2011-2012 Bütün Konu Anlatımları (Maddeler Halinde İşine Yarar)

Konu 'Edebiyat 12.Sınıf' bölümünde Adam Akıllı tarafından paylaşıldı.

  1. Adam Akıllı

    Adam Akıllı Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2011
    Mesajlar:
    142
    Beğenileri:
    138
    Ödül Puanları:
    0

    Evet Konu konu bütün konuları paylaşacağım inşallah ve müfredatı tamamlamış olacağız.
    Adam Akıllı

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...




    Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının Özellikleri
    ***Cumhuriyet edebiyatının temelinde İstiklal Savaşı ve Atatürk devrimleri vardır. Şiirler, romanlar, hikâyeler bu iki konu ile doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılıdır.Milli duygu ve heyecan geliştirmeye yönelik bu çabalar Milli edebiyatın bir devamı niteliğindedir.
    ***Milli edebiyatla başlayan halka inme, Anadolu'yu tanıma çabası bu dönemin edebiyatında ana ilkelerden olmuş, Türk halkının her kesimi edebiyata girmiştir. Artık edebiyat İstanbul'un sınırlarını tamamen aşmıştır.
    ***Yeni kurulan devlet ile yapılan bazı devrimleri halka tanıtmak ve benimsetmek görevi Cumhuriyet dönemi sanatçılarına düşmüştü. Sanatçı, siyaset ile halk arasında bir köprü olmuş, devrimleri yorumlamış, açıklamış ve savunmuştur.
    ***Yeni dil ve eski dil tartışmaları Cumhuriyet ile noktalanmış, siyasi güç, olayı tekeline almış ve Türk Dil Kurumu'nu kurarak dilde geri dönülmez bir yenileşme yoluna gidilmiştir.
    ***Cumhuriyet'ten önce sadece sempati duyulan Türk Halk sanatları ve folklörü ön plana alınmış, öncekilerin küçümsediği Karacaoğlan'ın,Yunus'un tarzı örnek alınmıştır. Artık harf benzerliği de kurulan Batı edebiyatı daha yakından takip edilmiştir.Türk edebiyatı, batı edebiyatının yeniliklerini, akımlarını uygulamaya başlamıştır.
    • Aruz ölçüsü bırakılmıştır.Serbest ölçü ve hece ölçüsükullanılmıştır.
    * Dilde sadeleşme hareketi başarıya ulaşmış ve İstanbul Türkçesi esas alınmaya başlanmıştır.
    * Edebiyatımız İstanbul aydınlarının tekelinden kurtulmaya başlanmıştır. Anadolu'dan aydın yetişmeye başlamıştır.
    * Romanda ve hikâyede halk gerçekleri tamamen yerleşmiştir.
    * Uluslar arası düzeyde sanatçı yetişmiştir.
    * Tiyatro ve denemealanında büyük gelişmeler gösterilmiştir.
    * Bu dönemden itibaren farklı edebi topluluklar ortaya çıkmaya başlamıştır.
    BLockeD ve Kopuq Gençliq bunu beğendi.
  2. Adam Akıllı

    Adam Akıllı Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2011
    Mesajlar:
    142
    Beğenileri:
    138
    Ödül Puanları:
    0
    BEŞ HECECİLER
    • Hecenin beş şairi adıyla da anılan bu sanatçılar milli edebiyat akımından etkilenmiş ve şiirlerinde hece veznini kullanmışlardır.
    * Şiirde sade ve özentisiz olmayı ve süsten uzak olmayı tercih etmişlerdir.
    * Beş hececiler şiire birinci dünya savaşı ve milli mücadele döneminde başlamışlardır.
    * Beş hececiler ilk şiirlerinde aruz veznini kullanmışlar daha sonra heceye geçmişlerdir.
    * Şiirde memleket sevgisi, yurdun güzellikleri, kahramanlıklar ve yiğitlik gibi temaları işlemişlerdir.
    * Hece vezni ile serbest müstezat yazmayı da denediler.
    * Mısra kümelerinde dörtlük esasına bağlı kalmadılar yeni yeni biçimler aradılar.
    * Nesir cümlesini şiire aktardılar ve düzyazıdaki söz dizimini şiirlerde de görülmesi beş hececiler de çok rastlanan bir özelliktir.
    * Beş hececiler şu sanatçılardan oluşmuştur:
    Faruk Nafiz Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon
    • YEDİ MEŞALECİLER
    • * 1928'de kurulmuştur.
    * Heceyi geliştirmek amacıyla ortaya çıkmıştır.
    * "Canlılık, samimiyet ve daima yenilik" sloganıyla hareket etmişlerdir.
    * Varlaine, Mallerma gibi Fransız şairleri örnek almışlardır.
    * Anadolu'yu yurtseverlik anlayışıyla anlatmayı düşünmüşlerdir; ancak pek başarılı olamamışlardır.
    * Bunlar: Sabri Esat Siyavuşgil, Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Muammer Lütfi, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret, Kenan Hulusi Koray.

    GARİPÇİLER
    * Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının belki de bütün Türk edebiyatının en farklı gurubu olarak edebiyat tarihinde yer almışlardır.
    * 1940 yılına kadar gelen bütün şiir anlayışına karşı çıkan Orhan Veli, Oktay Rıfat Horozcu, Melih Cevdet Anday ortaklaşa "Garip" dergisini çıkarıp bu akımı başlatmışlardır.
    * Şiirde ölçü ve kafiye gereksizdir.
    * Şiir fikirleri aşılamak işin kullanılmamalı.
    * Şiirde anlam düz verilmeli.
    * Her konu şiire girebilmeli
    * Her insan şiirin konusu olabilmeli.
    * Şiirde söz ustalığı, laf cambazlığına gerek yoktur.
    * Şiirde önemli olan bütün güzelliğidir.

    MAVİCİLER
    * Atilla İlhan'ın 1952-1956 yıllarında çıkardığı derginin adı olan "MAVİ" nin etrafında toplanan Orhan Duru, Ferit Edgü gibi sanatçıları oluşturduğu guruptur.Bu sanatçılar, Garip Akımı'na ve Orhan Veli'ye karşı çıkmış, şairane bir sanat anlayışının temsilcisi olmuşlar.
    *Daha sonra mavi dergisi Özdemir Nutku'nun yönetimine geçti ve Atilla İlhan'ın savunduğu toplumsal geçekçiliğin (sosyal realizm) sözcüsü oldu.Dergi Nisan 1956'da çıkan 36. sayıdan sonra (son mavi) kapatıldı.
    * Garip akımına tepki olarak çıkmıştır.
    * Şiirin basit olamayacağını zengin benzetmeli, içli, derin olması gerektiğini savunmuşlardır.

    İKİNCİ YENİCİLER
    • 1950'lerde "Garip" akımına tepki olarak çıkmıştır.
    * Şiirin düşürüldüğü basitliğe son vermek amacıyla ortaya çıkmıştır.
    * Cemal Süreyya, İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan, Ülkü Tamer,Sezai Karakoç bu akımın öncüleridir.
    * Sözcüklerin anlamı değil söylenişi önemlidir.
    * Her şey insanla başlar insanla biter.
    * Şiirin kendine göre bir dili olmalı.
    * Şiir diğer edebi türlerden kesin çizgilerle ayrılmalı.
    * Önemli olan kelimelerin anlamları değil, şairin ona yüklediği anlamlardır.
    BLockeD ve Kopuq Gençliq bunu beğendi.
  3. Adam Akıllı

    Adam Akıllı Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2011
    Mesajlar:
    142
    Beğenileri:
    138
    Ödül Puanları:
    0
    CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI GENEL AÇIKLAMA

    Cumhuriyetin ilanından sonra edebiyatımız, çağdaş anlayışlar doğrultusunda gelişmesini başarıyla sürdürmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarında "Beş Hececiler" olarak adlandırılan şairler topluluğu, en parlak dönemlerini yaşamaktaydı. Yine bu yıllarda Kurtuluş Savaşı'nın etkisiyle edebiyatta genel olarak Anadolu'ya bir yönelim başlar.
    Bu dönemin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
    1- Yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark ortadan kalkmış dildeki sadeleşme çabaları aralıksız olarak sürmüştür.
    2- Edebiyatımız bu dönemde toplumcu bir karakter kazanmış gerçekçi bir anlayış güdülmüştür.
    3- Aruz ölçüsünün yerini hece ölçüsü almış, şiirlerde de günlük konuşma dili kullanılmıştır. Yine bu dönemde şiirin biçimce daha da serbestleşmesi sağlanmıştır.
    4- Şiir, roman, hikaye ve tiyatro gibi türlerde önemli gelişmeler olmuştur.
    5- Cumhuriyetin kuruluşuyla 1940 (İkinci Dünya Savaşı) yılları arasında eser veren şair ve yazarlar genellikle daha önceki Milli Edebiyat akımının etkisinde tam anlamıyla "yerli" ve "halka doğru" ; veya Batı'nın, özellikle Fransız edebiyatının etkisinde kişisel yollarında yürümüşlerdir.
    Yine bu dönemde (1928) ortaya çıkan "Yedi Meşaleciler", "Beş Hececiler" gerçeklere dayanmayan "memleket edebiyatı" anlayışına sahip olmakla suçlamışlardır. Amaçları "canlı, samimim ve gerçekçi olmak" şeklinde açıklamışlardır. "Yedi Meşaleciler" adını almalarının nedeni ise "Yedi Meşale" adlı derginin etrafında toplanmış olmaları ve bu adla ortak bir yapıt yayınlamalarıdır.
    Bu sanatçılar şunlardı (Yedi Meşaleciler):
    Vasfi Mahir KOCATÜRK
    Ziya Osman SABA
    Sabri Esat SİYAVUŞGİL
    Cevdet Kudret SOLOK
    Yaşar Nabi NAYIR
    Kenan Hulusi KORAY
    Muammer Lütfi BAHŞİ
    1940 SONRASI EDEBİYAT
    İkinci Dünya Savaşı sonrasında "insan", "yaşam" ve "dünya" arasında güvenilir olmayı gerektirir; yeni ortaya çıkan dünya görüşleri; sanat anlayışımızda köklü değişikliklere yol açar.
    Hikaye, roman ve tiyatro eserlerinde "yurt" ve "köy" sorunlarına yönelim başladı.
    1940 yılında Orhan Veli Kanık, Melik Cevdet Anday, Oktay Rıfat Horozcu, "Garip" adlı bir şiir kitabı yayınlayarak yeni bir hareketi başlattılar. Buna "I. YENİ ŞİİR HAREKETİ" adı verildi. Amaçları, şiirde iç ahengi yakalamtır. Dış ahenk ögesi olan ölçü ve uyağa önem vermezler. Söz sanatların şiir için zararlı bulmuşlar ve şiirin kaynağının bilinçaltı olması gerektiğini savunmuşlardır. "Şiir halka seslenmelidir" anlayışıyla günlük hayatta olan her şeyi şiire konu olarak almışlardır.
    Daha sonraları ortaya çıkan ve "İKİNCİ YENİLER" adı verilen şairler ise "şiir için sanat " anlayışına dayanan, sürrealizmden daha aşırı bir soyutlama anlayışını sürdürmüşlerdir. Bu sanatçılardan bazıları şunlardır: İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan.
    1940'tan Sonraki Türk Edebiyatında Roman ve Hikayede Sosyal (toplumsal)Gerçekçiler:
    Bu akım ; bir meseleyi, bir derdi ortaya koyarak, topluma faydalı olmak istiyordu. İlk ürünleri, Anadolu köy romancılığıdır. Konuları: işçi-ırgat hayatı,sınıf çatışmaları,grev-lokavt gibi durumlar, toprak-su kavgaları...
    Toplumsal Gerçekçiler
    Önemli Temsilcileri:
    Kemal Tahir: Konularını cezaevi yaşantılarından , Kurtuluş Savaşı'ndan, eşkıya menkıbelerinden aldı. Gerçek bir Anadolu romanı oluşturdu.
    Eserleri: Roman:Yorgun Savaşçı,Devlet Ana ...
    Orhan Kemal: Hayatına girmiş yüzlerce kişinin kader ve direnişlerini yazdı. Sürükleyicilik,tabiilik, gerçeklik eserlerinin özelliğidir.
    Eserleri :Roman: Murtaza, Hanımın Çiftliği...Tiyatro:72.Koğuş...
    Yaşar Kemal: Genellikle Çukurova insanının hayat savaşlarını şiirli bir dille yazdı. Tezli romanı savunur. Folklor unsurları ve güçlü doğa tasvirleri görülür.
    Eserleri: Roman:İnce Memet, Yer Demir Gök Bakır, Teneke...
    Fakir Baykurt: İçinde doğup yetiştiği köylülerin hayatını yazmıştır.
    Eserleri: Roman: Yılanların Öcü, Tırpan, Kara Ahmet Destanı...Hikaye: Can Parası.


    BLockeD ve Kopuq Gençliq bunu beğendi.
  4. Adam Akıllı

    Adam Akıllı Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2011
    Mesajlar:
    142
    Beğenileri:
    138
    Ödül Puanları:
    0
    Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı’nın oluşumunda;
    A-Cumhuriyetin ilanından sonra gerçekleştirilen siyasi,toplumsal,ekonomik ve kültürel değişimler;
    1-Kurtuluş Savaşı
    2-TBMM’nin kurulması
    3-Cumhuriyeti ilanı
    4-Tek partili dönem
    -1923 Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasi partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurulması
    -1927 -1937 yılları arasında Cumhuriyetçilik,Halkçılık,Milliyetçilik, Devletçilik, Devrimcilik ve Laiklik ilkelerinin parti tüzüğüne girmesi ve devrimler
    5-Milli Şef Dönemi(İnönü,1938)
    - 2. Dünya Savaşı
    -Köy Enstitüleri’nin kurulması(Hasan Ali Yücel)
    6-1950’li yıllar
    -Demokrat Parti’nin kuruluşu:Celal Bayar ve Adnan Menderes’in liderliği
    -Kore Savaşı ve Türkiye’nin 18 Şubat 1952’de NATO üyesi olması
    7-27 Mayıs 1960 Darbesi
    8-20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı
    9-12Eylül 1980 Darbesi
    10-28 Şubat 1997 Post-modern Darbe
    -8 yıllık kesintisiz eğitim kanunu
    -İmam Hatip ve Meslek Liseleri dahil ortaokul bölümlerinin kapatılması
    -İstanbul Büyükşehir belediye başkanı Recep Tayip Erdoğan’ın belediye başkanlığının düşürülmesi

    B-Batı’dan gelen edebi etkiler(20.asır akımları);
    -Sürrealizm(Gerçeküstücülük)
    -Egzistansiyalizm(Varoluşçuluk)
    -Dadaizm
    -Fütürizm(Gelecekçilik)
    -Kübizm

    C-Edebiyatımızın kendi içinde tekrara düşmesi,yeniliğini yitirmesi nedeniyle duyulan değişim ihtiyacı etkili olmuştur.
    CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI ÖĞRETİCİ METİNLER(DEVAMI VAR)
    Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında öğretici metinlerin özellikleri şunlardır:

    Öğretici metinler bakımından bu dönemde büyük ilerlemeler kaydedilmiş; deneme, makale, gezi yazısı, hatıra, fıkra, eleştiri… alanlarında önemli eserler verilmiştir.
    Bilgi verme, düşündürme, açıklama amaçlanmış; metnin yapısı dil ve anlatımı, kullanılan motifler bu amaçlara göre belirlenmiştir.
    Kurtuluş Savaşı’dan yeni çıkmış olan ülkenin Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda büyük bir kalkınmaya girişmesi sonucunda millete ve milletin kültürüne yönelinmiş, Anadolu ve Anadolu insanı konu edilmiştir.
    Öğretici metinlerde günlük konuşma dilindeki Türkçe sözcükler, halk söyleyişlerindeki tamlamalar kullanılır; Arapça ve Farsça sözcüklere fazla yer verilmez.
    Bu dönem yazarları, öğretici metinlerde terim ve kavramları, gündelik hayata ait sözcük ve sözcük gruplarını kullanarak edebi bakımdan güçlü bir anlatıma ulaşmayı amaçlarlar.
    Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı öğretici metinlerinde yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılması, açık ve sade bir dilin kullanılması daha fazla okura ulaşılmasını sağlamıştır.
    Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında öğretici metin türlerinde eserler kaleme alan önemli sanatçılar şunlardır:

    1. NURULLAH ATAÇ (1898 – 1957)

    Deneme ve eleştiri türünde usta bir isimdir.
    Batılı anlamda ilk deneme ve eleştiri yazılarının yazarıdır.
    1940’tan sonraki yazılarında Türkçeyi özleştirme çabası öne çıkar.
    Eserleri:
    Deneme-Eleştiri: Günlerin Getirdiği, Karalama Defteri, Sözden Söze, Ararken, Diyelim, Söz Arasında, Okuruma Mektuplar.
    Günlük: Günce.
    2. SUUT KEMAL YETKİN (1903 – 1980)

    Deneme ve eleştiriyle tanınmıştır.
    Sanat, estetik, resim ve felsefe alanlarında eserler vermiştir.
    Düşüncelerini açık ve yalın bir anlatımla kaleme almıştır.
    Eserleri:
    Deneme: Günlerin Götürdüğü, Edebiyat Konuşmaları, Edebiyat Üzerine, Düşün Payı, Yokuşa Doğru, Şiir Üzerine Düşünceler, Denemeler
    İnceleme-Araştırma: Ahmet Haşim ve Sembolizm, Sanat Felsefesi, Edebiyatta Akımlar.
    3. İSMAİL HABİP SEVÜK (1892 – 1954)

    Milli mücadeleye destek veren önemli yazarlardandır.
    “İzmir’e Doğru” ve “Açıksöz” gazetelerinde başyazarlık yapmıştır.
    Türk edebiyatı tarihi, anı, gezi yazısı gibi türlerde eserler vermiştir.
    Eserleri:
    Edebiyat Tarihi – İnceleme: Türk Teceddüt Tarihi, Avrupa Edebiyatı ve Biz, Edebiyat Bilgileri
    Gezi Yazısı: Tuna’dan Batı’ya Yurttan Yazılar
    Anı: O Zamanlar
    4. CEMİL MERİÇ (1917 – 1987)

    Deneme türünün usta isimlerindendir.
    Denemeleri dışında, edebiyat tarihi, felsefe, tarih çalışmaları ve çevirileri de vardır.
    Eserleri:
    Deneme: Bu Ülke, Mağaradakiler
    Araştırıma-İnceleme: Umrandan Uygarlığa, Kırk Ambar, Bir Dünyanın Eşiğinde.
    5. SABAHATTİN EYÜBOĞLU (1908 – 1973)

    Deneme ustalarındandır.
    Araştırma ve incelemeleri de vardır.
    Eserleri:
    Deneme: Mavi ile Kara, Sanat Üzerine Denemeler
    6. ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR (1883 – 1963)

    İstanbul’un lüks semtlerini ve Boğaziçi’ni, eski aşklarını, eğlencelerini anlatmıştır.
    Anlaşılır bir dille, anı, makale, öykü ve romanlar yazmıştır.
    Anıları ve CHP roman yarışmasında (1942) üçüncü olan Fehim Bey ve Biz adlı romanı önemli eserleridir.
    Eserleri:
    Anı: Boğaziçi Mehtapları, Boğaziçi Yalıları, Geçmiş Zaman Köşkleri, İstanbul ve Pierre Loti
    Roman: Fehim Bey ve Biz
    BLockeD ve Kopuq Gençliq bunu beğendi.
  5. Adam Akıllı

    Adam Akıllı Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2011
    Mesajlar:
    142
    Beğenileri:
    138
    Ödül Puanları:
    0
    Cumhuriyet Dönemi Öğretici Metinlerin Özellikleri,

    Öğretici metinler; yazılış amaçları bakımından, coşkuyu dile getiren ve olay çevresinde oluşan metinlerden farklıdır. Öğretici metinlerde amaç; öğretmek, bilgi vermektir.

    * Öğreticiliğin amaçlandığı metinlerde dil göndergesel işlevde kullanılır. Dilin göndergesel işlevinde; anlatılmak istenenler, doğrudan anlatılır.

    * Öğretici metinlerde dilin açık ve anlaşılır olması çok önemlidir. Dili anlaşılmayan bir metin, okuyucuya bir şey öğretemez. Dil ve anlatımdaki yalınlık, öğretici metinlerin kendi içindeki anlatım türlerine göre farklılık göstere*bilir. Felsefi, bilimsel metinler, tarih, makale, eleştiri vb. türlerin yalın olması gerekir. Deneme, fıkra, sohbet ve kişisel yaşamı konu alan anlatım türlerinde yazar dili öznel yaklaşımla kullanabilmektedir.

    * Öğretici metinler belli bir amaç doğrultusunda yazılır. Öğretici metinlerde yazarın amacı bir nesneyi, bir kavra*mı, bir olayı açıklamak, anlatmak bildirmek ve okuyucuyu uyarmak, harekete geçirmektir; anlam da bu amaca uygun olarak ortaya konur.

    * Öğretici metinlerde yazar, metni oluştururken (bilgi vermeyi ve öğretmeyi amaç edindiğinden) sözcükleri ger*çek anlamlarıyla kullanır ve düşsel öğelere, imgelere mümkün olduğu kadar az yer verir.

    * Yazar dil ve anlatım özelliklerini; somut gerçekliklere, varlık, olay ve durumlara bağlı olarak oluşturur.

    * Öğretici metinlerde anlam; okuyucu, zaman ve mekâna göre değişmez ancak yazarın düşüncelerine okuyucu*nun mutlaka katılması gerektiği gibi bir zorunluluk da yoktur; kısacası öğretici metinlerden herkes aynı anlamı çıkarır ancak o konuda farklı düşüncelere sahip olabilir.

    * Öğretici metinler; günlük hayatın problemleriyle yakından ilgilendikleri, somut gerçeklikleri dile getirdikleri için dönemin sosyal, kültürel ve siyasi yaşamını daha yoğun bir şekilde yansıtır.

    * Öğretici metinlerin oluşmasında; metnin yazılış amacının ve hedeflenen okuyucu kitlesinin çok önemli rolü vardır.

    * Metnin tamamının iletmek istediği düşüncenin en kısa, yoğun ifadesine ana düşünce denir. Öğretici metinler, belli bir düzen içinde birleşerek ana düşünceyi şekillendiren birimlerden oluşur. Bu birimlerin temelinde, dilin anlamlı en küçük parçası olan "sözcük" vardır. Sözcükler bir araya gelerek cümleleri, cümleler paragrafları ve paragraflar da metni oluşturur.

    * Öğretici metinler yapı bakımından incelenirken metni oluşturan birimlerin, metnin yazılış amacına ve hedef kit*leye göre düzenlendiğine dikkat edilir.

    * Düzenli yazılmış bir metinde cümleler anlamca ve yapıca birbiriyle uyumludur. Metni oluşturan birimlerin (cüm*le, paragraf), metnin tamamı dikkate alındığında tek bir duygu ve düşünce etrafında birleştiği görülür.

    * Bir metne sorulan "Bu metin hangi amaçla, niçin yazılmıştır?", "Bu metinde asıl anlatılmak istenen nedir?", "Bu metinde hangi düşünce vurgulanmaktadır?", "Bu metinden çıkarılacak sonuç nedir?" vb. soruların cevabı ana düşüncedir.

    * Ana düşünce, bir cümle olarak metinde bulunabildiği gibi metnin tamamından çıkarılacak bir sonuç da olabilir ancak ana düşüncenin metin içinde bir cümlede açıkça ifadesi, az rastlanan bir durumdur.

    * Diğer edebî türlerde olduğu gibi öğretici metinler de yapı, tema, dil ve anlatım gibi konularda tarihî süreç için*de kendi geleneklerini oluşturur.

    * Her dönem, hazır bulduğu geleneğe yeni öğeler ve değerler katarak geleneği zenginleştirir ve geleneğin deva*mını sağlar.

    * Geleneğin oluşmasında dönemin zihniyetinin de önemli rolü vardır çünkü zihniyet, insan etkinliklerinin belirle*yicisidir.

    * Öğretici metinlerde yazarla okuyucu arasında öğretme - öğrenme ilişkisi vardır. Bu ilişkide metnin; yazarın duy*gu ve düşüncelerini yansıtmaması, yani yazardan izler taşımaması düşünülemez.

    * Olayları algılama, yorumlama, yansıtma vb. yönünden her insanın bir bakış açısı vardır; bu durumda metinle yazar arasında bağın olmaması düşünülemez.

    * Gerek sanat metinleri gerekse öğretici metinler bir yazarın kaleminden çıktığından yazarın dünya görüşü, ya*şam deneyimi, üslubu eserde kendini hissettirir.
    BLockeD ve Kopuq Gençliq bunu beğendi.
  6. Adam Akıllı

    Adam Akıllı Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2011
    Mesajlar:
    142
    Beğenileri:
    138
    Ödül Puanları:
    0
    Deneme ve Özellikleri
    Bir insanın herhangi bir konuda içini dökmek, paylaşmak amaçlı kesin hükümlere varmadan samimi bir üslupla yazdığı yazılara deneme denir.
    Deneme tür ve üslup olarak pek çok türe yaklaşır. Bu yüzden de yazılması en zor olan türlerdendir. Belki de adı bu yüzden denemedir. Deneme yazarken paylaşımcı ve samimi bir üslup kullanırken sohbete, düşünmemizi ortaya koyarken fıkraya, duygularımızı ortaya koyarken eleştiriye yaklaşma riski her zaman vardır.
    Bu türün en büyük ustası Montaigne kitabının önsözünde özetle şöyle demektedir: "Eğer mümkün olsaydı karşınıza anadan doğma çıkardım. Bu kitapta size asla bir şey kanıtlama iddiam yoktur. Elimden geldiğince size beni anlattım. Bana hak vermenizi ya da yargılamanızı istemiyorum" buradan da anlaşıldığına göre denemeler iddialı olmayan, ispat kaygısı taşımayan; temel anlamda insan doğallığına dayanan eserlerdir.
    Deneme, Avrupa edebiyatında Fransız Montaigne ile başladı. Türk edebiyatında ise Tanzimat sonrasında özellikle de Servet-i Fünûn döneminde karşımıza çıkar. Ancak asıl gelişmesini Cumhuriyet döneminde gerçekleştirir. Günümüzde deneme en sevilen türlerden biridir.
    Eskiden denemeye verilen "muhasebe" ismi, onun konusu hakkında bir ipucu vermektedir. Çünkü denemeler toplumsal konulardan daha çok kişisel: konulara, soyut dünyalara ve iç hesaplaşmalara daha yakındır. Bu yönüyle fıkra türünden ayrılır. Fıkralar toplumsal konulara kişisel yaklaşımlar getirirken deneme iç dünyanın samimi itirafı gibidir.
    Denemeye özgü bir konu türü yoktur. Özgürce seçilen bir konuda, yazarın kendi kendiyle konuşma havası içinde yazdığı yazı türüdür. Yazının konusu yazarın o anda aklına geliveren bir konu görünümündedir. Öğretici ve düşünsel yanı da vardır.
    Denemenin belirleyici özellikleri nelerdir?
    . Makale gibi düşünsel plânla yazılır. Fakat makaleden kısa yazılardır.
    . Yazar anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir. Bilimselden çok kişisel görüşünü açıklar, okuyucusunu kendisi gibi düşündürme kaygısı yoktur.
    . Günübirlik yazılardır, en beğenileni bile birkaç gün sonra unutulur.
    Serbest düşüncenin ifade alanı ve nesrin bir türü olarak deneme, yazarın gözlemlediği ya da yaşadığı olay, olgu, durum ve izlediği objelerle ya da herhangi bir kavramla ilgili izlenimlerinin herhangi bir plâna bağlı kalmayarak, deliller getirip kanıtlama yoluna gerek duymadan ve kesin hükümler vermeden, tamamen kişisel görüşüyle serbestçe yazıya döktüğü birkaç sayfayı geçmeyen kısa metinlere denir.
    Deneme, derin düşünceden çok, kişinin kendi dışındaki nesnelerle herhangi bir konuda gerçek ya da hayalî olarak girdiği diyaloğun ürünüdür.
    Deneme yazarı, olay, olgu, durum ve eşyalarda sıradan insanların eskilerin ifadesiyle ülfet ve ünsiyet perdesiyle göremediği, farkına varamadığı ayrıntıları, dikkat etmediği hususları, incelikleri, güzellikleri, harikaları, olağanın altında yatan olağanüstülükleri görebilen, hissedebilen, düşüncesiyle ve deneyimleriyle onları okuyucular için ilginç görülebilecek şekilde yazıya dökebilen insandır. Sıradan insanın "baktığı" şeyi deneme yazarı "görür".
    Deneme dilinde çeşitli bilim, felsefe ve sanat dallarına ait terimlere yer vermekten ziyade, halk çoğunluğunun ortak günlük konuşma dilinin düşünce diline dönüştürülmesi çabası hâkimdir. Denemede bilimsel yazılardaki kuruluk ve şematiklik bulunmaz. Düşünce şiirsel, akıcı, samimî bir üslûpla sunulur. Bu bakımdan deneme yazılarının geniş halk yığınlarınca kolayca ve rahatlıkla okunabilme özelliği vardır. Deneme yazarı yazısını yazarken, bir anlamda kendi kendisiyle diyalog içindedir. Kendi zihinsel âleminde düşünce temrinleri yapar.
    Felsefî metinlerde filozof, yazısında kendince sistemini kurduğu felsefî bir anlayışa, sistematik felsefî bir dünya görüşüne bağlı olarak düşüncelerini ortaya koyar. Ortaya koyduğu her metin, kendi felsefî bakış açısının birer açılımı, ayrıntısı mahiyetindedir. Ancak denemede böyle sistematik bir düşünceye bağımlılık zorunluluğu yoktur. Denemecinin yazısında ileri sürdüğü düşünce, herhangi bir felsefe ekolüyle ilintili olmayabilir. Ancak filozof yazısında kurduğu ekole bağlı düşünce üretme çabası içindedir.
    Klâsik Türk edebiyatındaki münşeât mecmualarındaki yazılar ve Kâtip Çelebi (16091657) gibi yazarlar bir tarafa bırakılırsa, modern anlamda deneme türü, Türk edebiyatında asıl olarak gazete ile birlikte ortaya çıkmaya başlamıştır. İlk özel gazete Tercümanı Ahval (1860)'in yayın hayatına başlamasından itibaren gazetelerde çıkan değişik yazılar, zamanla ayrı bir tür olan deneme için dil, anlatım ve yaklaşım bakımından zemin oluşturmuşlardır. Tanzimattan itibaren bir süre gazete ve dergilerde "musâhabe" üst başlığı altında deneme benzeri yazılar kaleme alınmıştır.
    Türk edebiyatında deneme türünde pek çok ürün verilmiştir. Bu tür içine koyabileceğimiz ürünler, genellikle değişik zamanlarda çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazıların bir araya getirilip kitaplaşmış şekilleridir. Bu eserlerde yer alan yazıların bir kısmı, inceleme, eleştiri yazısı olarak da görülebilir. Bunun yanında bir kitapta yer alan yazıların bir kısmı edebiyat, bir kısmı tarih, bir kısmı felsefe, bir kısmı başka konularda olabilmektedir. O bakımdan deneme türü için çok kesin sınıflandırma ve sınırlandırmalar yapılamamaktadır.
    Türk edebiyatında ilk deneme kitapları arasında ,
    Ahmet Haşim'in Bize Göre (1928), Gurebahanei Laklakan (1928);
    Ahmet Rasim'in pek çok yazısı; Mahmut Sadık'ın Takvimden Yapraklar (1912); Refik Halit Karay'ın Bir Avuç Saçma (1939), Bir İçim Su (1931), İlk Adım (1941), Üç Nesil Üç Hayat (1943), Makyajlı Kadın (1943), Tanrıya Şikâyet (1944);
    Falih Rıfkı Atay'ın Eski Saat (1933), Niçin Kurtulmak (1953), Çile (1955), İnanç (1965), Pazar Konuşmaları (1966), Kurtuluş (1966), Bayrak (1970) gibi kitaplarını saymak mümkündür.
    Türk edebiyatında deneme türü, genellikle şair, romancı ya da hikâyeci kimliği öne çıkan sanatçılar tarafından ortaya konan ürünlerden oluşmaktadır. Birinci derecedeki vasfı "denemeci" olan yazar sayısı oldukça azdır.
    Nurullah Ataç (1898-1957),
    Sabahattin Eyüboğlu (1908-1973),
    Suut Kemal Yetkin (1903-1980),
    Mehmet Kaplan (1915-1986),
    Nurettin Topçu (1909-1975),
    Salah Birsel (1919 ),
    Vedat Günyol (1912 ),
    Enis Batur (1952 ),
    Cemil Meriç (19171987),
    Mehmet Salihoğlu (1922 ),
    Uğur Kökden (1934 ),
    Nermi Uygur (1925 ) bunlardan birkaçıdır.
    Aşağıdaki örnek, çağdaş bir deneme yazarımız olan Vedat Günyol'un bir denemesidir.
    TÜRK'ÜN MUTLULUĞU: ATATÜRK
    Şeflerin ödevi hayatı sevinç ve istekle karşılamak hususunda uluslarına yol göstermektir" diyordu Atatürk ölümünden bir yıl önce yabancı bir devletin dışişleri bakanına. Tarihimizde ilk defa gerçekten halka yönelmiş, köylüsüyle elele kurtuluşunun, mutluluğunun destanını yazmış bir devlet adamımızın dünyaya seslenişiydi bu.
    İmparatorluklar kurmuş bunca devlet adamları uluslarına ne getirmişti yağmalar talanlar, sönmüş ocaklar, kinler, her iki yandan göz yaşları ahlar vahlar pahasına kazanılan topraklarla kendi şan şeref edebiyatları, fetih gururları dışında? Anadolu halkına, köylüsüne ne kazandırmıştı bunca fetihler istilâlar "hanedan" gururu, şan şeref tutkuları dışında, hayatı sevinç ve istekle karşılamak için ne yol göstermişlerdi uluslarına?
    Bir Atatürk gösterdi halkına, köylüsüne hayatı sevinç ve istekle karşılamanın, insan gibi yaşamının yolunu. Çünkü bir halk çocuğu, bir halk adamıydı Atatürk. Gücünü zorbalıktan, tanrısal desteklerden değil, halkın güveninden, halka güveninden, sevgisinden alıyordu. Halktan gelmiş, halka yönelmişti.
    Atatürk Türk ulusunun mutluluğunu kendi mutluluğundan ayırmıyordu. O da, her insan gibi mutlu olmak istiyordu elbet. Ama bir başkumandan, bir devlet şefi olarak, tek başına mutlu olamayacağını biliyordu. Oysa, tarih bize saraylarına kapanıp halkının köylüsünün dışında mutlu olmaya çalışan nice devlet şefi örneği veriyordu. Atatürk, halkıyla köylüsüyle birlikte mutlu olmak istiyordu. Köylüsü aç, halkı mutsuz yaşarken kendinin mutlu olamıyacağını biliyordu. Bunca rütbeleri, sırmaları şanları şerefleri bırakıp Kurtuluş Savaşına koşmasını nasıl açıklayabiliriz yoksa? Bu savaş, Türkün mutluluğuna açılan ilk kapıydı. Ana yurdu kurtulduktan sonra Türke hayatı sevinç ve istekle karşılamanın yolunu göstermek gerekti. Bu yol batı uygarlığına giden yoldu.
    Türkiye'nin dramı, batı uygarlığı dışında kalmış bütün geri ülkeler gibi, "ölmesini bilmiyen şeylerle yaşamasını bilmeyenler arasındaki amansız çatışma" daydı. Ölmesini bilmiyen şeyler, Türkiye'yi batı dünyasından en az bir iki yüzyıl geride bıraktıran kör inançlar, yobazlıklar, olumlu bilgi düşmanlığıydı. Yaşamasını bilmeyenlerse, tâ II.Mahmut'tan bu yana başlayan; ama en iyi neyitli aydınlarımızın bile ölesiye bağlanıp yaşatamadıkları, yaşatmakta direnemedikleri batı uygarlığını yapan bilim kafasıydı.
    Atatürk bu çatışmada ölmesini bilmiyen şeylere karşı yaşaması gerekeni yaşatmaya çalışmış ve bunda büyük ölçüde başarıya ulaşmış tek devlet adamımızdır. Devrimleri tam yaptığına inanacak kadar saf değildi Atatürk. "Benim yaptığım işler birbirine bağlı ve gerekli şeylerdir. Bana yaptıklarımdan değil yapacaklarımdan söz edin" derken, devrimlerin tam olmadığını anlatmak istiyordu. Biliyordu ki devrimleri yetersizdi. Ama bu yetersizliklerin yine devrimlerle giderileceğini, devrimlerin yine devrimlerle ayakta kalabileceğini de biliyordu. Onun için de Atatürk, devrimlerini ulusun en dinç, en dinamik bölüğüne, gençliğe emanet etmişti.
    Atatürk ,Türk ulusuna hayatı sevinçle karşılamanın, yani mutluluğunun yolunu göstermiştir. Bu yolda yürümek, bu uğurda ölesiye savaşmak, devrimleri devrimlerle beslemek Türk aydınına düşen en büyük bir görevdir.
    BLockeD ve Kopuq Gençliq bunu beğendi.
  7. Adam Akıllı

    Adam Akıllı Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2011
    Mesajlar:
    142
    Beğenileri:
    138
    Ödül Puanları:
    0
    Makale Nedir?

    Makale, herhangi bir konuda bilgi, düşünce ve görüşlerinizi yazıya aktarmak demektir. Aklınıza gelebilecek her konuda makale yazılabilir; arkadaşlık, teknoloji, msn, web tasarım, spor, tarih, eğitim, eğlence, arama motorları, güncel olaylar…

    Makale her konuda yazılabilir ama herkes makale yazamaz. Bunu şöyle de söyleyebiliriz: Herkes iyi makale yazamaz. Peki iyi bir makale yazabilmek için neler gerekir? Makalenin özellikleri nelerdir?
    Makale Nedir? adlı makalemizde makalenin tanımıyla ilgili ayrıntılı bilgiyi bulabilirsiniz.

    Makale Özellikleri :

    * Makalenin amacı hangi konuda olursa olsun "bilgi vermek"tir

    * Makale sade ve herkes tarafından anlaşılır olmalıdır Makale her konuda yazılabilir

    * Makale genellikle kısa ve öz yazılardır

    * Makale de öne sürülen bilgi, düşünce ve görüş açıklanır

    * Makalede açıklanan konuyla ilgisi olmayan hiçbir cümleye yer verilmemelidir.

    * Makale dergi, gazete ve uygun içerikli sitelerde yayımlanır

    * Makale içeriği özgün olmalıdır, orijinal olmalıdır.

    * Tek bir konuyu ele almalı ve o konu hakkında derinlemesine bilgi vermelidir

    * Makale başlığı konuyu tam anlamıyla açıklayıcı nitelikte olmalıdır.

    Makaleler için kullanılan genel tabir kısa olmaları yönündedir. Ancak bu tamamen yanlıştır. İyi bir makale kısa olmaktan çok, ele alınan konuyu en iyi şekilde açıklayıcı nitelikte olmalıdır. Bu da kanımca makalenin uzun olmasını gerektirir. Makalede ele alınan konuyu bütün yönleriyle açıklamak, kendi görüşlerinizi örneklerle belirtmek, açık ve öz bir anlatım tarzıyla yazmak gerekir ki bu sayede makaleyi okuyan kişi birçok farklı açıdan konuyu değerlendirebilsin ve yazarın düşüncelerini paylaşabilsin.

    Makalenin uzun olması gerekir düşüncesiyle konuyla alakasız cümleler asla kurulmamalıdır. Makale, öz, özgün ve geniş kapsamlı olmalıdır. İyi bir içerik, yalın bir anlatım, kapsamlı bir çalışma yaparsanız eğer işte gerçek makale odur.

    Makale, Tanzimat döneminde Batı’dan alınan ve gazetecilikle birlikte yaygınlaşan bir türdür. Şuan itibariyle gerek sosyal yaşantımızda, gerekse internet dünyasında sürekli değişen, gelişen ve yaygınlaşan dinamik bir yapıya sahiptir.

    İyi makale yazmanın bir sırrı daha vardır ve bu sır bir makale için olmazsa olmaz değerindedir. Bu sır aynen "cefa çekmeden, sefa sürülmez" atasözünü andırır. İyi ve kaliteli bir makale yazabilmek için, çok emek vermek gerekir. Her kelimenin üzerinde düşünmek gerekir. Zamanınızı, aklınızı, emeğinizi bu işe vermeniz gerekir. Kısaca bu işe gönül vermeniz gerekir.

    Bir şairin hikayesi vardır bilmem bilirmisiniz! Şair şiirini yazar ama bir türlü son noktayı koyamaz. Bir yerinde bir eksiklik olduğunu düşünür. Kararsız kalır. Bir kelimeye takılır. Değiştirir olmaz, kaldırır olmaz. Akşama kadar devam eder bu. Arkadaşıyla konuşurken arkadaşı sorar ne yaptın bütün gün? Şairimiz cevap verir "akşama kadar bir kelime üzerinde düşündüm, bir türlü uygun kelimeyi bulamadım, bende kelimeyi kaldırdım, onun yerine bir virgül koydum" diye cevap verir. Olayı tam hatırlamıyorum hatırlayan varsa ve olayın tamamını anlatırsa yorum ya da iletişimden sevinirim. Makaleye de eklerim.

    Sonuç itibariyle makale yazmakta, bu şairimizin şiir yazması gibidir. Emek ister, zaman ister... her şeyden önemlisi gönül vermeni ister.



    BLockeD ve Kopuq Gençliq bunu beğendi.
  8. Adam Akıllı

    Adam Akıllı Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2011
    Mesajlar:
    142
    Beğenileri:
    138
    Ödül Puanları:
    0
    Deneme ve Özellikleri
    Yazarın kendi seçtiği bir konu üzerindeki fikirlerini serbestçe anlattığı yazı türüdür. Deneme kişiselliğin en fazla öne çıktığı yazı türüdür. Bu türün kesin sınırlarını çizmek oldukça güçtür. Tenkit ve sohbete yaklaşan bir yönü vardır. Bazen felsefi ve bilimsel konular da deneme türü içinde ele alınabilir. Ancak deneme bilimin, ahlakın ve felsefi te*orilerin denetleyici kurallarının dışındadır. Yazarın şahsi düşünceleri ön plana çıkar. Deneme, kendi kendiyle söy*leşme, içten gelen itiraflar gibidir.
    Deneme yazarının kesin sonuçlara varmak, bir görüşü ispat etmek, belgelere başvurmak gibi kaygıları yoktur. İle*ri süreceği görüşlerin nasıl karşılanacağını hiç düşünmez. İnsanlığı ilgilendiren konulara yeni açılardan bakmak, genel görüşleri ve peşin hükümleri sarsmaya çalışmak denemenin ayırıcı özellikleridir.



    Bu türün ilk kurucusu sayılan Montaigne, denemenin ilkelerini şöyle açıklar: "Herkes önüne bakar, ben içime ba*karım: Benim işim yalnız kendimledir. Hep kendimi gözden geçiririm, kendimi yoklarım, kendimi tadarım. Bir şey öğretmem, sadece anlatırım." Denemenin her cümlesinde yazarın kendisi vardır. Okuyucu ile yazar arasında bir duygu, düşünce ve ruh alışverişi meydana gelir. Esere hâkim olan unsur, insanın ta kendisidir.

    Deneme yazan kişi, okuru düşünmeye yöneltmeyi, pratik hayatın gerçekleriyle bireyin ilişkisini ortaya koymayı, kül*tür alanındaki değişme ve gelişmelerle insanın nasıl zenginleştiğini göstermeyi ve insanın birey olarak zaman ve toplum karşısındaki tavrını dile getirmeyi amaçlar.
    Denemeler, rahat okunabilen düşünce yazılarıdır.

    Denemeler, konularına ve yazılış amaçlarına göre şu şekilde gruplandırılabilir:

    Kişisel duyarlılık ve dikkatleri konu alan denemeler
    Öğretici ve eleştirel denemeler
    Sosyal ve felsefi konularda bireysel düşünceyi ifade eden denemeler

    Denemenin Özellikleri

    Yaşam içindeki her şey denemenin konusu olabilir.
    Deneme yazarı okuyucuya iletmek istediği fikri bilimsellikten uzak, ispatlama amacı gütmeden, etkileyici bir üs*lupla anlatır, ortaya koyar.
    Denemede, yazar kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi bir anlatımı tercih eder.
    Denemede bir sonuca ulaşmak önemli değildir. Denemenin inandırıcılığı kanıtlardan, belgelerden değil, anlatı*mındaki samimiyetten gelir.
    Deneme yazarı konusunu işlerken bir düşünceden diğerine sıçrayıverir. Makalede olduğu gibi bir düşünsel dü*zenin katı kalıpları içine hapsolup kalmaz.
    Denemede yazarın kendi beni ortaya çıkar. Çünkü deneme yazarı, her olaya, her duruma "ben"i açısından bak*maktadır.
    BLockeD ve Kopuq Gençliq bunu beğendi.
  9. Adam Akıllı

    Adam Akıllı Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2011
    Mesajlar:
    142
    Beğenileri:
    138
    Ödül Puanları:
    0
    Batı Edebiyatında Deneme

    Denemenin edebi bir tür olarak dünya edebiyatında öncülüğünü Fransız yazar Michel de Montaigne (1533-1592) yapmıştır. Onun "Essais" adlı eseri bu türün ilk örneği olarak kabul edilmektedir. Montaigne'nin denemeleri kilise*nin yanlış bir uygulamayla belirli sınırlar içinde izin verdiği düşünce, bilgi, sanat üretimi anlayışına karşı bir tepki hareketi olarak doğdu. Onun denemeleri, herhangi bir dine, kitaba, kanuna, toplum kurallarına, geleceğe bağlı ol*mayan serbest düşünceler olarak ortaya çıktı.
    İngiliz yazar Bacon, 1597'de denemelerini, "Tokluk veren değil de daha çok tat veren tuz taneleri" olarak tanımlamıştır. O, farklı olmayan başlıklar seçmesine rağmen kıskançlık, zenginlik, diyalog, nesne ve durum değişiklikleri gibi kısa, öz, öğretici ve daha ciddi konulara eğilmiştir. Denemeler adlı kitabında daha çok felsefi düşüncelerini or*taya koymuştur.

    Türk Edebiyatında Deneme

    Klasik Türk edebiyatında münşeat mecmualarındaki yazılar, bir kenara bırakılırsa, deneme türü Türk edebiyatın*da asıl olarak gazete ile birlikte ortaya çıkmaya başlamıştır. İlk özel gazetenin (Tercüman-ı Ahval) yayın hayatına başlamasıyla beraber gazetelerde çıkan değişik yazılar, zamanla ayrı bir tür olan deneme için zemin oluşturmuş*tur. Tanzimat'tan itibaren bir süre gazete ve dergilerde musahabe üst başlığı altında deneme benzeri yazılar kale*me alınmıştır. Ahmet Haşim'in Bize Göre ve Gurabahane-ı Laklakan adlı eserlerinde yer alan bazı yazılar Türk edebiyatında deneme türünün ilk örnekleri sayılır.

    Konuları Bakımından Denemeler:


    Sanat ve Edebiyat Konulu Denemeler
    Vedat Günyol: Dile Gelseler
    Nurullah Ataç: Karalama Defteri, Günlerin Getirdiği
    Peyami Safa: Sanat Edebiyat Tenkit
    Mehmet Kaplan: Büyük Türkiye Rüyası
    Oktay Akbal: Konumuz Edebiyat
    Sezai Karakoç: Edebiyat Yazıları
    Hilmi Yavuz: Denemeler Karşı Denemeler
    Suut Kemal Yetkin: Edebiyat Konuşmaları, Yokuşa Doğru, Düş'ün Payı
    Behçet Necatigil: Bile Yazdı
    Melih Cevdet Anday: Yiten Söz
    Samim Kocagöz: Roman ve Yazarlık Onuru
    Dil Konulu Denemeler
    Bu denemeler dil felsefesi, dilin güncel sorunları, eski dil, yeni dil, uydurmacılık, öztürkçecilik, yaşayan dil, konuş*ma ve kültür dili gibi tartışmaları ele alır.
    Mehmet Kaplan: Kültür ve Dil
    Nihat Sami Banarlı: Türkçenin Sırları
    Peyami Safa: Osmanlıca-Türkçe Uydurmaca
    Ahmet Bican Ercilasun: Dilde Birlik
    Emin Özdemir: Dilin Öte Yakası

    Felsefe Konulu Denemeler

    Bu gruba giren denemeler, genellikle felsefe eğitimi görmüş ve bu alanda çalışan bilim adamları tarafından yazıl*maktadır.

    Karışık Konulu Denemeler
    Tarih, kültür, gündelik hayat, sanat, uygarlık gibi alanlara ait değişik pek çok konuda deneme yazılabilir.
    Ahmet Haşim: Bize Göre, Gurabahane-i Laklakan
    A. Hamdi Tanpınar: Beş Şehir
    Cemil Meriç: Bu Ülke, Kırk Ambar
    Adnan Binyazar: Duyguların Anakarası
    Selahattin Batu: İnsan ve Sanat
    Salah Birsel: Kendimle Konuşmalar, Yapıştırma Bıyık, Kediler
    Sabahattin Eyuboğlu: Mavi ve Kara[/COLOR][/B]

    Deneme ile Makale Arasındaki Farklar ve Benzerlikler

    Makalede ortaya atılan düşünce iddia ya da görüş, kanıtlara dayanır. Denemede ise konu kişisel düşünceler, yorum ve bakış açısıyla desteklenir.
    Makalede düşünce kesin bir sonuca bağlanır. Denemede ise böyle bir zorunluluk yoktur.
    Makalenin üslup ve anlatımı ciddi, kurallı ve ağırbaşlıdır. Denemenin üslubu yazarına göre değişir.
    Makalede söz oyunlarına yer verilmez, açık ve anlaşılır bir anlatımı vardır. Deneme yazarı ise konusuna uygun ola*rak söz sanatlarına ve anlam oyunlarına yer verebilir. Denemede dilin doğru ve güzel kullanımı çok önemlidir.
    Makalede de denemede de konu sınırlaması yoktur; her konuda deneme de makale de yazılabilir.
    BLockeD ve Kopuq Gençliq bunu beğendi.
  10. Adam Akıllı

    Adam Akıllı Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2011
    Mesajlar:
    142
    Beğenileri:
    138
    Ödül Puanları:
    0
    Gezi Yazısı
    1. Tanımı
    Bir kişinin gezip gördüğü yerlerden edindiği izlenimleri, bilgileri aktardığı yazılara gezi yazısı denir.
    Eskiden geziye çıkmayı uğraş edinmiş kimselere gezgin (seyyah), gezi yazılarına da seyahatname adı verilirdi.
    Gezi yazılarında amaç; yurt içinde ya da yurt dışında gezilip görülen yerlere ilişkin bilgi vermek, o yerlerin güzelliklerini, görülmeye değer yanlarını, insanların yaşayış biçimlerini tanıtmaktır. Gezi yazılarını okuyan kimseler anlatılan yerler hakkında bilgi sahibi olur.
    Gezi yazıları; tarih, coğrafya, toplum bilimi, hukuk, folklor için de bilgi kaynağıdır. Ünlü gezginlerin seyahatnameleri, insanlar ve ülkeler hakkında önemli bil*giler verirler.



    2. Özellikleri
    Gezi yazıları, insanoğlunun yaşadığı yerlerin dışındaki yerleri görme merakından doğmuştur.
    Gezi yazılarında anlatılanlar hayal ürünü değil, gerçektir. Gezilip görülen yerler gerçekte olduğu gibi anlatılır.
    Yabancı terimler ve kavramlar açıklanarak akıcı, anlaşılır bir dil kullanılmalıdır. Okuyucunun kolay bilgi edinmesi için karşılaştırmalar yapılır.
    Gezi yazısında, okuyucu için sıradan olanların ilgi çekici olanlara yer verilmelidir. Gezi yazısı kaleme alacak olan kişinin halkın yaşayışını, gelenek ve göreneklerini, doğa güzelliklerini, anlatabilmesi için çok iyi gözlem yapması gerekir.
    Yazarın seçiciliği önemlidir.
    Görülen yerin kültür, tabiat zenginlikleri, tarihî özellikleri ve yaşama biçimi hakkında okuyucuya bilgi verilir.Gezi yazılarında tanımlama, betimleme ve açıklamadan yararlanılır.

    Hatıra ve Özellikleri
    1. Tanımı
    Bir yazarın içinde yaşadığı ya da tanık olduğu olayları anlattığı yazı türüne anı (hatıra) denir.
    Anılar genellikle hangi olaylardan yola çıkılarak yazılır?
    Anılar genellikle onları yazan kişinin de rol aldığı gerçek olaylara dayalı yazılardır. Bu yüzden anlatımı birinci kişinin ağzından yapılır.

    2. Özellikleri
    Yaşanmış olayları konu alır anı yazıları. Tarihsel gerçeklerin öğrenilmesine katkı yapan anılar, tarihçilere yol gösterir.
    Anı yazıları öğretici ve bilgi vericidir.
    Anı yazarı, anlattıklarını kanıtlama, belgelerle ifade etmek zorunda değildir.
    Anı yazarı, gördüklerini ve duyduklarını aradan uzun yıllar geçtikten sonra yazdığı için bellek yanılmalarını önlemek amacıyla mektuplardan, o dönemle ilgili yazılardan ve görgü tanıklarından yararlanabilir.

    Niçin tanınmış kişilerin yazdığı anılar önemli sayılır?

    Tanınmış sanat, düşünce, bilim, spor ve siyaset adamlarının anıları onların yaşamlarını ve dönemlerini aydınlatması yönünden oldukça önemli belgelerdir. Anılar siyasi, edebî, askerî ve sosyal içerik taşıyabilir.
    Anının kesiştiği başka yazı türleri de vardır. Bunlar günlük, otobiyografi, gezi yazısı gibi yazılardır.
    BLockeD ve Kopuq Gençliq bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş