9.sınıf dil ve anlatım ders notları

Konu 'Dil ve Anlatım Ders Notları' bölümünde Moderatör Gül tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0

    ÜNİTE I İLETİŞİM DİL VE KÜLTÜR
    1. İLETİŞİM
    Hiçbir şey yazmadan, okumadan ya da herhangi bir şey yapmadan bir süre bekleyiniz. Bu hâle ne kadar katlanabilirsiniz?
    Kuşkusuz sosyal bir çevre içerisinde yaşayan insan çevresindeki varlıklarla iletişim kurmak zorundadır. İnsan çevresindeki insanlarla konuşmak, onlardan bir bilgi almak, bilgi vermek ihtiyacı duyar ve bunun için de iletişim kurar.
    Peki iletişim nedir?
    Duygu, düşünce ve isteklerin yazı, konuşma ve görsel işitsel araçlarla iletilmesine iletişim denir.
    İletişim, ilk çağlardan günümüze gelinceye kadar pek çok aşamalardan geçmiştir. İlkel insanlar birtakım sesler çıkararak, işaretleşerek iletişim kurmuşlardır. Hatta ilkel kabilelerin ateş yakarak, duman çıkartarak kendi aralarında iletişim kurdukları bilinir.Günümüzde ise trafik işaretleri ile parti, dernek vakıfların vb. kullandıkları flama, amblem, sembol gibi işaretler birer iletişim aracıdır. Ancak bu araçlar sınırlı sayıdaki bireyler arasında iletişim sağlar. Radyo, televizyon telefon, faks, gazete, dergi vb. araçların hepsi birer iletişim aracıdır. Ancak iletişimin en güçlü olanı dil ile yapılanıdır. Dille gerçekleştirilen iletişim resim, şekil, işaret ve vücut diliyle yapılan iletişimden daha güçlüdür. Bu bakımdan duygu, düşünce ve istekler dil ile aktarılır. İletişimin kurulmasında dört temel öge kullanılır. Duygu düşünce ve isteğin aktarılmasında sözü söyleyen kişi kaynak, söylenen bir söz (mesaj, ileti), iletilen sözü alan alıcı ve bir de iletişimin yapıldığı iletişim aracı (ortamı) vardır. Bu kaynak, alıcı, ileti ve iletişim aracı (ortamdan) oluşan düzeneğe iletişim sistemi ya da bağlam adı verilir.
    2. İNSAN, İLETİŞİM VE DİL
    İletişim aracı olan dilin bir geniş, bir de dar anlamı vardır. Geniş anlamıyla dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir takım işaretleri (flama, bayrak, amblemden jest mimik, beden dili, müzik dili, raks dili ile trafik dili vb.) kapsayan bir sistemdir.Dar anlamda ise dil, insanların duygu, düşünce ve isteklerini karşısındakine aktarmak için kullandığı bir iletişim aracıdır. Bu bakımdan iletişim araçları içerisinde en etkili ve güçlü olanı dildir.Geniş anlamlı dilin görülen, koklanan, işitilen bir dış yönü; bir de o nesnenin anlamı olan iç yönü vardır. Geniş anlamlı dilde dış yön ile iç yön birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.Dar anlamıyla kullanılan iletişim aracı olan dilin de bir ses ya da seslerin görülen işaretleri; bir de o ses ve sesleri oluşturan işaretlerden çıkan anlam yönü vardır.Ağaç sözcüğünde, a-ğ-a-ç seslerinin oluşturduğu bir dış yön; bir de bir nesnenin karşılığı olan, bir varlığı tanımlayan (ağacı tanımlayan) anlam yönü bulunmaktadır.Ağaç denildiği zaman gözümüzün önüne elma, armut, çam, kavak vb. ağaçlardan biri gelir. Bu bakımdan dilin görme, koklama, tat alma organlarıyla sıkı bir bağlantısı bulunmaktadır.Dil insanlara özgü bir iletişim aracıdır. Çevremizde gördüğümüz canlı varlıklar birtakım sesler çıkartırlar. Örneğin köpekler havlayarak, koklayarak, kediler miyavlayarak, atlar kişneyerek kendi aralarında anlaşırlar. İnsanlar ise kendi aralarında konuşarak, yazarak iletişim kurarlar. İnsan beyni, duyu organları yoluyla çevresinden edindiği izlenimleri kendi içerisinde yoğurarak sese ve birtakım kavramlara dönüştürecek yapıya sahiptir. Gerektiğinde çevreden edindiği izlenimleri ses ya da yazı ile çevresine aktarabilir.
    Örneğin çiçek dediğimiz zaman ilk önce gözümüzün önüne birtakım çiçek türleri gelir. Gül, papatya, karanfil, leylak vb. Beyin bunlar arasında bir ayırma ve çözümleme yapar. Bu ayırma ve çözümlemeden sonra duygu, düşünce ve isteğini karşısındakine
    konuşarak ya da yazarak anlatır.
    3. DİL- KÜLTÜR İLİŞKİSİ
    Kültürün çeşitli tanımları yapılmaktadır. En genel anlamıyla kültür bir toplumun maddi ve manevi alanda ortaya koyduğu tüm eserlerdir. Toplumların yaşam biçimleri, gelenek-görenekleri kullandıkları araç gereçleri, inançları, dili, sanat anlayışı vb. kültürü oluşturur. Toplumlar yüzyıllar boyu maddi ve manevi alanda çok değerli eserler üretmişlerdir. Bu eserler gelecek kuşaklara dil sayesinde aktarılır. Örneğin İslâmiyet’ten önceki döneme ait destan, koşuk, sağu, savlar, Orhun Yazıtları, Dede Korkut Hikâyeleri, Yunus Emre’nin şiirleri dil sayesinde günümüze dek yaşamışlardır. Günümüz gençleri o eserleri okuyarak o dönemle ilgili bilgi sahibi olabilirler. Bu bilgilenme dil sayesinde olmaktadır. Bu bakımdan dil önemli bir kültür taşıyıcısıdır. Dilin kültürle olan ilişkisini Mehmet Kaplan şöyle açıklamaktadır:
    DİL VE KÜLTÜR
    Ziya Gökalp, dili kültürün temel unsuru sayar. O, bu görüşünde haklıdır. Zira dil, duygu ve düşüncenin âdeta kabıdır. Bir milletin bütün duygu ve düşünce hazinesi, dil kabına veya kalıbına dökülür ve bu dil kabı ile yerden yere, nesilden nesile aktarılır. Yazı, dilin sesini kaybeden bir vasıta olarak dilin bir parçasıdır. Fakat kültür, söz ile de bir millet arasına yayılır. Dil, kültürün temeli olduğuna göre, bir milletin dil ile ifade ettiği sözlü, yazılı her şey kültür kavr***** girer. Sabahtan akşama kadar evde, sokakta, çarşıda, iş yerinde konuşan halk, farkında olmadan dil tarlasını eker biçer. Dilin duygu ve düşünce ile dolmasının sebebi, günlük hayata çok yakın olmasıdır.Aslında dili yaratan hayat, daha doğrusu sosyal hayattır. Anne çocuğuna bir oyuncak verir. “Bak sana otomobil getirdim.” der. Böylece çocuk, oyuncak otomobil ile beraber “otomobil” kelimesini öğrenir. Fakat dil her zaman böyle bir eşya gösterilerek öğrenilmez. Bebek etrafında manasını anlamadığı birtakım sesler duyar. Zamanla onların bir şeye tekabül ettiğini öğrenir.Dil deyince, konuşulan ve yazılan bütün kelime ve cümleleri anlamak lazımdır. Halk günlük hayatında kelimeleri menşelerine göre ayırmaz. Onu ilgilendiren, kelimelerin manası, işe yaramasıdır. Bir bakkal dükkanında on dakika oturup halkı dinleyerek hangi kelimeleri kullandığını tespit edebilirsiniz.
    Bir ülke sınırları içerisinde dil farklı biçimlerde kullanılabilir. Bu farklılığın başında konuşma dili ile yazı dili gelir. Konuşma dili: Günlük yaşamda, evde, sokakta, çarşı pazarda kullanılan dile konuşma dili denir. Konuşma dilinde el, yüz ve vücut hareketlerine, ses tonuna, vurguya ve tonlamaya dikkat edilir. Yani bu öğeler konuşmada sözün anlatım gücünü etkiler. Konuşma dili işitme duyumuza hitap eder. Konuşma dili kişilerin kültür düzeylerine ve bölgeden bölgeye farklılıklar gösterir. Okuma yazma oranı düştükçe dili kullanmada yöresel özellikler çoğalır. Böylece konuşmada ağız, şive ve lehçe farklılıkları görülür. Bu farklılaşmada yöresel konuşma biçimlerinden biri yazı dili olarak kabul edilir. Bugün Türkiye’de İstanbul ağzı yazı dili olarak kullanılmaktadır. Çünkü İstanbul yüzyıllardan beri Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış bir kentimizdir. İnsanlar yüzyıllardan beri imparatorluğun pek çok yöresinden buraya göç etmişler ve işleyip geliştirerek bir dil oluşturmuşlardır. Dillerde coğrafya ve toplumsal ayrılıklar nedeniyle farklılaşmalar olur. Sözcükler, bölgeden bölgeye farklı biçimlerde söylenir. Bu farklılaşmadan lehçeler meydana gelir: Çağatay lehçesi, Azeri lehçesi, Anadolu lehçesi gibi. Bir lehçeye bağlı kentler,
    ilçeler ve hatta köyler arasında dahi söyleyiş farklılıkları görülür. Bu farklılıklardan şiveler, ağızlar oluşur.
    Yazı dili: Yazı dili resmî yazışmalarda, gazete ve dergi yazılarında kullanılan dildir. Yazı dili görme duyusuna hitap eden bir dildir. Yazı dilinde noktalama işaretlerine ve yazım kurallarına dikkat edilir. Konuşma diline göre uzun cümleler kullanılır.
    ÖZET
    Duygu, düşünce ve isteklerin anlaşılması için yazı, konuşma, görsel ve işitsel araçlarla iletilmesine iletişim denir. İletişimin kurulmasında dört temel öge kullanılır. Sözü söyleyen kişi kaynak, söylenen söz (mesaj, ileti), sözü alan bir alıcı ve iletişimin kurulduğu ortam vardır. İletişimin en güçlü olanı dille yapılan iletişimdir. Dil; duygu, düşünce ve istekleri karşımızdaki kişiye aktarmak için kullandığımız bir iletişim aracıdır. Dil insanlara özgü bir iletişim aracıdır. Doğadaki canlılar birtakım sesler çıkartarak anlaşırlar. İnsanlar da kendi aralarında konuşarak yazarak iletişim kurarlar. Dilin kültürle güçlü bir ilişkisi vardır. Bir toplumun maddi ve manevi alanda ortaya koyduğu eserlerin tümüne kültür denir. Kültürel varlıklar dil sayesinde aktarılır. Bir ülke sınırları içerisinde dil farklı biçimlerde kullanılabilir. Bu farklılık konuşma dili ile yazı dilinde görülür. Konuşma dili de lehçe, şive ve ağız gibi bölümlere ayrılır.



    devamı gelecek......
    ((HAYAL_OLMAK)) ve "melike" bunu beğendi.
  2. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
  3. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    ÜNİTE II DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ
    1. DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI
    Bugün yeryüzünde kaç dil konuşulduğu kesin olarak belli değildir. Bu belirsizlik bazı lehçelerin dil durumuna gelmemesi, yani lehçelerin ayrı bir dil olarak sayılıp sayılamayacağı konusunda bir görüş birliğine varılmamasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca yeryüzünün bazı bölgelerinde daha işlenmemiş, incelenmemiş, yazı dili durumuna gelmemiş diller bulunmaktadır. Bununla birlikte yeryüzünde konuşulan dil sayısı ortalama 3000-3500 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Yeryüzündeki diller, ses sistemi, biçim yapısı ve söz dizimi bakımından bazı yakınlıklar ve benzerlikler gösterir. Diller arasındaki bu yakınlık ve benzerliğe dil aileleleri (dil akrabalığı) adı verilir.
    Dil akrabalığı olan diller, ulusların aynı soydan geldiklerini göstermez. Aynı soydan gelen ve dilleri akraba olan uluslar bulunmakla birlikte, farklı soydan gelen ve aralarında kültürel bağları görülen ve dil akrabalığı olan uluslar da vardır.
    Yeryüzündeki diller (dil aileleri) bazı yakınlık ve benzerliklerine göre yapı ve köken olmak üzere iki bakımdan incelenir.
    A. Yapı Bakımından Dünya Dilleri
    1. Tek heceli diller: Bu dillerdeki sözcüklerde çekim eki yoktur. Sözcükler ek almadan, büküme (çekime), değişime uğramadan kalmaktadır. Sözcükte vurgu hakimdir. Cümle içerisinde sözcükler, bulundukları yere ve başka sözcüklerle yan yana gelme durumuna göre anlam kazanır, bir sözcük yerine göre 10-15 anlam kazanabilir. Yeryüzünde Çince ile Vietnam dili ve bazı Himalaya ve Afrika dilleri ve Avrupa’da Bask dili bu gruba girer.
    2. Eklemeli (Bitişken) Diller:
    Bu dillerde bir veya daha çok heceli köklere yapım ve çekim ekleri eklenir. Getirilen ekler kökle kaynaşmışlardır. Köke getirilen yapım ekleri ile yeni sözcükler, yeni kavramlar türetilir. Yeni ekler ulandığında kökte bir değişiklik olmaz. Türkçeye yabancı dillerden giren bazı sözcük köklerine de ekler getirilerek yeni sözcükler türetilir. Bu dile en güzel örnek Türkçedir. Ayrıca Altay dilleri, (Moğolca, Mancu- Tunguz) küçük ayrımlarla Japonca; Ural dilleri (Fince, Macarca, Samoyetçe) ile bazı Asya ve Afrika dilleri bu gruba girer.
    Örnekler
    göz- cü “gözcü”
    göz - lük - çü - lük “gözlükçülük”
    göz - le - mek “gözlemek”
    göz - cü - lük “gözcülük”
    okul- laş - ma (oranı)
    karar- laş- tır- ıl- mak
    baş- la-t- mak “başlatmak” vb.
    3. Çekimli (Bükümlü) Diller:
    Büküm, sözcüğün çekimi sırasında kökün özellikle kökteki ünlünün değişmesidir. Değişikliğe uğrayan sözcüğün kök durumudur. Çekim sırasında görülen değişikliklerle yeni sözcükler ve kavramlar ortaya çıkar.
    Arapçada kal “dedi” (geçmiş zaman) yekulü “der, söyler” (geniş zaman) kul “de, söyle” (emir)
    Yukarıdaki örnekte eylem çekiminde sözcükte ünlüler değişmektedir. Eylem kökünde “a” olan ünlü, geniş zamanda uzun “û”, emir kipinde kısa “u” ya dönüşür.
    Şiir- eşar “şiirler” alim- ulema “bilginler” vb.
    Hint- Avrupa dilleri (Almanca, Farsca, Fransızca, Hintçe) ile Arapça çekimli dil grubuna girer.
    B. Köken Bakımından Dünya Dilleri Köken bakımından birbirine benzer diller, aynı kaynaktan çıkmış akraba dillerdir, dil aileleridir.
    Yeryüzündeki başlıca dil aileleri şunlardır:

    1. Hint - Avrupa Dilleri Ailesi
    a. Asya Kolu: Hintçe, Farsça, Ermenice
    b. Avrupa kolu:
    1. Germen (Cermen) Dilleri: Almanca, İngilizce, Felemekçe (Hollanda’da ve Belçika’nın bir kısmında kullanılan dil).
    2. Romen Dilleri: Latince, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca
    3. İslav Dilleri: Rusça, Sırpça, Lehçe (Lehistan bölgesinde kullanılan dil).
    2. Hami-Sami Dilleri Ailesi: Akatça, Arapça, İbranice
    3. Bantu Dilleri Ailesi: Orta ve Güney Afrika’da yaşayan Bantuların dilleri bu gruba girer.
    4. Çin Dilleri Ailesi: Çince ve Tibetçe bu ailedendir.
    5. Ural- Altay Dilleri Ailesi:
    a. Ural Kolu: Fince, Macarca, Samoyetçe
    b. Altay Kolu: Türkçe, Moğolca, Mançuca
    Türkçe dünya dilleri arasında yapı bakımından sondan eklemeli dil grubuna girer. Köken bakımından ise Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna bağlıdır.

    2. TÜRK DİLİNİN TARİHÎ GELİŞİMİTürk dilinin kökeni çok eski çağlara dayanmaktadır. Bu konuda bilim adamlarınca farklı görüşler ileri sürülmektedir.
    Bugüne dek Türk dili gelişme aşamalarına göre şöyle sınıflandırılır:

    1. Altay Çağı: Altay çağında Türkçe henüz bir dil niteliği kazanmamıştır. Türkçe- Moğolca dil birliğinin görüldüğü dönemdir.
    2. En Eski Türkçe Çağı: Bu çağla ilgili kesin bilgiler yoktur.
    3. İlk Türkçe Çağı: MÖ 5. yy - MS 5-6. yy arasını kapsar. Hun İmparatorluğunun hakim olduğu dönemdir. Bu dönemde Hun İmparatoru Mete Han’ın anlatıldığı Oğuz Kağan Destanı yazılmıştır.
    4. Eski Türkçe Çağı: Bu çağ 5. yy - 10. yy arası dönemi kapsar. Türkçenin bilinen en eski örnekleri bu dönemden (8. yy) kalmıştır. Eski Türkçe Çağı, Türk adının kullanıldığı ve ilk Türkçe belgelerin ortaya konulduğu çağdır. Türk adı ilk kez (550-745) yılları arası devlet kuran Göktürkler’de kullanılmıştır. Eski Türkçe Çağı, Göktürkçe ve Uygurca olmak üzere iki döneme ayrılır. Göktürkçe, Çin’in kuzeyinde bugünkü Moğolistan’da büyük bir göçebe devleti kuran Göktürklerin dilidir. Bu dönemde Tonyukuk Anıtı, Kültiğin Anıtı ve Bilge Kağan Anıtı yazılmıştır. Uygurca ise yerleşik hayata geçerek tarımla uğraşan Uygurların dilidir. Bu dönemde Altun Yaruk (Altın Işık) adlı metin ile Budizm ve Maniheizme ait bazı dinî metinler yazılmıştır.
    5. Orta Türkçe Çağı: 10. ve 16. yüzyıllar arası kullanılan Türkçe dönemidir. Türkler İslâmiyeti bu dönemde kabul etmişlerdir. Bu dönemde eski Türkçe özellikleri korunmakla birlikte din yoluyla Arapçadan, Farçadan yeni yeni sözcükler dilimize girmeye başlamıştır.Bu dönem üç ayrı sahada gelişme göstermiştir.
    1. Doğu Türkçesi (Çağatayca)
    2. Batı Türkçesi (Anadolu Türkçesi, Azeri Türkçesi, Türkmence)
    3. Kuzey Doğu Türkçesi (Kırgızca ve Kazakça)ANLATI
    6. Yeni Türkçe: 16.- 20. yüzyıllar arası dönemi kapsar. Osmanlıca, Azeri Türkçesi, Çağatayca, Özbekçe vb. dillerden oluşur.
    7. Modern Türkçe: 20. yüzyıl ve günümüz Türkçesini kapsar.
    ((HAYAL_OLMAK)) ve "melike" bunu beğendi.
  4. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    TÜRKÇENİN GELİŞMESİNE KATKI SAĞLAYAN ESERLERTürklerin 10. yüzyıldan itibaren İslâmiyeti kabul etmesiyle birlikte din, dil ve kültür hayatlarında önemli değişiklikler olmuştur. Bu dönemde bilim dili olarak Arapça, edebiyat dili olarak da Farsça kullanılmaya başlanmıştır. Dil ve kültür alanındaki bu etkilenme sonucu Arapça’dan Farsçadan dilimize pek çok sözcük ve kavram girmiştir. Ancak Türkçe bir taraftan da varlığını sürdürmüştür. Özellikle Karahanlılar döneminde (932-1212) dil ve edebiyatımız açısından önemli sayılan Kutadgu Bilig, Divanü Lügati’t Türk ve Atabetül Hakayık adlı eserler yazılmıştır.
    Şimdi bu eserleri görelim:

    Kutatgu Bilig: Karahanlılar devrinde 1068 yılında Yusuf Has Hacip tarafından yazılmıştır. Bu eser sonradan eklenen ön söz ve son söz bölüleri dışında 6520 beyitten oluşmaktadır. Arada dörtlüklerle yazılmış çok az sayıda bölümlere de rastlanır. Eser bir siyasetnamedir. İyi bir devlet yönetiminin olması için yönetim kadrosunda bulunan bey, vezir, sü başı (ordu komutanı), uluğ hacip (baş mabeyinci), kapugçı (teşrifatçı), yalavaç (elçi), topugçı (hizmetçi) gibi her kademedeki görevli kişilerin nasıl olması ve ne gibi nitelikler taşıması gerektiği belirtilir. Eserde yer yer atasözlerine, deyimlere ve bilgece söylenmiş sözlere yer verilmiştir.ATIM

    Divanü Lûgati’t Türk: Karahanlılar devrinde Kaşgarlı Mahmut tarafından 1072- 1074 yılları arası yazılmıştır. Yazar, Türkçenin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu hatta “Türk dili ile Arap dilinin at başı beraber yürüdüğünü” göstermek amacıyla yazdığını söyler. Kaşgarlı Mahmut kendisi bir hükümdar soyundan olmasına karşın 20 yıl kadar Türklerin yaşadığı bölgeleri dolaşmış, 7500 civarında sözcük derlemiştir. Böylece İslâmiyetten önceki döneme ait pek çok sayıda koşuk, sagu, sav vb. derlemiştir.
    Atabetül Hakayık: 12. yüzyılın sonu ile 13. yüzyılın başlarında yaşayan Edip Ahmet tarafından yazılmıştır. Atabetül Hakayık “Hakikatlerin Eşiği” anlamındadır. 484 dizeden oluşan, ahlakî, öğretici tarzda yazılmış manzum bir eserdir. Eserin tamamı dörtlüklerden ve beyitlerden oluşmuştur. Eser, Çağatay lehçesiyle yazılmıştır.DİLVE ANLATIM 25
    Anadolu’da Türkçenin gelişmesi ise şöyle olmuştur: 11-12 ve 13. yüzyıllarda Anadolu’da Anadolu Selçukluları devleti yönetime hakimdi. Bu dönemde devletin resmî dili Farsça idi. Edebiyat ve sanat dili olarak Farsça, bilim dili olarak da medreselerde Arapça öğretiliyordu. Türkçe “avam dili” sayılmakta, bu nedenle de hor görülmekteydi. Aydınlar dahi eserlerini Arapça –Farsça ya da bu dillerin karışımıyla yazıyorlardı. Türkçenin gelişimine 12 ve 13. yüzyıllarda Şeyyat Hamza, Ahmet Fakih, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Hoca Dehhani, Dede Korkut vb. pek çok yazar ve düşünür katkı sağlamıştır.6

    ÖZET
    Yeryüzündeki dillerde ses, yapı ve söz dizimi bakımlarından bazı benzerlik ve yakınlıklar görülür. Bunlara dil akrabalığı (ailesi) denir. Dünya dilleri yapı ve köken bakımından olmak üzere iki bölümde incelenir. Yapı bakımından tek heceli diller, eklemeli (bitişken) diller ve çekimli (bükümlü) diller olmak üzere üçe ayrılır. Köken bakımından Hint-Avrupa dilleri, Hami-Sami dilleri, Bantu dilleri ve Çin-Tibet dilleri ile Ural-Altay dilleri olmak üzere beşe ayrılır. Bunlardan Hint Avrupa dilleri Hint kolu ve Avrupa kolu olmak üzere kendi aralarında ikiye ayrılır. Türkçe yapı bakımından eklemeli; köken bakımından Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna girer. Türk dili başlangıçtan günümüze gelinceye dek birtakım aşamalardan geçmiştir.
    Bu aşamalar şöyle sıralanabilir: Altay çağı, En eski Türkçe Çağı, İlk Türkçe Çağı, Eski Türkçe Çağı, Orta Türkçe Çağı, Yeni Türkçe Çağı ve Modern Türkçe.
    ((HAYAL_OLMAK)) ve "melike" bunu beğendi.
  5. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0

    ÜNİTE III SES BİLGİSİ, YAZIM (İMLA) KURALLARI NOKTALAMA İŞARETLERİ

    A. SÖYLEYİŞ( TELAFFUZ)

    1. Ses ve Seslerin Kullanımı
    Ses geçici titreşimle oluşur. İki ucundan gerdirilen tele dokunursak hava içerisinde bir süre titreşir; bu titreşim sonucunda da bir ses oluşur. Aynı şekilde bir boruyu döşediğimiz zaman ya da bir cisme başka bir cisimle vurduğumuzda bir ses oluşur. İşte
    hava içerisinde oluşan titreşimin kulakta duyulanına ses denir.
    Söyleyiş (Telaffuz) En geniş anlamıyla konuşmayı sağlayan hareketlerin tümüne söyleyiş (telaffuz) denir. Dar anlamıyla dil seslerini çıkarma olayıdır. Söyleyiş sırasında pek çok organ görev alır. Konuşma eylemi en az iki kişi arasında olur. Beyinle konuşmayı sağlayan organlar bir bütün olarak çalışır. Konuşma sırasında ses organlarının (gırtlak, ses telleri,küçük dil, damak, dil, dişetleri, dudaklar, geniz vb.) hepsi birden rol oynar. Bu organların hepsine birden konuşma aygıtı adı verilir.Ses için gerekli hava solunum organlarınca sağlanır. Soluk alıp verme sırasında da adeta bir körük gibi çalışan ciğerlere hava dolup boşalır. Bu sırada diyafram adı verilen kubbe biçimindeki kas demeti, göğüs kaslarını ve ciğerleri genişletip daraltır.Konuşma sırasında soluk borusu yoluyla ciğerlerden gelen hava gırtlaktaki ses tellerine çarpar ve onları titreştirir. Titreşen hava daha sonra sese dönüşür. Türkçede genel olarak vurgu son hecededir. Orta hece vurgusuzdur. Bazı sözcükler ek aldığı zaman vurgu ekten önceki heceye kayar. Konuşmada vurgu yazı dilindeki noktalama işaretlerinin yerini tutar. Konuşmada ses tonu ve söyleyişin (telaffuzun) önemi büyüktür. Nefes borusundan gelen hava, ağız boşluğu içerisinde herhangi bir bölgede sese dönüşür. Bu sesin
    oluşmasına boğumlanma denir. Boğumlanma, heceleri oluşturan seslerin doğru olarak ses değerlerinin söylenmesiyle oluşur. Türkçe Türkiye’nin her yerinde aynı sesler verilerek konuşulmaz. Ünlüler farklı bölgelerde farklı biçimlerde söylenir. İstanbul ağzında kalın a ile söylenen sözcükler Van’da o’ya yaklaşan bir kapalılıkta söylenir. Aynı ünlü Trabzon ve dolaylarında ince a’ya dönüşür. Konuşma sırasında anlatılan konunun özelliğine göre soluk alıp vermede bazı değişiklikler olur. Bu soluk alıp verme sırasında sesin alçalıp yükseldiği görülür. Anlatıma duygu, düşünce ve heyecan gibi farklılıklar katılır. Emir cümlelerinde kullanılan ses ile soru cümlelerinde kullanılan ses farklıdır. İşte anlatıma duygu, düşünce, heyecan, yumuşaklık, sertlik katmak amacıyla seste yapılan bu farklılığa tonlama denir. İnsan sesi ton bakımından kalın, ince ve tiz olmak üzere üçe ayrılır.
    Konuşma sırasında sözcükler aynı şekilde söylenmez. Türkçede sözcükler söylenirken bazı heceler diğerlerine göre daha kuvvetli, daha şiddetli söylenir. Buna vurgu denir. Anlatımda vurgu söze duygu değeri katar; söylenen sözün daha anlaşılır
    olmasını sağlar ve ahengi canlandırır.
    Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    Mehmet Âkif Ersoy
    Türkçede genel olarak vurgu son hecededir. Orta hece vurgusuzdur. Bazı sözcükler ek aldığı zaman vurgu ekten önceki heceye kayar. Konuşmada vurgu yazı dilindeki noktalama işaretlerinin yerini tutar.
    ((HAYAL_OLMAK)) ve "melike" bunu beğendi.
  6. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    B. TÜRKÇENİN SESLERİ VE ÖZELLİKLERİ
    Türkçede ünlü ve ünsüz olmak üzere 29 ses vardır. Bunların 8 tanesi ünlü, 21 tanesi de ünsüzdür.
    Bir dildeki en küçük birim sestir. Ankara sözcüğünde üçü ünlü, üçü de ünsüz olmak üzere altı ses vardır. Dilde seslerin her biri bir işaretle gösterilir. Bu işarete harf denir. Dilde sesleri karşılayan işaretlerin bir düzen içerisinde bir arada bulunmasına alfabe (abece) denir. Türk alfabesi 1 Kasım 1928 yılında 1353 sayılı yasayla kabul edilen 29 harften meydana gelmiştir.
    Türkçede 29 sesin (harfin) 8’i ünlü; 21 tanesi de ünsüzdür. Türk alfabesindeki büyük ve küçük harfler şunlardır:
    Büyük harfler:
    A, B, C, Ç, D, E, F, G, ⁄, H, I, İ, J, K, L, M, N, O, Ö, P, R, S, fi, T, U, Ü, V, Y, Z.
    Küçük harfler:
    a, b, c, ç, d, e, f, g, ğ, h, ı, i, j, k, l, m, n, o, ö, p, r, s, ş, t, u, ü, v, y, z.
    Ünlülerin Sınıflandırılması Dilimizdeki ünlüler söyleniş sırasında dilin, çenenin ve dudakların aldığı biçime göre sınıflandırılır.
    a. Dilin durumuna göre: Dilin durumuna göre ünlüler kalın ve ince olmak üzere ikiye ayrılır.
    Kalın ünlüler: a, ı, o, u
    İnce ünlüler: e, i, ö, ü
    Dilin durumuna göre sesleri söylerken kalınlarda dilin arkaya doğru çekildiği; incelerde ise öne doğru itildiğini göreceksiniz.
    b. Alt çenenin durumuna göre: Alt çenenin durumuna göre ünlüler geniş ve dar olmak üzere ikiye ayrılır.
    Geniş ünlüler: a, e, o, ö
    Dar ünlüler: ı, i, u, ü
    Alt çenenin durumuna göre geniş ünlüleri söylerken alt çene aşağı doğru iner, ses yolu açılır ve genişler. Dar ünlüleri söylerken alt çene aşağı doğru inmez ve ses yolu dar kalır.
    c. Dudakların durumuna göre: Dudakların durumuna göre ünlüler düz ve yuvarlak olmak üzere ikiye ayrılır.
    Düz ünlüler: a, e, ı, i
    Yuvarlak ünlüler: o, ö, u, ü
    Dudakların durumun göre düz ünlüleri söylerken dudaklar düz kalır; yuvarlak ünlüleri söylerken dudaklar yuvaklaklaşır ve öne doğru uzar. Ünlülerin sınıflandırılması tablo hâlinde şöyle gösterilebilir:
    Düz Yuvarlak
    Geniş Dar Geniş Dar
    Kalın a ı o u
    İnce e i ö ü
    Ünsüzler: Ünlülerin sınıflandırmasında olduğu gibi ünsüzler de bazı benzerlik ve yakınlıklarına göre sınıflandırılır. Ünsüzler ağız boşluğundaki boğumlandığı yere (çıkak), sürekli söylenip söylenemediğine ve yumuşak (ötümlü) ve sert (ötümsüz) oluşlarına göre sınıflandırılır.
    a. Boğumlanmalarına (çıkak) göre: Boğumlanmada ciğerlerden gelen hava gırtlakta bulunan ses tellerinden geçtikten sonra ağız boşluğunun herhangi bir bölgesinde sese dönüşür. Buna boğumlanma denir. Sesin boğumlandığı yere de çıkak denir. Bir sesin çıkağını bulmak için başına bir ünlü getirilerek söylenir. b sesinin çıkağını bulmak için (a) b biçiminde söylenir ve burada iki dudağın birleştiği görülür. Aynı şekilde (e) v’i söylerken üst dişler alt dudağa basar. Boğumlanmalarına göre ünsüzler şöyle sınıflandırılır:
    1. Dudak ünsüzleri: Dudakların birbirine dokunmasıyla çıkar: b, m, p
    2. Diş-dudak ünsüzleri: Üst dişlerin alt dudağa dokunmasıyla çıkar: f, v
    3. Diş ünsüzleri: Dil ucunun üst dişlere yaklaşmasıyla veya dokunmasıyla çıkar. c, ç, d, j, l, n, r, s, ş, t, z
    4. Damak ünsüzleri: Dilin orta kısmının ön damağa ya da dil kökünün art damağa yaklaşmasıyla çıkar. g, ğ, k, y
    5. Gırtlak ünsüzleri: Bu ses, ciğerlerden gelen havanın ses tellerine çarpmasından ve ağızda hiç bir engele uğramadan çıkmasıyla oluşur. Türkçede gırtlak ünsüzü olarak sadece h sesi vardır.
    b. Sürekli söylenip söylenmeyeceğine göre: Ünsüzlerin söylenirken ses yolunun kapanmasına veya sürekli açık olmasına göre sınıflandırılmasıdır. Ünsüzler söylenirken ses yolu kapanıyorsa süreksiz, sürekli açık kalıyorsa sürekli ünsüzler adını alır. Bunu belirlemek için ünsüzün başına bir ünlü getirilir. Ak, süt, iç seslerini söylerken ses yolu tıkanmaktadır. Özzzzzzzzz, elllllllll, offffff seslerini söylerken ses yolu açık kalmaktadır. Bu özelliğine göre ünsüzler ikiye ayrılır:
    1. Sürekli ünsüzler: f, ğ, h, j, l, m, n, r, s, ş, v, y, z
    2. Süreksiz ünsüzler: b, c, ç, d, g, k, p, t
    c. Yumuşak ve sert oluşlarına göre: Ünsüzler ses tellerinde titreşime uğrayıp uğramadığına göre yumuşak (tonlu) ve sert (tonsuz) olmak üzere ikiye ayrılır.
    1. Yumuşak ünsüzler: Ses tellerinin titreşmesiyle oluşan ünsüzlerdir. b, c, d, g, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z
    2. Sert ünsüzler: Ses telleri titreşmeden oluşan ünsüzlerdir. ç, f, h, k, p, s, ş, t
    ÜNLÜ VE ÜNSÜZ UYUMLARI

    ÜNLÜ UYUMU:
    Türkçenin köken bakımından Ural-Altay dil ailesinin Altay
    koluna bağlı bir dil, yapı bakımından da sondan eklemeli bir dil olduğunu biliyorsunuz. Bu dil ailesine bağlı olan Türkçenin en önemli özelliği ünlü uyumudur. Türkçede iki tür ünlü uyumu vardır.
    a. Büyük ünlü uyumu: Dilin durumuna göre ünlülerin kalınlık incelik bakımından uyumudur. Türkçe sözcüklerde ilk hecede kalın ünlü varsa, ondan sonraki hecelerde kalın ünlü; ince ünlü varsa ince ünlü gelir. Bu kurala büyük ünlü uyumu denir. Sözcük köküne eklenen ekler de bu kurala uyar.
    “Ağaçlar çiçek açtı.” cümlesinde ilk hecede a kalın ünlüsünden sonra a- a- a kalın ünlüleri; çiçek sözcüğünde ise, i, e ince ünlüleri; açtı sözcüğünde a- ı şeklinde kalın ünlüler gelmektedir. Sözcüklere getirilen ekler de bu kurala uyacağından
    ağaç-lar, ağaç-ta, ağaç-tan çiçek-ler, çiçek-te, çiçek-ten vb. şeklinde söylenir.
    Türkçe olduğu hâlde bu kurala uymayan bazı sözcükler de vardır. kardeş < karındaş, anne < ana, elma < alma vb. Bu sözcüklerin asılları ünlü uyumuna uyarlar.
    Bazı ekler Türkçe sözcüklere eklendiğinde ünlü uyumuna uymaz.
    - yor eki : geliyor, yazıyor, okuyor vb.
    -mtrak eki : mavimtrak, yeşilimtrak, sarımtrak vb.
    - ki eki : sabahki, akşamki, dünkü vb.
    -daş eki : yurttaş, vatandaş, dindaş, yoldaş vb.
    - leyin eki : geceleyin, sabahleyin, akşamleyin vb.
    - iken eki : silerken, bakarken, yazarken vb.
    b. Küçük ünlü uyumu: Küçük ünlü uyumu sözcüklerdeki ünlülerin düzlük yuvarlaklık, darlık-genişlik bakımından uyumudur.
    1. Türkçe sözcüklerde düz ünlüler (a, e, ı, i) den sonra düz ünlüler gelir.
    Düz ünlülerden sonra (a, e, ı, i) yuvarlak ünlüler (o, ö, u, ü) gelmez.
    2. Yuvarlak ünlüler (o, ö, u, ü) den sonra;
    a. Düz- geniş (a, e) ya da
    b. Dar-yuvarlak (u, ü) gelir.
    Yani yuvarlak ünlülerden sonra
    a, Düz-dar ünlüler (ı, i) ya da
    b. Yuvarlak geniş ünlüler (o, ö) gelmez.
    Bu kurala küçük ünlü uyumu denir. Bazı sözcükler Türkçe oldukları hâlde küçük ünlü uyumuna uymazlar. Armut, çamur, kabuk kavun, avuç, kavuşmak, yağmur vb.

    ÜNSÜZ UYUMU
    a. Ünsüz Benzeşmesi: Türkçe sözcüklerde yan yana bulunan ünsüz seslerin (harflerin) yumuşaklık veya sertlik bakımından birbirlerine uymasıdır. Ünsüz uyumu daha çok sözcüklerin kök-ek ilişkisinde görülür. Sonu ünsüzle biten bir sözcüğe, ünsüzle başlayan bir ek getirileceği zaman ikisi arasında bir uyum olmasına dikkat edilir. Sözcük yumuşak ünsüzle bitiyorsa ekin yumuşak ünsüzle başlayanı; sert ünsüzle (ç, f, h, k, p, s, ş, t) bitiyorsa ekin sert ünsüzle başlayan şekli getirilir.
    sınıf-da değil sınıfta
    sokak-da değil sokakta
    ağaç-dan değil ağaçtan
    at-gı değil atkı
    çiçek- ci değil çiçekçi
    Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi eklerin yumuşak ve sert ünsüzle başlayan şekilleri vardır.
    - da, - ta, - dan, - tan, - gı, - kı, - ki, -cı, - çı (çi, çu / -cü), - dı / - di, -tı / - ti
    Ünsüz benzeşmesi yabancı dillerden dilimize giren bazı yabancı sözcükler ile birleşik sözcüklerde aranmaz.
    İstikbâl, mahdut, makbul, işgal, meşgul ile akbaba, kurtdereli, üçgen, Akdeniz, kırkbayır vb.
    b. Sert Ünsüzlerin Yumuşaması
    Sözcük sonlarındaki süreksiz sert ünsüzler (ç, k, p, t) sesli harfle başlayan bir ek aldıklarında yumuşarlar: ç – c ; k – ğ ; p – b ; t – d olur. Bu kurala sert ünsüzlerin yumuşaması denir.
    ardıç – ardıca
    ağaç – ağacı
    ekmek – ekmeği
    tabak – tabağı
    söğüt – söğüde
    kitap – kitaba vb.
    Tek heceli sözcükler ile yabancı dillerden dilimize giren bazı sözcükler bu kurala uymaz.
    iç- içi ; ok- oku; kırk- kırkı; kata - kata; yat - yatı vb. gayret - gayreti; ehemmiyet- ehemmiyeti vb.
    hukuk - hukuku ; millet- milleti vb.

    SES OLAYLARI
    Bir sözcüğü oluşturan sesler Türkçe’de yan yana gelirken belli kurallara uyarlar. Sesler arka arkaya gelirken bazılarıyla uyumlu bazılarıyla da uyumsuzdurlar; adeta birbirini iterler. Seslerin bu yan yana gelme sırasında bazı değişiklikler olur. Bunlara
    ses olayları denir.
    Türkçe’deki belli başlı ses olayları şunlardır:
    Ünlü türemesi: Türkçede iki ünsüz yan yana gelemez. İki ünsüz yan yana geldiği zaman araya bir ünlü ses girer buna ünlü türemesi denir.
    anne- m > annem
    baş-ı-m > başım
    sil-gi- m > silgim
    kitap-ı-m > kitabım
    Anne’m sözcüğü ünlüyle bittiği için -m ekiyle annem şeklinde birleşir. Başım sözcüğü ünsüzle biten başm biçiminde olmaz; flm arasına bir ünlü ses girer. Buna ünlü türemesi denir.
    Ünsüz türemesi : Türkçede iki ünlünün yan yana gelemeyeceğini biliyorsunuz. Ünlüyle biten bir sözcükten sonra ünlüyle başlayan bir ek gelirse iki ünlü arasına bir tane ünsüz ses girer. Bu olaya ünsüz türemesi denir.
    Türkçede üçüncü kişi iyelik eki -i ‘dir. Bu ek ünlü ile başlayan bir sözcükten sonra nı/ - ni, -sı/-si vb. biçimini alır.
    Ahmet’in kalemi’nde - i eki kalemden sonra- i eki
    Ayşe’nin silgi-s-i sözünde silgi-s-i araya s ünsüzü girer.
    Baba- baba-s-ı
    elbise - elbise- s- i
    meyve - meyve-y-i
    s, s ve y sesleri araya girmiştir.
    Ünlü Düşmesi: Türkçede orta hecedeki ünlü vurgusuz söylenir. Alın, fikir, burun, oğul, ömür vb. sözcüklerine ünlü bir ek getirildiği zaman alın alnı; fikir- fikri; burunburnu; oğul- oğlu; ömür - ömrü biçimine girer. Orta hecedeki ünlü düşer. Bu olaya orta hece ünlüsünün düşmesi denir.
    Orta Hece ünlüsünün değişmesi: Vurgusuz söylenen bazı sözcüklerde orta hecedeki ünlü değişir.
    Başla-mak fiilinden, başla-yor değil, başlıyor. Yaşamak fiilinde yaşa-yor değil yaşıyor.
    Bu sözcüklerde orta hecelerde bulunan ünlüleri değişir. Bu olaya ünlü orta hece ünlüsünün değişmesi denir.
    Ünlü birleşmesi: Ünlüyle biten bir sözcükten sonra ünlüyle başlayan bir sözcük gelirse sözcüğün sonundaki ünlü ile sözcüğün başındaki ünlüler birleşir. Buna ünlü birleşmesi denir.
    kahve altı > kahvaltı, ea birleşmesi
    ne için > niçin, e i birleşmesi
    ne asıl > nasıl , e a birleşmesi
    cuma ertesi > cumartesi, a e birleşmesi
    GriL53 ve "melike" bunu beğendi.
  7. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    Türkçenin Ses Özellikleri şunlardır:
    1. Türkçe sözcükler büyük ve küçük ünlü uyumuna uyar. Ancak bu kurala uymayan çok az sayıda sözcük ve ekler vardır.
    2. Türkçe sözcüklerde ilk heceden sonra (ikinci üçüncü hecelerde) o, ö ünlüsü bulunmaz. Bulunan sözcükler Türkçe değildir. Atom, horoz, radyo vb.
    3. Türkçede uzun ünlü yoktur, âlim, nâzım, âşık gibi sözcükler Türkçe değildir.
    4. İki ünlü yan yana gelmez. İki ünlü yan yana geliyorsa araya bir kaynaştırma sesi (harfi) girer. Oku-y-an, bağla-n-acak, masa-s-ı vb.
    İki ünlü yan yana bulunan saat, şair, şiir, fiil, muayene, reis, maalesef vb. Türkçe değildir.
    Ancak bazı sözcüklerde -ğ-’nin erimesiyle az da olsa gelenler vardır. geldiği - geldii
    5. Türkçe sözcüklerde f, h, j sesi yoktur. Mahkeme, tüfek, jilet, jandarma, ajanda, vb.
    Ancak tabiat taklidi seslerden oluşan sözcükler bu kuralın dışındadır. Fısıldamak, of, vb.
    6. Türkçede c, ğ, l, m, n, r, v, z sesleri sözcüğün başında bulunmaz. Yani bu seslerle başlayan sözcükler Türkçe değildir.
    Cami, lâle, marul, nane, raf, vazife, zerdali vb.
    7. Sözcük sonunda b, d, c, g sesleri bulunmaz. Kitab, derd, ilac, vb. Bu seslerle biten sözcükler kitap, dert, ilaç, tekerlek biçiminde söylenir.
    8. Sözcüğün başında iki ünsüz yan yana bulunmaz. Bulunanlar Türkçe değildir. Plan, kredi, tren.
    9. Sözcüğün sonunda üç ünsüz ses yan yana bulunmaz. Bulunanlar Türkçe değildir. Sfenks, kontr
    10. Sözcük kökünde aynı cinsten iki ünsüz yan yana bulunmaz. Millet, hürriyet, tasavvur, hassas vb. Türkçe değildir.


    C. YAZIM (İMLA) KURALLARI
    a. Büyük Harflerin YazımıTürk alfabesinde harflerin küçük ve büyük biçimleri vardır. Yazı dilinde yaygın olarak küçük harfler kullanılır. Ancak bazı yerlerde de büyük harfler kullanılır. Büyük harflerin kullanıldığı yerler şunlardır:
    * Cümle başları büyük harfle başlar.
    * Gülen adamın nerede başlayıp nerede bittiği hiç bilinmezdi. Halikarnas Balıkçısı
    * Annem usulca sokuldu yanıma. Nursel Duruel
    * Yanaklarımıza, gözlerimize gül yaprağı konuyor. Nursel Duruel.
    *şiirde dizeler büyük harfle başlar
    * Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç Yahya Kemal Beyatlı
    * Geceleyin bir ses böler uykumu
    İçim ürpermeyle dolar: - Nerdesin? Ahmet Kutsi Tecer
    * Bir gemi yelken açtı hayal iklimlerine Ali Mümtaz Arolat
    Ancak günümüz edebiyatında modern şiir akımının etkisiyle küçük harfle başlayan dizeler ve vardır.
    renkler güneşten çıktılar
    renkler güneşe girdiler
    renkler güneşsiz öldüler
    ne renk gerek bana
    ne renksizlik
    Asaf Halet Çelebi
    * Belli bir tarih bildiren ay, gün adları büyük harfle başlar.
    30 Ağustos 1922
    23 Ekim 1923 Cuma günü
    * Levhalar ve açıklama yazıları büyük harfle başlar:
    Giriş, Çıkış, Başkan, Doktor vb.
    Ancak birkaç sözcükten oluşanların ilk sözcüğü büyük harfle, diğerleri küçük harfle başlar. Dolmuş durağı, şehirler arası telefon vb.
    Sayılardan sonra gelen sözcükler küçük harfle yazılır. III. kat, III. sınıf, I. blok vb.
    * Özel adlar büyük harfle başlar
    1. Kişi adları ve soyadları büyük harfle başlar.
    Mustafa Kemal Atatürk, Ahmet Hamdi Tanpınar, Karacaoğlan, Gevheri, Yunus Emre vb.
    Ayrıca takma adlar da büyük harfle başlar Fuzulî (Mehmet), Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman), Hatî (fiah İsmail), Ankaralı Âşık Ömer (Behçet Kemal Çağlar) vb.
    2. Kişi adlarından önce ve sonra gelen saygı sözleri, unvanlar ve meslek adları büyük harfle başlar.
    Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Sayın Ali Kaya, Ahmet Bey, Dursun Efendi, Doktor Behcet Uz, Mareşal Fevzi Çakmak, Prof. Dr. Talât Tekin, **** İbrahim, Avcı Mehmet Paşa vb.
    * Sayıların Yazımıyla İlgili Kurallar
    1. Sayılar rakamla da yazıyla da yazılabilir. Bununla ilgili kesin bir kural olmamakla beraber uygulamada edebî karakter gösteren sayılar yazıyla yazılır.
    * Otuz beş yaş şiirini çok severim.
    * İki hafta sonra mahalleden taşınacağız.
    * Geleli üç ay oluyor.
    Buna karşılık ölçü ve istatistiksel veri ifade eden sayılar rakamla yazılır. 100 lira, 15 kilogram, 20 metre, 150 kilometre
    Saat ve dakikalar metin içinde yazıyla da yazılabilir. On ikiye beş kala, beşe çeyrek kala, yediyi on üç geçe vb.
    2. Sıra sayıları rakamla da yazıyla da yazılabilir. Rakamla yazıldığında, rakamdan sonra nokta konur veya rakamdan sonra kesme işareti konularak ek yazıyla yazılır.
    3. gün, 5. sıra, 6. madde; 3’üncü gün, 5’inci sıra, 6’ıncı madde vb.
    3. Üleştirme sayıları yazıyla gösterilir İkişer, üçer, onar, beşer beşer, ikişer ikişer vb.
    4. Birden fazla sözcükten oluşan sayılar ayrı yazılır.
    Bir yıl üç yüz altmış beş gündür.
    saat dokuzu beş geçe vb.
    5. Sayılarda kesirler virgül ile ayrılır.
    8, 2 ( tam onda 2), 15, 5 (15 tam onda 5) vb.
    * Ek olan- ki ile bağlaç olan “ki”nin yazımı* Türkçede ek olan- ki kendisinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılır.
    Sınıftaki çocuk, sinemadaki film, elindeki kitap vb.
    Ek olan- ki nesneye aitlik kavramı verir ve ünlü uyumuna uymaz. Ancak çok az sayıda sözcükte ünlü uyumuna uyduğu da görülür.
    dünkü gazete, bugünkü haber, öbürkü gün vb.
    Bağlaç olan “ki” bağımsız bir sözcük olarak daima ayrı yazılır.
    Atatürk diyor ki “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”
    Soğuk su içme ki hasta olmayasın.
    Bir de baktım ki kimse kalmamış.
    Ben yorulmadım ki.
    Hükümdar adları 3. Selim, 3. Ahmet 2. Murat, vb. yazılır. Selim 3, Ahmet 3, Murat 2 gibi yazılmaz.
    * Ek olan -de ile bağlaç olan “de”nin yazımı:
    * Türkçede ek olan -de kendisinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılır.
    Elinde mavi bir çanta vardı.
    Etrafında kimse yoktu.
    Ne ben senin köyünde edebilirim, ne sen benim obamda. Sabahattin Ali
    Cümle içinde dahi anl***** gelen “de, da” bağlacı bağımsız bir sözcük olarak ayrı yazılır.
    Gel Osman’ım, otur da yemek ye. Yaşar Kemal
    Zeynep akıl etti de başına bir kova su döktü. Yaşar Kemal
    Ek olan - de, bağlı olduğu sözcüğün son hecesine ünsüz benzeşmesi bakımından uyar. - de / - da ekleri -te / -ta’ya dönüşür.
    Sokakta yalnız yürüyordu.
    Aradıklarını bu kitapta bulabilirsin.
    * Soru edatı “mi”nin yazımı:
    Soru edatı mi ünlü uyumuna göre mı, mi; mu, mü biçimine girer
    *Soru edatı olan “mi” daima kendisinden önce gelen sözcükten ayrı yazılır.
    - Gene uyanmadı mı?
    - Uyanmıyor işte uyanmıyor, öldürüyüm mü?
    Yaşar Kemal
    * mi edatı kendisinden sonra gelen eklerle bitişik yazılır.
    Yarın geziye gidece misin?
    Kitapçıdan bana da bir dergi alır mısınız?
    Geleceğini hiç mi düşün müyorsun?
    Ben çocuk muyum?
    Birleşik Sözcüklerin Oluşumu: Her dilde bilimsel gelişmelere paralel olarak yeni sözcükler, kavramlar ve terimler üretilir. Sözcük üretme yöntemlerinden biri de birleştirmedir. Birleştirme yönteminde en az iki sözcük bir araya gelip birleşerek kendi anlamlarının dışında yeni
    anlamda bir sözcük oluşturur.
    Çanakkale, Pamukkale, hanımeli, sivrisinek açıkgöz, akbaba, imambayıldı, gökkuşağı vb.
    Yukarıdaki örnekler incelendiğinde, Çanak-kale, Pamuk-kale, hanım-eli, ak-baba vb. iki ayrı sözcükten meydana geldiği ve iki ayrı sözcüğün kendi anlamları dışında yeni anlamda bir sözcük oluşturduğu görülür.
    Türkçede birleşik sözcükler şu yollarla oluşturulur.
    1. İki sözcüğün araya ek alamayacak biçimde birleşmesiyle oluşurlar. Yukarıda örneklerde gördüğümüz açıkgöz ve hanımeli sözcüklerini inceleyelim.
    Açıkgöz “uyanık, çıkarını düşünen kişi” demektir. Açık ile göz sözcükleri birleşerek yeni anlamlı bir sözcük oluşturmuştur. Hanımeli “bir çiçek” adıdır. Aynı sözcük hanım eli biçiminde yazılırsa isim tamlaması olur.
    2. En az birisinin gerçek anlamının dışında kullanılmasıyla oluşurlar. ateşböceği, yerelması, adamotu vb.
    3. Ses aşınmasıyla (ünlü düşmesiyle) oluşurlar
    cuma-ertesi cumartesi
    kahve-altı kahvaltı
    pazar- ertesi pazartesi vb.
    4. Bazı bilim ve teknik alanda oluşturulanlar.
    Bazı bilim ve teknik alanda oluşturulan birleşik sözcükler, ilk anlamlarından farklı bir anlamda kullanılır.
    akciğer, suçüstü, buzdolabı, bilinçaltı, bilirkişi vb.
    Birleşik Sözcüklerin Yazımı:
    Birleşik sözcüklerin bir kısmı bitişik bir kısmı da ayrı yazılır. Bitişik yazılanlara bitişik sözcük denir.
    A. Bitişik yazılan birleşik sözcükler
    1. Ses düşmesine (aşınmasına) uğrayan birleşik sözcükler bitişik yazılır.
    kahve-altı - kahvaltı
    pazar- ertesi - pazartesi
    sütlü-aş - sütlaç
    ne asıl - nasıl
    kayın-ana - kaynana vb.
    2. Dilimize Arapçadan giren azil (azl), emir (emr), hüküm (hükm), nakil (nkl) vb. sözcükler etmek, edilmek, olmak, olunmak, eylemek yardımcı fiilleriyle kullanıldıkları zaman bitişik yazılır.
    azletmek, emretmek, hükmolunmak, nakletmek vb.
    3. Dilimize Arapçadan giren af (afv), his (hiss), ret (redd), zan (zann), zem (zemm) gibi sözcükler etmek, edilmek, olmak, olunmak, eylemek yardımcı fiilleriyle birleştikleri zaman bitişik yazılır.affetmek, hissetmek, reddolunmak, zannetmek, zemmetmek vb.
    4. Vurgusu son heceye kaymış birleşik sözcükler bitişik yazılır.
    Babayiğit, boşboğaz, büyükbaş, önayak (olmak), karagöz (balığı), küçükbaş (hayvan), darmadağınık, karmakarışık vb.
    5. Birleşme sırasında benzetme yoluyla anlam değişmesine uğrayan birleşik sözcükler bitişik yazılır.
    aslanağı (bitki), gelinparmağı (üzüm), aslanpençesi (bitki), kuşburnu (bitki), deveboynu (boru), itdirseği (arpacık), kızılkanat (balık) vb.
    6. Birleşik fiiller bitişik yazılır
    düşünebilmek, yapabilmek, uyuyakalmak, gidedurmak, çıkagelmek, uçuvermek vb.
    7. Bir veya iki ögesi emir kipiyle kurulan birleşik sözcükler bitişik yazılır
    alaşağı (etmek), sıkboğaz, kaçgöç, yapboz, yazboz vb.
    8. Sıfat-fiil gruplarıyla kurulan birleşik sözcükler bitişik yazılır.
    ağaçkakan, buzkıran, çöpçatan, gökdelen, yolgeçen, sanatsever, uçaksavar, yurtsever vb.
    9. Hayvan, bitki, organ ve çeşitli nesne adlarıyla kurulan, içinde renk adı geçen veya renk adı geçmeyen renk adları bitişik yazılır.
    balköpüğü, kavuniçi, gülkurusu, camgöbeği, tavşanağzı, vişneçürüğü, yavruağzı,
    10. Renk adlarıyla kurulan ve bitişik, hayvan veya hastalık türlerinden birini gösteren birleşik sözcükler bitişik yazılır.
    aksöğüt, karadut, akkuş, karakuş, alabalık, karaçalı, kızılağaç.
    11. İki veya daha çok sözcüğün birleşmesiyle oluşan kişi adları, soyadları ile yer ve şehir adları bitişik yazılır.
    Alper, Abasıyanık, Adıvar, Karaosmanoğlu, Tanpınar, Yurdakul, Yirmisekiz Çelebi Mehmet, Çanakkale, Eskişehir, Beypazarı, Şereşikoçhisar, İncesu, Akçay, Konutkent, Çayyolu, Batıkent
    12. Her iki ögesi asli anlamını koruduğu hâlde yaygın bir şekilde gelenekleşmiş olan sözcükler bitişik yazılır.
    başçavuş, başfiyat, başbakan, başöğretmen, başhekim, başkent, binbaşı, onbaşı, dayıoğlu, eloğlu, elkızı, amcakızı, ağabey, beyefendi vb.
    B. Ayrı Yazılan Birleşik Sözcükler
    1. Etmek, edilmek, olmak, olunmak vb. yardımcı fiillerle kurulan birleşik fiillerde, isim herhangi bir ses düşmesine uğramazsa bu tür birleşik fiiller ayrı yazılır.
    arz etmek, alay etmek, not etmek söz etmek, yok olmak, ilan etmek vb.
    2. Birleşme sırasında anlam değişikliği olmayanlar ayrı yazılır.
    ada balığı, kırlangıç balığı, iskele kuşu, Ankara keçisi, ardıç otu, sakız ağacı, ateş çiçeği, kuş üzümü, çavuş üzümü, kuru fasulye vb.
    3. Sıfat tamlaması yapısındaki birleşik sözcükler ayrı yazılır.
    akar amber, çalar saat, döner ayna, döner kapı, yatar koltuk, çıkmaz sokak, yazar kasa, görünmez kaza vb.
    4. Renk sözü veya renklerden birinin adıyla kurulmuş olan isim ve sıfat tamlaması durumundaki bitişik sözcükler ayrı yazılır.
    gül rengi, gümüş rengi, ateş kırmızısı, boncuk mavisi, açık mavi, koyu mavi, koyu yeşil vb.
    Birleşik sözcükler ile ayrı yazılan birleşik sözcükler için Türk Dil Kurumu yayınlarından Yazım Kılavuzu’na bakınız.
    ((HAYAL_OLMAK)) ve "melike" bunu beğendi.
  8. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    D. NOKTALAMA İŞARETLERİYazıda duygu, düşünce ve isteklerin kolayca anlaşılması için birtakım işaretler kullanılır. Bu işaretlere noktalama işaretleri denir. Noktalama işaretleri yazıda sözün anlam gücünü artırmak ve sözün vurgu, ton gibi özelliklerini belirtmek üzere kullanılır.
    Belli başlı noktalama işaretleri şunlardır:
    a. Nokta (.) :
    *Nokta bir duygu, düşünce ve isteği tam olarak anlatan cümlenin sonuna konur.
    Cumhuriyet 29 Ekim 1923’te ilân edildi.
    Ak akçe kara gün içindir.
    Hepsinin gözleri güzeldir.
    * Kısaltmalardan sonra kullanılır. Prof. (profesör), Dr. (Doktor), Cad. (Cadde), Alb. (Albay) T. (Türkçe), Fr. (Fransızca) vb.
    Ancak bazı kısatmalardan sonra nokta kullanılmaz.
    TDK (Türk Dil Kurumu) TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) MEB (Millî Eğitim Bakanlığı) vb.
    * (i)nci anlamında sayılardan sonra sıra bildirmek için kullanılır.
    IV. Murat, II. Mehmet (Fatih Sultan Mehmet), 20. cadde, 21. yüzyıl
    * Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları ayırmak için kullanılır.
    1.6.2006, 19.5.1919, 1.10.2006
    Tarihlerde ay adı yazıyla gösterildiğinde araya nokta konmaz.
    1 Haziran 2006, 19 Mayıs 1919, 1 Ekim 2006
    * Bir yazıda madde numaralarından sonra konur.
    I. 1. A. a.
    II. 2. B. b.

    b. Virgül (,) :
    *Bir cümlede arka arkaya sıralanan eş görevli sözcükleri ve sözcük gruplarını ayırmak için kullanılır.
    Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?
    Sait Faik Abasıyanık
    * Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için kullanılır.
    O gün bu gündür dülger balığı, denizlerin görünüşü pek dehşetli, fakat huyu pek uysal, pek zavallı bir yaratığıdır.
    Sait Faik Abasıyanık
    * Uzun cümlelerde yüklemden uzak kalan ögeleri belirtmek için kullanılır.
    * Cümle içinde ara sözleri ayırmak için kullanılır.
    Şimdi, efendiler, müsade buyurursanız, size bir sual sorayım.
    Atatürk
    * Hitap için kullanılan sözcüklerden sonra kullanılır.
    Sayın Başkan,
    Değerli arkadaşım,
    Sevgili kardeşim,
    Efendiler,
    * Anlama güç katmak amacıyla kullanılan sözcükler arasında kullanılır.
    Kanun diye, kanun diye kanun tepelerdi.
    Tevfik Fikret

    c. Noktalı virgül (;) :
    *Cümle içinde virgül bulunan eşit bölümleri, türleri birbirinden ayırmak için kullanılır.
    Türkçeden, tarihten yedişer; fizikten, kimyadan beşer numara aldı.
    *Biçimce aynı, anlamca birbirine bağlı cümleler arasında kullanılır.
    Vatan için ölmek de var;
    Fakat borcun yaşamaktır.
    Tevfik Fikret
    Çok çalışmalıyız; çünkü başarının anahtarı çalışmaktır.

    d. İki nokta :)) :
    *Açıklanacak cümlelerden sonra kullanılır.
    Halk şiirinin türleri şunlardır: Koşma, semai, mani, türkü vb.
    * Yazıda karşılıklı konuşmanın başlayacağını, birisinin söze başlayacağını belirtmek için kulanılır.
    Dizdarbaşı:
    - Ali Usta dükkanı arayacağız, dedi.
    Koca Ali cevap verdi:
    - Niçin?
    Ömer Seyfettin
    * Edebî eserlerde karşılıklı konuşma bölümlerinde konuşan kişinin adından sonra kullanılır.
    Kavuklu: Anlayamadım
    Pişekar: Canım beni tanımadığına hayret ediyorum.

    e. Üç nokta (...) :
    *Tamamlanmamış cümlelerin sonunda kullanılır. Cümleye susma anlamı katar.
    - Anneniz nasıl oldu?
    - Onu dün...
    * Kaba sayıldığı için veya bir başka nedenden dolayı açıklanmak istenmeyen sözlerin yerine üç nokta konur.
    * Bir metinde alınmayan cümle veya bölümlerin yerine kullanılır.
    * Sözün bir yerde kesilerek geri kalan bölümün okuyucunun hayaline bırakıldığını göstermek için kullanılır.
    Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
    Faruk Nafiz Çamlıbel
    Onlarda neler neler var: Atlar,arabalar, uşaklar...

    f. Soru işareti (?) :
    *Soru anlamı bildiren cümlelerin sonunda kullanılır.
    – Beyim, dedi. Bunu satmıyor musunuz?
    – Hangisini?
    – Şu keçeyi canım!
    Kenan Hulusi Koray
    * Bilinmeyen yer, tarih vb. durumları belirtmek için kullanılır.
    * Bir bilginin kuşkuyla karşılandığı durumlarda kullanılır.
    Ankara’ya üç(?) saatte gelmiş.

    g. Ünlem işareti (!) :
    *Sevinç, coşku, heyecan, şaşma gibi duyguları anlatan cümlelerden sonra kullanılır.
    Ey Türk Gençliği!
    Yaşa! Varol!
    – Nasıl yaparsın bunu!
    * Seslenme ve hitap sözlerinden sonra kullanılır.
    – Ak tolgalı Beylerbeyi haykırdı: İlerle!
    Yahya Kemal Beyatlı
    * Bir söze alay, kinaye ve küçümseme anlamı kazandırmak içinde kullanılır.
    Çok bilgili (!) olduğunu söylüyor.
    Evi biriktirdiği (!) parayla almış.

    h. Kısa çizgi (-) :
    *Sözcükler bölünürken satır sonunda kullanılır.
    * Dil bilgisinde sözcüklerde kök ve ekleri ayırmak için kullanılır.
    baş-kan “başkan” baş-ar-mak “başarmak” baş-ak “başak”
    * Eski harflerle yazılmış metinlerdeki tamlama ve bileşik sözcüklerin Latin harflerine çevrilmesinde ögeleri ayırmak için kullanılır.
    Divanü Lûgati’t - Türk
    bi-çâre
    Hakimiyet-i Milliye
    menfaat-perest vb.
    * Bazı terim, kuruluş ve şehir adları arasında kullanılır.
    Eğitim-öğretim, ad-soyad
    Fen-Edebiyat Fakültesi vb.
    Türkçe- Fransızca Sözlük
    Ankara- İstanbul yolu vb.
    * Matematikte çıkartma işareti olarak kullanılır.
    27 - 17 = 10

    ı. Uzun çizgi (–) :
    *Satır başında konuşmaları göstermek için kullanılır.
    – Buraya yeni mi taşındınız?
    – Kaç yaşındasın?
    * Tiyatro eserlerinde konuşanın adından sonra kullanılır.
    SÜTÇÜ– Hanım abla kaç litre süt alacaksın?
    PİŞEKAR– Sana oraya git demedim, zihninden orasını bir geçir.
    KAVUKLU– Zihnimin gözü ufaktır geçmez efendim.

    i. Tırnak işareti (“...”) :
    *Herhangi bir metinden ya da başka bir kişiden alınan bölümleri ve sözleri göstermek için kullanılır.
    Deveye, “Neden boynun eğri?” diye sormuşlar. O da “Nerem doğru ki?” demiş.
    * Özel olarak belirtilmek istenen sözleri göstermek için kullanılır.
    Tam bir cümlenin sonuna “nokta” konur.

    j. Ayraç (Parantez) ( ( ) ) :
    *Cümlenin yapısıyla ilgili olmayan açıklama ve sözler ayraç içine alınır.
    Bilim, teknik (uygulayım) alanındaki yayınlar...
    * Tiyatro eserlerinde konuşanın hareketlerini, durumunu açıklamak için kullanılır.
    Kavuklu- Pekâla (Düşünür.) Buldum, ne olacak?

    k. Kesme işareti ( , ) :
    *Özel adlardan sonra getirilen iyelik ve hâl eklerini ayırmak için kullanılır.
    Atatürk’ün doğduğu ev.
    Ankara’nın kuzeyinde
    Çankaya Köşkü’ne
    Çalıkuşu’nda
    Ancak kurum ve kuruluş adlarında; akım çağ ve dönem adlarında; ay ve gün adlarında ve deyimlerde geçen özel adlarda kesme işareti kullanılmaz.
    Türk Dil Kurumuna Açıköğretim Lisesi Müdürlüğüne, Türk Halk Edebiyatının, Millî Edebiyat Akımının, 23 Nisanda, Alinin külahını Veliye (giydirmek) vb.
    Özel adlar yerine kullanılan “o” zamiri cümle içinde büyük harfle yazılmaz ve kendisinden sonra gelen ekle kesme işaretiyle ayrılmaz.
    *Yabancı özel adlardan sonra getirilen çokluk ve yapım ekleri kesme işaretiyle ayrılır.
    Nice’ler (Nisler) Bordeaux’lu (Bordokslu)
    *Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmak için kullanılır.
    MEB’in, TDK’nin, TV’ye kğ’dan, mm’yi, cm’den
    *Cümlede rakamları ayırmada kullanılır.
    Cumhuriyet 29 Ekim 1923’te ilân edildi.
    2’inci kat,
    1972’de doğdum.
    1966’dan 2002’ye kadar İstanbul’da oturduk.
    * Manzum yazılarda ölçü gereği düşürülen harfin yerine kullanılır.
    Şu karşıki yüce dağlar
    Acep bizim dağlar m’ola?
    Kara yaslı benim anam
    Oğul der de ağlar m’ola?
    Sümmani
    ((HAYAL_OLMAK)) bunu beğendi.
  9. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    ÖZET
    En geniş anlamıyla konuşmayı sağlayan hareketlerin tümüne söyleyiş (telaffuz) denir. Dar anlamıyla söyleyiş dil seslerini çıkarma olayıdır. Ses için gerekli olan hava solunum organlarınca sağlanır. Soluk alma verme sırasında ciğerlere hava dolup
    boşalır. Ciğerlerden gelen hava gırtlaktaki ses tellerine çarpar ve onları titreştirir.Titreşen hava daha sonra sese dönüşür. Konuşmada ses tonu ve vurgu önemlidir. Bunlar yazıda noktalama işaretlerinin yerini tutar ve sözün anlamını ve etkisini artırır. Türkçede 8’i ünlü 21’i ünsüz olmak üzere 29 ses vardır. Seslerin gösterildiği işaretlere harf, harflerin hepsine birden alfabe denir.Ünlüler dilin, alt çenenin ve dudakların durumuna göre üç türde sınıflandırılır. Ünsüzler ise boğumlanmalarına,sürekli söylenme durumlarına, yumuşak ve sert oluşlarına göre sınıflandırılır. Türkçenin en belirgin özelliği ünlü uyumuna uymasıdır. Ünlüler de büyük ünlü ve küçük ünlü uyumu olmak üzere ikiye ayrılır. Aynı özellik ünsüzlerde de görülür. Ünsüz uyumları; ünsüz benzeşmesi ve sert ünsüzlerin yumuşaması olmak üzere ikiye ayrılır. Türk alfabesinde sözcüklerin yazımının belirli kuralları vardır. Büyük harfler cümle başlarında, dize başlarında, özel isimlerde, gazete, kitap ve dergi adlarının başında kullanılır. Ek olan- ki, -de kendilerinden önceki sözcüğü bitişik; bağlaç olan ki ve dahi anl***** gelen ve bağlaç olan de ayrı yazılır. Soru edatı olan mi ise daima ayrı yazılır. Birleşik sözcükler en az iki sözcüğün araya ek almayacak kadar birleşmesiyle oluşur. Noktalama işaretleri duygu ve düşüncelere anlam değeri katar; sözün etki gücünü artırır. Belli başlı noktalama işaretleri şunlardır: Nokta (.), virgül (,), noktalı virgül (;), iki nokta :)), soru işareti(?), ünlem işareti (!), parantez (()) vb.
    ((HAYAL_OLMAK)) bunu beğendi.
  10. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    ÜNİTE IV SÖZCÜK (KELİME) BİLGİSİ
    A. SÖZCÜKTE YAPI
    Yukarıdaki metni inceleyiniz. Metinde her bir sözcüğün bir anlamı, bir kısmının da görevi olduğunu göreceksiniz. Uyan, bak, vur, iç sözcüklerinin bir anlamı, ki sözcüğünün de bir görevi vardır. Yukarıdaki metinde görüldüğü gibi sözcüğün yapısında hem kök hem de ekler yer almaktadır. Kök sözcük: Sözcüğün ek almamış, başka bir sözcükle birleşmemiş ya da türetilmemiş yalın durumudur. Yukarıda incelediğiniz metinde, ağaç, yaprak, iç, güneş, uyan, bak sözcükleri kök durumundadır. Sözcüğün ek almış durumuna gövde denir.
    Türkçede kendi başına anlamı olan ya da cümle kuruluşuna yarayan sözlere sözcük denir.
    Yukarıdaki metinde uyan, bak, bir, sabah güneş, vur, iç sözcüklerinin her birinin anlamı vardır. “ki” sözcüğü ise uyandım, baktım ile bir sabah arasında bağ kurmaktadır. Yani sözcüğün cümlede bir bağlama görevi vardır. Bu sözcükler uyan-dım, bak-tım, vur-muş, iç -ime vb. ekler ile birleşerek cümleyi anlamlı bir hâle getirmiştir. Uyan-dım sözcüğünde; uyanma eylemi,eylemin zamanı ve eylemi yapan kişi belirtilmektedir. Baktım sözcüğünde de aynı şekilde eylem, eylemin zamanı ve kişisi bellidir. Metinde güneş bir varlığı, kuş-lar, ağaç-lar da bu varlıkların çoğulunu göstermektedir.Türkçede iki türlü kök sözcük vardır: İsim kökü ve fiil kökü. İsim soyundan gelen sözcük köklerine isim kökü; fiil soyundan gelen sözcük köklerine de fiil kökü denir. El, göz, ok, taş, dış, ağaç, tepe, deniz sözcükleri isim kökü; gülmek, içmek, bilmek, taşmak, vb. fiil köküdür. Türkçede hem isim hem de fiil kökü olan sözcükler de vardır. Bu durum daha çok sesteş (eş sesli) sözcüklerde görülür.
    iç- içmek
    dil- dilmek
    acı- acımak
    taş- taşmak vb.
    Siz de hem isim hem fiil kökü olarak kullanılan sözcüklere örnekler bulunuz. Aşağıdaki metni inceleyiniz. Fiil ve isim köküne örnek sözcükler bulunuz.
    Aşağıdaki metinde hem isim hem de fiil kökü durumunda olan sözcükleri gösteriniz. Anlamlarını söyleyiniz.
    Yarsana
    Çağlar sular yarsana
    Gam çekme **** gönül
    Bulunmaz mı yar sana
    Çünkü Ferhat’ım dersin
    Su dağları yarsana
    (Cinaslı Mâni)

    EKLER
    Sözcük türetmeye veya sözcüklerin görevlerini belirtmeye yarayan parçalara (takılara) ek denir. Türkçede eklerden bir kısmı eklendiği sözcüğün anlamını değiştirerek yeni anlamda sözcükler türetir. Bir kısmı da sözcüğün cümledeki görevini belirler. Türkçede yapım ekleri ve çekim ekleri olmak üzere iki tür ek vardır.

    A. YAPIM EKLERİ
    İsim ya da fiil köklerine eklenerek yeni anlamda sözcükler türeten eklere yapım ekleri denir. Yapım ekleri dört türlüdür.
    1. İsimden isim yapma ekleri: İsim kök veya gövdelerine eklenerek yeni anlamda sözcükler türeten eklerdir.
    -ak eki; başak,
    -kan eki; başkan
    -çı eki; bin işçi, bir başçı vb.
    -lık eki; ağaç-lık, odun-luk, zeytin-lik, göz-lük, kitap-lık, şeker-lik boş-luk vb.
    -ci/-çi eki; şeker- ci, göz-cü, av-cı
    -li eki; şeker-li, tat-lı, tuz-lu, akıl-lı, us-lu vb.
    -lik eki; genç-lik, bek-çi-lik, pazar-lık vb.
    -suz/-suz eki; su-suz, ana-sız, baba-sız, tatsız, kol-suz ölçü-süz
    -daş eki; arka-daş karın-daş (kardeş) soy-daş, yol-daş, meslek-taş, sır-daş vb.
    2. İsimden fiil yapma ekleri: İsim kök veya gövdelerine getirilerek fiil türeten eklerdir.
    -lan/-len eki; canlanmak, hastalanmak, hoşlanmak. can-la-n-, hasta-la-n-, hoş-la-n-,
    -lamak/-lemek, eki; taşla-mak, sula-mak, karşıla-mak temizle-mek, üf-le-mek, vb.
    -l eki; ince- ince-l-, -kısa- kısa-l-kısalmak, doğrulmak doğru- doğru-l-
    -al/-el eki; az- az-al-mak ; çok- çoğ-al-mak, düz- düz-el-mek, kör- el- mek, bun-bun-al-mak, azalmak, düzelmek, çoğalmak, kinelmek, bunalmak vb.
    - ak- ağar-, boz- bozar- yaş-ar-
    -ar/-er eki; ağarmak, bozarmak, yaşarmak, başarmak, morarmak vb.
    baş-ar- mor-morar-, gök-göker-
    -damak eki; fısıldamak, şırıldamak, fısıl-fısılda- (şırıl) şırıl- şırılda-
    -ık/-ik eki; ac-ık- geç- gecik- acukmak, gecçikmek, gözükmek, birikmek, vb.
    3. Fiilden isim yapma ekleri: Fiil kök ve gövdelerinden isim yapmak için kullanılan eklerdir. Bu eklerin belli başlıları şunlardır:
    - mak/mek eki; aç-mak, yazmak, okumak, beklemek, başlat-mak, düşün-mek vb.
    -ma/-me eki; yazma, okuma, duruşma, uzama, gelme, gitme.
    -ış/-iş eki;alış-veriş, çekil-iş, otur-uş, dur-uş, gül-üş, yürü-yüş, gör-üş vb.
    -mek eki; alım- satım, geçim, takım, yazım, ölüm, uçur-um, doğum, yudum
    (yut-um) giy-im, bil-im, sev-im, düğ-üm vb.
    - gi/ - gı eki; vergi, görgü, sil-gi, al-gı, bilgi
    duygu-, sor-gu, sar-gı, sez-gi, çizgi vb.
    gın/-gin eki; dal-gın, salgın, bilgin, olgun
    gir-gin, azgın, kes-kin, dur-gun vb.
    Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Siz de başka örnekler bulunuz.
    -gar/-gen eki; alıngan, çekin-gen, üret-ken, çalış-kan
    -gın-/gin- eki; ol-gun, er-gin yor-gun, dur-gun vb.
    bez-gin vb.
    -ıcı/-ici eki; yap-ıcı, sat-ıcı besle-y-ici, ver-ici
    geç-ici, yüz-ücü uç-ucu kur-ucu vb.
    -ç eki; kıskan-ç, iğren-ç, inan-ç, sevin-ç gülün-ç
    -ak /-ek eki; açık, yatık, çökük, döşek, dilek, dönek, tapınak, durak, sıgınak oturak
    -n eki; tütün, yığın, bütün uzun, ekin, akın, gelin vb.
    - a/-e eki; yar-a, oy-a, öt-e, “öte yaka”
    -tı/-ti; -tu/-tü eki; ak-ın-tı, gez-in-ti, süprüntü, çöküntü, üzüntü, görüntü
    -anak/- enek eki; görenek, gelenek, yığınak, olanak, seçenek, değnek vb.
    4. Fiilden fiil yapma ekleri: Fiil kök ve gövdelerinden fiil yapmak için kullanılan eklerdir.
    -ma- /-me- (olumsuzluk eki); olmamak, gezmemek, gezinmemek, başlamamak, eritmemek, bilmemek
    -n- eki; al-ınmak, öğren-mek, gezin-mek, tutun-mak, sürünmek, aran-mak, tıkan-mak, taşın-mak, söylen-mek
    - l eki; düşül-mek, seçil-mek, görül-mek, korkul-mak, eğlenil-mek, yatıl-mak
    -ş eki; dövüş-mek, tanış-mak, atış-mak, uçuşmak, gülüş-mek, ağlaş-mak, koşuş-mak, bölüş-mek vb.
    - r eki; düşürmek, pişirmek, yatırmak, göçürmek, doyurmak, duyurmak
    -t eki; aratmak, düzeltmek, yükseltmek, yürütmek, akıtmak, sapıtmak, acıtmak, darıtmak, kızartmak, söyletmek vb.
    - d ı r- / - d i r-; -dur/-dür- eki; yedirmek, açtırmak, buldurmak, döndürmek, yatıştırmak, geciktirmek, yazdırmak, sevdirmek, öptürmek, artırmak vb.
    -ar- /-er eki; koparmak, çıkarmak, gidermek vb.E ANLATIM 2

    B. ÇEKİM EKLERİÇekim ekleri bağlandığı sözcükle diğer sözcükler arasında ilgi kuran eklerdir.
    Bu ekler sözcüğün anlamını, çeşidini değiştirmez, görevini belirler.
    “Türkçe ağzımda annemin sütüdür.”
    Yahya Kemal Beyatlı
    Yukarıdaki cümlede, “Türkçe, ağız, anne, süt” sözcükleri kendi başlarına bir anlam ifade etmezler. Bu sözcükler arasında bağ kuran “-mda, -min, -üdür” ekleri sözü anlamlı hâle getirmektedir.
    Çekim ekleri şunlardır:
    1. Çokluk ekleri: Tekil olan varlıklara eklenen -lar/-ler ekleridir.
    ağaç-lar, kuş-lar, çiçek-ler, kalem-ler, dağlar, okul-lar vb.
    2. İyelik ekleri: İyelik ekleri eklendiği ismin karşılığı olan varlığın kime ait olduğunu gösteren eklerdir.İLVE ANLATIM 2
    Tekil 1. kişi - m
    2. kişi - n
    3. kişi - ı, i, u, -ü, -sı, -si, -su, sü
    Çoğul 1. kişi -mız, -miz, -muz, -müz
    2. kişi -nız, -niz, -nuz, -nüz
    3. kişi - ları, -leri
    çamta-m ev-im kardeş-im
    çanta-n ev-in kardeş-in
    çanta-sı ev-i kardeş-i
    çanta-mız ev-imiz kardeş-imiz
    çanta-nız ev-iniz kardeş-iniz
    çanta-ları ev-leri kardeş-leri
    3. Aitlik eki: - ki
    yerde-ki (yerdeki taş)
    dolapta-ki (dolaptaki yiyecek)
    elbisede-ki leke (elbisedeki leke)
    4. Durum ekleri: Cümlede isimlerin yüklendiği görevi belirleyen; ismin cümle içerisinde öteki sözcüklerlerle olan ilişkisini belirleyen eklerdir. Durum ekleri şunlardır:
    a. Yalın durum (hâl): ağaç, çiçek, okul, sıra dağlar, taşlar vb.
    b. Yönelme durumu (-e, durumu): ağaç-a, sıra-ya, okul-a, dağlar-a, taşlar-a
    c. Belirtme durumu (- i durumu): ağaç-ı, sıra-yı, çiçeğ-i, okul-u, dağlar-ı, taşlar-ı
    ç. Kalma durumu (-de durumu): ağaç-ta, sıra-da, çiçek-te, okul-da, dağlar-da, taşlar- da
    d. Çıkma durumu (-den durumu): ağaç-tan, sıra-dan, çiçek-ten, okul-dan, dağlar-dan, taşlar-dan vb.İLVE ANLATIM 2
    5. Tamlama ekleri: okul-un kapı-sı, bahçe-nin ağaçlar-ı, Türk bayrağ-ı Ayşe’nin baba-sı vb.
    6. Fiil çekiminde kullanılan kip ve kişi ekleri
    gidiyor-um, okul açıl-dı çalış-acak-ım, söyle-di-m görecek-sin vb
    ((HAYAL_OLMAK)) bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş