12.Sınıf II. ÜNİTE: SANAT METİNLERİ

Konu 'Dil ve Anlatım Ders Notları' bölümünde ByNapolyon tarafından paylaşıldı.

  1. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0


    II. ÜNİTE: SANAT METİNLERİ
    1. FABL
    Sonunda ders verme amacı güden, genellikle
    manzum öykülerdir. Fablların kahramanları
    genellikle hayvanlardır. Ama bu hayvanlar
    insanlar gibi düşünür, konuşur ve tıpkı
    insanlar gibi davranır.
    Dünyanın en ünlü fabl yazarları Ezop ve Jean
    de La Fontaine'dir. Ezop'un fablları İ.Ö. 300
    yılında derlenerek yazıya geçirilmiştir. ABD'li
    James Thurber ve İngiliz George Orwell
    çağdaş fabl yazarlarıdır. Fablı ilk olarak
    yazanlar Hititlerdir. Hititler fablları taş
    tabletlere yazıp resimliyorlardı.
    Özellikleri:
     İnsanlar arasında cereyan eden
    olayları hayvanlar bitkiler ya da cansız
    varlıklar arasında geçiyormuş gibi
    göstererek bu yolla insanlara ahlak ve
    ibret dersi vermek örnek göstermek
    ya da bir düşünceye güç kazandırmak
    isteyen bir çeşit masaldır.
     Teşhis ve intak sanatları üzerine
    kurulmuştur.
     Dünya edebiyatında ilk ve önemli
    fabllar Hint yazarı Beydeba’ya aittir.
    Beydeba'nın fablları “Kelile ve Dimne”
    adlı bir eserde toplanmıştır.
     Fransız Edebiyatı’ndan La Fontaine,
    fabl türünün en önemli sanatçısıdır.
     Türkçedeki ilk örneği Şeyhi’nin
    17.yy.’da yazdığı “Harname”dir.
     Fabllar manzum (şiir) veya nesir
    (düzyazı) biçiminde yazılabilirler.
     Fabllar hem nazım, hem nesir
    biçiminde olurlar.
     Fablın sonunda her zaman bir ahlak
    dersi (kıssadan hisse) vardır. Bu ders
    kısa, açık ve doğru olmalıdır ve
    mutlaka öykünün doğal bir neticesi
    gibi görülmelidir.
     Fabllarda öğretici (didaktik) bir amaç
    güdülür, gün****k hayatla ilgili dersler
    ve öğütler verilir. Okurlar çoğu zaman
    verilen dersin veya öğüdün ne
    olduğunu anlamakta zorluk
    çekmezler. Çünkü bu ders veya öğüt

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
  2. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    bir atasözü ya da özdeyiş biçiminde
    açıkça belirtilir. Fabllarda basit ahlak
    ilkelerine değinildiği gibi insanların
    birçok kusurlu yönüne de dikkat
    çekilir.
     Fabllar aracılığıyla kanaatkârlık,
    özveri, yardımseverlik, iyi niyet gibi
    olumlu davranışlar çocuğa
    kazandırılabilir. Özellikle 8-12 yaş
    grubu çocuklar fabl okumaktan ve
    dinlemekten büyük zevk alırlar.
    Kanaatkârlık, tamahkârlık, kıskançlık,
    paylaşımcılık gibi çocuklar tarafından
    anlaşılması güç kavramların somut
    olaylarla anlatılması sebebiyle çok
    önemli bir eğitim aracı olarak kabul
    edilmelidir.
     Fabllar insan belleğinde çok kolay
    saklanabilen ve ortaya çıkarılabilen
    özelliklere sahip olduğu için sözlü
    gelenek içinde de yaşatılabilmektedir.
     Çoğu manzum olan fablların başlıca
    amacı, belli bir ana fikrin yalın veya
    birkaç olayın yardımıyla en kısa
    yoldan açıklamaktır.
     Fabllar olay anlattıkları için bir başka
    şiiri okumaktan ya da ezberlemekten
    daha çok çocukların ilgisini çeker.
     Bundan dolayı fabllar kısadır ve şu
    dört bölümden oluşur:
    a. Olayın ve kahramanların tanıtıldığı giriş
    bölümü
    b. Olayın entrikalarla düğümlendiği gelişme
    bölümü
    c. Düğümün çözüldüğü sonuç bölümü
    d. Olay ve olayların arkasında yatan ana fikrin
    açıklandığı ders bölümü (kıssadan hisse
    bölümü)
    Batılı anlamda ilk örnekleri Şinasi vermiştir.
    Ahmet Mithat, Kıssadan Hisse adlı eserini
    ahlakî gaye güderek yazmıştır. Bu eserde
    yazar, Ezop’tan, La Fontaine’den yapmış
    olduğu çevirilere ve kendi yazmış olduğu
    fabllara yer vermiştir Recaîzade Mahmut
    Ekrem, La Fontaine’den Horoz ile Tilki,
    Kurbağa ile Öküz, Karga ile Tilki, Meşe ile Saz,
    Ağustos Böceği ile Karınca gibi birçok çeviriler
    yaparak bu alanda Türk Edebiyatına katkıda
    bulunuştur. Ali Ulvi Elöve “Çocuklarımıza
    Neşideler” adlı şiir kitabında La Fontaine,
    Victor Hugo, Lamartine’den yaptığı çevirilerin
    yanında, yine bunlardan esinlenerek yazdığı
    fabl türü şiirlere de yer vermiştir. Nabizade
    Nazım’ın “Bir Sansar ile Horoz ve Tavuk” adlı
    eseri vardır Nurullah Ataç, Orhan Veli Kanık,
    M. Fuat Köprülü, Vasfi Mahir Kocatürk,
    Sabahattin Eyüboğlu fabl türü ile ilgilenmiş
    çeviri yapmış, araştırmalarda bulunmuşlardır.
    2. MASAL
    Genellikle halkın yarattığı, ağızdan ağıza,
    kuşaktan kuşağa sürüp gelen, çoğunlukla
    olağanüstü durum ve olayları yine olağanüstü
    kahramanlara bağlayarak anlatan halk
    hikâyelerine masal denir.
    Özellikleri:
     Masallar, meydana geldikleri zaman
    bir kişinin malıyken, yaygınlaştıkça,
    yöreden yöreye, ülkeden ülkeye
    geçtikçe halkın malı olur. Masal,
    anonim bir türdür.
     Masallarda genellikle iyilik-kötülük,
    doğruluk- haksızlık, adalet-zulüm,
    alçakgönüllülük-kibir… gibi zıt
    durumların temsilcisi olan kişilerin
    mücadelelerinden veya insanların
    ulaşılması güç hayallerinden söz
    edilir.
     Masallarda yer ve zaman kavramları
    belirsizdir.
     Anlatımda genellikle geniş zaman veya
    öğrenilen geçmiş zaman kipi (-mişli
    geçmiş) kullanılır.
     Anlatım kısa ve yoğundur.
     Masal kişileri her tabakadan
    seçilebilir. Masallarda cinler, periler,
    devler de rol alır.
     Masalların bir kısmı hayvanlarla
    ilgilidir.
     Masalların çoğu "bir varmış, bir
    yokmuş" ya da "evvel zaman içinde,
    kalbur saman içinde" gibi ifadelerle
    başlar. Bunlara tekerleme ya da
    döşeme denir. Tekerlemeden sonra
    olay ve dilek bölümleri gelir. Türk
    masallarında dilek bölümü "onlar

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
  3. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    ermiş muradına..." ya da "gökten üç
    elma düştü." biçiminde başlar.
     Masallarda milli ve dini motiflere
    hemen hiç yer verilmez.
     Masallarda genellikle bir eğitim amacı
    saklıdır. Masallar bu yönüyle didaktik
    (öğretici) bir nitelik taşır.
     Günümüzde belli bir kişinin ortaya
    koyduğu yapma masallarda
    yazılmaktadır.
     Türk masalları üzerinde, bizde Pertev
    Naili Boratav, Eflatun Cem Güney gibi
    kişiler çalışmışlardır.
     Masal türünün Hindistan'da doğduğu
    sanılmaktadır.
    Masal Türünün Önemli Eserleri
     Bin bir Gece Masalları (Doğu Masalı)
     Grimm Kardeşlerin Masalları (Alman
    Edebiyatı)
     Andersen Masalları (Danimarka
    Edebiyatı)
     Perrault Masalları (Fransız Ed.)
    3. HİKÂYE (ÖYKÜ)
    Yaşanmış ya da yaşanabilecek şekilde
    tasarlanmış olayları kişilere bağlı olarak belli
    bir yer ve zaman içinde anlatan türe hikâye
    denir. Millî kültürümüzün önemli
    parçalarından "Dede Korkut Hikâyeleri",
    "destanlar" ve "halk masalları"nı saymazsak,
    Avrupaî tarzda ilk hikâyeler, Tanzimat
    Edebiyatı döneminde görülür.
    19. yüzyıl sonlarında başlayıp günümüze doğru
    daha da gelişen hikâye, özellikle Alphonse
    DAUDET ve Guy de MAUPASSANT gibi büyük
    Fransız yazarlarının tekniğiyle tekâmüle
    ulaşmıştır. Bu iki yazar "realist" akımın
    yetiştirdiği zamanın ileri gelen
    romancılarındandır. Fransız hikâyeciliği Guy
    de MAUPASSANT'ın izinden gelişmiştir.
    Amerika edebiyatında özellikle mizahî
    hikâyeleriyle Mark TAWİN, O. HENRY ve
    bunları takiben John STEİNBECK, Batılı ünlü
    hikâyecilerdendir.
    Dünya hikâyeciliğinde iki hikâye biçimi
    hâkimdir. Bunlar:
    1) Maupassant Biçimi: Hikâyede asıl olan
    "olay" dır. Okuyucunun hikâyeyi şöyle ya da
    böyle yorumlamasına imkân verilmez. Çünkü
    hikâyedeki olay, mantıklı bir seyir hâlinde
    takip eder. Kişilerin portreleri, özenle ve
    ayrıntılı olarak çizilir.
    2) Çehov Biçimi: Hikâyede asıl olan "olay"
    değildir. Hikâye, sona erdiği zaman her şey
    bitmiş değildir. Hikâye, asıl bundan sonra
    başlıyor demektir. Zira kişiler tamamıyla
    tanıtılmadığı, olaylarda kesinlik hâkim
    olmadığı için okuyucunun hayal kurması
    devamlı hareket hâlindedir ve kendine göre
    yorumlar yapmaya uygundur.
    İlk Çağ Anadolu'sunda masal, ve tarihi olayları
    anlatan eserlerle oluşmuştur. Orta Çağda
    özellikle Hindistan'da "Binbir Gece Masalları"
    sağlam bir hikâye geleneğinin varlığını
    bildirmektedir. Bu gelenek, Arapça'dan
    yapılan çevirilerle Avrupa'ya masal, efsane,
    rivayetler şekliyle yayılmıştır.
    Hikâyeye bugünkü anlamda ilk edebi kimlik
    kazandıran İtalyan yazar Boccacio'dur. XVI.
    Yüzyılda yazdığı "Decameron" adlı eseriyle ilk
    öykü örneğini vermiştir. Rönesans'ın etkisiyle
    de XIX. Yüzyıl edebiyatının en yaygın türü
    olmuştur.
    Bizde, destanlar, halk hikâyeleri ve masallarla
    eski bir temeli olan bu tür, XIV. Ve XV.
    Yüzyılda "Dede Korkut Hikâyeleri" ile çağdaş
    hikâye tekniğine yaklaşmıştır.
    XIX. yüzyılda Tanzimat'la gelen yeniliklerle
    birlikte batılı anlamda ilk örneğini Ahmet
    Mithat Efendi "Letaif-i Rivayet (söylenegelen
    güzel şeyler) adlı eserini yazarak vermiş;
    "Kıssadan Hisse" ile bu türü geliştirmiş, Sami
    Paşazade Sezai: "Küçük Şeyler" adlı eseriyle
    modern hikâyeyi oluşturmuştur. Bağımsız bir
    tür olma özelliğini ise Milli Edebiyat
    döneminde Ömer Seyfettin'le kazanmıştır.
    Hikâyenin Unsurları
    1) Olay: Hikâyede üzerinde söz söylenen
    yaşantı ya da durumdur
    2) Kişiler: Olayın oluşmasında etkili olan ya
    da olayı yaşayan insanlardır.
    3) Yer (mekân): Olayın yaşandığı çevre veya
    mekândır.
    4) Zaman: Olayın yaşandığı dönem, an
    mevsim ya da gündür.
    5) Dil ve Anlatım: Hikâyenin dili açık, akıcı ve
    günlük konuşma dilinden farklı olarak, etkili


    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
  4. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    sözcük, deyim atasözü ve tamlamalarla
    zenginleştirilmiş güzel bir dil olmalıdır.
    Anlatım ise iki şekilde olur Hikâye
    kahramanlarından birinin ağzından yapılan
    anlatım "hikâyede birinci kişili anlatım";
    yazarın ağzından anlatılanlar "hikâyede
    üçüncü kişili anlatım"
    Hikâyede Plân:
    Hikâyenin planı da diğer yazı türlerinde
    olduğu gibi üç bölümden oluşur; ancak bu
    bölümlerin adları farklıdır. Bunlar:
    1) Serim: Hikâyenin giriş bölümüdür. Bu
    bölümde olayın geçtiği çevre, kişiler
    tanıtılarak ana olaya giriş yapılır.
    2) Düğüm: Hikâyenin bütün yönleriyle
    anlatıldığı en geniş bölümdür.
    3) Çözüm: Hikâyenin sonuç bölümü olup
    merakın bir sonuca bağlanarak giderildiği
    bölümdür.
    Ancak bütün hikâyelerde bu plân uygulanmaz,
    bazı öykülerde başlangıç ve sonuç bölümü
    yoktur. Bu bölümler okuyucu tarafından
    tamamlanır.
    Hikâye Çeşitleri
    Hikâye, hayatın bütünü içinde fakat bir
    bölümü üzerine kurulmuş derinliği olan bir
    büyüteçtir. Bu büyüteç altında kimi zaman
    olay bir plan içinde, kişi, zaman, çevre
    bağlantısı içinde hikâye boyunca irdelenir.
    Kimi zaman da büyütecin altında incelenen
    olay değil, hayatın küçük bir kesiti, insan
    gerçeğinin kendisidir Bu da öykünün çeşitlerini
    oluşturur. Buna göre;
    1) Olay (Klasik Vak'a) Hikâyesi: Bir olayı ele
    alarak, serim, düğüm, çözüm plânıyla anlatıp
    bir sonuca bağlayan öykülerdir. Kahramanlar
    ve çevrenin tasvirine yer verilir Bir fikir
    verilmeye çalışılır; okuyucuda merak ve
    heyecan uyandırılır. Bu tür, Fransız yazar Guy
    de Maupassant ( Guy dö Mopasan) tarafından
    yaygınlaştırıldığı için "Mopasan Tarzı Hikâye"
    de denir. Bu tarzın bizdeki en önemli
    temsilcileri: Ömer Seyfettin, Refik Halit
    Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Reşat Nuri
    Güntekin'dir.
    2) Durum (Kesit) Hikâyesi: Bir olayı değil
    günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp
    anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm
    planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur.
    Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere
    yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi
    doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve
    durumların akışı okuyucunun hayal gücüne
    bırakılır. Bu tarzın dünya edebiyatında ilk
    temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için
    "Çehov Tarzı Hikâye" de denir.
    Bizdeki en güçlü temsilcileri, Sait Faik
    Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık
    Buğra'dır.
    3) Modern Hikâye: Diğer öykü çeşitlerinden
    farklı olarak, insanların her gün gördükleri
    fakat düşünemedikleri bazı durumların
    gerisindeki gerçekleri, hayaller ve bir takım
    olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir.
    Hikâyede bir tür olarak 1920'lerde ilk defa
    batıda görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi
    Franz Kafka'dır Bizdeki ilk temsilcisi Haldun
    Taner'dir. Genellikle büyük şehirlerdeki
    yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal
    bozuklukları, felsefi bir yaklaşımla, ince bir
    yergi ve yer yer alay katarak, irdeler biçimde
    gözler önüne serer.
    4. ROMAN
    Olmuş ya da olabilir nitelikteki olayları ve
    konuları ele alan edebî türlere Roman denir.
    Diğer türlerden ayrılan en önemli özelliği,
    uzunluğudur. Romanlarda, toplumsal olaylar
    ve ilişkiler gerçeklere uygun bir tarzda ele
    alınır.
    İyi bir roman ilgi çekici olmalı, herkesi
    ilgilendiren insancıl bir tema taşımalıdır.
    Romandaki olaylar arasında dengeli bir
    sıralama ve bağ bulunmalıdır. Olaylar akla
    yakın olmalı, romanın konusundan doğmalıdır.
    Romandaki varlıkların kişilikleri baştan sona
    dek konuya uygun nitelikte olmalı, birbiriyle
    çelişmemelidir.
    Roman yazarı; romanda yarattığı kişilerini
    kendi kişiliği içinden görebilmelidir.
    Romandaki davranışlar ve konuşmaların,
    kişilerin karakterlerinden çıkmasını
    sağlamalıdır.
    Okuyucu, romanı iş olsun diye okumaz. Roman
    okurken avunmak, kendinden uzaklaşmak
    ister. Romandaki kişilerle ilgilenmeye başlar.
    Olaylar karşısındaki davranışlarının ne
    olacağını merak eder. Onların başarılarından
    mutluluk duyar. Onların sıkıntılarına üzülür.
    Kendisini onların yerine koyar. Onların
    davranışlarını eleştirir. Bu davranışlar içinde
    yapılmaması gerekeni, yapılmamış olanları

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
  5. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    bulur. Romanı okuyup bitirince genel bir
    yargıda bulunur.
    Türk edebiyatında önceki yüzyıllarda roman
    türüne benzer edebî eserler mevcuttur.
    Bunlar:
    1) Halk Hikâyeleri (Kerem ile Aslı, Ferhat ile
    Şirin gibi.)
    2) Meddah Hikâyeleri
    3) Dinî Hikâyeler (Hz. Ali'nin Cenkleri gibi)
    4) Destanî Hikâyeler (Dede Korkut Hikâyeleri,
    Battal Gazi Destanı gibi)
    Avrupaî tarzda ilk roman, Tanzimat
    döneminde yazılmıştır. Namık Kemal'in
    "İntibah", ilk Türk romanıdır. Nabizâde
    Nazım'ın "Karabibik", ilk köy romanıdır. Yusuf
    Kâmil Paşa'nın Fenelon'dan çevirdiği
    "Telemak", ilk çeviri romandır.
    Romanlarda, şu ögeler üzerinde önemle
    durulmalıdır: Konu, kişiler, çevre, zaman, ana
    düşünce ve anlatım tarzı (üslûp).
    Romanlardaki olaylar, bir plâna uygun olarak
    anlatılır. Bu plân şöyledir:
    Giriş (Serim): Roman olayının başı, burada
    verilir.
    Gelişme (Düğüm): Roman olayının gelişip,
    açıldığı bölümdür.
    Sonuç (Çözüm): Romandaki olayın açıklığa
    kavuştuğu, düğümün çözüldüğü bölümdür.
    Romanlar, işlenilen konularına göre şu
    çeşitlere ayrılır:
    1) Tarihî romanlar: Tarihteki olay ya da
    kişileri konu alan romanlardır. Yazar tarihi
    gerçekleri kendi hayal gücüyle birleştirerek
    anlatır.
     Valter Scolt - Vaverley
     Gogol - Toros Bulba
     V. Hugo - Nöturdam de Paris
     N. Kemal - Cezmi
     N. Atsız’ın Bozkurtlar
     Tarık Buğra - Küçük Ağa, Küçük Ağa
    Ankara’da
     K. Tahir - Yorgun Savaşçı, Devlet Ana
    2) Macera Romanları: Kahramanların
    başından geçen hareketli olayların anlatıldığı
    romanlardır.
     Alexander Dumas – Monto Kristo
    Kontu, Üç Sihaşörler
     Ahmet Midhat – Hasan Mellah, Hüseyin
    Fellah, Dünyaya İkinci Geliş
    3) Polisiye Romanlar: Macera ve heyecan
    duygularını artıran romanlardır.
     Edgar Allen Poe – Morgue Sokağı
    Cinayeti
     Arthur Connan Doyle – Sherlock
    Holmes
     Agatha Cristie – Şark Ekspresinde
    Cinayet
     Ahmet Midhat – Esrar-ı Cinayat (İlk
    Türk Polisiye Romanı)
     Cingöz Recai – Server Bedii takma
    adıyla Peyami Safa
    4) Egzotik Romanlar: Yabancı ülkelerin
    toplumsal özelliklerini, geleneklerini anlatan
    romanlardır.
     Refik Halit Karay – Nilgün
     Pierre Loti – İzlanda Balıkçısı
    5) Sosyal Romanlar: Ekonomik bunalımlar,
    sınıfsal çelişkiler, köyden kente göç gibi
    toplumsal sorunları konu edinen romanlardır.
     Victor Hugo – Sefiller
     Sami Paşazade Sezai – Sergüzeşt
     Ahmet Midhat – Felatun Bey ile Rakım
    Efendi
     Recaizade Mahmud Ekrem – Araba
    Sevdası
    6) Psikolojik Tahlil Romanları: Roman
    kahramanlarının psikolojisini tahlillerle
    anlatan romanlardır.
     Madame De Le Fayette – Princesse De
    Cleves (Dünyanın ilk psikolojik roman
    örneği)
     Peyami Safa – Dokuzuncu Hariciye
    Koğuşu
    7) Biyografik Roman: Topluma mal olmuş bir
    kişinin yaşamını, yaşadığı döneme katkılarını
    anlatan romandır.
     Oğuz Atay – Bir Bilim Adamının Romanı
    8) Otobiyografik Roman: Yazarın kendi
    hayatını konu edindiği romanlardır.
     Mark Twain–Tom Sawyer’in Maceraları
     Orhan Kemal – Avare Yıllar, Baba Evi

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
  6. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    Türk Edebiyatında Roman
    Türk edebiyatına roman Fransızcadan yapılan
    çevrilerle girdi. Bu çevirilerden ilki Yusuf
    Kamil Paşa'nın Fenelon'dan yaptığı Tercüme-i
    Telemak'tır. Daha sonra adı bilinmeyen bir
    çevirici Victor Hugo'nun ünlü romanı Sefiler'i
    (Les Miserables) çevirdi. 1860-1880 yıları
    arasında başta Fransız yazarlar olmak üzere
    birçok Batılı yazarın eseri Türkçeye çevrildi.
    İlk Türk romanı Şemsettin Sami'nin Taaşşuk-ı
    Talat ve Fitnat adlı eseridir. Sami'den sonra
    Ahmed Mithat romanlarıyla Türk romanının
    gelişmesine katkıda bulundu. Türk romanı asıl
    Tanzimat döneminde gelişti. Recaizade
    Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası yeni teknikler
    kullanılan Batılı anlamda türüne en yakın ilk
    Türk romanıdır. Servet-i Fünun edebiyatı
    döneminde ilk usta romanlar ve usta yazarlar
    kendilerini gösterdi. "Sanat sanat içindir"
    tezini savunan bu yazarlar aşk ve acıma gibi
    konuları işledi. Halit Ziya Uşaklıgil bu dönemin
    en önemli romancısı sayılır. Aşk-ı Memnu
    (1925) adlı romanı günümüzde de en başarılı
    Türk romanlarından biridir.
    1910'dan sonra milli duyguların ağır
    basmasıyla birlikte "Genç Kalemler" dergisi
    çevresinde Türkçülük akımı gelişti. Milli
    romanların yazılması bu dönemde başladı.
    Halide Edip Adıvar'ın Vurun *****ye, Reşat
    Nuri Güntekin'in Çalıkuşu romanları bu
    dönemin örneklerindendir. Cumhuriyet
    döneminde çağdaş Türk romanı ortaya çıktı.
    Toplumsal ve sosyal gelişmeleri konu alan
    romanlar yazıldı. Köy ve kent romanları ayrımı
    da bu dönemle ilgilidir.
    5. TİYATRO (OYUN)
    Yaşamda görülen olayları sahnede
    canlandırma sanatına ve bu amaçla yazılmış
    eserlerdir. Tiyatrolar tıpkı opera, sinema,
    bale gibi göstermeye bağlı bir metindir.
    Dünya edebiyatında tiyatronun başlangıcı Eski
    Yunan’da Bağbozumu Tanrısı Dionysos adına
    düzenlenen törenlere kadar dayanır.
    Türk edebiyatında modern anlamda tiyatro
    Tanzimat’la birlikte başlar. İlk tiyatro
    eserimiz Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” adlı tek
    per****k komedisidir. Sahnelenen ilk tiyatro
    eserimiz ise Namık Kemal’in “Vatan yahut
    Silistre”dir.
    Bunların dışında Ahmed Vefik Paşa ve Direktör
    Ali Bey gibi isimlerin de tiyatronun
    gelişiminde önemli payları vardır.
    Tanzimat’ın ikinci döneminden itibaren
    gerilemeye başlayan tiyatro, Servet-i Fünun
    ve Fecr-i Ati dönemlerinde durma noktasına
    gelmiştir. Milli Edebiyat’la birlikte tekrar
    hareketlenen tiyatro, asıl gelişimini
    Cumhuriyet döneminde yapmıştır.
    Faruk Nafiz Çamlıbel, Necip Fazıl Kısakürek,
    Haldun Taner, Reşat Nuri Güntekin, Necati
    Cumalı, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Asena
    başarılı tiyatro yazarlarımızdandır.
    Edebiyatımızda tiyatro türü iki başlıkta
    incelenebilir:
    A. Geleneksel Türk Halk Tiyatrosu
    Geleneksel Türk tiyatrosu içinde orta
    oyunlarının önemli bir yeri bulunmaktadır.
    Kavuklu ve Pişekâr; orta oyunlarında sıkça
    görülen sembolik kahramanlardır. Bu kişiler;
    yine, geleneksel tiyatromuzun önemli
    kahramanları Karagöz ile Hacivat'ın
    karşılığıdırlar.
    Kavuklu, bilimsel anlayıştan uzak, fakat ârif,
    halk adamını temsil etmektedir. Pişekâr ise,
    Osmanlıca kelimeler kullanmakta yetenekli,
    okumuş insanı temsil etmektedir. Her ikisi de
    birbirlerinin açık yönlerini tamamlayan önemli
    tiplerdir. Bunlar, orta oyunlarında mizahî
    unsurlarla topluma mesajlar verir ve insanları
    bilgilendirirler.
    Geleneksel Türk Tiyatrosu, şu çeşitlere ayrılır:
    1) Meddah: Bir kişinin tek başına hazırladığı
    oyun çeşididir. Kelime anlamı "metheden =
    övgücü" demektir. Meddah, anlattığı olay ya
    da hikâyeyi seyirci önünde çeşitli hareket ve
    taklitlerle canlandırır. Bu şekilde insanlar,
    eğlenirken düşünme imkânı bulur. Meddahın
    başlıca eşyaları mendil, sandalye ve
    bastondur.
    2) Karagöz: Gölge oyunudur. Beyaz bir perde
    üzerinde çeşitli insan tiplerinin
    canlandırılmasıdır. Bu oyunlar, "Karagözcü"
    adı verilen usta bir sanatçı tarafından perdeye
    yansıtılır. Oyunun başkahramanı "Karagöz",
    okumamış, ama zeki ve anlayışlı bir halk
    adamıdır. İkinci kahraman "Hacivat" ise,
    Karagöz'e zıt kişilikte bir insandır. Arapça ve
    Farsça kelimelerle konuşur, zaman zaman
    bilgiçlik taslar.
    Karagöz, Türklere özgü bir oyundur. Çünkü
    çok eskiden beri Türkler, çeşitli adlar altında
    Karagöz oyununu biliyor ve oynatıyorlardı.
    Hatta Avrupa'da "Çin gölgeleri" diye

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
  7. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    adlandırılan gölge oyununun bile Karagöz' den
    geldiğini yapılan araştırmalar gösterir.
    Bu oyun, Osmanlı Türkleri arasında uzun
    zaman yaşadı. Batılı anlamda tiyatro türünün
    edebiyatımıza girmesinden sonra yavaş yavaş
    önemini kaybetti.
    Karagöz'deki diğer önemli tipler de şunlardır:
    Çelebi, Tuzsuz **** Bekir, Yahudi, Ermeni,
    Rum, doktor, Frenk, Arap, Acem, Arnavut,
    Trabzonlu, Rumelili vb.
    3) Orta Oyunu: Orta oyunu, açık bir
    meydanda oynanır. Seyirciler bu meydanın
    etrafını çepeçevre kuşatırlar. Ancak bir
    tarafını açık bırakırlar. Oyuncular, oyundan
    önce oradan meydana dâhil olurlar. Çağdaş
    Türk tiyat-rosuna en yakın örnektir. Konular
    ve tipler olarak Karagöz'e çok benzerler. En
    ünlü tipleri Kavuklu ve Pişekâr’dır. Ayrıca;
    "Balama (Rum)", "Frenk" ve "zenne" tipleri de
    bulunmaktadır. Günümüzde, bazı köy ve
    kasabalarda, orta oyunları bütün canlılığı ile
    hâlâ devam eder.
    4) Köy Seyirlik Oyunları: "Köylü Tiyatrosu"
    adı ile de bilinen köy seyirlik oyunları
    düğünlerde, bayramlarda ya da yılın belirli
    günlerinde köylülerimizin genellikle "oyun
    yapma","oyun çıkarma" adı altında bereket
    bolluk, sağlık ve yeni yılı karşılamak amacıyla
    oynadığı törensel içerikli oyunlardır.
    Bu oyunlar meydanlarda oynandığı gibi kışın
    oda içerisinde de oynanmaktadır. İlkel
    toplumlardan günümüze değişim göstererek
    ulaşan bu oyunlar önceleri yaşantının daha
    verimli olabilmesi için doğaüstü güçlere,
    tanrılara ya da tanrıya şükran belirten bilinçli
    olarak gerçekleştirilen törenlerdir.
    B. Modern Türk Tiyatrosu
    1. Trajedi
    Seyircide korku ve acıma hislerini uyandırarak
    onu kötü duygularından arındırmayı
    amaçlayan tiyatro türüdür.
    Başlıca Özellikleri:
     Konusunu seçkin kimselerin
    hayatından ya da mitolojiden yani
    tanrılar arasındaki ilişkilerden seçer.
     Kahramanları tanrılar ya da soylu
    kimselerdir. İnsan müsveddesi sayılan
    sıradan insanlara yer verilmez.
     İşlenmiş, kusursuz bir üslubu vardır;
    kaba sayılan sözlere yer verilmez.
     Çirkin olaylar (cinayet, kavga vs.)
    seyircinin gözü önünde
    gerçekleştirilmez.
     Üç birlik kuralına uyar. Bu, yer,
    zaman ve olay birliğidir. Yani oyun
    hep aynı yerde aynı dekorla
    oynanmalı, olay bir günlük zaman
    dilimi içinde geçecek izlenimi
    vermeli, (Bu yüzden oyun, olayın
    sonundan seçilir; önceki olaylar koro
    tarafından anlatılırdı.) aynı ana olay
    etrafında geçmelidir.
     En ünlü trajedi yazarları; Eski
    Yunan'da Aiskhylos, Euripides.
    Sophokles; Klasik Fransız edebiyatında
    Corneille ve Racine'dir.
    2. Komedi
    İnsanları güldürerek eğitmeyi amaçlayan
    tiyatro türüdür. Her gülünç şeyin altında ders
    alınacak acı bir gerçeğin olduğuna inanılır.
    Başlıca Özellikleri:
     Konusunu günlük hayattan, sosyal
    olaylardan seçer.
     Kahramanları sıradan insanlar, eğitim
    görmemiş ya da sonradan görme
    kişilerdir.
     Üslupta kusursuzluk aranmaz, kaba
    sayılan hatta küfürlü sözlere yer
    verilir.
     Çirkin, kaba olaylar seyircinin gözü
    önünde işlenir.
     Üç birlik kuralına uyar.
     İnsan karakterinin gülünç ve eksik
    yanlarını anlatanlara karakter
    komedyası, toplumun gülünçlüklerini
    anlatanlara töre komedyası, olayların
    merak uyandıracak şekilde işlendiği
    eserlere entrika komedyası adı verilir.
     Komedi türü 17. yüzyıldan sonra
    düzyazıyla yazılmaya başlanmıştır.
     En ünlü komedi yazarları; Eski
    Yunan'da Aristophanes, Klasik Fransız
    edebiyatında Moliere'dir.

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
  8. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    3. Dram
    19. yüzyılda trajedinin sıkı kurallarını yıkmak
    amacıyla meydana getirilen tiyatro türüdür.
    Başlıca Özellikleri:
     Konusunu günlük hayattan ya da
    tarihin herhangi bir devrinden
    seçebilir.
     Hem acıklı hem komik olaylar aynı
    oyunda iç içe bulunur.
     Kahramanlar hem soylulardan hem
    sıradan insanlar arasından seçilir.
     Üç birlik kuralına uymak zorunda
    değildir.
     Her tür olay seyircinin karşısında
    gerçekleştirilebilir.
     Şiir, düzyazı karışık halde bulunur.
     En ünlü dram yazarları; İngiliz yazar
    Shakespeare dramın ilk ürünlerini
    vermiştir. Ancak bu türün özelliklerini
    Victor Hugo belirlemiştir. Şehitler,
    Geothe diğer ünlü dram yazarlarıdır.
    Müzikli Tiyatro:
    a) Opera: Sözlerinin tümü ya da çoğu "koro,
    solo, düet" biçiminde şarkılı olarak söylenen
    müzikli tiyatro eseridir. Oyunculara, orkestra
    eşlik eder.
    b) Operet: Eğlenceli, hafif konulu, içinde
    bestesiz konuşmalar da bulunan müzikli
    tiyatrodur. Daha çok halk için yazılmış
    eserlerdir.
    c) Opera Komik: Operetin, yüksek sınıf için
    yazılmış, besteli biçimidir.
    ç) Vodvil: Hareketli, eğlenceli bir konuya
    dayanan, içinde şarkılara da yer verilen hafif
    komedidir. Bu nedenle vodvil, bir "komedi
    türü" olarak da gösterilir.
    d) Bale: Konusu; türlü dans ve davranışlarla
    anlatılan müzikli, sözsüz tiyatro türüdür.
    6. ŞİİR
    Duygu, hayal ve düşüncelerin bir düzene bağlı
    olarak, çekici bir dil ve ahenkli mısralar içinde
    aktarılmasıdır.
    Şiiri düz yazıdan ayıran ölçü, mısra, ahenk
    gibi unsurlar vardır.
    Nazım (şiir) biçimindeki yazılara "manzum";
    Nazım parçalarına da "manzume" denir.
    Şiir Türleri
    1. Lirik Şiir: Aşk, ayrılık, hasret ve özlem gibi
    konuları işleyen duygusal şiirlerdir.
     Duygu, coşku ve akıcılık söz
    konusudur.
     Gazel, şarkı koşma, semai lirik şiire
    örnektir.
    2. Pastoral Şiir: Doğa güzelliklerini, kır ve
    doğa sevgisini, orman, yayla, dağ, köy ve
    çoban yaşamını, bunlara karşı duyulan
    özlemleri anlatan şiir türüdür. Şair doğa
    karşısındaki duygularını anlatıyorsa "idil", bir
    çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi
    anlatıyorsa "eglog" adını alır.
    3. Epik Şiir: Destansı özellikler gösteren
    şiirlerdir. Okuyanda coşku yiğitlik duygusu,
    savaşma arzusu uyandırır.
     Kahramanlık, yiğitlik gibi konular
    işlenir.
    4. Didaktik Şiir: Bilgi vermek, öğretmek, öğüt
    vermek gibi öğretici amaç taşıyan şiirlerdir.
     Ahlakilik hâkimdir, Kuru bir üslubu
    vardır.
     Manzum hikâyeler ve fabllar hep
    didaktiktir.
    5. Satirik Şiir: Toplumdaki çeşitli düzensizlik
    ve bozuklukları yeren, taşlayan şiirlerdir. Halk
    edebiyatında "taşlama", Divan edebiyatında
    "hiciv" denir.
    6. Dramatik Şiir: Tiyatronun manzum şekline
    denir. Dramatik manzume, karşılıklı konuşma
    şeklinde yazılan manzumelerdir.
    Şiir Bilgisi
    Mısra (Dize): **çülü ve anlamlı, bir satırlık
    nazım birimidir.
    Beyit (İkilik): Aynı ölçüde olan ve anlamca bir
    bütünlük oluşturan ve iki dizeden oluşan
    nazım birimidir.

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
  9. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    **çü (Vezin): Şiirde dizelerin hece sayısına
    veya hecelerin ses değerine göre bir uyum
    içinde olmasıdır.
    Hece **çüsü: Şiirde dizeleri oluşturan
    sözcüklerin hece sayılarının eşitliğine dayanan
    ölçüdür. Hece ölçüsüyle yazılmış dizeler
    okunurken belli yerlerde durulur. Durulan bu
    yerlere "durak" denir. Durak sözcüğün sonunda
    yer alır.
    Aruz **çüsü: Dizelerdeki hecelerin uzunluk ve
    kısalığına göre, açık ya da kapalı oluşuna göre
    düzenlenmesidir. Kısa heceler nokta(.) uzun
    heceler çizgi (-) ile gösterilir.
    İmale: Aruz kalıbına uydurmak için kısa
    hecenin uzun sayılmasıdır.
    Zihaf: Uzun heceleri kısa okumaktır.
    Serbest **çü: Bu ölçüde hecelerin sayısı ya da
    uzunluğu kısalığı dikkate alınmaz.
    Redif
    Mısra sonlarında yazılışları, okunuşları,
    anlamları ve görevleri aynı olan eklerin,
    kelime ve kelime gruplarının tekrar
    edilmesine "redif" denir.
    Örnek-1
    Bizim elde bahar olur, yaz olur.
    Göller dolu ördek olur, kaz olur.
    Sevgi arasında yüz bin naz olur.
    Suçumu bağışla, ben sana kurban.
    (Ercişli Emrah)
    Örnek-2
    Bu ıslıkla uzayan, dönen, kıvrılan yollar,
    Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
    Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
    Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
    (F. Nafiz Çamlıbel)
    Kafiye (Uyak)
    Mısra sonlarındaki yazılışları ve okunuşları
    aynı, anlamları ve görevleri farklı kelimelerin,
    eklerin benzerliğine kafiye denir.
    Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım
    gözümü,
    Nücuma sor ki, bu kirpikler uyku görmüş mü?
    (Mehmet Akif ERSOY)
    Kafiye Çeşitleri
    1) Yarım Kafiye: Tek ses benzerliğine
    dayanan kafiyedir.
    Örnek-1
    Ben çektiğim kimler çeker
    Gözlerim kanlı yaş döker
    Bulanık bulanık akar
    Dağlarım seliyim şimdi (Kul Mustafa)
    Örnek-2
    İstedim kendimi bu göle atam
    Elimi uzatıp yavruyu tutam
    Örnek-3
    Üstümüzden gelen boran kış gibi
    Şahin pençesinde yavru kuş gibi
    Seher sabahında rüya düş gibi
    Çağıta bağırta aldı dert beni
    2) Tam Kafiye: İki ses benzerliğine dayanan
    kafiye türüdür.
    Örnek-1
    Yollarda kalan gözlerimin nurunu yordum,
    Kimdir o, nasıldır diye rüzgârlara sordum,
    Hulyamı tutan bir büyü var onda diyordum
    (Y. Kemal Beyatlı)
    Örnek-2
    Sen miydin o afet ki dedim, bezm-i ezelde
    Bir kanlı gül ağzında ve mey kasesi elde,
    Bir sofrada içtik, ikimiz aynı emelde,
    Karşımda uyanmış gibi bir baktı sarardı.
    (Yahya Kemal Beyatlı)
    Örnek-3
    On atlıya karar verdim yaşını
    Yenice sevdaya salmış başını
    El yanında yakar gider kaşını
    Tenhalarda gülüşünü sevdiğim.
    3) Zengin Kafiye: Üç ya da daha çok ses
    benzerliğine dayanan kafiye türüdür.
    Örnek-1
    Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
    Soğuk bir mart sabahı.. Buz tutuyor her
    soluk (Faruk Nafiz Çamlıbel)
    Örnek-2
    Baygın bir ihtizaz ile bi-huş akar dere,
    Sahillerinde çocuklar uzanmış çemenlere.
    (Orhan Seyfi Orhon)
    Örnek-3
    Miskin Yunus biçareyim
    Baştan ayağa yareyim
    Dost ilinden avareyim
    Gel gör beni aşk neyledi

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.
  10. ByNapolyon

    ByNapolyon Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2009
    Mesajlar:
    178
    Beğenileri:
    728
    Ödül Puanları:
    0
    4) Cinaslı Kafiye: Anlamları ayrı, fakat yazılış
    ve okunuşları aynı olan kelime ve kelime
    gruplarının mısra sonunda tekrarı ile oluşan
    kafiyedir.
    Örnek-1
    Niçin kondun a bülbül
    Kapımdaki asmaya
    Ben yarimden vazgeçmem
    Götürseler asmaya
    Örnek-2
    Bilmem ki yaz mı gelmiş
    Niçin açmış gül erken
    Aklımı kayıp ettim
    Nazlı yarim gülerken
    Örnek-3
    Kendin çöz kendin tara
    Değmesin el başına
    Ben yarime kavuştum
    Darısı el başına
    Kafiye Şeması
    Mısraların son seslerine bakılarak bir
    dörtlüğün kafiye düzeni çıkarılır. Kafiye
    düzenlerinin, mısralarının son seslerindeki
    düzene göre çeşitleri vardır.
    1. Düz Kafiye: "a a a b" "bbbc" "cc" "a a b
    b" olmalı.
    İftardan önce gittim Atik-Valde semtine
    Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,
    Sessizdiler, Fakat Ramazan maneviyyeti
    Bir tatlı intizara çevirmiş sukuneti
    2. Çapraz Kafiye: "a b a b" "cdcd" olmalı.
    Hayran olarak bakarsınız da
    Hülyanızı fetheder bu hali
    Beş yüz sene sonra karşınızda
    İstanbul fethinin hayali
    3. Sarma Kafiye: "a b b a" "cdcd" olmalı.
    İhtiyar, elini bağrına soktu,
    Dedi ki: "İstanbul muhasarası
    Başlarken aldığım gaza yarası
    İçinden çektiğim bu oktu.

    "Teşekkür et" butonuna basmanız yeterlidir.

Sayfayı Paylaş