19. Yüzyil Edebiyati

Konu 'Türk Edebiyatı Ders Notları' bölümünde Murat AKSOY tarafından paylaşıldı.

  1. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38

    19. YÜZYIL EDEBİYATI

    Bu yüzyıl hem Osmanlı hem de Avrupa’da yaşayan Türkler için zor bir yüzyıl olmuştur.
    Asya Kıtasında yaşayan Türkler aralarında birlik sağlayamadıklarından Çarlık Rusya’sının egemenliği altına girdiler; Osmanlı İmparatorluğu ise Rönesansla gelişen batı karşısında gerilemenin sancılarını çekmektedir.
    Sanayi ile gelişen Avrupa kendine yeni hammadde pazarı bulma ve yeni sömürgeler oluşturma amacıyla Osmanlı içinde iç karışıklıklar oluşturarak devleti içten çökertme çalışmalarına başlamıştır. Bunun sonucu olarak Osmanlı içindeki azınlıklar isyana başlamış devlet bu durumdan kurtulma arayışına girmiştir
    Bu amaçla yeniçeri ocağı yıkılıp “Nizam-i Cedid “ kurulur, halkla iletişim kurma amacıyla ilk resmi gazete olan “ Takvim – i Vakay i” çıkarılır ( 4 Kasım 1931)
    Bu dönem edebiyatı 19. yüzyılın ilk yarısı ve ikinci yarısı yanı Batı etkisinde gelişen edebiyat dönemi olmak üzere iki kısma ayrılır.



    19 YÜZYILIN İLK YARISINDA TÜRK EDEBİYATI.
    Bu yüzyılda divan edebiyatı önemli bir şair yetişmediğinden önce duralama sonra da gerilemeye başlar Yenişehirli Avni, Enderunlu Vasıf, Keçeci zade İzzet Molla ve Leskofçalı Galip gibi kişiler yetişmişseler de Bunlar eskiyi tekrarla kalmış özellikle Nedim’in başlattığı mahallileşme hareketi ile divan şiiri halk şiirine yaklaşmaya başlamıştır .
    Halk şiiri alanında Bayburtlu Zihni, Dadaloğlu, Seyrani ve Erzurumlu Emrah gibi kişiler yetişmiş Bunlar da bir önceki yıllardaki ozanları aşamamışlardır .
    Halk şiiri ile divan şiiri arasındaki paslaşma bu yüzyılda da sürmüş, halk ozanları örgütlenmeye başlamıştır. Halk ozanları örgütlenmeye başlamıştır.
    Nesir alanında da sadeleşme devam etmiş; özellikle tercümeler etkili olmuştur Mütercim Âsım Efendi Füruzabâdi2nin “Kamus’l Muhid” adlı eserini Arapçan Türkçeye çevirerek ün kazanmıştır.

    YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA TÜRK EDEBİYATI

    TANZİMAT EDEBİYATI

    19 Yüzyılın ikinci yarısından sonra Osmanlı ordusu her alanda yenilmeye başladı Her savaştan sonra büyük ölçüde toprak kaybediliyordu Bu durumdan kurtulmanın tek çaresi olarak dönemin sadrazamı Mustafa Reşit Paşa Padişah Abdul Mecid’e batılı anlamda düzenlemeler yapmayı önerdi
    Bu düzenlemeler 1839’da Gülhane Parkı’nda yeniden düzenleme, tanzim etme anlamına gelen “Tanzimat Fermanı” adlı resmi belge ile halka ilân edildi
    Bu olaydan sonra Osmanlı sınırları sonuna kadar batıya açıldı Türk aydını batıyı tanıma olanağı buldu İlk öğretim zorunlu hale getirildi.Tıp fakültesi ( mekteb-i tibbiye), erkek öğretmen okulu ( Darü’l muallimin ), kız öğretmen okulu ( Darü’l muallimat ), Darü’l Fünun ( üniversite ), Mektebi mülkiye ( siyasal bilgiler okulu ), Mektebi hukuk açıldı
    Azınlıklara yeni haklar verildi ,Askerlik, adalet, vergi belirli kurallara bağlandı Padişah kendi yetkilerini kanunla sınırlandırdı.
    Devletin her alanında görülen değişim ve gelişmelere paralel olarak edebiyatta da bir değişimin hazırlıkları başladı
    Bu dönem edebiyatını da üç kısımda inceleyebiliyoruz

    I – HAZIRLIK DÖNEMİ
    1839 -1850 yılları arasında Akif Paşa, Sadullah Paşa, Mütersim Asım, Etem Pertev Paşa gibi aydınların batı edeiyatından çevirileriyle batı etkisindeki edebiyatın hazırlık dönemi başlamıştır İlk olarak Yusuf Kânil Paşa Fenelon’dan “Telenaque” adlı eseri Türkçeye çevrildi. Bunu Victor Hugo’dan “Sefiller (Mağdurun Hikayesi), Daniel Defo’dan Robinson Crusse ..gibi çeviriler izledi İlk yarı resmi gazete olan “Ceride-i Havadis” yayın hayatına başladı. 28. Mehmet Çelebi’nin gezi notlarının yer aldığı “Sefaretname”adlı eser yayınlandı, Böylece Tanzimat edebiyatının temelleri atılmış oldu.

    2 - 1. DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI
    1860’da Şinasi^nin çıkardığı ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval” gazetesinin çıkmasıyla başlamıştır, 1880’e kadar sürmüştür.
    Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Şemsettin Sami, Ahmet Mithat Efendi…gibi aydınların başlattığı toplumsal bir edebiyattır. Öncelikle gerek dil gerekse konu alarak halkın çoğunluğundan uzak olan divan edebiyatı yerine dili daha sade ve toplumsal konuları işleyen bir edebiyat oluşturma hedeflenmiştir.
    Hikâye, roman, anı, deneme, tiyatro, söyleşi, makale ve eleştiri gibi yazı türleri bu dönemde edebiyatımıza girmiş ; ilk hikâye “Letaif-i Rivayet” Ahmet Mithat Efendi tarafından, ilk roman “Taaşşuk u Talat ve Fitnat” Şemsettin Sami tarafından ilk tiyatro örneği “Şair Evlenmesi” , ilk makale “Tercumanı Ahval Mukaddimesi” Şinasi tarafından yazılmıştır. Noktalama işaretleri de ilk olarak bu dönemde Şinasi tarafından “Şair Evlenmesi”nde kullanılmıştır.
    ÖZELLİKLERİ :
    1 – Klasik Türk edebiyatının nazım biçimleri olan gazel, kaside, murabba ve terkib-i bent…gibi nazım
    biçimlerinde toplumsal konuları işleyerek yenilikçi bir edebiyatın temellerini atmışlardır.
    2 –“Sanat, toplum içindir “ ilkesini benimseyerek vatan, millet, adalet, hürriyet, namus, vicdan ..gibi
    toplumsal kavramları edebiyatımızda işlediler.
    3 – Sanatçıları yenilikçi, Avrupa özellikle Fransız kültüründen etkilenmiş politik kişilerdir.
    4 - Dili kısmen sadeleştirmiş ve divan şiirine konu bakımından yenilik getirmişlerdir.
    5 – Klasisizmin ve romantizmin etkisinde kalmışlardır.

    3 - II. DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI
    Edebiyatta tolumsal konuları işlemenin güçleşmesi sonucunda birinci dönem Tanzimatçılarının başlattığı yeniliği devam ettirmekle birlikte daha çok kişisel konuları işleyen ikinci bir kuşak yetişmiştir 1880 – 1895 yılları arasında edebiyata hakim olan bu kuşağa “2. Tanzimatçılar” adı verilmiştir.
    Abdulhak Hamit Tarhan, Recaizade Mahmut Ekrem, Sami Paşazade Sezai, Şemsettin Sami , Nabizade Nazım ..gibi kişilerin oluşturduğu bu edebiyat akımı tanzımatçıların aksine politikadan uzak tamamen edebiyatla uğraşan kişilerdir.
    ÖZELLİKLERİ
    1 – Batı edebiyatı ndan yeni nazım şekilleri getirerek Divan edebiyatının şekil özelliklerini yıkmışlardır.
    2 – “Sanat, sanat içindir “ ilkesinden hareketle sanat yapmayı ön plana alıp kişisel konuları işledikler ölüm ve
    metafizik konularına ağırlık vermişlerdir
    3 – Sanat yapma amacıyla şiire yeni duyuş ve mecazlar sokarak dili iyice ağırlaştırmışlardır.
    4 – Realizm ve natüralizm akımlarının etkisinde kalmışlardır

    Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun) (1896-1901)

    Servet-i Fünun, daha önce Recaizade Mahmut Ekrem’in öğrencisi Ahmet İhsan tarafından çıkarılan bir fen dergisidir. Recaizade, 1895 sonlarında derginin başına Tevfik Fikret’i getirir. Tanzimat’la birlikte başlayan edebiyatı Avrupa ruhu ve tekniği içinde yenileştirme hareketi, 1896-1901 yılları arasında, Servet-i Fünun dergisi etrafında, Recaizade Mahmut Ekrem önderliğinde toplanan yeni nesille ikinci bir hamle yapmiştir. Böylelikle Recaizade Mahmut Ekrem ve Muallim Naci arasında süregelen Eski – yeni çatışması da yeni edebiyat taraftarlarının toplıluk haline gelmesiyle sona ermiştir.
    Bu topluluğun oluşturduğu edebiyat koluna toplanılan dergiden dolayı “Servet-i Fünun “, bu topluluğun yeni bir edebiyat oluşturma amaçlarından dolayı da” Edebiyat-ı Cedide” adı verilmiştir.
    Bu topluluğu Ali Ekrem, Cenap Şahabettin, Süleyman Nazif, Mehmet Rauf, Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet, Faik Ali, Celâl Sahir, Hüseyin Suat oluşturur. Sonradan Halit Ziya da bu gruba katılmıştır.
    Şiir, roman, hikâye, tiyatro, tenkit ve hatırat türlerinde başarılı eserler veren Servet-i Fünun temsilcilerinin en tanınmışları, Şiirde Tevfik Fikret, Cenap Şehabettin, Süleyman Nazif; Roman ve hikâyede Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu'dur.
    1901’de Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransızcadan çevirip yayımladığı “ Edebiyat ve Hukuk “ adli yazının Fransız devrimini övdüğü gerekçesinden dolayı Servet-i Fünun dergisinin kapatılmasıyla topluluk da dağılır.

    ÖZELLİKLERİ
    1 - Dönem, 2. Abdülhamit’in istibdat dönemidir. Dönemin bu özelliği sebebiyle edebiyatçılar içe dönük
    davranmış, kişisel konuları, içliliği, aşkı, karamsarlığı, hayal kırıklığını, tabiat güzelliklerini, melânkoliyi
    ve üzüntüyü işlemişler; toplumsal sorunlara değinmemişlerdir. Adeta yüksek zümre edebiyatı gibidir.
    Bunda Recaizade’nin büyük etkisi vardır.
    2 - Fransız edebiyatının özelliklerini büyük ölçüde Türk edebiyatına adapte etmeye çalışmışlardır.
    Fransız realizmi örnek alınmıştır. Topluluğun üslûbu süslü ve sanatlı; ruh ve ifade tarzı ise Avrupai'dir
    3 - Tanzimat döneminde başlayan ve benimsenen, dildeki yabancı unsurları ayıklayarak sade Türkçeye
    geçiş hareketi bu devirde durmuş, Arapça ve Farsça kelimelere yeniden itibar edilmeye başlanmıştır.
    4 - Tanzimatçıların birinci dönem sanatçıları, sanat toplum içindir prensibini benimserken, Servet-i
    Fünuncular ise Tanzimat’ın ikinci dönemindeki gibi sanat sanat içindir prensibi ile hareket
    etmişlerdir.
    5 - Şiirde aruz vezni kullanılmakla birlikte, nazım şekillerinde ve konularda büyük yenilikler yapılmıştır.
    nazmı nesre yaklaştırmışlar, beyit bütünlüğü yerine konu bütünlüğünü esas almışlardır. Bir cümle
    birkaç dizede/beyitte dağıtarak şiirin dilini konuşma diline yaklaştırmışlar ( Verb rible .
    6 - Fransız şiirinden alınan sone ve terza-rima gibi şekiller ve serbest müstezat çokça kullanılmıştır.
    Kafiyede kulak kafiyesi benimsenmiştir. Romanda ve hikâyede batılı anlamda başarılı örnekler
    verilmiştir. Romanda tahlile ve teferruata yer verilmiş, modern kısa hikayenin ilk örnekleri bu
    dönemde şekillenmiştir.
    7 - Roman ve hikâyede olaylar ve kişiler tamamen İstanbul'a, seçkin tabakaya aittir. Romanda realizmden,
    şiirde parnasizm ve sembolizmden etkilenmişlerdir.
    8 -Bu dönemde gazetenin yerini dergiler almıştır: Servet-i Fünun, Malûmat, Mektep, Mütalâa, Hazine-i
    Fünun, Resimli Gazete..
    Servet-i Fünun edebiyatına katılmayarak gene batılı anlayışla eserler verenler arasında Ahmet Rasim hatırat türü ile, Hüseyin Rahmi Gürpınar İstanbul'u anlatan romanları ile yeni Türk edebiyatını desteklemişlerdir.
    Dönemin Sanatçıları

    Tevfik Fikret (1867-1915): Recaizade ve Hamit’in tesiriyle batılı şiire yönelmiştir. Servet-i Fünun’un şiirdeki en önemli temsilcisidir. Ilk şiirlerinde ferdî konulari (aşk, acima, hayal kirikligi...) işler topluluktan ayrı yazdığı şiirlerde toplumsal konulara yönelir. Bu anlayişla yazdigi şiirlerinde temalar, hürriyet, medeniyet, insanlik, bilim, fen ve tekniktir. Sis, Halûk’un Vedaı, Tarih-i Kadim, Halûk’un Amentüsü adlı şiirlerinde bu konuları işler. Sanatının bu ikinci döneminde dinlere de cephe alır, kutsal olan her şeye karşı çıkar, hatta İstanbul'a dahi küfreder (Sis).

    Fikret, aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır. Serbest müstezadı geliştirerek serbestçe kullanmıştır. İlk dönemde dili oldukça ağırdır. Şiiri düz yazıya yaklaştırmıştır. Ahenge büyük önem verir. Şiirlerinde şekil bakımından parnasizmin etkisi görülür. “Şermin”, onun çocuklar için ve heceyle yazdığı şiirlerden oluşan bir eseridir.
    Eserleri: Rübab-ı Şikeste, Halûk’un Defteri, Rübabın Cevabı, Tarih-i Kadim, Doksanbeşe Doğru

    Cenap Şahabettin (1870-1934): Servet-i Fünun’un Tevfik Fikret’ten sonra en önemli şairidir. Asil meslegi doktorluktur. Ihtisas için gittigi Fransa’da tıptan çok şiirle ilgilenerek sembolizmi yakından takip etmiş ve bu akımdan etkilenmiştir. Şiirde kelimeleri müzikal değerlere göre seçerek kullanır.

    Dili oldukça ağırdır. Bilinmeyen Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar kullanır. Duygu ve hayal yüklü tamlamalar kurar. Serbest müstezadı çok kullanmıştır. Aynı şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanmıştır. Aşk ve tabiat değişmez konularıdır. Sanatı, sanat, hatta güzellik için yapmıştır. Bolca semboller kullanmış, tabiatla iç dünyanın kompozisyonunu çizmiştir.

    Düz yazıları da vardır: Hac Yolunda, onun gezi yazısıdır.
    Suriye Mektupları ve Avrupa Mektupları da gezi türündedir.
    Diğer nesirleri:
    Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Tiryaki Sözleri (kendi vecizeleri)
    Tiyatro eserleri: yalan (dram), Körebe (komedi)

    Halit Ziya Uşaklıgil (1867-1945): Servet-i Fünun’un roman ve hikâyede en ünlü edebiyatçısıdır. Süslü, sanatlı ve ağır bir dili ve üslûbu vardır. Batılı anlamdaki ilk romanları yazmıştır. Realizmden etkilenmiştir. Romanlarında aydın kişileri anlatır. Mai ve Siyah’taki Ahmet Cemil, Servet-i Fünun sanatçısının temsilcisidir. Kahramanları yaşadıkları çevreye uygun anlatır ve ruh tahlillerine önem verir.

    Hikâyelerinde Anadolu hayatına ve köy ve kasaba yaşayışına, romanlarında yalnız İstanbul'a yer verir. Anı ve mensur şiir türünde eserleri de vardır.

    Romanları: Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Sefile...
    Hikâyeleri: İzmir Hikâyeleri, hikâye-i Sevda, Kadın Pençesi, Onu Beklerken, Aşka Dair...
    Hatıraları: Saray ve Ötesi, Kırk Yıl, Bir Acı Hikâye

    Mehmet Rauf (1875-1931): Servet-i Fünun romanının ikinci önemli ismidir. Roman, hikâye ve tiyatro türünde eserleri vardır. Romantik duyguları, hayalleri ve aşkları işlemiştir. Sosyal hayata pek yer vermemiştir. Arzu, ihtiras ve aşk maceraları temel konularıdır. Romanlarında psikolojik tahlillere önem vermiştir. Dili sadedir.

    En önemli eseri Eylül’dür. Roman edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman olarak bilinir. Konusu yasak aşktır. Şahıs sayısı azdır. Psikolojik tahliller başarılıdır.
    Romanları: Eylül, Ferda-yı Garam, Genç Kız Kalbi, Define, Son Yıldız, Kan Damlası.
    Hikâyeleri: Son Emel, Bir Aşkın Tarihi, Üç Hikâye, Hanımlar Arasında, Menekşe.
    “Siyah İnciler” ise mensur şiirlerinden oluşur.

    FECR-İ ATİ EDEBİYATI (1909-1912)

    1901’de Servet-i Fünun topluluğu dağıldıktan sonra 20 Mart 1909 tarihinde İstanbul’da Servet-i Fünun mecmuası etrafında, kendilerine Fecr-i Âtî adını veren yeni bir nesil toplanmıştır Kendilerine “geleceğin ışığı anlamına gelen Fecr-i Âti adını veren bu topluluğun sanatçılar 1910 yılında bir bildiri yayımlayarak kendilerini kamuoyuna tanıtırlar. . Bu aynı zamanda edebiyat tarihinde kuruluşunu bir bildiri ile başlatan ilk topluluktur (24 Şubat 1910, Servet-i Fünun).
    Bildirilerinde, edebiyatın ciddiye alınması, Batı edebiyatının daha yakından tanıtılması, düşünce ve edebiyat konularında konferanslar düzenlenmesi gibi amaçlarının bulunduğunu açıklarlar.
    Geçmişte kaldığını söyledikleri Servet-i Fünun anlayışını eleştirmekle birlikte onların da bir adım ötesine gidememişlerdir.
    . Bunun dışında edebiyatımıza bir yenilik getirememişler bu nedenle de özentici, taklitçi bir topluluk olarak eleştirilmişlerdir
    Başlıca Sanatçıları:
    Ahmet Haşim, Aka Gündüz (Enis Avni), Ali Canip Yöntem, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Mehmet Fuat Köprülü, Refik Halit Karay, Celal Sahir, Faik Ali..

    ÖZELLİKLERİ
    1 - Sanatın saygıdeğer ve şahsi olduğu anlayışını benimserler
    2 - Servet-i Fünun’u batılı edebiyatı tam olarak oluşturamamakla suçlarlar. Fakat konu, biçim, dil ve
    anlatım yönünden Servet-i Fünunculardan hiçbir farkları yoktur. Onlar, serbest müztezatı biraz
    daha serbestleştirmişler ve Servet-i Fünuncuların tam kavrayamadığı sembolist şiirin güzel
    örneklerini veren şairler yetiştirmişlerdir
    3 - Fransız edebiyatını örnek alırlar.
    4 - Dilleri süslü, sanatlı, ağdalı ve ağırdır. Ancak Servet-i Fünunculardan daha sade bir dil kullanmış
    5 - Aşk, ve tabiatı konu olarak işlemişlerdir. Aşk genellikle hissi ve romantiktir. Tabiat tasvirleri ise gerçekçi
    değil, Haşim’de olduğu gibi şahsîdir.
    6 - Kısa ömürlü olan bu topluluk, sembolizm, empresyonizm ve romantizm gibi akımları eserlerine
    uygulamışlar,
    Avrupaî edebiyat ile Milli edebiyat arasında bağ oluşturmuşlardır.
    7 - Şiire herhangi bir yenilik getirmemişler, Servet-i Fünun’un devamı olmaktan öteye gidememişlerdir.
    8 - Aruzla şiir yazan Fecr-i Âtî şairlerinin en tanınmış ve en orijinali Ahmet Haşim'dir.
    Sanat anlayışlarında birlik ve bütünlük oluşturamamaları ve 1911’de kurulan Milli edebiyatında etkisiyle 1912’de dağılmışlar, ferdî olarak değişik alanlarda eserler vermişlerdir.


    MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ (1911-1923)

    Modern Türk Edebiyatını yaratma amacıyla kurulan Tanzimat, Servet-i Fünun ve Fecr-i Âtî toplulukları büyük hamleler yapmakla beraber ruhta büyük ölçüde Fransız sanatına bağlı, dil ve üslûpta Osmanlıcayı sürdüren, millî kimlik ve kişiliğe ulaşamamış bir edebiyat vücuda getirmişlerdir.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılışı sırasında, Türk aydınlarının büyük bir bölümü, ümmete bağlı Osmanlıcılığın terk edilerek milliyetçiliğin benimsenmesinin, memleketin geleceği için gerekli olduğuna inanıyorlardı. Bu inanç sonucunda Türkçülük ve Milliyetçilik akımları doğmuş, her sahada millî kimlik arayışları
    Meşrutiyet (1908) 'den sonra memlekette başlayan ve o devirde “Türkçülük” adı verilen milliyetçilik hareketi, “edebiyatta millî kaynaklara dönme” düşüncesinin doğmasına yol açmıştır. “Millî kaynaklara dönme” sözüyle ; dilde sadeleşme, aruz vezni yerine hece veznini kullanma, yerli hayatı yansıtma amaçlanmıştır.. Bunları gerçekleştirmeyi ülkü edinen edebiyat akımına “Millî Edebiyat” adı verilmiştir
    1911 yılında Selanik’te çıkan “Genç Kalemler” dergisinde Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” adlı makalesinin yayımlanmasıyla başlamış, “Milli Edebiyat” terimi de ilk defa bu dergide kullanılmıştır
    İlk temsilcileri: Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntemdir.
    İLKELERİ
    Milli Edebiyat akımının özellikleri, Cumhuriyet’in ilk on yılının da bir özeti olmaktadır. Bu çerçeve
    içerisinde, Milli Edebiyat akımının ilkeleri de şu şekilde belirtilebilir:

    1 - Dilde sadeleşme : Dilde sadeleşme hareketi 1911 nisanında Selanik'te Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalp tarafından çıkarılan Genç Kalemler dergisinde “Yeni Lisan” adıyla ileriye sürülmüştür Dilde sadelik, Türkçe karşılığı olan Arapça ve Farsça kelimelerin atılması. Yalın (süssüz, sanatsız, özentisiz) bir dille yazma; İstanbul Türkçesini kullanma konuşma dilini yazı dili haline olarak tanımlanmıştır. “Millî edebiyat'ın millî lisan'dan doğacağı”nı (Ömer Seyfettin) söylemişlerdir.
    2 -Halk edebiyatı şiir biçimlerinden yararlanma ve hece ölçüsünü kullanma : hece ölçüsü kullanma davası ilkin Mehmet Emin'in 1897 Yunan savaşı dolayısıyla yayınladığı “Türkçe Şiirler “ adlı kitabı aracılığıyla ortaya sürülmüş, Rıza Tevfik'in halk şiirleri yolundaki koşma ve nefesleriyle desteklenmiş ise de, uzun zaman gerçekleşememiş; ancak Birinci Dünya Savaşı içinde, özellikle 1917'de Servet-i Fünun dergisi tarafından “Şairler Derneği” adıyla toplanan gençler (Orhan Seyfi, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz, Halit Fahri, Enis Behiç. ) tarafından benimsenmiştir
    3 - Bu dönemde aruz vezni de bir yandan sürüp gitmiş ve Mehmet Akif, Ahmet Haşim, Yahya Kemal gibi üç kuvvetli sanatçının elinde varabileceği gelişmenin en yüksek noktasına erişmiştir.
    4 - Yerli hayatı yansıtma davası Konu seçiminde yerlilik Konularını hayattan, ülke şartlarından seçme
    Millî kaynaklara yönelme olarak özetlenir. Yalnız birkaç şair (Mehmet Emin, Mehmet Akif, kimi şiirleriyle Yahya Kemal, Cumhuriyet devrindeki bazı şiirleriyle Faruk Nafiz, v.b.) ve daha çok hikâye ve roman yazarları tarafından benimsenmiştir

    a) Şiir alanında, hece vezninin ilk ürünlerini veren şairlerin (Mehmet Emin'den başka) hemen hepsi bir yandan aruzla yazmışlar; bir yandan da, Türkçülük hareketinin ve Ziya Gökalp'in etkisiyle, hece veznine yönelmişlerdir. Ne var ki, bunların hece vezniyle ortaya koydukları ürünler, yalnız biçim (dil, vezin, nazım biçimi) kaygısıyla yetinilen, derinliği olmayan, yalınkat manzumelerdir
    Gerçek değer taşıyan şiirler, aruzun son üç ustasının “Mehmet Akif, Ahmet Haşim, Yahya Kemal” kaleminden çıkmıştır. Bunlardan Mehmet Akif, önce Tev¬fik Fikret'in uyguladığı “nazmı nesre yaklaştırma” hareketini sürdürüp geliştirmiş; Ahmet Haşim ile Yahya Kemal ise, bunun tam tersi bir tutumla, “şiir nesre çevrilme olanağı bulunmayan nazımdır; (...) musiki ile söz arasında, sözden çok musikiye yakın, ortalama bir dildir” (A.Haşim), ve “şiir, nesirden bambaşka bir hüviyettedir : musikiden başka türlü bir musikidir” (Y. Kemal) görüşünü savun¬muş ve uygulamışlardır. Bu üç şair, bir yandan da, Türk şiirinde üç ayrı akımın temsilcisi olmuşlardır : Mehmet Akif, şiirde Tevfik Fikret'ten devir aldığı “Realizm” akımını geliştirmiş, “hayal ile alışverişi olmadığını, her ne demişse görüp de söylediğini, en beğendiği mesleğin hakikat olduğunu” bildirmiş, Fecr-i Âti topluluğundan gelen Ahmet Haşim, Batıdan gördüğü “Sembolizm” akımını benimsemiş, “dünyanın şekillerini hayal havuzunun sularında seyrettiğini; onun için, dünyanın taşlarını ve bitkilerini renkli bir akis gibi gördüğünü” belirtmiş; Yahya Kemal de, yine Batıda gördüğü “Romantizm” akımını benimsemiş ve bu anlayışla, Divan şiiri yolunda klasik şiir denemelerine girişmiş; sade dille ve yeni nazım biçimleriyle yazdığı şiirlerinde de yine biçim kusursuzluğuna, yapmacıksız ve sağlam anlatıma önem vermiştir ( New klasik şair)
    .
    b ) Hikâye ve roman alanında, bir bölümü “Fecr-i Âti” topluluğundan gelen “Yakup Kadri, Refik Halit), bir bölümü bu topluluk dışında kalan (Ebubekir Hâ¬zım, Ömer Seyfettin, Halide Edip, v.b.) sanatçılar, aralarındaki sanat anlayışı ve dünya görüşü ayrılıklarına rağmen, yerli, hayatı yansıtma konusunda birleşmiş görünürler. Tanzimat ve Edebiyat-ı Cedide hikâye ve romanlarında olayların İstanbul sınırları içinde kapalı durmasına karşılık, bu devirde, hikâye ve roman yurdun her köşesine açık tutulmuş, her tabakadan halkın yaşayışı konu olarak ele alınmıştır. Özellikle köy ve taşra hayatını anlatan başarılı ilk örnekler (Ebubekir Hâzım: Küçük Paşa; Refik Halit: Memleket Hikâyeleri; Reşat Nuri: Çalıkuşu, v.b.) bu devirde verilmiştir. Kimi kitapların adları (Refik Halit: Memleket Hikâyeleri: Ömer Seyfettin: Yalnız Efe - Anadolu romanı.) sonradan “memleket edebiyatı” diye adlandırılan bu çığırı açıkça belirtir. İlkin edebiyat dışı bir amaçla, “taşraların ne halde olduklarını, köylülerin ne yaptığını, ne istediğini, memleketin neye muh¬taç olduğunu yerinde görüp incelemek” için “Tanin Gazetesi”nin Anadolu'ya gönderdiği bir yazarının Anadolu'daki şehir, kasaba ve köyleri dokuz ay (1909-1910) adım adım dolaşarak hazırladığı röportaj niteliğindeki gezi notları (Ahmet Şerif: Ana¬dolu'da -Tanin) ve aynı yıl içinde “Anadolu fatihaları” nı dile getirmek amacıyla yazılan, fakat yayınlandığı zaman hiç de ilgi uyandırmadığı halde, Cumhuriyet devrinde dikkati çeken bir roman (Ebubekir Hâzım: Küçük Paşa) ile açılan bu çığır; Refik Halit'in Anadolu sürgününden getirdiği hikâyeler “Memleket Hikâyeleri” ile geniş bir ilgi görmüş; Kurtuluş Savaşı yıllarında ise Anadolu insanının çetin alınyazısı üzerine eğilme hareketi (Halide Edip: Dağa Çıkan Kurt, Ateşten Gömlek / Yaban, Millî Savaş Hikâyeleri) artık zorunlu ve yaygın bir hal almıştır
    Gözleme dayanan bu yerli hayatı yansıtma isteğinin sonucu olarak, çoğu yazalar Realizm (Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Refik Halit, Reşat Nuri, Memduh Şevket, v.b), hatta kimileri Natüralizm (Bekir Fahri, Selâhattin Enis, kimi hikâyeleriyle F. Celâlettin, kimi romanlarıyla Osman Cemal, v.b.) ilkelerini benimsemişlerdir
    Çoğu Fransız (Yakup Kadri, Refik Halit Reşat Nuri, Peyami Sata, Abdülhak Şinasi), kimisi İngiliz (Hailde Edip), kimisi Rus (Memduh Şevke) edebiyatlarının etkisi altında kalan bu devir sanatçılarının bir bölüğü de Hüseyin Rahmi ve Ahmet Rasim yolunu sürdürmüşlerdir (Ercüment Ekrem, Sermet Muhtar, Osman Cemal, kimi hikâyeleriyle F. Celâlettin
    c) Tiyatro alanındaki verim, hikâye ve roman kadar başarılı sayılamaz. Ger¬çi, Meşrutiyetin ilânıyla birlikte birçok tiyatro topluluğu ortaya çıkmış; hattâ bir de tiyatro okulu açılıp ilk resmî tiyatro (Dârülbedayi-i Osmanî) kurulmuş; bunlar eser yetiştirmek için pek çok yazar o alanda birtakım denemelere girişmiş ise de, bunların çoğu başarı çizgisinin çok altındadır. çeviri ve uyarlama arasında bir tek çevirmenin (İbnürrefik Ahmet Nuri) uyarlamaları belli bir değer çizgisinin üstüne çıkmıştır

    Bu Dönemin Başlıca Sanatçıları
    Bilim yolunda: Ziya Gökalp. Fuat Köprülü. v.b
    Şiir alanında : (Aruz vezniyle) Mehmet Akif, Ahmet Haşim, Yahya Kemal Beyatlı, v.s.
    (Hece vezniyle) Mehmet Emin Yurdakul, Rıza Tevfik Bölükbaşı, Halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, v.b.(Bunlardan Ahmet Haşim fıkra ve gezi notları; Yahya Kemal makale; Halit Fahri, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz man¬zum oyun da yazmışlardır.)
    Hikaye ve roman alanında: Ebubekir Hâzım Tepeyran, Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Ercüment Ekrem Talu, Selâhattin Enis, F. Cemâlettin, Osman Cemal Kaygılı, Reşat Nuri Güntekin, )
    (Bunlardan Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Refik Halit, Reşat Nuri, Sermet Muhtar, Mahmut Yesari oyun da yazmışlardır. İçlerinde anı yazanlar da vardır: Ebubekir Hâzım, Ömer Seyfettin, Halide Edip, Yakup Kadri, Refik Halit.
    Tiyatro alanında: Musahip-zâde Celâl, İbnürrefik Ahmet Nuri, v.b

    MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ EDEBİYATI

    30 Ekim-19l8'de Mondros mütarekesi ile başlayan ve 9 Eylül 1922'de Yunanlıların İzmir'de denize dökülmesiyle biten bu döneme, Mili Mücadele dönemi; bu dönemde oluşan ede¬biyatımıza da Milli Mücadele dönemi edebiyatı diyoruz.
    Milli Mücadele Dönemi Edebiyatı Atatürk'ün bir kurtarıcı olarak Türk milletine önderlik ettiği Milli Mücadele dönemi, aynı zamanda yeni Türkiye Cumhuriyetinin de temellerinin atıldığı dönemdir.
    Bu dönemde esareti kabul etmeyen Türk milleti, yeniden derlenip toparlanarak millî bir Kurtuluş Savaşı'nı başlatır
    .Milli Mücadele dönemi edebiyatını kesin sınırlarla diğer dönemlerden ayırmak çok zordur; çünkü toplumsal olayların başlangıçları ile bitişleri kesinlikle sınırlandırılamaz. Bu nedenle Milli' Mücadele dönemi edebiyatı, Milli edebiyatın ilkeleri doğrultusunda gelişti, bu dönemin sanatçıları, Cumhuriyet döneminde de o günün koşulları içinde eser vermeye devam ettiler.

    a Şiir Alanında:
    Edebiyatımızda Cumhuriyet'in ilk yıllarında yazılan şiirler, genellikle Kurtuluş Savaşı'nın coşkusu ve heyecanı ile ortaya çıkmıştır. Bu şiirler, coşkulu ve heyecan unsuru yoğun olan şiirlerdir.
    Milli Mücadele dönemini anlatan şiirler yazan şairlere Faruk Nafiz, Kemâleddin Kamu, Mehmet Âkif Ersoy, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi, Ceyhun Atıf Kansu ve Halide Nusret Zorlutuna'yı örnek verebiliriz.
    b) Nesir Alanında
    Millî Mücadele dönemi, edebiyatımızda birçok yazar tarafından işlenmiştir. Roman, hikâye, tiyatro, deneme, fıkra, anı ve hitabet (söylev) gibi bütün mensur türlerde Milli Mücadele dönemini anlatan eserler yazılmıştır.
    Bu eserlere;Halide Edip Adıvar'ın "Ateşten Gömlek" ve "Vurun Kahpeye", Yakup Kadri Karaos¬manoğlu'nun "Sadom ve Gomore" ve "Yaban", Refik Halit Karay'ın "Çete", Kemal Tahir'in "Yorgun Savaşçı", Tarık Buğra'nın "Küçük Ağa" adlı romanlarını; yine Halide Edip'in "Dağa Çıkan Kurt", Yakup Kadri'nin "Ergenekon” adlı hikâye kitaplarını; Falih Rıfkı Atay'ın "Zeytindağ" adlı anı kitabını örnek olarak verebiliriz.Kemal Beyatlı'nın "Kurdun Dişisi ve Yavruları" makalesi ile Ruşen Eşref Ünaydın'ın Atatürk'le il¬gili bir anısını anlattığı "Gazasını Tebrik"













    C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ E D E B İ Y A T I
    ( 1923–1940)

    19232’te cumhuriyetin kurulmasıyla başlayıp günümüze kadar gelen edebiyattır. Düşmanı savaş meydanlarında yenerek bağımsızlığına kavuşan Türk ulusu tam bağımsız bir ülke olabilmek için içerde de yeni savaşlara yeni mücadelelere başlamıştır.
    Uzun süren savaşlar ve eğitim yetersizliği ülkenin geri, ülke insanının da cahil kalmasına yol açmıştır. Cumhuriyetle birlikte teokratik bir yönetimden demokrasiye geçen ülkemizde bir takım sosyal siyasi ve kültürel değişmenin sancıları başlamıştır
    Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda yapılan Latin Alfabesine geçiş, yeni hukuk sistemi, Türk Dil ve Türk Tarih Kurumunun kurulması toplumun aynası kabul edilen edebiyatta da köklü değişimin olmasına yol açmıştır.
    CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ
    1 - Yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark ortadan kalkmış dildeki sadeleşme çabaları
    aralıksız olarak sürmüş. ve İstanbul Türkçesi esas alınmaya başlanmıştır.
    2- Edebiyatımız bu dönemde toplumcu bir karakter kazanmış gerçekçi bir anlayış güdülmüştür.
    3 - Aruz ölçüsü bırakılmıştır. Serbest ölçü ve hece ölçüsü kullanılmıştır. Yine bu dönemde şiirin
    biçimce daha da serbestleşmesi sağlanmıştır.
    4 - Edebiyatımız İstanbul aydınlarının tekelinden kurtulmaya başlanmıştır. Anadolu’dan aydın yetişmeye
    başlamıştır.
    5 - Romanda ve hikâyede halk gerçekleri tamamen yerleşmiştir.
    6 -Uluslar arası düzeyde sanatçı yetişmiştir.
    7 - Şiir, roman, hikaye ve tiyatro- deneme gibi türlerde önemli gelişmeler olmuştur .
    8 - Bu dönemden itibaren farklı edebi topluluklar ortaya çıkmaya başlamıştır.
    Bir yandan halk edebiyatı öte yandan Batı Edebiyatı olmak üzere iki koldan beslenen bu edebiyat iki döneme ayrılır.
    1 - 1923’ten 1940 ‘a kadar olan dönem ( İlk Dönem )
    2 – 1940 ‘tan günümüze kadar olan dönem (Son Dönem)
    İ L K D Ö N E M E D E B İ Y T I
    Bu dönem edebiyatına Milli Mücadele Döneminin kahramanlık ruhu , Atatürk İlke ve İnkılapları damgasını vurmuştur.
    Ayrıca birçok şair ve yazarın Milli Edebiyat Döneminde sanata başlayıp , Milli Mücadeleyi de yaşayarak bu dönemde edebiyat sanatına devam etmesi bu dönem edebiyatında Milli Edebiyat Akımının da derin izlerinin olmasını sağlamıştır
    Milli Edebiyatla başlayan Anadolu’ya yönelme bu dönemde hız kazanmış, misaki milliye sınırları içerisinde Türkiye milliyetçiliği, batılı anlamda çağdaşlaşma kalkınma Atatürk ve cumhuriyete bağlılık sık işlenen konular arasında yer almıştır.
    İLK DÖNEM EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ
    1 , Bütün şair ve yazarlar eserlerinde açık sade halk Türkçesine yer vermiştir.
    2 - Eserlerde, Anadolu, Anadolu coğrafyası, Anadolu’nun sorunları , halk , millet, geri kalmışlık, . . Atatürkçülük ve gelişip çağdaşlaşma konularına ağırlık verilmiştir.
    3 - Şiirde Halk Edebiyatının konu ve şekil özelliklerine uyulmuştur.
    4 - Şiir, roman, tiyatro ve hikaye türlerine ağırlık verilmiştir

    İLK DÖNEM EDEBİYATINDA ŞİİR
    Milli Mücadele Nesli ile Cumhuriyet döneminde edebiyata başlayan sanatçılar aynı dönemde eser vermeye başlamıştırlar .Kurtuluş savaşının gündeme getirdiği Anadolu gerçeği bu dönem şairlerinin yüzünü Anadolu’ya çevirmesini sağlamış, şairler Anadolu gerçeğine eğilerek halkın ihmal edilişini geri kalmışlığı çağdaşlaşmayı ve milli değerleri işlemişlerdir.
    Bu yolda ilk adımı Faruk Nafiz Çamlıbel : “ Han Duvarları “ adlı şiiri ile atmış, ardından aynı gerçeği işleyen “Sanat” Şiirini yazmıştır
    Anadolu’ya yönelme bütün şairlerin ortak ülküsü olmakla birlikte, her şair kendi zevki, sanat anlayışı ve dünya görüşüne göre bu konuya yaklaşmış; bu da bazı edebî toplulukların ortaya çıkmasını sağlamıştır



    BU DÖNEMDE ORTAYA ÇIKAN TOPLULUKLAR:
    1 - Beş Hececiler :
    1 - Hecenin beş şairi adıyla da anılan bu sanatçılar milli edebiyat akımından etkilenmiş ve şiirlerinde
    hece veznini kullanmışlardır.
    2 - Şiirde sade ve özentisiz olmayı ve süsten uzak olmayı tercih etmişlerdir.
    3 - Beş hececiler şiire birinci dünya savaşı ve milli mücadele döneminde başlamışlardı
    4 - Şiirde memleket sevgisi, yurdun güzellikleri, kahramanlıklar ve yiğitlik gibi temaları işlemişlerdir.
    5 - Hece vezni ile serbest müstezat yazmayı da denediler.
    6 - Mısra kümelerinde dörtlük esasına bağlı kalmadılar yeni yeni biçimler aradılar.
    7 - Nesir cümlesini şiire aktardılar ve düzyazıdaki söz dizimini şiirlerde de görülmesi beş hececiler de
    çok rastlanan bir özelliktir.
    Temsilcileri: Faruk Nafiz Çamlıbel, Y. Ziya Ortaç, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhun,
    Enis Behiç Koryürek.
    II - Memleketçilik: Beş hececilerin devamı niteliğinde ola bir topluluktur.
    Amacı : 1 - Eserlerde Anadolu, Anadolu insanının sorunları ve Anadolu coğrafyasını işlemek.
    2 - Atatürk ilke ve inkılaplarının yerleşmesini sağlamak.
    3 - Ulusal değerlere sahip çıkmak
    Temsilcileri: F. Nafiz Çamlıbel, A . Kutsi Tecer, Kemalettin Kamu, ve Ö. Bedrettin Uşaklı
    III - -Mistik Akım : Batıda “ Bergson Felsefesi” olarak bilinen Anadolu’da ilk olarak Ahmet
    Yesevi, Mevlânâ ve Yunus Emre’nin başlattığı, dinsel kaynaklı, maneviyatçı bir akındır.
    Amacı : 1 - Sezgicilikten hareketle insan ruhuna eğilerek ruhu irade yoluyla terbiye etmek.
    2 - Ahlâkı yücelterek ideal insan yetiştirmek
    3 - Toplumda sevgi , hoşgörü yardımlaşma ve birliği güçlendirmek.
    Temsilcileri :Necip Fazıl Kısakürek, A. Hamdi Tanpınar ve Şinasi Hisarlı.
    IV - Yedi Meşaleciler : Yazılarını “Meşale” adlı dergide yayımlayan ve şiirlerini aynı
    adı taşıyan kitapta toplamış olan yedi kişilik topluluktur. Cumhuriyet döneminin ilk
    resmi topluluğudur.
    Amacı : 1 - Şiirde canlılık, samimiyet ve sürekli yeniliği esas almışlardır.
    2 - Sanatı ön plana alarak şiirde hayal ve söz sanatına çok yer vermek.
    3 - Anadolu’yu yurtseverlik anlayışıyla anlatmayı düşünmüşlerdir; ancak pek başarılı
    olamamışlardır.
    Temsilcileri : Muammer Lütfi Kazancı, Sabri, Esat Siyavuşgil, Yaşar, Nabi Nayır, Vasfi Mahir
    Kocatürk, Cevdet Kudret, Ziya Osman Saba ve Kenan Hulisi Koray’dır
    İLK DÖNEM EDEBİYATINDA HİKÂYE ROMAN VE TİYATRO
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip, Reşat Nuri, Refik Halit Karay ....gibi yazarlar, ikinci meşrutiyet döneminde adını duyurmuş, bu dönemde olgunluk çağlarını yaşamışlardır.
    Bu dönem eserlerinde gerçekçi bir anlatım ve gözlem dikkati çeker. Duygusallıktan, yapaylıktan, ve süsten uzaklaşılmış gerçekçi toplumcu bir yol izlenmiştir.
    Geri kalmışlık, batılılaşma, batıl inançlar, batılılaşmayı yanlış anlama, taklitçilik eğitim yetersizliği ve cumhuriyetle gelen yeniliklere yer verilmiştir.
    Bu konular işlenirken bir yandan toplumun içinde bulunduğu duruma ayna tutulmuş, bir yandan da aksaklıklar, yanlışlıklar irdelenerek toplumun iyiye, güzele, doğruya yönlendirilip kalkınması amaçlanmıştır.
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu “ Kiralık Konak “ta bozulan toplumda idealistlerin yenik düşen ruh halini ve üç kuşak ( eski- cumhuriyetçi- batı taklitçisi ) arasındaki çatışmaları işler. “Yaban”da halkla aydın arasındaki kopukluk ve tezatları, “ Ankara”da ise cumhuriyet rejiminin arayışlarını anlatır.
    Halide Edip Türk toplumunda kadın ve aile sorunlarına ağırlık vererek; “ Vurun Kahpeye “ adlı eserinde batıl anlayışın kadına bakışını, “Sinekli Bakkal”da toplumdaki insanî değerleri gözler önüne serer.
    Reşat Nuri, Anadolu’yu, Anadolu insanının tutkularını, özlem ve ideallerini işlerken; Peyami Safa, ahlâki değerlere önem vermeyen, dejenere olmuş insanların ruh halini anlatır.
    Refik Halit Karay: “ Memleket Hikayeleri” nde Anadolu’nun geri kalmışlığını, psikolojik durumunu, “ Gurbet Hikayeleri”nde vatan toprağının önemini ve ona bağlılığı vurgular.
    Bu dönemde tiyatro da önemli bir atılım yapmış; önce uyarlamalar, sonra yerli eserler yayım alanına girmiştir.
    Bu eserlerde işlenen başlıca konular : örf ve adetler, halkın bâtıl inançları, Türk Tarihi İstiklal Savaşı,cumhuriyetin temel ilkeleri doğu- batı çatışması. Ve toplumda baş gösteren yolsuzluklardır.
    Faruk Nafiz’ın “Akın” Necip Fazıl’ın “Reis Bey “ , “Tohum”, “Bir Adam Yaratmak” Necati Cumalı’nın “Nalınlar” ve Turan Oflazoğlu’nun “IV. Murat “ adlı eserleri bu dönemin en ünlü yapıtlarıdır.


    SON DÖNEM ( 1940 SONRASI) EDEBİYATI
    Cumhuriyetle başlayan yeni edebiyat bu dönemde de devam etmekle birlikte İkinci Dünya Savaşı sonrasında siyasal ve toplumsal yaşamdaki değişme ve gelişmelere paralel olarak sanat anlayışımızda köklü değişikliklere yol açmış özellikle edebyatta yeni yeni toplulukların oluşmasını sağlamıştır.
    SON DÖNEM EDEBİYATINDA ORTAYA ÇIKAN TOLULUKLAE
    1 – Garipçiler : ( Birinci Yeniler )
    1 1940 yılına kadar gelen bütün şiir anlayışına karşı çıkan Orhan Veli, Oktay Rıfat Horozcu, Melih Cevdet Anday ortaklaşa “Garip” dergisini çıkarıp bu akımı başlatmışlardır Buna “I. YENİ ŞİİR HAREKETİ” adı verildi. İki savaş arasında yetişip hızla değişen yaşamın etkisiyle geçmişte olan her şeye karşı olmalarıyla tannmışlardır.. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının belki de bütün Türk edebiyatının en farklı gurubu olarak edebiyat tarihinde yer almışlardır
    “Şiir halka seslenmelidir” anlayışıyla günlük hayatta olan her şeyi şiire konu olarak almışlardır
    İLKELERİ:
    1 – Şiir süsten sanattan, şairanelikten uzak olmalıdır.
    2- .Şiirde ölçü, kafiye ve nazın birimi gereksizdir.
    3 - Şiir fikirleri aşılamak işin kullanılmamalı.
    4 – Şiirde günlük konuşma dili kullanılmalıdır.
    5 - Her türlü olay ve kişi şiire konu olabilmelidir.
    6 - Şiirde önemli olan bütün güzelliğidir.
    II – Maviciler:

     Atilla İlhan’ın 1955–1956 yıllarında çıkardığı derginin adı olan “MAVİ” nin etrafında toplanan Orhan Duru, Ferit Edgü Denir Özlü, Tahsin Yücel ve Denitaş Ceynun gibi sanatçıları oluşturduğu guruptur.
     Garip akımına tepki olarak çıkmıştır.
     Şiirin basit olamayacağını zengin benzetmeli, içli, derin olması gerektiğini savunmuşlardır
     Toplumsal gerçekleri savunmayı benimsemişler
     Serbest şiir geleneğini ilerletmişlerdir.
    11 -İKİNCİ YENİCİLER

     1950’lerde “Garip” akımına tepki olarak çıkmıştır.
     Şiirin düşürüldüğü basitliğe son vermek amacıyla ortaya çıkmıştır.
     Cemal Süreyya, İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan, Ülkü Tamer,Sezai KARAKOÇ
    bu akımın öncüleridir.
     Sözcüklerin anlamı değil söylenişi önemlidir.
     Her şey insanla başlar insanla biter.
     Şiirin kendine göre bir dili olmalı.
     Şiir diğer edebi türlerden kesin çizgilerle ayrılmalı.
     Önemli olan kelimelerin anlamları değil, şairin ona yüklediği anlamlardır.

    1940’tan Sonraki Türk Edebiyatında Roman ve Hikayede Sosyal (toplumsal konular Türk demokrasisinde zaman zaman yaşanan kesintiler, soygun eşkıyalık, ağa – ırgat, işçi – patron çatışmaları Sanatçılar arasında olay ve konulara yaklaşım açısından yine bir gruplaşma görülür bBunlar
    l) Toplumsal Gerçekçiler:Bu akım ; bir meseleyi, bir derdi ortaya koyarak, topluma faydalı olmak istiyordu. İlk ürünleri, Anadolu köy romancılığıdır. Konuları: işçi-ırgat hayatı,sınıf çatışmaları,grev-lokavt gibi durumlar, toprak-su kavgaları zaman zaman rejim karşıtı konuları işlemişlerdir...
    Önemli Temsilcileri:Kemal Tahir: Konularını cezaevi yaşantılarından , Kurtuluş Savaşı’ndan, eşkıya menkıbelerinden aldı. Gerçek bir Anadolu romanı oluşturdu.
    Eserleri: Roman:Yorgun Savaşçı,Devlet Ana ...
    Orhan Kemal: Hayatına girmiş yüzlerce kişinin kader ve direnişlerini yazdı. Sürükleyicilik,tabiilik, gerçeklik eserlerinin özelliğidir.

    Eserleri :Roman: Murtaza, Hanımın Çiftliği...Tiyatro:72.Koğuş...

    Yaşar Kemal: Genellikle Çukurova insanının hayat savaşlarını şiirli bir dille yazdı. Tezli romanı savunur. Folklor unsurları ve güçlü doğa tasvirleri görülür.
    Eserleri: Roman:İnce Memet, Yer Demir Gök Bakır, Teneke...
    Fakir Baykurt: İçinde doğup yetiştiği köylülerin hayatını yazmıştır.
    Eserleri: Roman: Yılanların Öcü, Tırpan, Kara Ahmet Destanı...Hikaye: Can Parası.
    2 Mili ve Manevi değerleri Benimseyenler :Milli ve manevi değerleri, Türk kültürü ve kültür emperyalizmini Türk tahini ve ahlâk çöküntüıeri sonucunda ortaya çıkan psikolojik sorunları işlemişlerdir.
    Önemli temsilcileri Peyami Safa Doğu- batı çatışmalarını ahlaki çöküşü gelişen dünya karşısında insanın yalnızlığını ,ruhsal bunalımlarını işler
    Eserleri Dokuzuncu Hariciye Koğuşu , Yalnızız, Matamazel Noralya’nın Koltuğu, Mahşer, Canan , Sözde Kızlar
    Tarık Buğra: Türk Tarihin Tek adamın dengesiz, bazen alaycı, bazen acılı tedirginliğini ele alır.
    Eserleri:Roman:Küçük Ağa , İbişin Rüyası
    Ahmet Hamdi Tanpınar : Kültür emperyalizmi karşısında bozulan toplum ahlakını, milli ve manevi değerleri işler
    Eserleri. Huzur – Beş Şehir Mahmur Beste – Saatleri Ayarlama Enstitüsü Sahnenin Dışındakiler
    Cemil Meriç: Umrandan Uygarlığa, Kırk Ambar, Hint Edebiyatı, Mağaradakiler, Bu Ülke, Işık Doğudan Gelir
    Ahmet Turan OFLAZOĞLU : Kezban _ Allah’ın Dediği Olur - Sokrates Savunuyor – Kösem Sultan - IV. Murat – Fatih Bizans Düştü -Elif Ana
    3) Bağımsız Yazarlar:
    Halikarnas Balıkçısı(Cevdet Şakir Kabaağaçlı): Konularını daima Ege ve Akdeniz kıyılarından çıkardı.; balıkçıları, sünger avcılarını...işledi.
    Eserleri: Hikaye: Merhaba Akdeniz...Roman: Deniz Gurbetçileri.
    .Haldun Taner: Gücünü gözlem, mizah ve yergiden alan hikayeleriyle tanındı. Epik tiyatro türünde eserler verdi
    Eserleri: Hikaye: Şişhane’ye Yağmur yağıyordu, On İkiye Bir Var...
    Tiyatro:Keşanlı Ali Destanı, Sersem Kocanın Kurnaz Kocası......

Sayfayı Paylaş