9. sınıf Türk edebiyatı ders notları|baştan itibaren ayrıntılı

Konu 'Edebiyat 9.Sınıf' bölümünde 2αн!_∂3 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. 2αн!_∂3

    2αн!_∂3 Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    8 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.350
    Beğenileri:
    454
    Ödül Puanları:
    36

    9.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Notları​

    I. ÜNİTE GÜZEL SANATLAR VE EDEBİYAT

    GÜZEL SANATLAR İÇİNDE EDEBİYATIN YERİ


    Güzel sanatları diğer eserlerden ayıran en önemli özellik insanda coşku ve estetik haz uyandırmasıdır.Güzel sanatlar için yapılan en iyi sınıflama bu sanatların kullandıkları malzemelere göre yapılan sınıflandırmadır.Bu malzemeler fonetik ve plastik olarak ikiye ayrılır.Sesle yapılan sanatlara fonetik sanatlar, görüntüyle yapılan sanatlara ise plastik sanatlar denir.Güzel sanatların genelinde plastik malzeme kullanılırken edebiyat ve müzik ise sese dayalı bir sanattır.

    Edebiyatın malzemesi kelimelerdir ve edebiyat dille gerçekleştirilen bir güzel sanatlar etkinliğidir.Edebiyatın asıl amacı güzel sanatların en önemli öğesi olan estetik zevk duygusunu dil aracılığıyla gerçekleştirmektir.Edebiyatta fayda sağlamak amaç olarak her zaman ikinci plandadır.

    Edebiyat; Tanımı, Konusu,Yöntemi

    · Duygu ve düşüncelerin söz ya da yazıyla etkili ve güzel bir biçimde anlatılması sanatına edebiyat denir. Edebiyat, sözcüğü Arapça ‘’edep’’ sözcüğünden türemiştir. Edebiyat sözcüğü ilk kez Tanzimat döneminde Şinasi tarafından kullanılmıştır. Şinasi’den önce nazım ve nesir türlerindeki eserlere ‘’şiir ve inşa’’ denilmekteydi.

    Edebiyatın Konusu
    Yazar ve şairlerin ortaya koydukları eserlerde ele alıp işledikleri her şey, edebiyatın konusunu oluşturur.

    Edebiyatın Yöntemi
    Dil ürünlerinin tüm özelliklerinin tarihi akış içinde bilimsel olarak incelenmesi de edebiyatın yöntemini oluşturur.

    EDEBİYATIN DİĞER BİLİM DALLARIYLA İLİŞKİSİ

    Edebiyatın temel öğesi olan dil diğer bilim dallarının da anlatım aracıdır. Bundan dolayı felsefe, psikoloji, sosyoloji, hatta tarih, coğrafya, ekonomi vb. diğer bilim dallarıyla yakından ilişkisi vardır.Araştırmacılar da edebiyat araştırmalarında yazarın biyografisini yazarken tarih biliminden,yaşadığı ortamı yazarken sosyoloji biliminden,yazarın içinde bulunduğu ruhsal durumu anlatırken ise psikolojiden faydalanırlar.
    Yazarı etkileyen toplumsal,siyasal ve felsefî görüşleri de diğer sosyal bilimlerin yardımıyla ortaya koyarlar.

    Edebiyat Tarihi ve Önemi

    Bir ulusun çağlar boyu yarattığı sözlü ve yazılı dil ürünlerini ve onların yazarlarını bilimsel bir yöntemle tarihi akış içinde inceleyen bilim dalına edebiyat tarihi denir.Edebiyat tarihi bir ulusun geçmişteki düşünce yapısını, dünya anlayışını, kültür ve uygarlık birikimini yeni kuşaklara aktarır.Böylece kuşaklar arasında köprü kurarak yeni kuşakların daha iyiyi, doğruyu, güzeli bulmalarına yardımcı olur.Bizde Tanzimat dönemine kadar edebiyat tarihi tezkirelerden ibaretti.
    Tezkire: Şairlerin hayat hikayelerini anlatan biyografi türünden eserlere denir.
    Başlıca edebiyat tarihi yazarlarımız şunlardır: Ziya Paşa,M. Fuat Köprülü,Agah Sırrı Levend,Ahmet Hamdi Tanpınar,Nihat Sami Banarlı

    DİLİN İNSAN VE TOPLUM HAYATINDAKİ YERİ

    Dil-Kültür-Edebiyat İlişkisi


    Dil, insanların duygu düşünce ve düşlerini; özlem ve isteklerini anlatma aracıdır . Kültür ise;dil,din,ülkü gibi ortak duygu ve düşüncelerin bizde yarattığı değişim ve bileşimdir.Bu nedenle dil bir ulusun temel taşıdır.Dil kültür değerlerimizi geleceğe taşır ve edebiyatın da temel öğesidir.
    Dil, edebiyatın temel öğesi; edebiyat, kültür birikiminin kendisidir. Görüldüğü gibi dil,kültür ve edebiyat birbirinin tamamlayıcısıdır.


    METİN – EDEBî METİN

    Metin:Bir yazıyı şekil,anlatım ve yazım özellikleriyle oluşturan kelimelerin tam***** metin denir.

    Edebî Eser (Edeb Metin); Tanımı ve Özellikleriİnsanın duygu ve düşüncelerini; özlem ve dileklerini estetik ölçüler içinde anlatan ve okuyucuda güzellik duygusu yaratan dil ürünlerine edebî eser(metin) denir.

    Özellikleri
    · Edebî eser okuyanı etkilemelidir.
    · Anlatımı güzel düşüncesi sağlam ve özlü olmalıdır.
    · Konusu;ait olduğu toplumun ve yazıldığı dönemin özelliklerini yansıtmalıdır.
    · Eser zamanın süzgecinden geçtikten sonra toplumca anlaşılıp beğenilmelidir.
    · Duygu ve düşünceler belli bir edebî türe uygun olarak anlatılmalıdır.
    · Eser estetik ölçüler içinde ,belli bir sanat anlayışıyla yazılmalıdır

    EDEBİYAT VE GERÇEKLİK

    Dış dünyadaki tüm nesnel varlıklar,koşullar ve durumlar gerçekliğin kaps***** girer.Edebiyat dış dünyayı,insanı ve insana özgü özellikleri kurmaca yoluyla dile getirir.Yani sanatçı dış dünyayı olduğu gibi değil,kendi süzgecinden geçirerek,değiştirerek,yorumlayarak anlatır.Bu paralelde şöyle bir tanım çıkarılabilir: Sanat yada edebiyat,bir nevi gerçeğin yorumlanarak anlatılmasıdır. Burada unutulmama-sı gereken nokta ise edebiyatın bunu yaparken gerçeklikten tamamen uzaklaşmamış olmasıdır.
    emogirl, Louis-Aslı1D, zeze' ve diğer 89 kişi bunu beğendi.
  2. 2αн!_∂3

    2αн!_∂3 Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    8 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.350
    Beğenileri:
    454
    Ödül Puanları:
    36
    II. ÜNİTE
    ÇOŞKU VE HEYECAN DİLE GETİREN METİNLER
    (ŞİİR)

    ŞİİR VE ZİHNİYET

    Zihniyet,bir dönemdeki sosyal,siyasî,idarî,adlî,dinî,ticarî hayatın birlikte oluşturduğu ortamdır.Yani devrin kabul edilmiş sanat zevki ve hakim anlayışıdır.
    Bir eser hangi dönemde verilmişse, o dönemden izler taşır.Şairlerin şiirleri de yaşadıkları dönemden izler taşır.Şairlerin şiirlerinde de yaşadıkları dönemin sosyal ve siyasal olaylarını, kültürünü,ilişkilerini,inançlarını,sanat zevkini görebiliriz.Dolayısıyla bir şiiri incelerken, o şiirin yazıldığı dönemin ve şairin özelliklerini göz önüne almalıyız.

    ŞİİRDE AHENK (SES VE RİTM)

    Ahenk:

    Ahenk kelimesi uyum anl***** gelmektedir. Edebiyatta ise kelimelerin birbiriyle ses ve anlam bakımından etkileyici bir bütün olması anlamındadır.
    Şiirde ahenk;ustaca kullanılan ses akışı,söyleyiş,ritm,ölçü ve her türlü ses benzerliğiyle sağlanır. Şiirde ahengi sağlamak için ölçü,uyak,vurgu,tonlama gibi değişik unsurlar kullanılır.
    Şiirde ahnegi sağlayan unsurları şöyle sıralayabiliriz:

    1) Vurgu: Bir kelimede hecelerden birinin diğerlerine göre daha baskılı,daha kuvvetli söylenmesidir. Vurgu hem kelimenin anlamını güçlendiren hem de şiiri ahenkli kılan bir unsurdur. Vurgulama ve tonlama şiirin ahengini ve etki gücünü bir kat daha artırır.
    Ör:
    Gök sarı toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı
    Arkada zincirlenen Toros Dağları

    2) Tonlama: Anlatılmak istenen duygu veya düşüncenin daha etkili ifade edilebilmesi için ses tonunu değiştirerek okumaya tonlama denir. Böylece acıma,üzüntü,özlem,hayran-
    lık,sevgi gibi duygular belirginlik kazanır.
    Ör:
    Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan,
    Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.

    3) **çü:Ahengi sağlamak şiire belli bir düzen vermek için şiirlerde çeşitli ölçüler kullanılır. Türk edebiyatında hece ve aruz ölçüsü olmak üzere iki çeşit ölçü kullanılmıştır.

    a) Hece ölçüsü: Şiirdeki tüm dizelerin hecelerinin sayısının eşit olması esasına dayanır.
    * Hece ölçüsü Türklerin bulduğu bir ölçüdür.
    * Bilinen en eski Türk şiirlerinde de bu ölçü kullanılmıştır.
    * 7’li, 8’li, 11’li hece ölçüsü kalıpları en çok kullanılan kalıplardır.
    Durak: **çü kalıpları içerisindeki durma yeridir.Hece ölçüsünde duraklar sözcükleri bölmez.

    b) Aruz ölçüsü:
    Dizelerdeki hecelerin açıklık kapalılık esasına bağlı olan bir ölçü sistemidir. Sonu ünlü ile biten heceler ‘’açık’’, sonu ünsüzle biten heceler de ‘’kapalı’’ hece olarak adlandırılır. Ayrıca uzun ünlülü heceler ile dize sonundaki heceler daima kapalı kabul edilir.

    * Aruz ölçüsünde duraklar sözcükleri bölebilir.

    O be nim mil / le ti min yıl / dı zı dır par / la ya cak
    . . - - . . - - . . - - . . -
    Fe i la tün Fe i la tün Fe i la tün Fe i tün

    *Aruz vezninde hecelerin kısalığı ve uzunluğu esas olduğu için bazı Türkçe kelimeler kısa olduğu halde vezin gereği uzun okunur; buna imale denir. İmale kısa heceyi uzun yapar. Arapça ve Farsça kelimelerdeki bazı uzun seslerin vezin gereği kısa okunmasına da zihaf denir. Sessiz bir harfle biten kelime vezin gereği açık olması gerekirse, kendinden sonra sesli ile başlayan bir hece varsa birinci kelimenin sonundaki harf, ikinci kelimenin ilk hecesine ulanır. Buna ulama denir.Ulama kapalı heceyi açık yapar.

    c) Serbest **çü:Herhangi bir sisteme bağlı olmayan ölçüdür.19.yüazyıl sonlarından itibaren edebiyatımıza girmiştir.

    4) Uyak (Kafiye) ve Redif:

    Uyak: Dize sonlarında bulunan ve görevleri farklı olan ses veya ek benzerlikleridir.
    Redif: Mısra sonlarında bulunan aynı görevdeki ses, ek ve kelime tekrarlarıdır.

    Her yalana kanmışım kafiye:’’an’’
    Her söze inanmışım redif: ‘’mışım’’
    Ben artık sevgiden de
    Bıkmışım, usanmışım

    Uyak Çeşitleri

    a)Yarım Uyak:
    Sadece bir ünsüzün benzeşmesiyle oluşan kafiyeye yarım uyak denir.

    Ecel büke belimizi
    Söyletmeye dilimizi
    Hasta iken halimizi
    Soranlara selam olsun

    b)Tam Uyak:Biri ünlü biri ünsüz olmak üzere iki sesin benzerliğiyle oluşan uyağa tam uyak denir.

    Ben gideyim yol gitsin,ben gideyim yol gitsin;

    İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler
    Tak,tak ayak sesimi aç köpekler işitsin
    Yolumda bir tak olsun zulmetten taş kemerler

    c)Zengin Uyak: En az üç sesin benzerliğiyle oluşan uyağa zengin uyak denir.
    Bir idamlık Ali vardı,asıldı
    Kaydını düştüler,mühür basıldı
    Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.

    d)Cinaslı Uyak:Aynı seslerden oluşan ;fakat farklı anlamları karşılayan kelimelerle yapılan uyağa cinaslı uyak denir. Cinas bir kelimenin tekrarı değildir. Aynı kelimenin aynı anlamla tekrar etmesine redif denir.

    Ör: ‘’Kalem böyle çalınmıştır yazıma
    Yazım kışa uymaz kışım yazıma’’

    Bu beyitteki ‘’yazıma’’ sözcüklerinin yazımı aynıdır; ancak birinci dizede kaderime anlamında ikinci dizede ise yaz mevsimi anlamında kullanıldığından cinaslı uyaktır.

    NOT:Yazımları ve anlamları aynı olan iki sözcük redif;yazımları aynı ancak anlamları farklı olan iki sözcük cinaslı kafiye oluşturur.

    NOT: Uzun okunan ünlüler iki ses değerinde kabul edilir.

    Uyak Düzeni(Şeması) ve Çeşitleri

    Şiirler uyaklanış bakımından üçe ayrılır.

    a) Düz uyak:Uyaklı kelimeler aaxa veya aaab şeklinde sıralanmışsa buna düz uyak denir.

    Hiç anılmaz olmuş atalar adı
    Beşikte bırakmış ana evladı
    Kırılmış yetimin kolu kanadı
    Zulüm pençesinden aman kalmamış

    b) Çapraz uyak:Uyaklı kelimeler abab şeklinde sıralanmışsa buna çapraz uyak denir.

    Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında
    Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum
    Necip Fazıl Kısakürek

    c) Sarma uyak: Uyaklı kelimeler abba şeklinde sıralanmışsa buna çapraz uyak denir.

    En son Bektaş Ağa çöktü diz üstü
    Titrek elleriyle gererken yayı
    Her yandan bir merak sardı alayı
    Ok uçtu,hedefin kalbine düştü

    d) Mani tipi uyak: Mani tipindeki şiirlerde kullanılan uyak türüdür. aaxa şeklinde uyaklanır.Tek dörtlük için geçerlidir.

    Dağlarda kar kalmadı
    Gözlerde fer kalmadı
    Daha yazacak idim
    Kağıtta yer kalmadı
    5) Aliterasyon ve Asonans:

    Bir şiirin dizelerinde sürekli aynı ünsüzün tekrarlanmasından oluşan ahenge aliterasyon denir.

    Bir şiirin dizelerinde sürekli aynı ünlünün tekrarlanmasıyla oluşan ahenge asonans denir.

    senin kalbiden sürgün oldum ilkin
    bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği

    “ ü harfi ile asonans , s harfi ile aliterasyon yapılmıştır. ”
    Louis-Aslı1D, zeze', gozde77 ve diğer 79 kişi bunu beğendi.
  3. 2αн!_∂3

    2αн!_∂3 Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    8 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.350
    Beğenileri:
    454
    Ödül Puanları:
    36
    ŞİİR DİLİ

    Şiir insanın değişen duygu,çoşku,özlem ve hayallerini kendine özgü bir dille ifade eder. Dili daha canlı,daha güzel ve daha tesirli hale getirerek ona bir üst kimlik kazandırır. Şair günlük dildeki sözcükleri özenle seçer. Onlara yepyeni anlamlar kazandırır. Kullanılan dile yeni değerler ve anlamlar kazandırır. Benzetmelere değişmecelere(mecaz) yer verir. Somut varlıkları soyutlaştır, soyutları da somutlaştırır. Böylece duygu ve düşüncelerine bir anlam derinliği kazandırır.

    Söz Sanatları

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...



    Söz sanatları ile ilgili Konu testleri

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    Louis-Aslı1D, zeze', mehmet.tskran ve diğer 59 kişi bunu beğendi.
  4. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    ÖĞRETİCİ METİN İNCELEME YÖNTEMİ


    Bir AkşamüstüŞehzadebaşı’na…
    “Ye*di te*pe*ye ku*rul*muş
    Pul pul
    Gü*müş gü*müş ba*lık*la*rı
    Pul pul
    Işık*tan su*dan örül*müş
    Ca*nım İs*tan*bul”
    Bedri Rahmi’nin İstanbul’u böyle miydi? Bilmeyenler sorar. O günleri yaşayanlarsorar. Kendimiz
    sorarız. Böyle miydi İstanbul?..
    Böyleydi!
    Ben Şehzadebaşı’nda doğdum. Cami avlusunda
    top oynadım. Keçi otlattım. Bozdoğan Kemeri’nin
    dibinde… Vefa bozasını sevdim. (…) Ferah Sinema*
    sı’nın yandığı gece oradaydım. Lisenin önünde karakol
    vardı, şimdi belediye var. Fatih Parkı duruyor yerli
    yerinde… Yol boyunca Karagümrük’e giden ağaçlar ise
    yok.
    Şimdi hiçbiri yok! Varsa da yok! Hepsi bir düşün
    karmaşasında…
    Bağdat Caddesi’nde on sekizli yaşlarım geçti.
    Askerlik kampı dönüşü kabak kafamla günlerce evden çıkmadım. Yaşlı dedemdeneski anıları dinledim.
    (…) Küçükyalı’ya gittik. Bir başka gün de Yakacık’ta hava almaya. TaBostancı’dan Göztepe’ye bir kız*
    la yürüdüğüm sıcak bir haziran günü… Bayram yerleri, salıncaklar, atlar,eşekler, atış yerleri…
    Bir çocukluk, bir gençlik!.. Yalnız İstanbul’da yaşanan, başka hiçbir yerdeyaşanamaz sanılan… Bir
    masal? Ne masalı? Kaskatı bir gerçek karşımda o günler, o günlerin İstanbul’u…
    Çoktandır dolaşmıyorum kentimin sokaklarında. İçimden de gelmiyor bambaşka biryerde bulaca*
    ğım diye kendimi… Bir akşamüstü kalktım Şehzadebaşı’na gittim.
    Âşık’ın kahvesini aradım? Asaf Bey’in eczanesini, Çinili fırının sıcakpoğaçasını. Bile bile bulama*
    yacağımı! Cami avlusunda çocuklar top bile oynamıyor. Avlunun iki kapısını dataşla örtmüşler. Oysa
    camiyle insanlar içli dışlıydı o günlerde. idil Biret’in ilk bestesi “Bak camisana ne getirdim” değil miydi?
    Şehzade Camisi arkadaşımızdı. Bizimle top oynardı sanki! Bozdoğan Kemeri’nintepesinden bütün
    kent görünürdü.
    “Şimdi nerde olmak isterdim?” diye sormuş kendine dostum Halim Şefik… O birİstanbullu, bir
    Beykozlu… Orhan Veli’nin yoldaşı. Şiir yoldaşı! Nerde olmak isterdim? “Sana dünbir tepeden baktım
    aziz İstanbul” demiş Yahya Kemal Bey… Görmediği, bilmediği bir yer kalmadı,diye düşünmüş? Şim*
    dilerde gelsin de arasın İstanbul’u… Tepeden bakarak değil… Şöyle bir iki saateskiden varoş olan
    yerdeki gökdelencikleri görsün…
    Halim Şefik kitap satardı ev ev, sokak sokak… Her kilometreye bin kitap mı onbin kitap mı, öyle
    bir özlemi vardı.
    “Şim*di ner*de ol*mak is*ter*dim?
    Ka*dı*köy’de fi*kir te*pe*sin*de
    Mu*rat Si*ne*ma*sı’nın kar*şı*sın*da*ki kah*ve*de
    Ya da
    Sa*rı*yer’de is*ke*le*ye ya*kın bir ev*de
    Ama
    Bu*ra*sı da iyi.”
    Her yeri iyiydi İstanbul’un. “Ben atlarım taştan taşa.” “Sen çok yaşaMahmutpaşa!” diyerek gezer*
    dik. “Allı verelim morlu verelim” sesleri hâlâ kulaklarımda. Şairlerinİstanbul’u şiirlerde kaldı. Sait Faik’in
    Beyoğlu’su, Arıburnu’nun “Lalelim Laleli’de oturur”un Lalelisi…
    Yok, İstanbul yok. Bir kent var, on milyonluk, bir ülke… Yarın yirmi, dahasonra otuz. (…)
    Uzaktayım kentimden. Çok çok uzakta! Behçet Necatigil benim bu duygumu yıllarönce yaşamış:
    “Kim*se an*la*maz der*di*mi
    Ben uzak*ta ol*ma*lı*yım, çok uzak*lar*da
    Bir ya*kı*nım öl*dü mü.”
    30 Nisan
    Oktay AKBAL
    1. Sınıfınızda iki gruba ayrılınız. İlk grup metinden eski İstanbul’la ilgili,ikinci grup metnin yazıl*
    dığı İstanbul’la ilgili cümleleri tespit etsin. Bu cümlelerden metnin yazıldığıdönemdeki hangi sosyal
    olay ve kültürel durumla ilgili bilgiler edindiğinizi grup sözcüleriaracılığıyla açıklayınız.
    2. Gruplarla yaptığınız çalışmadan edindiğiniz bilgileri kullanarak metninyazıldığı dönemdeki
    hâkim zihniyeti açıklayınız.
    3. Oktay Akbal, metni yazdığı dönemdeki sosyal ve kültürel hayatı nasıleleştiriyor? Metinden
    örneklerle açıklayınız.
    HALK KAVRAMI
    Biz aydınlar, kendimize halkçı dediğimiz zaman bile, hatta belki en çok ozaman, halkı kendimizden
    ayrı bir dünyada yaşayan dumanlı bir kalabalık sayarız. Halk biziminanmadığımıza inanabilir. Bizim
    bayağı dediğimize güzel, güzel dediğimize saçma diyebilir; biz ağzımızın tadınıbiliriz, o bilmez. Oysa
    radyodan bile bazen halkın bugüne dek duymadığı bayağılıkları yayan, gazete vedergilerde düşünülme*
    dik saçmalıklara düşen, kitap kapaklarına, köşe başlarına, ev içlerineumulmadık zevksizlikleri döşeyen
    bizleriz. Halk Karagöz’ü yapmış, biz o cıvık operetleri; halk Yemen Türküsü’nüsöylemiş, biz o yapışkan,
    o ağlamış şarkıları; halk alçak gönüllü ustalar yetiştirmiş, biz burnuKafdağı’nda üstatlar; halk Türkçe gibi
    bir dil yapmış, biz geçenki gibi bir kongre; halkın atasözleri var, bizim binbir tuhaf vecizemiz.
    Hal*ka ta’n ey*le*mek ne*miz
    Cüm*le küs*tah*lık biz*de*dir.
    Biz neler yazabilirmişiz, ama halk tutmazmış; ne filmler çevirebilmişiz, amahalk böylesini istiyor*
    muş, ne ince nükteler yapabilirmişiz, ama halk yalnız kabasından anlıyormuş.Sanki halk en iyi sanat*
    çılarımızı tutmamış, Nasrettin Hoca’yı, Şarlo’yu bizden önce beğenmemiş gibi.
    Gelin, işlerimizi halkçı gibi değil, düpedüz halk gibi yapalım. Halkın sözdeistediğini değil, kendi
    aklımızın erdiğini, gönlümüzün dilediğini söyleyelim. Zevksizliklerimizinsorumluluğunu halka değil ken*
    dimize yükleyelim. Halk öyle istiyor diye kimimiz kısık idare lambasına dönmüş,kimimiz çığırtkan renk*
    lere boyanmışız. Halka inmeyi bırakıp kendimizi aşmaya bakalım. Yoksa hâlimizçocuk şiiri yazmakta
    inat edenlerin hâline döner. Hani birtakım hevesliler vardır, sözde çocuğundünyasına inip ço*cuk*ça şiir*
    ler yazarlar; yazdıklarını ne kendileri ciddiye alır, ne biz, ne de çocuklar;ama çocuklar adam olsun diye,
    bu zahmete katlanırlar. Bizim inandığımıza çocuk nasıl ve niçin inansın? Çocukkendini aşan, ciddiye
    alınan, gerçekten benimsenen işleri sever, halk da öyle.
    Sabahattin EYUBOĞLU
    4. “Halk Kavramı”adlı metnin ne anlattığını aşağıya kısa bir cümleyle yazınız.

    5. “Halk Kavramı” adlımetinde dile getirilenlerden yazıldığı dönemin sosyal ve siyasi hayatı hakkın*
    da öğrendiklerinizi sıralayınız.
    6. “Halk Kavramı” ve “Bir Akşamüstü Şehzadebaşı’na” adlı metinlerinyazarlarının dönemlerinde*
    ki sosyal, siyasi ve kültürel hayatı dile getirişlerini karşılaştırınız. Buyazarlardan hangisinin döneminin
    kültür ve sanat hayatını metninde yasıttığını açıklayınız.
    3. metin
    BAYRAM
    Bayramlar, bana nedense artık hep geçen günleri, çocukluğumu hatırlatır oldu.Bu hatırlamanın yanı
    başında duran şey, bir kere daha yazdımdı sanıyorum, hüzündür. Bir vakitler,geçmiş günlerimizde, en
    yaşlımıza, en görmüş geçirmişlerimize bile bir sevinç ve ümit müjdesi olanbayramlar, şimdi ömrümüzün
    her yıllık bilançosunda, bir avuç mazi hatırasından ve yarım yamalak çocukneşelerinden başka bir şey
    göstermiyor.
    Fakat bunu da küçümsememeli! Güzel günleri, bahtiyar zamanları, günahsız vesorumsuz çağları
    hatırlamak, ömür merdiveninin alt basamaklarına inip her şeyin yalnız dışgörünüşüyle, şekil ve rengiy*
    le, memnun ve bahtiyar olmak, yalnız çiçekleri, hayvanları, iyi insanları,oyunları, kahkahaları, hediyele*
    ri sevmek; suların, kırların, yıldızların, salıncakların içine kurulmuş,havasında renkli etekler uçuşan bir
    bayram yerinde düş gibi çocukluğunu koşturmak ve eğlendirmek, herhâlde, herzaman ele geçen bir
    mucize değildir. Hele hafıza, bu cümbüşü eksiksiz ve birbirinin içindeyaratabilmek sanatına ermişse bu
    mucize, bacakları tutmaz olmuş bir ihtiyarın, hayalinde koşması gibi birşeydir. Hüzünlü de olsa güzel,
    hatta sevinçli değil mi? Niçin hüzünlü neşe olmasın?
    Ya insanı arıtan yanı? Maziyi, çocukluğumuzu hatırladığımız zaman bir çeşitmenfaatsizlik ve iyilik
    içinde değil miyiz? Yılların, yaşama kaygılarının ruhlarımıza ağır bir tortugibi bıraktığı pişmanlıkları,
    günahları, azapları, kötü niyetleri, bir gün için bile olsa sevaba,bahtiyarlığa, ümide, iyiliğe döndürmeye
    çabalamıyor muyuz? Velev, kendi kendimizi aldatma pahasına!..
    Adam sen de! Mutluluğun ve vicdanın bu denli ucuza alındığı bir zamanda… Buteselli.
    24 Eylül 1950
    Ahmet Muhip DIRANAS
    7. a. Aşağıdakilerden hangisi/hangileri “Bayram” adlı metnin yazılış amacıdır?
    • Bilgi vermek n
    • Düşündürmek n
    • Haber vermek n
    • Yönlendirmek n
    • Kanıları değiştirmek n
    • Uyarmak n
    • Tanıtmak n
    b. İşaretlediğiniz özellikleri yansıtan bölümleri metinden bularak okuyunuz.Okuduğunuz ör*
    neklerin metnin yapısının oluşmasına katkısını açıklayınız.
    8. Ahmet Muhip Dıranas, bayramlar hakkındaki düşüncelerini aktarırken okurubaşka neler hak*
    kında düşündürüyor ya da düşünmeye yönlendiriyor? Yazar, bu metni oluştururkenokuyucunun metin*
    den neler alabileceğini hesaplamış ve bu doğrultuda mı yazmıştır? Niçin?
    9. “Bayram” adlı metin kaç paragraftan oluşmaktadır? İlk paragrafı metinde yoksayarsanız ikin*
    ci paragraftaki bilginin nereye, nasıl bağlanacağı hakkında bir düşüncemizoluşabilir miydi? Buna göre
    metinlerin yapısı hakkında nelersöyleyebilirsiniz?
    ŞÜKrüCAN bunu beğendi.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş