9.sınıf Tüm Konuların Dökümanları...

Konu 'Edebiyat 9.Sınıf' bölümünde dj_pelin tarafından paylaşıldı.

  1. dj_pelin

    dj_pelin Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    23 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.589
    Beğenileri:
    2.735
    Ödül Puanları:
    113

    Şiirde Ahenk Unsurları :
    1. Nazım Birimi:
    Şiirde anlam bütünlüğü taşıyan mısra kümelenişine denir.
    Dize (Mısra):
    Anlamın tek dizede toplanmasıdır.
     Dize biriminde cümle esas alınınca anlam birkaç dize boyunca sürebilir. Konu bütünlüğü esas alınır.
     Edebiyatımıza Batı’dan geçmiştir.
     Dize birimiyle yazılan nazım biçimlerine “bağımsız nazım biçimi” denir.
    Beyit:
    İki dizeden oluşan nazım birimidir.
     Divan edebiyatında en çok kullanılan nazım birimidir.
     Her beyit başlı başına farklı bir bütündür.
     Beyitler arasında konu bütünlüğü aranmaz.
    Dağlara bağırırsan sesin sana döner
    Kendine bağırırsan: Dönemezsin!"
    Derdim nice bir sînede pinhân ederim ben
    Bir âh ile bu âlemi vîrân ederim ben
    Nef'i
    Dörtlük:
    Dört dizeden oluşur. Anlam dört dizeye yayılır.
     Divan edebiyatında fazla görülmez.
     Dörtlüklerle yazılan nazım türleri: rubai, tuyuğ, murabba, şarkı (Divan edb.); mani, koşma, varsağı, destan, semai, ilahi, nefes, deme, şathiye (Halk edb.)
    Çeşit çeşit çiçek takmış döşüne,
    Çekilir göçleri peşin peşine
    Çıkabilsem şu yaylanın başına,
    Kuzulu kurbanlı şişeli dağlar.
    Bend:
    Dört, beş, altı, yedi, sekiz,dokuz… dizenin oluşturduğu bütündür.

    hayli müddettir gam-ı ah-ı nedamet bekleriz
    hanedan-ı aşkta künc-i selamet bekleriz
    şam-ı firkatte düşüp subh-i kıyamet bekleriz
    nice yıllardır ser-i kuy-i melamet bekleriz
    leşker-i sultan-ı irfanız velayet bekleriz
    ________________________________________
    Ölçü (Vezin):
    Dizelerdeki hecelerin uzunluk kısalıklarına veya sayılarına göre aldığı addır. Ahenk aracı olarak kullanılır.
    I- Hece Ölçüsü:
    Dizelerdeki hece sayısı eşitliğine dayanır. İlk dizede kaç hece varsa (ünlü ses) diğer hecelerdeki hece sayısı aynıdır.
    Durak: Hece ölçüsünde dizeler belli bölüm-lere ayrılır. Bu bölüm yerlerine “Durak” denir. Duraklar sözcüğü bölmez, sözcüğün sonuna gelir.

    O çay ağır akar / yorgun mu bilmem
    Mehtabı hasta mı / solgun mu bilmem


    İptida Bağdad’a / sefer olanda
    Atladı hendeği / geçti Genç Osman
    Vuruldu sancaktar / kaptı sancağı
    İletti, bedene / dikti Genç Osman
    II- Aruz Ölçüsü:
    Hecelerin uzunluk ve kısalığına göre kurulmuş bir ölçüdür. Birinci dizede kaçıncı heceler uzun, kaçıncı heceler kısaysa öteki dizelerdeki uzun ve kısa heceler hep aynı yere gelir.


    Sokaklarda seller akar ağlaşır
    • ― ― • ― ― • ― ― • ―
    Ufuk yaklaşır yaklaşır yaklaşır
    • ― ― • ― ― • ― ― • ―
    Arap nazmının ölçeğidir. İslam’ın yayılmasından sonra İran ve Türk edebiyatlarında kullanılmaya başlanmıştır.
    Serbest Ölçü:
    Aruz ve hece ölçüsünün kullanılmadığı şiirlerin ölçüsüdür.
     Serbest ölçü ile yazılmış şiirlerde mısraların sıralanışı, hece sayısı belli bir düzene bağlı değildir.
     Bu ölçü ile yazılmış şiirlerin ilk örnekleri Cumhuriyet dönemi edebiyatında verilmiştir.
    Ağlasam sesimi duyar mısınız,
    Mısralarımda;
    Dokunabilir misiniz,
    Gözyaşlarıma, ellerinizle?

    Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
    Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
    Bu derde düşmeden önce.

    Bir yer var, biliyorum;
    Her şeyi söylemek mümkün;
    Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
    Anlatamıyorum.
    ________________________________________
    UYAK DÜZENİ:
    I- Düz Uyak:
    Uyaklanışı (aa, bb, cc) veya (aaaa, bbbb ya da aaab, cccb veya aaba cccb) düzeninde olan biçimlere denir.

    Derler bilir hakikati yüzlerce feylesof −a
    Bir kısmı şek ve şüphede bir kısmı hayli kof −a

    Aksetmiyor çoğunda fikirler ayan beyan −b
    Hayyam imiş hakikati az çok fısıldayan −b
    (Y. Kemal)

    Gönül çıkmak ister, şahın köşküne −a
    Can boyanmak ister, Ali müşküne −a
    Pirim Ali on ik'imam aşkına −a
    Açılsın kapılar şaha gidelim −b
    II- Sarmal Uyak:
    Kafiyelenişi (abba, cddc) düzeninde olan uyaktır.
    Hava karardı mı uzak şehirlerde, −a
    Yeşil halılarda bir ay ışıldarken, −b
    Peri kızlarıyla hora teperdim ben, −b
    Nerede hürriyet o eski tad nerede? −a

    III- Çapraz Uyak:
    Kafiyelenişi (abab, cdcd) düzeninde olan uyaktır.

    Bendim savrulan kaftanlar, benimdi −a
    Atların boynu, yerinde yeller eser! −b
    Surların taşlarına sürdüm elimi, −a
    Benimdi İstanbul, burçlar bana benzer. −b

    UYAK (KAFİYE):
    Sözcük ve eklerin heceleri arasındaki ses benzerliğidir.
    Sözcük ve eklerin birbiriyle uyaklı sayılabilmeleri için ses bakımından benzer, anlam bakımından farklı olması gerekir
  2. dj_pelin

    dj_pelin Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    23 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.589
    Beğenileri:
    2.735
    Ödül Puanları:
    113
    Redif (Döner Uyak):
    Dize sonlarındaki yazılışları ve anlamları aynı olan ek, sözcük veya sözcük gruplarına denir.
    Kandilli yüzerken uyku-larda
    Yu Redif
    Mehtabı sürükledik su-larda
    Yu Redif

    Bizim elde bahar olur, yaz olur - olur : Redif
    Göller dolu ördek olur, kaz olur - az: Tam Kafiye
    Sevgi arasında yüz bin naz olur
    Suçumu bağışla, ben sana kurban
    ________________________________________
    UYAK ÇEŞİTLERİ:
    I- Yarım Uyak:
    Bir tek sesin benzeşmesinden doğan uyaktır.

    Bu karlı yollardan ge−ç−ilmez
    Yu Redif
    Soğuktur suları i−ç−ilmez
    Yu Redif

    II- Tam Uyak:
    Bir sesli bir sessiz (iki) harfin benzeşme-sinden oluşan uyaktır.
    Yolcu ölçmüş işte ayaklar h−ür
    Tu
    Yolcu ölmüş ayaklar düşün−ür
    Tu

    III- Zengin Uyak:
    İkiden çok sesin benzeşmesiyle oluşan uyaktır.
    Sabahleyin gökyüzü parlak ufuk a−çık−tı
    Zu R
    Güneşli bir havada yaylımız yola çık−tı
    Zu R

    Büyük oğlumun adı Siraç
    Zu
    Küçük oğlumun adı Miraç
    Zu

    IV- Tunç Uyak:
    Bir dizenin sonundaki sözcüğün diğer dizedeki sözcüğün içinde aynen yer almasıdır.

    Sevdin mi cân u dilden işte
    Olsa ne var Eşber’e enişte

    V- Cinaslı Uyak:
    Dize sonlarındaki yazılışları aynı anlamları farklı (sesteş) sözcüklerden oluşan uyaktır.

    Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç
    Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç

    VI- Seci:
    Divan edebiyatında süslü nesirde kullanılan iç kafiyeye denir.
    “İlahi! Kabul senden, red senden. İlahi! Şifa senden, derd senden. İlahi! Gönül oduna her ne yaktınsa ol tüter. Vücudum bağına her ne diktinse ol biter.
    (Sinan Paşa−Tazarruname)

    Aliterasyon ve Asonans:
    Bir şiirin dizelerinde sürekli aynı ünsüzün tekrarlanmasından oluşan ahenge aliterasyon denir.
    Bir şiirin dizelerinde sürekli aynı ünlünün tekrarlanmasıyla oluşan ahenge asonans denir.
    Senin kalbiden sürgün oldum ilkin bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
    “ü harfi ile asonans, s harfi ile aliterasyon yapılmıştır.”
    ________________________________________
  3. dj_pelin

    dj_pelin Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    23 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.589
    Beğenileri:
    2.735
    Ödül Puanları:
    113
    EDEBİ SANATLAR
    Sözün gerçek anlamı dışında daha zengin anlamlarla kullanılması demek olan mecaz, söz sanatlarının kaynağıdır.
    Başlıca söz sanatları:

    I- Benzetme (Teşbih):
    Anlam ya da biçimce ilişkili iki kavramdan, niteliği zayıf olanın güçlü olana benzetilmesidir. Tam bir benzetmede dört unsur vardır: Benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme edatı, benzetme yönü.
    Taş gibi sert ekmek.
    Cennet kadar güzel vatanımız var.
    Ağabeyi kadar akıllıydı Ahmet.

    Benzetmenin temel öğeleriyle (benzetilen ve benzeyen) yapılan benzetmeye “Teşbih-i Beliğ (Güzel Benzetme)” denir.
    Aslan askerlerimiz geçiyor.
    Kömür gözleriyle uzaktan bakıyordu.

    Durmuş zaman gibiydi geçmeyen zaman
    Fark etmez anne toprak ölüm mâceramızı
    Bir bakışı vardı Esma ‘nın
    Kavak yaprakları gibi pırıl pırıl.
    Dar kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkanında, tek başına gece gündüz, kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir aslanı andırıyordu.
    (Ömer Seyfettin)
    II- İstiare (İğretileme):
    Bir sözcüğün benzetme amacıyla başka bir söz yerine kullanılmasıdır. Diğer bir deyişle benzetmenin temel öğelerinden yalnızca biriyle yapılan söz sanatıdır. İkiye ayrılır:

    a- Açık istiare:
    Benzetme unsurlarından sadece “Kendisine benzetilenle” yapılır.
    İki kapılı bir handa
    Gidiyorum gündüz gece
    Yedi tepeli şehrimde bıraktım gonca gülümü.
    (Benzeyen “sevgili” yok. Kendisine benzetilen “gonca gül” var.)
    Şu beşikte yatan meleğe bakınız.
    (Benzeyen “bebek” yok. Kendisine benzetilen “melek” var.)
    Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
    (Şair bayrağı kaşlarını çatmış bir insana ben¬zetiyor; ancak “insan” (kendisine benzetilen) di¬zede açıkça geçmiyor.
    Sen o yılanın sözlerine bakma.
    Bir cennette yaşıyoruz farkında değiliz.
    Sabahtan uğradım ben o fidana.
    Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

    b- Kapalı istiare:
    Benzetme unsurlarından “Benzeyenle” yapılan istiaredir.
    Not: Kişileştirme sanatının olduğu her yerde “Kapalı istiare” vardır.
    Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda
    Rüzgâr, yüzümü kesiyor.
    Ay, ağaç dalları arasından yere damlıyordu.

    A kara kız kara kız
    Saçlarını tara kız
    Gönlüm uçtu yuvadan
    Perçeminde ara kız
    (Benzeyen “gönül” var. K.Benzetilen “kuş” yok.)

    Tekerlek yollara bir şeyler anlatıyor.
    (Benzeyen “tekerlek” var. K.Benzetilen “insan” yok.)

    Ufukta günün boynu büküldü.
    (Benzeyen “güneş” var. K.Benzetilen “insan” yok.)

    Her taraf kırık dökük
    Dalların boynu bükük
    "Kederliyiz" der gibi

    III- Mecaz-ı Mürsel:
    Benzetme amacı güdülmeksizin bir sözcüğün başka bir söz yerine kullanılmasıdır.
    Kan tükürsün adını candan anan dudaklar
    Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun.

    Halit Ziya’yı okudun mu?
    Güçlü kalemlerimizden birisi de Akif’tir.
    Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor!
    Sivas mandayı kabul etmedi.(Kongre üyeleri)
    “Âh efendi bize karşı İstanbul /Neden böyle bir sert , yalçın taş gibi”
    İşe alınman için dün şirketle görüştüm.(İnsan)
    Yarın sınıfı 9/H sınıfı yapacak.(Öğrenci)
    Toplantıya Milliyet gazetesinin güçlü kalemleri de geldi.(Yazar)
    Nihat’ın golüyle tüm stat ayağa kalktı.(Seyirci)
    O evine çok bağlı bir insandır.(Ailesi)
    Bu olay üzerine bütün köy ayaklandı.(Halk)
    İstanbul'dan kalkan uçak az önce Adana'ya indi.(Havaalanı)
    “Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
    İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir”.
    ABD’de bir zamanlar Kuzey-Güney çatışması yaşanmış.
    Sınıf ayağa kalk.
    Bütün okul hayret etti.
    Uzun Mehmet geçiyor.
    Türbinler ayağa kalktı.
    Türkiye terörü kınadı.
    Belediye bekliyorum.
    Anadolu misafiri sever.
    Genç kız sigarasını yaktı.
    Ön taraf ücreti öde .
    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl.
    Vapur Üsküdar’a yaklaştı.
    Koluma gir.
    Cebini verir misin?
    Ateşin var mı?
    Peyami çok iyi bir kalemdir.
    Emre iyi bir krampondur.
    “Hayattan canlı ölüm , günahtan baskın rahmet
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet”

    IV- Tevriye:
    Bir sözün iki anlama gelecek şekilde fakat daha çok uzak anlamının kastedilerek kullanılmasıdır. Bu anlamların ikisi de gerçektir. Bu yönüyle kinayeden ayrılır; çünkü kinayede mecaz anlam çağrıştırılır.

    Bu kadar letafet çünkü sende var
    Beyaz gerdanında bir de ben gerek
    Ben: 1.Tendeki ben, benek. 2.Birinci tekil kişi.

    Ulusun, korkma nasıl böyle bir imanı boğar
    Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar

    Ulusun: 1.Yücesin, asilsin. 2. Köpek gibi ses çıkarsın.

    Tahir Efendi bana kelp demiş
    İltifatı bu sözde zahirdir
    Maliki mezhebim benim zira
    İtikadımca kelp tahirdir.

    Tahir: 1. İsim 2. Temiz
    Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül.

    Eller: 1. Organ adı 2. Yabancılar.

    Kanmadık gayş eden bu maviliğe.(Y.Kemal)

    Kanmadık: 1. Aldanmadık 2. Doymadık.

    Bir buse mi bir gül mü dedi gönlüm
    Bir nim tebessümle o afet gülüverdi.

    Beyefendi ailenin güneşi,sen de ayısın.

    V- Kişileştirme (Teşhis ve İntak):
    İnsan dışındaki varlıkların insan kişiliğinde gösterilmesi (Teşhis) ve konuşturulması (İntak) sanatıdır.

    Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal.
    Salkım söğütler yıkıyordu suda saçlarını.
    Tilki, kargaya: “Sesinizin çok güzel olduğunu söylüyorlar.” dedi.
    Sordum sarı çiçeğe
    Annen, baban var mıdır?
    Çiçek eydür derviş baba
    Annem, babam topraktır.

    Sustukça, sema kalbime hicranı fısıldar.
    Bulutlar gözyaşı döktüler.
    Menekşeler külahını kaldırır.
    Not: Her intak aynı zamanda bir teşhistir.

    VI- Abartma (mübalağa):
    Bir durumu olduğundan çok büyük ya da çok küçük gösterme sanatıdır.

    Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda.

    Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır.
    Gözüm yaşı değirmenler yürütür.

    Sekizimiz odun çeker
    Dokuzumuz ateş yakar
    Kaz kaldırmış başın bakar
    Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.
    Kaygusuz Abdal

    Alem, sele gitti gözüm yaşımdan. (K.oğlan)
    Kibrit kutusu gibi bir evimiz var.
    VII- Kinaye:
    Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamıyla birlikte kullanmaktır.
    Şu karşıma göğüs geren
    Taş bağırlı dağlar mısın?

    Bulamadım dünyada gönüle mekân
    Nerede bir gül bitse etrafı diken

    Odamın her zaman kapısı açıktır

    Bu memlekette de sabah olacak Haluk
    Kötü gününde elinden tuttu.
    Ali gözü açık bir çocuktur.
    Mum dibine ışık vermez.
    Hamama giren terler.
    Taşıma su ile değirmen dönmez.
    Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
    Ateş düştüğü yeri yakar.
    Yaptığı hatayı anlayınca yüzü kızardı.

  4. dj_pelin

    dj_pelin Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    23 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.589
    Beğenileri:
    2.735
    Ödül Puanları:
    113
    VIII- Tezat (Zıtlık, Çelişim):
    Anlamca birbirine karşıt olan durumların, fikirlerin bir arada kullanılmasıdır.

    Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.
    Karlar altında bir ilkbaharım ben.

    Ne efsunkâr imişsin ey didar-ı hürriyet
    Esir-i aşkın olduk, gerçi kurtulduk esaretten.

    Neden böyle düşman görünürsünüz
    Yıllar yılı dost bildiğim aynalar

    Bir ustaya olsam çırak
    Bir olurdu yakın ırak

    IX- Hüsn-i Talil:
    Bir şeyin meydana gelişini, kendi sebebi dışında daha güzel bir sebebe bağlama sanatıdır.
    Hurşide baksa halkın gözleri dolagelir
    Zira görünce hatıra ol mehlika gelir.

    Sen gelip geçesin diye ey yar,
    Ağaçlar yapraklarını yoluna sermiş.

    Köyün girişinde karşılamak için beni,
    Dizilmiş sıra sıra köyün tüm selvileri.

    Güzel şeyler düşünelim diye
    Yemyeşil oluvermiş ağaçlar

    Ateşte kızaran bir gül arar da
    Gezer bağdan bağa Çoban Çeşmesi

    Renk aldı özge ateşimizden şerab ü gül
    Peymane söylesün bunu gülzâr söylesün

    Ateşten kızaran bir gül arar da
    Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi

    Hak-i payine yetem der ömürlerdir muttasıl
    Başını taştan taşa urup gezer avare su.

    O kadar çaldı ki yürekten
    Türküler aşındırdı kavalı.

    Gül bahçesi sevgiliden haber geldiği için
    Süslendi ve güzel kokular süründü.

    Yoksun diye bahçemde çiçekler açmıyor bak.

    Senin o gül yüzünü görmek için
    Sana güneş bakmak için doğuyor.

    Benim kaderime ve yalnızlığıma
    Irmaklar bile ağladı.

    Rüzgar gökte bir gezinti,
    Üşürüz her akşam vakti,
    Ne sıcak vücutlar gitti,
    Toprağı ısıtmak için.

    Güller kızarır utancından o gonca gül gülünce
    Sümbül bükülür kıskancından kakül bükülünce.

    X- Tecahül-i Arif:
    Bilinen bir şeyi, anlam inceliği oluşturmak için bilmiyor görünme sanatıdır.

    Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
    Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

    O çay ağır akar, yorgun mu bilmem
    Mehtabı hasta mı solgun mu bilmem.

    Su insanı boğar ateş yakarmış
    Geç fark ettim taşın sert olduğunu

    Yılın ilk karı yağdı
    İyice kılsaldı günler
    Ölülerimiz üşür mü ki?

    Sular mı yandı,neden tunca benziyor mermer?
    Geç fark ettim taşın sert olduğunu.

    *Gökyüzünün başka rengi de varmış,
    Su insanı boğar,ateş yakarmış.

    *Saçların dalgalı,boya mı sürdün?
    Gelmiyorsun artık,bana mı küstün?

    *İçimde kar donar,buzlar tutuşur,
    Yağan ateş midir,kar mıdır bilmem.

    *Geç fark ettim taşın sert olduğunu
    Su insanı boğar,ateş yakarmış.

    *Göz gördü, Gönül sevdi seni yüzüm mahım
    Kurbanın olam var mı benim bunda günahım.
    XI- Tekrir:
    Bir sözcüğün tekrarıyla anlamın ve anlatımın güçlendirilmesidir.
    Beni bende demen, bende değilim.
    Bir ben vardır benden içeri.

    Kimse yetişmemiş kimseye
    Kimse kimseyi anlayamaz
    Kimse kimseyi eğitmemiş.

    Dedim inci nedir dedi dişimdir
    Dedim kalem nedir dedi kaşımdır
    Dedim on beş nedir dedi yaşımdır
    Dedim daha var mı dedi ki yok yok


    Hepsi gider, bu kubbede kalacak
    Âşık sesi, şâir sesi, er sesi
    Bizi bundan sonra sarıp alacak
    Tanrı sesi, sanat sesi, yâr sesi

    Söz ola kese savaşı,
    Söz ola kestire başı,
    Söz ola oğlu aşı,
    Yağ ile bal ede bir söz.

    XII- Cinas:
    Yazılışları aynı anlamları farklı sözcüklerin bir arada kullanılmasıdır.
    Kuleden
    Ses geliyor kuleden
    O kaş, o göz değil mi?
    Beni sana kul eden

    Dünyasına dünyasına
    Aldırma sen dünyasına
    Dünya benim diyenin
    Dün gittik dün yasına

    Kalem böyle çalınmıştır yazıma
    Yazım kışıma uymaz, kışım yazıma

    Kısmetindir gezdiren yer yer seni
    Arşa çıksan akıbet yer yer seni


    XIII- Tenasüp (Uygunluk):
    Anlam bakımından birbirine uygun ve birbiriyle ilişkili olan kelimeleri bir arada kullanma sanatıdır.
    Bülbüllerin ister seni ey gonce-dehen gel
    Gül gittiğini anmayalım gülşene sen gel

    Kılıçla, mızrakla, topla, tüfekle
    Başımız bir kere eğilmemiştir.

    Yine bahar geldi, bülbül sesinden
    Sada verip seslendi mi yaylalar
    Çevre yanın lale sümbül bürümüş
    Gelin olup süslendi mi yaylalar

    Deli eder insanı bu dünya
    Bu gece, bu yıldızlar, bu koku
    Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaçlar

    XV- Telmih (Hatırlatma):
    Bir kelimeyle geçmişteki bir olayı, şahıs veya meşhur bir eseri hatırlatma sanatıdır.

    Ör/
    Daha dün neşe verirken yâdı
    Gömelim ağlayarak kalbimize
    Şimdi hicran dolu sadabad’ı
    Onu son matem unutturdu bize.

    Mecnun oluruz lezzet-i iksir ile nâgâh
    Nâgâh açılır sırrına aşkın nice bin râh

    Sultan Süleyman’a kalmayan dünya
    Bu dağlar yerinden ayrılır bir gün
    (Hz. Süleyman hatırlatılır)

    Gökyüzünde İsa ile
    Tur Dağında Musa ile
    Elindeki asa ile
    Çağırayım Mevla’m seni

    Aşk-ı sadık menem Mecnun’un adı var.

    *Vefasız Aslıya yol gösteren bu,
    Keremin sazına cevap veren bu.

    *Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi
    Bedri aslanları ancak bu kadar şanlı idi.

    *Ekmek Leyla oldu bire dostlarım,
    Mecnun olup ardı sıra giderim.

    *Şu Boğaz harbı nedir?Var mı ki dünyada eşi?
    En keşif orduların yükleniyor dördü beşi.

    ********* dağları enginlere sığmam taşarım.


    XVI- Tariz (Dokundurma):
    Bir kişiyi, olayı ya da durumu alaylı yoldan, iğneleyici dille eleştirme sanatıdır. Bir sözün taşıdığı anlamın tam tersini kastetmektir. Çirkin birinin güzelliğinden, cimri birinin cömertliğinden söz etmek gibi.

    Yiyin efendiler yiyin bu han-ı yağma sizin
    Doyuncaya, tıksırıncaya, patlayıncaya kadar yiyin.

    Bu ne kudret ki elifbayı okur ezberden. (Bravo bu kadar basit bir şeyi okuyabiliyorsun)

    Kitapları sandıkta sakladığına bakılırsa okumayı seven bir insansın. (okumayı sevmeyen

    O kadar akıllıdır ki sorma gitsin.

    Yazısı o kadar güzel ki, üç kişi zorlukla okuduk.

    Her nere gidersen eyle talanı
    Öyle yap ki ağlatasın güleni
    Bir saatte söyle yüz bin yalanı
    El bir doğru söz söylese inanma

    Araba o kadar hızlıydı ki, yürüyerek geçebilir.
    Bu yürekli insan, tavşandan çok korkar.
    O kadar zeki ki bütün sınıfları çift dikiş gidiyor.

    XVIII- Aliterasyon (Ses Uyumu):
    Şiirde aynı sesin fazla kullanılmasıyla oluşan, sese dayalı bir sanattır.

    Eylülde melül oldu gönül soldu da lale
    Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hale
    (“l” sesi çokça tekrarlanır)

    Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.
    (“b” sesi çokça tekrarlanır)

    Dest bûsu arzusuyla ölürsem dostlar
    Kuze eylen toprağım sunun anınla yare su
    Fuzuli

    Karşı yatan karlı kara dağlar, kararıptır otu bitmez

    XIX- Seci (Düzyazı Kafiyesi):
    Düzyazıda yapılan kafiyedir.

    Ör/
    Keman görünce kaşların sanır,
    İnci görünce dişlerin sanır.
    *"Hisarad Türk’ün kuvveti,Küçüksu’da neşesi,Kağıthane’de zevk ve şevki,Eyüp’te manevi yazı surlarda atılışı,hava gibi teneffüs edilir,o kadar barizdir."

    *İlahi! Bekaa isteyen candan vücud afetlerini sen def et! Dirlik uman gönülden varlık hicabını sen ref et! Can sırrın isteyene şer yolunu tarik et! Yokluk yoluna gidene tevfikini refik et!

    XX İstifham (Soru Sorma):
    Yanıt alma amacı gütmeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için, anlatılmak istenen-lerin soru biçiminde anlatılmasıdır.
    Beni candan usandırdı cefadan yâr usanmaz mı
    Felekler yandı ahımdan muradım şemi yanmaz mı
    i
    Kim söylemiş beni
    Süheyla’ya vurulmuşum diye?
    Kim görmüş ama kim,
    Eleni’yi öptüğümü,
    Yüksek kaldırım’da güpegündüz?
    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda

    *Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
    Benim mi Allahım bu çizgili yüz?

    *Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

    *Şu karşıma göğüs geren
    Taş bağırlı dağlar mısın?

    *Hangi çılgın bana zincir vuracakmış?Şaşarım!

    *Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
    Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
    ________________________________________

    TÜRK EDEBİYATINDA KULLANILAN NAZIM BİÇİMLERİ
    A) İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
    1)Koşuk: “Sığır” ve “Şölen” adı verilen törenlerde kopuz eşliğinde söylenen lirik şiirlerdir. Sevgi, aşk, doğa, yiğitlik konuları işlenmiştir. Şekil ve içerik bakımından Halk edebiyatındaki “Koşma” ya benzer.
    2)Sav: Kısa ve özlü sözlerdir. Günümüzde atasözüne karşılık gelir.
    3)Sagu: “Yuğ” adı verilen dinsel törenlerde, ölen kişinin ardından söylenen şiirlerdir. Ölen kişinin iyilikleri, yiğitlikleri, ölümünden duyulan acı dile getirilir. Halk edebiyatında “Ağıt”, Divan edebiyatında “Mersiye”nin karşılığıdır.
    4)Destanlar: Toplumu derinden sarsan savaş, kıtlık, göç, kahramanlık, din gibi konularda söylenmiş uzun manzum şiirlerdir. Destanlarda olağanüstü olaylar ve kahramanlar söz konusudur. Ait oldukları milletlerin tarihleriyle sıkı ilişkileri vardır.
    Destanlar Doğal (tabii) ve Yapma (yapay, sun’i) destanlar olarak ikiye ayrılır.
    DOĞAL DESTANLAR
    Tarih öncesi devirlerde sözlü olarak oluşmuş, daha sonra kaleme alınarak günümüze ulaştırılmış, söyleyeni belli olmayan destanlardır.
    Doğal Türk Destanları
    I- İslamiyet Öncesi Türk Destanları:
    1- Saka-İskit Destanları:
    Alp Er Tunga destanı: Türk-İran savaşlarını ve Alp Er Tunga’nın yiğitliklerini anla-tır. Alp Er Tunga, İran destanı “Şehname” de Efrasiyab olarak geçmektedir.
    Şu Destanı: Makedonyalı Büyük İskender ile Türkler arasında geçen savaşları ve hükümdar Şu’nun yiğitlikleri anlatılır.
    2- Hun-Oğuz Destanları:
    Oğuz Kağan Destanı: Hun hükümdarı Mete Han’ın hayatı, yiğitlikleri, ülkesini genişletip oğulları arasında nasıl bölüştürdüğü anlatılır.
    Atilla Destanı: Batı Hun Devleti hüküm-darı Atilla’nın yaşamını anlatır.
    3- Altay Türkleri Destanları:
    Yaratılış Destanı: Türk kavramı etrafında oluşan bir destan değildir. Destan, inanışa göre Tanrı Kayra Hanın kişiyi (insanoğlu) yaratmasıyla ilgilidir. Destanın en önemli özelliği Türklerin sosyal, coğrafi, uzay (kozmogoni) ve dini inanışları yönünden düşünce tarzlarını yansıtmasıdır. 19. yüzyılda derlenmiştir. Semavi dinlerden etkilendiği düşünülmektedir.
    4- Siyenpi Hanedanı Destanı
    Siyenpi Destanı: Hun devletinin yerini alan Siyenpi Hanedanlığının kaynağına dair önemli bilgiler içerir.
    5- Göktürk Destanları:
    Bozkurt Destanı: Yok edilmek istenen Göktürklerin bir dişi kurttan yeniden türeyişleri anlatılır.

    Ergenekon Destanı: Bir yenilgi sonunda Türklerin Ergenekon adlı bir yerde yeni-den çoğalarak yurtlarına geri dönmeleri ve büyük bir devlet kurmaları anlatılır.
    6- Uygur Destanları:
    Türeyiş Destanı: Türklerin “Dokuz Oğuz ve On Uygur” boyları biçiminde var oluşunu anlatan destandır.
    Göç Destanı: Uygurların yurtlarından göç etmek zorunda kalışlarını anlatan destandır.
    II- İslamiyet Sonrası Türk Destanları:
    Manas Destanı: Kırgız Türklerine aittir. Dünyanın en uzun destanıdır.
    Saltuk Buğra Han Destanı: Hükümdar Saltuk Buğra Han’ın efsanevi bir şekilde anlatıldığı destandır. Karahanlılar’a aittir.
    Battal Gazi Destanı: Battal Gazi adlı kahramanın İslamiyet’i yayış mücadelesi anlatılır.
    Köroğlu Destanı, Timur Destanı, Cengiz Han Destanı, Danişment Gazi Destanı, Sarı Saltuk Destanı… gibi destanlarımız da mevcuttur.
    Dünya Edebiyatındaki Doğal Destanlar:
    Yunan Destanı: İlyada ve Odysseia (Homeros)
    Fin Destanı: Kalevela (Dr. Elias Lönnrat tarafından yazıya geçirilmiştir.)
    Hint Destanları: Ramayana (Valmiki), Mahabharata (Viyasa)
    İran Destanı: Şehname (Firdevsi, men-sevi tarzında yazıya geçirmiştir.)
    Alman Destanı: Niebelungen Lied
    Fransız Destanı: Chanson de Roland
    İspanyol Destanı: La Cid
    İngiliz Destanı: Beowulf, Robin Hood
    Rus Destanı: İgor
    Sümer, Asur, Babil Destanı: Gılgamış
    Japon Destanı: Şinto
    YAPMA DESTANLAR
    Doğal destanlara benzeyen: ancak oluşumlarında halkın katkısı bulunmayan, yakın dönem-deki bir kahramanlık olayından yola çıkılarak belli bir kişi tarafından oluşturulan destanlardır. Kısacası söyleyeni belli olan destanlardır.
    Türk Edebiyatındaki En Ünlü Yapma Destanlar:
     Üç Şehitler Destanı (Fazıl Hüsnü Dağlarca)
     Çanakkale Şehitleri (Mehmet Akif Ersoy)
     Selçuknâme (15. yy, Yazıcıoğlu Ali)
     Genç Osman Destanı (Kayıkçı Kul Mustafa)
     Kuva-yi Milliye (Nazım Hikmet)
    Dünya Edebiyatındaki En Ünlü Yapma Destanlar:
     İlahi Komedya: İtalyan Şairi “Dante” yazmıştır.
     Kurtarılmış Kudüs: İtalyan şairi “Targuato Tasso” yazmıştır.
     Çılgın Orlando: İtalyan şairi “Ariosto” yazmıştır.
     Kaybolmuş Cennet: İngiliz şairi “Milton” yazmıştır.
     Aeneis: Latin şairi “Vergilius” yazmıştır.
     Oslusiadas: Portekiz şairi “Camönes” yazmıştır.
    ________________________________________
  5. dj_pelin

    dj_pelin Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    23 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.589
    Beğenileri:
    2.735
    Ödül Puanları:
    113
    B) İSLAMİ DEVİR TÜRK EDEBİYATI
    1) TÜRK HALK EDEBİYATI
    * İslamiyet öncesinden günümüze kadar kesintisiz gelen bir edebiyattır.
    * Halk içinde yetişmiş ozanların icra ettiği bir edebiyattır.
    * Temelinde sözlü bir gelenek vardır.
    * Dili sadedir.
    * Dörtlük ve yarım kafiye esaslıdır.
    * Hece ölçüsü kullanılmıştır.
    * Halkın dertlerini, sevinçlerini, her türlü duygularını işlemektedir.
    * Koşma, destan, semai, varsağı, mani, ağıt, türkü, bilmece, atasözü, devriye, şathiye, ilahi, deme gibi çeşitli nazım şekilleri vardır.
    * Kendi arasında:
    a) Âşık Tarzı Halk Edebiyatı
    b) Anonim Halk Edebiyatı
    c) Dini-Tasavvufi Halk Edebiyatı olmak üzere 3’e ayrılır.
    A) ÂŞIK TARZI HALK EDEBİYATI:
     Ozan denen şairler, saz eşliğinde (bu sazlara bağlama denir.) şiirlerini söylerler.
     Şairler okur yazar değildirler.
     Usta, çırak geleneğiyle yetişirler.
     Şiirlerinin toplandığı defterlere “cönk” adı verilir.
     Gezgindirler.
     Ortak Anadolu kültürünün oluşmasında önemli katkıları vardır.
     Şiirlerini hazırlıksız (doğaçlama yoluyla irticalen) söylerler.
     Ölçü, hece ölçüsüdür. (7, 8, 11’li)
     Nazım birimi dörtlüktür.
     Kafiye: yarım kafiyedir. Redifler kullanılmıştır.
     Son dörtlükte aşığın adı geçer. Buna “mahlas” denir.
     Dil halkın gündelik kullandığı sade Türkçedir.
     Şiirlerde ortak tema; aşk, ayrılık, özlem, gurbet, yiğitlik, doğa güzellikleri, ölüm, yoksulluk, sosyal olaylardır.
     Nazım biçimleri; taşma, semai, varsağı, destandır.
     Nazım türleri; güzelleme, koçaklama, taşlama ve ağıttır.
    Kullanılan Nazım Biçimleri:
    Koşma
    • Aşk, ayrılık, gurbet, sevgi, doğa, yiğitlik gibi geniş çerçeveli konuların işlendiği bir nazım şeklidir.
    • 11’li hece ölçüsüyle yazılır.
    • 3 ile 6 dörtlükten oluşur.
    • Dili sadedir.
    • Kafiye düzeni “abab, cccb, dddb…” şeklindedir.
    • Son dörtlükte şairin mahlası bulunur.
    • Koşmanın konularına göre “güzelleme,koçaklama, ağıt, taşlama” adlı türleri vardır.
    Güzelleme:
    İnsan ve doğa sevgisinin lirik bir edayla işlendiği koşmalara denir.
    ( Karacaoğlan)
    Koçaklama:
    Savaş, yiğitlik, kahramanlık gibi konuları işleyen koşmalara denir.
    (Dadaloğlu ve Köroğlu)
    Ağıt:
    Ölen kişinin arkasından duyulan acının ve onun iyiliklerinin işlendiği koşmadır.
    Taşlama:
    Toplumun veya bireylerin aksayan yönlerini eleştiren koşmalara denir. (Seyrani)
    Not: Güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama birer nazım türüdür.

    Varsağı
    • Toros Dağları ve Adana civarında yaşayan “VARSAK” boylarının söyledikleri türkülere denir.
    • Kafiye düzeni koşma gibidir.
    • 4+4 şeklinde 8’li ölçüyle söylenir.
    • “BRE, BEHEY, HEY “ nidaları sıklıkla kullanılmıştır.
    • En az 3 en fazla 5 dörtlüktür.
    • Konu olarak hayattan ve talihten şikâyet
    gibi konular işlenir.


    Semai
    • Koşma ile aynı konular işlenir.
    • Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.
    • 4 + 4 =8 ‘li ölçüyle yazılır.
    • 3–5 dörtlükten oluşur.
    • Koşmadan ezgisi, dörtlük sayısı ve ölçüsü bakımından ayrılır.
    Destan
    • 6+5 ‘li hece ölçüsüyle söylenir.
    • Halk edebiyatının en uzun nazım biçimidir.
    • Kendine özgü bir söylenişi vardır.
    • Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.
    • Ayaklanma, kıtlık, savaş, hastalık gibi toplumsal konular işlendiği gibi bireysel konuların işlendiği destanlar da vardır.
    • Dörtlük sayısında sınırlama yoktur.

    B) ANONİM HALK EDEBİYATI:
    * Belli bir sahibi yoktur. Halkın ortak malı olan ürünlerden oluşur.
    * Dili sade, akıcı bir halk Türkçesidir.
    * Şiirlerde hece ölçüsünün 7’li, 8’li, 11’li kalıpları ağırlıklı olarak kullanılır.
    * Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür.
    * En çok yarım kafiye kullanılmıştır.. Bazı manilerde cinaslı kafiye görülür.
    * Ölüm, aşk, tabiat sevgisi, ayrılık acısı, özlem, yiğitlik, toplumsal aksaklıklar gibi konular işlenir.
    * Sözlü geleneğe dayanır.
    Kullanılan Nazım Biçimleri:
    Türkü
    • Kendine özgü bir ezgi ile söylenen nazım biçimidir.
    • Genellikle anonimdir, yazarı bilinenleri de zamanla halka mal olmuştur.
    • Aşk, tabiat, ayrılık, hasret, gurbet, sevgi, güzellik gibi konular işlenir
    • Türküler 8’li(4+4) veya 11’li(4+4+3) hece ölçüsüyle söylenir..
    • Türküler iki bölümden oluşur.
    1-Bent:
    Türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bölümdür.
    2-Kavuştak:
    Her bendin sonunda tekrarlanan bölümdür.
    Nakarat ya da bağlama adı da verilir.

    Mani
    • Hecenin 7’li kalıbıyla söylenirler.
    • Bir dörtlükten oluşur.
    • Uyak düzeni aaxa şeklindedir.
    • İlk iki dize doldurmadır. Asıl konu son iki dizededir.
    • Konu sınırlaması yoktur.
    • Düz mani, kesik mani, yedekli mani ve cinaslı mani gibi türleri vardır.

    Ninni
    * Annelerin çocukları uyutmak için belli bir ezgiyle söylediği sözlü edebiyat ürünleridir.
    * 7’li,8’li ve 9’lu hece ölçüsüyle söylenir.
    * Genellikle dörtlüklerden oluşur.

    C) DİNÎ TASAVVUFÎ HALK EDEBİYATI (TEKKE EDEBİYATI) :
    * Hece ölçüsü ağırlıklıdır, az da olsa aruz ölçüsü kullanılmıştır.
    * Yarım uyak ve redif sık kullanılmıştır.
    * Tasavvuf terimlerinin dışında dil, halkın anlayabileceği nitelikte ve sadedir.
    * Saz eşliğinde söylenenler de vardır.
    * Allah sevgisi, nefsin öldürülmesi, insan sevgisi, ölüm, Allah’a varış yolları, tasavvuf ilkeleri temel konularıdır.
    * Coşkuludur, genellikle didaktik şiirlerden oluşur.
    * Nazım birimi dörtlüktür ancak beyitle oluşturulmuş türler de vardır.

    Kullanılan Nazım Türleri:
    İlahi
    * Tekke edebiyatının ana nazım türüdür
    * 8’li hece ölçüsüyle söylenir, 7 ve 11’li de olabilir.
    * Fanilik, Allah sevgisi, nefsin öldürülmesi temel konusudur.
    * Bu türün en büyük ustası Yunus Emre’dir.
    Nefes
    * 8’li hece ölçüsüyle söylenir.
    *İlahilerin konularının Bektaşilerce söylenmesi sonucu ortaya çıkmış türdür.
    Deme ( Deyiş )
    * 8’li hece ölçüsüyle söylenir
    * Saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir.
    Nutuk
    Tekke Edebiyatı’nda Pirlerin ve mürşitlerin, tarikata yeni giren müritleri bilgilendirmek tarikat derecelerini ve tarikat adabını öğretmek amacıyla söylenen didaktik şiirlerdir.
    Devriye
    Evrendeki canlı cansız her şey Allah'tan gelmiştir, yine Allah'a dönecektir. Bu felsefeyi yansıtan şiirlere Tekke edebiyatında devriye denilmiştir.
    Şathiye
    * Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir.
    * İnançlardan alaylı bir dille söz eder gibi yazılan şiirlerdir.
    *Görünüşte saçma sanılan bu sözlerin, yorumlandığında tasavvufla ilgili türlü kavramlara değindiği anlaşılır.
    * Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi şairlerinde rastlanır.
    * Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz Abdal’dır.
    Not: Yukarıdaki türler koşma nazım biçimiyle yazıldığı için birer nazım biçimi değil birer nazım türüdür.
    ________________________________________
    2) DİVAN EDEBİYATI (KLASİK EDEBİYAT)
    * Şairler şiirlerini “DİVAN” adını verdikleri bir kitapta topladıkları için bu edebiyatına “Divan Edebiyatı” denilmiştir. Ayrıca “klasik-eski – zümre edebiyatı” da denilir.
    * İslamiyet’in kabulünden sonra Türkler yaşamın her alanında Araplardan, Farslardan etkilenmişlerdir. Bu etkileşimin en belirgin olduğu alanların başında edebiyat göze çarpmaktadır.13. yy’dan itibaren şair ve yazarlar Fars-Arap etkisine girmeye başlamıştır.
    * Dili Arapça, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıcadır.
    * Ölçü olarak “aruz ölçüsü”, nazım birimi genellikle beyittir.
    * Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır.
    * Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır.
    * Çoğunlukla aşk, şarap, kadın övgü, din, ahlak, tasavvuf konuları işlenmiştir.
    * 13.yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.
    * Belli kalıpları olan bir edebiyattır. Duygu ve düşünceler mazmun denilen kavramlarla anlatılır.
    * Soyut bir edebiyattır ve toplumsal konulara değinmemiştir.
    Kullanılan Nazım Biçimleri:
    Divan edebiyatı nazım şekilleri
    Dörtlüklerle Yazılanlar: Rubai, Şarkı Tuyuğ,Murabba
    Bentlerle Yazılanlar: Terkib-i Bent, Terci-i Bent
    Beyitlerle Yazılanlar: Gazel, Kaside, Mesnevi,Müstezat

    Gazel
    * Güzellik, aşk, kadın, şarap gibi konuları işleyen nazım biçimidir.
    * Araplarda Farslara onlardan da Türklere geçmiştir.
    * Gazelin ilk beytine “matla” son beytine“makta” denir.
    * Makta beytinde şairin mahlası(takma adı)kullanılır.
    * En güzel beytine “beyt’ül gazel ya da şah beyit” denir.
    * Gazelin bütün beyitlerinde aynı konu işleniyorsa buna yek-ahenk gazel denir.
    * Bütün beyitler aynı söyleyiş güzelliğine sahip ise buna yek-âvâz gazel denir.
    * Kafiye şeması: “aa,ba, ca da...” şeklindedir.
    * En az beş en fazla on beş beyitten oluşur.
    * Konu birliği yoktur. Her beyit başka bir konudan bahsedebilir.
    * Türk edebiyatında Fuzûli, Bâki, Nedim entanınmış gazel şairleridir.

    Kaside
    * Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlere denir.
    * En az 33 en fazla 99 beyitten oluşur.
    * Kafiye düzeni gazelle aynıdır.
    * İlk beytine matla, son beytine makta, şairin adının bulunduğu beyte taç beyit,en güzel beytine beyt”ül kasid adı verilir.
    Kaside Nesip, girizgâh, methiye, tegazzül, fahriye, dua bölümlerinden oluşur.
    Nesib: Kasidenin giriş bölümüdür.
    Girizgâh: Konuya giriş niteliğinde olan bölümdür.
    Methiye: Övülecek olan kişinin yüceliklerinin sıralandığı bölümdür.
    Fahriye: Şairin kendini övdüğü kısımdır.
    Tegazzül: Şair bu bölümde bir gazele yer verir.
    Dua: Övülen kişinin başarısı için Allah’a dua edilir.

    Konularına Göre Kasideler
    Tevhit: Allah’ın birliğini anlatan kasidelere denir.
    Münacat: Allah’a dua etmek ve yalvarmak için yazılanlara denir.
    Methiye: Herhangi bir şahsı övmek için yazılanlar denir.
    Naat: Peygamberleri övmek için yazılanlara denir.
    Hicviye: Birini eleştirmek için yazılanlara denir.
    Mersiye: Ölen birinin arkasından yazılanlara denir.
    Edebiyatımızda kaside türünün en güzel örneklerini Nef’i vermiştir. Onun “Siham-ı Kaza” adlı eseri bu türün en meşhur örneğidir.

    Mesnevi
    * Beyit sayısı sınırsızdır.
    * Konu sınırlaması yoktur. Genellikle savaş, aşk, tarihi olaylar, dinî olaylar gibi konular işlenir.
    * Mesneviler o dönemde roman ve hikâye türünün yerini tutuyordu.
    * Her beyit kendi arasında kafiyelidir.
    * Uyak düzeni aa, bb,cc,dd,ee,… şeklinde devam eder.
    * Beş mesneviden oluşan eserlere “hamse” denir.
    * Bir şehrin güzelliğini anlatan mesnevilere şehrengiz denir.
    * Türk edebiyatındaki ünlü mesneviler şunlardır:
    Kutadgu Bilig (İlk mesnevi - Öğüt)
    Fuzuli- Leyla ile Mecnun (Aşk)
    Şeyh Galip- Hüsm ü Aşk (Aşk)
    Şeyhi-Harname (Eleştiri)
    Ahmedi-İskendername (Tarih)
    Nabi- Hayrabat (Öğüt)
    Süleyman Çelebi - Vesiletü’n- Necat (Mevlid)(Dini)
    Mevlana- Mesnevi (Öğüt)

    Müstezat
    * Gazelin özel bir biçimine denir.
    * Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazılır.
    * Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında uyaklanırlar. Kısa dizelere “ziyade”adı verilir.

    Rubai
    * Kafiyelenişi aaxa şeklindedir. Tek dörtlükten oluşur.
    * Aruzun belli kalıplarıyla yazılır.
    * Hayatın anlamı ve hayat felsefesi, dünyanın nimetlerinden yararlanma ve ölüm gibi konular işlenmiştir.
    * İran edebiyatına ait olan bu türün en büyük şairi Ömer Hayyam’dır.
    * Türkçe rubailerin en güzel örneklerini Yahya Kemal vermiştir.

    Tuyuğ
    * Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.
    * Yak düzeni rubai gibidir. Tek dörtlükten oluşur.
    * Felsefi konular işlenmektedir.
    * Kadı Burhanettin’in tuyuğları meşhurdur.
    Şarkı
    * Besteyle okunmak için yazılan ve dörtlüklerden oluşan nazım biçimidir.
    * Dörtlük sayısı 3ile 5 arasında değişir.
    * Birinci dörtlükte 2. ve 4. dizeler diğer dörtlüklerde 4. dizeler aynen tekrarlanır.
    Buna nakarat denir.
    * Türklerin divan edebiyatına kazandırdığı bir türdür.
    * Aşk, sevgi, günlük hayat gibi konular işlenir.
    * Halk deyişlerine ve söyleyişlerine yer verilir.
    * Şarkı türünün ilk kullanıcısı ve en önemli temsilcisi Nedim’dir.

    Murabba
    * Dört dizelik kıtalardan oluşur.
    * Bent sayısı 3-7 arasında değişir.
    * Her konuda yazılır.

    Terkib-i Bent
    * Bentlerle kurulmuş olan bir nazım şeklidir.
    * Her bent 7 ile 10 beyitten oluşur.
    * Bent sayısı 5 ile 15 arasındadır.
    * Bentleri birbirine bağlayan beyitlere vasıta beyti denir.
    * Şairin toplumsal ve felsefi konulardaki düşünceleri konu olarak işlenir.
    * Terkib-i Bent türünün en önemli ismi Bağdatlı Ruhi’dir.
    * Türk edebiyatında bu türün en önemli ismi Ziya Paşa’dır.

    Terci-i Bent
    * Terkib-i bente benzer. Yalnız burada bentler arasındaki vasıta beyti aynen tekrarlanır.
    * Konu olarak daha çok Allah’ın kudreti, kâinatın sırları ve kainatın zıtlıkları gibi
    konulara yer verilir.
    * Bu türün de Türk edebiyatındaki en önemli temsilcisi Ziya Paşa’dır.

    C ) BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI
    1. Tanzimat Edebiyatı
    2. Servet-i Fünun Edebiyatı
    3. Fecr-i Ati Edebiyatı
    4. Milli Edebiyat
    5. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı
    6. Günümüz Türk Edebiyatı
    Kullanılan Nazım Biçimleri:
    Sone
    * İlkin İtalyan edebiyatında görülen, Türk şiirinde az görülen, iki dört dizeli ve iki üç dizeli bölüm olmak üzere 14 dizeden oluşan
    nazım biçimidir.
    * Uyak örgüsü şöyledir: abba ccd ede.
    * Sone nazım şeklini Türk edebiyatında ilk olarak Servet-i Fünun şairleri kullanmıştır.
    Terza-Rima
    * Üç dizelik bendlerle kurulu İtalyan nazım biçimi.
    * Dize kümelenişi ve kafiye düzeni şöyledir: aba bcb cçc ded... e
    * Dante’nin “İlahi Komedya”sının bu biçimle yazılmış olması, terza – rima’nın yaygınlık kazanmasını sağlamıştır.
    * Terza-rima, Türk edebiyatında ilkin Servet-i Fünun döneminde bir tek şiirde (Tevfik Fikret’in Şehrâyîn) denenmiş (1899); İkinci Meşrutiyet’ten (1908) sonra zaman zaman kullanılmışsa da, yaygınlık kazanmamıştır.
    Serbest Müstezat
    * 19. Yüzyıl sonlarında özellikle Servet-i Fünun’cuların geliştirdik- leri bir nazım biçimidir.
    * Divan şiirindeki müstezattan farklı özellikleri vardır.
    * Klasik nazım biçimlerinden ve tek ölçünün bir örnekliliğinden kurtuluş yeni biçimler ve ahenkler yaratmak düşüncesiyle oluşturulan bu biçim, serbest nazıma geçişte bir aşama olmuştur.


    Mensur Şiir
    * 19. yüzyılın yarısında Fransa’da doğmuştur.
    * Şinasi’nin Fransız edebiyatından yaptığı çeviriler, men-sur şiirin ilk örnekleridir.
    * Mehmet Rauf’un “Siyah İnciler”i, Yakup Kadri’nin “Okun Ucunda, Erenlerin Bağından” adlı yapıtları mensur şiir türünden ürünlerdir.
    * Ölçü ve uyağa başvurulmaz.
    * Duygu ve hayallerin düzyazı biçimiyle şiirsel anlatılmasıdır.
    * Bu yazılarda iç ahenk önemlidir. Servet-i Fununcular tarafından kullanılmış, fazla yaygınlaşmamıştır.

    MANZUME VE ŞİİR
    Dilde biri nazım diğeri nesir olmak üzere iki anlatım biçimi vardır. Nazım, ölçülü ve uyaklı anlatım biçimidir.
    Manzume: Ölçü ve kafiye gözetilerek, nazım biçiminde yani dizeler halinde yazılan metinlere ”manzume” denir. Manzumelerin
    sanat değeri taşıyanlarına da “şiir” denir.
    Manzume ve şiir arasındaki farklar:
    a) Manzumede anlatılanlar düz yazıyla ifade edilebilirken şiirde anlatılanlar düz yazıyla ifade edilemez.
    b) Manzumelerde bir olay örgüsü varken şiirlerde olay örgüsü yoktur.
    c) Manzumelerde sözcükler genelde gerçek anlamda kullanılırken şiirde çok anlamlılık vardır.
    d) Şiirler manzumelere göre çağrışım yönünden daha zengindir.

    Manzum hikâye:
    * Nazmın nesre yaklaştırılmasıyla ortaya çıkan bir türdür.
    * Önemli özelliklerinden birisi metinde karşılıklı konuşmaların yer almasıdır.
    * Bu tarzı edebiyatımızda ilk kez Servet-i Fununcular denemiştir. Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy bu türde başarılı örnekler
    vermişlerdir.
    Şiir Türleri
    1. Lirik Şiir
    * Aşk, ayrılık, hasret ve özlem gibi konuları duygusal bir dille anlatan şiire lirik şiir denir.
    * Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini Lyra (lir) denilen bir sazla söyledikleri için bu tür şiirlere lirik denilmiştir.
    * Gazel, şarkı koşma, semai lirik şiire örnektir.
    2. Pastoral Şiir
    * Doğa güzelliklerini, kır ve doğa sevgisini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını, bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür.
    * Şair doğa karşısındaki duygularını anlatıyorsa "idil", bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatıyorsa "eglog" adını alır.
    3. Epik Şiir
    * Yiğitlik, kahramanlık, savaş… temaları işleyen şiirlerdir.
    * Destansı özellikler gösteren şiirlerdir.
    * Okuyanda coşku ve yiğitlik duygusu uyandırır.
    * Epik sözcüğü, Yunancada destan anlamındaki epope den gelmektedir.
    4. Didaktik Şiir
    * Bilgi vermek, öğretmek, öğüt vermek gibi öğretici amaç taşıyan şiirlerdir.
    * Manzum hikâyeler ve fabllar da bu gruba girer.
    5. Satirik Şiir
    * Toplumdaki çeşitli düzensizlik ve bozuklukları iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştiren şiirlerdir.
    * Halk edebiyatında "taşlama", Divan edebiyatında "hiciv" denir.
    6. Dramatik Şiir
    * Tiyatroda kullanılan şiir türüdür.
    * Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu şekilde sözler şiir şeklinde söylenirdi.
    * Dramatik şiir, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumelerdir.
    * Bizde birkaç sanatçı dışında pek kullanılmamıştır.
  6. dj_pelin

    dj_pelin Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    23 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.589
    Beğenileri:
    2.735
    Ödül Puanları:
    113
    OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER
    A- ANLATMAYA DAYALI EDEBİ METİNLER
    * Bir olayı anlatmaya dayanan edebi metinler masal, destan, halk hikayesi… gibi metinlerdir.
    * Bu metinler dış dünyaya ait olayları kişi, zaman ve mekâna bağlı olarak okuyucuya aktarır.
    * Destan ve masalla başlayan bu tür romana kadar gelen bir çizgi takip etmiştir.

    ROMAN
    Yaşanmış ya da yaşanabilecek olayların yer, zaman ve kişiye bağlanarak anlatıldığı uzun soluklu eserlere roman denir.
    * Romanda olaylar geniş ve ayrıntılı olarak anlatılır.
    * Romandaki bütün olaylar belli bir olay etrafında gelişir. Ana olay etrafında olaycıklar vardır.
    * Şahıs kadrosu geniştir. Kahramanlar tüm yönleriyle tanıtılır.
    * Zaman olarak geri dönüşler olur.

    Romanlar çeşitli türlere ayrılır;
    - Tarihi Roman: Konusunu tarihten alır.
    - Töre Romanı: Toplumun yaşayış tarzı, gelenek, görenek ve törelerin ele alındığı romanlardır.
    - Psikolojik Roman: Ruh çözümlemelerinin yapıldığı romanlardır.
    - Egzotik Roman: Uzak ve yabancı ülkelerin doğa ve insanlarını anlatan romandır.
    - Tezli Roman: Bir görüş veya düşünceyi savunan romandır.
    - Polisiye Roman: Konularını polisi ilgilendiren olaylardan alan romanlardır.

    HİKÂYE
    Olmuş ya da olması mümkün olan olayları anlatan, romana göre daha kısa olay yazılarıdır.
    * Romanda birden fazla olay varken hikâyelerde çoğunlukla tek bir olay vardır.
    * Şahıs kadrosu romana göre dardır.
    * Hikâyede ayrıntılara girmekten sakınılır, kişiler çoğu zaman hayatlarının belli bir anı içinde anlatılır.
    * İki tür hikâye görülür:
    a) Olay Hikâyesi (Klasik Hikâye):
    Maupassant tarzı da denir. Olay esastır. Bizdeki temsilcisi, Ömer Seyfettin’dir.
    b) Durum-Kesit Hikâyesi:
    Çehov tarzı da denir. Olaydan çok insanın belli bir zaman dilimindeki durumu anlatılır. Bizdeki temsilcisi, Sait Faik Abasıyanık'tır.

    MASAL
    Genellikle halkın yarattığı, ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa sürüp gelen, çoğunlukla olağanüstü durum ve olayları yine olağanüstü
    kahramanlara bağlayarak anlatan eserlere masal denir.
    GENEL ÖZELLİKLERİ:
    * Masallar, meydana geldikleri zaman bir kişinin malıyken, yaygınlaştıkça, yöreden yöreye, ülkeden ülkeye geçtikçe halkın malı olur. Masal, anonim bir türdür.
    * Olaylar hayal ürünüdür.
    * Kahramanlar insanüstü nitelikler gösterir.
    * Masallarda genellikle iyilik-kötülük, doğruluk- haksızlık- adalet- zulüm , alçakgönüllülük – kibir…. gibi zıt durumların temsilcisi olan kişilerin mücadelelerinden veya insanların ulaşılması güç hayallerinden söz edilir.
    * İyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür.
    * İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır.
    * Masallarda yer ve zaman kavramları belirsizdir.
    * Anlatımda genellikle geniş zaman veya öğrenilen geçmiş zaman kipi (-mişli geçmiş) kullanılır.
    * Anlatım kısa ve yoğundur.
    * Masal kişileri her tabakadan seçilebilir. Masallarda cinler, periler, devler de rol alır.
    * Masalların bir kısmı hayvanlarla ilgilidir.
    * Masalların çoğu “ bir varmış, bir yokmuş …” ya da “ evvel zaman içinde , kalbur saman içinde …” gibi ifadelerle başlar.Bunlara tekerleme denir.Tekerlemeden sonra olay ve dilek bölümleri gelir.Türk masallarında dilek bölümü ya “ onlar ermiş muradına …. “ ya da “ gökten üç elma düştü …” biçiminde başlar.
    * Masallarda milli ve dini motiflere hemen hiç yer verilmez.
    * Evrensel konuların işlendiği masallarda eğiticilik esastır. * Masallarda genellikle bir eğitim amacı saklıdır. Masallar bu yönüyle didaktik ( öğretici) bir nitelik taşır.
    * Günümüzde belli bir kişinin ortaya koyduğu yapma masallarda yazılmaktadır.

    HALK HİKÂYELERİ
    Hikâye türünün en eski örnekleri olan ve destandan modern hikâyeye geçişi sağlayan anonim eserlerdir. Başka bir tanım yapacak olursak; Türk edebiyatı ürünleri içinde 16.yüzyıldan itibaren görülmeye başlanan, genellikle âşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere anlatılarak nesilden nesile intikal eden, yer yer masal ve destan özellikleri gösteren
    hikâyelerdir.
    GENEL ÖZELLİKLERİ:
    *Türk edebiyatında bu özelliğe sahip ilk örnek Dede Korkut Hikâyeleridir.
    *Genellikle aşk konusunun işlendiği halk hikâyelerinde zaman zaman kahramanlık konularıyla dini konuların işlendiği de
    görülmüştür.
    * Nazım-nesir karışık olarak anlatılan bu hikâyelerin gelişip yayılmasında saz şairlerinin önemli bir fonksiyonu vardır.
    * Hikayenin kahramanı âşık olur, sevgilisine kavuşma yolunda çeşitli maceralara girer, sonunda kavuşur veya kavuşamaz ama hikaye de orada biter.
    *Nitekim Türk edebiyatında halk hikâyelerinin en eski örneği sayılan Dede Korkut Hikâyeleri de destandan halk hikâyeciliğine geçiş dönemi ürünü olarak kabul edilmektedir.

    Halk hikâyeleri konularına göre dört çeşittir:
    a. Aşk Hikayeleri:
    Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha, Ercişli Emrah ve Selvi, Tahir ile Zühre, Âşık Garip Hikayesi, Aşık Kerem Hikayesi, Elif ile Mahmut...

    b. Dini-Tarihi Halk Hikayeleri:
    Hayber Kalesi, Kan Kalesi, Battal Gazi, Danişmend Gazi, Hz. Ali ile ilgili diğer hikâyeler...
    c. Kahramanlık Hikayeleri:
    Köroğlu Hikâyesi
    d. Destanî Halk Hikâyeleri:
    Dede Korkut Hikâyeleri
    NOT: Destan geleneğinden Halk hikâyeciliğine geçişin ilk ürünü Dede Korkut Hikâyeleri’dir. Bu nedenle Dede Korkut Hikâyeleri özel bir önem taşır.
    Bitti...I]

Sayfayı Paylaş