173,174,175,176,177,178,179 cevapları

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde angel_tuce tarafından paylaşıldı.

  1. angel_tuce

    angel_tuce Üye

    Katılım:
    8 Mart 2009
    Mesajlar:
    55
    Beğenileri:
    20
    Ödül Puanları:
    0

    Sayfa 173

    Merdiven Şiiri

    2.)Lisan-ı hafi imgesi görme duyusuyla ilişkilidir.Şiirindeki birimlerin tamamında görme duyusuna ilişkin ifadeler vardır.

    3)Merdiven şiirinin teması zamandır.Tema ile başlık arasında ilerleme bakımından bir ilişki vardır.

    4)Şirii yüksek seslede okuduğunuzda görülecektir ki şiirdeki ses ve ritim , anlamı tamamlamak amacıyla çok güçlü bir şekilde verilmiştir.

    5)Merdiven şiiri, güçlü ses ve ritmiyle , müzikle ilişkilendirilebilir.

    6)Merdiven şiirindeki arz ve akşam sözcükleri birer sembol olarak kullanılmıştır. Bu durum doğal gerçekliğin sembolleştiğini göstermektedir.

    7)-

    8.a)AHMET HAŞİM


    1884’te Bağdat’ta doğdu, 1933’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey’in oğlu. Çocukluğu Bağdat’ta geçti. 12 yaşında annesinin ölümü üzerine babasıyla birlikte İstanbul’a geldi. Mektebe-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) yatılı okudu. Tevfik Fikret ve Ahmed Hikmet Müftüoğlu'nun öğrencisiydi. 1907'de mezun oldu. Bir süre Reji İdaresi'nde çalıştı. Bir yandan da Hukuk Mektebi'ne devam etmeye başladı. İzmir Sultanisi Fransızca öğretmenliğine atandı. Hukuk eğitimini bırakıp İzmir'e gitti. 1912-1914 arasında Maliye Nezareti'nde çevirmenlik yaptı. 1. Dünya Savaşı yıllarını Çanakkale ve İzmir'de yedeksubay olarak geçirdi. Mütareke'den sonra İstanbul'a döndü. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik ve mitoloji öğretmenliği yaptı. Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi'nde Fransızca dersleri verdi. Düyun-u Umumiye İdaresi'nde, Osmanlı Bankası'nda çalıştı. Akşam ve İkdam gazetelerinde köşe yazıları yazdı. 1928'de böbrek rahaksızlığının tedavisi için yurtdışına gitti ama iyileşemeden döndü. Şiire lise öğrenciliği yıllarında başladı. İlk şiirlerinde Abdülhak Hamit, Cenap Şahabettin, özellikle de Tevfik Fikret etkileri görülür. Bilinen ilk şiiri "Hayal-i Aşkım"da bu yönelmelere rağmen yeni bir sanat yönelimi olduğu dikkat çeker. Gençlik şiirleri Mecmua-i Edebiye, Musavver Terakki, Aşiyan, Jale, Musavver Muhit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap dergilerinde yayınlandı. Bu şiirleri kitaplarına almadı. 2. Meşrutiyet'in yazınsal karmaşa ortamında onun şiiri ayrı bir ses olarak kendisini gösterdi. 1921'de basılan ilk şiir kitabı "Göl Saatleri"nin başındaki küçük manzumeler, bu dönemin asıl eserleridir. İzlenimci ressam etüdlerini andıran bu şiirlerle Ahmed Haşim, doğanın özünü sızdırmak ister gibidir. Şiiri, bir yandan Verlaine müziğine yaklaşırken, bir yandan Şeyh Gâlib'in parıltısını taşır. "Göl Saatleri", "Göl Kuşları", "Serbest Müstezatlar" ve "Muhtelif Şiirler" olmak üzere dört bölümden oluşan bu kitap Türk şiirinin Yahya Kemal Beyatlı'dan sonraki ikinci kanadını kurar. Beyatlı'nın geniş kesimleri kucaklayan toplumcu ve ulusçu şiirine karşılık Haşim daha dar ama daha derin bir kanalda akmayı tercih eder. İkinci ve son şiir kitabı "Piyale"nin girişinde "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" bölümünde şiirle ilgili görüşlerini açıklar: Şair ne bir gerçek habercisi, ne güzel konuşmayı sanat haline getirmiş bir kişi, ne de bir yasak koyucudur. Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için yaratılmış, müzik ile söz arasında, ama sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir. Düzyazıda anlatımı yaratan öğeler şiir için sözkonusu olamaz. Düzyazı us ve mantık doğrur, şiir ise algı bölümleri dışında isimsiz bir kaynaktır. Gizliğe, bilinmezliğe gömülmüştür. Şairin dili, duyumların yarı aydınlık sınırlarında yakalanabilir. Anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir. Şiirde önemli olan sözcüğün anlamı değil, şiir içindeki söyleniş değeridir. Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler boş bir hayal kuruyor demektir. "Piyale" kitabındaki "Merdiven" ve "Bir Günün Sonunda Arzu" şiirleri, bu görüşleri yansıtan ve Türk edebiyatında görülmemiş bir şiirselliği ortaya koyan ürünlerdir. Bu kitapla birlikte Haşim'e saldırılar arttı. **çü ve Türkçe bilmemekle, toplum sorunlarına ilgisizlikle suçlandı. Yine de şiirleriyle 20'nci yüzyılın ilk çeyreğini etkilemeyi başardı.


    ESERLERİ

    ŞİİRLER:
    Göl Saatleri (1921)
    Piyale (1926)

    FIKRA VE SOHBET:
    Bize Göre (1926)
    Gurabahane-i Laklakan (1928)

    GEZİ:
    Frankfurt Seyahatnamesi (1933)

    b)Merdiven şiiri, sembolizm akımının etkilerini en iyi şekilde yansıtan müzikalitesiyle, renkleriyle eşsiz bir yere sahip şiirdir.



    Sayfa 174 :

    Anlama Ve Yorumlama :
    1)Milli edebiyat döneminde hece ölçüsüyle yazılmış şiirlerle Açık Deniz ve Merdiven adlı şiirler,ses, ritim, müzikalite, aruz, tema ve sanat anlayışı bakımından farklılık göstermektedir.Tüm bunların temelinde elbette sanat anlayışı farkı yatmaktadır.

    2)Açık Deniz ve Merdiven adlı şiirler yapı, tema ve dil ve anlatım bakımından saf şiir geleneğiyle ilişkilendirilebilir.


    **çme Ve Değerlendirme
    1)Y
    D
    D

    2)süleymaniyede bayram sabahı.......süleymaniye camii

    3)B

    4)Saf şiirdeki dil ve yapı,kusursuz ahengi ve ritmi ile söyleyiş bakımından müzikle ilişkilendirilebilir.


    Sayfa 175 .

    c.Halkın Yaşayış Tarzını Ve Değerini Anlatan Manzumeler

    Hazırlık

    1.Etkinlik :
    Nasrettin Hoca fıkrasının manzume şekli ile düz yazı hali arasında yapı ve ritim bakımından farklılıklar vardır.

    İnceleme:

    Sayfa 177:

    3. Etkinlik
    1. grup= küfe adlı manzume üç bentten oluşan birimlere sahiptir. Bu birimler tema etrafında bir araya getirilmiştir.
    2. grup=---ben
    ----erkenden :-en tam kafiye

    -----demek
    -----bilmeyerek :-ek tam kafiye

    -----dalgalanır
    -----dayanır :-nır redif , -a tam kafiye

    Şiirin ritmi aruz ölçüsüyle sağlanmıştır.Ayrıca konuşma dili ve doğal dil, ahengin sağlanmasında etkilidir.

    1.a )Küfe manzumesi, şairinde belirlediği birimler doğrultusunda üç bölüme ayrılabilir.Şair bu bölümlerde konuşma dili özelliklerine önem vermiştir.Bu da dilin kaynağının halk olduğunu göstermektedir.

    b)Konuşma şeklindeki bölümlerin diğer bölümlere göre sade olması , halk söyleyişlerine yer verilmesi dolayısıyladır.Bu durum metne konuşma dili ve doğal dilin ahengini sağlamaktadır.

    2)Küfe manzumesi,anlatmaya bağlı edebi metinler ilede ilişkilendirlebilir. Bu ilişkilendirme Küfe adlı manzumenin hikaye ile olay örgüsü, kişiler, mekan ve zaman yönüyle ilişkilendirilmesinide sağlar

    3)Küfe manzumesindeki kişiler ve olaylar , bir konak ya da saray içinde anlatılamaz.Olayın kahramanında bir şehzade olarak anlatılması mümkün değildir.Manzumedeki anlatılanların yaşandığı sosyal kesim buna uygun değildir.

    4)Küfe manzuemesindeki özellikler,fecri ati ve servetifunun şiirlerinin kişisel eğilimleriyle farklı olarak topluma yöneldiğini göstermektedir.

    5)Küfe manzumesinin teması yoksulluktur.

    6)Manzumenin yoksulluk- gerçeklik çatışmasına dayanan gerçekliği ,sosyal problem olarak kurmaca gerçekliğin sınırlerında dönemini yansıtmaktadır.

    7)Küfe manzumesi, manzum hikey geleneği ve halkın yaşayış tarzını anlatan anlayışıyla gelenek ve edebi anlayış bakımından ilişkilendirilebilir.

    8)Mehmet Âkif Ersoy'un Edebî Kişiliği

    **ümünün üzerinden 65 yıl geçmesine rağmen büyük şair, fikir ve dava adamı Mehmet Akif Ersoy; birbirinden güzel şiirleriyle, destanlarıyla, ölümsüz İstiklâl Marşı'yla ahlâk ve fazilet örneklerini sergilediği hatıralarıyla hâlâ aramızda yaşamaktadır.

    O, sanatını İslâm'ın anlaşılması ve Müslümanların birliği için kullanmış, kuvvetli bir iman ve heyecanla sadece Türk Şiiri'nin değil, belki dünya şiirinin en mükemmel manzûmelerini söylemiştir.

    Zaman,çok iyi değerlendiricidir.Mehmet Akif Ersoy gibi büyük insanların düşüncelerinin, mücadelerinin, attıkları adımların ne kadar doğru olduğunu gün geçtikçe daha iyi ortaya çıkarmaktadır.

    Türkçe'ye kuvvetle hakim, Arapça ve Fransızca'yı çok iyi bilen Akif'in ilk şiir çalışmaları Baytar Mektebi'nde okuduğu yıllarda başlar.Yayınlanan ilk şiiri " Kur'an'a Hitap" başlığını taşır.Mehmet Akif, şiire Muallim Naci gibi sağlam söy- leyişli bir üstadın izinden yürüyerek başlamış, doğudan Hafız ve Sadî'yi, batıdan Lamartine ve Alexandre Dumas'ı beğenmiş ve okumuştur.

    Şair,1908'den sonra, aruz ölçüsünü başarıyla kullanarak halkın dert ve sıkıntılarını dile getirdiği manzum hikayeleriyle dikkatleri üzerine çeker.Bu hikâyelerde camiler, kahvehaneler, sokaklar, meyhaneler, hastaneler, yetimler, yoksullar, idari bozukluklar tablo tablo tasvir edilir.

    "... Hayır, hayâl ile yoktur benim alışverişim. İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim."

    1912'li yıllar savaş yıllarıdır.Toplum şairinin şiiri değişir, destanlaşır.İlk büyük destan Çanakkale'de yaşanır ve yazılır.Bu destanın kahramanları gençliğimiz ve milletimizdir.Akif, milletinin namusunu çiğnetmeyen bu imanlı nesilden çok ümitlidir.Bu nesil, memlekete fen ve teknolojiyle donanmış, ahlâklı ve imanlı bir medeniyet getirecektir.Şair, "Çanakkale Şehitlerine" isimli şiirinde savaş anını canlı tablolarla coşkun bir şekilde anlatır.Şiirinde insanı saran ve savaş ortamının büyük dehşetini hissettiren bir anlatım hakimdir.Seçilen kelimeler, kafiyeler, ses özellikleri, savaş manzarasıyla bütünleşir ve şöyle dile gelir.

    "Öteden sâikalar parçalıyor âfakı: Beriden zelzeleler kaldırıyor amâkı: Bomba şimşekleri beyniinden inip her siperin:. Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce Lağam. Atılan her lağamın yaktığı: yüzlerce adam. **üm indirmede gökler, ölü püskürmede yer O ne müthiş tipidir:saavrulur enkaz-ı beşer"

    İkinci destan hüzün destanıdır.Bursa, İstiklâl Harbi öncesinde Yunanlılar tarafından işgal edilir.Bu hadise; Türk tarihinin en acı hadisesidir.O gün, Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin Gümüşlü'deki türbesinde Türk'ün mu- kaddesatına hakaret edilir.Bu durum karşısında büyük bir ıstırapla haykıran ilk Türk şairi Mehmet Akif olur.Bunun üzerine Bülbül şiirini yazar.Milli şairimiz Akif, bu şiirinde 27 asırlık şiir lisanımızı tam bir gönül ürperişiyle bir yanık bülbül gibi inletir.Şiirin -nın, - nin diye musîkîsinde bir inleyiş duyulur.

    Şöyle der:

    "Eşin var, âşiyanın var, baharın var ki beklerdin. Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? O zümrüt tahta kondun bir semavi saltanat kurdun; Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun"

    Nihayet milli şairimizin de tam merkezinde olduğu büyük bir milletin her şeyini ortaya koyarak yaptığı büyük bir savaş, Kurtuluş Savaşı ve milli şairimiz Mehmet Akif'in ümidiyle, imanıyla ortaya koyduğu İstiklâl Savaşımız kadar büyük bir eser İstiklâl Marşımız'dır.İstiklâl Marşı'nda bir milletin kendine olan güveni, imanı, ümidi, haklılığı, hür ve bağımsız yaşama kararlılığı ve geleceğe uzanan duası vardır.Bu marş Türkçe'nin bütün inceliklerini bilen bir şair tarafın- dan tam bir lisan ve vicdan sağlamlılığı içinde yazılmıştır.Akif'in Safahat'ına almadığı İstiklâl Marşı tam 724 şiir içinden seçilerek kabul edilmiştir.Bugün her zamankinden daha çok Akif'lere, Asım'lara bu milletin ihtiyacı var!

    Nice Akifler'in ve nice Asımlar'ın yetişmeleri ümidiyle...



    ~~Anlama Ve Yorumlama~~~
    1)Verilen şirin ahenk ve yapı bakımından Küfe manzumesiyle parallelik gösterirken,tema ve dil bakımından Küfe manzumesinden ayrılmaktadır.

    2)Bir olayın manzum şekilde yazılması,anlatılanların daha etkili bir biçimde anlatılmasını sağlamak amacıyladır.Bu nedenle Mehmet Akif'in manzum hikayeleri sosyal hayattan bir kesit taşıdığı için dönemin aynası hükmündedir.


    Sayfa 178

    ç.Milli EDebiyat Dönemi Hakkında Çıkarımlarda Bulunma

    6. Etkinlik:

    Sade Dil ve Hece **çüsüyle Yazılmış Şiir =
    tema:milli ve milliyetçi temalar
    dil:sade bir dil
    Dilin söyleyiş ve Biçimlerinin kaynakları:konuşma dili

    Saf (Öz) Şiir =
    tema:bireysel temalar
    dil:sanatlı dil
    Dilin söyleyiş ve Biçimlerinin kaynakları:bütün dil birikimi

    Halkın Yaşayış Tarzını Ve Değerlerini Anlatan Manzume =
    tema:toplumsal temalar
    dil:sade bir dil
    Dilin söyleyiş ve Biçimlerinin kaynakları:konuşma dili ve halk söyleyişleri


    1)Milli Edebiyat döneminde milli ve milliyetçi temalar ile toplumsal sorunlar ve sorumlulukların işlendiği temalar dikkati çekmektedir.

    2)-Milli Edebiyat döneminde halk, divan ve modern şiir yapısı kullanılmıştır.
    -Hece ölçüsünün yanında aruz ölçüsüde kullanılmıştır.
    -sade, olgun halk söyleyişlerinide kullanıldığı bir bil kullanılmıştır

    Sayfa 179

    **çme Ve Değerlendirme

    1)D
    Y
    D

    2)Tevfik Fikret.......konuşma

    3)A

    4)Mehmet Akif'in manzum hikayeleri , didaktik yöne ve anlatım tarzı bakımından Doğu edebiyatındaki mesnevi ile ilişkilendirilebilir..


    Sayfa 179 daki etkinlik

    ÖMER SEYFETTİN:



    Türk hikâyeciliğinin önemli isimlerinden olan Ömer Seyfettin, Yeni Lisan davasını ortaya atıp savunan ve ona tam bir bağlılıkla ilk başarılı örneklerini veren sanatçıdır. Ömer Seyfettin Türk edebiyatında hikâyeciliği bir meslek haline getiren yazardır. Tanzimat döneminde edebiyatımıza giren küçük hikâye onunla başlı başına bir tür halini almıştır. Konularını çoğunlukla gerçek hayattan aldığı hikâyeleri ile toplumda milli bilinci uyandırmaya çalışmıştır. Beyaz Lale, Bomba, Hürriyet Bayrakları, Ashab-ı Kehfimiz, Bahar ve Kelebekler, Kızıl Elma Neresi? bu amaca; uygun hikâyelerdir. Tarihi kahramanlık olaylarını işlediği hikâyelerinde ulusta kendine güven duygusu uyandırmaya çalışmıştır. "Vire, Başını Vermeyen Şehit, Pembe İncili Kaftan, Forsa, Topuz" bu türden hikâyeleridir. Toplumun aksayan yönlerini mizah yoluyla eleştirmiştir. O, Batılılaşma özentisi içindeki tiplere karşıdır. "Yüksek Ökçeler, Koç, Külah, Nasıl Kurtarmış, Çakmak" gibi hikâyeleri mizahla ilgilidir. Ömer Seyfettin hikâyelerinin konularını günlük yaşamdan, anılardan ve tarihteki kahramanlık örneklerinden almıştır. Yazarın dili yalın ve anlaşılırdır. Hikâyeleri gücünü, anlattığı çekici olaylardan alır; hikâyeler çoğu zaman beklenmedik biçimde sona erer. Hikâyelerinde gözlem önemlidir, realizmin etkisi görülür. Yazar, karakter bulmada oldukça başarılıdır. Ancak hikâyelerinde psikolojik açıdan bir derinlik yoktur. Efruz Bey yazarın roman türündeki eseridir.

    REFİK HALİT KARAY :

    Ünlü gazeteci ve yazar Refik Halit Karay tedavi gördüğü Şişli Sağlık Yurdu’nda 18 Haziran 1965’te öldü. 15 Mart 1888’de İstanbul’da doğan Karay, Galatasaray Sultanisi’ndeki öğreniminden sonra Hukuk Mektebi’nde okudu ve bir yandan da Maliye Nezareti’nde çalıştı. Meşrutiyetin ilanı üzerine okulunu ve işini bırakarak gazeteciliğe başladı. Servet-i Fünun ile Tercüman-ı Hakikat gazetelerinde çevirmenlik yaptı ve yalnızca iki hafta çıkabilen Son Havadis gazetesini kurdu. Fecr-i Ati topluluğunda yer alan Refik Halit, Kalem ve Cem mizah dergilerinde “Kirpi” imzasıyla yazılar yayımladı. Ancak, yönetimdeki İttihat ve Terakki Fırkası’na muhalif tutumu yüzünden Sinop’a sürüldü. Sürgün dönemi Çorum, Ankara ve Bilecik’te devam eden Karay, 1918’de Ziya Gökalp’in çabalarıyla İstanbul’a dönerek Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliğine ve gazeteciliğe başladı. Mütareke yıllarında Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na giren Karay, 1922’de Aydede adlı mizah dergisini çıkarmaya başladı. Kurtuluş Savaşı’na karşı yazıları ve davranışları nedeniyle zaferden sonra “Yüzellilikler” listesine alınınca, yurdu terk etmek zorunda kaldı. 15 yıllık sürgün yaşamını Beyrut ve Halep’te geçiren yazar, burada Doğruyol ve Vahdet adlı Türkçe yayımlanan gazeteleri yönetti. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları’nda, Atatürk’ün yazılarını çok sevdiği Karay’ın yurda dönmesini istediğini ve içişleri bakanına bu durumu çözmesini söylediğini, bunun üzerine bakan Şükrü Kaya’nın Karay’a bir sınır karakoluna teslim olmasını teklif ettiğini, ancak Refik Halit’in bu çözümü reddettiğini ve böylece “Yüzellilikler”in affı için 1938’de bir kanun çıkarıldığını yazar. Refik Halit yurda döndükten sonra yeniden gazeteciliğe başladı, ancak, politikayla hiç ilgilenmedi. Yazar, Türk öykücülüğünün Anadolu’ya yönelmesini sağlamış, yapıtlarında akıcı, gün****k konuşma dilini kullanmıştır. Romanlarında gerçekçilikten popüler romana doğru bir geçiş gösteren Karay’ın önemli yapıtları arasında İstanbul’un İki Yüzü, Nilgün, Bugünün Saraylısı, Guguklu Saat, Üç Nesil Üç Hayat sayılabilir.
    2626 ve lisch* bunu beğendi.
  2. denisssz

    denisssz Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    5 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    227
    Beğenileri:
    70
    Ödül Puanları:
    0
    çok sağol....
  3. polat özkan

    polat özkan Üye

    Katılım:
    25 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Çok saĞol ya:)

Sayfayı Paylaş