8. Sınıf Türkçe (Genel) [Konu Anlatımı]

Konu 'Türkçe Ders Notları' bölümünde мoʀαoʀ tarafından paylaşıldı.

  1. мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94



    Sözcükte Anlam


    Dilin bir iletişim aracı olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Sözcükler bir dilin temel taşlarıdır. Konuşurken ya da yazarken hep sözcüklerden yararlanırız. Bu yüzden sözcüklerin anlamlarını çok iyi bilmemiz gerekir. Kullandığımız sözcüklerin anlam özelliklerini yeterince bilmiyorsak, anlatımlarımızda belirsizlik veya yanlışlıklar olur.
    Türkçe, çok anlamlılık bakımından oldukça zengindir. Bir sözcüğün birden çok anlamda kullanıldığını, yazılı ve sözlü anlatımlarda hepimiz görmüşüzdür. Anlamını çok iyi bildiğimiz bir sözcük farklı cümlelerde hiç bilmediğimiz anlamlarda kullanılabilir.
    El sözcüğünü ele alalım:

    El sözcüğünün gerçek anlamı, "kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan, tutmaya ve iş yapmaya yarayan bölümüdür."

    "Elimi kapıya çarptım." cümlesinde el sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmıştır.

    "Eren'in eliyle ona mektup gönderdim." Bu cümlede ise el sözcüğü, bildiğimiz anlamın dışında bir anlamda kullanılmıştır.

    İşte sözcüklerin kullanıldıkları yerlere göre kazandıkları anlamlara gerçek, mecaz, terim ve yan anlam denir.


    Gerçek (Temel) Anlam:

    Bir sözcüğü okuduğumuzda veya duyduğumuzda aklımıza gelen ilk anlama gerçek anlam denir.

    sözcüğü, yemek yeme ihtiyacı olan anlamındadır; tokun karşıtıdır.

    "Dün akşamdan beri açım." cümlesinde aç sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmıştır.

    Ateş sözcüğünün gerçek anlamı, yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışıktır.

    "İzciler kamp ateşinin etrafında toplandılar." cümlesinde ateş sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmıştır.

    Çocuk sözcüğünün gerçek anlamı, küçük yaştaki oğlan veya kızdır.

    "Kapının önünde ağlayan çocuğun başını okşadı." cümlesinde çocuk sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmıştır.

    Mecaz (Değişmece) Anlam:

    Bir sözcüğün, gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak başka bir anlamda kullanılmasına mecaz anlam denir.

    "Ne insan, istiyor ki bütün dünya benim olsun." cümlesinde aç sözcüğü gözü doymaz anlamında kullanılmıştır.

    "Böyle davranarak kendinizi ateşe atıyorsunuz." cümlesinde ateşsözcüğü tehlike, felaketyerine kullanılmıştır.


    "Kırk yaşına gelmiş, ama daha çocuk." cümlesinde yaşına uygun davranışta bulunmamak anlamıyla kullanılmıştır.

    Örnek Soru: (2006-OKS)

    Nihayet sabah oldu. Gecenin keskin ayazına yenik düşmedim. Yorgunluktan yataklarında sızıp kalanları uyandırmakla işe başladım. Biraz acele edersek güneş yükselmeden yola çıkabilirdik.

    Parçada altı çizili sözcüklerden hangisi mecaz anlamıyla kullanılmıştır?

    A) Nihayet B) Yükselmeden
    C) Sızıp D) Keskin

    Yanıt: D

    Yan Anlam:

    Bir sözcüğün, gerçek anlamından kopmadan değişik anlamlarda kullanılmasına yan anlam denir.
    "Yaprak" sözcüğünü ele alalım:
    Yaprak sözcüğünün gerçek anlamı, "bitkilerde solunum ve terleme gibi olayları gerçekleştiren organdır."

    "Çınarın yaprakları çabuk sarardı." cümlesinde yaprak sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmıştır.
    "Bu tepsideki baklavada seksen yaprak var." cümlesinde ise yaprak sözcüğü yufka anl***** gelerek yan anlamıyla kullanılmıştır.
    "Kırk yapraktan oluşuyor bu kitap." cümlesinde yaprak sözcüğü "ön ve arka yüzü oluşturan kâğıtlardan her biri" anl***** gelmektedir.
    "Bırakmak" sözcüğünü gerçek ve yan anlamlarıyla kullanalım:
    Bırakmak sözcüğünün anlamı, "elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak"tır.
    "Karşıdan karşıya geçerken çocuğun elini bırakma." cümlesinde bırakmak sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmıştır.

    "Onunla görüşmeyi haftaya bırak." cümlesinde bırakmak sözcüğü ertelemek anl***** gelerek yan anlamıyla kullanılmıştır.

    "Bırakın, içeri girsin." cümlesinde ise bırakmak sözcüğü engel olmamak anlamıyla kullanılmıştır.
    Örnek Soru: (2006-OKS)

    1. Bütün eşyalarını toplayıp bize yerleşti.
    2. Çocuk, bozuklukları istemeyince ona bütün para verdi.
    3. Bütün bir ekmeği, bir öğünde bitirdi.
    4. Bilgisayarla ilgili bütün dergileri takip ederdi.

    "Bütün" sözcüğü yukarıdaki cümlelerde kaç değişik anlamda kullanılmıştır?
    A) 1 B) 2 C) 3 D) 4
    Yanıt: C

    Terim Anlam:
    Sözcüğün bir bilim, bir sanat veya bir meslek dalıyla ilgili olarak kullanılmasına terim anlam denir.
    "Türkçede kökler ikiye ayrılır." cümlesinde kök sözcüğü, dilbilgisi terimi olarak kullanılmıştır.
    "Top taca çıktı." cümlesinde taç sözcüğü, futbol terimi olarak kullanılmıştır.
    Uyarı: Bir sözcüğün terim olabilmesi için yukarıda verilen tanıma uyması gerekir.

    • "Yaşlının, artık direnci kalmadı."
    • "Altının direnci bakıra göre azdır."
    Birinci cümlede direnç sözcüğü terim değildir; ikinci cümlede ise fizikle ilgili bir terimdir.

    Ağız sözcüğünü aşağıdaki cümlelerde gerçek, yan, mecaz ve terim anlamlarıyla kullanalım:

    • "Çocuğun ağzında bir şey vardı." (gerçek anlam)
    • "Bıçağın ağzı keskin değildi." (yan anlam)
    • "O, kimseye ağız açtırmadı." (mecaz anlam)
    • "Rumeli ağzıyla konuşuyor." (terim anlam)
    Örnek Soru:

    Aşağıdaki cümlelerde geçen altı çizili sözcüklerden hangisi terim anlamlıdır?
    A) Hayatımızı bu açıdan ele alalım.
    B) Uzmanlar, henüz hücrenin yapısını çözememişler.
    C) Suyun içinde bazı cisimler vardı.
    D) Kış aylarında soğuk algınlığına dikkat edin.

    Yanıt: B

    Somut-Soyut Anlamlı Sözcükler:

    Somut sözcük, varlığını beş duyu organımızın (göz, kulak, dil, burun ve cildimiz) en az biriyle algıladığımız varlıkların isimleridir.

    • Ses, soğuk, ışık, hava, elektrik...
    Soyut sözcük, varlığını beş duyu organımızla değil, akıl ve düşünce yoluyla kavradığımız varlıkların isimleridir:


    • Sevgi, rüya, nefret, ruh, hayal...

    Somutlaştırma:

    Soyut varlıklara, somut varlıkların özelliklerini kazandırmaktır.
    "Kimlik" soyut anlamlı bir sözcüktür; "kimliği bilinmeyen bir kadın" örneğindeki gibi. "İçeri girerken bir görevli bana kimliğimi sordu." cümlesinde "kimlik", "kim olduğunu ortaya koyan belge, hüviyet" yerine kullanılarak somut anlam kazanmıştır.
    "Başarı basamaklarını hızla tırmandı."
    Bu cümlede başarı sözcüğü soyuttur; ama basamak gibi düşünülerek somutlaştırılmıştır.

    Soyutlaştırma:
    Somut varlıklara, soyut kavramların özelliklerini vermektir.
    "Bitirme tezini hangi dalda hazırladın?"
    Dal sözcüğü asıl olarak ağacın bir bölümüdür, yani somuttur; bu cümlede mecazlaşarak branş anl***** gelmiş, soyutlaşmıştır.
    "Arkadaşın bize sıcak davrandı."
    Sıcak sözcüğü somut anlamlı olduğu hâlde, bu cümlede samimi anl***** gelerek soyutlaşmıştır.
    Örnek Soru:

    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde somutlamaya örnek vardır?
    A) Sen, sevgimi yerlere attın.
    B) Bazen duygularımızı anlatamayız.
    C) Akıl, her zaman her şeyi kavramaz.
    D) Göz, insanın en önemli organıdır.

    Yanıt: C

    Eş Anlamlı (Anlamdaş) Sözcükler:
    Aynı anlamı karşılayan sözcüklere anlamdaş sözcükler denir.

    • Siyah=kara

    • yollamak=göndermek

    • sözcük=kelime

    • baş=kafa
    * Sözcüklerin eş anlamlı olup olmadıkları cümledeki anlamlarıyla ilgilidir.
    "Çöplükten pis koku çıkıyor."
    Bu cümlede geçen çıkmak eyleminin gerçekte bir eş anlamı yoktur. Ancak bu cümlede yayılmak anl***** geldiğinden çıkmak eyleminin eş anlamlısı bu cümle için yayılmak eylemidir.

    Örnek Soru: (1993-EML)

    "Bilmek" kelimesi aşağıdaki cümlelerin hangisinde "anlamak" anlamında kullanılmıştır?
    A) Kuşların çırpınışından yem mi, su mu istediklerini bilirim.
    B) Onu dost biliyordum; ama zor günümde görünemedi.
    C) Bu işte ben, başkasını değil, seni bilirim.
    D) Hepimiz konuşuyoruz; ama ana dilimizi bilmiyoruz.

    Yanıt: A

    Karşıt (Zıt) Anlamlı Sözcükler:

    Anlamca birbirinin karşıtı olan sözcüklerdir.

    • uzun/kısa

    • iyi/kötü

    • tembel/çalışkan
    * Sözcüklerin karşıt anlamlı olabilmesi için her ikisinin de gerçek ya da mecaz anlamlı olması gerekir.

    • "Dün akşam bize geldi." (gerçek anlam)

    • "Bu işin sonu neye gider?" (mecaz anlam)

    Yukarıdaki cümlelerde gelmek ve gitmek birbirinin karşıtı değildir; çünkü gelmek gerçek, gitmek mecaz anlamıyla kullanılmıştır.


    • Ayağı takılıp yere düştü; ama hemen kalktı.
    Bu cümlede geçen "düştü" ve "kalktı" sözcükleri karşıt anlamlıdır.
    Uyarı: Olumsuz sözcükler birbirinin karşıt anlamlısı değildir.

    • kirli/kirsiz

    • evli/evsiz

    • geldi/gelmedi

    • okudu/okumadı

    Örnek Soru: (2006-OKS)

    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcükler birbiriyle karşıt anlamlı olarak kullanılmamıştır?
    A) Pazarlama işinden iyi para kazandı; ama kötü harcadı.
    B) Kaba tezgâhlarda dokunan kilimlerin ince motifleri vardı.
    C) İnsan dostunu da düşmanını da zor günlerinde tanıyor.
    D) Yokuşta zorlanan atlarımız inişte rahat etti.


    Yanıt: A

    Sesteş (Eş sesli) Sözcükler:

    Dilimizde bazı sözcüklerin yazılışları, okunuşları aynı; anlamları farklıdır. Bu tür sözcüklere sesteş sözcükler denir.
    çay: bitki
    çay: akarsu

    gül: çiçek
    gül: gülmek eylemi

    at: hayvan
    at: atmak eylemi

    taş: kaya parçası
    taş: taşmak eylemi

    dal: ağacın bölümü
    dal: dalmak eylemi

    bin: sayı
    bin: binmek eylemi

    Uyarı: ama/âma, eyer/eğer, hala/hâlâ, kar/kâr, aşık/âşık... Bu sözcükler birbirinin sesteşi değildir; çünkü yazılışları farklıdır.


    • "Bu kitaplar bende vardı."
    • "Köye erken vardı."
    'Bu cümlelerde var sözcükleri birbirinin sesteşidir. Birinci cümlede var, yok sözcüğünün karşıtı; ikinci cümlede var, ulaşmak eylemi anlamındadır.

    • "Karabatak suya daldı."
    • "Uzmanlığını hangi dalda tamamladı."
    Bu cümlelerde dal sözcükleri birbirinin sesteşi değildir; çünkü birinci cümlede dal sözcüğü gerçek anlamıyla, ikinci cümlede dal sözcüğü ağacın bir organı olan dal sözcüğünün yan anlamıyla kullanılmıştır.
    Örnek Soru:

    Bülbül güle "gül" dedi
    Gül gülmedi gitti.
    Bülbül güle, gül bülbüle
    Yâr olmadı gitti.

    Parçada altı çizili kelimeler aşağıdakilerden hangisidir?
    A) Eş anlamlı B) İkileme
    C) Zıt anlamlı D) Eş sesli

    Yanıt: D
    Yansıma Sözcükler:

    Doğadaki varlıkların çıkarmış oldukları seslerden etkilenerek ortaya konan sözcüklere yansıma denir.

    • Cız, gür, şır, pat, tık, hav, me, cik...
    Aşağıdaki cümlelerde geçen altı çizili sözcükler yansımalardan türemiştir:

    • "Yağın cızırtısını balkondan duydum."
    • "Dün gece, suyun şırıltısından uyuyamadım."
    • "Sabahlan koyun kuzu meleşir."
    Aşağıdaki cümlelerde geçen altı çizili sözcükler yansıma sözcük değil, çıkan sesin adıdır.
    "Aslanın kükremesiyle orman canlandı."
    "Kuşların ötmesi ne güzel."

    Uyarı: Yansımada mutlaka ses olmalıdır, ses anlamı yoksa yansıma değildir.

    • Kabartı, morartı, parıltı, ışıltı... gibi sözcükler yansıma değildir.
    Örnek Soru:

    Aşağıdaki cümlelerin nangisınae altı çizili sözcük yansıma değildir?
    A) Makinenin gürültüsü artık çekilmiyor.
    B) Tavan arasındaki tıkırtıları duydun mu?
    C) Kedi, bahçede acı acı miyavlıyor.
    D) Çocuğun ellerinde kızartılar vardı.

    Yanıt: D
    Dolaylama:
    Bir sözcükle anlatılabilecek bir varlık ya da kavramı birden çok sözcükle anlatmaktır.

    • balık ==> derya kuzusu
    • aslan ==> ormanların kralı
    • sinema ==> beyaz perde
    • turizm ==> bacasız sanayi
    • kaleci ==> file bekçisi
    Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi bir varlık, birden çok sözcükle anlatılmıştır.
    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde dolaylamaya örnek vardır?
    A) Futbolcu meşin yuvarlağı dışarı attı.
    B) Memleket hasreti, artık çekilmez oldu.
    C) Kara tren siyah dumanlar çıkararak gelir.
    D) Yol yapım çalışmaları bütün hızıyla sürüyor.

    Yanıt: A

    İkilemeler:
    Anlatımı güçlendirmek için eş anlamlı, karşıt anlamlı sözcüklerin veya aynı sözcüğün tekrar edilmesiyle oluşan söz gruplarıdır.
    Dilimiz ikilemeler yönüyle oldukça zengindir. İkilemeler farklı farklı şekillerde karşımıza çıkar. Şimdi ikilemelerin oluşumunu birlikte inceleyelim:
    a. Aynı sözcüğün tekrarlanmasıyla oluşan ikilemeler: mışıl mışıl, iri iri, ağır ağır...

    • "Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik."
    b. Karşıt anlamlı sözcüklerden oluşan ikilemeler: ileri geri, bata çıka, büyük küçük...

    • "İki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece."
    c. Eş anlamlı sözcüklerden oluşan ikilemeler: akıllı uslu, ses seda, güçlü kuvvetli...

    • "Evde ses seda yoktu, bir boşluk karşıladı bizi."
    d. Yakın anlamlı sözcüklerden oluşan ikilemeler: yalan yanlış, eş dost, şöyle böyle, ağır aksak...

    • "Her zaman kılık kıyafetine önem verirdi."
    e. Biri anlamlı, diğeri anlamsız sözcükten oluşan ikilemeler: eski püskü, eğri büğrü, yarım yamalak, çer çöp, konu komşu...


    • "Yine saçma sapan konuşuyor."
    f. Her ikisi de anlamsız sözcükten oluşan ikilemeler: ıvır zıvır, eften püften, mırın kırın... "Kahvaltıdan sonra abur cubur yeme."

    Uyarı: İkilemeler arasına noktalama işareti konmaz.



    Deyim Aktarması:
    Doğadaki varlıklar için kullanılan sözcükleri insanlar için kullanmaktır.

    • "Arkadaşımın babası çok sert bir insandı."
    Bu cümlede sert sözcüğü doğadaki varlıkların bir niteliğidir, oysa bu cümlede karakter bakımından sinirli anlamında kullanılmıştır.

    • "Sen daha çiğsin."
    Bu cümlede de çiğ sözcüğü yetişkin olmayan anlamıyla kullanılarak doğadan insana aktarma yapılmıştır.

    Örnek Soru:

    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde doğaya ait bir özellik insana verilmiştir?
    A) Kış, bütün şiddetiyle geliyor.
    B) Kuşlar, karın yağmasıyla yuvasız kaldı.
    C) Ne katı kalpli bir insanmış o.
    D) Bebek, nasıl da sevimli görünüyor.

    Yanıt: C
    Duyular Arası Aktarma:

    Bir duyu ile ilgili bir ayrıntının başka bir duyu için kullanılmasıdır.

    • "Kör bıçakla etleri doğramış."
    Kör sözcüğü görme duyusuyla ilgilidir; ancak bu cümlede dokunma duyusuyla ilgili kullanılmıştır. Çünkü bıçağın kör olup olmadığını dokunarak anlarız.

    • "Yumuşak sesli biriydi."
    Yumuşak sözcüğü dokunma duyusuyla ilgili olduğu hâlde bu cümlede işitme duyusuyla ilgili kullanılmıştır.

    Örnek Soru:

    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde duyular arası aktarma yapılmıştır?
    A) Kalın bir palto giymiş.
    B) Yemekler bugün daha tuzsuzdu.
    C) Parkta ağaçlar mis gibi kokuyor.
    D) Odada keskin bir ilâç kokusu vardı.

    Yanıt: D
    Ad Aktarması (Düz Değişmece):

    Bir sözcüğü benzetme amacı gütmeden başka bir sözün yerine kullanmaya ad aktarması denir. Ad aktarması farklı şekillerde oluşur:
    a. Bütün söylenerek parça anlatılır:
    "Gemi Samsun'a yanaştı." cümlesinde Samsun sözcüğü ile anlatılmak istenen Samsun'daki liman hatta bir iskeledir.
    b. Parça söylenerek bütün anlatılır:
    "Boğaz sularında yelkenler bir kuğuyu andırıyor." cümlesinde yelken sözcüğü teknenin bir parçasıdır. Yelken sözcüğü söylenerek yelkenli tekne
    anlatılmıştır.

    c. Kişi söylenerek eser anlatılır:
    "Tatilde Reşat Nuri'yi okudum." cümlesinde Reşat Nuri'yle anlatılmak istenen onun eserleridir.
    d. Bir varlık söylenerek içindekiler anlatılır:
    "Önündeki tabağı bitireceksin." cümlesinde tabak sözcüğü ile anlatılmak istenen, tabağın içindeki yemektir.
    Örnekler:

    • "Olaya, Ankara tepki gösterdi."
    • "Yine kaloriferler yanmıyor."
    • "Ayağını çıkar da gel."
    Örnek Soru:
    "Güneş girmeyen eve, doktor girer."

    Bu cümledeki altı çizili sözcükte görülen anlam olayının benzeri aşağıdaki cümlelerin hangisinde vardır?
    A) Ceylan güzeli gözlerini düşünüyorum.
    B) Seher yellerine saldım hasretimi.
    C) Bu anlattıklarımı bilen tek kişi, sensin.
    D) Uçağımız Ankara'ya az önce indi.

    Yanıt: D
    Genel ve Özel Anlamlılık:

    Kimi sözcüklerin karşıladıkları varlıkların alanı ger ken kimilerininki daha sınırlı olabilir; sözcüklerin özelliklerine genel ve özel anlamlılık denir.
    En genel anlamlı sözcük varlıktır. Çünkü canlı can her şey varlık içine girer.
    Genelden özele bir sıralama yapalım: Canlı==>hayvan==>kuş==>atmaca
    Özelden genele: Köy==>ilçe==>il==>ülke
    Aşağıdaki cümlelerde genelden özele sıralanış vardır:

    • "Köyümü, ailemi ve annemi özledim."

    • "Kitabı özellikle romanı çok severim."
    Aşağıdaki cümlelerde ise özelden genele doç sıralanış vardır:


    • "El kesilir, kolu kurtarmak için."
    • "Sözcükler cümleleri, cümleler paragrafı oluşturur
    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde özelden genele doğru bir anlatım vardır?

    A) Petrol ürünlerinden benzine zam geldi.
    B) Türk tarihinde Çanakkale Savaşı'nın yeri önemliı
    C) Alfabenin yirmi dördüncü harfi t'dir.
    D) Çocukluk günlerim ömrümün en güzel dönemidir.

    Yanıt: D
    Sözcükler Arasındaki İlişkiler:
    Dilimizde sözcükler arasında çeşitli ilişkiler vardır. Bu ilişkiler eş anlam, zıt anlam olduğu gibi başka anlam özellikleri de olabilir.

    Okul - öğrenci arasındaki ilişkiyi bulalım. Öğrenci okulda eğitim görür. Bu ilişkinin benzeri kışla - asker sözcüklerinde vardır. Çünkü asker, kışlada eğitilir.
    Örnek Soru: (199-LGS)

    Aşağıdaki sözcük çiftlerinden hangisinde "kalem-kağıt" arasındakine benzer bir ilişki vardır?
    A) Fırça - boya B) Sözcük - cümle
    C) Sayfa - defter D) Tebeşir - tahta

    Yanıt: D
  2. мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94
    Atasözleri ve Vecizeler (8. Sınıf)


    Geçmişte yaşamış insanların deneyim ve gözlemleri sonucu söyledikleri özlü sözlerdir.
    Atasözleri, anonimdir; yani söyleyeni bilinmez. Atasözleri özlü sözlerdir, az sözle çok şey anlatır.
    Atasözlerinin özellikleri:
    ** Atasözleri kalıplaşmış sözcüklerdir. Sözcükleri değiştirilemeyeceği gibi, sözcüklerin yerleri de değiştirilemez.
    "Ayağını yorganına göre uzat." yerine, "Ayağını battaniyene göre uzat." denmez.
    ** Atasözleri genellikle mecaz anlamlıdır: "Mum dibine ışık vermez." Gerçekte de mumu yaktığımızda dibine ışık vermez. Ancak anlatılmak istenen mumun dibine ışık vermemesi değil, başkalarına yardımı dokunan insanın kendi yakınlarına yardım etmemesidir.
    "Ay ışığında ceviz silkilmez."
    "Ayağını yorganına göre uzat."
    "Güneş balçıkla sıvanmaz."
    ** Gerçek anlamlı olan atasözleri de vardır. "Bugünün işini yarına bırakma." "Son pişmanlık fayda etmez." ...

    Örnek Soru: (1997-FL/AÖL)

    "Bilgisiz, yeteneksiz kişi, kendisine verilen görevde tutunamaz." cümlesinde verilen düşünceyi aşağıdaki atasözlerinden hangisi karşılar?
    A) İş bilenin, kılıç kuş*****n.
    B) İşleyen demir pas tutmaz.
    C) İş insanın aynasıdır.
    D) Boş çuval dik durmaz.

    Yanıt: D


    Örnek Soru: (2004-LGS)
    İnsanların genel eğilimi, bir sözü kim söylerse söylesin, bu sözde kendisinin peşin olarak benimsediği yargıları aramaya ve bulmaya yöneliktir. İnsanlar "Ne yapmam gerekiyor söyle." diye haykırır; ama bu haykırışlarında şu emir saklıdır. "Söyleyeceğin şey benim yapmak istediğim şey olsun."

    Paragraftaki düşünceyi destekleyen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?
    A) Söyleyenden dinleyen arif gerek.
    B) Sözü söyle alana, kulağında kalana.
    C) Akılları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi aklını almış.
    D) Akıl olmayınca başta, ne kuruda biter ne yaşta.

    Yanıt: C
    Vecize (Özdeyiş)

    Bilge kişilerin söylemiş oldukları özlü sözlerdir. Vecizelerin sözcükleri değiştirilebilir.
    "İstikbal göklerdedir." Atatürk

    "Kitapsız bir ev, ruhsuz bîr vücuttur." Çiçero

    "Sopayla kilime vuran, kilimi dövmez, tozlarını silker." Mevlana
  3. мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94
    Cümlede Anlam (8. Sınıf)


    Bir duyguyu, bir düşünceyi anlatan sözcük ya da sözcük gruplarına cümle denir.

    Sınavlarda cümle anlamıyla ilgili çok sayıda soru sorulmaktadır. Bu yüzden bu konuyu tam olarak kavramalısınız. Cümle anlamıyla ilgili soruların bir kısmı kavramlarla (nesnel-öznel yargı, tanım, eleştiri...) ilgili, bir kısmı da doğrudan cümlenin anl***** yönelik sorulardan oluşur.
    Yargı: Doğruluğu ya da yanlışlığı söz konusu olan; kişi, durum ve nesnelerle ilgili değerlendirmelerdir. Yargı ikiye ayrılır:

    a. Nesnel Yargı: Doğruluğu ya da yanlışlığı kanıtlanabilen, kişiden kişiye değişmeyen yargılardır.
    "Türkçede yirmi beş harf vardır." cümlesi yanlıştır, ama nesnel bir yargıdır; çünkü yanlış olduğunu kanıtlayabiliriz.
    "Türkiye'nin en yüksek dağı Ağrı Dağı'dır." cümlesi de nesneldir, doğruluğu kanıtlanabilir.
    "Bu hikâyede öksüz bir çocuğun yaşadıkları anlatılıyor." cümlesi de nesneldir. Hikâyeyi okuyarak doğruluğunu veya yanlışlığını kanıtlayabiliriz.

    Aşağıdaki yargılar da nesnel yargılardır:

    • "Ozanımız bu şiirinde hayatı merdivene benzetmiştir."
    • "Akdeniz'in tuzluluk oranı Karadeniz'e göre yüksektir."

    b. Öznel Yargı: Doğruluğu ya da yanlışlığı kanıtlanamayan, kişiden kişiye değişen yargılardır.
    "Kuşların en güzeli kanaryadır." Bu cümlede en güzel sözleri öznellik ifade eder; çünkü güzellik kişiden kişiye değişir. Bir başkasına göre en güzel kuş, bülbül ya da güvercin olabilir.
    "Okumamak en kötü hastalıktır." Bu cümlede de en kötü sözü öznellik bildirir. Bu görüş, kişiden kişiye değişebilir.
    "Ömer Seyfettin, hikâyelerinde etkileyici bir dil kullanmıştır." cümlesinde etkileyici sözcüğü öznellik anlatır.

    Aşağıdaki cümleler de öznel yargılardır:

    • "Tiyatro bir toplumun en önemli eğitim kurumudur."
    • "Zavallı insanlar bu kurak yerlerde yaşıyorlar."
    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisi kanıtlanabilirlik bakımından diğerlerinden farklıdır?
    A) Türkçe sondan eklemeli bir dildir.
    B) Halk ozanları, hece ölçüsünü kullanmışlardır.
    C) Son yıllarda kimi yazarlar ilginç konuları ele aldılar.
    D) Bu yazar, hikâyelerinde devrik cümle kullanmamıştır.
    Yanıt: C
    Değerlendirme (Yorum):
    Bir eser ya da kişi hakkında belli bir bakış açısıyla olumlu veya olumsuz yönlerini göstererek bir yargıya varmaya değerlendirme denir. Değerlendirmeler genellikle özneldir.
    "Romanlarında toplumun aksak yönlerini iğneleyici bir şekilde anlatmış." cümlesinde yazarın anlatımıyla ilgili bir yorum yapılmıştır.
    "Yunus Emre, şiirlerinde insan sevgisini yalın bir dille aktarmıştır." cümlesinde Yunus Emre'nin konuyu anlatış biçimi değerlendirilmiştir.
    "Hikâyelerindeki kişiler ve olaylar gerçek hayattan uzak." cümlesinde de, sözü edilen hikâyelerin değerlendirilmesi yapılmıştır.
    Örnek Soru:

    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "değerlendirme" söz konusu değildir?
    A) Yazarın ilk öykü kitabı "Ceviz Oynamaya Geldim Odana"dır.
    B) Gerekli kaynakları olsaydı sınavı kazanırdı.
    C) Şairin insanı etkileyici, akıcı bir anlatımı vardı.
    D) Bugünkü davranışlarını ona pek yakıştıramadım.
    (2005-OKS)
    Yanıt: A

    Koşula Bağlılık:
    Bir eylemin gerçekleşmesini başka bir durum ya da eylemin olmasına bağlayan cümlelerdir.
    "Rüzgâr çıkarsa denize açılmayın." cümlesinde denize açılmanın koşulu rüzgârın çıkmamasıdır.
    "Çabuk gelmek üzere gidebilirsin." cümlesinde birinin gidebilmesinin koşulu çabuk gelmesidir.
    "Filmi izleyebilirsin, ama daha önce ödevlerini yapacaksın." cümlesinde filmi izleyebilmesinin koşulu ödevlerini yapmasıdır.
    "Soru çözdükçe başarınız artacaktır." cümlesinde ise başarının artması, soru çözme koşuluna bağlanmıştır.
    Örnek Soru:

    "Üzere" sözcüğü aşağıdaki cümıeıerın nangısıne koşul anlamı katmıştır?
    A) Yeniden yollara düşmek üzere evden ayrıldı.
    B) Anlaşmada belirtildiği üzere ödemeler zamanında yapıldı.
    C) Yarın getirmek üzere istediğin kitabı alabilirsin.
    D) Ümitler ümitsizliğe dönüşmek üzere iken geldi.
    (2006-OKS)
    Yanıt: C

    Neden-Sonuç İlişkisi:
    Bir eylemin gerçekleşmesinin veya gerçekleşmemesinin bir nedene bağlandığı cümlelerdir.
    "İçine kapanık biri olduğu için sorunlarını kimse bilmiyor." cümlesinde sorunlarının bilinmemesinin nedeni içine kapanık olmasıdır.
    "Çocuklar aşırı sıcaktan parklardaki havuzlara giriyor." cümlesinde çocukların havuzlara girmesinin nedeni havaların aşırı sıcak olmasıdır.
    "Onu hiç unutmayacağım çünkü bana çok yardım etti." cümlesinde de unutmamasının nedeni yardım etmesidir.
    Uyarı: İçin edatı "-mak/-mek için" biçiminde kullanılırsa neden sonuç ilişkisi değil amaç sonuç ilişkisi kurar.

    • Evde kitap okuyamadığı için kütüphaneye gitti. (amaç-sonuç)


    Örnek Soru:

    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde neden-sonuç ilişkisi vardır?
    A) Harman yerinde doğmuş, çocukluğu da o köyde geçmişti.
    B) Üst geçitten geçmiş, trafik kurallarına uymuştu.
    C) Gürültüden çok korkmuş, yüzü sapsarı kesilmişti.
    D) Durağa zamanında varmış, otobüs de zamanında gelmişti.
    (1999-LGS)
    Yanıt: C

    Tanımlama:
    Varlıkların, özelliklerini belirterek tanıtan cümlelere tanım denir.
    Tanım "... nedir?" sorusuna cevap verir.
    "Uyak, dize sonlarındaki ses benzerliğidir." cümlesine "Uyak nedir?" sorusunu sorduğumuzda, dize sonlarındaki ses benzerliğidir, cevabını aldığımız için bu cümle tanım cümlesidir.
    "Öykü, olmuş ya da olması mümkün olan olayları kısaca anlatan yazı türüdür."
    "Başarı, çalışma sonucu ortaya çıkan üründür."
    Bu cümlelere "Öykü nedir?", "Başarı nedir?" sorularını sorduğumuzda cevap aldığımızdan, bu cümleler tanım cümleleridir.
    Uyarı: Olumsuz yapılı yargılar tanım cümlesi olmaz.

    • Eylemi etkilemeyen sözcükler zarf değildir.
    • Eğitim yapılmayan yer okul değildir.

    Örnek Soru:

    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "tanımlama" yapılmıştır?
    A) Yarışı kazanmanın birinci şartı kendine güvenmektir.
    B) Gençliğin kıymeti ihtiyarlıkta bilinir.
    C) Buz, donarak katı duruma gelmiş sudur.
    D) Gezi yazıları kuvvetli bir gözlem ile sağlam bilgiye dayanmalıdır.
    (1995-FL/AÖL)
    Yanıt: C
    Karşılaştırma:

    En az iki varlığın ortak veya farklı yönlerini belirtmeye karşılaştırma denir.
    "Bora, Berke'den büyüktür." Bu cümlede Bora ile Berke yaş bakımından karşılaştırılmıştır.
    "Gülün kokusu nergise göre daha ****ur." cümlesinde gül ile nergisin kokuları karşılaştırılmış.
    "Servet-i Fünun şairleri Tanzimatçılara göre daha başarılıdır." cümlesinde de iki ayrı dönemin şairleri karşılaştırılmıştır.
    Örnek Soru:

    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "karşılaştırma" yapılmamıştır?
    A) Antalya o zaman da bir liman kentiydi.
    B) Meydana gelen en şiddetli sarsıntı budur.
    C) Çocukların tümü cılız ve hastalıklıydı.
    D) Babanı biraz daha yaşlanmış gördüm.
    Yanıt: C
    İhtimal (Olasılık):

    Bir olayın veya bir durumun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hakkında fikir yürütmektir.

    • "Yarın kar yağabilir."
    • "Bizi soran Serhat olacak."
    • "O şimdi uyumuş olmalı."
    • "Bugünlerde Erzurum'a kar yağmıştır."
    Örnek Soru:

    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ihtimal anlamı vardır?
    A) Sevmiyorum suyunda yıkanmamış rüzgârı.
    B) İçimi güldürmüyor sensiz ay ışıkları.
    C) Nasıl yaşayacağım ey deniz senden uzak?
    D) Uyuyor olmalı gemiler her gece limanda.
    Yanıt:D

    Varsayım:

    Bir durumun ya da olayın gerçekleşmediği hâlde gerçekleşmiş gibi düşünülmesidir. Varsayım "bir an için öyle düşünmek"tir.

    • "Diyelim ki o da bizimle gelecek."
    • "Tut ki sınavı kazanamadın."
    • "Onun bu yıl şirketten ayrılacağını farz edelim."
    "Varsayım", ihtimalden farklıdır. Varsayım cümlelerinde gerçekleşme olasılığı hiç mümkün olamayacak ifadeler de bulunabilir: "Kabul edelim ki okyanus buz tuttu." gibi.

    Ön yargı:

    Bir iş veya bir durumun konuyla ilgili belirli şartlara veya görünenlere dayanarak olumlu ya da olumsuz sonuçlanacağını kesin bir dille söylemektir.

    • "Bu çalışmayla bu sene de kazanamayacak."
    • "Bu işi de eline yüzüne bulaştıracak."
    • "Ne yaparsanız yapın onları buraya getiremezsiniz."
    Öneri:
    Bir sorunu çözmek ya da bir konuyla ilgili eksiklikleri gidermek için sunulan teklife, öneri denir.

    • "Hikâyelerinde kısa cümleler kursan iyi olur."
    • "Şiirlerinde soyut ögelerdense somut öğeleri kullanmalısın."
    • "Kitabı üç ana bölüm altında toplayabilirsin."
    Örnek Soru:
    Sen insansın! Derinde dur ama kıyıyı da kaybetme, kıyının pek de uzağına düşme. Çık mağarandan, kuytudan kaç, genişliğe gel, ferahlıkta dur, ufka bak.
    Parçada aşağıdakilerden hangisi önerilmemiştir?
    A) Yardımsever olmak
    B) Toplumla birlikte yaşamak
    C) Karanlıktan çıkmak
    D) Geleceği düşünmek
    (2006-OKS)
    Yanıt: A

    Yakınma:
    Bir kişinin yaptıklarını sızlanarak anlatmaktır. "Bugüne kadar hangi sözümü dinledin ki?" "Çocuğun dağınıklığı artık çekilmiyor."

    Yakınma içinde bulunulan ortamdan şikâyet etme biçmiminde de olabilir.
    "Sesimize kim kulak verir?"
    Üslûp:
    Sanatçının yazıda tercih ettiği anlatım biçimi, dili kullanma tarzıdır.
    Sanatçının, sıfatları, deyimleri kullanması, devrik veya kurallı cümleler kurması, sözcük seçimine özen göstermesi gibi ifadeler üslûpla ilgili yargılardır.

    • "Hikâyelerinde sözcüklerin ilk anlamlarıyla yetinmeyip, sözcüklere başka anlamlar yüklemiştir."
    • "Barış Manço şarkı sözlerinde deyimleri ve atasözlerini yerli yerinde kullanmıştır."
    • "Romanlarında olayları okuyucuyu yormadan kısa ve devrik cümlelerle anlatmış."
    Doğrudan Anlatım:

    Birine ait sözü olduğu gibi aktarmaya doğrudan anlatım denir.

    • Mevlana: "Balığa sudan başkası azaptır." demiş.
    • "Sağlam fikirlerden, kuvvetli hareketler doğar." demiş Shakespeare.
    Yukarıdaki cümlelere dikkat ettiyseniz Mevlana ve Shakespeare'in sözleri olduğu gibi aktarılmıştır.
    Dolaylı Anlatım:

    Birine ait sözün anlamını değiştirmeden sadece yüklemdeki kipi değiştirerek söylemeye dolaylı anlatım denir.


    • Mevlana balık için sudan başkasının azap olduğunu söylemiş.
    • Shakespeare, sağlam fikirlerden, kuvvetli hareketlerin doğduğunu söyler.

    Cümle Oluşturma:
    Sevgili öğrenciler, sınavlarda bazen bir cümleyi numaralı parçalara ayırarak sizlerden cümleyi anlamlı bir şekilde oluşturmanız istenmektedir. Bu tür soruları cevaplarken öncelikle yüklemi belirleyin, daha sonra varsa edat gruplarını, bağlaçları ve tamlamaları bulunuz. Bu tür sorularda yüklem çoğunlukla sonda bulunur.
    Örnek Soru:

    1. indirmek isteyenlerdir
    2. ileriye gitmesini
    3. istemeyenler
    4. onu
    5. insanın
    6. hayvan seviyesine
    Yukarıda kelime ve kelime gruplarıyla kurallı ve anlamlı bir cümle oluşturulduğunda sıralama nasıl olur?
    A) 5-2-3-4-6-1 B) 5-6-1-2-4-3
    C) 4-2-3-5-6-1 D) 2-3-5-6-4-1
    (1998-ML)
    Yanıt: A
    Örnek Soru:

    Sevmekten korkmayın, sevdikçe dünyamız ... yalnızlık nedir...
    Bu cümlede boş bırakılan yerlere, aşağıdakilerden hangisi getirildiğinde anlamlı cümle oluşur?
    A) renklenecek - bilmeyeceksiniz.
    B) güzelleşecek - öğreneceksiniz.
    C) değişecek - anlayacaksınız.
    D) büyüyecek - göreceksiniz.
    (1998-LGS)
    Yanıt: A
    Cümle Yorumlama:

    Sınavlarda en çok karşılaşacağınız soru biçimlerinden biridir.
    Cümle yorumlama sorularında, verilen cümlenin yakın anlamlısını veya cümleden çıkarılmayacak yargıyı bulmanız istenecektir. Bu tür sorularda verilen cümleyi doğru anlamanız önemlidir.
    Düşünceniz verilen cümle etrafında gelişmelidir. Bu sorularda size, kendi düşünceniz sorulmaz; cümledeki düşünce sorulur.
    "Berke'nin kardeşi dün de okula gitmedi."
    Bu cümleden çıkarılabilecek ve çıkarılamayacak anlamları bulalım:
    1. "Berke evin tek çocuğu değildir."
    2. "Berke'nin kardeşi 0-6 yaş arasında değil."
    3. "Berke'nin kardeşi bugün de okula gitmemiş."
    4. "Berke kardeşinden başarılıdır."
    Yukarıdaki cümlelere baktığımızda 1. cümle kardeş, 2. cümle okul, 3. cümle dün de sözcüklerinden çıkar. 4. cümleyi verilen cümleden çıkaramıyoruz.
    Örnek Soru:

    "Eğer bir kimse iyi bir kitap yazarsa, iyi sözler söylerse, yahut da komşusununkinden iyi bir fare kapanı yaparsa, yuvasını ormanlar içinde bile kursa, insanlar ona ulaşırlar." sözüyle anlatılmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

    A) İnsan, isminin kalıcı olmasını istiyorsa, kalıcı eserler ortaya koymalıdır.
    B) Gerçek başarı, insanlığın yararına yapılan işlerden elde edilir.
    C) İnsanlar sadece kendileri için değil, toplum için de çalışmalıdır.
    D) Başarılı işler yapanlar nerede olsa aranıp bulunur.
    (2006-OKS)
    Yanıt: D
    Örnek Soru:
    Artık günümüzde lise düzeyindeki bir bilgi ile ne fabrikalar çalışır, ne hastanede insanlar tedavi edilir, ne de devlet yönetilebilir.
    Bu görüşü dile getiren kişi aşağıdakilerden hangisini savunmaktadır?
    A) Lise eğitiminin niteliksiz olduğunu
    B) Her işin kendine özgü bir eğitim gerektirdiğini
    C) Yöneticiliğin diğer mesleklerden daha önemli olduğunu
    D) Eğitim düzeyinin her alanda yükseltilmesi gerektiğini
    (1998-ÖO)

    Yanıt: D
    Yakın Anlamlı Cümleler:
    Anlamca birbirine yakın olan cümle demektir.
    Bu tür soruları çözerken verilen cümlenin anlamını tam olarak kavradıktan sonra seçeneklere bakmalısınız. Çünkü her seçenekte verilen cümleyi baştaki cümleyle karşılaştıracaksınız; bu da zaman kaybı demektir.
    "Ayakta ölmek, diz üstü yaşamaktan iyidir." Bu cümlenin yakın anlamlısını bulalım:
    Bu cümlenin anahtar sözcükleri ayakta ve diz üstüdür. Cümlede ayakta "hür olmak, kimseye boyun eğmemek", diz üstü ise "köle olmak, birinin esiri olarak yaşamak" anl***** gelmektedir. Bu cümlenin yakın anlamlısı şudur: "Esir olmaktansa özgürce ölmeyi isterim."

    "Sanat, ekmek peşinde koşarsa alçalır." Bu cümlenin yakın anlamlısını bulalım:
    Bu sözü söyleyen kişi, sanatı geçim kapısı olarak görmenin yanlışlığı üzerinde durmaktadır.
    Bu cümlenin yakın anlamlısı şöyle olabilir:"Sanat, sanat için yapılmalı, para için değil."


    "Yalnız seni sevenleri sevmek, sevgi değil, değiş tokuştur."Bu cümle için "değiş tokuştur" sözleri anahtar sözlerdir. Karşılıklı sevginin sevgi olmadığı üzerinde durulmaktadır.
    Bu cümlenin yakın anlamlısı şöyledir: "Gerçek sevgi, karşılık beklenmeyen sevgidir."


    Örnek Soru

    1. Sadece kendine hayrı dokunanın, kimseye hayrı yoktur.
    2. Kartalın beğenmediğini kargalar paylaşır.
    3. Kendini beğenmek, insanın yaradılışında vardır.
    4. Yalnız kendini düşünen adam, yumurtasını pişirmek için komşusunun evini yakar.
    Yukarıdaki sözlerden hangileri birbiriyle yakın anlamlıdır?
    A) 1 - 2 B) 2 - 3
    C) 3 - 4 D) 1 - 4
    (2006-OKS)
    Yanıt: D
    Örnek Soru:
    Bir köpek insanı ısırırsa haber olmaz; fakat bir insan köpeği ısırırsa haber olur.
    Bu parçada aşağıdakilerden hangisi anlatılmak istenmiştir?
    A) İyi haber çok kişiyi ilgilendiren haberdir.
    B) Olağan dışı olayları konu alan haberler ilgi çeker.
    C) Haberler güncel olaylardan seçilmeli.
    D) Hayvan-insan ilişkisini konu edinen haberler ilgi çeker.
    (1999-LGS)
    Yanıt: B
  4. мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94
    Deyimler (8. Sınıf)

    [FONT=trebuchet ms,geneva]Anlatıma akıcılık kazandırmak için en az iki sözcükten (isim, fiil) oluşan, çoğunlukla mecaz anlamlı kalıplaşmış sözlerdir.
    [/FONT]

    • [FONT=trebuchet ms,geneva]Göze girmek[/FONT]
    • [FONT=trebuchet ms,geneva]kolu kanadı kırılmak[/FONT]
    • [FONT=trebuchet ms,geneva]dile düşmek[/FONT]
    • [FONT=trebuchet ms,geneva]etekleri tutuşmak[/FONT]
    • [FONT=trebuchet ms,geneva]başa çıkmak[/FONT]
    • [FONT=trebuchet ms,geneva]burnunda tütmek
      [/FONT]
    [FONT=trebuchet ms,geneva]Deyimlerin özellikleri:
    [/FONT]

    • [FONT=trebuchet ms,geneva]Deyimler çoğunlukla mecaz anlamlıdır: göze girmek (birinin beğenisini kazanmak) etekleri tutuşmak [/FONT][FONT=trebuchet ms,geneva](heyecanlanmak) karnı zil çalmak (çok acımak)...[/FONT]
    [FONT=trebuchet ms,geneva]
    • [FONT=trebuchet ms,geneva]Ancak az sayıda deyim gerçek anlamlıdır: "İsmi var, cismi yok" "Yükte hafif, pahada ağır"...[/FONT]
    [/FONT][FONT=trebuchet ms,geneva]

    • [FONT=trebuchet ms,geneva]Deyimi oluşturan sözcükler değiştirilemez: "Atı alan Üsküdar'ı geçti" yerine, A[/FONT][FONT=trebuchet ms,geneva]tı alan Kadıköy'ü geçti, denmez. "Papucu dama atılmak" yerine Kundurası dama atılmak, denmez.[/FONT]
    [/FONT][FONT=trebuchet ms,geneva]

    • [FONT=trebuchet ms,geneva]Deyimler anlamca kaynaştıklarından bir öge olarak alınır, parçalanamaz: [/FONT][FONT=trebuchet ms,geneva]"Memleket burnumda tütüyor." cümlesinin yüklemi burnumda tütüyor deyimidir.[/FONT]
    [/FONT][FONT=trebuchet ms,geneva]
    [/FONT][FONT=trebuchet ms,geneva]Örnek Soru:
    [/FONT]
    [FONT=trebuchet ms,geneva]Aşağıdaki cümlelerin hangisinde deyim açıklamasıyla verilmemiştir?
    [/FONT]
    [FONT=trebuchet ms,geneva]A) Eline geçen bütün kitapları gözden geçirdi; ama aradığını bulamadı.
    B) Ben bu kanepeleri vermeye razıyım; zaten onları gözden çıkardım.
    C) İnsan sokulgan ve sevimli, yani cana yakın olursa, elbette sevilir.
    D) Birisi ötekine, o da başkasına söyleyince söz, ağızdan ağıza yayıldı.
    (2006-OKS)
    [/FONT]
    [FONT=trebuchet ms,geneva]Yanıt: A[/FONT]
  5. мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94
    Paragrafta Yapı (8. Sınıf)

    Bir paragraf bir kompozisyon yazısının küçültülmüş biçimi olarak düşünülebilir. Bu nedenle kompozisyonun yapısını oluşturan "giriş, gelişme, sonuç" bölümleri paragrafta da olmalıdır. Ayrıca bu bölümleri oluşturan cümleler, düşünce bakımından aynı doğrultuda olmalıdır. Paragrafı oluşturan cümlelerden biri bile farklı düşünceyi dile getirirse parçanın yapısı bozulur. Bunu aşağıdaki örnek paragrafı inceleyerek görebiliriz:
    (1) "Dünya değişiyor dostlarım. (2) Günün birinde güz mevsiminde gökyüzünde esmer lekeler göreceksiniz. (3) Günün birinde yol kenarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. (4) Yeşilin tüm tonlarına sahip olan ülkemiz, bu konuda çok şanslı sayılır. (5) Bizim için değil ama çocuklarımız için kötü olacak; çünkü biz kuşları ve yeşilleri çok gördük."


    Bu paragrafa baktığımızda yazar, dünyanın değişiminden söz ediyor. Ancak bu değişim, teknolojik veya kültürel alanda değil; doğal varlıkların, güzelliklerin yok olmasından kaynaklanan bir değişim. Şimdi paragraftaki cümlelerin anlamca ilişkisine bakalım:

    Birinci cümlede yazar dünyanın değiştiğini söyleyerek konuya giriş yapmış. İkinci ve üçüncü cümlelerde, bu değişimin hangi alanlarda olduğunu söylemiş. Doğal güzelliklerin yavaş yavaş yok olmaya yüz tuttuğunu belirtmiş. Bu düşünceleri söylerken yazar aynı zamanda üzüntüsünü de ifade etmektedir. Dördüncü cümleye gelindiğinde ise "ülkemizin yeşilin tonları bakımından zengin ve şanslı olduğu" görüşüyle karşılaşıyoruz. Oysa yazar, önceki cümlelerde doğal güzelliklerin yok olduğundan yakınmaktaydı. Dördüncü cümlede ise ülkemizin yeşil bakımından şanslı olmasının onda oluşturduğu sevinci anlatıyor. Bu düşünce ilk üç cümledeki düşünceyle çelişir. Beşinci cümlede gelecek kuşakların, doğal güzellikleri göremeyeceğinden dolayı yaşadığı sıkıntıyı dile getirmiştir. Bu düşünce 1., 2. ve 3. cümleyle anlamca aynı doğrultudadır. Dördüncü cümle ayrı bir konuyu ele aldığından paragrafın yapısını bozmuştur. Çünkü iyi bir paragrafı oluşturan cümleler anlamca birbiriyle bağlantılı olmalıdır.
    Paragrafta anlatılan düşünceler bir zincirin halkaları gibi iç içedir. Yani her cümle kendinden sonraki cümleye anlamca bağlıdır.

    Paragraflarda düşünceleri bağlayıcı sözlere dikkat ediniz. Çünkü bu bağlayıcı sözler, düşünceleri kendinden önceki düşüncelere bağlar. Bağlayıcı sözler işaret sıfatları ve zamirleri olabileceği gibi bağlaçlar ve edatlar da olabilir: bu, bunu, bu..., şu... bu yüzden, bunun için, çünkü, bir de, üstelik, böylece, ne var ki, yani...
    "Ana dili bilincinin yerleşmesi ve tutarlı olması onun yapısını, tarihini, geçirdiği evreleri bilmeye bağlıdır. Bu bilgi, ana dili yabancı dillerin salgınından korumayı, onun kendi yapısı içinde gelişmesinin yollarını öğretir. Bu koşullar altında onu zenginleştirip, çağdaş bilim ve sanat dili olarak geliştirmeyi emreder. Bu ulusal emri benimseyen kişi ana dili bilincine ermiş demektir."

    Yukarıdaki paragrafta altı çizili sözler, cümleleri bağlayıcı öge olarak kullanılmıştır.
    Giriş Cümlesi

    Giriş cümlesi, açıklanmaya ihtiyacı olan cümle demektir. Giriş cümlesi düşünce bakımından kendinden önceki hiçbir yargıya bağlı değildir. Bu yüzden giriş cümlesinde kendinden önce bir yargıyı gerektiren şu sözler olmaz:

    "Bunun için, bu yüzden, bununla birlikte, bir de, oysaki, üstelik, nitekim, bunu, kısaca, kaldı ki, sözgelimi, ancak, ayrıca, her ne kadar, ne var ki, demek ki..."
    Aşağıdaki cümleler bir paragrafın giriş cümlesi olabilir:

    • Dostlukları bozanların başında dost olmayanlar gelir.
    • Yaşamayı öğretmek için önce yaşamayı öğrenmek ve insanları sevmek gerekir.
    • Bir toplumda doğan, gelişen düşünceler, duygular, ancak şairler sayesinde biçimlerini, açıklamalarını bulur.
    • Aydın dediğin, kuşkudan korkmayan kişidir bence.
    • Gerçek bir anlatımın özünde kendini sürdürme, kendini ortaya koyma gücü vardır.
    Yukarıdaki cümleler genel bir hüküm bildirdiğinden ve kendinden önce bir yargıya ihtiyaç duymadığından bir paragrafın giriş cümlesi olabilirler.

    Aşağıdaki cümleler ise bir paragrafın giriş cümlesi olmaya uygun değildir:

    • Ne var ki. çirkin yapının da güzel yapının da ayakta durması için birtakım bilim yasalarına uyması gerekir.
    • Sait Faik gibi büyük bir sanatçı bu duyuşunu, sezgisiyle önceki eserlerinde de göstermiştir.
    • Çağımızın önde gelen özelliklerinden biri de belli başlı düşünce akımlarının yaygınlaşmış olmasıdır.
    • Demek ki özgürlük istemek, ancak düşünen, duygularına kapılmadan düşünebilen insanın işidir.
    • Bununla beraber, makine bizi insan mutluluğunun iki önemli öğesi olan içtenlik ve çeşitlilikten mahrum bırakmıştır.
    Yukarıdaki cümleler, altı çizili sözlerin, cümleleri kendinden önceki yargıya bağlamasından dolayı paragrafın giriş cümlesi olamaz.
    Sınavlarda paragrafın giriş cümlesiyle ilgili sorular, şu soru kalıplarıyla sorulmaktadır:

    • Aşağıdaki cümlelerden hangisi bir paragrafın giriş cümlesi olabilir?
    • Aşağıdaki cümlelerden hangisi bir paragrafın giriş cümlesi olamaz?
    • Aşağıdaki cümlelerden bir paragraf oluşturulduğunda, hangisi ilk cümle olur?
    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerden hangisi bir paragrafın giriş cümlesi olabilir?

    A) Bu aşırı akımlar dünyanın her yerinde olduğu gibi bizde de görülmüyor değil.
    B) Dostluk olmayan yerde insanca hiçbir değerin gelişebileceğine inanmıyorum.
    C) Gerçekten de böyle bir sınır, insanoğlunu ortadan kaldırabilir.
    D) Öte yandan bu tutum, sorunun kolay yoldan çözülmesini engelleyebilir.
    Yanıt: B
    Örnek Soru:

    Aşağıdaki cümlelerden bir paragraf oluşturulduğunda hangisi ilk cümle olur?
    A) Hatta halk arasında hikâye denilince masal akla gelir.
    B) Halk hikâyeleri ile masal arasında benzerlikler vardır.
    C) Masallar genellikle düz yazı biçimindedir.
    D) Halk hikâyelerinde ise nazımla nesir iç içedir.
    (1997-FL/AÖL)
    Yanıt: B
    Kimi sorularda paragrafın giriş cümlesi verilmeyip, paragrafın diğer cümleleri yazılarak paragrafın başına getirilebilecek cümle sorulmaktadır. Verilen seçeneklerin hepsi giriş cümlesi olabilir. Bu durumda giriş cümlesi olmayan parçayı okuyarak, parçada işlenen konudan hareketle paragrafın başına hangi cümlenin getirilebileceğini çıkarabiliriz.
    Örnek Soru:

    ... Bedensel ihtiyaçlar, doyurulmayınca birinci plana geçerler. Doyurulunca da onlardan ayrı olan ruhsal ihtiyaçlar önem kazanır. Ancak modern endüstri topluluklarında, insanların manevî ihtiyaçları tam olarak karşılanamamaktadır. Endüstrileşmenin getirdiği yabancılaşma "dostluk, arkadaşlık, sevgi..." gibi ruhu besleyecek öğelerden insanı uzaklaştırmaktadır.
    Bu parçanın başına aşağıdaki cümlelerden hangisi getirilebilir?
    A) Açgözlü insanlar hiçbir şeyle yetinmezler.
    B) Temel ihtiyaçlar giderilmeden hiçbir varlık yaşamını sürdüremez.
    C) İnsanların hem bedensel hem ruhsal ihtiyaçları vardır.
    D) Sanayileşmiş ülkeler de insanlarının bedensel ihtiyaçlarını gideremiyor.
    Yanıt: C
    Gelişme Bölümü

    Gelişme bölümündeki cümleler, giriş cümlesindeki düşünceyi açıklayıp genişletecek nitelikte olmalıdır. Giriş cümlesi bağımsız olduğu hâlde, gelişme bölümündeki cümleler kendilerinden önceki ve sonraki cümlelere anlamca bağlıdır. Gelişme bölümündeki cümleler birbirine bağlanırken birtakım bağlayıcı sözlerden yararlanılır.

    Bunu aşağıdaki örnek paragrafı inceleyerek görebiliriz:
    "Türkçenin bir başka özelliği de dil devrimi sürecinden geçmekte oluşudur. Bu süreç içinde dilimizin söz varlığı büyük bir değişim geçirmiş, Türkçemiz kendi öz değerlerine kavuşmuştur. Bu dönemde Türk Dil Kurumu'nun yönlendirmesiyle planlı bir şekilde derleme ve tarama çalışması yapılmıştır. Bu yolla dilimizin gücü ortaya çıkmış, dilimiz kendi öz benliğine kavuşmuştur. Her türlü kavramı kendi öz değerleriyle karşılayacak bir düzeye gelmiştir Türkçemiz."


    Yukarıdaki paragrafta gelişme cümlelerindeki altı çizili sözler cümleleri kendinden önceki ve sonraki yargılara bağlama görevi üstlenmiştir.


    Anlatımın Akışını Bozan Cümle
    Gelişme cümlelerinin arasına konuyla ilgisi olmayan bir cümle getirilerek paragrafta anlatımın akışı bozulmaktadır. Hatırlayalım: Paragraf kendi içerisinde konu bütünlüğü olan yazı parçasıydı. Yani bir paragrafta bir konu ele alınırdı, ikinci bir konu ayrı bir paragrafta ele alınmalıydı. Anlatımın akışını bozan cümle de farklı bir konuyu ele aldığından ayrı bir paragrafta işlenmesi gereken cümledir.
    (1) "Tiyatrosu olan bir memlekette, kötülükler, hatalar sürüp gitmez. (2) Çünkü hayatın bir örneği olan sahnede aktörler insanlığa ayna olurlar. (3) Biz kendimizi onlarla görürürüz. (4) Tiyatro eğitimi ana dilini öğrenmiş her insana verilmeli. (5) Onlar bize ne olduğumuzu, ne olmak istediğimizi, ne olmaktan korktuğumuzu gösterirler."


    Bu paragrafın bütününe baktığımızda tiyatronun, kötülüklerin önüne geçtiğinden ve topluma yol gösterdiğinden söz edildiğini görürüz. Ancak cümlelerden biri bu konulardan değil, başka bir konudan söz ediyor. Bu cümleyi birlikte bulalım. Yazar birinci cümlede iddialı bir yargı ortaya atıyor: Tiyatronun kötülükleri önlemesi yargısı. İkinci ve üçüncü cümlelerde bunun gerekçesini açıklamıştır. Beşinci cümlede oyuncuların seyircilere yol göstermesi üzerinde durulduğundan düşünce bakımından diğer cümlelerle aynı doğrultudadır. Ayrıca onlar sözcüğü aktörler ismini karşıladığından beşinci cümlenin üçüncü cümleden sonra gelmesi gerekir. Dördüncü cümlede tiyatro eğitiminden söz edilmiştir. Oysa parçada tiyatro eğitimiyle ilgili bir düşünce bulunmamaktadır. Dördüncü cümle farklı bir konudan söz ettiği için anlatımın akışını bozmaktadır.
    Anlatımın akışını bozan cümleyle ilgili sorular, sınavlarda şu şekilde sorulmaktadır:

    • Yukarıdaki numaralandırılmış cümlelerden hangisi anlatımın akışını bozmaktadır?
    • Yukarıdaki cümlelerden hangisi paragrafta anlatılan düşünceyle tutarlı değildir?
    • Bu parça düşünce bakımından iki paragrafa ayrılmak istenirse, ikinci paragraf kaçıncı cümleyle başlamalı?
    Örnek Soru:

    (1) Akılcılıkla bilim ve teknoloji arasında sıkı bir ilişki vardır. (2) Bunlar birbirinin bütünleyicisidir. (3) Bu değişme ve gelişmelere ayak uydurmak gerekir. (4) Akılcılığın olmadığı yerde bilim ve teknolojiden, bilim ve teknolojinin olmadığı yerde de akılcılıktan söz edilemez. (5) Olaylara akılcılıkla yaklaşmayan, bilim ve teknolojiye sırt çeviren toplumlar hiçbir zaman ilerleyemez.
    Paragrafın akışını bozan cümle aşağıdakilerden hangisidir?
    A) 2 B) 3 C) 4 D) 5
    (2006-OKS)

    Yanıt: B

    Örnek Soru:

    (1) Kitapların uzaklaştığı, yabancı saatler vardır. (2) En iyilerini, en sevdiklerini açın sarmazlar sizi. (3) Düşlerimiz, düşüncelerimiz bizim buyruğumuza uyar mı sanırsınız. (4) Anlattıklarına kendinizi bir türlü kaptıramazsınız. (5) İçlerinde gizlenen sesi duymaz, o kara yazılardan ürperirsiniz.
    Numaralanmış cümlelerden hangisi anlatımın akışını bozmaktadır?
    A) 2 B)3 C)4 D) 5
    (2005-OKS)
    Yanıt: B
    Örnek Soru:

    (1) Her sanat ve bilim yapıtında olduğu gibi kitabın da iyisi, kötüsü vardır. Bundan korkulmamalıdır. (2) Kitap ayna gibidir. (3) Sonunda her kitap kendisine yakışan sahibini bulur. (4) Kitap, hiç kapris yapmayan dosttur. (5) Ne aksilenir, ne yılışır. Hep aynı ruh hâli içindedir. (6) Kaprisi olsa olsa, okur yapar. Kitabın birini bırakır ötekini alır.
    Bu parça açıklanan düşünceler bakımından iki paragrafa ayrılmak istendiğinde, ikinci paragraf hangi numaralı cümleyle başlar?
    A) 2 B)3 C)4 D) 5
    (1999-ÖO)
    Yanıt: C
    Sonuç Cümlesi

    Sonuç cümlesi, paragrafta anlatılanları toparlayıp bir sonuca bağlayan cümledir. Sonuç cümlesi düşünce bakımından kendinden önceki cümlelere bağlıdır. Kendinden sonra bir cümle gelemeyeceğinden, bu cümlede bir sonraki cümleye bağlayıcı sözler bulunmaz.
    "Kültürel oluşumda dil önemli etkenlerden biridir. Çünkü dilde karşılığını bulamayan ya da onda belirlenemeyen hiçbir şey düşünülemez. Başka bir söyleyişle dilsiz oluşmuş hiçbir kültür gösterilemez. Kültürü oluşturan öğeler bir yönüyle dille ya doğrudan doğruya ya da dolaylı bir yolla ilişkilidir..."


    Bu parçada dilin, kültürün oluşumunda çok önemli bir öge olması konusu üzerinde durulmuş. Hatta dil olmadan kültürün de olamayacağı vurgulanmıştır. O halde paragrafın sonuç cümlesi yine dilin kültürle ilişkisini anlatan bir cümle olmalıdır.
    "... Çünkü her türlü bilginin taşıyıcısı dildir." şeklinde bir cümle paragrafın sonuna getirilirse paragraf tamamlanmış olur.
    Sınavda sonuç cümlesi ile ilgili sorular şöyle sorulmaktadır:

    • Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir?
    • Bu paragraf aşağıdaki cümlelerden hangisiyle tamamlanabilir?
    Örnek Soru:

    Özgür insan kitapların ürünüdür. İnsanlar kitapları nasıl yaratıyorlarsa, kitaplar da insanları öyle yaratır. Onun içindir ki özgürlükten korkanlar, beğenmedikleri, kişisel nedenlerle hoşlanmadıkları düşünceleri ortadan kaldırmaya çalışırlar...
    Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir?
    A) Bu nedenle düşünce daha hızlı gelişmiştir.
    B) Ama bilmezler ki kitaplara düşmanlık, insanlara düşmanlıktır.
    C) Çünkü insanlar hoşlanmadıkları şeylere ilgi duymazlar.
    D) Böylelerinin okumadıkları kitap, bilmedikleri düşünce sistemi yoktur.
    (1998-LGS)
    Yanıt: B
    Paragraf Oluşturma

    Sınavlarda bir paragrafın cümlelerinin yerleri değiştirilerek sizlerden paragraf oluşturmanız da istenir. Bu tür sorularda öncelikle giriş cümlesini bulunuz. Giriş cümlesinin genel bir hüküm bildirdiğini, o cümlede kendinden önceki bir yargıya bağlanan sözlerin bulunmadığını hatırlayınız. Gelişme cümlelerinde bir önceki yargıya bağlayıcı sözler varsa (bunu, bu yüzden, yani...) bu bağlayıcı sözlerden hareketle cümleyi, düşünce bakımından uygun olan cümleden sonra getiriniz.
    Örnek Soru:

    1. Hiç olmadık bir zamanda tahammül gücümü zorlayan, içimi geren bu kuşatıcı sesin gitmesini sabırla bekledim.
    2. Çığırtkan öfkeler saçarak sanki dağları yara yara '' gelen bir motosiklet, çatal kapının önünde durdu.
    3. O mavi sessizliği dayanılmaz esmer bir gürültüylü kirletip duruyordu.
    4. Yayla evimizde, gölgesi balkona dökülen ceviz ağacının altındaki yazı masama henüz oturmuştum.
    5. Ama gitmedi.
    Yukarıdaki cümlelerle anlamlı bir paragraf oluşturmak için sıralama nasıl olmalıdır?
    A) 1-5-4-3-2 B) 2-3-4-5-1
    C) 4-2-1 -5-3 D) 3-5-2-1-4
    (2006-OKS)
    Yanıt: C
  6. мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94
    Anlatım Teknikleri (8. Sınıf)

    Dil, anlatıma dönüştüğü zaman görevini yerine getirir. Bir konu ile duygu ve düşünceler anlatılırken, türlü yollara ya da tekniklere başvurulur. Hangi tür anlatım tekniğinin kullanılacağı, anlatılan konuya ya da bakış açısına bağlıdır. Konuların özelliğine ve bakış açısına göre dört türlü anlatım tekniği vardır: Açıklayıcı anlatım, tartışmacı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım.


    Bir konuyla ilgili yazı yazılacaksa mutlaka bu anlatım tekniklerinden biri ya da birkaçı kullanılacaktır. Özellikle sanatsal içerikli (roman, öykü...) eserlerde öyküleyici veya betimleyici anlatım kullanılır. Bazen her iki anlatım tekniği birlikte kullanılabilir.

    Düşünce yazılarında ise (deneme, makale...) daha çok açıklayıcı ve tartışmacı anlatım kullanılır.


    Düşünceyi Geliştirme Yolları



    Bir yazı yazılırken, yukarıda da belirttiğimiz gibi mutlaka, açıklayıcı, tartışmacı, öyküleyici ve betimleyici anlatım tekniklerinden biri veya birkaçı kullanılır. Ele alınan konunun işlenmesinde düşünceleri kanıtlamak veya somutlaştırmak için kullanılan yollara, düşünceyi geliştirme yolları denir. Düşünceyi geliştirme yolları şunlardır: Örneklendirme, tanık gösterme, tanımlama, karşılaştırma.

    Uyarı: Sınavlarda düşünceyi geliştirme yolları ile ilgili sorular anlatım tekniği adı altında sorulmaktadır.





    ANLATIM TEKNİKLERİ


    Açıklayıcı Anlatım

    Yazarın, okura bilgi vermek istediğinde başvurduğu anlatım tekniğidir. Açıklayıcı anlatımda yazar, duygularına yer vermez, varlıkların genel durumlarını belirtir. Açıklayıcı anlatımda amaç okura bilgi vermek olduğundan süslü ve sanatlı söyleyişlere yer verilmez, anlatım yalın ve kurudur. Ders kitapları, ansiklopediler açıklayıcı anlatımla yazılır.



    Örnek:

    "Türk şiiri, İslâmiyet'in kabulünden sonra iki kaynaktan beslenerek gelişmesini sürdürür. Bunlardan birincisi, çok eski çağlarda sagu ve koşuklardan başlayarak önce geleneklerle; sonra İslâm inancıyla kaynaşan halk şiirimiz-dir. İkincisi, İslâm inanç ve düşüncesinden, Arap ve İran edebiyatından etkilenerek oluşan klasik (Divan) şiirimiz. Her iki şiirimizin kaynağında İslâm düşünce ve inancının bulunması, onların başlıca ortak yönleridir. Anadolu'ya yerleştikten sonra halk şiirimizin de klasik şiirimizin de özünde İslâm inancı vardır."

    Yazar, bu paragrafta Türk şiirinin gelişim sürecinden söz etmiştir. Cümlelere dikkatlice baktığımızda yazarın anlatıma duygularını katmadığını, yalın ve anlaşılır cümleler kullandığını görürüz. Paragrafı okuduğumuzda Türk şiirin nasıl geliştiğini ve hangi kaynaklardan beslendiğini öğrenmiş oluyoruz.



    Örnek:

    "Anı, bir kişinin yaşamından beslenen dit yazı türüdür. Bir kimsenin başından geçen ya da kendi döneminde ortaya çıkan olay ve olguları, bilgilerine, yaptıklarına, gözlem ve izlenimlerine bağlı kalarak anlatır. Anı, diğer yazınsal türler gibi, insanoğlunun yaşantısını, yaptıklarını başkalarıyla paylaşma gereksiniminden doğmuştur."

    Bu paragrafta yazar anı türü ve neden anı yazıldığı hakkında bilgi vermiştir. Bu paragrafta da sanatlı söyleyişlere yer verilmemiştir.



    Örnek Soru:

    Bilim ve eğitimin başlıca amacı olan yazı dili, kültür dili olarak da adlandırılır. Yazı dili, bir ulusun ortak dili olduğundan, kitaplarda, dergilerde ve gazetelerde bu dil kullanılır. Yazı dilinin, dil bilgisi kurallarını tam olarak yansıtması gerekmektedir. Çünkü bu dil, yüz yüze kullanılmaz, sesli değildir. Bunda, konuşmada olduğu gibi, boşlukları dolduracak ek öğeler (mimikler vb.) yoktur. Bu nedenle yazı dilinde dil bilgisi, imlâ ve noktalamaya dikkat etmek gerekir.

    Bu parçanın anlatım tekniği aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Tartışmacı anlatım
    B) Öyküleyici anlatım
    C) Açıklayıcı anlatım
    D) Betimleyici anlatım

    Yanıt: C



    Tartışmacı Anlatım
    Herhangi bir konuda ileri sürülen bir düşüncenin yanlışlığını kanıtlamak için başvurulan anlatım tekniğidir. Tartışmacı anlatımda yazar, okurun düşüncesini değiştirip, okuru kendisi gibi düşünmeye zorlar. Bu anlatım tekniğinde de okuyucuya bilgi verilmektedir. Yazar, bu bilgileri verirken düşüncülerini bir plan ve düzen içinde aktarır. Yazar düşüncelerini kanıtlamak için örneklerden, sayısal verilerden faydalanır. Bazen sözde soru cümleleri (Bir cevap almak için değil, bir düşünceyi onaylatmak için sorulan sorular. Örneğin. "Bu çocuğa bu iş yaptırılır mı?" yani yaptırılamaz.) kullanılır.

    Örnek:


    "Bazı bilginler, bilim ile devrimi kimi özelliklerinden dolayı birbirinin karşıtı gibi görürler. Bilginlerin bir kısmı devrimi reddeder, devrimciler ise bilimi inkâr eder. Hâlbuki ikisi de birbirini tamamlar, birbirinden yararlanır. Eğer bilim dallarından her biri zaman zaman kendi alanında yeni buluşlar ve atılımlar yaratmasaydı bugün bilim hiç bu noktaya gelebilir miydi? Bilim dalları kendi aralarında devrimler yarat-masaydı bilim ilkel ve cılız kalmaz mıydı? Lavoi***r kanunu kimyada bir devrimdir. Atom bugünkü fizikte bir devrimdir. Yarın yeni buluşlar bugünkü bilimin verilerini altüst edebilir."

    Paragrafta yazar, bilim adamlarının bilim ile devrimin birbirinin karşıtı olduğu görüşüne karşı çıkmaktadır. Yazar, bilim ile devrimi birbirinin karşıtı değil, aksine birbirinin tamamlayıcısı olarak görmektedir. Bu düşüncesini okura onaylatmak için sözde soru cümleleri (Bilim dalları ... bilim ilkel ve cılız kalmaz mıydı?) kullanmış. Ayrıca düşüncesini kanıtlamak için Lavoi***r kanununu ve atomu örnek vermiştir.

    Yazar bu bilgileri verirken karşılıklı konuşma havası içinde yazmıştır. Parçada tartışmacı anlatımın tüm özelliklerini görebiliyoruz.

    Örnek Soru:

    Bugün dünyada çeşit çeşit makineler vardır. Bunların isimlerinin listesi ciltler tutar. Bütün bunları gören insan şaşırıyor, makineleri bazen dakikalarca nefes almaksızın hayretle izliyor. Oysa asıl hayretle izlenmesi ve takdirle karşılanması gereken varlık insandır. Çünkü o makineleri yapan insandır. İnsan emeği olmadan hiçbir uygarlık sembolü olan araç var mı? İnsan eli demire, ağaca, taşa şekil vermiş, onları işlemiştir. Hatta bize ham madde gibi görünen kömür, petrol alın terinin birer mahsulü değil midir? Sobada yanan ateş, insanın sıcaklığını taşır.

    Bu paragrafta aşağıdaki anlatım tekniklerinden hangisi ağır basmaktadır?

    A) Açıklayıcı anlatım
    B) Tartışmacı anlatım
    C) Öyküleyici anlatım
    D) Betimleyici anlatım

    Yanıt: B




    Öyküleyici Anlatım
    Tasarlanmış ya da yaşanmış bir olayın anlatılmasına öyküleyici anlatım denir. Öyküleyici anlatımda amaç, okuru duygulandırmaktır. Öykülemede okur, olaya katılarak, heyecanlandırılmak istenir. Öyküleyici anlatımda olaylar oluş sırasına göre anlatılır.

    Öyküleyici anlatım tekniği, başta roman, hikâye (öykü), tiyatro olmak üzere birçok türde kullanılabilir.
    Bu anlatımda dört önemli öge vardır: olay, kişi, yer ve zaman.

    Öyküleyici anlatımda yüklemler çoğunlukla geçmiş zaman çekimlidir.



    Örnek:

    "Sicil Müdürü Cavit Bey, yemekten sonra minderin üstüne uzanmış, uyumak istiyor. Ama kara sinekler rahat bırakmıyorlar. Köylülerin duvar diplerine uzanıp, yüzlerine birer mendil örterek mışıl mışıl uyudukları gözünün önüne geldi. İmrendi. Uzandı, sandalye üzerinde duran ceketinin cebinden mendilini alıp yüzüne örttü, sıkıntılı olmasına aldırmayarak, uyku gelecek diye bekledi. Maaşlara zam yapılacak söylentisine takıldı. Müsteşarın kendisini sevdiğini düşünüp sevindi."

    Parçada yazar Cavit Bey'in ekonomik sıkıntı içinde olduğunu ve bu sıkıntıdan dolayı uyuyamadığını anlatmış. Sicil müdürlüğü gibi bir makama sahip olan birinin, köylüleri kıskanması ve müsteşarın kendisini sevmesiyle avunmasını öykülemiştir.

    Örnek Soru:

    Oyunculardan biri bir oyun kaybetti. Yine aynı adam ikinci oyunu da kaybedince kızdı. Yenilmesini Hafız'ın uğursuzluğuna verdi. "Geldi zarımı kırdı." diye düşündü ise de açıkça söylemek istemedi. Oyuncular yeniden başladılar. Biraz önce yenilen adam bir oyun daha kaybedince sabrı tükendi. Hafız dedi, geldin zarımı kırdın, biraz git, ötede dur. Hafız Nuri Efendi buna kızar gibi oldu ama bir şey söylemeden kahvehaneden gitti.

    Bu parçanın anlatımında aşağıdaki anlatım tekniklerinden hangisine başvurulmuştur?

    A) Açıklayıcı anlatım
    B) Tartışmacı anlatım
    C) Betimleyici anlatım
    D) Öyküleyici anlatım

    Yanıt: D




    Betimleyici Anlatım (Tasvir Etme)

    Bir varlığı ya da bir yeri, göz önünde canlanacak biçimde yazıyla anlatmaya betimleme denir. Kısaca, betimleme "sözcüklerle resim çizmek"tir.

    Bir betimleme, ne kadar çok duyu organına seslenirse o derece canlı olur.

    Bir yazının betimleme olup olmadığını anlamak istiyorsanız, okuduğunuz yazıda anlatılan kişi veya yer gözünüzde canlanıp canlanmadığına bakın, canlanabiliyorsa o yazıda betimleme yapılmıştır. Betimleyici anlatımla öyküleyici anlatım bir yazıda birlikte kullanılabilir.


    Örnek:
    "Mevsimin modasına göre bazen açık renkte gayet dar elbisesi, bal rengi eldivenleri, başında ufak fesi, frenk gömleğinin dimdik, yüksek duran yakasıyla örtülmüş, bileğinden aşağı ellerinin çoğu yine o gömleğin uzun kolları içinde saklanmış olduğu hâlde Bihruz Bey, arabanın ön tarafında bulunarak hayvanların terbiyesini tutar; parlak düğmesi, lacivert pardösüsü, malta renginde açık ve dar pantolonu, diz kapaklarına kadar çıkan, yukarıdan tersine kıvrılmış siyah çizmeleri merdivenlerde belirirdi."

    Yukarıdaki paragrafta yazar, Bihruz Bey'in kıyafetini, giydiklerini anlatmıştır. Bihruz Bey'in başındaki festen, ayağındaki çizmeye kadar her şey ayrınıtılı bir şekilde betimlenmiştir. Yazıyı okuduğumuzda Bihruz Bey gözümüzde giyimiyle kuşamıyla canlanmaktadır.


    Örnek Soru:

    Kapalı Çarşı'ya o saatte sahaflar çarşısı tarafındaki büyük kapıdan bir göz atmak korkunçtur. Çarşı, karanlık bir dehliz halinde uzar. Camekanlardaki eşya elektrik ışığından ayrı düşünce, korkularından büzülürler ve camdan çarşının tenhalaşmış yolunu görmek için gözlerini yumarlar.

    Paragrafın anlatım yolu aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Düşünsel anlatım
    B) Hikâye etme
    C) Açıklamalı anlatım
    D) Tasvir etme
    (1999-ML)

    Yanıt: D




    Örneklendirme

    Herhangi bir konuda konuşurken ya da yazarken o konuda söz sahibi kişileri veya eserleri örnek göstermektir.
    Örneklendirmede amaç, ileri sürülen düşünceyi desteklemek ve tutarlı kılmaktır.

    Örnek:


    "Çocuk, bir taraftan varlıkların adlarını öğrenirken, diğer yandan bunların benzer veya birleşik yönlerini görmeye, seçmeye ve birleştirmeye çalışır. Böylece çocukta o varlığın kavramı gelişmeye başlar. Bir çocuk, kediden başka hayvan görmediği zaman hayvan kavramını geliştiremez. Zamanla köpeği, ineği, kuzuyu, eşeği, atı ve diğer hayvanları görüp öğrendikçe çocukta hayvan kavramı gelişmeye ve canlanmaya başlar. Artık küçük yaşlarında olduğu gibi köpek sözü, çocuk İçin bütün hayvanlara verilen bir isim değil, sadece hayvanlardan birinin adı olur."
    Yazar paragrafta çocukların, varlıkların adlarını nasıl öğrendiklerini ve öğrendikleri varlıkları nasıl kavradıklarını anlatmak istiyor. Bu düşüncesini somutlaştırmak ve desteklemek için hayvan örneklerini vermiştir. Dolayısıyla yazar ömeklendirmeye başvurmuştur.


    Örnek Soru:

    Tanzimat Fermanı'yla Batı'ya kapılarını ardına kadar açan Osmanlı'da yanlış Batılılaşma akımı hayatın hemen her yerine girmiştir. Halk kendi gelenek ve göreneklerinden uzaklaşıp Batılı gibi giyinmeye, konuşmaya çalışmış. Ne var ki bunları yapanlar, oldukça gülünç durumlara düşmüşlerdir. Bu dönemdeki yazarların çoğu, yanlış Batılılaşma ile ilgili eserler yazmışlardır: Ahmet Mithat Efendi, Recaizade Mahmut Ekrem, Hüseyin Rahmi Gürpınar akla ilk gelen isimlerdir.

    Bu paragrafın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?

    A) Öyküleme
    B) Tartışma
    C) Örneklendirme
    D) Betimleme

    Yanıt: C




    Tanık Gösterme (Alıntı Yapma)

    Herhangi bir konuda konuşurken ya da yazarken o konuda söz sahibi kişilerin sözlerinden alıntılar yapmaktadır.

    Tanık göstermede amaç, öne sürülen düşünceyi kanıtlamak ve desteklemektir.


    Uyarı: Örneklendirmede kişilerin veya eserlerin adları verilirken, tanık göstermede konuyla ilgili, söz sahibi kişinin bir sözü vardır.




    Örnek:


    "Bir romanı elli kez okumak! Bu, birçoklarına gülünç gelebilir. Ama tekrar tekrar okunmadan bir kitabın iyice anlaşılabileceği düşünülmemelidir. Jean Cocteau bu konuda şöyle der: 'Okumak başka bir iştir. Okuyorum, okuduğumu sanıyorum. Bir kitabı yeniden okuduğumda ise onu daha önce okumadığımı anlıyorum."


    Bu paragrafta yazar, bir kitabın tekrar tekrar okunmadan anlaşılamayacağını ileri sürmüştür. Bu düşüncesini kanıtlamak için, Jean Cocteau'nun sözünden alıntı yaparak onu tanık göstermiştir.


    Örnek Soru:

    Zaafların en tehlikelisi sır saklamaktır. Çünkü o sır size hiç kimseye anlatmamanız şartıyla emanet edilmiştir. Bunu başkalarının duyması büyük zararlar doğurabilir. Böyle gevezelik türlü hâllerde kötü sonuçlara neden olabilir. Siz de başka birilerine söylemeyeceğinize yemin ederek o sırrı elde etmişsinizdir. Söyledikten sonra ne çare ki pişman olmak fayda etmez. Shakespeare şöyle demiş: "Ağızdan bir defa çıkmış olan sözü geri alıp tekrar sır haline getirmek mümkün değildir." Çünkü artık o sır senin değil, herkesin sözü olmuştur.

    Bu paragrafta aşağıdaki anlatım tekniklerinden hangisine başvurulmuştur?

    A) Öyküleme
    B) Örneklendirme
    C) Tartışma
    D) Tanık gösterme

    Yanıt: D




    Karşılaştırma

    Aralarında anlam ilgisi bulunan iki varlığın ortak ya da farklı yönlerinin ortaya konmasıdır. Karşılaştırmada amaç, ileri sürülen düşünceyi somutlaştırmaktır.

    Yazar karşılaştırma yaparken karşılaştırılan varlıklar arasında bir ilginin olmasına dikkat eder. Örneğin, tiyatro ile sinema, roman ile hikâye...



    Örnek:

    "Tanzimat Fermanıyla rahatlayan Osmanlı aydını bu dönemde, sanat toplum içindir, anlayışından hareketle halkı bilgilendiren Batı kaynaklı edebî türleri (gazete, tiyatro, roman, hikâye...) kullanmaya başladı. Roman ve hikâyenin temelleri bu dönemde atıldı. I. Meşrutiyet Dönemi'nde ise baskıdan dolayı sanatçılar, sanat sanat İçindir, görüşünü benimsediler. Bu dönem sanatçıları gazetenin yerine dergiye sarıldılar, şiirde halkın anlayamayacağı çok ağır bir dil kullandılar. Demek ki sanat eserleri devrin sosyal koşullarıyla sıkı ilişkilidir."
    Paragrafta yazarın vurgulamak istediği düşünce paragrafın sonuç cümlesindedir. Yazar, sanat eserlerinin, devrin sosyal koşulları altında geliştiğini göstermek için Tanzimat dönemi ile I. Meşrutiyet dönemini karşılaştırmıştır.


    Örnek Soru:

    Her ülkede şair, hikayeci, romancı, oyun yazarı bolca rastlanan sayıda olduğu hâlde eleştirmen sayısı bunlarla oranlanmayacak kadar azdır. Bir de aynı çağda yaşamış eleştirmenleri bir hatırlayıverin, varacağımız sonuç bizi asla yanıltmayacaktır. Bu durum iki şeyi gösterir: Eleştirmenliğin zorluğu ve eleştirilerin güçlüğü. Şairler, romancılar, hikayeciler birtakım yeteneklerle dünyaya gelirler. Oysa eleştirmenler kendi kendilerini yetiştirir, öz çabalarıyla yollarını bulurlar.

    Bu paragrafta başvurulan anlatım tekniği aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Karşılaştırma
    B) Tanık gösterme
    C) Örneklendirme
    D) Açıklama

    Yanıt: A



    Tanımlama
    Bir varlığı özellikleriyle tanıtan cümlelere tanım cümlesi denir.

    Tanım cümlesi "...nedir?" sorusuna cevap verir.



    • Eleştiri, eserin olumlu ve olumsuz yönlerini gösteren yazı türüdür.

    Bu cümleye, "Eleştiri nedir?" sorusunu sorduğumuzda cevap alabiliyoruz.

    Örnek:

    "Anı, bir kişinin yaşamından beslenen, o kişinin yaşamından bir kesit içeren yazı türüdür. Anılarını yazanlar sadece sanatçılar ve edebiyatçılar değildir. Sokaktaki insanlar, imparatorlar, krallar, politikacılar, askerler anılarını yazmışlardır. Çünkü anı, gerçek bir yaşam ve yaşantıdan kaynaklanan yazı türüdür. Belli bir dönemle ilgili anılar, belirli olaylar içinde yer almış kişileri tanıtmaya yönelik anılardır, bu tür anılara anı portre denir."

    Bu paragrafta yazar anının tanımını yaparak giriş yapmıştır. Daha sonra konuyla ilgili iki cümle söyledikten sonra, tekrar bir tanım cümlesi gelmektedir. (Çünkü anı, gerçek bir yaşam ve yaşantıdan kaynaklanan bir yazı türüdür.) Son cümlede de yine tanımlama yapılmıştır.



    Örnek Soru:

    Aydın kişi iyi eğitim görmüş, bilgili insandır. Sözleriyle, davranışlarıyla insanlara örnek olan kişidir. Toplumu eğiten, ona yol gösteren ve sürekli destek olan, ufku geniş insandır. O insanlığın yücelmesini her şeyin üstünde tutar. Şunu bilir ki, tek başına mükemmel bir insan, sabun köpüğü gibi çabucak kaybolur. Çünkü o, eğitimsiz ve geri kalmış toplumda gücü zayıflamış ışık gibidir. O, bu gibi durumlardan rahatsızlık duymaktadır. Bu yüzden aydın kişiye, aydınlatan kişi de denir.

    Bu paragrafın anlatımında aşağıdaki anlatım biçimlerinden hangisi ağır basmaktadır?

    A) Örneklendirme
    B) Tanımlama
    C) Tanık gösterme
    D) Karşılaştırma

    Yanıt: B
  7. мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94
    Adlar (İsimler) (8. Sınıf)


    Evrende varlıklar, kavramlar ve bir de varlıklara hareket kazandırılmasıyla ortaya çıkan eylemler vardır.Varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklere İsim (ad), eylemleri, hareketleri karşılayan sözcüklere ise fiil (eylem) denir.
    İsimler ve fiiller dilin temel sözcükleri, anlamlı sözcüklerdir. İsim ve fiil olan sözcüklerin yalnız başına anlamları vardır: "hava, taş, ağaç, atmak, tutmak, görmek..." gibi.
    Edat soylu sözcükler ise dildeki yardımcı, yani görevli sözcüklerdir. Bu sözcükler yalnız başına bir anlam taşımaz. "Gibi, için, karşı, karşın, kadar, beri ..." sözcüklerinin yalnız başına anlamları yoktur. Böyle sözcükler, cümle içinde anlam ve görev kazanır.
    Dolayısıyla Türkçede sözcükler tek başına verildiğinde; eğer anlamlı ise isim ya da fiil, anlamsız ise edattır.
    Cümle içinde kullanımlarına göre sözcükler 8 türe ayrılır:

    • İsim soylular: İsim, sıfat, zamir, zarf
    • Fiil soylular: Fiil
    • Edat soylular: Edat, bağlaç, ünlem
    İSİMLER (ADLAR)
    Canlı ve cansız varlıkları, duygu ve düşünceleri karşılayan sözcüklere isim (ad) denir.
    Bardaktan boşanırcasına bir yağmur
    Dertli yüreğimin başına yağıyor
    Dizelerdeki bardak, yağmur, yürek, baş sözcükleri isimdir.
    İsimler değişik gruplara ayrılır:
    1. Varlıklara Verilişine Göre
    a. Özel İsim: Tek bir kişiyi, belli bir varlığı veya topluluğu gösteren sözcüklere özel isim denir.
    Özel isimler aşağıdaki gibi gruplandırılabilir:

    • Kişi isimleri: Mine, Kemal...
    • Yer isimleri: Bursa, Erzurum...
    • Ülke isimleri: Türkiye, Rusya...
    • Dil, din, mezhep, tarikat isimleri: Türkçe, Almanca; Müslümanlık, Musevîlik; Hanefîlik, Şiîlik; Mevlevîlik...
    • Millet isimleri: Türkler, Almanlar...
    • Gazete, dergi, kitap isimleri: Sabah gazetesi, Türk Dili, Sinekli Bakkal...
    • Kurum ve kuruluş isimleri: Türk Dil Kurumu, Kızılay, I. Murat Lisesi...
    • Belirli gün ve bayram isimleri: Anneler Günü, Ramazan Bayramı...
    Uyarı: Özelisimlerle ilgili şu özelliklere dikkat edilmeli:
    * *Özel adlar cümlenin her yerinde büyük harfle başlar:Geçen hafta Ankara çok soğuktu.
    * * Özel adlara getirilen çekim ekleri kesme, işaretiyle ayrılır, yapım ekleri ayrılmaz: İstanbul'un trafik sorunu bitmez. / İstanbullu şairleri bu kitapta tanıtıyoruz.
    * * Özel adlarda yumuşama olmaz: Tatilde Ayvalık'a gittik.

    b. Tür Adı (Cins İsmi)Aynı türden olan varlıkların tümünü karşılayan isimlere cins ismi denir: ev, ağaç, su, fikir, akıl...

    Tür adları da belli gruplara ayrılır:

    • Canlı varlıklara verilen tür adları: insan, hayvan, çiçek...
    • Cansız varlıklara verilen tür adları: su, taş, toprak, ev, ateş...
    • Soyut kavramlara verilen tür adları: akıl, duygu, ruh, ahlâk...
    • Akraba adlarına verilen tür adları: oğul, dayı, teyze, amca...
    • Organ adlarına verilen tür adları: el, ayak, baş, göz...
    • Meslek adlarına verilen tür adları: kasap, tesisatçı, manav, öğretmen...
    Uyarı: Tür adları bir varlığa kalıcı olarak verilirse özel ad olur, cümlede büyük harfle başlar:
    Artık o, bana güven vermiyor. (Tür adı)
    Bugün beni Güven aramış. (Özel ad)
    * * Gök cisimleri coğrafî terim olarak veya gerçek anlamlarıyla kullanılırsa özel ad olur:
    Ay Dünya'nın, Dünya Güneş'in etrafında döner.
    Teyzemlerin dünyalar kadar arazisi var.

    Örnek Soru:(1995-DPY)
    "Güzel" kelimesi hangi cümlede isim olarak kullanılmıştır?
    A) Güzel bir elbise aldı.
    B) Kitabındaki resmi güzel boyadı.
    C) Defterini güzel şiirlerle doldurdu.
    D) Saksıdaki çiçek çok güzeldi.
    Cevap: D
    2. Oluşlarına Göre
    a. Somut İsim: Varlıkları beş duyu organının herhangi biriyle algılanan nesnelere verilen isimlerdir: ses, hava, elektrik, koku, soğuk, tatlı, ışık...
    b. Soyut isim: Varlığı olmayan, akıl ve düşünce yoluyla algılanan kavramlara verilen isimlerdir: akıl, sevgi, hoşgörü, nefret, öfke, kin...

    Örnek Soru:Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcüklerin her ikisi de somut isimdir?
    A) Küçük odada ağır bir koku var.
    B) Soğuklar çiftçiyi zor durumda bıraktı.
    C) Rüyaların etkisinde kalan insanlar çoktur.
    D) Mutluluk her insanın gönlünde saklıdır.
    Yanıt: A

    3. Sayılarına Göre
    a. Tekil İsim: Sayıca tek olan isimlerdir: kalem, bulut, ev, kaşık...
    b. Çoğul İsim: Sayıca birden çok varlığı ya da kavramı karşılayan isimlerdir. Türkçede isimler "-lar, -ler" eklerinden uygun olanı alarak çoğul hâle gelir: ev-ler, ağaç-lar, göz-ler, akıl-lar...
    Uyarı: "-lar, -ler" eki her zaman eklendiği sözcükleri çoğul yapmaz, sözcüklere değişik anlamlar katar:
    Boğazlarım yanıyordu. (Abartma)
    Vali beyler henüz gelmediler. (Saygı)
    Türkler, Almanlar dosttur. (Soy)
    c. Topluluk İsmi: Çoğul eki almadan aynı türden birçok varlığı karşılayan isimlerdir: takım, heyet, sürü, ordu, grup, halk...
    * * Kimi sözcükler cümledeki kullanımlarına göre topluluk adı olabilir:
    Okul depremde zarar gördü.
    Okul yarın yürüyüşe çıkacak.
    Birinci cümlede okul sözcüğü bina anlamıyla kullanıldığından tekil addır. İkinci cümlede okul sözcüğü öğrenciler anl***** geldiğinden topluluk adı olarak kullanılmıştır.
    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "lar, -ler" eki cümleye çoğul anlamı katmamıştır?
    A) Kelebekler ahenkle dans ediyor.
    B) Bugün dünyalar kadar işim var.
    C) Evler birbirine çok yakın yapılmış.
    D) Kimi duygularımızı anlatamıyoruz.
    Yanıt: B

    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerde geçen altı çizili sözcüklerden hangisi topluluk adı değildir?
    A) İki takım maç saatini bekliyor.
    B) Sınıf çok havasız, camı açın.
    C) Çoban sürüyü köye güçlükle getirmiş.
    D) Halk, yeri geldiğinde ülkesi için her şeyi yapar.
    Yanıt: B

    İsimlerde Küçültme: İsimlere "-cık, -cağız" ekleri getirilerek isimlerde küçültme yapılır.
    Bu ekler eklendikleri isimlere küçültme dışında sevgi, acıma ve küçültme anlamları da katar:
    Kedicik soğuktan ölmüş. (Acıma)
    Babacığım geldi. (Sevgi)
    Kadıncağız yapayalnız kaldı. (Acıma)
    Karşıda bir tepecik vardı. (Küçültme)
    * * -cık eki bazen küçültme anlamlarından uzaklaşıp kalıcı isimler yapar: bademcik, gelincik, arpacık...
    Örnek Soru:(1992-DPY)
    "Adamcağız soğuktan titriyordu." cümlesinde yer alan "cağız" ekiyle aşağıdaki duygulardan hangisi belirtilmiştir?
    A) Acıma
    B) Sevgi
    C) Küçümseme
    D) Endişe
    Yanıt: A
  8. мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94
    Ad (İsim) Tamlamaları

    Aralarında anlam ilgisi bulunan isimlerin ekler yardımıyla oluşturdukları gruplara ad tamlaması denir.
    Dağın ardında güneş battı
    Çömelmiş kapı eşiğinde
    Anam yün eğirir akşam vakti
    Bu dizelerdeki dağın ardı, kapı eşiği, akşam vakti sözcük grupları isim tamlamasıdır.


    Ad tamlamaları tamlayan ve tamlanandan oluşur. Tamlamada ana öge tamlanandır.
    Tamlayan ve tamlanan birbirine aşağıdaki eklerle bağlanır:
    Tamlayan ekleri: -ın, -in, -un, -ün / -nın, -nin, -nun, -nün
    Tamlanan ekleri: -ı, -i, -u, -ü / -sı, -si, -su, -sü
    İsim tamlamaları tamlama eklerini alıp almamalarına göre adlandırılır:
    1. Belirtili Ad Tamlaması Hem tamlayanı hem de taml***** tamlama eki almış isim tamlamalarıdır.
    kuş-un yuva-sı, kız-ın eldiven-i
    Okulun bahçesi düzenlendi.
    Çocuğun gözlerine hayran kaldık.
    Arabaların gürültüsünden uyuyamadık.


    2. Belirtisiz Ad Tamlaması Tamlayanı ek almamış, taml***** tamlanan (iyelik) eki almış isim tamlamasıdır.
    Belirtisiz isim tamlamalarında tamlanan ne sorusuna cevap verir:
    masa örtü-sü, tebeşir toz-u
    Yaz tatilinde daha çok kitap okurdum.
    Gece yarısı zil sesiyle uyandım.
    Süpürgeyi kapı arkasına koymayın.


    • Belirtisiz ad tamlarında tamlayan, taml*****n türünü gösterir: su bardağı, yemek kaşığı, okul çantası...
    • Tamlayan, taml*****n neden yapıldığını bildirir: çilek reçeli, zeytin ezmesi, bulgur pilâvı...
    • Tamlayan yer ismi olursa, taml*****n çıkış yerini, yetiştiği yeri gösterir: Amasya elması, Van kedisi, Malatya kayısısı...

    Örnek Soru:
    Bazı ad tamlamalarında tamlayan, taml*****n neden yapıldığını göstermektedir.
    Aşağıdakilerden hangisi bu özellikte bir ad tamlaması değildir?
    A) Pirinç pilâvı
    B) Pamuk ipliği
    C) Bal kabağı
    D) Domates salatası
    (1998-LGS)
    Yanıt: C

    3. Takısız Ad Tamlaması Hem tamlayanı hem de taml***** ek almamış isim tamlamalarıdır. Takısız ad tamlamalarında iki ayrı özellik vardır:
    * * Tamlayan, taml*****n neden yapıldığını (ham maddesini) belirtir: yün çorap, tahta kaşık
    * * Tamlayan taml*****n neye benzediğini bildirir: demir yumruk, tilki çocuk

    4. Zincirleme Ad Tamlaması Tamlayanı veya taml***** bir başka ad tamlaması olan ad tamlamalarıdır.
    deniz suları-nın / serinliğ-i
    Yukarıdaki ad tamlaması, tamlayanı belirtisiz ad tamlaması olan zincirleme ad tamlamasıdır.
    salon-un perdeleri-nin /reng-i
    Bu tamlama, tamlayanı belirtili ad tamlaması olan zincirleme ad tamlamasıdır.
    ev-in / oturma oda-sı
    Bu tamlama da taml***** belirtisiz ad tamlaması olan zincirleme ad tamlamasıdır.
    Çıkış zilinin sesini duymadık.
    Ay ışığının altında şarkılar söylerdik.
    Çocuğun uyku saati geçiyor galiba.
    Babamın asker arkadaşıyla tanıştım.
    Örnek Soru:
    "Sandalyeler, öğretmenin masasının etrafına özenle dizilmişti." cümlesindeki tamlamanın çeşidi nedir?
    A) Belirtisiz isim tamlaması
    B) Belirtili isim tamlaması
    C) Zincirleme isim tamlaması
    D) Sıfat tamlaması
    (1992-DPY)
    Yanıt: C
    Örnek Soru:
    "Parkın köşesinde oynayan çocukları salonun penceresinden seyrediyordu." cümlesindeki altı çizili tamlamanın türü aşağıdakilerden hangisidir?
    A) Belirtisiz isim tamlaması
    B) Belirtili isim tamlaması
    C) Zincirleme isim tamlaması
    D) Takısız isim tamlaması
    Yanıt: B

    Tamlamaların Özellikleri
    * * Belirtili isim tamlamalarında tamlayan ile tamlanan arasına sözcük girebilir: kitab-ın yırtık savfa-ları
    Yukarıdaki tamlama, taml***** sıfat tamlaması olan bir belirtili isim tamlamasıdır, zincirleme isim tamlaması değildir.
    * * Zamirler tamlama oluşturur: Onun kardeşi, kuşların bazıları
    * * İsim tamlamalarında tamlayan ile tamlanan yer değiştirebilir: Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur
    * * İsim tamlamalarında tamlayan düşebilir:
    (onun) Masası çok dağınıktı, tamlanan
    (benim) Gönlümü avutamadım.
    * * İsim tamlamalarında bir tamlayan, birden çok tamlanana veya birden çok tamlayan bir tamlanana bağlanabilir:
    Çocuğun kitabı ve defteri yırtıktı.
    Odanın ve salonun pencereleri açıktı.
    Meyvelerin, sebzelerin rengi ve kokusu
    * * Belirtisiz isim tamlamaları sıfat görevini üstlenebilir: el örgüsü kazak, dünya güzeli
    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde, tamlayan İle tamlanan arasına sözcük girmiş bir ad tamlaması vardır?
    A) Hayatın çilesi bitmez.
    B) Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkarız.
    C) Büyük evlerin bahçelerinde yatarmış.
    D) Okuma dersleri okullarda olmalı.
    Yanıt: B

    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde tamlayanı ile taml***** yer değiştirmiş bir ad tamlaması vardır?
    A) Gölün derinliğini biliyor musun?
    B) Orman yangını çabuk yayıldı.
    C) Yıllardır baş ağrısı çekiyor.
    D) Manzarasına vurulduk bu şehrin.
    Yanıt: D

    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde tamlayanı düşmüş bir ad tamlaması vardır?
    A) Misafirler gezdikleri her yeri beğendiler.
    B) Seni arayan öğrenciler yine geldiler.
    C) Sesi, dinleyen herkesi büyüledi.
    D) Rüzgâr denizin nemli havasını taşıyor.
    Yanıt: C
  9. мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94
    Zamirler (Adıllar) (8. Sınıf)


    Annem en sevdiğim yemeği yapmıştı.
    En sevdiğim yemeği babamı beklemeden yedim.

    Bu iki cümle yazı veya konuşma dilinde yan yana bu şekilde kullanılmaz.
    İkinci cümle değiştirilerek şöyle denir:
    Annem en sevdiğim yemeği yapmıştı. Onu babamı beklemeden yedim.
    Görülüyor ki birinci cümlede geçen en sevdiğim yemeği sözleri ikinci cümlede yinelenmemiş, bu sözlerin yerini onu sözcüğü almıştır.
    Manavdan ıspanak, biber, havuç ve patlıcan aldım. Ispanak, biber, havuç ve patlıcanı dolaba koydum.
    Bu iki cümleden ikincisini şöyle yazar veya söyleriz:
    Onları dolaba koydum.
    İkinci cümledeki ıspanak, biber, havuç ve patlıcan sözcüklerinin yerini onları sözcüğü almıştır.
    Bu örneklerden anlaşılacağı üzere, ad olmadıkları halde adların yerine kullanılan sözcükler vardır, bu sözcüklere zamir denir.
    * * Zamirler isimlerin yerini tuttuğundan isimlere gelen çekim eklerini alır:
    o-n-u, biz-im, sen-den, şu-n-un
    * * Kimi zamirler ek aldıklarında köklerinde ses değişikliği olur:
    ben-e > bana
    sen-e > sana

    * * Zamirler sözcük türetilmeye elverişli kelimeler değildir; ancak bazı zamirlerden sözcük türetilebilir:
    Ben-cil, ben-lik, kim-lik, sen-li ben-li
    * * Zamirler sadece somut veya soyut sözcüklerin değil söz gruplarının da yerlerini tutabilir:
    Öğretmen, kardeşine ne söylemiş? cümlesinde ne sözcüğünün yerine şunlar getirilebilir:
    derslerine düzenli çalışmasını, ödevlerini zamanında yapmasını veya kötü insanlarla arkadaşlık etmemesini...
    Görüldüğü gibi zamirler bu gibi sözlerin de yerine kullanılabilir.
    Zamirler ikiye ayrılır:
    1. Sözcük durumundaki zamirler
    2. Ek durumundaki zamirler


    1. Sözcük Durumundaki Zamirler
    Sözcük durumundaki zamirler dörde ayrılır:
    a) Kişi (şahıs) zamirleri
    b) İşaret (im) zamirleri
    c) Belgisiz zamirler
    d) Soru zamirleri

    a. Kişi (Şahıs) Zamirleri
    Kişi adlarının yerini tutan zamirlerdir.
    I. tekil kişi: ben
    II. tekil kişi: sen
    III. tekil kişi:
    o
    I. çoğul kişi:
    biz
    II. çoğul kişi:
    siz
    III. çoğul kişi: onlar


    Ben gidersem, çocuklara sen bak.
    Sen konuşunca, o konuşmuyor.
    Biz akşam geç döneriz.
    Siz içeride kitap okuyun.
    Onlar komşularına iyi davranırlar.

    * * Kişi zamirleri iyelik eklerini almaz, bundan dolayı isim tamlamalarında tamlayan olur, tamlanan olamaz:
    Onun babası geldi.
    Senin hakkını ödeyemeyiz.
    Benim ellerimde büyüdü.

    Görüldüğü gibi kişi zamirleri bu cümlelerde tamlayan göreviyle kullanılmıştır.
    * * Kişi zamirleri, diğer isim çekim eklerini alabilirler:

    beni, bana, bende, benden, benim
    seni, sana, sende, senden, senin
    onu, ona, onda, ondan, onun
    bizi, bize, bizde, bizden, bizim
    sizi, size, sizde, sizden, sizin
    onları, onlara, onlarda, onlardan, onların

    * * Şahıs zamirleri, edatlarla grup oluşturabilir:
    Bana göre bu soru yanlış.
    Bunlara senin için katlandım.
    Onun gibi insan az bulunur.
    Bizim kadar onlar da suçlu.
    Size doğru gittiler.

    * * Biz ve siz kişi zamirleri -lar, -ler ekini alarak benzerlik anlamı kazanabilir:
    Bizler (bizim gibi olanlar) bilimin gerçeklerine inanırız.
    Sizler (sizin gibi olanlar) bu ülkeyi yükselteceksiniz.


    * * Ben ve biz zamirleri tamlayan ekini -im şeklinde alır:
    ben-im evim
    biz-im paramız



    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde tamlayanı kişi zamiri olan bir isim tamlaması vardır?
    A) Çocuğun sözlerine hepimiz inandık.
    B) Bu köyde onun sözü geçer.
    C) Sen her olayı abartırsın.
    D) Bizim için her fedakârlığı yaptı.

    Yanıt: B






    Dönüşlülük Zamiri
    Dönüşlülük zamiri kendi sözcüğüdür.
    Kişi zamirlerinin de yerine kullanılabilen dönüşlülük zamiri, cümlede özneyi pekiştirmek için bulunur:
    Kitabı ben kendim ciltledim.
    Soruyu seri kendin çöz.



    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "kendi" sözcüğü kişi adılı (şahıs zamiri) ile birlikte kullanılarak özneyi pekiştirme görevi üstlenmiştir?
    A) Beni kendisi ona tavsiye etmiş.
    B) Bu konuyu siz kendisiyle görüşmelisiniz.
    C) Bunu, siz kendiniz böyle istediniz.
    D) Söylediklerimi sen kendilerine iletmedin mi?

    (2003-LGS)
    Yanıt: C








    * * Dönüşlülük zamiri kendi, iyelik eklerini alabilir,
    kendi-m kendi-miz
    kendi-n kendi-niz
    kendi-si kendi-leri

    * * Dönüşlülük zamiri, iyelik eklerini aldığından isim tamlamalarında hem tamlayan hem de tamlanan olabilir:
    Kendi evi.
    Kendi sesi
    Çocuğun kendisi,
    Sanatçıların kendileri

    Not: Şahıs zamirleri isim tamlamalarında tamlayan olur, tamlanan olamaz.

    "Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bu kurala uymayan (yani tamlanan olan) bir zamir kullanılmıştır?" gibi bir soruyla karşılaşıldığında akla hemen kendi dönüşlülük zamiri gelmeli. Çünkü diğer kişi zamirleri sadece tamlayan olur, tamlanan olamaz. Kendi dönüşlülük zamiri ise hem tamlayan hem de tamlanan olabilir.


    Örnek Soru:
    Ad takımlarında kişi adılları tamlayan olur, tamlanan olamaz.
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bu kurala aykırı bir kullanım vardır?
    A) Benim sözlerimi dikkate almadı.
    B) Onun gelmesini bekliyoruz.
    C) Yıllardır kendi evinde oturuyor.
    D) Sunucunun kendisi konuşmayı bilmiyor.

    Yanıt: D








    b. İşaret (İm) Zamirleri
    Varlıkların yerlerini işaret yoluyla tutan zamirlerdir. Türkçedeki başlıca işaret zamirleri şunlardır:
    Bu: Yakında olan bir varlığı gösteren zamirdir. ==> Bu, dün geldi.
    Şu: Biraz uzaktaki varlığı gösteren zamirdir. ===> Şu daha güzeldi.
    O: Çok uzakta olan veya o anda orada bulunmayan varlıkları karşılayan zamirdir.==> O, yine arızalanmış.
    bunlar, şunlar, onlar işaret zamirlerinin çoğullarıdır.
    Ayrıca, öteki, beriki, öbürü, diğeri, oradaki, buradaki sözcükleri de işaret zamiri olarak kullanılır.
    * * İşaret zamirleri isim çekim eklerini alır:
    bunu, buna, bunda, bundan, bunun şunu, şuna, şunda, şundan, şunun onu, ona, onda, ondan, onun
    Bunu yalnız ben çözdüm.
    Şundan biraz alsana.
    Ondan sen de tattın mı?

    * * Bu, şu, öteki ve beriki zamirleri insanın yerini işaret yoluyla tuttuklarında yine işaret zamiri olurlar, kişi zamiri olamazlar.
    Bu, benim sorularımı çözdü.
    Şu, sınıfımızın en iyi öğrencisidir.
    Öteki bana kızınca babam da ona kızdı.

    Bu cümlelerde geçen bu, şu, öteki ve beriki zamirleri kişilerin yerlerini işaret yoluyla tutmuşlardır.


    Örnek Soru:
    "Şu" kelimesi aşağıdaki cümlelerin hangisinde işaret zamiri olarak kullanılmıştır?
    A) Şu yalnızlık da çekilmiyor.
    B) Sizin aradığınız şu değil miydi?
    C) Şu havada dışarı çıkılır mı?
    D) Ne güzel oynuyor şu çocuklar!
    (1998-DPY)
    Yanıt: B








    * * Yer belirten bura, şura, ora sözcükleri de işaret zamirleridir.
    Buraya yaklaşmayın!
    Şurası daha güzel.
    Orayı ne zaman gördün?
    Buradan ayrılmayın!
    Şurada beni bekleyin!

    * * böyle, şöyle, öyle sözcükleri de işaret (gösterme) zamiri olarak kullanılır.
    Böylesini isterim.
    Öyleleri çevreye zarar veriyor.
    Şöyle buyurun.




    Uyarı: O sözcüğü insanın yerini tutarsa kişi zamiri olur, insan dışındaki varlıkların yerini tutarsa işaret (gösterme) zamiri olur.
    O her ödevini bana yaptırıyor.
    O kaç gündür yem bile yemiyor.

    Birinci cümlede o insanın yerini tuttuğundan kişi zamiri, ikinci cümlede insan dışındaki bir varlığın yerini tuttuğundan işaret zamiridir.









    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "o" sözcüğü farklı türden bir zamirdir?
    A) Bu sınavı da o kazandı.
    B) Onu niçin doğum gününe çağırmadın?
    C) Onu rafların birine yerleştir.
    D) O hiçbir zaman benim sözümü tutmadı ki!


    Yanıt: C






    c. Belgisiz Zamirler
    Adın yerini tutan; ancak kişiyi ya da nesneleri kesin bir biçimde karşılamayan zamirlere belgisiz zamir denir.
    Kalemlerden birkaçını bana ver.
    Kuşların birçoğu köyü terk etti.
    Herkes yanındakinden sorumlu.
    Kimseyi içeri almayın.
    Hiçbiriniz izinsiz ayrılmayın.
    Hepiniz bu işte görevlisiniz.
    Bunu bırak başkasını al.
    Bazısı her olayı kötüye yorumlar.
    Kimi geldi, kimi gitti.

    Yukarıdaki cümlelerde geçen renkli sözcükler, varlıkların yerlerini belirsiz olarak tuttuklarından belgisiz zamirdir.
    Not: Belgisiz sıfatlar çekim eki aldıklarında belgisiz zamir olur.
    Birkaç kişi daha geldi.
    Hiçbir soru zor değildi.
    Bazı öğrenciler geç geldi.

    Yukarıdaki cümlelerde birkaç, hiçbir, bazı sözcükleri isimleri belirttiklerinden belgisiz sıfat olmuştur.
    Birkaçı daha geldi.
    Hiçbiri zor değildi.
    Bazıları geç geldi.

    Bu cümlelerde ise birkaç, hiçbir ve bazı sözcükleri çekim eki aldıklarından belgisiz zamir olmuştur.

    * * Belgisiz zamirler isim tamlamalarında hem tamlayan hem tamlanan olur:
    Kuşların hepsi (tamlanan)
    Soruların hiçbiri (tamlanan)
    Hepsinin derdi (tamlayan)
    Birinin kitabı (tamlayan)

    Not: kimse, hiç kimse, hepsi, herkes, şey sözcükeri belgisiz sıfat olarak kullanılmaz, belgisiz zamir olarak kullanılabilir.
    İçeride hiç kimse yoktu.
    Herkes muhtardan şikâyetçi.
    Yetkililer her şey yolunda, dedi.




    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisindeki altı çizili sözcük belgisiz sıfat olarak kullanılamaz?
    A) Yolcuların hepsi kurtarıldı.
    B) Günlerin çoğu çalışmakla geçiyor.
    C) Çiçeklerin tümü kurumuş.
    D) Artık başkasına inanmam.

    Yanıt: A





    d. Soru Zamirleri
    İsimlerin yerlerini soru yoluyla tutan zamirlere soru zamirleri denir.
    Türkçede asıl soru zamirleri kim ve ne'dir.
    Kim bunu sana verdi?
    Kardeşlerine sen ne aldın?

    * * Kim ve ne soru zamirleri isim çekim eklerini alabilir:
    Saatlerdir kimi bekliyorsun?
    Bu kazağı kime aldın?
    Kimde bu kitabı bulabiliriz?
    Bu haberi kimden duydun?
    Yine neyi kaybettin?
    Bu yiyecekleri neye koyalım?
    Bunları nereye bırakayım?
    Bu ilacı nerede bulabiliriz?
    Bu kadar parayı nereden aldın?

    * * Ayrıca hangi, kaç, kaçıncı sözcükleri çekim eki aldıklarında soru zamiri olur:
    Çantalardan hangisi senin?
    Bu çocuk hangisinden başarılı?
    Öğrencilerin kaçı ödev yapmış?
    Yarışı kazananlardan kaçıncısına ödül verdiniz?

    * * Neden sözcüğü bir şeyin hammaddesinin yerini tutarsa soru zamiri olur, Neden sözcüğü niçin anl***** gelirse soru zarfı olur:
    Baklava neden yapılır? (zamir)
    Bu kilim neden dokunmuş? (zamir)
    Soruları neden çözmedin? (zarf)
    Neden bizimle gelmedin? (zarf)


    * * Ne sözcüğü de niçin anl***** gelirse zarf olur:
    Öğrenciler sana ne sordu? (zamir)
    Ne bakıyorsun öyle? (zarf)



    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "ne" sözcüğü nün türü diğerlerinden farklıdır?
    A) Ona ne yaptınız da bu hâle geldi?
    B) Bu ne kıyafet böyle anlayamadım.
    C) Eğitim konusunda ne öneri getirdiniz?
    D) Ne gün geleceklerini henüz söylemediler.

    (2004-LGS)
    Yanıt: A








    Not: Soru zamirlerinin cevabı ya zamirdir ya da isimdir: Onları nereye götürdün?
    Onları sinemaya götürdüm. (isim)

    Hangisi sana kötü davrandı?
    Şu bana kötü davrandı, (zamir)

    Not: Soru cümlelerinde şu tür ifadelere dikkat edilmeli:
    "Aşağıdaki cümlelerin hangisinde soru zamiri vardır ile soru anlamı bir zamirle sağlanmıştır." ifadesi birbirinden farklıdır.
    Ne aldığını biliyor musun?
    Dün sana ne aldılar?

    Yukarıdaki cümlelerde geçen ne sözcükleri soru zamiridir. Yani her iki cümlede de soru zamiri kullanılmıştır. Ancak birinci cümlede soru anlamı mı soru ekiyle sağlanmış, ikinci cümleye ise ne sözcüğü soru anlamı katmıştır.



    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde soru anlamı bir zamirle sağlanmıştır?
    A) Kimin geç geldiğini öğrendin mi?
    B) Bu saatte ne dolaşıp duruyorsun?
    C) Hangisini beğendiğini biliyor musun?
    D) Bu soruları kime çözdürebilirim?

    Yanıt: D







    Örnek Soru:
    Aşağıdakilerden hangisinde kelime hâlinde bir zamir yoktur?
    A) Bu sorulardan zor olanı hangisidir?
    B) Neyi okumam gerektiğini şimdi öğrendim.
    C) Artık, kime nasıl davranacağımı bilemiyorum.
    D) Hangi romanı okuduğunuzu söyler misiniz?

    (1998-DPY)
    Yanıt: D







    2. Ek Durumundaki Zamirler
    Ek durumundaki zamirler ikiye ayrılır:
    a) İlgi Zamiri
    b) İyelik Zamirleri

    a. İlgi Zamiri
    İlgi zamiri "-ki" ekidir. İlgi zamiri -ki belirtili isim tamlamalarında taml*****n yerini tutarak tamlayana bitişik yazılır.
    Salonun lambası yanıyor, odanınki yanmıyor.
    Benim çantam, seninkinden daha yeni.
    Senin araban, benimkinden güzel.

    Bu cümlelerde kullanılan -ki'ler zamirdir.
    * * İlgi zamiri -ki ünlü uyumuna uymaz. Sözcüklere, -ınki, -inki, -unki, -ünki, -nınki, -ninki, -nunki, -nünki, -imki şeklinde eklenir.
    Onlarınki, bizimkinden daha parlak görünüyor.
    Sıfat yapım eki olan -ki:
    Sıfat yapan -ki isimlere -daki, -deki, -taki, -teki şeklinde eklenir. İsme sorulan "Neredeki?" ve "Ne zamanki?" sorularına cevap verir.
    Ağaçtaki kuş
    Yoldaki işaretler
    Yarınki toplantı
    Sabahki çay



    Yukarıdaki -ki ekleri, sıfat yapım eki olarak kullanılmıştır.

    Bağlaç olan ki:
    Bağlaç olan ki sözcüktür ayrı yazılır.
    Osman ki çok zeki, bu soruyu çözemedi.
    Gelsin ki onu da görelim.

    Not: Fiillerden sonra gelen ki'lerin hepsi bağlaçtır, ayrı yazılır.
    Unutma ki dünya fani.
    Kızıl havalan seyret ki akşam olmakta.
    Kitabı açtım ki sayfalar yırtık.



    Örnek Soru:
    "-ki" eki hangi cümlede ilgi zamiri değildir?
    A) Bizim ev, sizinki kadar güzeldir.
    B) Çocuk elindeki poşeti zor taşıyor.
    C) Benim elbisem mavi, kardeşiminki siyahtı.
    D) Ahmet'in el yazısı, Ali'ninki gibidir.

    (1995-ÖO)
    Yanıt: B







    b. İyelik Zamirleri (Ekleri)
    İsim ya da isim soylu sözcüklere eklenerek onların kime ait olduklarını belirten eklerdir.
    I. tekil kişi ev-im (benim)
    II. tekil kişi ev-in (senin)
    III. tekil kişi ev-i (onun)

    I. çoğul kişi ev-imiz (bizim)
    II. çoğul kişi ev-iniz (sizin)
    III. çoğul kişi ev-leri (onların)

    Yukarıda ev sözcüğüne eklenen ekler iyelik ekleridir.
    Ders çalışırken masa çok dağınıktır.
    Artık sözlerim onu hiç etkilemiyor.

    Bu cümlelerdeki altı çizili ekler, eklendikleri sözcüklerin (onun masası, benim sözlerim) kime ait olduklarını bildirdiklerinden iyelik zamiridir.


    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerdeki altı çizili eklerden hangisi iyelik zamiridir?
    A) Yarım ekmekle doymam.
    B) Kitabı yine kaybolmuş.
    C) Sınıfın havası çok ağırdı.
    D) Bizim insanımız konukseverdir.

    Yanıt: B
  10. мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    990
    Beğenileri:
    634
    Ödül Puanları:
    94
    Fiiller - Eylemler (8. Sınıf)

    İş, oluş, hareket bildiren sözcüklere fiil (eylem) denir. Fiiller, varlıkların yaptığı işleri, oluşları ya da kılışları zamana ve kişiye bağlayarak anlatan kelimelerdir.
    bilmek, görmek, anlatmak, yürümek, sormak, tanı*mak, yazmak...
    Yağmur sabaha kadar yağdı.
    İyi davranmıyorçocuklarına.
    Yüksekçe bir duvardan atladı.
    Bizi ne anlar, ne dinlerdi.
    Yukarıdaki cümlelerde geçen altı çizili sözcükler iş, oluş ve hareket bildirdiklerinden eylemdir.
    Türkçede kimi eylemler oluş bildirir, kimi eylemler durum bildirir, kimi eylemler de kılış bildirir.

    Oluş Bildiren Eylemler
    Oluş bildiren eylemlerde bir durumdan başka bir duruma geçiş söz konusudur. Çoğunlukla da bu geçiş gözle takip edilemez.
    sararmak, yeşermek, çürümek, büyümek, iyi*leşmek...

    Durum Bildiren Eylemler
    Durum bildiren eylem bir nesneye yönelik olmayan, bir durumdan başka bir duruma geçişin söz konusu olmadığı fiillerdir.
    bakmak, üşümek, başlamak, ağlamak, durmak...

    Kılış Bildiren Eylemler
    Bu tür eylemler bir nesneye, varlığa yöneliktir.
    okumak, bilmek, unutmak, temizlemek, görmek...
    Örnek Soru:
    Aşağıdakilerin hangisindeki eylemler, sırasıyla "durum", "oluş" ve "kılış" bildirmektedir?
    A) Gitmek - uzamak - yıkamak
    B) Sormak - gülmek - tanımak
    C) Batmak - ekşimek - varmak
    D) Vermek - ütülemek - üzülmek
    Cevap: A

    Fiillerde Kişi (Şahıs)
    Fiildeki işi, oluşu gerçekleştiren varlığa kişi denir.
    Fiillerde kişi, eylemin sonuna eklenen eklerle göste*rilir.

    I. Tip
    II. Tip
    III. Tip
    I. Tekil Kişi Ekleri
    -im
    -m
    -
    II. Tekil Kişi Ekleri
    -sin
    -n
    -
    III. Tekil Kişi Ekleri
    -
    -
    -sin
    I. Çoğul Kişi Ekleri
    -iz, -lim
    -k
    -
    II. Çoğul Kişi Ekleri
    -siniz
    -niz
    -im, iniz
    III. Çoğul Kişi Ekleri
    -ler
    -ler
    -sinler
    1. Tip kişi ekleri:
    * okuyor - um
    * okuyor - uz
    * okuyor - sun
    * okuyor - sunuz
    * okuyor -
    * okuyor - lar

    2. Tip kişi ekleri:
    * okudu - m
    * okudu - k
    * okudu - n
    * okudu - nuz
    * okudu -
    * okudu - lar

    3. Tip kişi ekleri:
    * -
    * oku
    * oku - sun
    * -
    * oku -y - un, (oku - y - unuz)
    * oku -sunlar

    Fiillerde Kip:
    Fiiller, zaman ve anlam özelliklerine göre çeşitli ekler*le biçimlenir. Bu biçimlere kip denir.
    Türkçede haber (bildirme) ve dilek (isteme) kipleri olmak üzere iki tür kip vardır.

    A. Haber (Bildirme) Kipleri
    Eylemlerdeki işi, oluşu ve hareketi belli bir zaman kavramı içinde bildiren kiplerdir.
    Haber kiplerinde zaman kavramı vardır.
    Haber kipleri; görülen, duyulan geçmiş zaman, şim*diki zaman, gelecek zaman ve geniş zaman olmak üzere beşe ayrılır.

    a) Görülen (-di'li) Seçmiş Zaman
    Fiillere -di, -di, -du, -dü; -ti, -ti, -tu, -tüeklerinden uygun olanı getirilerek yapılır. Eylem konuşma anın*dan önce yapılmıştır. Söyleyen kişi eylemi yapmıştır ya da görmüştür.
    Olumlu
    Olumsuz
    Olumlu-Soru
    Sordum
    Sormadım
    Sordun mu?
    Sordun
    Sormadın
    Sordun mu?
    Sordu
    Sormadı
    Sordun mu?
    Sorduk
    Sormadık
    Sorduk mu?
    Sordunuz
    Sormadınız
    Sordunuz mu?
    Sordular
    Sormadılar
    Sordular mı?

    * Dünkü maçı ben de izledim.
    * Tatilde hepimiz çok eğlendik.
    * Bunları bize siz söylediniz.
    * Partiye katıldık, ailesiyle tanıştık.
    * Gece yarısına doğru şehirden ayrıldık.

    b) Duyulan (-miş'li) Geçmiş Zaman
    Fiillere -mış, -miş, -muş, -müşeklerinden uygun ola*nı getirilerek yapılır. Eylem konuşma anından önce yapılmıştır. Söyleyen kişi eylemi yapmamıştır, başka*sından öğrenmiştir.
    Olumlu
    Olumsuz
    Olumlu-Soru
    Vurmuşum
    Vurmamışım
    Vurmuş muyum?
    Vurmuşsun
    Vurmamışsın
    Vurmuş musun?
    Vurmuş
    Vurmamış
    Vurmuş mu?
    Vurmuşuz
    Vurmamışız
    Vurmuş muyuz?
    Vurmuşsunuz
    Vurmamışsınız
    Vurmuş musunuz?
    Vurmuşlar
    Vurmamışlar
    Vurmuşlar mı?
    * Arkadaşlarına her şeyi anlatmış.
    * Beyoğlu'nda yeni bir dükkân açmış.
    * Yangın kısa sürede söndürülmüş.
    ** Duyulan (-miş'li) geçmiş zaman kipinde yapılan işin sonradan farkına varma veya gerçekleşen bir değişi*mi fark etme anlamı da vardır.
    * Akşam maçı izlerken uyumuşum.
    * Yine dudakların çatlamış.
    * Çay çok demli olmuş.

    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "-mış, -miş" eki eyleme başkasından duyma anlamı katmamıştır?
    A) Dün okul arkadaşlarıyla buluşmuş.
    B) Suçluları o yakalatmış.
    C) Başka bir yere taşınmışlar.
    D) Bu ağaçlar da çürümüş.
    Cevap: D

    c) Şimdiki Zaman
    Fiillere -yor, -(ı)yor eki getirilerek yapılır. Eylemin konuşma anında yapıldığını bildirir.
    Şimdiki zaman eki -yor, kendinden önce gelen -a, -e geniş ünlülerini daraltır:
    başlayor >başlıyor
    arayor > arıyor
    bekleyor > bek*liyor
    Olumlu
    Olumsuz
    Olumlu-Soru
    Buluyorum
    Bulmuyorum
    Buluyor muyum?
    Buluyorsun
    Bulmuyorsun
    Buluyor musun?
    Buluyor
    Bulmuyor
    Buluyor mu?
    Buluyoruz
    Bulmuyoruz
    Buluyor muyuz?
    Buluyorsunuz
    Bulmuyorsunuz
    Buluyor musunuz?
    Buluyorlar
    Bulmuyorlar
    Buluyorlar mı?


    * Çocuklar havuzda yüzüyor. * Kardeşimle soru çözüyorum.
    * Köylüler, tarlada çalışıyorlar.

    Not: -makta, -mekte ekleri de şimdiki zaman eki olarak kullanılır:
    * Ders çalışmaktayım. (Ders çalışıyorum.)
    * Hava kararmakta. (Hava kararıyor.)
    * Kitap okumaktayım. (Kitap okuyorum.)

    d) Gelecek Zaman
    Fiillere -acak, -ecek eklerinden uygun olanı getiri*lerek yapılır. Eylemin konuşma anından sonra yapıla*cağını bildirir.

    Olumlu
    Olumsuz
    Olumlu-Soru
    Kaçacağım
    Kaçmayacağım
    Kaçacak mıyım?
    Kaçacaksın
    Kaçmayacaksın
    Kaçacak mısın?
    Kaçacak
    Kaçmayacak
    Kaçacak mı?
    Kaçacağız
    Kaçmayacağız
    Kaçacak mıyız?
    Kaçacaksınız
    Kaçmayacaksınız
    Kaçacak mısınız?
    Kaçacaklar
    Kaçmayacaklar
    Kaçacaklar mı?


    * Eve vardığımızda seni arayacağım.
    * Biraz sonra çıkış zili çalacak.
    * Bu konuyu uzun uzadıya tartışacağız.

    e) Geniş Zaman
    Fiillere -r, -ar, -er, (-ır, -ir, -ur, ür) eklerinden uygun olanı getirilerek yapılır.
    Eylemin her zaman yapıldığını bildirir.
    Not:Geniş zaman kipinin olumsuzu yapılırken zaman eki -ir düşer, olumsuzluk eki -ma, -me, -maz, -mez şeklinde fiile eklenir. (BU KISIM ÇOK ÖNEMLİ)
    okur > okumaz
    giderim > gitmem
    görünüz > görmeyiz
    Olumlu
    Olumsuz
    Olumlu-Soru
    Uyurum
    Uyumam
    Uyur muyum?
    Uyursun
    Uyumazsın
    Uyur musun?
    Uyur
    Uyumaz
    Uyur mu?
    Uyuruz
    Uyumayız
    Uyur muyuz?
    Uyursunuz
    Uyumazsınız
    Uyur musunuz?
    Uyurlar
    Uyumazlar
    Uyurlar mı?


    Sürekli yapılan, alışkanlık hâline getirilen eylemlerde geniş zaman kipi kullanılır: * Sabahları bir saat yürürüm.
    * Her yıl yaylaya çıkarlar.
    * Derslerini dinler, not alır.

    B. Dilek (İsteme) Kipleri
    Bu kipler isteği, tasarıyı, planı ortaya koyar. Fiilde bildirilen işin yapılıp yapılmayacağı konusunda kesin*lik yoktur.
    Dilek kiplerinde zaman kavramı yoktur.
    Dilek kipleri koşul, istek, gereklilik ve emir kipleri olmak üzere dörde ayrılır.
    a) Koşul (Dilek-Şart) Kipi
    Fillere -sa, -se eklerinden uygun olanı getirilerek ya*pılır. Eyleme koşul anlamı katar.
    Olumlu
    Olumsuz
    Olumlu-Soru
    Tutsam
    Tutmasam
    Tutsam mı?
    Tutsan
    Tutmasan
    Tutsan mı?
    Tutsa
    Tutmasa
    Tutsa mı?
    Tutsak
    Tutmasak
    Tutsak mı?
    Tutsanız
    Tutmasanız
    Tutsanız mı?
    Tutsalar
    Tutmasalar
    Tutsalar mı?


    * Çalışsa başarılı olur. * Buraları görse o da kalmak isterdi.
    * Söylenenleri yapsan sana kimse kızmaz.

    ** Koşul eki bazen eyleme istek anlamı katar:
    * Onlarla siz de gitseniz.
    * Keşke ben de onu görsem.

    Örnek Soru:
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "-sa, -se" eki eyleme koşul anlamı katmamıştır?
    A) Seni görse hatırlayacak.
    B) Bari çalışsa da para kazansa.
    C) Konuyu bilsem cevap vereceğim.
    D) Bu soruyu da çözersem tam puan alacağım.
    Cevap: B

    b) İstek Kipi
    Fiillere -a, -e eklerinden uygun olanı getirilerek yapı*lır. Eyleme istek anlamı katar.


    Olumlu
    Olumsuz
    Olumlu-Soru
    Duyayım
    Duymayayım
    Duyayım mı?
    Duyasın
    Duymayasın
    -
    Duya
    Duymaya
    -
    Duyalım
    Duymayalım
    Duyalım mı?
    Duyasınız
    Duymayasınız
    -
    Duyalar
    Duymayalar
    -


    * Bu ders konuyu bitirelim. * Yarın erken gelesin.
    * Bu soruya ben de bakayım.

    Not: -lım eki sadece istek kipinin birinci çoğul kişi eki olarak kullanılır: bilelim, yazalım ...
    c) Gereklilik Kipi
    Fiillere -malı, -meli eklerinden uygun olanı getirilerek yapılır. Eyleme gereklilik, zorunluluk anlamı katar.
    Olumlu
    Olumsuz
    Olumlu-Soru
    Kalmalıyım
    Kalmamalıyım
    Kalmalı mıyım?
    Kalmalısın
    Kalmamalısın
    Kalmalı mısın?
    Kalmalı
    Kalmamalı
    Kalmalı mı?
    Kalmalıyız
    Kalmamalıyız
    Kalmalı mıyız?
    Kalmalısınız
    Kalmamalısınız
    Kalmalı mısınız?
    Kalmalılar
    Kalmamalılar
    Kalmalılar mı?


    * Yaşadığım tatsızlıkları unutmalıyım. * Öğrenci, sorumluluğunu bilmeli.
    * Yaşlıları ve düşkünleri korumalıyız.

    ** Gereklilik kipi, "olmak" yardımcı fiiline eklendiğinde "tahmin" anlamı katar.
    Geciktiğine göre trafiğe takılmış olmalı.

    d) Emir Kipi
    Emir kipinin eki yoktur. Eylemin yapılmasını emreder.
    Emir kipinin birinci tekil ve birinci çoğul çekimi de yoktur. Çünkü insan kendisine emredemez.
    Olumlu
    Olumsuz
    Olumlu-Soru
    -
    -
    -
    Oku
    Okuma
    -
    Okusun
    Okumasın
    Okusun mu?
    -
    -
    -
    Okuyun
    Okumayın
    -
    Okusunlar
    Okumasınlar
    Okusunlar mı?

    * Çabuk, içeriye girin.
    * Herkes yanına şemsiye alsın.
    * Konuşmacıyı sessizce dinleyin.

    Örnek Soru: (1992-DPY)
    "Bilmek" fiilinin gereklilik kipi ikinci çoğul şahıs çekimi aşağıdakilerden hangisidir?
    A) Bilseniz
    B) Bilesiniz
    C) Bilmelisiniz
    D) Bilirsiniz
    Cevap: C

    Örnek Soru: (1994-DPY)
    Hangi cümledeki fiilin kipi diğerlerinden farklıdır?
    A) Mum dibine ışık vermez.
    B) Kardeşim daima geç gelir.
    C) Biraz da kendine baksın.
    D) Her sabah ormanda koşarım.
    Cevap: C

    Örnek Soru: (2001-DPY)
    Aşağıdaki eylemlerden hangisi "şart" kipindedir?
    A) Unutmayalım
    B) Görmeseniz
    C) Koşmaya
    D) Bilesiniz
    Cevap: B

    ** Türkçede bir fiil birden çok zaman eki alabilir: geliyordu, okuyacakmış. gelmezse, anlatmalıydı...
    Böyle fiillere birleşik zamanlı fiil ya da birleşik çekimli fiil denir.

Sayfayı Paylaş