150-180 arası

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde q1aa1 tarafından paylaşıldı.

  1. q1aa1

    q1aa1 Üye

    Katılım:
    2 Haziran 2010
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    arklar 150 180 arası resimsiz yazı şeklinde verebilirmisiniz
  2. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
  3. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Sayfa 165

    2)Ziya gökalpin etkisiyle türkçülük hareketinin etkisiyle sade bir dil ve hece ölçüsüyle şiirler yazmıştır.
    3)ses ve musikiye değer vermesi, sanatlı söyleyiş ve şekil güzelliği bakımından benzerlik göstermektedir.
    4)manzumeleri yazma amacı, halkın yaşayışını ve değerlerini anlatmak,hayattan bir kesit sunarak toplumu her yönüyle anlatmaktır.
    5)servetifunun ve fecriati şiirleriyle şiir anlayışı ve edebi zevk bakımından benzerlik göstermektedir.Bu durum milli edebiyat döneminde servetifunun ve fecriati analyışına uygun eserlerinde verildiğini gösterir.

    Sayfa 166

    Anlama ve Yorumlama

    1) a)vatan adlı şiir, sade bir dille yazılmış olması, hece vezninin kullanılması ve fikrin ön planda olması nedeniyle milli edebiyat dönemine aittir.
    Bülbül adlı şiir, musikiye önem vermesi, sanatlı ve süslü bir dili olması nedeniyle saf(öz)şiir anlayışına uygundur.
    Kocakarı ile ömer ise halkın inanç ve değerlerini işlemesi nedeniyle manzum hikaye anlayışına uygundur.

    b)vatan = ziya gökalp
    bülbül= ahmet haşim
    kocakarı ile ömer=mehmet akif ersoy

    Sayfa 167 ölçme ve değerlendirme:
    1.y d y
    2.....mehmet akif ersoy....
    ....safahat....
    3.e


    SADE DİL VE HECE Ö.LÇÜSÜYLE YAZILMIŞ ŞİİR

    Sayfa 168

    Hazırlık
    1) Dilin yozlaşması birtakım dış etkenlerle dilin özünden uzaklaşması, bozulması anl***** gelmektedir.
    2)Dilin sadeleşmesi, halka yön vermek,halk ile devlet kopukluğunu gidermek,bakımlarından sosyal ve siyasi hedeflerle ilişkilidir.

    İnceleme

    1)şiirde önceki dönemlere göre ses ve söyleyiş ile modern şiire özgü söyleyişler bir arada kullanılmıştır
    2)Şiirde ritim hece ölçüsüyle sağlanmıştır. buda milli edebiyat döneminde hece ile şiir yazma ile ilgilidir.
    3)Esir yaratmayan tanrı imajında dönemin Osmanlı devletinin esaret altına alınmak istenmesi iel ilişkisi vardır.
    Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir ifadesinde ise zaman ve kan damlayan dişler arasında benzetme sanatı vardır.
    Ayrıca şiirde mazlumların intikamı,volkan, alev, boraköüpk, öksüz çocuk imgeleri kullanılmıştır.
    4)şiirde paçavralar altındaki yoksul, kan damlayan dişler,sert bakışlı göz, ağır yumruk gibi tarihi ev sosyal değer taşıyan ifadeler vardır.
    5)Sade dil, hece vezni ve işlenen sosyal tema ile halk şiirine ait imgeler bakımından farklılık göstermektedir.
    6)Şiirin teması , şarini kim olduğudur.sanatsal anlamda şairin kimliği teması olarak işlenmiştir.
    7)Şiirin evrensel olması onun yaratıcısı olan şairinde evrensel olması anlamını taşıdığı için tema her çağda ve ülkede geçerli olabilecek bir temadır.

    Sayfa 169
    2. ETKİNLİK:
    1. grup:şiirdeki şairin toplum karşısındaki sorumluluğu ile öğretici metinlerdeki temalar ile benzerlik göstermektedir.
    2. grup:şair şiirde estetik zevk amacı gütmemiştir.

    8)Bırak beni haykırayım adlı şiir türk şiirinde sade dil ve hece ölçüsüyle yazılmış bir şiir olarak yerini alır.
    9)MEHMET EMİN YURDAKUL


    --------------------------------------------------------------------------------


    Mehmet Emin Yurdakul, 13 Mayıs 1869 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi.. 14 Ocak 1944 tarihinde ise İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. Milli Edebiyat ve Türkçülük akımının en büyük temsilcisilerinden biridir. Mektebi Mülkiye’nin idadi bölümünden ayrıldı. Daha sonra devlet memurluğu yaptı. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. Şiirleriyle İstanbul hükümetini eleştirince 1907 yılında Erzurum rüsumat nazırlığına tayini çıkarıldı ve böylece İstanbul’dan uzaklaştırıldı. İkinci Meşrutiyet’in ilanının akabinde aynı görevle bu defa Trabzon’a gönderildi. 31 Mart Olayı’ndan sonra 13 Nisan 1909'da İstanbul’a çağrıldı. Bahriye Nezareti Müsteşarlığı'na atandı. Hicaz ve Sivas’ta valilik görevinde bulundu. 1910 yılında İstanbul'a geri döndü. Türk Yurdu Cemiyeti ve Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Türk Yurdu dergisinin yayın sorumluluğunu üzerine aldı. İttihat ve Terakki ile anlaşmazlığa düşünce 1912 yılında Erzurum Valiliği'nden emekliye ayrıldı. 1914'te Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda Musul milletvekili oldu. Aralık 1919'da Türk Fırkası'nı kurdu. İstanbul'un işgalinin akabinde 1921'de Anadolu'ya geçti. Antalya, Adana, İzmir illeri çevresinde çalıştı. Cumhuriyetin ilk yıllarında Şarkikarahisar, sonra da Urfa ve İstanbul milletvekili oldu. Mehmet Emin Yurdakul, yaşamını yitirene dek milletvekilliği yaptı. Yazmaya şiirle başladı. İlk şiiri 1897’de Servet-i Fünun dergisinde yayınlandı. Devrinin şiir anlayaşının dışına çıktı, hece ölçüsüne dayalı yalın bir Türkçe kullandı. Türk edebiyatına halkın sesini getiren gerçekçi bir şair olarak değerlendirildi. Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarına karşı Türkçülüğü savunan şiirler yazdı. Coşku, ulusal duygular, kahramanlık, yüreklendirme ve öğreticilik öğelerini ön plana çıkardı. Şiire şekil yenilikleri de getirdi. Dörtlük geleneğinin dışına çıkarak üçer, altışar, sekizer dizeden kurulu şiirler yazdı. Milli edebiat akımı ve Türkçülüğün önde gelen temsilcileri arasında yer aldı. "Türk Şairi", "Milli Şair" ünvanı ile tanınır..


    --------------------------------------------------------------------------------


    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Türkçe Şiirler (1899-1918)
    Türk Sazı (1914)
    Ey Türk Uyan (1914)
    Tan Sesleri (1915, 1956)
    Ordunun Destanı (1915)
    Dicle Önünde (1916)
    Hastabakıcı Hanımlar (1917)
    Turana Doğru (1918)
    Zafer Yolunda (1918)
    İsyan ve Dua (1918)
    Aydın Kızları (1919)
    Mustafa Kemal (1928, şiir ve düzyazı)
    Ankara (1939)

    DÜZYAZI:
    Fazilet ve Asalet (1890)
    Türkün Hukuku (1919)
    Kral Corc’a (1923)
    Dante’ye (1928)
  4. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Sayfa 173 .

    Merdiven Şiiri

    2.)Lisan-ı hafi imgesi görme duyusuyla ilişkilidir.Şiirindeki birimlerin tamamında görme duyusuna ilişkin ifadeler vardır.

    3)Merdiven şiirinin teması zamandır.Tema ile başlık arasında ilerleme bakımından bir ilişki vardır.

    4)Şirii yüksek seslede okuduğunuzda görülecektir ki şiirdeki ses ve ritim , anlamı tamamlamak amacıyla çok güçlü bir şekilde verilmiştir.

    5)Merdiven şiiri, güçlü ses ve ritmiyle , müzikle ilişkilendirilebilir.

    6)Merdiven şiirindeki arz ve akşam sözcükleri birer sembol olarak kullanılmıştır. Bu durum doğal gerçekliğin sembolleştiğini göstermektedir.

    7)-

    8.a)AHMET HAŞİM


    1884’te Bağdat’ta doğdu, 1933’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey’in oğlu. Çocukluğu Bağdat’ta geçti. 12 yaşında annesinin ölümü üzerine babasıyla birlikte İstanbul’a geldi. Mektebe-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) yatılı okudu. Tevfik Fikret ve Ahmed Hikmet Müftüoğlu'nun öğrencisiydi. 1907'de mezun oldu. Bir süre Reji İdaresi'nde çalıştı. Bir yandan da Hukuk Mektebi'ne devam etmeye başladı. İzmir Sultanisi Fransızca öğretmenliğine atandı. Hukuk eğitimini bırakıp İzmir'e gitti. 1912-1914 arasında Maliye Nezareti'nde çevirmenlik yaptı. 1. Dünya Savaşı yıllarını Çanakkale ve İzmir'de yedeksubay olarak geçirdi. Mütareke'den sonra İstanbul'a döndü. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik ve mitoloji öğretmenliği yaptı. Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi'nde Fransızca dersleri verdi. Düyun-u Umumiye İdaresi'nde, Osmanlı Bankası'nda çalıştı. Akşam ve İkdam gazetelerinde köşe yazıları yazdı. 1928'de böbrek rahaksızlığının tedavisi için yurtdışına gitti ama iyileşemeden döndü. Şiire lise öğrenciliği yıllarında başladı. İlk şiirlerinde Abdülhak Hamit, Cenap Şahabettin, özellikle de Tevfik Fikret etkileri görülür. Bilinen ilk şiiri "Hayal-i Aşkım"da bu yönelmelere rağmen yeni bir sanat yönelimi olduğu dikkat çeker. Gençlik şiirleri Mecmua-i Edebiye, Musavver Terakki, Aşiyan, Jale, Musavver Muhit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap dergilerinde yayınlandı. Bu şiirleri kitaplarına almadı. 2. Meşrutiyet'in yazınsal karmaşa ortamında onun şiiri ayrı bir ses olarak kendisini gösterdi. 1921'de basılan ilk şiir kitabı "Göl Saatleri"nin başındaki küçük manzumeler, bu dönemin asıl eserleridir. İzlenimci ressam etüdlerini andıran bu şiirlerle Ahmed Haşim, doğanın özünü sızdırmak ister gibidir. Şiiri, bir yandan Verlaine müziğine yaklaşırken, bir yandan Şeyh Gâlib'in parıltısını taşır. "Göl Saatleri", "Göl Kuşları", "Serbest Müstezatlar" ve "Muhtelif Şiirler" olmak üzere dört bölümden oluşan bu kitap Türk şiirinin Yahya Kemal Beyatlı'dan sonraki ikinci kanadını kurar. Beyatlı'nın geniş kesimleri kucaklayan toplumcu ve ulusçu şiirine karşılık Haşim daha dar ama daha derin bir kanalda akmayı tercih eder. İkinci ve son şiir kitabı "Piyale"nin girişinde "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" bölümünde şiirle ilgili görüşlerini açıklar: Şair ne bir gerçek habercisi, ne güzel konuşmayı sanat haline getirmiş bir kişi, ne de bir yasak koyucudur. Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için yaratılmış, müzik ile söz arasında, ama sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir. Düzyazıda anlatımı yaratan öğeler şiir için sözkonusu olamaz. Düzyazı us ve mantık doğrur, şiir ise algı bölümleri dışında isimsiz bir kaynaktır. Gizliğe, bilinmezliğe gömülmüştür. Şairin dili, duyumların yarı aydınlık sınırlarında yakalanabilir. Anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir. Şiirde önemli olan sözcüğün anlamı değil, şiir içindeki söyleniş değeridir. Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler boş bir hayal kuruyor demektir. "Piyale" kitabındaki "Merdiven" ve "Bir Günün Sonunda Arzu" şiirleri, bu görüşleri yansıtan ve Türk edebiyatında görülmemiş bir şiirselliği ortaya koyan ürünlerdir. Bu kitapla birlikte Haşim'e saldırılar arttı. **çü ve Türkçe bilmemekle, toplum sorunlarına ilgisizlikle suçlandı. Yine de şiirleriyle 20'nci yüzyılın ilk çeyreğini etkilemeyi başardı.


    ESERLERİ

    ŞİİRLER:
    Göl Saatleri (1921)
    Piyale (1926)

    FIKRA VE SOHBET:
    Bize Göre (1926)
    Gurabahane-i Laklakan (1928)

    GEZİ:
    Frankfurt Seyahatnamesi (1933)

    b)Merdiven şiiri, sembolizm akımının etkilerini en iyi şekilde yansıtan müzikalitesiyle, renkleriyle eşsiz bir yere sahip şiirdir.



    Sayfa 174 :

    Anlama Ve Yorumlama :
    1)Milli edebiyat döneminde hece ölçüsüyle yazılmış şiirlerle Açık Deniz ve Merdiven adlı şiirler,ses, ritim, müzikalite, aruz, tema ve sanat anlayışı bakımından farklılık göstermektedir.Tüm bunların temelinde elbette sanat anlayışı farkı yatmaktadır.

    2)Açık Deniz ve Merdiven adlı şiirler yapı, tema ve dil ve anlatım bakımından saf şiir geleneğiyle ilişkilendirilebilir.


    **çme Ve Değerlendirme
    1)Y
    D
    D

    2)süleymaniyede bayram sabahı.......süleymaniye camii

    3)B

    4)Saf şiirdeki dil ve yapı,kusursuz ahengi ve ritmi ile söyleyiş bakımından müzikle ilişkilendirilebilir.


    Sayfa 175 .

    c.Halkın Yaşayış Tarzını Ve Değerini Anlatan Manzumeler

    Hazırlık

    1.Etkinlik :
    Nasrettin Hoca fıkrasının manzume şekli ile düz yazı hali arasında yapı ve ritim bakımından farklılıklar vardır.

    İnceleme:

    Sayfa 177:

    3. Etkinlik
    1. grup= küfe adlı manzume üç bentten oluşan birimlere sahiptir. Bu birimler tema etrafında bir araya getirilmiştir.
    2. grup=---ben
    ----erkenden :-en tam kafiye

    -----demek
    -----bilmeyerek :-ek tam kafiye

    -----dalgalanır
    -----dayanır :-nır redif , -a tam kafiye

    Şiirin ritmi aruz ölçüsüyle sağlanmıştır.Ayrıca konuşma dili ve doğal dil, ahengin sağlanmasında etkilidir.

    1.a )Küfe manzumesi, şairinde belirlediği birimler doğrultusunda üç bölüme ayrılabilir.Şair bu bölümlerde konuşma dili özelliklerine önem vermiştir.Bu da dilin kaynağının halk olduğunu göstermektedir.

    b)Konuşma şeklindeki bölümlerin diğer bölümlere göre sade olması , halk söyleyişlerine yer verilmesi dolayısıyladır.Bu durum metne konuşma dili ve doğal dilin ahengini sağlamaktadır.

    2)Küfe manzumesi,anlatmaya bağlı edebi metinler ilede ilişkilendirlebilir. Bu ilişkilendirme Küfe adlı manzumenin hikaye ile olay örgüsü, kişiler, mekan ve zaman yönüyle ilişkilendirilmesinide sağlar

    3)Küfe manzumesindeki kişiler ve olaylar , bir konak ya da saray içinde anlatılamaz.Olayın kahramanında bir şehzade olarak anlatılması mümkün değildir.Manzumedeki anlatılanların yaşandığı sosyal kesim buna uygun değildir.

    4)Küfe manzuemesindeki özellikler,fecri ati ve servetifunun şiirlerinin kişisel eğilimleriyle farklı olarak topluma yöneldiğini göstermektedir.

    5)Küfe manzumesinin teması yoksulluktur.

    6)Manzumenin yoksulluk- gerçeklik çatışmasına dayanan gerçekliği ,sosyal problem olarak kurmaca gerçekliğin sınırlerında dönemini yansıtmaktadır.

    7)Küfe manzumesi, manzum hikey geleneği ve halkın yaşayış tarzını anlatan anlayışıyla gelenek ve edebi anlayış bakımından ilişkilendirilebilir.

    8)Mehmet Âkif Ersoy'un Edebî Kişiliği

    **ümünün üzerinden 65 yıl geçmesine rağmen büyük şair, fikir ve dava adamı Mehmet Akif Ersoy; birbirinden güzel şiirleriyle, destanlarıyla, ölümsüz İstiklâl Marşı'yla ahlâk ve fazilet örneklerini sergilediği hatıralarıyla hâlâ aramızda yaşamaktadır.

    O, sanatını İslâm'ın anlaşılması ve Müslümanların birliği için kullanmış, kuvvetli bir iman ve heyecanla sadece Türk Şiiri'nin değil, belki dünya şiirinin en mükemmel manzûmelerini söylemiştir.

    Zaman,çok iyi değerlendiricidir.Mehmet Akif Ersoy gibi büyük insanların düşüncelerinin, mücadelerinin, attıkları adımların ne kadar doğru olduğunu gün geçtikçe daha iyi ortaya çıkarmaktadır.

    Türkçe'ye kuvvetle hakim, Arapça ve Fransızca'yı çok iyi bilen Akif'in ilk şiir çalışmaları Baytar Mektebi'nde okuduğu yıllarda başlar.Yayınlanan ilk şiiri " Kur'an'a Hitap" başlığını taşır.Mehmet Akif, şiire Muallim Naci gibi sağlam söy- leyişli bir üstadın izinden yürüyerek başlamış, doğudan Hafız ve Sadî'yi, batıdan Lamartine ve Alexandre Dumas'ı beğenmiş ve okumuştur.

    Şair,1908'den sonra, aruz ölçüsünü başarıyla kullanarak halkın dert ve sıkıntılarını dile getirdiği manzum hikayeleriyle dikkatleri üzerine çeker.Bu hikâyelerde camiler, kahvehaneler, sokaklar, meyhaneler, hastaneler, yetimler, yoksullar, idari bozukluklar tablo tablo tasvir edilir.

    "... Hayır, hayâl ile yoktur benim alışverişim. İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim."

    1912'li yıllar savaş yıllarıdır.Toplum şairinin şiiri değişir, destanlaşır.İlk büyük destan Çanakkale'de yaşanır ve yazılır.Bu destanın kahramanları gençliğimiz ve milletimizdir.Akif, milletinin namusunu çiğnetmeyen bu imanlı nesilden çok ümitlidir.Bu nesil, memlekete fen ve teknolojiyle donanmış, ahlâklı ve imanlı bir medeniyet getirecektir.Şair, "Çanakkale Şehitlerine" isimli şiirinde savaş anını canlı tablolarla coşkun bir şekilde anlatır.Şiirinde insanı saran ve savaş ortamının büyük dehşetini hissettiren bir anlatım hakimdir.Seçilen kelimeler, kafiyeler, ses özellikleri, savaş manzarasıyla bütünleşir ve şöyle dile gelir.

    "Öteden sâikalar parçalıyor âfakı: Beriden zelzeleler kaldırıyor amâkı: Bomba şimşekleri beyniinden inip her siperin:. Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce Lağam. Atılan her lağamın yaktığı: yüzlerce adam. **üm indirmede gökler, ölü püskürmede yer O ne müthiş tipidir:saavrulur enkaz-ı beşer"

    İkinci destan hüzün destanıdır.Bursa, İstiklâl Harbi öncesinde Yunanlılar tarafından işgal edilir.Bu hadise; Türk tarihinin en acı hadisesidir.O gün, Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin Gümüşlü'deki türbesinde Türk'ün mu- kaddesatına hakaret edilir.Bu durum karşısında büyük bir ıstırapla haykıran ilk Türk şairi Mehmet Akif olur.Bunun üzerine Bülbül şiirini yazar.Milli şairimiz Akif, bu şiirinde 27 asırlık şiir lisanımızı tam bir gönül ürperişiyle bir yanık bülbül gibi inletir.Şiirin -nın, - nin diye musîkîsinde bir inleyiş duyulur.

    Şöyle der:

    "Eşin var, âşiyanın var, baharın var ki beklerdin. Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? O zümrüt tahta kondun bir semavi saltanat kurdun; Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun"

    Nihayet milli şairimizin de tam merkezinde olduğu büyük bir milletin her şeyini ortaya koyarak yaptığı büyük bir savaş, Kurtuluş Savaşı ve milli şairimiz Mehmet Akif'in ümidiyle, imanıyla ortaya koyduğu İstiklâl Savaşımız kadar büyük bir eser İstiklâl Marşımız'dır.İstiklâl Marşı'nda bir milletin kendine olan güveni, imanı, ümidi, haklılığı, hür ve bağımsız yaşama kararlılığı ve geleceğe uzanan duası vardır.Bu marş Türkçe'nin bütün inceliklerini bilen bir şair tarafın- dan tam bir lisan ve vicdan sağlamlılığı içinde yazılmıştır.Akif'in Safahat'ına almadığı İstiklâl Marşı tam 724 şiir içinden seçilerek kabul edilmiştir.Bugün her zamankinden daha çok Akif'lere, Asım'lara bu milletin ihtiyacı var!

    Nice Akifler'in ve nice Asımlar'ın yetişmeleri ümidiyle...



    Anlama Ve Yorumlama
    1)Verilen şirin ahenk ve yapı bakımından Küfe manzumesiyle parallelik gösterirken,tema ve dil bakımından Küfe manzumesinden ayrılmaktadır.

    2)Bir olayın manzum şekilde yazılması,anlatılanların daha etkili bir biçimde anlatılmasını sağlamak amacıyladır.Bu nedenle Mehmet Akif'in manzum hikayeleri sosyal hayattan bir kesit taşıdığı için dönemin aynası hükmündedir.

Sayfayı Paylaş