4.sınıf hikaye özeti

Konu 'Türkçe 4. Sınıf' bölümünde ceren18 tarafından paylaşıldı.

  1. ceren18

    ceren18 Üye

    Katılım:
    9 Aralık 2009
    Mesajlar:
    18
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0


    4. sınıf hikaye özeti lazım.ne kadar bulunabilirse benim için o kadar iyi.lütfen yardım edinn.şimdiden çok teşekkür ediyorum

  2. hilly

    hilly Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    15 Şubat 2009
    Mesajlar:
    1.548
    Beğenileri:
    1.710
    Ödül Puanları:
    0
    hikaye özetinden kasıt ne ?

    ben sana bi tane bulayım doğrudur umarım.;)


    Karabibik



    Türk Edebiyatı’nın ilk gerçekçi uzun hikayesi ve ilk köy romanıdır. Zehra romanından altı yıl önce yani 1890 yılında Nabizade Nazım tarafından yazılmıştır. Toplumcu tutumuyla günümüz hikayeciliğine yaklaşır. Toprak sorunu, geçim derdi, insanın doğayla pençeleşmesi, yöresel gözlemle Anadolu gerçeklerimizi yansıtan ilk bilinçli hikaye olarak “Karabibik” öncelik kazanır. Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Beyelik köyünde yaşamaktadır. Karabibik, sekiz dönümlük tarlasında yaşamını sürdürmek zorundadır. Tarlasını sürmek için Koca İmam’ın öküzlerini kiralar. Kızı Huri’yi Koca İmam’ın kayınçosu Sarı İsmail’le evlendirebilse öküzleri
    Kiralamaktan kurtulacaktır. Sarı İsmail başka bir kızla evlenince bu umudu suya düşer. Tefeci bir Rum’dan yüksek faizle borçlanarak, bir çift öküz alır. Tarlası, öküzleri olduğu için nasıl olsa kızına bir kısmet çıkacaktır. Ve çıkar. Kavgalı olduğu toprak ağası Yosturoğlu’nun yeğeni Hüsey’in sevmekte olduğu Huri ile evlenince, Karabibik, bu mutluluktan payını alır
    kaan 34 bunu beğendi.
  3. _melancholia_

    _melancholia_ Üye

    Katılım:
    21 Şubat 2009
    Mesajlar:
    1.052
    Beğenileri:
    352
    Ödül Puanları:
    0

    GURBET HİKAYELERİ

    Eskici

    Öykünün başında, Marmara Denizi’nin rıhtımında yol*cu uğurlamak için toplanan insanların kendi aralarında ko*nuşmaları yer alır. Bir çocuk, Arabistan’a uğurlanacaktır. Ço*cuğun yakınları bir yükten kurtuldukları İçin sevinçlidir. Ara*bistan’da halasının yanında rahat eder, diye düşünürler. Oy*sa amaçları sorumluluktan kurtulmaktır.
    Hasan, (Arabistan’a gönderilen çocuk) beş yaşlarında, yetim ve öksüz bir çocuktur. Annesini yeni kaybetmiştir. İstanbul’daki yakınları onu halasının yanına göndermeyi uy*gun görmüşlerdir. Hasan, önce, vapur seyahati boyunca çok eğlenir. Yolcuları sempatikliği ile neşelendirir, herkesle sohbet eder. Peltek, şirin konuşmaları ile vapurdaki yolcular onu çok severler. Fakat, vapur her uğradığı yerde bir sürü yolcu bırak*maktadır. Bir süre sonra, vapurda Hasan’ın dilini anlayan, Türkçe konuşan insan çok az kalır. Hasan’ı bir durgunluk alır. Yolcuların dilini anlamaz, kendini yalnız hisseder. Artık ona Hasan diye hitap eden kimse kalmamıştır. Kalanlar ise ‘Has*san’ diye seslenmektedir.
    Vapur, Hayfa’ya geldiğinde o da vapurdan ayrılır. Onu bir trene koyarlar. Hasan, trende köşeye büzülür. Hiç konu*şamaz, konuşsa da kimse onun dilinden anlamaz. Dışarıdaki portakal ve meyve bahçelerini seyreder. Zamanla manzara değişir. Hiç ağacın olmadığı, dümdüz yerlerden geçmeye başlarlar. Hasan, İstanbul’u, memleketini özler. Buraların hay*vanları bile çok gariptir. Kambur, koca koca tüylü, soğuk hay*vanlar görür pencereden.
    Hasan’ı istasyonda indirirler. Siyah bir örtü giymiş, kol*ları altınlarla dolu bir kadın onu bağrına basar. Bu, halasıdır. Hiç annesinin kokusuna benzemeyen bir kokusu vardır. Ha*lası da anlamadığı bir dille konuşmaktadır. Hasan, halasının basık, tek katlı toprak evinde haftalarca hiç konuşmaz. Saç*ları çok kısa kesilmiş, entari giyen erkek çocukları ile de hiç konuşmaz.
    Uzun bir süre Hasan hiç konuşmaz. Zamanla o da diğer çocuklar gibi giydirilir, yer sofrasında çatal bıçak kullanma*dan yemek yemeyi, hatta Arapça’yı dahi öğrenir. Fakat o yi*ne çok durgun ve sessizdir.
    Bir gün, halası sokaktan bir satıcıyı çağırır. Önüne bir sürü eski ayakkabı koyar. Satıcı oturur ve bunları tamire ko*yulur. Hasan’ın bu tamir çok dikkatini çeker. Satıcı, ayakka*bının çivisini ağzına alarak düzeltmektedir. Hasan, boş bulunarak satıcıya sorar: ‘Ağzınız acımıyor mu?’ Satıcı şaşırarak ‘Sen Türk müsün?’ der. Hasan, bir Türk’le karşılaşmış olmak*tan çok mutludur. Haftalarca süren sessizliğine mukabil sürek*li konuşmakta, ona memleketindeki hayatını anlatmaktadır. Sanki bir tanıdığına rast gelmiş gibidir. Satıcı da zevkle onu dinlemektedir. Birbirlerine sokulmuş vatan hasretini dindir*meye çalışırlar.
    Satıcı, işini bitirince gitmek zorundadır. İkisi de ağlamaya başlar. Hasan, satıcıya ‘Gitme be!’ der. Satıcı da ağlayarak ona: ‘Ağlama be!’ der. Ayrılık anında her ikisi de vatan has*reti ile gözyaşı dökmektedir.
  4. nur hçylmz

    nur hçylmz Üye

    Katılım:
    11 Ocak 2011
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    bn buldum al
    Kitabın Adı:Kerem ile Aslı
    Kitabın Yazarı:Faruk Nafiz Çamlıbel
    Kitabın Yazılma Yılı:—
    Kitabın Yayınevi: –
    Kitabın Basım Yılı: –
    Sayfa Sayısı:—
    Kitabın Konusu: XVII. yüzyılda halk arasında yaygınlaşarak günümüze dek ulaşan Kerem ile Aslı Hikâyesi, Anadolu halk hikâyelerinin en eskilerinden biridir. Hikâyenin erkek kahramanı Âşık Kerem’in çağı ve kimliği üzerinde hiçbir şey bilinmez. Ancak Kerem adlı bir saz şairinin yaşamış olduğu, hikâye içine serpiştirilmiş olan şiirlerdeki anlatım birliğinden anlaşılır. Halk arasında bugüne kadar gelen çeşitli söyleyiş şekilleri vardır.

    Kitabın Özeti:
    Kerem, İsfahan Şahı’nın oğludur. Şahın hazinedarı Ermeni keşişinin kızı Aslı’ya âşık olur. Şah, Aslı’yı oğluna ister. Fakat Keşiş bir müslümana kızını vermeye yanaşmaz. Gizlice ülkeden kaçar. Kerem, yanına dostu Sofu’yu da alarak sevdiğinin ardına düşer, yıllarca dolaşır durur. Sonunda Halep’e varır. Halep paşası onan hoşlanır, durumuna üzülür. Keşiş’i korkutur; gençlerin evlenmelerini gerçekleştirmeye girişir. Kerem sevgilisinin düğmelerini bir türlü çözemez, çünkü o çözüldükçe düğmeler yeniden iliklenir. Sonunda yürekten bir ah çekerek yanar. Kerem’in küllerinden sıçrayan bir kıvılcımla Aslı da yanıp kül olur. Hikâyede Aslı’dan ayrı kalan Kerem, bütün Anadolu’yu dolaşır. Yolda rastladığı insana, hayvana, dağa, taşa, suya saz çalarak şiir okur ve Aslı’yı sorar. Faruk Nafiz de Kerem’den sularla konuşmayı öğrendiği için, ömrünün su başında geçmesine razıdır. Su, dolayısıyla çeşme (Çoban Çeşmesi, İshakağa Çeşmesi) şaire Kerem ile Aslı’yı hatırlatan unsurlardandır. Kendisini Kerem’in yerine koyan şair, Yanık Kerem gibi âh etse dağların kül olacağını, toprakların çatlayacağını söyler ve iki şiirinde Kerem’in ölürken âh çekmesine ve ağzından ateş çıkmasına değinir.
  5. erayten132

    erayten132 Üye

    Katılım:
    15 Şubat 2011
    Mesajlar:
    8
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    eskici de çocuğun adı hasan ' dır ama turistler ona hassen olarak sesleniyorlar
  6. kanarya65

    kanarya65 Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2011
    Mesajlar:
    16
    Beğenileri:
    7
    Ödül Puanları:
    0
    insan ve söz hikayenin türkçe çalışma kitabı 85 86 87 88 89

Sayfayı Paylaş