2014-2015 12. Sınıf Dil Ve Anlatım Kitabı Cevapları (Paşa Yayınları)

Konu 'Dil ve Anlatım 12. Sınıf' bölümünde Moderatör Bahadır tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Bahadır

    Moderatör Bahadır Süper Moderatör Yönetici Süper Moderatör

    Katılım:
    27 Şubat 2012
    Mesajlar:
    535
    Beğenileri:
    159
    Ödül Puanları:
    43
    Yer:
    Adana

    2014 2015 12.Sınıf Dil ve anlatım kitabı Cevapları- Paşa Yayınları (sayfa 12-114 arası)

    b. Toprak adlı metin anlatmaya bağlı bir metindir. Yapıyı oluşturan unsurlar; olay, zaman, mekan, kişilerdir. Anlatım ön plandadır. Kahraman anlatıcı bakış açısı kullanılmıştır.kurmaca bir metindir.
    Yıldızlara bakmak: Göstermeye bağlı bir metindir. Karşılıklı konuşmalar ön plandadır. Açıklamalar parantez içinde verilmiştir. Hakim bakış açısı kullanılmış. Kurmaca metindir.
    Gün Eksilmesin Penceremden: Coşku ve heyecana bağlı metin türüdür. Duygular ön plandadır. Diğerlerinden farklı olarak, olay örgüsü yoktur. Nazım birimi, kafiye örgüsü, ölçü, kafiye yapıyı oluşturan unsurlardır.
    2.Etkinlik
    a. Metin Gönderge
    Toprak Toprağa bakarsan o da sana karşılık verir. Kendine bağlar.
    Ağustos Böceği ile karıncalar Çalışıp kazanmanın önemi
    Yıldızlara Bakmak Bakmak ile görmenin farkı, kendi işiyle uğraşıp
    başkalarının işine karışmama
    Yeter ki Gün Eksilmesin Penceremden Yaşama sevinci
    öyküleyici,betimleyici anlatım türleri kullanılmış.
    b. Hikayede mekan ve kişiler anlatılırken gözlemden yaralanılır. Burada betimleyici anlatım kullanılır. Olay ağırlıklı bölümler anlatılırken de öyküleyici anlatım kullanılır.
    ….


    8.etkinlik
    a.
    * Evet, hakim anlatıcı vardır.
    *Evet, olaylar dizisi mevcuttur.
    * zaman belirsiz bir başlangıçta oluşmaya başlar kronolojik bir sıralama ile devam eder.
    *Evet, olabilir.
    * yansıtır, çünkü her eser yazıldığı dönemin zihniyetinden izler taşır.
    *Evet, taşır.

    b. Halk hikayesinin özellikleri :
    * Aşıklar tarafından anlatılan manzum ve mensur bölümlerden oluşan sonraki dönemlerde yazıya geçirilen anonim ürünlerdir
    * Aşk ve kahramanlık konuları işlenir
    * hikayelerde olağanüstü özellikler dikkati çeker
    * Hikayelerin yapısı masal ve destanlarda olduğu gibi olay örgüsü,kişiler,zaman ve mekan unsurlarından oluşur
    * Belirsiz bir zaman ifadesi ve mekan anlatımı söz konusudur
    HALK HİKAYESİ
    -Tarihi bir vakanın olması şart değildir
    -Nazım-Nesir karışıktır Zamanla nesir nazıma üstünlük kazanmıştır
    - Şahısları ve olayların anlatılmasında realist, çizgilere daha çok yer verilmiştir
    -Kahramanlıktan çok aşk maceraları konunun ağırlığını teşkil etmektedir.
    c. Hikayedeki tipler günlük hayatta karşılaşabileceğimiz tiplerdir.


    12. Sınıf Dil ve Anlatım Kitabı Cevapları –I. Ünite Yüksek Ökçeler sayfa 47-53


    9.etkinlik
    a. Olay öyküsü “Maupassant tarzı öykü
    Bu tarz öykülere “klasik vak’a öyküsü” de denir.
    Bu tür öykülerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine bağlıdır.
    Olaylar serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır.
    Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir, düğüm bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde gi-derilir.
    Bu teknik, Fransız sanatçı Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere “Maupassant tarzı öykü” de denir.
    Türk edebiyatında bu tarz öykücülüğün en büyük temsilcisi Ömer Seyfettin’dir. Ayrıca Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Necati Cumalı, Talip Apaydın da olay türü öykücülüğünün temsilcileri arasındadır.

    b.
    * Hikayedeki olay ve kişiler önceden belirlenmiştir.
    * Evet bu tür olaylarla gerçek hayatta da karşılaşılabilir.

    * Hatice Hanım'ın En sonunda dürüst hizmetçiler bulacağını düşünüyordum, fakat hikaye tahmin edemediğim bir sonla bitti.
    * Mekan Hatice Hanım'ın Sosyal seviyesini yansıtıyor. Hatice Hanım Zengin biridir. Bu yüzden olay köşkte geçiyor.
    * Hatice Hanım köşkteki hizmetçileri hırsızlık ve ahlaksızlık yaptıkları için kovuyor. Rahatsız olmasına rağmen yüksek ökçeli ayakkabıları dürüst bir hizmetçi bulamadığı için giyiyor. Hizmetçilerin yaptığı hırsızlıkları ve yanlışları duymamak ve görmemek için giyiyor.
    * Hikayede gerçek dışı abartılara rastlanmıyor.
    * Hikayede zaman, mekan ve kişiler birbiriyle uyum içindedir. Zengin birinin köşkünde hizmetçilik yapan insanlar ve bunların durumlarına göre aç gözlülük edip hırsızlık yapmaları durumlarına uygundur.
    * burada görmeye dayalı değil duymaya dayalı bir gözlem var. Hatice Hanım Mutfağın kapısına gelince gördüğü manzara karşısında gözlerini kapatmıştır.
    c. Mapussant Tarzı hikaye, seçilmiş olay ve kahramanlar üzerine kurumuştur ( D )
    Bu tarz hikayede olay, kişi ve mekan ilişkisi okuyucuda gerçeklik duygusu uyandırır ( D )
    Hikayenin çekirdeğini oluşturan çatışma ve karşılaşmalar merak uyandıracak şekilde düzenlenir( D)
    Hikayenin sonu beklenmedik bir şekilde biter. ( D )
    Mekan ve kişi birbiriyle uyumludur, rastlantılar görülmez. ( D )
    Olaylar, kişi ve mekan arasındaki ilişkilerde sebep- sonu ilişkisine önem verilir. ( D )
    Hikayelerde sosyal çevre anlatılırken olay ve kişileri belirleyen faktörlere önem verilir. ( D )
    Doğal çevre anlatılırken gözlemlerden yararlanılır. ( D )
    10. ETKİNLİK
    * Olaylar kronolojik bir sıralamaya göre dizilmiş sebep sonuç ilişkisi içerisinde sıralanmıştır.
    * metnin anlamı kendisini oluşturan parçaların ortak paydasıdır, metin kendini oluşturan birimlerdeki anlamlara indirgenemez.
    * Bir edebi metni her okuyan kendine göre bir yorum çıkarabilir. Bu edebi eserin özellikleri arasındadır. Edebi eserler çok anlamlıdırlar.
    * Evet her okuyuşta olayın farklı bir yanını görüyoruz.
    * metinde açıkça ifade edilmemiş düşüncelerle açıkça ifade edilmiş düşünceler arasında temayı yansıtmaları açısından bir ilgi var. Aynı temayı yansıtıyorlar.( Soru tam açık değil)
    * Metinde yaşanılan olay günlük hayatta karşımıza çıkabilecek bir olaydır. Bu yönüyle eser gerçekçidir.
    * İnsan hayatta her zaman istediği ve özlediği bir hayatı yaşayamayabilir, Hatice Hanım’da bunu görüyoruz. Öyle zamanlar olur ki kendinizi hayatın akışına bırakmak zorunda kalırsınız.
    11. etkinlik
    * Mapussant tarzı hikayelerde üçüncü tekil şahıs anlatıcı kullanılır. Anlatıcı olayı adım adım takip eder. Her şeyi görür, bilir.
    * Hikayede ilahi bakış açısı anlatıcı kullanılmıştır. Anlatıcı olayı baştan sona her yönüyle bilen biridir. Kahramanların kafalarının içinden geçenleri de bilir.
    * Hikayenin sosyal bozulma olarak değerlendirilecek küçük bir anekdotta, yalıda çalışan ve çalışmak için alınan hizmetkarların hırsızlık yapmalarıdır. Hatice Hanım’ ın yüksek ökçeli ayakkabıları bu anekdotun hikayenin başında ortaya çıkmasını engellemiştir. Batı hayranlığının timsali olan yüksek ökçeli ayakkabılar ne zaman terk edilmiş o zaman da yalı içerisinde görülen diğer aksaklıklar Ömer Seyfettin’in üzerinde durduğu önemli temalar haline gelir.
    Bu çalkantılarda zamanla etkilenen Hatice Hanım’ da artık gözünün görmediğinden vicdanım rahat düşüncesi ile eski hayatına tekrar geri döner . Hikayenin teması sosyal çarpıklıklardır.
    ·Hikayede olay parçaları, mekan ve kişiler bir bütün oluşturarak temanın somutlaşmasını sağlamışlardır.
    ·Tema yazıldığı dönemle ilişkilidir. O dönemde bozulan toplumsal yapıyı ortaya koyar.
    ·Evet olayın zamanı açıkça olmasa da belirlenebilir. “On üç yaşında evlenmiş, eşi öleli on yıl olmuş. Dokuz yıldrır hizmet eden sadık hizmetçiler”” ifadeleri zamanı gösteriyor.
    b.
    c……..
    ç..Bizim yazdığımız hikayeyle Ömer Seyfettin’in yazdığı hikaye açıklık, akıcık , duruluk yönünden aynı olamaz.
    12. etkinlik
    a. "GENÇ KALEMLER" ve "YENİ LİSAN" Milli Edebiyat akımını asıl başlatanlar, Selanik'te çıkardıkları Genç Kalemler dergisiyle Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp'tir. 1911 de yayımlanan Genç Kalemler'in ilk sayısında yer alan ve Ömer Seyfettin tarafından yazıldığı düşünülen "Yeni Lisan" başlıklı makale bu edebiyatın bildirgesi gibidir. Yeni Lisan makalesinde milli bir dil ve edebiyattan söz edilmektedir. Milli Edebiyat hareketi öncelikle bir dil hareketi olarak ele alınmıştır. Dergi yazarları ilk olarak dilin millileştirilmesiyle işe başlarlar. Sade Türkçenin bir dava olarak ele alınması ilk kez bu dergide ortaya konmuştur. "Milli Edebiyat" terimi de yine ilk defa bu dergide kullanılmıştır.
    Genç Kalemler, daha önce Manastır'da Hüsn ve Şiir adıyla 1909 yılında 8 sayı çıkan bir derginin devamı ve 2. cildi olarak çıkmaya başlamıştır. Genç Kalemler dergisi, ilk sayısından son sayısına kadar başmakalelerini temel hedefi "yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak" ve böylece "yazı dili ve konuşma dili ikiliğini ortadan kaldırmak" olan "Yeni Lisan" meselesine ayırdığı gibi, diğer sütunlarını da bu konu etrafındaki tartışmalara ayırmış, meseleyi tam bir ciddiyet ve ısrarla yürütmeye çalışmıştır.

    Genel amaçları şöyledir:
    • Dil sade olmalıdır.
    • Ulusal kaynaklara ve yurt sorunlarına eğilmek gereklidir.
    • Şiirde yalnız hece ölçüsü kullanılmalıdır.
    Edebiyat dilinin o zamana kadar tamamen Arapça ve Farsçanın hâkimiyeti altında "yapma bir dil" olduğu inancında olan Genç Kalemler sanatçıları, Edebiyat-ı Cedide ve Fecr-i Ati üyelerini "dillerinin yabancılığından dolayı" şiddetle eleştirmişler ve daha geniş halk kitlelerine seslenmek imkânını sağlayacağı ve böylece medeni kalkınmaya da yardım edeceği için sadece edebi değil, aynı zamanda sosyal bir dava saydıkları "Yeni Lisan" davasının gerçekleştirilmesi için birtakım ilkeler belirlemişlerdir.
    Bu ilkeler, aynı zamanda Milli Edebiyat'ın dil anlayışı olarak kabul edilmiştir.

    b. Ömer Seyfettin Batılaşmanın yanlış değerlendirilmesi sonucu toplumda meydana gelen kültürel ve ahlaki bozulmayı ve bunun yanlışlığını ortaya koymaya çalışmıştır. Bu yüzden daha çok ahlaki ve milli değerlerimizi ön plana çıkaran eserler vermiştir.
    sayfa 50

    3.METİN MENDİL ALTINDA
    1.a. Hikayede anlatıcı yazardır. 3.tekil şahıs anlatım kullanılmış. Anlatıcı olayı gözlemliyor, gizli bir gölge gibi takip ediyor, sonra kafasının içine girip düşüncelerini okuyor.
    b. Hikayede hakim(ilahi) anlatıcı bakış açısı kullanılmış. Bu tür anlatımda anlatıcı kahramanın bütün davranışlarını, olayın öncesini ve sonrasını bilir, hatta kahramanın aklından geçenleri de okur.
    2.
    * Mendil Altında adlı hikayenin teması: Bir memurun mebusluk düşü.

    * Mendil Altında adlı hikayenin olay örgüsü:
    - Bir sicil müdürünün yemekten sonra mindere uzanıp uyumak istemesi,
    - Karasineklerden korunmak için cebinden çıkardığı keten mendili yüzüne örtmesi,
    - Mendilin altında çocukların okul taksitleri, karısının para için sızlanması,
    - İşinden atılan bir memurun durumu,
    - Amirleriyle olan ilişkileri, milletvekili seçilme hayali gibi düşüncelerle boğuşması,
    - Mendil altında uyumanın mümkün olmadığını anlayınca da uzandığı yerden kalkıp hizmetçiden kahve istemesi
    * Mendil Altında adlı hikayede mekan bir devlet dairesidir. Olay dairede bir minderin üzerinde yüzüne mendil örten bir sicil amirinin hayal kurması üzerine kuruludur.
    * Mendil Altında adlı hikayedeki kişiler: Cavit bey, Müsteşar, Meryem, Cavit Beyin karısı, bir memur,muavin
    * Hikayede devlet dairesinde görev yapan bir sicil amirinin ağusos ayında bir öğle vakti biraz uyumak istemesi ve yüzüne örttüğü mendilin altında kurduğu mebusluk hayali anlatılıyor. Burada kişi meknan ve olay parçaları birbirini bütünleyen bir yapıda kurgulanmış. Mekan ve kişiler olay örgüsü ile bütünlük oluşturuyor.
    *13. Etkinlik

    b. Cumhuriyet dönemi hikayelerinde işlenen konular:
    Cumhuriyet dönemi edebiyatı Türkiye'nin gerçeklerine gittikçe genişleyen ölçüde eğildi. Yurdun bütün bölgelerinde kentlerdeki, köylerdeki yaşamı ve insan ilişkilerini, yurtdışına göçen işçileri ele aldı. Her sınıftan, her yaşam biçiminden gelen kahramanları canlandırdı. Onları kuşatan toplumsal bozuklukların giderilmesi için öneriler getirildi.
    Devlet dairelerindeki bozukluklar, siyasi yapının eleştirilmesi , toplum yaşayışımızdaki aksaklıklar, Günlük yaşamı dile getiren öykülerinin yanı sıra, kadınları ilgilendiren sorunlara, ekonomideki tutarsızlıkların aile yaşayışını etkileyişi, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Anadolu'nun durumu; Anadolu'ya giden memurların yaptıkları yolsuzluklara, Yeni Kurulan Türkiye'nin koşullarına uyum sağlama gibi konular işlenmiştir.
    b. Mendil altında adlı hikayenin konusu Cumhuriyet dönemi hikayelerinde işlenen konulardan biridir.
    Devlet dairelerindeki işleyişi eleştiren bir konu işlenmiş.
    3.a. Cavit Bey: Bir airede sicil amiridir. Mebus olma hayali kurar. Para sıkıntısı çekmektedir.
    Müsteşar: Duygusuz, umursamaz bir tiptir. Cavirt Beyin Amiridir.
    Meryem: Cavit Beyin oda hizmetçisidir.
    Bir Memur: işten atılan biridir. Belirgin bir özelliği yok. Cavit Beyin Kafada kurguladığı birisi.
    b. Bu kişilere günlük hayatta rastlanabilir. Kişiler gerçekçidir.
    14. etkinlik

    a. Durum öyküsü
    Bu tarz öykülere “modern öykü” de denir.
    Her hikâye olaya dayanmaz.
    Bu tür öykülerde merak öğesi ikinci plandadır.
    Yazar, bu öykülerde okuyucuyu sarsan, çarpan, heyecana getiren bir anlatım sergilemez. Onun yerine günlük hayattan bir kesit sunar veya bir insanlık durumunu anlatır.
    Bu öykülerde kişisel ve sosyal düşünceler, duygu ve hayaller ön plana çıkar.
    Durum öyküsü ünlü Rus edebiyatçı Anton Çehov tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere “Çehov tarzı öykü” de denir.

    Bu tarz öykünün Türk edebiyatındaki temsilcileri:
    Sait Faik Abasıyanık ve Memduh Şevket Esendal.
    b.
    * Cavit Beyin hayatından bir kesit anlatılıyor.
    * Bu tarz hikayeler bir çatışmadan çok bir durumu anlatır.
    * Cavit Bey karşıalştığı olayda kahramanca bir karşı koyma hayal ediyor. Mert ve dürüst bir kişilik çizmeye çalışıyor.
    * Evet, hikayede geçen olay gerçek hayata yaşanabilir bir durumdur. Abartıya başvurmamıştır.
    * Çehov tarzı hikayede, hayatın doğal akışı içindenden bir kesit anlatılır ( D)
    * Kahramanlar arasındaki karşılaşma ve çatışmalardan daha çok, belirli bir zaman ve dilimde hayatın doğal akışı içinde insanalrın davranışları, biribiriyle ilişkileri, bazı olay, düşünce ve tasarılar karşısındaki tepkileri aktrılır ( D)
    * Kahramanlar arasında çatışma ve karşlaşmaya rastlanmaz ( D )
    * Kahramanların karşılıklı konuşmalarla içinde bulundukları durum ve bu durum karşısında takındıkları tavırlar anlatılır ( D )
    * Gerçek, abartılmadan doğal hikaye anlatılır. (D)
    * Gerçek dışı olaylarda anlatılır ( Y)


    15. etkinlik
    * Metindeki olay parçaları bir araay gelerek metni oluştururlar. Burada Cavit Bey, müsteşar, bir memur birimler arasındaki ilişkiyi sağlayan şahıslardır.
    * Metnin anlamı, kendisini oluşturan parçaların ortak paydasıdır.
    * Farklı insanalr okusaydı farklı yorumlar çıkarabilirdi.
    * Evet, ilk başta analmadığım bazı noktalar ikinci okuyuşta daha belirginleşti.
    * Metin açıkça ifade edilen düşüncelerin yanında sezdirme yoluyla verilen düşünceleri de barındırır. Bunalr birbirini tamamlayan unsurlardır. Metnin teması sezdirme yoluyla verilir.
    * Metide anlatılanalr günlük hayatta yaşanan gerçeklikle örtüşmektedir.
    * size kalmış…..

    16. etkinlik
    a……….
    b. bizim yazdığımız bir hikaye ile mendil Altında adlıhikayenin açıklığı, akıcılığı ve duruluğu aynı olmaz. Çünkü biz usta bir hiakyeci değiliz. Bu yüzden bizim yazdıklarımızda anlatım bozuklukları ve birimler arası kopukluklar olabilir.
    c…….

    2012 2013 12.Sınıf Dil ve anlatım kitabı Cevapları sayfa 53-58 arası

    4. METİN KINALIADA'DA BİR EV
    1.a
    * Hikayeci bir olaydan dahaçok gözemlerden yola çıkarak kendi bireysel bunalımlarını anlatıyor.
    * Hikayeyi anlatan kişi ile kahraman aynı kişidir.
    * Evet olabilir. Hikayeci kendi iç çatışmalarını aktarır.
    * Hiakyedeki ev ve içindekiler yazarın ruh haline göre şekillendirilmişler.
    * Olabilir.
    * Hikayeyi analtan yazarın kendisidir. Yaşama sevinci olan kız ise her gün vapurda karşılaştığı ve onun sevdiği biridir.
    b. Yazar, giriş bölümünde Kınalıada’dan ve buraya gidip gelen kız arkadaşından bahsetmiş. Gelişme bölümünde kız arkadışının evini hayal dişini, Kınalıada’yı niçin merak ettiğini anlatmış. Sonuç böümünde ise hikaye yazmasına bu merakın sebep olduğunu aktarmış
    Metinde belirgin bir olay yoktur. Daah çok bir kişinin bireysel bunalımları anlatılmış.
    3.a. Kınalıada’da Bir Ev adlı hikayenin teması: Sevdiği kızın gittiği adayı merak eden bir kişinin adayla ilgili kurduğu hayaller.
    b.
    4.Metinde belirgin bir çatışma yoktur. Daha çok bireyin iç çatışması vardır.
    5.a.
    b. insan günlük hayatta nasıl yaşıyorsa hayalleri de o ölçüde gelişir, şekillenir. Burada yazar, Kınalıada’da bir evi ve içindekileri tasvir ederken kendi gözlemelrini ve hayallerini anlatmış.
    6. Yazarın anlattığı olay vapurda adanın önünden geçtiği zamn dilimi içinde oluyor. Bu uzun bir zaman değil kısa birkaç dakika veya biraz daah uzun bir süre olabilir.
    7. Bu hikayede olaydan çok insan ön plandadır.
    8.* Hikayeyi anlatan kişi olayın kahramanlarından biridir.
    * Kahraman anlatıcı bakış açısıyla anlatıyor.
    9.
    Bireyi ele alan hikayelerin özellikleri:
    Diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri, hayaller ve bir takım olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir.
    Hikâyede bir tür olarak 1920’lerde ilk defa batıda görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi Fransız Kafka’dır Bizdeki ilk temsilcisi Haldun Taner’dir. Genellikle büyük şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal bozuklukları , felsefi bir yaklaşımla, ince bir yergi ve yer yer alay katarak, irdeler biçimde gözler önüne serer
    10. bu tür olayalr günümüzde de ratlanabilecek olaylardır. İnsanların iç bunalımları bu yolla dile getirilebilir.
    11. Öyküleyici analtım ve betimleyici anlatım türleri kullnaılmıştır. Öyküleyici analtımda kişi ve mekan tanıtlırken betimleyici anlatımdan faydalanılır.
    12. Bu hikayede dil sanatsal işlevde kullanılmıştır.
    YORUMLAMA GÜNCELLEME
    1.Yüksek Ökçeler adlı hikayede belirli bir olay var. Bu olay serim , düğüm ve çözüm bölümleri içinde verilmiş. Zaman belirli bir sıraya göre oluşmuş. Okuyucuyu şaşırtıcı bir sonuçla bitmiş. Kişi ve mekan tasvirleri açık bir şekilde ortaya konmuş.
    Mendil Altında adlı hikayelerde ise belirli bir olay yok. Bir durum var. Mekan ve kişi tasvirleri belirgin değil. Olayın oluşu gözleme yalı olarak analtılmış. Serim ve çözüm bölümleri yok. Hikaye okuyucunun hayal gücüne bırakılmış.
    Kınalıada’da Bir ev adlı hikayede ise bireyin iç bunalımları anlatılmış, bir olay yok. Kişinin kendi içinde yaşadığı durum var. Mekan ve zaman ise belirgin değil. Hayalde kurgulanan bir mekan var.
    2. Yüksek Ökçeler adlı hikaye olay hikayesidir.
    Mendil Altında adlı hikaye durum hikayesidir.
    Kınalıada’da Bir ev adlı hikaye ise ben merkezli hikayedir.
    Bu gruplama hikayelerin özelliklerine göre yapılmıştır.
    3. Olay hikayesinde daah baarılı olunabilir.
    4. Hayır, ben olsam bu tür bir durumu görmezlikten gelmez mutlaka iyi birini bulana kadar arardım.
    5. Cavit Beyin kendisi ile hayalinde canalndırdığı kahramanın kişilik özellikleri birbiriyle uyuşmuyor. Cavit Bey açıktan yapamadıklarını hayalan kurguluyor.
    6. Soyut resim ve modern heykel anlayışında
    DEĞERLENDİRME
    1.
    ·Hikayede olay ve anlatıcı vazgeçilmez ögelerdir ( D )
    ·Tema karşılaşma ve çatışmadan bağımsızdır. ( Y)
    ·Hikayede tüm anlatım türleri kullanılabilir. ( Y)
    2. B ŞIKKI. Hikaye bilinen bir sonla bitirilir.
    3.Sait Faik Abasıyanık-----------Çehov tarzı hikaye
    Ömer Seyfettin---------------Maupassant tarzı hikaye
    Memduh Şevket Esendl----------- Çehov tarzı hikaye
    4. * Her ikisinde de bir anlatıcı vardır.
    * Her ikisinde de öyküleyici ve betimleyici anlatım kullanılır.
    * Her ikisinde de yapıyı oluşturan unsurlar( kişi,zaman, mekan ve olay) ortaktır.
    * Olay hiakyelerinde serim düğüm çözüm bölümlerivardır. Durum hikayesinde çoğu zaman serim ve çözüm bölümleri bulunmaz. Oaly hikayesindebir olay anlatılır , durum hiakyesinde ise bir durum ve günlük hayattan bir kesit anlatılır.
    5.
    * Hak hikayelerinde zaman .. belirsizdir.
    * Hikayede olay örgüsü, , mekan, kişi ve zaman yapı ögeleridir.
    * Halk hikayelerinde tema, ait olduğu dönemin zihniyetini yansıtır.
    * Halk hiayeleri bir sanat metnidir. Çünkü, kurmacadırlar.
    * Hikayelerde dil sanatsal işlevde kullanılır.
    6. Memduh Şevket Esendal temsilcisidir……… Çehov tarzı
    Hikayeci gözlemlerden yola çıkarak bir insanın bunalım ve çıkmazlarını anlatır------Bireyi konu alan hikaye
    Hayal edilenlerle yaşananlar birliktelik içindedir……….Bireyi konu alan hikaye
    Kahramanlar arsında çatışmadan çok onların belirli zaman dilimi içindeki diğer insanlarla ilişkileri anlatılır-----------------Çehov tarzı hikaye
    Anlatılanlarla anlatan iç içe girmiş durumdadır---------Bireyi konu alan hikaye

    12. Sınf Dil ve Anlatım Kitabı Cevapları Paşa Yayınları- Roman- Goriot Baba. sayfa 66-77 arası

    1.a Alıntı bölümün Olay örgüsü
    Goriot Baba’nın kızının onu ziyareti
    ·Goriot Baba’nın üçüncü kata taşınması
    ·Goriot Baba’nın ekonomik durumundan dolayı iyice zayıflaması
    ·Etrafındakilerin onun ailesi olduğuna inanmamaları
    ·Goriot Baba’nın vaktiyle zengin biri olduğunun anlatılması
    ·Kaldığı pansiyondakilerin onun çocuğu olduğunu kabul etmemeleri
    b. romanın olay örgüsü
    * Goriot Baba fırıncı bir kişi, zamanla çok zenginleşmiş ve kızları için tüm servetini drahoma yapması
    * Kızlarını da soylu kişilerle evlendirmenin mutluluğunu yaşamıştır. Ancak zamanla kızları ve damatları tarafından dışlanıp sonunda bir pansiyonda yaşamaya başlaması


    * Pansiyonda kalan kişilerin tanıtılması
    * Goriot Baba'nın kızlarının pansiyonda görülmesi
    * Çeşitli dedikodular yayılması.
    Goriot Baba o gençlerin kızları olduğunu inandırmakta zorlanması
    Eugene Paris'te yükselmek adına bir baloya katılıyor ve baloda Goriot Baba'nın da kızı olan Madam Anastasie de Restaud ile tanışıyor ve onların evlerine yemeğe davet edilmesi
    * Bu davetle birlikte Eugene sosyeteye ilk adımını atması
    * Ancak acemelikle, yemekte, Goriot Baba'dan söz edince Restaudların kapısı Eugene'e kapanması
    * Eugene bu kovulmanın ardından -kız kardeşlerin çekişmesini de bildiğinden- Goriot Baba'nın diğer kızı Delphine de Nucingen'e gitmesi
    Olaylar sürüp giderken bir başka pansiyoner olan Mösyö Vautrin, genç öğrenciye Paris hayatının kavşağını anlatması
    * Matmazel Taillefer'in bir ağabeyi var ve Vautrin bu ağabeyin düelloda öleceğini Eugene'e haber vermesi
    * Ağabey ölürse tüm miras tek varis olan genç kıza kalacak. Matmazel de kirlenmemiş bir sevgiyle Eugene'i sevmesi.
    * Vautrin,Eugene'e, Matmazel ile evlenmesini öğüt vermesi.
    c.Verilen şemaya göre, kronolojik olay zinciri, zamanı bir bütün olarak kapsamaktadır. Olay örgüsü ise bir bütün halindeki bu zamanın belirli bir kısmı ya da anını içermektedir.
    ç. Her bölümün ortak noktası olayların Goriot Baba’nın etrafında cereyan etmesi.
    2. Goriot Baba: Asıl adı Jean-Joachim Goriot’dur. Devrim öncesinde basit bir şehriye işçisiyken becerikliliği ve tutumluluğu sayesinde patronunun işyerini satın almış, Paris’te kıtlık zamanında tahıl fiyatlarının yükselmesiyle servet sahibi olmuştur. Zengin bir çiftçinin kızıyla evlenmiş, karısına dinsel bir hayranlık ve sınırsız bir aşk beslemiş, yedi yıllık mutlu bir beraberlikten sonra karısını kaybetmiştir. Karısının ölümünden sonra bütün aşk ve sevgisini iki kızına yönelten Goriot Baba’nın babalık duygusu çılgınlık derecesindedir. Tüccar ve çiftçi arkadaşlarının tüm ısrarlı tekliflerine rağmen bir daha evlenmemiştir.
    Anastasie de Restaud: Goriot Baba’nın büyük kızıdır. Soylu bir aileden olan Monsieur Restaud ile evlidir. Krala takdim edilmiş, soylular tarafından kabul görmüştür. Anastasie de Restaud, kocasını Maxim de Trailles adında kumar düşkünü bir adamla aldatır. Sevgilisinin borçlarını ödemek için kaynanasının hatırası olan elmasları gizlice satar.
    Delphine de Nucingen: Goriot Baba’nın küçük kızıdır. Zengin bir banker olan Marsay de Nucingen’le evlidir, fakat ayrı dairelerde kalırlar. Kız kardeşi kendisinden daha zengin olduğu, soylular sınıfına kabul edildiği için onu kıskanır.
    Madame Vauquer
    : Elli yaşlarında dul bir kadındır. Goriot Baba’nın kaldığı Maison-Vauquer adıyla tanınan küçük bir pansiyonun sahibidir.Eugene de Rastignac: Paris’e hukuk okumaya gelmiş yoksul bir öğrencidir. Yirmi iki yaşındadır. Madame Vauquer’in pansiyonunda, en ucuz odaların bulunduğu üçüncü katta kalmaktadır.
    Madame de Beauseant: Zengin, soylu bir kadındır. Portekiz’in en ünlü ve en zengin beyzadelerinden Marki d’Ajuda ile üç yıldır birliktedir.

    Vautrin (Jacques Collin, Azrail-Çatlatan): Madame Vauquer’in pansiyonunda kalan, kırk yaşlarında, eski bir tüccar olduğunu söyleyen, kara bir peruka taşıyıp favorilerini boyayan bir adamdır. Bozulan kilitleri söker, yağlar, tamir eder.
    Victorine Taillefer: Madame Vauquer’in pansiyonunda, Madame Couture ile kalan genç bir kızdır.
    Madame Couture: Madame Vauquer’in pansiyonunda Victorine Taillefer’le birlikte kalan yaşlı bir kadındır.
    Mademoiselle Michonneau: Madame Vauquer’in pansiyonunun üçüncü katındaki ucuz odalardan birinde kalan oldukça zayıf, yaşlı bir kızdır.
    Poiret: Madame Vauquer’in pansiyonunun ikinci katında kalan, yaşlı bir adamdır.
    Bianchon: Yoksul bir tıp öğrencisidir. Eugene de Rastignac’ın arkadaşıdır.
    Christophe: Madame Vauquer’in pansiyonunda uşaktır.
    Slyvie: Madam Vauquer’in pansiyonunun şişko aşçısıdır.
    3.a. Goriot Baba’nın kızlarına olan düşkünlüğü ve sevgisi.
    b. Romanın en belirgin teması “babalık duygusu”dur. Goriot Baba’daki babalık duygusu, her şeyin önüne geçen, kendisi dışındaki her duyguyu yok eden, adeta hastalık derecesinde olan bir tutkudur.
    c. Olaylar Goriot Baba’nın evlat sevgisini ortay koymak için oluşturulmuştur. Kişiler ve mekanlar buna uygun olarak tasarlanmış.
    ç.Evrenseldir. Her toplumda ve her insanda evlat sevgisi vardır.

    9.etkinlik
    a. Fransız kimliği Orta Çağ'da ortaya çıkmıştır Fransız kralı I François'nın krallığı döneminde Fransa Kutsal Germen İmparatoru V Karl'a karşı Kanuni Sultan Süleyman'la işbirliğine girdi 1789 yılındaki Fransız Devrimi bütün dünyada yankılar uyandıran bir dönüm noktası oldu Devrimden sonra Napolyon Bonapart Fransa'da büyük bir imparatorluk kurdu 19 yüzyılda Fransa diğer Avrupa ülkeleri gibi kolonileşme yoluna girdi Amerika, Ortadoğu, Uzak doğu ve Afrika'da bir çok koloniler kurdu I Dünya Savaşı'nda ve II Dünya Savaşı'nda Fransa galip gelen tarafta yer aldı Savaşlardan sonra Fransa NATO ve Avrupa Birliği'nin kurucu üyeleri arasındaydı.
    Kültürel ve sosyal hayat
    “1919-1920 yıllarının Paris yaşamını, Fransız toplumundaki sınıf ayrımını, alt tabaka ile üst tabaka arasındaki derin uçurumu” gösterir. Bunu yaparken de “ihtişam ve sefaleti” bir arada verir. Eugene de Rastignac’ın soylu akrabası Madame de Beauseant’ın evi, Goriot Baba’nın kızları Anastasie de Restaud ile Delphine de Nucingen’in evleri, buralardaki balolar, yemek davetleri lüksün ve zenginliğin gözleri kamaştırdığı yerlerdir. Görsel zenginliğin arka planında ise, bu gözleri kamaştıran yaşamın çirkin ve karanlık yüzünü görürüz. Yüksek çevrede ahlâkî değerlerin yozlaşmışlığını, çürümüşlüğünü görürüz. Bu çevrenin insanlarında sevgi, saygı, hoşgörü, içtenlik, sadakat, güven, acıma gibi insanî duygular yok olmuştur. Madame de Beauseant’ın üç yıldır birlikte olduğu yakışıklı Portekizli Marki d’Ajuda, gizlice Madame de Rochefide ile ilişki yaşar, daha sonra da bu kadınla evlenir. Bu evlilik Madame de Beauseant için tam bir yıkım olur. Goriot Baba’nın büyük kızı Anastasie de Restaud kocasını, kumarbaz sevgilisi Maxim de Trailles ile aldatır. Bir süre sonra Maxim de Trailles, başka bir kadınla ilişki yaşar. Goriot Baba’nın küçük kızı Delphine de Nucingen, banker kocasıyla mutlu değildir. Kalbindeki boşluğu Eugene de Rastignac’la doldurur. Delphine de Nucingen’in kocası Marsay de Nucingen, karısını Prenses Galathionne ile aldatır. Victorine Taillefer ise milyoner bir babası varken Madame Vauquer’in pansiyonunda yoksul bir yaşam sürer. Yıllar önce annesi bir sebeple babasından ayrılmış, umutsuz bir halde acı çekerek can vermiştir. Annenin işlediği hatanın faturası çocuğuna kesilmiş ve Victorine evlatlıktan reddedilmiştir. Yoksul insanların mekanı ise Madame Vauquer’in pansiyonudur. Burası, yaşamdan türlü darbeler yemiş, yıkılmış, tükenmiş insanların sığınma evidir.
    b. Her roman çağının sorunlarına dair izler taşır burada da xıx. Yy da Fransa’da aile kavramının yara aldığı anlatılmakta. Maddeciliğin bazı değerleri nasıl öldürdüğü verilmektedir.
    c. romandaki kişiler temanın ortaya konması için tasarlanmış kişilerdir.
    4.a…..
    b. Mekanın özellikleri: Mekân ekonomik durumu zayıf olan ve kimsesiz olan insanların kaldığı üç katlı bir pansiyondur.
    Metindeki işlevi: Temanın ortaya çıkması için kurgulanmış bir mekândır. Goriot Baba elindekileri kaybedince burada kalmaya başlamıştır.
    c. Kişiler temanın ortaya konması için özenle seçilmiş. Zengin birer kişi ile evlenen kızlar, babalarını fakirliğinden görmek istememişler. Diğer tarafta babanın içine düştüğü yoksulluğu onun gibi derinden yaşayan kişilerin kaldığı pansiyondakiler.
    10. etkinlik.

    a. Goriot Baba romanında zaman
    Goriot Baba romanının sosyal zamanı, 1819 ile 1920 yıllarıdır. Olaylar Fransa’nın Paris şehrinde geçer. Olay örgüsü 1819 Kasım’ının sonunda başlar, 1920 Şubat’ının sonunda biter.
    Romanın I. bölümünde (Sıradan Bir Pansiyon, s. 13-99) olaylar bir haftalık bir zaman diliminde geçer. Bu bir haftalık süre 1819 Kasım’ının sonu ile Aralık ayının ilk haftasıdır. Bu bölümde ayrıca Goriot Baba’nın geçmişi hakkında bilgi de verilir. Romanın II. bölümünde (Seçkin Çevreye Giriş, s.100-171) olaylar yaklaşık iki aylık bir zaman diliminde geçer. Bu bölüm, Aralık ayının ilk haftasının sonuna doğru başlar, Ocak ayının son günlerinde biter. Romanın III. bölümünde (Azrail-Çatlatan, s.172-231) olaylar 4-5 günlük bir zaman diliminde geçer. Bu bölüm 1920 Şubat’ının ilk haftasıdır. Romanın IV. bölümünde (Babanın Ölümü, s.232-290) olaylar Şubat’ın 23’ü gibi biter.
    b. 1. Bölümde Goriot Baba’nın geçmişinin anlatıldığı bölümler geriye dönük anlatımın olduğu bölümlerdir.
    c. Olay örgüsündeki zamanın kronolojik zamandan farkı geriye dönüşlerin yaşanmasıdır. Romanda yer yer geçmişin hatırlanması geriye dönük bilgilerin verilmesi şeklinde kurgulanmıştır. Bu yüzden zamanda yer yer geriye dönüşler yaşanmaktadır.
    5.a.Olayın anlatıcısının eserle bir ilgisi yoktur.
    b. Anlatıcı olayın içinde birisi değildir. İlahi bakış açısı anlatıcı kullanılmış. Romanda 3. Şahıs anlatım kullanılmış.
    c…….
    6.a Öyküleyici ve betimleyici anlatım kullanılmış. Öyküleyici anlatımda olayın geçtiği mekan ve kişiler tanıtılırken betimleyici anlatımdan yararlanılır.
    b. Öyküleyici anlatımda göndergesel işlevde kullanılmıştır. Betimleyici anlatımın kullanıldığı yerlerde ise göndergesel işlevin yanında sanatsal işlevde vardır.
    C11. Etkinlik.
    a.
    · Yazar metinde yer yer gözlemlerden yararlanmıştır.
    ·Yazar romanda kişiliğini gizlemiştir.
    ·Evet , insanlar ve toplum olduğu gibi yansıtılmıştır.
    ·Tasvirler kişilerin ruhsal özelliklerini yansıtıyor.
    b. Goriot Baba realizm akımının etkisiyle yazılmış bir eserdir.
    c. Realizm akımında gözlem ön plandadır burada da gözlemlerin önemli bie yer tuttuğu söylenebilir. Yazar kişiliğini gizler. Romanda da yazar kişiliğini gizlemiş. Derin ruh tahlilleri yapılır burada da ruh tahlillerine yer verilmiş.

    12. Etkinlik.

    a.Roman dört bölüme ayrılabilir. Bu bölümleri hikaye olarak da işlenebilir.
    b. bölümlerin birleşimi eserin anlamını ortay koyabilir.
    c.Evet, anlam okuyucuya ve okuyucunun durumuna, kültürüne, birikimine göre değişir.


    Sayfa 77. Ölçme değerlendirme
    11. Goriot Baba <……………………….> Sosyal roman
    Ateşten gömlek <………………….> Tarihi roman
    Dokuzuncu hariciye koğuşu <…………………..> Psikolojik roman
    22. D, Y, D
    3.Atatürk’ün engin bir vatan ve millet sevgisi vardır. Bu yüzden büyük fedakarlıklar göstermiş, cepheden cepheye koşmuş vatanın bağımsızlığı için hayatını ortay koymuştur. İşte bu sevgi ve fedakârlığın bir meyvesi olarak Türkiye cumhuriyeti kurulmuştur. Atatürk bundan sonra da vatana hizmet etmeyi sürdürmüş Cumhuriyeti ilan etmiştir. O Türk milletinin bunları hak ettiğini düşünür.

    3. METİN ATEŞTEN GÖMLEK SAYFA 71
    1.a.ATEŞTEN GÖMLEK olay örgüsü
    * 15 Mayıs 1919 yılında İzmir, Yunanlılar tarafından işgal edilmesi
    * Bu işgal sırasında, Ayşe adlı genç bir kadının kocası ve çocuğunun öldürülmesi.
    Ayşe’nin bir İtalyan ailenin yanına sığınarak İstanbul’daki akrabası Peyami'nin yanına gitmesi
    * O günlerde ülkenin kurtuluşu uğruna İstanbul’un müthiş bir coşkuyla yapılan protesto mitingleriyle çalkalanması
    Peyami'nin uzak akrabası olan Ayşe, İzmir’den, onunla evlendirmek üzere İstanbul'a davet edilmesi , ama Peyami’nin istememesi
    * Bunu üzerine, onuruna çok düşkün olan Ayşe, bir daha hiç bir zaman Peyami'yle evlenmemeyi aklına koyması ve bir başkasıyla evlenmesi.
    * Peyami’nin annesinin İstanbul’da kadınlar arasında propagandayı idare etmesi
    * Bir gün, İzmir'e Yunanlıların çıktığı haberi gelmesi
    * Yunanlıların, Ayşe'nin kocasını, küçük oğlunu, birçok suçsuz insanla birlikte öldürmeleri.
    * Ayşe, İstanbul'a Peyamilere gelmesi.
    * Günün birinde, Sultanahmet meydanında büyük bir miting yapılıp, mitinge kadın erkek, çoluk çocuk katılması.
    * Bu büyük toplantıdan sonra İhsan ile Cemal, Anadolu'ya geçmesi
    * Şiddetli bir tifo geçirdikten sonra Peyami ile Ayşe de, bir kağnıya atlayıp Kandıra köylerinde İhsan'a kavuşması
    * Bir çete kurup ulusal harekete karşı koymak isteyen köylüleri yola getirmeleri.
    * Peyami'nin, dilbilgisinden yararlanmak üzere, mütercim olarak Milli Müdafaa'ya verilmesi ve Ankara'ya gelmesi.
    * Ayşe hemşire olmuş, Eskişehir'e gitmesi
    * Peyami, büyük bir uğraştan sonra kendini ihsan'ın komutası altındaki birliğe verdirmesi.
    * İhsan, bir akşam Peyami'ye, Ayşe'yi ne kadar çok sevdiğini anlatması.
    * İkinci İnönü Savaşı'nda, alayının başında, başını kurşunlara uzatarak ölümü beklemesi.
    Metristepe'de göğsünden bir kurşun yiyerek bayıldığı an her şeyin bittiğini düşünmesi.
    * Ayşe’nin sabahları gelip, yarasını gözden geçirme
    si
    *İhsan’ın İzmir'e ilk giren kendisi olmak şartıyla Ayşe'den kendisiyle evlenmesini istemesi.
    * Ayşe bu sözü vermeden, mantosunu kapıp, kaçmaya çalışması. İhsan, yarasını açarak intihara teşebbüs etmesi. Ayşe de ister istemez geri dönmesi.
    *İhsan'ın Hava değişimi için Ankara'ya gönderilmesi.
    * Orada, İhsan'ın isteğine aykırı olarak, bir amca kızını onunla evlendirmeye kalkılması.
    * İhsan bunu kabul etmez, ama dönüşte, trene binerken amcasının kızına, onu öperek veda etmesi. Ve Ayşe, bu olayı görmesi.
    * İhsan, bir saldırı sırasında, tırmandığı tepenin en yüksek noktasında bir makineli ateşiyle vurulması, *Peyami'nin kolları arasında hayatını kaybetmesi.
    *Ayşe’nin de bir top mermisi parçasının isabetiyle şehit olması.
    *Peyami’nin Ayşe'yi ve İhsan'ı Gökçepınar'da yan yana gömdürmesi
    * Niyeti İzmir’e en önce girip, bunu Gökçepınar'da yatan Ayşe'ye anlatmaktır. Çünkü, Peyami'ye göre Ayşe hiç kimseyi sevmemiştir. Onun seveceği insan, İzmir'e ilk gelecek olan insandır.
    *Peyami'nin hatıra defteri böyle biter. Ameliyattan sonra, Cebeci hastanesinin iki doktoru bu konuda konuşmaları.
    * Yedek asteğmen Peyami Efendi'nin kağıtları incelenmiştir. Ne İhsan isminde bir alay komutanı bulunmuştur, ne de Ayşe adında bir hemşire. Peyami'nin akrabası da bulunamaması
    *Bunun üzerine iki doktor, hatıra defterindeki olayların, kafasına kurşun girmesinden ileri gelme hayaller olduğuna karar vermeleri.
    b. Şiddetli bir tifo geçirdikten sonra Peyami ile Ayşe de, bir kağnıya atlayıp Kandıra köylerinde İhsan'a kavuştuğu bölümden alınmıştır.
    c. Romandaki olayların kronolojik sıraya göre anlatımı
    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yenik sayılan Osmanlı Devleti müttefik güçler tarafından işgal edilmektedir. Türklerin vatan yaptığı son toprak parçası da elinden alınmaya çalışılmaktadır. 15 Mayıs 1919 yılında İzmir, Yunanlılar tarafından işgal edilir. Bu işgal sırasında, Ayşe adlı genç bir kadının kocası ve çocuğu öldürülür. Ayşe de bir İtalyan ailenin yanına sığınarak İstanbul’daki akrabası Peyami'nin yanına gider. O günlerde İstanbul, ülkenin kurtuluşu uğruna m/lif bir coşkuyla yapılan protesto mitingleriyle çalkalanmaktadır.
    Peyami, dışişleri mesleğini seçen bir gençtir. Bacaklarını kaybetmiştir. Hatıralarını yazdığı sıralarda, kafası da açılacak, içeride kaldığı sanılan bir kurşun aranacaktır.
    Peyami'nin uzak akrabası olan Ayşe, İzmir’den, onunla evlendirmek üzere İstanbul'a davet edilmiş, ama Peyami istememiştir. Bunu üzerine, onuruna çok düşkün olan Ayşe, bir daha hiç bir zaman Peyami'yle evlenmemeyi aklına koymuştur. Dolayısıyla bir başkasıyla evlenir. Ayşe'nin kardeşi Cemal de subay olan akrabadır. Harbiye Nezaretindeki Binbaşı İhsan ile Mütareke'nin ilk zamanlarından beri çok iyi anlaşmaktadırlar. O sırada hepsi İstanbul'da bulunmaktadırlar. Peyami'nin annesi, Şişli'deki salonuyla o günlerin kibar kadını, tanınmış kadını, söz geçiren bir kadınıdır. Kadınlar arasındaki propagandayı o idare eder. İstanbul'da, çeşit çeşit inanç, türlü türlü çalışma vardır. Özellikle manda taraf*tarları, ülkeyi bir başka yabancı devletin boyunduruğu altına koymak isteyenler çok çalışmaktadırlar. Bir gün, İzmir'e Yunanlıların çıktığı haberi gelir. Ayşe'nin kocasını, küçük oğlunu, birçok suçsuz insanla birlikte süngülemişler, delik deşik etmişlerdir. Ayşe, İstanbul'a Peyamilere gelir.
    Günün birinde, Sultanahmet meydanında büyük bir miting yapılır. Mitinge kadın erkek, çoluk çocuk katılmıştır. Asıl gelenler İstanbul’un arka mahalle insanlarıdır. Minarelerin arasında çok büyük, siyah bayraklar asılmıştır. Orada halk, ülke kurtuluncaya kadar dövüşmeye, sanki and içmeye gelmiştir.
    İşte bu büyük toplantıdan sonra İhsan ile Cemal, Anadolu'ya geçerler. Şiddetli bir tifo geçirdikten sonra Peyami ile Ayşe de, bir kağnıya atlayıp Kandıra köylerinde İhsan'a kavuşurlar. Bir çete kurmuşlardır. Ulusal harekete karşı koymak isteyen köylüleri yola getirirler. Peyami'yi, dilbilgisinden yararlanmak üzere, mütercim olarak Milli Müdafaa'ya verirler. Ankara'ya gelir.
    Ayşe hemşire olmuş, Eskişehir'e gitmiştir. İhsan, sessiz ve çelikten bir insan gibi, yorulmak bilmeden didinir, çalışır. Hepsi Ayşe'nin, İzmir kızının peşinde, İzmir yolunda ölmeye söz vermişlerdir. Bu sıtmayla, sanki sırtlarına ateşten bir gömlek giymişlerdir. Peyami, büyük bir uğraştan sonra kendini ihsan'ın komutası altındaki birliğe verdirir. İhsan, bir akşam Peyami'ye, Ayşe'yi ne kadar çok sevdiğini anlatır. İkinci İnönü Savaşı'nda, alayının başında, başını kurşunlara uzatarak ölümü beklemiştir. Metristepe'de göğsünden bir kurşun yiyerek bayıldığı an her şeyin bittiğini düşünmüştür. Çok kan kaybetmiştir. Hastanede yer olmadığı için İhsan'ı bir otelde, küçük bir odaya yatırırlar. Ayşe sabahları gelir, yarasını gözden geçirir, çarşaflarını değiştirir, derecesini alır. İhsan, öğleye kadar hep bununla vakit geçirir. Bir akşam, Ayşe ile, İzmir'e inecekleri günü konuşurlar. İzmir'e ilk giren kendisi olmak şartıyla Ayşe'den kendisiyle evlenmesini ister. Ayşe bu sözü vermeden, mantosunu kapar, kaçmaya çalışır. İhsan, yarasını açarak intihara teşebbüs eder. Ayşe de ister istemez geri dönmek zorunda kalır.
    Rastlantılar İhsan'a fena bir oyun oynar. Hava değişimi için Ankara'ya gönderilir. Orada, İhsan'ın isteğine aykırı olarak, bir amca kızını onunla evlendirmeye kalkarlar. İhsan bunu kabul etmez, ama dönüşte, trene binerken amcasının kızına, onu öperek veda eder. İşte kötü rastlantı burada olur; Ayşe, bu olayı görmüştür. İzmir'in kızı, o günden sonra İzmir'den başka hiçbir şey düşünmez olur. İhsan'da yırtıcı bir savaş başlamıştır; dışından düşmanlarla içinden kendi kendisiyle savaşmaktadır. İhsan, bir saldırı sırasında, tırmandığı tepenin en yüksek noktasında bir makineli ateşiyle vurulur, Peyami'nin kolları arasında hayatını kaybeder.
    Hemşire Ayşe de bu saldırıda vurulanlar arasındadır. Peyami, bir sedye içinde, bir asker kaputu altında onu bulur. Hemşire gömleği kana bulanmıştır. Sol kaşın üstünden iri bir yara almıştır. Ayşe'nin şehit oluşu üzücüdür: Sıhhiye Bölüğünde çalışırken komutanın şehit düştüğü haberi gelir. Bunu duyar duymaz fırlar, en ileri hatta kadar koşar, yakalayamazlar. Bir top mermisi parçasının isabetiyle, işte bu sırada vurulur.
    Peyami, Ayşe'yi de, İhsan'ı da Gökçepınar'da yan yana gömdürür. Niyeti İzmir’e en önce girip, bunu Gökçepınar'da yatan Ayşe'ye anlatmaktır. Çünkü, Peyami'ye göre Ayşe hiç kimseyi sevmemiştir. Onun seveceği insan, İzmir'e ilk gelecek olan insandır.
    Peyami'nin hatıra defteri böyle biter. Ameliyattan sonra, Cebeci hastanesinin iki doktoru bu konuda konuşurlar. Yedek asteğmen Peyami Efendi'nin kağıtları incelenmiştir. Ne İhsan isminde bir alay komutanı bulunmuştur, ne de Ayşe adında bir hemşire. Peyami'nin akrabası da bulunmamıştır. Bunun
    üzerine iki doktor, hatıra defterindeki olayların, kafasına kurşun girmesinden ileri gelme hayaller olduğuna karar verirler.
    Ç. Verilen şemaya göre, kronolojik olay zinciri, zamanı bir bütün olarak kapsamaktadır. Olay örgüsü ise bir bütün halindeki bu zamanın belirli bir kısmı ya da anını içermektedir
    2. a. Anadolu’ya doğru bölümü kendi içinde bir bütünlük oluşturmaktadır.
    b. ihsan2ın hava değişimi için Ankara2ya gönderilmesi. Her iki parça da bütünü oluşturan olay zincirinin birer halkasıdır.
    c. romanın bölümleri metnin bütününü oluşturan olaylar zincirini teşkil ederler. Bu olaylar zinciri temayı ortaya koyar.
    3. Ateşten gömlek romanının Şahıs kadrosun ve romandaki işlevleri
    Peyami : Romanda anltılan olayları haatıra defterinden öğrendiğimiz bir hariciye memuru. Ayşe’ye duyduğu aşk yüzünden olaylara karışan ve kendini bir anda Milli Mücadele’nin içinde bulan genç.
    Cemal : Ayşe’nin ağabeyi. Milli Mücadee’nin önemli subaylarından biri. Daha o yıllarda cumhuriyetçi fikirlere sahip.
    Ayşe : Romanda, İzmir’in ve Kurtuluşun sembolü olaarak görülen genç bir kadın. Kocası ve oğlu İzmir’in işgali sırasında Yunanlılar tarafından öldürülünce, önce İstanbul’a gelir; oradan da Anadolu’ya geçerek Milli Mücadele’ye bir hemşire olarak katılır. Cephede, ön saflarda hizmet görür.
    İhsan : Cemal’in ve Peyami’nin arkadaşı. Milli Mücadeleye ilk katılanlardan biridir. Albaylığa kadar yükselir. Ayşe’yi sevmektedir. Birinci ve İkinci İnönü Savaşlarına katılır. Sakarya savvaşı’nd şehit olur. Ayşe ile birikte küçük bir köyün mezarlığına gömülürller.
    Mehmet Çavuş : Şahsi kini dolayısıyla çeteci olmuş, Rumeli’de Bulgar çeteleri ilee vuruşmuş, padişaha düşmanlığı nedeniyle Milli Mücadele’ye katılmıştır. Kezban’a aşık olunca onun ardından geçer. Kezban’ı kaçırır. Fakat Kezban’ın İhsan’ı sevmiş olmasını gururuna yediremez. Kuva-yı Milli’yeden ayrılır. Bir isyan teşebbüsü sırasında İhsan tarafından yakalanıp asılır.

    Kezban : Anası ve babası Yunanlılar tarafından öldürülmüş bir köylü kızı. İhsan’ı seviyor. Ve bu aşkın çekiciliği ile onun ardından giderek Milli Mücadele’ye katılıyor. Hem kıskanç hem fedakar bir genç kız.
    4.a.Olay örgüsünde yer alan parçaları birleştiren ortak duygu vatan sevgisi
    b. Ateşten Gömlek romanının teması: Vatanın bağımsızlığı için kadın-erkek demeden tüm halkın mücadele etmesidir.
    c. Vatan sevgisi düşüncesi romanın temasıyla örtüşmektedir.
    13. Etkinlik:
    a. Bu dönem Türk milletinin varlık yokluk mücadelesini verdiği bir dönemdir. Osmanlı devleti işgal edilmiş, vatanın her tarafında ayaklanmalar başlamıştır. Ateşten Gömlek bu ayaklanmanın anlatıldığı romandır.
    b. Vatan Sevgisi ve vatan iççin fedakarlık yapma milli edebiyat döneminde çok önemlidir. Ülkenin kurtuluşu bu fedakârlığa bağlıdır.
    c.Romandaki kişiler temaya uygun olarak kurgulanmışlardır. Temanın verilmesinde oluşturulan bu kişilerin rolü önemlidir.
    5.a
    b. olayın geçtiği mekanlar temanın verilmesi için oluşturulmuş mekanlardır. Metnin teması ile uyuşmaktadırlar.
    14. etkinlik
    a. Olaylar Anadolu’da Milli mücadele döneminde geçmektedir. Metindeki işlevi temanın ortaya çıkması için kurgulanmıştır.
    b.
    c. romandaki olaylar yer yer geriye dönüşler verilerek anlatılmış, bu bölümler kronolojik zaman sırlamasına uymayan bölümlerdir.
    6.a. Romanın hemen hemen tamamı Peyami’nin hatıra defterinden ibarettir. Peyami, Ankara’da Cebeci hastanesinde yatarken 4 kasım ile 17 Aralık 1921 tarihleri arasında kırk üç gün zarfında hatırladıklarını bir deftere yazmıştır. Bunun dışında yine Peyami’nin ağzından İhsan ile Cemal’i hatırlayan on bir sayfalık bir bölüm ile, Peyami öldükten sonra onun kimliğini açıklayan tek sayfalık bir ‘sonuç’ bölümü vardır.
    b.Anlatıcı romanın kahramanlarından biri olan Peyami’dir. 1. Şahıs anlatım kullanılmış. Romanda kahraman anlatıcı bakış açısı kullanılmıştır.
    c. romanın sonunda doktorlar Peyami’nin hatıra defterini değerlendirirler. Bu bölüm farklı bir bakış açısıyla yazılmıştır.
    15. etkinlik.
    a. öyküleyici ve betimleyici anlatım kullanılmış. Birinci kısımda betimleyici anlatım kullanılmış, diyalog şeklinmde verilen kısımda öyküleyici anlatım kullanılmış.
    b. Dilin göndergesel işlevi kullanılmış.
    c. MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ (1911-1923)
    1911 yılında Selanik’te çıkan “Genç Kalemler” dergisinde Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” adlı makalesinin yayımlanmasıyla başlar. Milli Edebiyat hareketi öncelikle bir dil hareketidir. Sade Türkçe’nin bir dava olarak ele alınması ilk kez bu dergide ortaya konulmuştur. “Milli Edebiyat” terimi de ilk defa bu dergide kullanılmıştır.
    Bu dönem sanatçılarının şiir anlayışıyla, Fecr-i Ati topluluğunun şiir anlayışı birbirinden pek farklı değildir. “Şiir vicdani bir keyfiyettir” düşüncesinde olan şairleri bireysel konuları işlerler. Daha sonra 1917 yılında yaptıkları bir toplantıda, hece ölçüsünü kullanma, günlük konuşma diliyle yazma noktasında birleşen şairlerin, içerik konusunda her birinin ayrı bir yaklaşımda olduğu gözlenir. Bu dönem sanatçıları Divan edebiyatını, Doğu edebiyatının, sonrasını ise Batı edebiyatının taklitçisi olmakla suçlarlar.
    Şiirde daha çok bireysel konulara yönelen bu dönem sanatçıları, roman ve öyküde sosyal meselelere eğilmişler; milliyetçilik düşüncesi, Kurtuluş savaşı gibi konuları ele almışlardır. Konuların İstanbul dışına çıkarılması da bu dönemin belirgin özelliklerindendir. Ayrıca “aşk” bu dönem roman ve hikayesinin en önemli temasi olarak dikkat çeker. Bu eserlerde dil günlük konuşma dilidir.

    MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNİN DİL ANLAYIŞI
    1) Yabancı dilbilgisi kuralları, Arapça, Farsça ad ve sıfat tamlamaları bırakılmalıdır.
    2) Yabancı sözcükler, kendi dillerinde dilbilgisi bakımından hangi türden olursa olsun, Türkçede ne olarak kullanılıyorsa, dilbilgisi yönünden o türden sayılmalıdır.
    3) Arapça ve Farsça’dan gelen sözcüklerden, konuşma diline kadar girip yaygınlaşmış olanlar Türkçeleşmiş sayılmalı ve kullanılmalıdır.
    4) İstanbul hanımlarının günlük konuşma dili esas alınmalıdır
    5) Terimler bilimle ilgili oldukları için aynen kullanılmalıdır.
    6) Türkiye Türkçesine diğer Türk lehçelerinden sözcük alınmamalıdır.


    Sayfa 77.
    Ölçme değerlendirme
    1.Goriot Baba <……………………….> Sosyal roman
    Ateşten gömlek <………………….> Tarihi roman
    Dokuzuncu hariciye koğuşu <…………………..> Psikolojik roman
    2.D, Y, D
    3.Atatürk’ün engin bir vatan ve millet sevgisi vardır. Bu yüzden büyük fedakarlıklar göstermiş, cepheden cepheye koşmuş vatanın bağımsızlığı için hayatını ortay koymuştur. İşte bu sevgi ve fedakârlığın bir meyvesi olarak Türkiye cumhuriyeti kurulmuştur. Atatürk bundan sonra da vatana hizmet etmeyi sürdürmüş Cumhuriyeti ilan etmiştir. O Türk milletinin bunları hak ettiğini düşünür.
    sayfa 112-

    . O zaman gördü ki küçük çocuk, memleketlisi mini mini yavru ağlıyor… Sessizce, titreye titreye ağlıyor. Yanaklarından gözyaşları birbiri arkasına, temiz vagon pencerelerindeki yağmur damlaları; dışarının rengini geçiren manzaraları içine alarak nasıl acele acele, sarsıla çarpışa dökülürse öyle, bağrının sarsıntılarıyla yerlerinden oynayarak, vuruşarak içlerinde güneşli mavi gök, pırıl pırıl akıyor.
    — Ağlama be! Ağlama be!
    Eskici başka söz bulamamıştır. Bunu işiten çocuk hıçkıra hıçkıra, katıla katıla ağlamaktadır.
    Bir daha Türkçe konuşacak adam bulamayacağına ağlamaktadır.
    Paragraf, anlatmaya bağlı metin türlerinin hangisinden alınmıştır?
    A. Fabl B. Destan C. Hikâye D. Masal E. Biyografi

    2. Sanat metinlerinin, gerçek hayatla olanilişkisini açıklayınız.
    2.Sanat metinlerinin gerçek hayatla ilişkisi: Sanat metinleri gerçek hatatan kareleri alıp snatın kurmacası içerisinde değiştirerek dönüştürerek okuyıcuya sunar.

    3. Sivrisineğin biri gitmiş bir boğanın boynuzuna konmuş. Epeyce oturmuş, gideceği sırada
    eğilip boğaya sormuş: “Gideyim mi artık? Yoruldun mu?” Boğa başını kaldırıp: “Ayol
    ben senin geldiğini duymadım ki gittiğini duyayım!”demiş.
    3. Yukarıdaki fablın iletisini belirtiniz.
    fablda kendini beğenme, bir şey sanmanın yanlışlığı anlatılmış.
    4. Aşağıdakilerden hangisi dilin işlevlerinden biri değildir?
    A. Göndergesel işlev
    B. Heyecana bağlı işlev
    C. Alıcıyı harekete geçirme işlevi
    D. Şiirsel işlev
    E. İletişim işlevi



    5. En son teftişine çıkana değin
    Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
    Daha başka tür aşklar; geniş sevdalar için
    Açıldı nefesim, fikrim, canevim
    Hayatta ben en çok babamı sevdim.
    Can Yücel
    Şiirde, dil hangi işlevde kullanılmıştır?
    A. Alıcıyı harekete geçirme işlevi
    B. Heyecana bağlı işlev
    C. Kanalı kontrol işlevi
    D. Dil ötesi işlev
    E. Şiirsel işlev
    .


    6. Aşağıdaki bilgiler doğru ise yay ayraç içine "D", yanlış ise "Y" yazınız.
    1.(..D.)Sanat metinleri, yazıldıkları dönemin zihniyetini yansıtır.
    (..D.)Sanat metinleri şiir ve düz yazı şeklinde ortaya konulur.
    (...D)Sanat metinlerinde gönderge ile kastedilen “ana düşünce/ana duygu”dur.
    (...D)Dramatik metinler de sanat metnidir.
    (..D.)Sanat metinlerinin iletisi bilimsel metinlerin iletisinden farklıdır

    7. Aşağıdakilerden bir grup oluşturulmak istenirse hangisi dışarıda kalır?
    A. Hikâye B. Roman C. Şiir D. Dans E. Masal

    8. Aşağıdakilerden hangisi dille gerçekleştirilen sanat etkinliklerinden değildir?
    A. Şarkı B. Tiyatro C. Şiir D. Masal E. Roman

    9. Ne zaman seni düşünsem
    Bir ceylan su içmeye iner
    Çayırları büyürken görürüm

    İlhan Berk
    Yukarıdaki şiirin ait olduğu gelenek hangisidir?
    A. Halk şiiri geleneği
    B. Divan şiiri geleneği
    C. Eski Türk şiiri geleneği
    D. Modern şiir geleneği
    E. Tasavvuf şiiri geleneği

    10. “Hatıra şeklinde, alafranga bir tip olan hariciye memuru Peyami’nin ağzından yazılmıştır.
    Bir aşk hikâyesi çerçevesinde Anadolu’daki isyan ve Büyük Taarruz’a kadar geçen dönem
    kaleme alınmıştır.”
    Yukarıda sözü edilen eser hangisidir?
    A. İnce Memed
    B. Goriot Baba
    C. Suç ve Ceza
    D. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    E. Ateşten Gömlek

    11. “Saf Şiir, Modern Şiir ve Garip Şiir” hareketlerinden hangisinin etkisiyle yazılmış şiirleri
    beğendiğinizi belirtiniz.
    ................................
    12. Şiirlerinde sonsuzluğa ulaşma duygusu, ölüm kaygısı, aşk ve lirizm başlıca temalar olarak
    görülür. Eski şiiri günümüzde de yaşatmış bir şairdir. İstanbul’un doğa güzelliklerini yansıtan
    bir şair olarak tanınmıştır. Divan şiirini çağdaş bir yorumla veren şiirleri de vardır.
    Yukarıda sözü edilen şair kimdir?
    A. Yahya Kemal Beyatlı
    B. Ahmet Haşim
    C. Faruk Nafiz Çamlıbel
    D. Ahmet Hamdi Tanpınar
    E. Cahit Sıtkı Tarancı
    (1988-ÖYS)

    13. İlk şiirlerinde duygusal, bireysel, romantik bir tutumu vardır. Anlatımı lirik, dili durudur. Daha
    sonra şiirleri asıl şiirlerinin şaşırtıcı öncüleridir. O sıralarda etkilendiği gerçeküstücülerin şiirleri gibi ölçüsüz ve uyaksızdır. Geleneksel şiirle, edebî sanatlarla, şairanelikle, ölçü ve uyağın sağladığı mekanik ahenkle her türlü bağı koparmıştır. Her türlü sözcüğün şiire girebileceğini göstermiştir. Kimi şiirlerinde bir alay sezilir.
    Bu parçada sözü edilen sanatçı aşağıdakilerden hangisidir?
    A. Ahmet Haşim
    B. Yahya Kemal Beyatlı
    C. Orhan Veli Kanık
    D. Ahmet Hamdi Tanpınar
    E. Cahit Sıtkı Tarancı
    (1995-ÖYS)

    14. Aşağıdaki dizelerin hangisinde bir söz sanatı yoktur?
    A. Düşlerimde bir güzel
    Bakışı ayva çürüğü
    B. Tam otların sarardığı zamanlar
    Yere yüzükoyun uzanıyorum
    C. Asılı salkımlardır çocuklar
    Anaların uzun eteklerinde
    D. Acılarım, acılarım benim
    Çiçeğe durmuş badem ağacı
    E. Saçları uçuşuyor rüzgârda
    Her telinde ayrı bir kalp çarpıyor
    (1996-ÖYS)

    16. Aşağıdaki bilgiler doğru ise yay ayraç içine "D", yanlış ise "Y" yazınız.
    (.Y..) Masallarda, olağanüstü özelliklere sahip kişiler, insana özgü bir hâli ifade eder.
    (D...) Hikâyede yapı ögeleri; olay örgüsü, kişiler,mekân ve zamandır.
    (.D..) Masallar tekerlemeyle başlar, iyi dileklerle sonlandırılır.
    (.Y.) Anlatmaya bağlı metinlerde olay örgüsü teriminin karşılığı “dramatik örgü”dür.
    (.D..) Anonim masalların yanında yazarı belli olanlar da vardır.
    (.Y..) Masallarda mekân ve zamanda olağanüstü özellikler bulunmaz.
    17. Dünya edebiyatında, Rus yazarı Çehov’un öncüsü olduğu, anlatımı olaya yaslandırmayan, geleneksel anlamda serimi, düğümü, çözümü olmayan bir öykü türüdür durum öyküsü.
    Aşağıdaki yazarlardan hangisi özellikle bu öykü türünde ürün vermemiştir?
    A. Memduh Şevket Esendal
    B. Sait Faik Abasıyanık
    C. Vüs’at O. Bener
    D. Ömer Seyfettin
    E. Oktay Akbal
    (2010 - LYS)


    18. Olmuyor neyleyim
    Olmuyor velinimetim efendim
    Olmuyor yirminci asırda
    Tarz-ı kadîm üzre gazeller söylemek
    Bu dizelerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
    A. Eski edebî anlayışa karşı çıkan bir anlayış dile getirilmiştir.
    B. Yabancı kökenli sözcükler kullanılmıştır.
    C. Yinelemeye başvurulmuştur.
    D. Farklı duygular uyandırma amacı güdülmüştür.
    E. Devrik cümlelerin etkileyiciliğinden yararlanılmıştır
    (2010 - LYS)

    19. Güneş çekildi demin Gidene bak gidene
    Doğdu bir cenk akşamı Güller sarmış dikene
    Bu bütün günlerimin Mevlâ sabırlar versin
    İçime denk akşamı Gizli sevdâ çekene
    I. 7’li hece ölçüsüyle oluşturulmuştur.
    II. Uyak (kafiye) şemaları aynıdır.
    III. Nazım birimleri aynıdır.
    IV. Doğaya özgü ögelerden yararlanılmıştır.
    V. Bir dilek belirtilmiştir.
    Yukarıdaki numaralanmış bilgilerden hangileri verilen şiirlerin ortak özelliği değildir?
    A. I ve II
    B. I ve III
    C. II ve V
    D. II ve IV
    E. IV ve V
    (2010 - LYS)

    20. “Garip Şiir Hareketi”nin etkisi günümüz şiirlerinde de görülüyor mu? Bildiğiniz örneklerle açıklayınız.
    Evet garip Şiir Akımı'nın etkisi 1980 sonrası şiirde de görülmektedir. Haydar Ergülen gibi isimler bu özelliği devam ettirmişlerdir.

Sayfayı Paylaş