25 Soru ve Cevapları | Sınava Hazırlık

Konu 'Sağlık Dersi' bölümünde Adenozin tarafından paylaşıldı.

  1. Adenozin

    Adenozin Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2011
    Mesajlar:
    960
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    64

    Soruları

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    konuda bulabilirsiniz. Cevaplarını tamamen ben buldum. Diğer 25 soruyu ise sonra yazacağım.

    1. Bir ülkenin sağlık düzeyini gösteren ölçütler nelerdir?

    Ana ölüm hızı, kaba doğum hızı, bebek ölüm hızı, nüfus artış oranı, sağlığa harcanan para, kaba ölüm hızı

    2. Sağlığa etki eden çevresel etmenler nelerdir?

    Fiziksel etmenler, kimyasal etmenler, biyolojik etmenler ve psikolojik etmenler

    Fiziksel etmenler: su, atıklar, ışık, gürültü vs.
    Kimyasal etmenler: zehirler, kanser yapıcı maddeler vs.
    biyolojik etmenler : vektörler, bitkiler hayvanlar vs.
    psikolojik etmenler: ruhsal zorlanmalar, stres vs.


    3. Sağlığa etki eden bireysel etmenler nelerdir?

    Genetik, metabolik ve hormonal yapı.

    4. Birinci basamak tedavi hizmeti veren kuruluşlar nelerdir?

    Sağlık Ocakları, dispanserler polikinlikler

    5. Temel sağlık hizmetleri nelerdir?

    Koruyucu sağlık hizmetleri, tedavi hizmetleri, rehabilitasyon hizmetleri

    6. Sağlık eğitimi kişiye neler kazandırır?

    Sağlıklı hayatın korunmasında, tedavi hizmetlerinden yararlanma yolları ve sağlıklı bir çevre oluşturulması için kişilere olumlu davranışlar kazandırmaya yönelik sağlık eğitiminin büyük önemi vardır. Sağlık eğitimi, kişilere ve topluma kendi çaba ve eylemleri ile sağlıklı bir hayat sürmeleri için yardımcı olur. Böylece kişilerin, ailenin ve toplumun bir üyesi olarak sağlıklarını daha iyiye götürmek üzere sorumluluk duygusu geliştirmelerini sağlar. Sağlık eğitimi, toplumun sağlık düzeyinin yükselmesinde önemli bir rol oynar. Tecrübeli sağlık personeli, her zaman ve her fırsatta topluma sağlık eğitimi vermelidir.

    7. Hayatın korunmasında uyulması gereken ilkeler nelerdir?



    8. Bağışıklanma nedir?

    Bağışıklık kazanma, hastalık yapan bir etkene dayanıklı duruma gelme.

    9. Diş çürükleri nasıl oluşur?

    Diş çürüğü nedir?
    Diş çürükleri daha çok koyu renklenmelerle birlikte görülen oyuklar olarak algılanmaktadır. Önlenebilir bir hastalık olmasına karşın dünyada diş çürüğü deneyimi yaşamayan çok az insan vardır.
    Dişler neden çürür?
    Ağızda bulunan bakterilerden oluşan bakteri plağı, şekerli ve unlu yiyeceklerin ağızda kalan artıklarından asit oluşturabilmektedir. Bu asitler, dişlerin mineral dokusunu çözerek dişin minesinin bozulmasına ve sonuçta da diş çürüğünün başlamasına ve dişhekimlerinin kavite dedikleri oyuklara neden olmaktadırlar.
    Kimlerde daha çok çürük olur?
    Şekerli ve unlu yiyeceklerle bakterilerin buluşması sonucunda çürükler oluştuğuna göre herkes için bir tehlike var demektir. Ancak beslenmelerinde karbonhidratlı ve şekerli yiyeceklerin oranı çok yüksek olanlar bir de sularında florür oranı çok düşükse çok daha fazla çürük tehlikesi altındadırlar. Bakteri plağı tarafından oluşturulan asite karşı tükürük doğal bir savunma mekanizması oluştursa da tek başına çürüğü önleyemez.Tükürük akışını ve miktarını azaltan hastalıklar ya da ilaçlar da çürük oluşumunu hızlandırmaktadırlar. Bu nedenle de dişhekimleri tükürük akışını arttırdığı için şekersiz sakızları sıklıkla önerirler.
    Diş çürüğü önlenebilir mi?
    Evet.
    1. Sabah kahvaltısından sonra ve akşam yatmadan önce dişlerin fırçalanması ve hergün diş ipliğinin düzenli kullanılması en etkili yoldur. Yiyecek artıkları en çok dişlerin çiğneme yüzeylerindeki girintilerde ve dişlerin birbirine değdiği ara yüzeylerde biriktiği için, diş fırçaları küçük başlı seçilmelidir. Dişlerin iç yüzeyleri, dış yüzeyleri, çiğneyici yüzeyleri ve dilin üstü fırçalanmalı ve ara yüzlerde diş ipliği kullanılmalıdır. Fırçalar, orta derecede sert ya da yumuşak kıllı olmalı ve belirli aralıklarda değiştirilmelidirler. Fırça kıllarının aşınmamış olması ve bakteri taşımayacak bir şekilde muhafaza edilmesi gerekmektedir. Asla başkasının diş fırçası kullanılmamalıdır. Diş fırçalama sırasında florürlü bir diş macunu kullanılarak, florürün diş çürüğünü önlemedeki rolünden yararlanılmalıdır. Florürlü macunlara yardımcı olarak aynı zamanda ağız kokusunu gidererek ferahlık ve temizlik hissi veren florürlü gargaralar da kullanılabilir.
    2. Şekerli yiyecekleri ana öğünlerde tüketmeye çalışmak ve yemek aralarında birşey yememeye gayret etmek de diğer bir önlemdir.
    3. Dişhekimine muntazam aralıklarla başvurmak bir çürüğü önlemek ya da erken yakalamada en iyi yoldur. Ayrıca sıcak ve soğuğa duyarlı dişler ya da ağrılı dişlerde veya tebeşirimsi renkte olan başlangıç çürükleri, kahverengi renklemeler ve oyuklar gibi durumlarda vakit geçirilmeden hekime başvurulması tedavinin şeklini değiştirecek ve zorluğunu azaltacaktır.
    · Hem alkol hem de tütün ürünlerini kullanan kişilerde ağız kanseri riski alkol ve tütün ürünlerini kullanmayan kişilere göre 15 kat artmıştır
    · Meyva ve sebzeden zengin diyetle besleniniz (araştırmalar bu tür diyetin ağız kanseri riskini azaltabileceğini ileri sürmektedir

    10. Sağlıklı ayakkabı seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?

    Ayağın yürüyüş sırasında vücut ağırlığının % 20’ si kadar daha fazla yük biniyor Düzgün kesilmeyen tırnaklarla dar ayakkabı giydiğimizde tırnak batmasına sebep olmaktadır Ayakkabı seçimi çok önemlidir Ayakkabı almadan önce bir saat kadar önce yürüyüş yapılmalıdır Şişmiş olan ayağa göre ayakkabı alınmalıdır



    11. Ağız kokusunun nedenleri nelerdir?

    Dişin fırçalanmaması, sigara içilmesi, ağız plağı olması vs.

    12. Büyüme ve gelişmede rol oynayan faktörler nelerdir?

    a) Genetik

    Her canlıda olduğu gibi insanın da “temel planını” anne ve babasından aldığı gen denilen kalıtım birimleri belirler. Bu nedenle çocuk, anne ve babasının bazı özelliklerini taşır.
    Çocukların büyüme ve gelişmesinin sınırları da genlerinde planlanmıştır. Bu planın belirlediği alt ve üst sınırlar arasında olabilecek değeri ise diğer faktörler belirler. Örneğin bir çocuk 20 yaşına geldiğinde boyunun 1,65-1,75 m arasında olmasını sağlayacak genlere sahipse, beslenmesi ve diğer sağlık koşulları uygun olduğunda 1,75 m, koşullar yetersiz olduğunda ise 1,65 m boyunda olabilir.

    b) Hormonal
    İnsan vücudundaki iç salgı bezlerinden hipofiz, tiroit,
    böbrek üstü bezleri ile pankreas ve üreme organlarındaki bezler, hormon denilen kimyasal düzenleyiciler salgılar. Kanla vücuda dağıtılan hormonların bazıları büyüme ve gelişme derecesini ayarlar. Örneğin hipofiz bezinin somatotropin hormonu (STH), kemik, kas gibi dokulardaki hücre sayısının artışını düzenler. STH, büyüme çağında aşırı salgılanırsa “devlik” denilen aşırı büyümeye, yetersiz salgılanırsa “cücelik” denilen büyüme yetersizliğine neden olur.
    c) Beslenme
    Büyüme ve gelişme, vücuda sürekli yapı maddeleri eklenerek hücresel artışın sağlanması, ölen hücrelerin yenilenmesi gibi olaylarla gerçekleşir. Bu arada sürekli kullanılan enerjinin üretilebilmesi için enerji verici maddeler de sağlanır. Bu amaçla vücuda harcadığı kadar (yeterli) ve her çeşit temel besinden alınması gerekir. Yeterli ve dengeli beslenme olmazsa büyüme ve gelişme bozuklukları görülür. Örneğin yeterli demir alınmaması kansızlığa; protein yetersizliği zayıflığa… zekânın yeterli gelişememesine ve boy kısalığına neden olur.
    d) Fiziki çevre
    Büyüme ve gelişmeyi etkileyen önemli bir etken de bileyin yaşadığı ortamın özellikleridir;
    Büyüme ve gelişme, fiziksel çevrenin özelliklerinden büyük ölçüde-etkilenir. Bebeğin gelişmesinde, annenin gebelik döneminin sağlıklı olup olmadığı önemlidir. Bu dönemde annenin;
    Beslenmesi,
    * İçtiği ve kullandığı sularının bileşimi,
    * Sigara, alkol gibi maddeleri kullanması,
    * Bulunduğu ortamın havası, iklimi ve çevre temizliği,
    * Zararlı ışın alması,
    * Grip, kızamıkçık gibi ateşli hastalıklar geçirmesi,
    * Kullandığı ilaçlar ve geçirdiği kazalar etkilidir. Ayrıca uykuya ve dinlenmeye ayrılan zaman; stres, eğitim, spor etkinlikleri, sevgi ve ilgi gibi durumlar da büyüme ve gelişmeyi etkileyen çevresel faktörlerdir.
    Gebeliği sırasında radyasyona maruz kalmış annenin bebeğinin genleri değişmiş olabilir. Böyle çocukların büyüme ve gelişmesinde anormallikler görülebilir. Annenin kullandığı ilaçlar çocuğun gelişmesini etkileyebilir. Örneğin 1950'li yıllarda talidomit adlı uyku ilacı kullanan gebe annelerin çocuklarının kol ve bacaklarında anormal uzunluk-kısalıklar görülmüştür. Şekil 3.1'de, annenin gebeliğinde kullandığı ilaçlardan kaynaklanan, çarpık ayak şeklindeki bir gelişim bozukluğu görülüyor.
    Büyüme ve gelişmenin sağlıklı olup olmadığı doğumdan itibaren düzenli aralıklarla izlenmelidir. Sağlık personeli tarafından yapılacak izleme, ilk yıl her ay, ikinci yıl iki ayda bir, sonra da 6-12 ayda bir yapılmalıdır.

    13. Büyüme ve gelişme dönemleri nelerdir?

    Bebeklik Dönemi : Bebeklik dönemi doğumdan sonraki birinci yaş gününe kadar olan süreyi kapsar. Diğer bir ifadeyle bebeklik dönemi 0-12 aylar arasıdır. Bebeklik dönemi yeni doğan ve yeni doğan sonrası dönem olmak üzere iki kısma ayrılır. Yeni doğan dönemi doğumdan itibaren 0-28 günlük süreyi kapsar. Yeni doğan döneminden çocuk tamamen anneye bağlı olup korunmaya muhtaçtır. Dışardan bakıma ve beslenmeye gerek duyar. Sürekli alıcı v pasiftir. İlk üç ayda içe dönük olup zamanının çoğunu uyku ile geçirir. Annesi ve kendisini iki ayrı insan olarak ayırt edemez. Kendisini annesinden ayrı bir insan olarak algılaması üç aydan sonra başlar. Beklemeye tahammülü yoktur. İhtiyaçlarının hemen karşılanmasını ister arzular. Bebeklik döneminde en önemli olan organ ağızdır. Bu nedenle bebeklik dönemine oral dönemi de denilmektedir. Bu dönemde bebek iyi ve kötüyü ağzıyla ayırt eder. Çevresini ağız yardımıyla tanır. Beslenmesini ağız yoluyla anne memesinden yaparken anne ile çocuk arasında duygusal bir bağ kurulur. Bebeklik döneminde, bebeğin gereksinimlerinin sürekli olarak ve zamanında giderilmesi güven duygusunu geliştirir. Aksi durumda bebeğin yetersiz ve düzensiz doyurulması güven duygusunu olumsuz yönde etkiler. Bebeklik döneminde ruhsal gelişme yanında bedensel gelişme de meydana gelir. Bu dönemde hızlı bir bedensel büyüme gelişme gözlenir. Ortalama olarak 3-3,5 kg kadar olan bebek bu dönem sonuna doğru ağırlığının yaklaşık üç katına ulaşır. Doğumda 350 gram kadar olan beyin, 12 ay sonunda 900 gram kadar olur. Aynı şekilde bebeğin boyu da uzar. Boy, doğumdaki boy uzunluğunun yarı katı kadar uzar.Bu dönem sonunda el, ayak gibi organlarını kullanır. Yürümeyi ve konuşma gibi özellikleri de kazanmaya başlar.

    Sponsor








    Çocukluk Dönemi : Çocukluk dönemi 1-6 yaşlar arasını kapsar. Çocukluk döneminde kendi arasında iki ayrı döneme ayrılır. Bunlar ;

    * Özerklik Dönemi ( Anal Dönem )
    * Oyun Dönemi ( Fallik dönem ) dir.

    Özerklik Dönemi : Özerlik dönemi 12-36 aylar arasını kapsar. Özerklik döneminde tuvalet eğitimi verildiğinden bu döneme tuvalet eğitimi de denir. Özerklik döneminde bebek ayakta durur, yürür ve konuşur. Bu dönemde çocuk artık çevresini keşfetmeye başlar. Yavaş yavaş anneye bağımlı durumdan çıkmaya başlar. Çocuk bu dönemde sınırsıca özgürlük kullanmayı isterken anne de tuvalet eğitimini sağlamaya çalışır. Bu sırada anne ile çocuk arasında mücadele başlar. Tuvalet eğitimine 12-15'inci aylarda başlanabilir.
    Özerklik döneminde annenin çocuğa aşırı baskı uygulaması sonucunda bazı bozukluklar ortaya çıkabilir. Çocuk, aşırı düzenli, titiz uysal veya aşırı isyankar, huysuz, cimri olabilir. Bu dönemde çocuk kendi kendine yemek yeme eğitimindedir. Çocuk biraz ortalığı kirletse de bu davranışı desteklenmelidir.

    Oyun Dönemi : Oyun dönemi 3-6 yaş arasını kapsar. Bu döneme okul öncesi dönem de denebilir. Oyun döneminde, özerklik dönemine özgü olan inatçılık ve çeşitli olumsuzluklar ortadan kalkar. Bunun yerine girişken, yardımsever, canlı, hareketli, kendi işini kendi yapan, oyunu seven, yaşıtlarıyla ilişki kuran, paylaşma eğilimindeki özellikler gelişir. Bu dönem de çocuk toplumca kabul edilen amaçlara yönelir ve daha yapıcıdır. Duygu ve davranışlarını kontrol etme yeteneğini kazanmaya başlar.

    Oyun döneminde çocuğun öykü ve masallara karşı ilgisi daha fazladır. Çocuk bu dönemde hayalle gerçeği karıştırabilir. Sürekli hareket halindedir. Dış dünyaya ilgisi artmıştır. Bu dönemde çocuk cinsel organını keşfeder. Kızlar kız çocuk, erkekler de erkek erkek çocuk olduklarını fark ederler. Bu dönemde erkek çocuklar anneye, kız çocuklar ise babaya yakınlık duyar. Zamanla erkek çocuğun anneye duyduğu aşırı yakınlık azalır. Erkek çocuk babayla ilişki kurmaya başlar. Bu durum kızlarda daha uzun sürer. Çocukta benlik gelişir.

    Sponsor




    Okul Çağı Dönemi : Okul çağı dönemi, çocuğun aileden ayrılıp dış dünya ile tanıştığı çağdır. Okul çağı dönemine ilkokul çağı da denebilir. İlkokul çağı 6-11 yaşları arasıdır. Bu dönem, ergenliğin ilk belirtilerinin olduğu 12 yaşından sona erer. Bu dönemde okul çevresi ve eğitim, çocuğun bakış açısını genişletir. Bulunduğu ortamda yeni kelimeler öğrendiğinden kelime dağarcığı zenginleşir. Soyut kavramlar çocuk tarafından öğrenilmeye başlanır. Kendisinin toplum ve çevre tarafından benimsenmesine önem verir. Çocuklar kendi cinsleriyle gruplaşma eğilimindedir. Okul döneminde çocukların cinsel kimliği iyice belirginleşir. Çocuk doğruyu, yanlışı, iyiyi ve kötüyü ayırabilecek özellikleri kazanmaya başlar. Okul çağı döneminde de çocuk oldukça hareketlidir. Oyun oynar ancak oyun döneminden farklı olarak oyun sokağa kaymış ve akranlarıyla oynamaktan zevk alır duruma gelmiştir. Okul döneminde çocuk aileden ayrılarak yeni bir çevreye girer. Böylece yeni arkadaş ve dolayısıyla yeni ilişkiler kurar. Bu dönemde anne ve babanın yanında öğretmeni örnek almaya başlar. Oyun okul döneminden de önemlidir. Oyun oynaması sırasında ve diğer durumlarda çocuk kendi cinsiyle birlikte olma eğilimindedir. Bu dönemde kurallara sıkı bağlılık vardır. Doğru ve yanlışı çocuk ayırt edebilir. Bu dönemde çocuğun özelliklerinin diğer çocuklardaki özelliklerle karşılaştırılması oldukça yanlıştır. Bu durum çocuklarda güvensizlik duygusunun gelişmesine neden olur. Okul döneminde dikkat edilmesi gerekenlerden birisi de çocukların kavrama yeteneklerinin farklı olacağıdır. Bu durum öğretmen ve aile tarafından bilinerek davranışlar buna göre ayarlanmalıdır. Okuldaki ve evdeki ilişkilerin, çocuğun bedensel ve ruhsal gelişimini önemli ölçüde etkilediği unutulmamalıdır.

    Ergenlik Dönemi : Ergenlik dönemi okul çağının bittiği 12'inci yaştan sonra başlar ve 21 yaşına kadar sürer. Diğer bir ifadeyle 12-21'inci yaşlar arasına ergenlik dönemi denir. Çocuklarda yetişkinlik arasındaki dönem olan ergenlik dönemi kendi arasında erken ergenlik, tam ergenlik ve genç ergenlik olarak üç döneme ayrılır. Ergenlik dönemine ait özellikler ilerleyen konularda ayrıntılı açıklanacaktır.

    Yetişkinlik Dönemi : Yetişkinlik dönemi 21-65 yaşlar arasındaki dönemdir. Yetişkinlik döneminde belli bir olgunluğa erişilmiştir. Bu dönemde evlilikler yapılır. Çocuklar doğar ve sorumluluk artar. Ailenin geçimi için anne ve baba çalışır.
    Anne ve baba toplumsal sorunlarla iç içedir. Dışardan gelen sorunlara anne ve baba birlikte göğüs gererek mücadele eder. Bütün kararlar anne ve baba tarafından verilir. Yetişkinlik döneminde büyüme ve gelişme durmuştur. Vücudun yapım ve yıkım oranı eşittir. Yetişkinlik döneminde kişi artık toplumun yetişkin bir bireyi olup değişik görevler üstlenmiştir. Dengeli kararlar almak ve gerçekçi yaklaşımlarla, yüklenmiş olduğu görevleri yerine getirmek zorundadır. Attığı her adımın sonuçlarını değerlendirme durumundadır. Başarılarını ve başarısızlıklarını dengeli bir şekilde değerlendirmelidir. Bu dönemdeki kişi, toplumun güven duyduğu dengeli üretken ve sağlıklı ilişkiler kurabilen bir bireyi olmak zorundadır. Kişi geleceğine güven duymalı, kendini geliştirme çabası içinde olmalıdır. Yetişkinlik döneminin bir diğer özelliği de ailelerin kurularak topluma yeni bireyler kazandırılmasıdır. Bu nedenle yeni kuşaklar yetiştirilirken onlara rehberlik yapılmalıdır.

    Yaşlılık Dönemi : Yetişkinlik döneminden sonra gelen yaşlılık dönemi 65 yaşından sonraki dönemi içine alır. Yaşlılık dönemine ihtiyarlık dönemi de denir. Yaşlılık döneminde vücuttaki yapım yıkımdan azdır. Bu nedenle yaşlıların vücutları küçülmeye başlar. Yaşlı insanlar artık iş gücünü kaybetmişlerdir. Bu dönemde yaşlılar kendini işe yaramaz hissine kapılabilir. Buna bağlı olarak içe kapanabilir. Yaşlılara, kendilerini yalnız ve işe yaramaz gibi duygulara kapılmaması için gerekli önem verilmelidir. Yaşlıların bilgi ve tecrübesinden ihtiyaç duyulduğu hissi verilmelidir.

    14. Ruh sağlığı nedir?

    Ruh sağlığı, kişinin kendisi ve diğer insanlarla uyum ve denge içinde olmasıdır.

    15. Ruh sağlığını etkileyen kişisel faktörler nelerdir?

    Yaş ve cinsiyet,
    • Kişinin alışkanlıkları,
    • Meslek ve medenî durum,
    • Beden sağlığıdır.

    16. Doğal afetlerin ruh sağlığına etkisi nelerdir?

    Doğal afet gibi olumsuzluklarla karşılaşan kişilerde korku, çaresizlik, panik, yalnızlık, öfke, suçluluk gibi ruhsal tepkiler ortaya çıkabilir. Bu tepkilerin insanlarda ruhsal bozukluklar yaratmaması için koruyucu ruh sağlığı çalışmaları kapsamında psikiyatristlere, psikologlara, sosyal hizmet veren uzmanlara, rehberlik ve psikolojik danışmanlara başvurmalıdırlar. Bu gibi durumlarda insanın aklını ve deneyimlerini de kullanarak ruh sağlığını korumaya ve sorunlarını çözmeye çalışması, mevcut duruma uyum sağlaması açısından mnemlidir. Sorunun üzerine gitmemek ve sorunlar karşısında kararsız kalmak, ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olan davranışlardandır.
    Doğal afetde ortaya çıkan yersiz söylentiler ve dilden dile dolaşan fısıltılar ruh sağlığını olumsuz yönde etkiler. İnsanlarda daha büyük panik oluşmasına, normal yaşama dönülememesine ve yeni olumsuzluklara neden olur. Böyle durumlarda, söylentiler ve olumsuz fısıltılar yerine doğru bilgi kaynaklarına ulaşmaya çalışılmalıdır. Bu amaçla kriz merkezleri, yerel, askeri ve sicil yöneticiler gibi yetkili makamlardan sağlıklı bilgi edinilebilir. İş birliği ve yardımlaşmayla bazı sorunların çözülebileceğine inanılmalıdır.

    17. Ruh sağlığının korumasında dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

    -Kendimizi ve diğer insanları olduğu gibi kabul etmeli;düzeltilmesi gereken yanlarımızı gözden geçirmeliyiz.
    -Kendimize ve topluma karşı saygı ve sevgi göstermeliyiz.Narsizm boyutunda olmamak koşuluyla öz benliğimize güvenmeli ,onu sevmeliyiz...
    -Çevrede;kişilerarası ilişkilerde,toplumsal ilişkilerde;barışcıl;iyi niyetli davranmalı,çevreye güven telkin etmeliyiz.
    -Her insan gibi bizim de yanlışlıklar yapabileceğimizi kabul etmeliyiz.ta ki,bir daha aynı hatalara düşmeyelim...
    -Hayatta bir çok olumsuzluklar,örneğin;trafik,çevre kirliliği,su problemi,ekonomik,sosyal,siyasal krizler olduğunu görüyoruz.Elbette ki bunlar ruhsal yapımızı olumsuz etkileyecek,fakat yaşadığımız ortamda mutlaka zevk alacağımız güzellikler vardır.Onları görmeye çalışalım.Örneğin;yürüdüğümüz bir bahçedeki çöplüğe değil,hoş kokulu güllere ve doğanın yeşilliğine bakalım.’’Güzel görüp,güzel düşünüp,hayatımızdan lezzet alalım.’’
    -Düşünce ve duygularımızı yeri geldiğinde dışarıya yansıtalım.’’Başkaları ne der,yanlış mı yaparım?’’kaygılarıyla,düşünce ve duygularımızı bastırmayalım.Bastırılan şeylerin davranışlarımıza değişik şekillerde yansıyacağını unutmayalım...
    -Hangi ortamda ve hangi işte çalışırsak çalışalım;kendimizi tatmin edecek seviyede ve başkalarının da takdirini kazanacak şekilde verimli çalışalım.Seven ve sevilen insan olalım.
    -İnsanı diğer canlılardan ayıran toplumsal yanımızı geliştirmeliyiz.Değişik hobiler edinmeli,mümkünse bir enstrüman kullanmalı ve müzikle ‘’tanışık’’olunmalı...
    -Haftada bir kez ve açık havada doğayla,yeşille kucaklaşmalıyız.Yürüyüşler yapmalıyız.Sevdiğimiz insanlara hediye almalı ve beraber olmalıyız.
    -Yılda en az bir kez,bir ay kadar tatil yapılmalı.
    -Hayatta çaresi olan sorunlar konusunda yılgınlığa düşmeden mücadele etmeli,çaresiz kabul edilen durumlarda gerçekçi olup,dirençle,sabırla karşılık verilmeli.
    -En önemlisi kendimizi tanımalıyız.Kendimizle barışık olmalıyız.Çevremizle uyumlu,barışık yaşamalıyız.
    Ruh sağlığını dengede tutmak için, beslenmemizi mevsime göre ayarlamamız gerekiyor.Hangi mevsimdeysek o mevsimin taze sebze ve meyvelerini mutlaka yemeliyiz.
    Uyku düzenimize dikkat etmeliyiz.Yetişkin bir insanın günde 6 saaten az uyumaması gerekir.Hücreleri yenileyen zararlı atıkları toplayan hormonlar ve diğer faktörler uykuda faaliyete geçmektedir.
    Mutlaka mizahla ilgilenmeli ve bol bol kahkaha atmalıyız.Komedi türü tiyatro ve filmleri sık sık izlemeliyiz.

    18. Ergenlik döneminde görülen ruhsal sorunlar nelerdir?

    •Genç, çabuk üzülür, çabuk neşelenir, birden öfkelenir, gülerken ağlamaya başlayabilir.
    •Her şeye ilgisi çok fazla arttığından derslere ilgisi azalır.
    •İstekleri artar, bencilleşir. Kendisi ile ilgili her şeyi az bulur. Harçlığı azdır, hakları azdır, evdeki kurallar çoktur, giysileri çok olsa bile azdır ve hep aynı şeyi giyer, hep açtır ve evdeki yemek hep azdır, tatil azdır, öğretmen az not verir.
    •Bağımsızlaşma isteği ve sosyal çevreye ilgisinin artması nedeniyle daha fazla arkadaşlarıyla olmak, değişik yerlere gitmek, görmek ve denemek ister.
    •Karşı cinsle ilgilenir, beğenilmek ister, yakışıklı ya da güzel olup olmadığını sorgular, dış
    •görüntüsü için aşırı hassas davranır.
    •Kendinden büyükleri örnek alıp bir taraftan onlar gibi davranmaya çalışırken, diğer taraftan çocuksu davranışı devam eder.
    •Ergen, değişen ve gelişen bedenini, dalgalanan duygularını saklamak, kontrol edebilmek ve çevrenin istediği gibi davranabilmek için içine kapanır.
    •Güvensizlik duygusu, karamsarlığa, üzüntüye yol açar.
    •Arkadaş grubunun içinde olma, takdir edilme, sevilme, beğenilme isteği olumlu bir şekilde karşılandığında mutlu olur. Aksi takdirde öfkelenir, endişelenir, kıskanır, kavga çıkarır.
    •Bu dönemde görülen olumsuz duygular genellikle endişe, üzüntü, korku, hayal kırıklıkları ve öfkedir. Genç, bu olumsuz duygularla baş edebilmek için ya hayal kurar, müzik dinler, içe kapanır veya arkadaşlarıyla çok fazla vakit geçirir, sınırları ve kuralları zorlar, anne babasıyla çatışma halinde olur.

    19. Ruh sağlığını etkileyen çevresel faktörler nelerdir?

    • Ailesel faktörler,
    • Sosyal, kültürel ve ekonomik faktörler,
    • Özel zorlayıcı durumlardır.

    20. Fiziksel bağımlılık nedir?

    Fiziksel bağımlılık, maddeye vücudun alışması yani maddenin varlığına karşı duyulan fizyolojik bir ihtiyaçtır. Kişinin vücudu maddenin sürekli kullanılmasından dolayı maddeye karşı bir adaptasyon (uyum) geliştirir. Bu madde alınmadığı zaman ise bazı belirtiler ortaya çıkar.

    21. Pasif içicilik nedir?

    Pasif içicilik, başkalarının içtiği sigara dumanına veya sigara dumanı içeriğinde bulunan kimyasal maddelere maruz kalarak soluma durumudur.

    22. Yoksunluk nedir?

    Alkol, uyuşturucu ya da ilaç bağımlılarında maddenin alınmamasıyla ortaya çıkan durum.

    23. Tütün ve sigarada bulunan zararlı maddeler nelerdir?

    Amonyak: Nikotinin emilim oranını artırmak için kullanılıyor. Amonyak sıvı gübrenin de temel maddesi.

    Arsenik: Tütün bitkisinde tarım ilacı olarak kullanılan arsenik, fareleri öldürmek için de kullanılıyor.

    Kadmiyum: Filtrede bulunan ve tütünün asitli topraktan topladığı metalik bileşen, cep telefonlarının pilinin şarj edilmesinde kullanılıyor.

    Formaldehid: Sigara dumanının ikincil ürünü ve renksiz bir gaz olan formaldehid, ölü vücutları mumyalamakta kullanılıyor.

    Aseton: Ojeleri de çıkarmada ve tuvalet temizliğinde kullanılıyor.

    Bütan: Sigara yakmaya yardımcı. Çakmak gazı olarak kullanılıyor.

    Propylene Glycol: Bırakmayı önlemek için sigaralara ekleniyor. Nikotinin beyne ulaştırılmasını hızlandırıyor.

    Terebentin: Özellikle mentollü sigaralarda kullanılan bu yağ, boyayı inceltmede ve tahtanın verniğini soymada kullanılıyor.

    Benzen: Yanan sigaradan çıkan yan ürün olan benzeni tarım ilaçlarında ve benzinde bulabilirsiniz.

    Kurşun ve nikel: Bu metaller de sigarada bulunuyor. Peki vücudunuz bu şeyleri nasıl sindiriyor?

    24. Alkol bağımlılığı ne demektir?

    Bağımlılık zarar verici sonuçlar doğurmasına karşın, zorlantılı bir şekilde madde arama ve kullanma ile karakterize süreğen ve tekrarlayıcı bir beyin hastalığıdır.

    25. Alkolün sinir sistemi üzerindeki etkileri nelerdir?

    Merkezi sinir sistemini baskılayan etil alkol sizi gevşetir ve beyindeki kontrol merkezlerini de baskıladığı için kendinizi kontrol etme yeteneğiniz azalır Ne kadar çok içerseniz o kadar sakinleşirsiniz Fazla alkol alırsanız konuşmanız ve kaslarınız arasındaki bütünlük bozulabilir Aşırı miktarda alınan alkol uykuya ve bazı durumlarda beyindeki yaşamsal merkezleri ileri derecede baskılayarak, yaşamı tehdit eden bir komaya neden olabilir.

    Umarım yararlı olmuştur. :)

Sayfayı Paylaş