46- 66 arası Tüm etkinlikler %100 dogru!

Konu 'Edebiyat 10.Sınıf' bölümünde benvesen00 tarafından paylaşıldı.

  1. benvesen00

    benvesen00 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    4 Ekim 2010
    Mesajlar:
    6
    Beğenileri:
    31
    Ödül Puanları:
    0

  2. benvesen00

    benvesen00 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    4 Ekim 2010
    Mesajlar:
    6
    Beğenileri:
    31
    Ödül Puanları:
    0
    • SAYFA 46
    1) Şu destanı M.Ö. 330-327 yıllarındaki olaylarla bağlantılıdır. Bu tarihlerde Makedonyalı İskender, İran’ı ve Türkistan’ı istilâ etmişti. Bu dönemde Saka hükümdarının adı Şu idi. Bu Destan Türklerin İskender’le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatılmaktadır.
    • Olay örgüsü:
    • İskender’in Semerkand’ı alıp Türk illerine doğru ilerlemesi
    • Türk hükümdarı “Şu”nun Hucend vadisinin kıyılarına 40 öncü kumandan göndermesi
    • Halkın Şu’nun hazırlıksız olduğunu düşünmesi ve karamsarlığa kapılması
    • İskender’in ırmağı geçmesi,Şu’nun ise onunla savaşmak yerine doğuya çekilmesi
    • 22 ailenin doğuya gidenlere katılmaması
    • İskender’in bu 22 kişiyi görmesi ve onlara bir şey yapmaması
    • Doğu’ya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılması
    • Şu’nun Çin tarafına geçmesi
    • Türk kolunun İskender’in askerlerini bozguna uğratması
    • Zülkarneyn ve Şu’nun barışması
    • İskender’in Uygur şehirlerini yaptırıp geri dönmesi
    • Şu’nun Balasagun’a gelip Şu şehrini kurması ve buraya tılsım koydurması
    Kişiler:
    Zülkarneyn(İskender), Şu ,Türklerden geriye kalan 22 kişi, diğer iki kişi, vezir
    Zamanestanda belirsiz bir zaman söz konusudur.””Geceleyin, sonra, sabah olunca,ertesi gün , sonra” gibi yaklaşık zaman ifadeleri vardır.
    Mekan: Semerkand,Balasagun, Şu Kalesi, çadır,Çin,Uygur yakınları, Altın Han dağı…”
    4) Metnin yapı unsurları tasvir edilmeden anlatılmıştır.Olayın geçtiği mekanlar sadece yer adı olarak yer almış,bu mekanlarla ilgili betimleme yapılmamıştır.Zaman ifadeleri de belirsizdir, kişiler belirgin ve ayırt edici özellikleriyle anlatılmamıştır.


    SAYFA 47
    5) Metnin yapı unsurları temayı(iletiyi) vermede ve somutlaştırmayı gerçekleştirmede birer araç işlevi görmektedir.
    6) Şu destanı M.Ö. 330-327 yıllarındaki olaylarla bağlantılıdır. Bu tarihlerde Makedonyalı İskender, İran’ı ve Türkistan’ı istilâ etmişti. Bu dönemde Saka hükümdarının adı Şu idi. Bu Destan Türklerin İskender’le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatılmaktadır. Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılmaları ile ilgili sebep açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır.
    Destandaki olay ve kişiler zamanla halkın ağzında dolaşa dolaşa olağanüstülükler kazanmış ve bugünkü halini almıştır.
    7)Şu denilen şehri yaptı.Oraya bir de tılsım koydurdu.Bugün leylekler o şehrin kapısına kadar gelir,fakat şehri geçip gidemezler.Bu tılsımın tesiri bugüne kadar sürmektedir.Bu ve benzeri olağanüstülükler metnin destan olma özelliğinden kaynaklanmaktadır.Çünkü destanlar çekirdek bir gerçekliğin zamanla halkın hayal gücünün etkisiyle olağanüstülük kazanıp yayılması ve sonrasında yazıya geçirilmesiyle oluşur.
    8)”Şu Destanı” bir edebiyat metnidir.Kurmacadır.
    9)Destanda hem öğretici hem de sanat metni işlevi bir aradadır.

    SAYFA 48
    10)
    Deli Kurt’un analığından dinlediği masalın etkisinde kalması
    Gökçen kızın pınardan su almak için gelmesi, Deli Kurt ve yanındakilere yaklaşması
    Deli Kurt’un Gökçen isimli kızı görünce onun güzelliğinden adeta büyülenmesi
    Gökçen’in pınara gelmesi
    Gökçenle Satı Kadın’ın konuşmaları
    Gökçen kızın pınardan uzaklaşması Deli Murat’ın kızın etkisinden kurtulamaması
    Kişiler:
    Deli Kurt,Gökçen kız,Satı Kadın, üç sipahi, Çakır
    Zaman: Belirgin zaman ifadeleri yoktur.
    Mekan: Pınar başı
    11) Her iki metin de anlatmaya bağlı metin olduğu için yapı unsurları olay örgüsü, kişiler yer ve zaman ögelerinden oluşmuştur.”Deli Kurt” romanında kişi ve olaylar canlı bir şekilde tasvir edilmiştir,bu durum Şu Destan’ında yoktur.
    12)Destanda kullanılan dil romandaki gibi edebi değildir.Deli Kurt romanında yazar son derece akıcı ve yalın Türkçe’yle bir aşkı oldukça çarpıcı canlı tasvirlerle ve dilin inceliklerini kullanarak anlatmıştır.Destanda ise dil son derece basit ve genelde göndergesel işlevde kullanılmıştır.
    13) “Şu Destanında her şeyi öncesi ve sonrasıyla bilen ilahi bakış açılı (hakim) anlatıcı vardır.Anlatıcının hedeflediği kitle halktır.
    14) Şu destanı, M.Ö. 330-M.Ö. 327 yıllarındaki olaylarla bağlantılı olan eski bir Türk destanıdır.
    Bu tarihlerde Makedonyalı İskender, İran'ı ve Türkistan'ı istilâ etmişti. Bu dönemde Saka hükümdarının adı Şu idi. Bu Destanda Türklerin İskender'le mücadelelerini ve geriye çekilmelerini anlatılmaktadır. Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılmaları ile ilgili sebep açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır.
    Deli Kurt, Yıldırım Beyazıd’ ın oğlu isa bey in hiç göremediği çocuğudur. isa bey hamile olan hatununu en çok güvendiği sipahilerden biri olan Çakır’a emanet eder, o da bala hatun’u tımarının yakınındaki anasının obasına götürür ve yerleştirir. bala hatun’un murad adında bir oğlu olur, obada Murad’a “ deli kurt” lakabı takılır...Deli kurt gün geçer gerçekbir sipahi olur, orduya girer, ağasıyla tımar komşusu olur... Bir gün Gökçen adında bir kız görür, bu kız oba halkı tarafından pek tekin görülmez. peri kızıdır diye konuşurlar, doğaüstü güçlerini bilirler, uğraşmazlar. Deli kurt bu kıza gönlünü kaptırır, bir sipahiye yakıştıramaz ama yine de onu düşünmeden edemez...aşkıyla yanar tutuşur, en sonunda aşkını itiraf eder karşılıkda bulur, fakat deli kurt un savaşa gittiği bir sırada obayı sel basar, hem analığı, hem gökçen kızı sel alır gider. savaş dönüşü bunu duyan deli kurt atına atlar ve evini yurdunu bırakarak hiç bilmediği bir yere doğru gider, uzaklaşır...
    15) Şu Destanı’nda Şu ve Zülkarneyn destanın baş kişileridir.Olaylar bunların etrafında şekillenir.Deli Kurt’ta ise Deli Kurt ile Gökçen kız romanın baş kahramanıdırlar.Olaylar bu kişilerin etrafında şekillenir.Diğerleri yardımcı karakterdirler…
    1.etkinlik: bknz.Hazırlık bölümü

    SAYFA 51
    16) Her iki destanın teması da kahramanlıktır.Kahramanlık teması evrenseldir

    2.ETKİNLİK
    Şu Destanı Odysseia
    Kişiler Şu, İskender …
    Kişiler: Odysseia , Kikonlar,Lotofaglar,Kirke,Kaly psoPenelope,Laertes,Antinoos
    Tema: Kahramanlık Kahramanlık
    Kişiler bakımından her iki destanda da olağanüstü güçlere sahip kahramanlar bulunmaktadır.
    18) Mitolojik unsurlar,hayatla mücadele, dini inançlar ve musiki destan dilinin oluşmasını sağlayan unsurlardır.Destan dili bu ögeler üzerine kurulur.
    • 19) Destan dili şiirsel bir yapıya sahiptir, doğal dil değildir.
    • Destan dili ahenklidir, doğal dil değildir.
    • Destan dilinde sanatsal işlev vardır, doğal dilde genelde göndergesel işlev kullanılır.
    • Destan dili mitolojik unusurları barındırır, doğal dil barındırmaz.
    • Destan dilinin coşkulu, epik bir anlatımı vardır, doğal dilin genelde yoktur.
    • Doğal dil destan diline göre daha akıcıdır.
    • Destan dili abartılıdır, doğal dil daha yalın ve sadedir.
    • Doğal dildeki göstergelerin karşılama gücü belli yere kadardır.Fakat insanların hayal dünyası sınırsız olduğu için göstergeleri belli bir noktaya kadar kullanabilir.Bu nedenle göstergeleri bir noktaya kadar kullanabilir.Destan dilinin olağanüstülükleri karşılaması ancak bununla mümkün olur.
    • 3.etkinlik: bknz. Hazırlık çalışması
    20) Oluşumu:
    * Halkı derinden etkileyecek bir olayın yaşanması
    * Bu olayda öne çıkan bir kahramanın olması
    * Toplumda derin izler bırakan olay ve kahramanın destansı öykülerinin ozanlar tarafından söylenmesi ve bunun yayıl¬ması
    * Güçlü bir şairin toplum içinde anlatıla anlatıla zenginleştiril¬miş hikâyeleri derleyerek yeniden yazması.
    Destanların bir ozan tarafından son hâli verilinceye kadar olan süreçte halkın hayalleri destanlara katılır, zamanla destanlara yeni olaylar da eklenir. Yeni olaylarla zenginleşen destanlar, ortak bir eser haline gelir.
    Tema: Bir milleti derinden etkileyen millet hayatında derin izler bırakan kişi ya da olaylar
    Dil-anlatım : Şiirsel ve manzum bir yapı söz konusudur.Anlatıcı her şeyden haberdar olan ilahi bakış açılı anlatıcıdır.Ahenk için genelde devrik cümle kullanılır.
    Olağanüstülük: Destanlardaki olay örgüsü hayal gücü ile zenginleştirilmiş ve olağan üstü nitelik kazanarak gerçeklikle bağını koparmıştır.
    21.
    • Anlatımı sözlüdür.
    • Din törenlerinde(şölen,sığır,yuğ) doğmuş, din dışı törenlerde gelişmiştir.
    • Edebi ürünler manzumdur.(şiir şeklindedir)
    • Edebi ürünler anonimdir, bunlara milli özellikler hakimdir.
    • Yalın bir dil kullanılmıştır, dil yabancı etkilerden uzaktır,ÖZTÜRKÇEDİR
    • Şiirde “yarım uyak, hece ölçüsü, dörtlükler” kullanılmış.
    • Şiir söyleyen kişilere “ozan, kam, baksı, şaman” denilir.
    • Bu dönemde “sav, sagu, koşuk, destan” nazım şekilleri görülür.
    • Genellikle aşk,tabiat, kahramanlık ve ölüm konuları işlenmiştir.
    • 22.Bknz.hazırlık soruları

    SAYFA 52
    4.etkinlik
    Destan parçalarındaki ortak motif “SU” motifidir. Su: Türkler arasında temizleyici, kötü ruhlardan ve hastalıklardan koruyucu bir unsur olarak kabul edilmiş, ateşe bağlı olarak birçok inancın ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Türklerin Müslüman olmalarından sonra da ateşle ilgili inanışlar devam etmiş; ateş üzerine tükürmek, ateşi su ile söndürmek, ateşe karşı küfretmek günah kavrama dâhil edilmiştir.

    1.) Zülkarneyn’in 22 kişiyi görerek “Bunlarda Türk alametleri var ;bunları görünce kimseye sormadan bunlar için “Türk manend” dedi ki manası “Türk’e benziyorlar” demektir.Bu ad o adamlar için bugüne kadar kaldı.”Diğerleri Altın Kan ve Şu şehrinin adı…(Metinden bulunuz)
    Günümüzde de yer adlarının verilişi ile ilgili benzer anlatımlar vardır. Örneğin Tavşanlı ilçesinin adı: Yıldırım Bayezıd yanında bulunan diğer görevlilerle birlikte Bursa’dan Kütahya’ya Germiyan Beyinin kızını görmeye gelirken Tavşanlı sahrasından geçer.O zamanlar buraları fundalık-çalılıktır.Yıldırım Bayezıd,burada avlanır ve tavşanların bol olmasından dolayı da “Buranın tavşanı çok” der.O günden bu güne burası “Tavşanlı”olarak kalır.
    2)Her iki destanda da “su” motifi kullanılmıştır.Her iki destanda da Kalaç soyunun etnik kaynağının etimolojik yönden destan yapısı içinde yer alır.Oğuz Kağan Destan’ında daha çok olağanüstülük vardır.
    3) Oğuz Kağan da Hakan Şu da Türk hükümdarıdır.İkisi de olağanüstülükler gösteren bir yapıya sahiptir.Mücadeleleri şahsi değil millidir.

    SAYFA 53
    DEĞERLENDİRME
    1) 1- Doğuş (oluşum) aşaması:
    Bu aşamada milletin hayatında iz bırakan önemli tarihî ve sosyal olaylar, bu olaylar içinde yüceltilmiş efsanevî kahramanlar görülür.
    2- Yayılma aşaması:
    Bu safhada, söz konusu olay ve kahramanlıklar, sözlü gelenek yoluyla yayılır. Böylece bölgeden bölgeye ve nesilden nesle geçer.
    3- Derleme (yazıya geçirme) safhası:
    Bu safhada, sözlü gelenekte yaşayan destanı, güçlü bir şair, bir bütün halinde derleyip manzum olarak yazıya geçirir. Çoğu zaman bu destanların kim tarafından derlendiği ve yazıya geçirildiği belli değildir.
    2) (D)
    3) (D)
    4) (D)
    5) Bozkurt ve Ergenekon Destan’ıdır.
    6) Destan
    7)(a)


    SAYFA 54:
    HAZIRLIK:
    1)Tarihimizin ve dilimizin ilk en önemli belgeleri Göktürk Yazıtlar(Orhun Kitabeleri)dir.
    *Doğu Göktürklerine aittirler.
    *720,732,735 yıllarında dikilmişlerdir.
    *Vezir Tonyukuk, Bilge Kağan, Kültigin adına dikilmişlerdir.
    *YollugTigin adlı bir yazara yazdırmıştır.
    *Öz Türkçe ile yazılmıştır.
    *Türk hakanlarının Göktürkleri nasıl birleştirdiklerini, devleti nasıl idare ettiklerini, gelecek kuşakların ne yapmaları gerektiğini anlatan bir nutuk (söylev)tur.
    * Aslında birer mezar taşı olarak tasarlanmışlardır.
    * Taşların üç tarafı Göktürk alfabesiyle bir tarafı da Çince yazılmıştır.
    * Eserler şu an MOĞOLİSTAN sınırları içindedir.
    * 1900' lü yılların başında Strahlanberk tarafından bulunmuş, Danimarkalı Thamson tarafından okunmuşlardır.
    *Çinlilere karşı bağımsızlık savaşı yapan, Türk bütünlüğünü yeniden kurmak için içte ve dışta savaşan Göktürklerin hikayesi anlatılır bu yazıtlarda. Bu abideler 38 harfli olan Göktürk alfabesiyle yazılmıştır. Bunlardan en önemli olanları 3 tanedir.
    1.Bilge Tonyukuk Yazıtı: Dört bakana vezirlik etmiş olan Tonyukuk tarafından yazılmıştır. Daha çok Çinlilerle yapılan savaşlar anlatılmaktadır.
    2. Kül Tiğin Yazıtı: Göktürk hakanı Bilge Kağan'ın kardeşi Kül Tiğin'in ölümü üzerine Bilge Kağan tarafından dikilmiştir
    3. Bilge Kağan Yazıtı: Göktürk hakanı Bilge Kağan'ın ölümünden sonra yazdırılmış bir abidedir. Son iki yazar daha çok dönemin olaylarından, törelerden ve Bilge Kağan'ın ulusuna dilediği iyi dileklerden söz eder.
    UYGUR DÖNEMİ YAZILI ESERLERİ
    Göktürk devletinin yıkılmasından sonra kurulan uygur hanlıklarından kalma eserlerdir Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir. Bunlar turfan yöresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Uygurların kâğıda kitap basma tekniğini bildikleri anlaşılmaktadır. Dönemden kalma birçok hikâyenin yanında "kökünç" denilen bir ilkel tiyatro eserleri de vardır. Uygurlar bu eserleri 14 harfli uygur alfabesiyle yazmışlardır.Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek(yığın) adlı eserler Budizm'i anlatan dinsel metinlerdir.Ayrıca Irk Bitig (Fal Kitabı) ve Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi (İyi Düşünceli Şehzade ile Kötü Düşünceli Şehzade) adlı metinler vardır.
    2)Türklerin tarih boyunca kullandığı alfabeler
    Göktürk (Orhun) alfabesi: Metinleri Orta Asya’daki Orhun Nehri kıyısında bulunduğu için Göktürk veya Orhun ismi ile anılır. Orhun’da yerleşen Türkler tarafından kullanıldığı için de Türük, Türk Alfabesi denir. Türklere mahsustur ve Esik Kurgan yazısına benzer. Hunlar, Göktürkler ve sathi olarak da Asya ve Avrupa’ya yayılan Türk kavimleri, kullanmıştır. Bu alfabede resmin göze hitap ettiği ve ses haline geldiği açıkça görülür. Göktürk alfabesi otuz sekiz harften meydana gelir. Dördü sesli olup, sekiz sesi karşılar, gerisi sessizdir. Ayrıca ok, ko, uk, ku, ük, kü, nç, nd, gibi heceler ayrı harflerle gösterilmiştir. Sesli harfleri, sessizler okutur. Sağdan sola doğru yazılır. Tonyukuk, Kültigin ve Bilge Kağan hatırasına yazılıp, dikilen Orhun Abideleri bu alfabenin şaheser numunesidir. Bunlar ayrıca Türkçe'nin bilinen ilk yazılı metinleridir.
    Uygur alfabesi: Göktürklerden sonra Türkistan’da devlet kuran Uygurlardan adını alır. Uygurlar ve Türkistan’daki Türkler kullandı. On sekiz işaretten meydana gelir. Dördü sesli, gerisi sessizdir. Harfler umumiyetle birbirine bitişiktir, çok defa başta, ortada ve sonda olmak üzere üç şekli vardır. Sağdan, sola doğru yazılır. Sekizinci asırdan, on ikinci asra kadar yaygın, on beşinci asra kadar mevzii bir şekilde görülür. Bu yazının kâtiplerine, bakşı, bakşıgeri veya serbahşı adları da verilmiştir.
    Arap alfabesi: Türklerin topluca İslamiyet'i kabulünden, yani 10. asırdan sonra geniş bir sahada bütün Türk-İslam devletleri tarafından kullanıldı. Arap Alfabesi yirmi sekiz harf olmasına rağmen Türklerin kullandığı İslam harfleri otuz bir ile otuz altı harften meydana gelir. Sağdan sola doğru yazılan bu alfabe, bütün Türklüğü kucaklamış ve Türkçe'nin çeşitli lehçelerinde, pekçok kitap, kitabe yazılmıştır. Muazzam ve kesintisiz abidevi eserler bu alfabe ile verildi. Türkiye, İslam alemi ve dünyanın her yerindeki kütüphane ve kitapseverlerin kitaplıklarında İslam harfleriyle yazılmış milyonlarca Türkçe eser mevcuttur. Dünyanın en büyük ve muazzam arşivi, Türk - İslam alfabesiyle yazılan Türkçe evraklarla doludur.
    Kiril alfabesi: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği hudutları içinde yaşayan Türkler tarafından kullanılmaktadır. Kiril Alfabesi, ihtiyari olmayıp, Rus ve komünist emperyalizmin zoraki tatbikidir. Komünist idare, Türklere tek bir alfabe kullandırmayıp, milli birliği bozmak için on sekiz Türk boyuna değişik işaretli alfabe kullandırmıştır. Sunî bir Slav alfabesidir. Otuz sekiz harftir. On biri sesli, gerisi sessizdir. Soldan sağa doğru yazılır. Kullanma alanı, Rusya’daki Türkler içindir.
    Latin alfabesi: Bu alfabe, 1925 yılında ilk defa Azeri Türklüğü tarafından kullanılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra; 1928’de Türkiye’de kullanılmaya başlandı. Günümüzde, Türkiye ve Avrupa Türkleri kullanır. Latin asıllı yirmi dokuz harften meydana gelir. Sekizi sesli, gerisi sessizdir.
    Türkler; Orhun-Türk, Uygur-Sogd, Arap-İslam, Kiril-Slav ve Latin alfabelerinden başka Sogd, Mani, Brahmi, Süryani, Rum, Slav vs. gibi alfabeleri de kısmen kullanmışlardır.
    Kaynak: Genel Türk Tarihi / dallog.com


    3a) Türk adının geçtiği ilk edebi metin ve şuan bilinen en eski ve ilk Türkçe metin Göktürk yazıtlarıdır. Göktürk yazıtlarında; taşlar üzerine yazılmış ilk Türk tarihi, Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaşması, devletin ve milletin karşılıklı vazifeleri, Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası, Türk askerinin dehasının, Türk askerlik sanatının esasları, Türk feragat ve faziletinin anlatılması yönünde önemli bir yeri vardır Türk Tarihi açısından.
    Göktürk Yazıtları, Türk tarihi, toplum yaşamı, kültürel yapısı yönünden de aydınlatıcı bilgilerle doludur. Yazıtlar Göktürk Kağanlığı'nın resmi ağızdan yazılmış bir tarihi görünümündedir. Tarihte ilk kez Türk adıyla kurulan bu devlet bozkır devletlerinin belirgin özelliklerini taşır. Aynı soydan gelen bütün boylarını "il" adıyla oluşturacak yapıda merkezi otoriteye bağlanması, siyasal erkin hemen bütünüyle orduya dayandırılması, dolayısıyla da iktisadi gücün bu orduyla sağlanması.
    b)“Türklük bilincini oluşturmak ve Türk birliğini sağlamak.” Kendinden önceki Kağanlar gibi Bilge Kağan''da, Orta Asya''da Türk birliğini gerçekleştirmeyi siyasal amacı olarak her şeyin üstünde tutmuştur. Ulusuna geçmiş dönemin dağınıklığını, başka ulusların buyruğu alanında geçirilen yılların acılığını verirken çözümü de göstermektedir: “Bilgili ve cesur Kağanların çevresinde ulus toplanmak ve töreyi kurmak. Bir askerlik ve siyaset tarihinden çok farklı olmayan yazıtlarda, “il” e. Ulusal bilince ve ulusal birliğe verilen önemin her biçimde ön planda tutulması boşuna değildir. Var olanın temel koşulu budur. “Zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölümlü doğmuştur.” Ama “il” sonsuza dek yaşayacaktır…İl tutacak yer, Ötüken ormanı imiş. Ötüken ormanında daha iyisi hiç yokmuş…
    4) Yazılı edebiyat, Türkler arasında yazının kullanıldığı devirlerde başlayan bir edebiyattır. Eldeki en eski ürünler 5. ve 6.yüzyıllarda yazıldığı tahmin edilen Yenisey Kırgızlarına ait balbal adı verilen mezar taşlarıdır. Ancak bu yazıtlar, adlar ve birkaç sözcükten oluşan Türkçe sözlerden ibarettir. Bu yazıtlardaki alfabe daha sonraki dönemlerde kullanılan Göktürk alfabesine göre ilkel bir nitelik taşır.Bu yazıtlar çok tahrip olduğu ve okunamadığı için edebi bir belge niteliği taşımazlar...
    Bu sözle sözün söylenince unutulup gittiği, yazının ise asırlar sonrasına taşınabileceği gerçeği vardır.Yani "söz uçar, yazı kalır." da diyebiliriz.

    SAYFA 57:
    Döneme özgü özellikler:
    Kağanın "kut"lu olduğu inancı(Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağan...)
    Gök Tanrı inancı( inanç sistemi)
    Devlet idaresindeki birtakım unsurlarşadpıt, tarkat, buyruk beyleri...)
    Ordunun sevk edilmesi, düzenlenen askeri seferler
    Dönemin yer adlarıÖtüken,Şantung Ovası,Demir Kapı,İnci Nehri,Tibet)
    Çinlilerle anlaşmalar yapıldığı (siyasi zihniyet)
    Çinlilerle ipek,altın , gümüş ticareti yapıldığı (ekonomik zihniyet
    Çinlilerin Türklere yaptığı hileler, entrikalar...(siyasi ilişkiler)
    Kısa cümlelerin kullanılması, dilin ÖzTürkçe olması,anlatımda aliterasyonlar görülmesi,bir söylev niteliğinde olması edebi zevki yansıtmaktadır.
    1.ETKİNLİK:
    a) Orhun Yazıtları, Moğolistan'ın kuzeyinde, Baykal gölünün gü*neyinde, Orhun ırmağı vadisindeki Koşo Saydam gölü yakınla*rındadır. Bu yazıtlardan Kül Tigin ve Bilge Kağan Anıtları, Koçho Tsaydam bölgesindeki Orhun Irmağı civarında; Bilge Ton-yukuk Anıtları ise, Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarından yakla*şık 360 km uzakta, Tola Irmağı'nın yukarı yatağındaki Bayn Tsokto bölgesindedir.

    Göktürk alfabesi otuz sekiz harften meydana gelir. Dördü sesli olup, sekiz sesi karşılar, gerisi sessizdir. Ayrıca ok, ko, uk, ku, ük, kü, nç, nd, gibi heceler ayrı harflerle gösterilmiştir. Sesli harfleri, sessizler okutur. Sağdan sola doğru yazılır.
    b) Türk adının ilk geçtiği ve yazılı ilk edebi belgelerimiz olduğu için...
    c)Türk tarihi hakkında bilgi veren bu anıtlar, Türkler tarafından yazılmış ilk belgelerdir.
    Türk adının geçtiği ilk Türkçe metin özelliğini taşırlar.
    Yazıtlarda, Türk adı ilk olarak bir milleti ifade etmek üzere kullanılmıştır.
    Türk dili ve edebiyatının en eski örneğidir.
    Türk yazısının en eski alfabesiyle yazılmıştır.
    Orta Asya kültürünün en açık olarak ifade edildiği belge özelliğini taşırlar.
    Yazıtlarda, Türklerin tarihlerinin araştırılmasına imkan veren, ekonomik, sosyal ve kültürel hayatlarıyla ilgili bilgiler bulunmaktadır.
    Yazıtlar, sadece mezar taşları olmayıp, bütün Türk boylarına seslenen siyasî bir beyanname karakterini taşımaktadır.
    3) Metnin temel düşüncesi Bilge Kağan'ın milletine nutuk tarzında öğütleridir.Metnin içeriği de bu düşünceye paralel olarak söylev tarzında şekillenmektedir.
    4) tengri>Tanrı
    teg > gibi
    tengride > gökte
    olmış > olmuş
    kagan > kağan (g>ğ değişimi)
    ödke > zamanda (artık kullanılmıyor)
    olurtum > oturdum (ses değişikliğine uğramış)
    sabımın > sözümün (artık kullanılmıyor)
    tüketi > tamamıyla ( artık kullanılmıyor)
    eşidgil> işit ( e>i değişimi d>t değişimi ,-gil eki de emir kipi şeklinde kullanılmıyor)
    ulayu > bilhassa (kullanımdan düşmüş
    ini > küçük (kullanımda düşmüş)
    yiünüm> şeklini almış
    oğlanım> oğlum şeklini almış
    biriki>bütün (kullanılmıyor)
    oguşum > soyum (kullanımdan düşmüş)
    budun>millet ( kullanılmıyor)
    biriye>güneydeki
    begler> beyler ( g>y değişimiyle günümüze ulaşmış
    Bazı sözcüklerin günümüzde kullanılmadığı bazılarının da ses değişikliğine uğrayarak günümüze kadar geldiğini görüyoruz.
    5) Bengü taş; ebedî, sonsuz taş demektir. Özellikle ka*ğanların ve devletin ileri gelenlerinin ölümünden sonra, onlar adına bir anıt yaptırmak, Göktürklerde bir gelenek hâlini almış*tır. Diktirilen taşlar üzerine kağanlar istediklerini yazmış, bütün milletin ona göre davranmasını istemişlerdir. Bu sözlerin taşlar üzerinde ebedî olarak kalacağını ve Türk milletinin sonsuza ka*dar bunlardan ders alacağını düşündükleri için diktirdikleri taş*lara "bengü taş" adını vermişlerdir. Göktürklerden sonra Uy*gurlar bu geleneği devam ettirmişlerdir.
    2.ETKİNLİK:Okuduğumuz metinde Bilge Kağan sözünün herkes tarafından tamamen işitilmesini isteyerek söze başlamış, daha sonra yaptığı seferlerden bahsetmiştir.Milletine seslenerek Ötüken ormanında oturmaları halinde güvende olacaklarını Çinlilerin yaptıkları hileleri ve bu hilelere daha önce inananların ne hale geldiklerini, hakimiyetlerini nasıl kaybettiklerini bu yüzden de ancak birlik olarak ve beraber yaşayarak güvende olacaklarını belirtmiştir.

    SAYFA 61:
    6)"Bir gün Mihrace halka dağ, ırmak, göl ve ağaç tanrılarına dua etmelerini ve kurban sunmalarını emretti."
    "Sudaki şeytanlar vurup gemiyi sulara gömerler."
    "Eğer Burkan talihini bulursanız beni de unutmayınız, sizin talihinizle biz de bu günahkar bedenden kurtulalım."
    "O zaman kötü düşünceli Şehzade'nin gönlüne şeytan düşüncesi geldi"
    "Bunun üzerine Burkan (Buda)..." gibi söz ve ifadeler Uygurların dini inançlarını yansıtmaktadır.Bu ifadeler metnin dini içerikli olduğunu gösteriyor.
    7. Uygur dönemi metinlerin genel özellikleri:
    Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir.
    Bunlar Turfan yöresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır.
    Uygurların kağıda kitap basma tekniğini bildikleri anlaşılmaktadır.
    Dönemden kalma birçok hikayenin yanında “kökünç” denilen bir tür ilkel tiyatro eserleri de vardır
    Uygurlar bu eserleri 14 harfli Uygur alfabesiyle yazmışlardır.Her iki metin de dönemin zihniyetini yansıtır.

    3.ETKİNLİK:
    1.metin söylev(nutuk) niteliğindedir, 2. metinde böyle bir özellik yoktur.
    1.metinde GökTanrı inancı vardır, 2.metin Budizm'in öğretileri vardır.
    1.metin daha çok sosyal, siyasi içeriğe sahiptir, 2.metin dinsel içeriğe sahiptir.

    Kültür bir milletin sahip olduğu maddi ve manevi bütün ögeleri ifade eder.Edebiyat dille gerçekleştirilen bir etkinlik olarak kültürün içinde yer alır.Gerçekte kültürün temelini "dil" oluşturur.Biliyoruz ki dil, birçok kültür değerinin yaratıcısı olduğu gibi bunların çoğunun da taşıyıcısıdır.Yüksek kültür değerleri arasında yer alan edebi eserler de doğrudan dile dayanır.Peki kültür ile edebiyat arasında nasıl bağ vardır, aradaki ilişkiyi şöyle değerlendirebiliriz.Kültür edebiyata ayrı bir derinlik kazandırır, edebiyat da kültüre canlılık katar, onu zenginleştirir.Kültür ve edebiyat arasındaki bu etkileşim de dil vasıtasıyla olur.Az önce sanat eserleri yüksek kültür değerleridir dedik,örneğin Göktürk Yazıtları.Edebiyatımızın bu ilk şaheseri aynı zamanda Türk hitabet sanatının erişilmez bir örneğidir.Hükümdarane bir üslup ve ihtişamlı bir hitap tarzıdır.Bilge Kağan'ın milletine seslenirken "Dokuz Oğuz Beyleri, milleti!Bu sözümü iyice işit, adam akıllı dinle!Doğudan gün doğusuna, güneyde gün ortasına batıda gün batısına kuzeyde gece ortasına kadar onun içindeki millet hep bana tabidir.""Türk milleti Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın." gibi ifadeleri Göktürk Yazıtları'ndaki eşsiz hitabet sanatının örneklerinden sadece birkaçıdır.Bilge Kağan'ın bu sözleri çağları aşan bir kimliğe sahiptir.Onun milletine verdiği öğütler bugün de geçerliliğini korumaktadır.Başka devletlerin hilelerine aldanmanın ne hazin sonuçlar getirdiği bir gerçektir.İşte tarih bilinci kuşaktan kuşağa aktarılan bu gibi kültür değerleriyle oluşur.Yüksek kültüre de ancak Göktürk Yazıtları gibi edebiyat eserleriyle ulaşılabilir.

    SAYFA 62:
    8)Türklerin ilk yurdu Orta Asya'dır.
    Çok geniş bir bölge olan Orta Asya; doğuda Kingan dağları, ba*tıda Hazar denizi, kuzeyde Altay dağları ve Baykal gölü, güneyde Hindikuş ve Karanlık dağlarıyla çevrilidir
    Orta Asya Türklerinin yaşamlarının her alanına etki eden Bozkır kültürü ve yarı göçebe yaşam tar*zı, özellikle sosyal yapıyı şekillendirmiştir.
    Yaşa*dıkları coğrafyanın zor şartları karşısında ayakta kalabilmek için Türk toplulukları, teşkilatçı bir karakter kazanmışlardır.
    Hem siyasi hem de sosyal hayatın teşkilatlı düzeni, Türklerin tarih boyunca pek çok devlet kurmalarının temel sebe*bidir.
    Geniş bozkırların ortasında her an saldırıya açık, savunmasız bir coğrafyada yaşayan Türkler, mü*cadeleci ve savaşçı bir karakter kazanmışlardır. İpek Yolu, Türklerin yaşadığı coğrafyanın en önemli ekonomik kaynağıdır.
    Çin'den başlayarak, Orta Asya'yı geçen Anadolu'ya hatta Avrupa'ya ulaşan bu ticaret yolu, Türk-Çin savaşlarının da temel sebebidir.
    Bu yola hakim olan devletin zenginliğe kavuştuğu düşünülürse, verilen mücadeleler daha kolay anlaşılır. Göktürkler döneminde Çin sınırında ortak pazar şehirleri kurulmuş; canlı bir ticaret ortamı oluşturulmuştur. Bu dönemde Türkler daha çok hayvan ve hayvansal ürünler satmış, tarımsal gıdalar almışlardır.Yerleşik yaşama geçen Uygurlar döneminde tica*ret büyük gelişme göstermiştir.

    9) Sözlü dönemde de yazılı edebiyata ait ilk örneklerde de arı bir dil kullanılmıştır.Sözlü edebiyat döneminde daha çok ölüm, tabiat,aşk ayrılık gibi temalar üzerinde durulmuş;yazılı edebiyata ait ilk örneklerde ise daha çok sosyal, siyasi,idari konular ve dini içerik (uygur metinleri) vardır.

    4.ETKİNLİK:BKNZ. (hazırlık soruları)
    5.ETKİNLİK:Bknz. ( Hazırlık soruları)

    SAYFA 64:
    Göktürk Yazıtları:
    Metnin yazıldığı şartlar..."Dağılan Göktürkleri Bilge Kağan ve kardeşi Kül Tigin tarafından bir araya getirilişi ve Göktürk devletinin yeniden kuruluğu zamanki şartlar"
    Tema: Türk ulusunun benliğini unutmaması ve birlik olması gerektiği
    Hitabet özellikleri: Yer yer gerçekçi tarih dili; yer yer eleştiri cümleleri yer yer güçlü bir söylev dili kullanılmıştır."
    Tarihi ve kültürel önem: Türk yazı dilinin ilk edebi örnekleri olması
    Yazılış amacı:Türk ulusunun benliğini unutmaması ve birlik olması, düşmanın tatlı sözüne, hediyelerine kanmaması gerektiğini vurgulamak ve öğüt vermek için yazılmıştır.
    Metin yazarının özellikleri: Milletini seven,koruyan kişisel çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen,milleti için çalışmaktan bıkmayan, hesap vermekten çekinmeyen, lider özelliklerine sahip...
    Metnin hitap ettiği kitle:Türk milleti

    ONUNCU YIL NUTKU:
    Metnin yazıldığı şartlar: Cumhuriyet'in Kuruluşunun 10. Yıldönümü nedeniyle Kurtuluş Savaşı'nın hesabını veren, bir diğer deyişle ulusal mücadelenin kimlere karşı, niçin ve nasıl verildiğini anlatan, hem de bu mücadelenin Cumhuriyet kurulduktan sonraki safhasında yapılması gerekenler ve yapılacak olanlar...
    Tema:" Milletimizin tehlikelere karşı uyanık olması"
    Hitabet özellikleri: Güçlü bir söylev dili...
    Metin yazarının özellikleri:Milletini seven,koruyan kişisel çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen,milleti için çalışmaktan bıkmayan, hesap vermekten çekinmeyen, lider özelliklerine sahip...
    Metnin hitap ettiği kitle: TBMM üyelerinin şahsında Türk Milleti...

    6.ETKİNLİK:Her ikisinde de hitabetin özellikleri görülmektedir.İkisi de tarihi ve kültürel önemleri bakımından son derece değerlidir.Nutuk Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün Türk milletinin yeniden var olma savaşını; Göktürk Yazıtları ise Türk dilinin ilk edebi örneği olması dolayısıyla eşsiz bir değere sahiptir.
    2. "Yurttaşlarım!Büyük Türk Milleti!Türk Milleti!Kutlu olsun! Ne Mutlu Türk'üm Diyene!"
    3. Çinlilerin tatlı sözlerine , ipek kumaşına aldanmamayı,Güneye Çogay Ormanına Tögüldün Ovası'na gidilmemesi,Ötüken Ormanında oturmaları halinde güvende olacakları,milletin incitilmemesi, zahmet çektirilmemesi, beslenmesi gibi uyarı ve öğütler verilmektedir.
    7.ETKİNLİK:
    Göktürk Yazıtlarını (Orhun , Âbideleri), yazılı edebiyatımızın ilk ve muhteşem örneğidir. Modern Türkçemizin tüm kuralları, günümüzün bir çok sözcüğü, doğal ve olgun bir söyleyişle, sanki bugünün yapıtlarıymış gibi karşımızdadır.
    Bu yazıtlar, bu yönleriyle Türk tarihine ışık tutan önemli belgelerdir. Göktürk Yazıtları, bir hakanın, halkına hesap vermesi, halkın devlete, millete karşı görevlerinin hatırlatılması, düşmanın hilelerine nasıl karşılık verileceğinden söz edilmesi ve Türklerin yüksek ahlak ve seciyesinin anlatılması açısından önemlidir.
    Bu anıtlar Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metindir. Türk tarihinin taşlar üzerine yazılmış ilk belgesidir.
    Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün yazılı belgesidir.
    Türk hitabet sanatının erişilmez bir şaheseridir. Hükümdârâne eda ve ihtişamlı bir hitap tarzının yazılı örneğidir. Yalın ve keskin üslubun şaşırtıcı örnekleridir. Türk dilinin kaynağı, Türk yazı dilinin başlangıcının bilinmeyen dönemlere kadar gittiğinin delilidir.
    Eski Türkçeyi gerek Göktürk, gerekse Uygur Türklerinin bıraktığı eserlerden takip ettiğimiz için de bu yazıtlar, ayrı bir öneme sahiptir...

    SAYFA 65:
    DEĞERLENDİRME:
    1) bknz: 7.etkinlik
    2) (D)
    3) (Y)
    4) (D)
    5) Göktürk alfabesidir.
    6) Budizm ve Maniheizm
    7) (C)
    8) (E)

    SAYFA 66:
    1) Göçebe hayatın izleri, avcılık ve hayvancılıkla uğraşmaları, Gök Tanrı, Maniheizm ve Budizm dinleri, yuğ,sığır,şölen törenleri eski Türk şiirlerine yansımıştır, yani bu şiir örnekleri dönemin zihniyetini yansıtır.
    2) (D)
    3) (D)
    4) (D)
    5) koşuk
    6) sagu
    7) (E)
    8) (E)
    9) (C)
    10) ( D)

    SAYFA 67
    11) (D)
    12) (A)
    ßİ TEŞEKKÜRÜ ETSİN ETMEYİNNN....!
    atan, didar684, ela qozlum ve diğer 6 kişi bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş