilimize geçmiş olan
    sohbet kelimesi, iki anlam içerir:
    1. Arkadaşlık, yârenlik;
    2. Konuşma, görüşme, birlikte oturup söyleşme.
    Makalelerin bir konuşma havası içinde daha senli
    benli olarak yazılan tarzına Söyleşi (Sohbet) denir.
     Gazete ve dergi yazılarındandır.
     Bu tür yazılarda, samimiyet esastır.
     Yazar, düşüncelerini muhakkak kabul
    ettirmek için okuyucularını zorlamaz.
     O, daha çok kendi kişisel düşüncelerini ileri
    sürer.
     Söyleşilerde, küçük fıkralar ve anılar da
    malzeme olarak kullanılır.
     Herkesi ilgilendiren konular işlenir
     Cümleler çoğu zaman konuşmadaki gibi
    devriktir.

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
    gül123 bunu beğendi.
  6. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
     İçtenlik, samimilik, doğallık sohbetin
    özelliklerindendir.
     Yazar, sorulu-cevaplı cümlelerle
    konuşuyormuş hissi verir.
    Söyleşi türünün genel özelliklerini şöyle
    sıralayabiliriz:
     Kompozisyon türü olarak söyleşi; makale
    plânıyla, fakat bir karşılıklı konuşma havası
    içinde yazılan yazılardır.
     Söyleşiler, genellikle günlük sanat olaylarını
    konu olarak ele alır.
     Gazete ve dergi yazılarındandır.
     Yazarın, okuyucu ile bir sohbet havası
    içinde senli benli konuştuğu yazı türüdür.
     Yazar, düşüncelerinin doğruluğunda ısrar
    edici olmaz.
     Söyleşide, daha çok yazarın kişisel
    düşünceleri ağırlık kazanır.
     Söyleşilerin en önemli özelliği, yazarın
    samimi, içten bir ifade tarzını ortaya
    koymasıdır.
     Ayrıca, bu tür yazılarda anılar, fıkralar ve
    çeşitli güncel olaylar verilerek yazarın
    duygu ve düşünceleri desteklenebilir.
    İYİ VE ETKİLİ YAZABİLMEK VE KONUŞABİLMEK İÇİN
    GEREKLİ ÖZELLİKLER
    1. Gözlem yapmak
    2. Düşünmek
    3. Okumak
    4. Ana dili iyi kullanmak
    1. Gözlem Yapmak:
    İyi ve güzel bir yazı yazabilmek ve etkili
    konuşabilmek için her şeyden önce iyi bir gözlemci
    olmak gerekir.
    Gözlem; bakmak değil görmek, doğanın canlı cansız
    bütün unsurlarını, ayrıntılarıyla görmek demektir.
    Gözlem; doğru görmeyi, doğru tanımayı öğretir.
    Bir şeyi iyi anlayabilmek için onun kendi kendine
    ortaya çıkan türlü belirtilerini gözden geçirmek
    işine "Gözlem" denir. Gördüklerimizi anlamak ya da
    anlatmak için gözlem yapılır.
    İnsanların çoğu, kendilerinin iyi birer gözlemci
    olduğunu söylemelerine karşın, iyi yazı yazamaz ya
    da etkili konuşma yapamaz. Öz eleştiri yapıldığı
    takdirde görülecek ki, insanlar; başta aile olmak
    üzere, çevre, okul ve en yakın arkadaşları hakkında
    ayrıntılı bilgilere sahip değildir.
    Oysaki önceden derinlemesine yapılan gözlemler,
    çevre ve kişilerle uyumu kolaylaştıracak, iletişimi
    hızlandıracaktır.
    Bir dilencinin sokak aralarında, dolmuş
    kuyruklarında dilenmesini; hele hele dilenmekten
    utanan yoksul insanların toplumla ilişkilerini, ruh
    hâllerini gözlem yapmayan bir insan, nasıl
    "yoksulluk" konusunda yazı yazabilir, konuşma
    yapabilir?
    Öyleyse, hangi konuda yazı yazmak, konuşma
    yapmak istiyorsak; o konuyla ilgili önceden
    gözlemlere sahip olmalıyız. Bu düşüncelerden
    hareketle; siz de, ailenizi, çevrenizi,
    öğretmenlerinizi, arkadaşlarınızı kolay iletişim ve
    başarılı olmak için mutlaka gözlem yapmalısınız.
    2. Düşünmek (fikretmek = tefekkür):
    İyi ve güzel yazı yazmak, etkili konuşmak için
    gerekli olan özelliklerden biri de "düşünmek" tir.
    Yazı yazmanın temelinde düşünme yatar.
    Okuduğumuz bir eser ya da parça, kafamızda birçok
    düşünceler yaratır. Dış dünyamızda gördüğümüz
    canlı ve cansız bütün unsurlar, kafamızda birtakım
    düşünceleri ve hayalleri canlandırır.
    Görülen, duyulan, okunan, incelenen somut ve
    soyut bütün kavramların bağlantıları, düşünce
    içerisine girer. Düşüncelerimizi açık, ilgi çekici,
    canlı bir biçimde ortaya koymalıyız. Düşünme, iç
    gözlem ile elde edilir. Gözlem; dışarıyı görmek,
    düşünme ise içimizi incelemek ve görmek demektir.
    Doğal olarak, bütün insanlar düşünceye sahiptir.
    Ama düşünceden düşünceye fark vardır. Düşünce ile
    plân (tasarı) arasında sağlam bir bağ kurulmalıdır.
    İnsan, yaşamış olduğu ortam gereği; kişi, çevre,
    toplum, konu, olay vb. kavram ya da faaliyetlerde
    sağlıklı ve plânlı düşünmek zorundadır.
    Düşüncelerdeki dağınıklık ve plânsızlık, insanın
    çevreyle ve olaylarla bağlantısını bozar, uyumunu
    engeller. Bu durumda ise mutsuz ve başarısız bir
    kişilik ortaya çıkar.
    Sağlıklı düşünemeyen, düşüncelerinde plân
    yapamayan bir insan, nasıl iyi ve güzel yazı yazsın?
    Nasıl etkili konuşma yapsın? Öyleyse, bir konu ya da
    olay hakkında yazı yazmadan, konuşma yapmadan
    önce mutlaka düşünmeliyiz.

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
    gül123 bunu beğendi.
  7. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    3. Okumak:
    "Ben aydınım" diyebilen bir insan; en az günde bir
    gazete, haftada bir dergi, ayda bir kitap okumak
    zorundadır. Düzenli olarak ayda bir kitap okuyan
    birisi elli yılda altı yüz kitap okur. İnsanlık tarihinin
    başlangıcından günümüze kadar yazılmış
    milyonlarca kitap içinde altı yüz kitabın önemi ne
    kadardır?
    Her çeşit kitabı düzenli aralıklarla okuyanlarla,
    hayatında eline hiç kitap almamışlar arasındaki
    fark; beyaz renkle siyah rengin arasındaki fark
    gibidir. Birisi bilim ve aydınlık, diğeri ise cehalet ve
    karanlıktır.
    Her şeyden önce, okumayan insanın kelime hazinesi
    gelişmez. Bu durumda sınırlı sayıda kelimelerle
    hangi duygu ve düşünceler etkili bir şekilde
    anlatılsın?
    Yazarlar, şairler ve sanatkârların düşüncelerini
    daha iyi anlayabiliyoruz. Çünkü kelime hazineleri
    büyük. Çünkü onlar okumaya önem veren,
    okumanın insan için bir üstünlük olduğunu kavrayan
    kişilerdir. Bilgili ve bilinçli aydın olabilmenin
    yegâne yöntemi okumak, çok okumaktır.
    Doğal olarak, yazılı ve sözlü kompozisyonda
    başarının önemli sırlarından birinin de düzenli
    okumak olduğunu unutmamak gerekir.
    4. Ana Dili İyi Kullanmak:
    Günümüzde, insanların çoğunun dört yüz - beş yüz
    kelimeyle konuşup anlaştığı bir gerçektir.
    Aydınların pek çoğu ise ortalama üç bin - beş bin
    kelimeye işleklik verebilmektedir. Bu durum, ana
    dilini iyi kullanmakla ilgili önemli bir toplumsal
    kusur olarak görülmektedir. Çünkü toplumun
    yönlendirici ve yöneticisi durumundaki aydınlar, en
    az on beş bin - yirmi bin kelimeye işleklik
    kazandırmak zorundadır.
    Bu gerçekler ışığında; etkili ve güzel yazı yazmak ve
    konuşmak için ana dili iyi bilmek gerekir. Bu ise, dil
    bilgisi kurallarının ve anlatım bozukluklarının
    bilinmesini zorunlu kılar.
    Gözleme değer veren, plânlı düşünen, sağlıklı
    okuyan ve ana dilini iyi kullanan insan; üstün bir
    ifade yeteneğine sahip olur. Bu dört önemli özellik,
    birbirleriyle yakından ilgilidir. Birinin yokluğu,
    diğerlerinin yokluğuna yol açar. Bu nedenle, dört
    özelliğe de aynı şekilde önem verilmelidir.
    ANLAMLA İLGİLİ ANLATIM BOZUKLUKLARI
    Gereksiz Sözcük ve Ek Kullanımı:
    İyi bir cümlede yeterli sayıda sözcük kullanılır.
    Başka bir deyişle gereksiz sözcüklere yer verilmez.
    Çünkü gereksiz sözcük kullanımı cümlenin
    duruluğunu bozar ve anlatım bozukluğu yaratır. Bu
    anlatım bozukluğu şu şekillerde olabilir:
    Eş ve Yakın Anlamlı Sözcüklerin Aynı Cümle
    İçinde Kullanılması:
    Örnek:
    Atatürk’ün yaptığı yenilikçi devrimler, sosyal ve
    siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.
    Atatürk’ün yaptığı devrimler, sosyal ve siyasal
    yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.
    Yatmadan önce dişlerini fırçalamayı unutma.
    Yatmadan dişlerini fırçalamayı unutma.
    Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranış
    biçimlerinde bir gariplik yoktu.
    Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranışlarında
    bir gariplik yoktu.
    Yardımcı Eylemlerin Gereksiz Kullanılması:
    “Et, ol” yardımcı eylemlerinin yerini ad ve ad soylu
    sözcüklere gelen herhangi bir yapım eki tutuyorsa,
    ya da bunlar cümleden çıkarıldığında, bir anlam
    değişimi veya daralması olmuyorsa, yardımcı
    eylemlerin kullanılması gereksizdir.
    Örnek:
    Kendine iyi bakmadığı için sık sık hasta oluyor.
    Kendine iyi bakmadığı için sık sık hastalanıyor.
    Bu işin en kısa sürede biteceğini umut ediyordum.
    Bu işin en kısa sürede biteceğini umuyorum.
    Gereksiz Ek Kullanımı: Örnek:
    İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katılmıştı.
    İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katılmıştı.
    Bu bestesi onun en tanınmış eseridir.
    Bu beste onun en tanınmış eseridir.
    Yanlış Anlamda Kullanılan Sözcükler:
    Kimi sözcükler aynı kökten türediği için yazılış ve
    okunuş olarak birbirine benzer; ancak bunların
    anlamları farklıdır. Bu sözcükler karıştırılıp
    birbirinin yerine kullanılırsa, anlatım bozukluğu
    ortaya çıkar. Ayrıca kimi durumlarda cümlenin
    anlamıyla, o cümlenin içinde yer alan bir sözcük
    anlamaca uyuşmaz, çelişir. Sözcük yanlış anlamda
    kullanıldığı için de anlatım bozukluğu ortaya çıkar.

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
    gül123 bunu beğendi.
  8. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    Örnek:
    Güzelliğinin farkında olduğunu belirten davranışlar
    sergiliyordu.
    Güzelliğinin farkında olduğunu gösteren davranışlar
    sergiliyordu.
    Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar
    sağlamaktadır.
    Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar
    vermektedir.
    Yanlış Yerde Kullanılan Sözcükler:
    Bir cümlede her sözcüğün yerli yerinde, başka bir
    deyişle her sözcüğün kullanılması gereken yerde
    olması gerekir. Cümle içindeki bir tek sözcüğün bile
    yerini değiştirmek farklı anlamlar, farklı yorumlar
    ve yargılar oluşturur. Kimi zaman da mantıksal
    tutarsızlıklara yol açar.
    Örnek:
    Ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış ülkemizin
    belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.
    Ülkemizin ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış
    belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.
    Anlamca Çelişen Sözcükler:
    Anlamca, cümlenin yargısıyla uyuşmayan, cümlede
    iletilen yargıyla çelişen ya da karşıtlık yaratan
    sözlerin bir arada kullanılması önemli bir anlatım
    kusurudur. Cümlenin anlamında çelişki, genellikle
    “kesinlik” ve “olabilirlik” anlamı taşıyan sözlerin
    bir arada kullanılmasından kaynaklanır.
    Örnek:
    Kapının önünde tamı t***** üç beş nöbetçi vardı.
    Kapının önünde üç beş nöbetçi vardı.
    Eminim ki bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş
    olsa gerek.
    Bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.
    Mantıksal Tutarsızlık:
    Bir cümlede, iletilmek istenen anlamın eksiksiz
    olabilmesi için düşünce ve mantık son derece
    önemlidir. İyi bir anlatımda sağlam bir düşünme ve
    mantık yürütme temel koşuldur. Mantıksal hataları
    ve tutarsızlıkları içeren cümleler, dil bilgisi
    kurallarına uygun olsalar bile anlamı ve yargıyı
    eksiksiz iletmezler. Bu tür yanlışlar genellikle
    dikkatsizlik sonucu ortaya çıkar.
    Örnek:
    Önümüzdeki haftanın önemli programlarından
    bazılarını sizlere hatırlatmaya çalıştık.
    Önümüzdeki haftanın önemli programlarından
    bazılarını sizlere tanıtmaya çalıştık.
    DİL BİLGİSİ KURALLARI İLE İLGİLİ ANLATIM
    BOZUKLUKLARI
    Yüklem Yanlışları:
    Yüklem Eksikliği:
    İki farklı yargının tek eylemsiye veya tek yükleme
    bağlanması, çoğu kez yargılardan birinin eylemsiyle
    ya da yüklemle uyumsuzluğuna neden olur ve bu
    durum anlatım bozukluğu yaratır. Bu durumda her
    farklı yargıyı ayrı bir yan cümleye (eylemsiye) ya da
    yükleme bağlamak anlatım bozukluğunu ortadan
    kaldırır.
    Örnek:
    Çok az veya hiç çalışmadan sınava girdiler.
    Çok az çalışarak veya hiç çalışmadan sınava
    girdiler.
    İş konusunda ben onu, o da beni etkilemek istemez.
    İş konusunda ben onu etkilemek istemem, o da
    beni etkilemek istemez.
    Yüklem Uyuşmazlığı:
    Sıralı cümlelerde yüklemlerin kip ve kişi ekleri
    yönünden uyumlu olmaları gerekir. Bu eklerin
    uyumsuzluğu anlatım bozukluğu yaratır.
    Örnek:
    Sabahları bana uğrar, okula birlikte giderdik.
    Sabahları bana uğrardı, okula birlikte giderdik.
    Badana boya bitmiş, evi yerleştirecektik.
    Badana boya bitmişti, evi yerleştirecektik.
    Özne Yanlışları:
    Sıralı ve bağlı bileşik cümlelerde ortak olarak
    kullanılan öznenin bütün yüklemlere uyması
    gerekir. Özne, bu eylemlerden birine uymazsa
    cümlede özne yüklem uyuşmazlığı ortaya çıkar. Bu
    tür anlatım bozuklukları, her farklı yargıya ayrı bir
    özne kullanılmasıyla giderilebilir. Ayrıca özneyle
    yüklem arasında, kişi yönünden ve tekillik çoğulluk
    yönünden bir uygunluk da olmalıdır.
    Örnek:
    Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve ikinci baskıya
    girecek.
    Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve kitap ikinci
    baskıya girecek.
    Nesne Yanlışları:
    Nesne-Yüklem Uyuşmazlığı:
    Bu uyuşmazlık, bileşik cümlelerde nesnenin, ilk
    cümlenin yüklemine uymamasından kaynaklanır. Bu
    bozukluk ikinci cümleye dolaylı tümleç, edat
    tümleci veya nesne eklenerek giderilebilir.

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
    gül123 bunu beğendi.
  9. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    Örnek:
    Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman mektup
    yazdı.
    Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman bana
    mektup yazdı.
    Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, yerine oturttu.
    Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, çocuğu yerine
    oturttu.
    Tümleç Yanlışları:
    Dolaylı Tümleç-Yüklem Yanlışları:
    Bileşik cümlelerde ortak olarak kullanılan dolaylı
    tümlecin, ilk cümlenin yüklemine uyarken ikinci
    cümlenin yüklemine uymadığı görülebilir. Böylece
    tümleç-yüklem uyuşmazlığı ile ilgili anlatım
    bozukluğu ortaya çıkar.
    Örnek:
    Kadına her fırsatta bağırıyor, sürekli aşağılıyordu.
    Kadına her fırsatta bağırıyor, kadını sürekli
    aşağılıyordu.
    Sana her konuda güveniyor ve yardım bekliyoruz.
    Sana her konuda güveniyor ve senden yardım
    bekliyoruz.
    Zarf Tümleci-Yüklem Yanlışları:
    Bileşik cümlelerde, zarf tümleci ortak olmadığı
    halde, bütün yüklemler için ortak öğe kabul
    edilirse, anlatım bozukluğu ortaya çıkar. Bu anlatım
    bozukluğu, ikinci cümleye bir zarf tümleci ilavesiyle
    giderilebilir. Bu nedenle bu anlatım bozukluğunun
    diğer adı, zarf tümleci eksikliğidir.
    Örnek:
    Her zaman senin yanındayım, seni yalnız
    bırakmayacağım.
    Her zaman senin yanındayım, hiçbir zaman seni
    yalnız bırakmayacağım.
    Hiçbir zaman kendini düşünmedi, ailesinin
    mutluluğu için çalıştı.
    Hiçbir zaman kendini düşünmedi, her zaman
    ailesinin mutluluğu için çalıştı.
    Edat Tümleci-Yüklem Yanlışları:
    Bileşik cümlelerde, edat tümleci durumundaki öğe,
    ortak olmadığı halde ortak kabul edilirse anlatım
    bozukluğu meydana gelir. Bu uyuşmazlık ikinci
    cümleye uygun bir tümleç ya da nesne eklenerek
    giderilebilir. Aynı şekilde bir dolaylı tümleç, nesne
    ya da öznenin yüklemle uyum sağlamayış nedeni bir
    edat tümleci eksikliği olabilir.
    Örnek:
    Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce sohbet ederdi.
    Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce onunla sohbet
    ederdi.
    Arkadaşımın babası geldi, bir süre sohbet ettik.
    Arkadaşımın babası geldi, bir süre onunla sohbet
    ettik.
    Tamlama Yanlışları:
    İsim Tamlaması Yanlışları:
    Bir ad tamlamasında; Tamlayan ya da tamlanan
    sözcüklerden birinin eksikliği, Tamlayan veya
    tamlanan eklerinden birinin kullanılmaması
    dolayısıyla tamlayan eksikliğinin anlam belirsizliği
    yaratması, ad tamlamasına ilişkin belli başlı
    yanlışlıklardır.
    Örnek:
    Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de
    zamanıdır.
    Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de
    bunun zamanıdır.
    Sıfat Tamlaması Yanlışları:
    Sıfat tamlamasına ilişkin yanlışlıklar şu şekilde
    oluşabilir; “Bir” den büyük sayı sıfatlarıyla kurulan
    sıfat tamlamalarında adın çoğul eki alması yanlışlık
    yaratır. Bu tür sıfat tamlamalarında adın tekil
    kullanılması gerekir.
    Örnek:
    Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacılar söz
    alacakmış.
    Toplantıda üç ya da daha çok konuşmacı söz
    alacakmış.
    Yapıları Yanlış Olan Sözcükler:
    Kimi zaman yapım eklerinin sözcüklere, kurallara
    uygun olarak seçilmemesinden dolayı, kimi zaman
    da eklerin yanlış seçilmesi nedeniyle sözcüklerin
    yapıları bozuk olur. Yanlış yapılandırılmış sözcükler,
    dil bilgisi kurallarına uymaz ve anlatım bozukluğu
    yaratır.
    Örnek:
    Çocuğu iyi bir doktora bakıtmak gerekiyor.
    Çocuğu iyi bir doktora baktırmak gerekiyor.
    Alıkoyulan paketleri yarın postaya verelim.
    Alıkonulan paketleri yarın postaya verelim.
    Yanlış Ek Kullanımı:
    Bir sözcüğe, gelmesi gereken ekin dışında yanlış bir
    ekin getirilmesi de kimi zaman anlatım bozukluğuna
    yol açar.
    Örnek:
    Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi
    aydınlatmamış olduğundan kaynaklanıyor.

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
    gül123 bunu beğendi.
  10. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi
    aydınlatmamış olmasından kaynaklanıyor.
    Noktalama Yanlışları:
    Noktalama işaretlerinin eksik ya da yanlış yerde
    kullanılması; cümleleri bir anlam belirsizliğine
    sürükleyebileceği gibi cümleden birden fazla anlam
    çıkmasına da yol açabilir. Bu nedenle noktalama
    işaretlerinin anlama etkileri ve kullanıldığı yerler
    iyi bilinmelidir. Yanlış kullanımlar ortaya çıkarsa
    amaçlanan anlama ulaşmak mümkün olmaz. Bu
    durumlar da cümlede bir anlatım bozukluğu yaratır
    Örnek:
    Kadın şoförü şöyle bir süzdü.
    Kadın, şoförü şöyle bir süzdü.
    "Kİ" NİN YAZIMI:
    "ki" eğer bağlaçsa;
    Genel olarak iki cümleyi bağlama görevi yapar.
    Örnek:
    Hava o kadar güzeldi ki kendimi hemen sokağa
    attım.
    1. cümle 2. Cümle
    Bir de baktım ki ortalıkta kimse kalmamış.
    1. cümle 2. Cümle
    Kişi ve işaret zamirlerinden sonra gelen "ki" de
    bağlaç olup ayrı yazılır.
    Örnek:
    Ben ki, Bizler ki, Durum o ki
    Kişi zamiri kişi zamiri işaret zamiri
    Bazı bağlaçlarla birlikte kullanılmasına karşı,
    kalıplaşmış "ki" ayrı yazılır.
    Öyle ki, yeter ki, kaldı ki
    UYARI : "ki", eğer bağlaçsa daima ayrı bir sözcük
    olarak yazılır. Ayrıca kendinden önce gelen
    sözcüğün ünlülerine uyum gösterip "kı" olmaz.
    Kendinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılan "ki"
    ler ise şunlardır:
    "de" ekinden sonra gelip addan sıfat yapan "ki" :
    Evdeki hesap, kafamdaki plan, yoldaki insanlar
    İlgi zamiri olan "ki"
    Seninki, sınıfınki, bizimki
    Bazı bağlaçlarla kalıplaşan "ki"
    Oysaki mademki, hâlbuki sanki
    Zaman bildiren sözcüklerden sonra gelen "ki"
    Dünkü, akşamki, az önceki
    "DE, DA" BAĞLACININ YAZIMI:
    Genel olarak "dahi, bile" bağlaçlarıyla aynı
    anlamdadır. Bağlaç olup olmadığını anlamak için
    cümleden çıkarmayı deneriz. Cümleden
    çıkarıldığında, cümle yapısı bozulmazsa bağlaç
    olduğunu anlarız ve ayrı bir sözcük olarak yazarız.
    Örnek:
    Buraya kadar gelip de ona uğramamak olmaz.
    Sen de çok oldun artık!
    Bu bağlaç kendinden önce gelen sözcüğün
    ünlülerine kalınlık-incelik yönünden uyar.
    Gençliğimizle birlikte umutlarımız da uçup gitti.
    Onu gördüyse de görmezlikten geldi.
    Kendinden önce gelen sözcük, sert ünsüzle bitse
    bile, bu bağlaç sertleşerek "te, ta" biçiminde
    yazılamaz. Yazılırsa yazım yanlışı ortaya çıkar.
    Bu iş küçük te sen gözünde büyütüyorsun. (Yanlış)
    Bu iş küçük de sen gözünde büyütüyorsun. (Doğru)
    Bağlaç olan "de, da" ile, ad durum eki olan "-de, -
    da" karıştırılmamalıdır.
    "-de, -da" eğer ad ad durum ekiyse kendinden önce
    gelen sözcüğe bitişik yazılır.
    Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı da yapısı
    da bozulur.
    Örnek:
    Bir süre sessizce yolda yürüdük.
    Çiçeklerin kökünde bir hastalık var.
    İki "de, da" üst üste gelirse birincisinin ad durum
    eki, ikincisinin bağlaç olduğu dikkate alınmalıdır.
    Telefon ettim evde de yokmuş.
    "Mİ" SORU EDATININ YAZIMI:
    "mi" edatı, cümleye soru anlamı katsa da katmasa
    da kendinden önce gelen sözcükten ayrı yazılır
    Örnek:
    O da bizimle gelecek mi?
    Gördün mü şimdi yaptığını!
    Konuşmaya başladı mı susmaz.
    "mi" soru edatı, ayrı yazılmasına karşın kendinden
    önce gelen sözcüğe, kalınlık-incelik ve düzlükyuvarlaklık
    yönünden uyum sağlar.
    Okudun mu?
    Güzel mi?
    "mi" soru edatından sonra gelen zaman ve kişi
    eklentileri soru edatıyla bitişik yazılır.
    Onunla sık sık görüşüyor musunuz?
    Olanları bilir miydi de?

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
    gül123 bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş