9. sınıf türkiye selçuklu devleti..

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 9. Sınıf' bölümünde ezgi09 tarafından paylaşıldı.

  1. ezgi09

    ezgi09 Üye

    Katılım:
    18 Mart 2009
    Mesajlar:
    112
    Beğenileri:
    62
    Ödül Puanları:
    0

    türkiye selçuklu devletinin kuruluş dönemi sultanları kimlerdir?
  2. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusu Süleymanşah. Melikşah döneminde İznik’i ele geçirerek bağımsızlığını ilan etti (1077).

    I. Kılıç Arslan tahta geçtikten sonra devleti yeniden düzenlemeye ve Anadolu’da birliği sağlamaya çalışmıştır. Birinci Haçlı Seferi’ne katılan orduları durduramayan Anadolu Selçuklu Devleti, Batı Anadolu’yu boşaltarak merkezini Konya’ya taşımak zorunda kalmıştır.

  3. ezgi09

    ezgi09 Üye

    Katılım:
    18 Mart 2009
    Mesajlar:
    112
    Beğenileri:
    62
    Ödül Puanları:
    0
    iyide ben bunu istemedimki ben türkiye selçuklu devletinin kuruluş dönemi sultanlarını istedim..tekrar bakarmısın,???

    Son düzenleyen: Moderatör: 12 Mayıs 2009
  4. fatmanur-fatih

    fatmanur-fatih Üye

    Katılım:
    9 Ocak 2009
    Mesajlar:
    57
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
  5. Yusuf742

    Yusuf742 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2009
    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    0
    bunu buldum çok uzun ama içinde bulabilirsin. :D


    TÜRKİYE SELÇUKLU SULTANLARI, MELİKLERİ VE MELİKELERİNİN EVLİLİKLERİ

    Yrd Doç. Dr. Emine Uyumaz

    Başta Kutalmışoğlu Süleyman Şah olmak üzere Anadolu’nun fethi ve Türk-leşmesinde büyük katkısı olan Türkiye Selçuklu sultanlarının özel hayatlarına dair; eşleri, çocukları (özellikle kız çocukları), bunların statüleri hakkında genelde bilgilerimiz oldukça sınırlıdır. Bizce bunun en önemli nedeni, zaten yetersiz olan kaynaklarda bu tür bilgilere pek yer verilmemesi ya da ancak satır aralarında değinilmesidir.
    Biz bu çalışmamızda Süleymen Şah’tan başlayarak Türkiye Selçuklu sultanları, melikleri (prensleri) kimler ile evlenmişler, kimlere kız vermişler ve bu evliliklerin siyasî bir boyutu var mıydı? Ayrıca düğün merasimleri nasıl gerçekleşiyordu? gibi sorulara cevap bulmaya çalışacağız.
    Mevcut kaynaklar Türkiye Selçuklu devletinin kurucusu olan Sultan I. Süleyman Şah’ın Anadolu’ya gelişi ve ilk faaliyetleri hakkında yetersiz kaldığı gibi eşi veya eşleri, özellikle de kız çocuklarının olup olmadığı konusunda da hemen hemen hiç bilgi vermezler. Meselâ, tarihçi İbnü’l-Esir’in verdiği bilgiye göre1, Süleyman Şah, Halep yakınlarındaki Kurzahil mevkiinde yaptığı savaşta (23 Haziran 1085) Şerefü’d-Devle Müslim yenilip kaçarken öldürülünce, Süleyman Şah Halep yakınlarındaki Kınnesrin’i kuşatıp almış ve Müslim’in dul kalan zevcesi Muna Hatun ile evlenmiştir. Bunun dışında Süleyman Şah Ayn Seylem savaşında (5 Haziran 1086) Büyük Selçukluların kuvvetlerine yenilip ölünce Tutuş onun Veziri Hasan bin Tahir’i, oğulları ve karısını Melik Şah’a teslim etmiş, sultan da onları Isfahan’a götürüp muhtemelen kendisi ölünceye kadar tutsak etmiştir. Ancak esir edilen çocuğu kaç tane idi2, hanımı çocuklarının annesi olan hatun muydu, yoksa yeni evlendiği eşi miydi ? kesin olarak belli değildir.
    Süleyman Şah’ın ölümünden (1086) sonra tahta çıkan I. Kılıç Arslan (1092-1107) ’ın muhtemelen ilk eşi İzmir Beyi Çaka’nın3 (1081-1096) kızı idi. Daha çok siyasî bir ittifak gibi gözüken bu evlilik sayesinde I. Kılıç Arslan Bizans’a karşı hem Ege hem de Marmara kıyılarından saldırıya geçebilme imkânı kazanmıştı. Zor duruma düşen Bizans İmparatoru I. Alexios (1081-1118) ise Selçuklu akınlarını durdurabilmek için çareyi Çaka Bey ile I. Kılıç Arslan’ın arasını açmakta bulmuştu. Neticede, Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan kayınpederini bir ziyafet esnasında öldürtmüştü (1096) 4.
    Çaka Bey’in ölümünden sonra Bizans ile ittifak yapan I. Kılıç Arslan Malatya üzerine sefere çıktı (1097 ilkbaharı). Fakat kısa bir süre sonra Haçlılar İznik’i muhasara edince daha fazla dayanamayan Selçuklular, şehri Bizans İmparatoru I. Alexios’a teslim ettiler. Anna Komnena’nın ifadesine göre5; İznik’de sultanın kız kardeşi6 ile Çaka’nın kızı olduğu söylenen eşi de bulunuyordu (1097) 7.
    I. Kılıç Arslan 1097’de Haçlılara yenilince devlet merkezini Konya’ya taşımış ve bundan sonra doğuya doğru yayılması ise Büyük Selçukluları tedirgin etmişti. Bunun neticesinde I. Kılıç Arslan Büyük Selçuklu kumandanlarından Çavlı ile karşılaşmış ve Türkiye Selçuklu sultanı bu savaşta ölmüştür (1107). Oğullarından Şahin Şah (Melik Şah) esir edilip Emir Çavlı tarafından Muhammed Tapar’ın yanına gönderilmiştir. Babası ile birlikte Habur nehri kıyısında savaşan Arab ise esir edilmekten kurtulmuş olmalı ki, bir süre sonra Anadolu’daki taht kavgalarında ve Danişmendlilerle mücadelelerde kendisini görmekteyiz. Yine bu sırada bu sırada sultanın muhtemelen Çaka Bey’in kızının dışındaki eşi Ayşe Hatun ve küçük oğlu Tuğrul Arslan Musul’da bulunuyordu. Emir Bozmış daha fazla direnemeyeceğini anlayınca Sultan I. Kılıç Arslan’ın küçük oğlu Tuğrul Arslan’ı burada sultan ilân etti. Böylece Konya’nın dışında Malatya’da da küçük bir Selçuklu sultanlığı kurulmuş oldu. Bundan sonra gelişen olaylara bakıldığında diyebiliriz ki, Türkiye Selçuklu Devletinde etkin siyasette göze çarpan ilk kadın muhtemelen Ayşe Hatun’dur. Çünkü Ayşe Hatun saltanat için Bozmış’ın kendisine verdiği desteği kısa sürede unutup emirlerinden İl Arslan ile evlenerek onu öldürttü. Ancak İl Arslan, Malatya halkına kötü muamelede bulununca Ayşe Hatun ve oğlu Tuğrul Arslan önce onu haps edip sonra da Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’a gönderdiler. Fakat, Muhammed Tapar I. Kılıç Arslan’ın diğer oğlu Şahin Şah’ı Ana- dolu’ya gönderip Tuğrul Arslan’ı tahtından indirdi8. Ancak, saltanat iddiasından vazgeçmeyen Ayşe Hatun bölgedeki gücüne ve kudretine inandığı Artuklu ailesinden Belek’in yanına gidip “Beni ve çocuklarımı korumanızı istiyorum” dedi. Bunun üzerine Belek Sultan I. Kılıç Arslan’ın karısı ile evlenerek (1113) onu himayesine aldı ve Malatya’ya gelerek Tuğrul Arslan’ın atabeği oldu. Böylece, Ayşe Hatun Büyük Selçuklulara karşı mücadele eden Artuklular ile bir nevi ittifak yaparak hem Muhammed Tapar’a hem de Şahin Şah’a karşı gücünü arttırdı. Hatta bununla da yetinmeyip Haç- lılardan da yardım istedi9. Fakat Mayıs 1124’de Belek ölünce gücünü tekrar kaybetti ve Danişmendli Emir Gazi (1084-1134) Malatya’ yı muhasara etti. Ayşe Hatun ve oğlu 6 ay kadar şehri savunduysa da Emir Gazi’ye teslim edip Minşar Kalesine çekilmek zorunda kaldı (1124 sonları). Toprak kaybına uğrayan Ayşe Hatun bunun üzerine Belek’in mirasçısı olarak Gerger bölgesini işgal etti ve bu durum Hısn-ı Keyfa Sahibi Rüknü’d-Devle Davud (1108-1144) ile arasının açılmasına sebeb oldu10. Bu gerginlik muhtemelen Tuğrul Arslan’ın Davud’un kızı ile evlenmesi sonucu giderildi11.
    I. Kılıç Arslan’ın Çaka Bey’in kızı ve Tuğrul Arslan’ın annesi olan Ayşe Hatun dışında kimlerle evlendiği ve diğer çocuklarının annelerinin (özellikle Şahin Şah ve Arab’ın, zaten Gök Arslan diye bir oğlu olup olmadığı şüphelidir.) kimler olduğu bilinmemektedir. Yalnız Ebu’l-Ferec12, I. Kılıç Arslan’ın Musul Kalesini alınca 11 yaşındaki Melikşah’ı hükümdar ilân edip onu Musul’da bıraktığını annesini de saraya yerleştirdiğini kaydeder. Anna Komnena ise, Şahin Şah’ın küçük kardeşi olan Mesud’un Kılıç Arslan’ın cariyeden olma çocuğu olduğunu kaydeder13.
    Hısn-ı Keyfa Artukluları üzerine çalışan Remzi Ataoğlu’nun tarihçi İbnü’l-Ezrak’tan nakl ettiğine göre14, I. Kılıç Arslan’ın kızı olan Sacide Hatun15 Rüknü’d-Devle Davud ile evlenmiştir. Ne zaman gerçekleştiği bilinmeyen bu evlilik muhtemelen Kılıç Arslan’ın Haçlılara karşı Doğu Anadolu bölgesinde hüküm süren Türkmen beyleri ile yaptığı ittifaklar sırasında meydana gelmiş olmalı. Sacide Hatun 1130 yılında Rüknü’d-Devle Davud’un eşi olarak vefat etmiş ve babası adına Meyyâfarikîn’de yaptırılan Kubbetü’s-Sultan adını taşıyan türbeye gömülmüştür. Cenazesine katılmak için aynı zamanda Davud’un damadı olan kardeşi Tuğrul Arslan da Meyyâfarikîn’e gelmiştir.
    I. Kılıç Arslan’ın ölümünden (1107) sonra oldukça çalkantılı bir dönem yaşıyan Türkiye Selçuklu Devleti tahtına çıkan Şahin Şah (1110-1116)’ın da kim veya kimlerle evlendiği hakkında bilgimiz yoktur16. Sadece yardım almak için Bizans İmparatoru Alexios’un yanına giderken Akşehir yakınlarında kardeşi Mesud’un askerleri tarafından yakalanıp gözlerine mil çekildikten sonra Konya’ya götürülüp karısına teslim edildiği ve altı yıl süren saltanatı böylece son bulduğu kaynaklarda ifade edilir. Konya İzzet Koyunoğlu Müzesi 216 numarada kayıtlı olan kitabeden anlaşıldığına göre Şerefü’d-Din İshak adlı bir oğlu vardır17.
    Dördüncü Türkiye Selçuklu sultanı olarak tahta çıkan I. Mesud’un (1116-1155) kesin tarihi belli olmasa da melikliği zamanında Danişmendli Emir Gazi’nin kızı ile evlendiği bilinmektedir. Zira kardeşi Şahin Şah’a karşı taht mücadelesine giriştiğinde kayınpederinin desteğini almıştı. Üç oğlan ve isimleri tespit edilemeyen dört kız çocuk babası olduğunu bildiğimiz Sultan Mesud18’un Emir Gazi’nin kızı dışında biri ile evlenip evlenmediği kesin olarak bilinmemektedir. Ancak sultanın kızlarından biri Emir Gazi’nin (yani sultanın kayınpederi) oğlu olan Yağıbasan ile evlenebildiğine19göre Danişmendli melikenin dışında en az bir eşi daha olmalı. Ayrıca Osman Turan, Haçlı yazarı Nicola de Treveeth’in verdiği bilgiye dayanarak II. Kılıç Arslan’ın annesinin Hristiyan (Kont. St. Gilles’in kız kardeşi) olduğunu kayd etmektedir 20.
    Kaynaklar, Sultan I. Mesud’un II. Kılıç Arslan dışındaki erkek çocuklarından Şahin Şah ve özellikle de Devlet (Dolat) hakkında çok az bilgi verirler. Meselâ Osman Turan, Şahin Şah’ın Yağıbasan’ın damadı olduğunu yazar21, fakat çocuğu olup olmadığını bilmiyoruz. Ayrıca Sultan I. Mesud’un kız çocuklarının da sadece kimlerle evlendiğine dair bilgi vardır. Bizans tarihçisi Niketas Khoniates’in verdiği bilgiye göre22, İmparator II. Ioannes (1118-1143), 1139 yılında Niksar’ı kuşatmıştı. Muhasaranın devam ettiği bir sırada kendisine kızan kuzeni Ioannes Komnenos karşı tarafa geçmiş ve bir süre sonra dinini de değiştirip Sultan Mesud’un kızlarından biri ile evlenmiştir (1140 civarı). Yine Niketas’ın verdiği bilgilere göre23, bu Selçuklu Melikesi, 1146 yılında İmparator Manuel (1143-1180) Konya’yı muhasara ettiğinde şehrin dışında bulunan Sultan Mesud’un yerine kaleyi müdafaa etmiştir. Süryani Mihael ise sultanın Grek İmparatoru’un yeğeni ile nişanlı olan bu kızının nişanlısından ayrılıp Atabeg Nureddîn (1146-1174) ile evlendiğini kaydettikten sonra melikeye çeyiz olarak Tel-Başir’in verildiğini belirtir24. Ancak devrin kronolojik olayları düşünüldüğünde Süryani Mihael’in verdiği bu bilgi pek sağlıklı değildir. Aşağıda görüleceği gibi bizce Sultan Mesud’un, Atabeg Nureddîn ile evlenen kızı başkası olmalı.
    Bundan sonraki olaylara bakıldığında I. Mesud kızlarını, devletin çıkarları doğrultusunda gerçekleştirdiği siyasî ittifaklar ya da ittifakları geçerli kılmak için evlendiği anlaşılmaktadır. Meselâ, Danişmendli Emir Gazi’nin ölümünden (1134) sonra çıkan karışıklıklara Sultan Mesud da damat sıfatıyla karışıyor ve Melik Muhammed’i destekliyordu. Melik Muhammed 1143’te ölünce bu defa onun oğlu Zünnûn’u destekledi. İşte Sultan Mesud muhtemelen bu desteğin sonucu olarak kızlarından birini Zünnûn ile evlendirmişti (1143 civarı) 25. Bu hadiseden tahminen beş, altı yıl sonra Sultan Mesud’un damadı olarak bu kez Zengî ’nin (ölm.146) oğlu olan Atabeg Nureddîn Mahmud ’u (1146-1174) görüyoruz. Zira bu tarihlerde Bizans İmparatoru Manuel Balkanlar ile uğraşıyor ve Türkiye Selçukluları için bir tehlike teşkil etmiyordu. Bu nedenle Sultan Mesud doğu seferleri ile ilgilenebilirdi ve bu bölgelerde Atabeg Nureddîn Mahmud Haçlılara karşı başarılı mücadeleler veriyordu. Her ikisinin de ortak menfaatlerde birleşmesi ve bunu bir evlilik ile adeta taçlandırması en doğrusuydu26. Bunların dışında Süryani Mihael ve Ebu’l- Ferec’in verdiği bilgilere göre, tahminen 1153 yılında Konya Sultanı Mesud kızını Danişmendli Yakup Arslan (Yağıbasan) ile evlendirdi ve ikisi birlikte Kilikya üzerine sefere çıktılar, fakat olumlu bir netice elde edemediler27.
    Sultan I. Mesud’un sağlığında Elbistan Meliki olarak başarılı faaliyetlerde bulunan II. Kılıç Arslan babasının vasiyeti üzerine 1155 yılında Türkiye Selçuklu Devleti tahtına oturdu. Onbir erkek çocuk sahibi olduğunu bildiğimiz Sultan II. Kılıç Arslan’ın da eş veya eşleri ile kız çocukları hakkında bilgilerimiz oldukça sınırlıdır. Zira II. Kılıç Arslan tahminen 40 yaşında tahta çıktığına göre meliklik döneminde evli ve çocuk sahibidir. Ancak eşlerinin kimlikleri hakkında hiç bir malumatımız yoktur. Biz sadece tahta çıktıktan sonra Erzurum Sahibi Melik Saltuk b. Ali b. Ebu’l-Kasım’ın kızı ile nikâhlandığını ve gelini karşılamak için gönderdiği alayın Danişmendli Yakup Arslan (Yağıbasan)’ın saldırısına uğradığını biliyoruz (1161). Yağıbasan sultanın nikâhlı eşine ve çeyize el koyup gelini yeğeni Zünnûn ile evlendirmek istemiştir. Ancak İslâm dinine göre nikâhlı bir kadına ikinci kez nikâh kıyılamayacağı için önce geline zorla din değiştirtip sonra da Zünnûn ile evlendirmiştir28. Yine II. Kılıç Arslan’ın evliliğine dair Anonim Selçuknâme’ de şöyle bir kayıt geçmektedir29; I. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in annesi (yani II. Kılıç Arslan’ın eşi) Rum Tekfur Kaloya’nın karısının kız kardeşidir. Bu nedenle II. Kılıç Arslan’ın oğlu I. Gıyaseddîn Keyhüsrev sürgün yıllarında İstanbul’a gidince Tekfur Kaloyan ve eşi Despina kendisine çok iyi muamele etmiş ve hazineler dökmüş idi. Fakat başta Osman Turan olmak üzere araştırıcılar I. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in sultanın en küçük oğlu olduğunu göz önüne alıp Niketas’taki kaydı (I. Gıyaseddîn’in annesi Hristiyan idi) da değerlendirerek bunun mümkün olamayacağı kanaatindedirler. Sadece II. Kılıç Arslan’ın Danişmendliler ile Bizans İmparatoru Manuel arasındaki ittifakı bozmak ve İmparatorun desteğini kazanmak için 1162’de İstanbul’a gidince muhtemelen orada Hristiyan bir hanım ile evlendiğini ve bu Hatunun da I. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in annesi olduğunu kabul etmektedirler30.
    Osman Turan Haçlı kaynaklarına dayanarak, Sultan II. Kılıç Arslan Myriokephalon zaferinin (1176) ardından Alman İmparatoru F. Barbarossa elçi göndererek Bizans’a karşı kazandığı zaferi anlatmış ve ittifak teklifinde bulunduğu gibi kızını da istemiştir. Fakat gelin adayının ölümü nedeniyle bu evlilik gerçekleşmemiştir31.
    II. Kılıç Arslan’ın çocuklarının evliliklerine gelince, Sultanın onbir oğlunun da meliklik dönemlerinde kimlerle evlendikleri bilinmemektedir. Yalnız İbn Bibi, tarih belirtmeden Gürcü Kraliçesi Thamara’nın (1184-1212) Rükneddîn II. Süleyman Şah ile evlenmek istediğini belirtip II. Kılıç Arslan’a bir mektup ve elçi gönderdiğini yazar. Sultan durumu oğluna iletince Rükneddîn Süleyman Şah buna çok kızmış ve evlenme teklifini kabul etmemiştir32. Bunun dışında İbnü’l Esir’in nakl ettiği bir rivayete göre33, ”II. Kılıç Arslan ülkeyi çocukları arasında paylaştırdıktan sonra yaptığına pişman oldu ve bütün ülkeyi Sivas meliki olan büyük oğlu Kutbeddîn Melik Şah’a vermek istedi. Suriye ve Mısır Sultanı Salâhaddîn’in kızını da ondan güç ve destek almak gayesiyle Kutbeddîn Melik Şah’a istemeyi düşündü. Fakat diğer çocukları bunu duyunca karşı çıktılar ve ona itaatten ayrıldılar .”
    Türkiye Selçuklu meliklerinin evliliklerine dair yine İbnü’l-Esir ve Ebu’l-Ferec’in verdikleri bilgiye göre34, Sivas Meliki Kutbeddîn Melik Şah Malatya hâkimi olan Kardeşi Müizzeddîn Kayser Şah’ı şehri teslim etmesi için zorlamıştı. O da bunun üzerine Salâhaddîn’in yanına giderek kardeşini şikâyet etti. Salâhadddîn Eyyûbî onu gayet iyi karşılayıp izzet ikramda bulunduğu gibi kardeşi Melik Adil’in kızını Müizzeddîn Kayser Şah’a eş olarak verdi (1191).
    II. Kılıç Arslan’ın kızlarından Selçuk Hatun ise Hısn-ı Keyfa Sahibi Nureddîn Muhammed b. Kara Arslan b. Davud b. Artuk (1167-1185) ile evlenmiş ve sultan kızına Artuklu sınırlarına yakın bir kaç Selçuklu kalesini çeyiz olarak vermişti. Kaynaklar bu evliliğin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini belirtmezler. Ancak evlilik akdinden bir süre sonra Hısn-ı Keyfa Artukluları ile Türkiye Selçuklularının arasının şu nedenle açıldığını kayd ederler: Nureddîn Muhammed, II.Kılıç Arslan’ın kızından yüz çevirip bir şarkıcıyla evlenmiş ve ülkesine, hazinesine o hâkim olmuştu. Sultan bu durumu öğrenince derhal damadına bir elçi gönderip ya evlilik akdi sırasında aldığı kaleleri geri iade etmesini veya şarkıcı kadından ayrılmasını istedi. Aksi takdirde Artuklu ülkesini elinden alacağına dair tehditlerde bulunup Harput havalisindeki bazı yerleri de ele geçirdi. Nureddîn Muhammed’in Salâhaddîn Eyyûbî’den yardım istemesi üzerine bir ara ilişkiler daha da gerginleşmişti. Fakat Sultan II. Kılıç Arslan’ın Veziri İhtiyareddîn Hasan b. Afras’ın başarılı siyaseti sayesinde gerek Eyyûbîler ile gerekse Artuklular ile olan anlaşmazlık giderilmişti35.
    Kaynaklar Selçuk Hatun’un muhtemelen yaşanan bu gerginlik sırasında hac için Mekke’yi ziyarete giderken yolda Bağdad’a uğradığında Halife Nasır li-dinillah (1180-1225) ile karşılaştığını ve halifenin ısrarla kendisiyle evlenmek istediğinden bahsederler. Selçuk Hatun evli olduğunu söyleyerek yoluna devam ettiyse de kocası Nureddîn Muhamed’in ölüm haberi (1185) gelince Halife Nasır li-dinillâh ile evlenmiştir. Selçuk Hatun ölünce halife çok üzülmüş ve şehrin batı yakasındaki kabrinin üzerine bir türbe yaptırmıştır. Türbenin yanına da “er-Remle” denilen meşhur ribatı yaptırmıştır36.
    İbn Bibi’ye göre ise37, II.Kılıç Arslan’ın bir kızı Diyarbekir (Amid) yöneticisi Melik Salih ile evli idi ve bu hatun daha sonra Halife Nasır li-dinillâh ile evlenmiştir. Fakat yazar muhtemelen olayları karıştırmaktadır. Zira halife ile evlenen Selçuk Hatun idi ve yukarıda da belirttiğimiz gibi o da Artuklulardan Nureddîn Muhammed ile evli idi. Ayrıca devrin diğer kaynaklarında Melik Salih ile evlenen bir Selçuk melikesinden bahsedilmemektedir.
    Süryani Mihael ise 1189 yılı olayları hakkında bilgi verirken Erzincan Mengecük Beyi Fahreddîn Behram Şah’ı, II. Kılıç Arslan’ın damadı olarak gösterir, fakat daha fazla bilgi vermez38.
    II. Kılıç Arslan’ın Gevher Nesibe Hatun adında bir kızı daha olduğu bilinmektedir. Zira I. Gıyaseddîn Keyhüsrev kız kardeşinin vasiyeti üzerine Kayseri’de bir darüşşifâ inşa ettirmiştir (1205)39.
    II. Kılıç Arslan’ın ölümünden sonra tahta çıkan I. Gıyaseddîn Keyhüsrev ve Rükneddîn II. Süleyman Şah’ın kim veya kimlerle evlendiklerine dair kesin bilgiler yoktur. Sadece Rükneddîn Süleyman Şah’ın ölümünden sonra yerine küçük yaşta tahta çıkan oğlu III. Kılıç Arslan'in (1204-1205) varlığından haberdarız. Ancak, devlet erkânının küçük yaşta bir sultan yerine I. Gıyaseddîn Keyhüsrev’i yeğlemesi ve onu tekrar saltanata davet etmesi sonucu muhtemelen III. Kılıç Arslan, amcası tarafından öldürülmüştür. I. Gıyaseddîn Keyhüsrev ise daha Uluborlu Meliki iken evli ve en azından büyük oğlu I. İzzeddîn Keykavus ve I. Alâeddîn Keykubad’a sahib idi. Çünkü tahtı kardeşi Rükneddîn II. Süleyman Şah’a bırakıp gurbete (1196-1205) çıkarken bu iki oğlundan küçük olan Alâeddîn Keykubat bile tahminen beş-altı yaşlarında idi. Ayrıca İstanbul’da yaşadığı sıralarda orada bir adaya sahip olduğu rivayet edilen Mavrozomes’in kızı ile evlendiğini biliyoruz40. Kaynakların hakkında oldukça az bilgi verdiği küçük oğlu Key-Feridûn muhtemelen bu evliliğinden doğmuştur.
    İbn Bibi, Sultan I. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in ölümünden (1211) sonra tahta çıkan I. İzzeddîn Keykavus ile kardeşi I. Alâeddîn Keykubad arasındaki taht mücadeleleri hak-kında bilgi verirken Sultan I. İzzeddîn’in Kayseri muhasarasından (1211) kız kardeşlerinden aldığı 12.000 Mısır altını değerindeki bir nevi başlık olan destarçeyi Ermeni Tekfuru Leon’a vererek kurtulduğunu belirtir41. Bu bilgiden biz I. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in en az bir kız evlad sahibi olduğunu öğreniyoruz.
    Sultan I. İzzeddîn Keykavus (1211-1220) ise ilk evliliğini aynı zamanda halasının kızı olan Erzincan Meliki Fahreddîn Behram Şah Davud’un kızı ile yapmış olmalıdır. İbn Bibi, her ne kadar evliliğin kesin tarihini vermese de diğer Türkiye Selçuklu sultan düğünlerine de emsal teşkil eden bu izdivaç hakkında şu bilgileri verir42, Sultan I. İzzeddîn Keykavus evlenmeye karar verdiğinde saltanata uygun bir gelin adayının bulunması konusunda devlet erkânı ile fikir alış verişinde bulundu. Sonunda nesep ve soy üstünlüklerine sahip Erzincan Meliki Fahreddîn Behramşah’ın kızından daha uygununu bulamadılar. Bu seçimden sonra sultan devlet hazinesinden türlü hediyeler ve nefis armağanlar çıkarılmasını emir buyurdu ve bir elçilik heyeti ile birlikte Erzincan’a gönderdi.
    Fahreddîn Behramşah ise büyük bir elçilik heyetinin hayırlı bir iş için Sultan I. İzzeddîn Keykavus’un sarayından geldiğini haber alınca çok sevindi ve hemen elçiyi karşılamaya çıktı. Büyük izzet ve ikramda bulunarak sarayına indirdi.
    Erzincan Meliki, ertesi gün sarayında büyük bir toplantı yaparak elçiyi huzuruna çağırdı. Elçi sultanın mektubunu öpüp başına koyduktan sonra Behramşah’a verdi. Melik de öpüp başına koyduktan sora onu ayakta okudu ve bitirdikten sonra elçiye dönerek, “Eğer sözlü haberleriniz varsa, onları da söyleyin” deyince elçi, sözlü haberleri de ilettikten sonra beraber getirdiği hediyeleri de Fahreddîn Behramşah’ın hazinesine teslim etti.
    Behramşah, “Eğer sultandan, evladımın onun haremine katılması emri gelmişse, bu benim için en büyük iftihar vesilesi, benden sonra gelecekler için de onur kaynağıdır. Bize çeyiz hazırlığı için üç ay süre verirseniz memnun oluruz. Şimdi yapılacak iş, habercilerin buradaki işlerini bitirdikten sonra sultanın huzuruna giderek, ona bu işin olacağını ilân etmeleridir. Hazırlıklar bittikten sonra sultan, kızı almaya kimi isterse onu göndersin” dedi. Ayrıca elçiye çeşitli bağışlarda bulunup nefis hediyeler verdi ve ona güzel ve hoş sözlerle iltifatta bulundu. I. İzzeddîn Keykavus’ûn emirlerine uyacağına dair bir cevap mektubu kaleme alıp, mühürleyerek elçinin eline verip uğurladı. Daha sonra da çeyiz hazırlıkları ile ilgilendi. Tecrübeli usta, sanatkârlar kumaşları kesme, biçme işleme ve süsleme işlerini yaptılar. Sultanın sarayına gidecek gelin için mücevher işlemeli başörtülerinden, kıymetli taşlarla süslenmiş halhallardan, nefis yüzüklerden, kıymetli küpelerden, sırmalı paha biçilmez elbiselerden, altın ve gümüş kaplardan, ev eşyaları ve kaselerden, kıymetli kitaplardan Hoten ve Çin kokularından, ay yüzlü erkek ve kadın kölelerden, altın nallı katırlardan, rüzgar ve şimşek gibi hızlı giden atlardan, yüklenmiş soylu develerden oluşan çeyiz hazırlandı. Kadı Şerefeddîn’i, çeyizin hazır olduğunu haber vermek ve nikâh muamelesini yapmak için çok miktarda hediyelerle yola çıkardı.
    Erzincan melikinin elçisi olan Kadı Şerefeddîn, Sivas’a ulaşınaca Emir-i Meclis Mübarizeddîn Behramşah halka türlü cömertliklerde bulunduktan sonra kadı Şerefeddîn’in heyetiyle birlikte sultanın yanına gitmek için hareket etti. Sultan, devlet erkânından Çaşnigir Emir Seyfeddîn Ayaba, Zeyneddîn Başara, Bahaeddîn Kutluca, Mübarizeddîn Çavlı’yı, ordunun ve eşrafın ileri gelenlerini, daha başka itibarlı kişileri, Kadı Şerefeddîn’i karşılamaya gönderdi. Sultanın görevlendirdiği kişiler elçilik heyetini karşılayıp izzet ve ikramla şehre getirdiler. Mükellef bir sofra hazırlayarak renkli ve kıymetli tabaklarla nefis yiyecekler ve leziz içecekler sundular.
    Ertesi gün sultan, halka da açık olan bir toplantı düzenledi. Dergâhının ve eyvanının sağında, solunda beyler, devlet büyükleri yer aldı. Kazvinli, Deylemli, Rum ve Frenk serhengleri (çavuşlar), ellerinde bayrakları ve hançerleriyle ayakta durdular. Sultan tacını başına koyarak tahtına oturdu. Kapı hacipleri Kadı Şerefeddîn’i çağırmaya gittiler. İzzet ve ikramla onu toplantı yerine getirdiler. Sultanın huzuruna girince de mak***** ve rütbesine uygun şekilde karşılayıp ona yer verdiler.
    Sultan, kadıya ilgi gösterdikten sonra Fahrdeddîn Behramşah’ın durumunu sordu. Onun üzerine Kadı Şerefeddîn, sultana övgülerde bulunduktan sonra melikin bağlılığını ve saygısını bildirdi. Orada olanları en küçük ayrıntısına kadar anlattı. I. İzzeddîn Keykavus ona hediyeler verdi. Kadı odasına uğurlandı. Orada da kendisine I. İzzeddîn Keykavus’un gönderdiği hediyeleri takdim ettiler.
    Ertesi gün, nikâh merasimi için sultanın emri ile Kadı Şerefeddîn ve büyük imamlar, kadılar bir araya geldi. Ferman gereği hepsinin önüne altın ve gümüşle süslenmiş tabaklar içinde üzerinde rakamla yazılı olarak 1000, 500, 200, 100, ve 50 miskal ağırlında altın keseler kondu. Daha sonra yine derecelerine göre önlerine altın ve gümüş tabaklar ve içlerine şeker kalıpları kondu. Nikâhın kıyılması için iki tarafın vekilleri ve şahitleri de ortaya çıktılar. Nikâhın kıyılmasına memur edilen devrin müftüsü Kadı Humam Sadreddîn Lehaveri, yüzünü kıbleye çevirerek Halife Me’mun’un kendi yakınlarından birinin nikâhında okumuş olduğu hutbeyi okuyup duaya başladı. Sonunda “Sultan Kılıç Arslan oğullarından Keyhüsrev’in oğlu Sultan İzzeddîn Keykavus’a, Davut oğlu Melik Fahdeddîn Behramşah’ın kızı Selçuk Hatun’u yarısı peşin, yarısı sonra ödenmek üzere 100 bin kırmızı altın dinar mihir karşılığında eş olarak istiyoruz. Bu isteğimizi kabul edin ve onu isteklisine nikâh eyleyin ve hayırlı olsun deyin”dedi. Bunun üzerine kız tarafı, “İsteği kabul yerine getirdik. Onların üzerinden fazilet bulutları eksik olmasın, sevgi ve mutluluk yoldaşları olsun, bu nikâh ve uğurlu evlilik hayırlı olsun. Kıymetli hediyeler ve armağanlarla sonuçlansın. Huzur ve mutluluk onlardan ayrılmasın” dediler.
    Böylece, nikâh işlemi tamamlanınca, orada bulunanların, “Yaşa, varol” ve “Hayırlı olsun” sesleri yükseldi. Etrafa altın ve mücevherler saçıldı. Özel sofralar kurup halka açık ziyafet verdiler.
    Yemekten sonra Kadı Şerefeddîn de kendine ayrılmış olan odaya çekildi. Sultan, hediye olarak onun arkasından altın, hil’at, elbiseler, at, katır, erkek ve kadın köleler gönderdi. Kadı Şerefeddîn de sultanın gönderdiği atın rikabını öpüp dualar etti.
    Ertesi gün ise Sultan I. İzzeddîn gelini almaya gidecekler için gerekli olan şeylerin hazırlanması emrini verdi. Gelini getirme görevi ise Emir-i Meclis Mübarizeddîn Behramşah’a verildiği gibi bazı devlet erkânının hatunları da melikeyi karşılamak üzere Erzincan’a gideceklerdi.
    Hazırlıklar tamamlandıktan sonra başta Emir-i Meclis Mübarizeddîn Behramşah olmak üzere Kadı Şerefeddîn ve hatunlar değerli elbiseler giyinerek Erzincan’a hareket ettiler. Hududa varınca Kadı Şerefeddîn önden giderek Erzincan Meliki Fahreddîn Behramşah’a önce sultanın ilgi ve sevgisini bildirdikten sonra düğün alayının Emir-i Meclis Mübarizeddîn Behramşah ile birlikte gelmekte olduğunu iletti. Bunun üzerine Erzincan meliki herkesin mak***** göre ikamet yerleri ayarlattı ve gelin alayını karşılamak üzere saray erkânını, lalaları, beylerin ileri gelenleri ile ileri gelen hatunları gönderdi. Emir-i Meclis Erzincan’a bir menzil yaklaştığında da bizzat kendisi büyük bir ihtişam ve debdebe ile bayraklar, sancaklar eşliğinde karşılamaya çıktı. Uzaktan iki taraf birbirini görünce önce selamlaştılar daha sonra Emir-i Meclis melikin bayrağını görünce hemen atından indi. Melik Fahreddîn Behramşah da atından inip Emir-i Meclis ile kucaklaştılar. Tekrar at binip şehre ilerlediler. Şehre girdikten sonra melik misafirlerini sarayına götürdü ve sofralar kurulup ziyafetler çekti. Yemek yendikten sonra eğlence tertip edildi ve her sınıftan kadın erkek çalgıcıları içeri aldılar.
    Ertesi gün Emir-i Meclis Mübarizeddîn Behramşah, Sultan I. İzzeddîn Keykavus’un gönderdiği hediyeleri kayıtlarıyla birlikte Erzincan Meliki Fahreddîn Behramşah’a takdim etti. Erzincan Meliki de sultanın cömertliğine teşekkür ettikten sonra hazinedârları ve bohçacılara ihsanlarda bulundu.
    Erzincan Meliki hazırlıkların tamamlanmasına gayret ederken bu on günlük süre içinde iki tarafın beyleri de eğlenceler ile vakit geçiriyordu. Bu arada Fahreddîn Behramşah, Emir Mübarizeddîn’e maiyetine dağıtmak üzere 300 büyük, orta ve küçük hilat, 300 bin sultanî dinar ve takımları ile birlikte atlar gönderdi. Melikin gönderdiği hediyeler Emir-i Meclis’in aracılığı ile beylere, maiyettekilere ve hizmetçilere dağıtıldı. Akşamında da çeyizler, mallar, hazineler sandıklara konuldu ve seher vaktinde göç davulları çalınarak gelin alayı ile birlikte hareket edildi. Irmaksu mevkiine varılınca Emir-i Meclis Behramşah gruptan ayrılıp I. İzzeddîn Keykavus’un yanına gidip bilgi verdi. Bunun üzerine sultan düğün hazırlıklarının başlaması için emir verdi. Şehir ve saray binaları süslendikten sonra eğlence meclisleri hazırlanmaya başlandı. Ayrıca çeyiz sandığını karşılamaya ileri gelen emirlerin hanımları çıkıtlar. Akşamın ilerleyen saatlerinde her iki tarafın hatunları şık kıyafetler içinde şehre girip sultanın haremine gittiler.
    Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra Emir-i Meclis eğlence sofrasını kaldırttı ve sultan vuslata erdi. Ertesi gün sultan hamamdan sonra meclise geldi ve haciblere emir verdi, naibler perdeyi kaldırıp beyleri toplantı salonuna aldılar. Erzincan beylerini salonda önde gelenlerin oturdukları yerlere oturtup, izzet ikramda bulundular. Öğlen yemeği yendikten sonra tas, kâse ve kadehlerde içkiler servis edildi. Çalgıcılar, şarkı ve çalgı sesini yükselttiler. Bu eğlence ortamı bir hafta boyunca devam etti.
    Sultan, eğlencenin sonunda 500 hilat, 700 bin dirhem gümüş akçe, tam takımlı 100 at ve 100 katırı, çeşitli elbise ve kumaşlarla yüklenmiş 200 at ve katırı, hazinedarlar ve ahır eminlerini Emir-i Meclis’in idaresinde Kadı Şerefeddîn’in odasına göndertti. Ayrıca en kısa sürede huzura gelmelerini buyurdu. Kadı Şerefeddîn gelen hediyeleri derecelerine göre Erzincan beylerine takdim etti.
    Ertesi gün sultanın görevlendirdiği kimseler Kadı Şerefeddîn’in yanına gittiler. Erzincan beyleri de kendilerine takdim edilen hilatleri giyerek İzzeddîn Keykavus’un huzuruna çıkmak için hazır bulundular. El öpme merasiminden sonra dönüş için izin istediler.
    Yukarıda da belirtiğimiz gibi İbn Bibi bu olayın tarihini vermez, Müneccimbaşı 613/1216-1217 tarihini verir43. Osman Turan ise kesin bir tarih vermemekle birlikte bu evliliğin 1216-1218 yılları arasında gerçekleşmiş olabileceğini kayd eder44. Kesin olmamakla birlikte Sultan I. İzzeddîn Keykavus’un saltanatının son yıllarında gerçekleşen bu evliliğinden muhtemelen çocuğu yoktu. En azından varis olarak bırakacağı erkek evladı yoktu. Çünkü ölümünden sonra yerine kardeşi I. Alâeddîn Keykubad tahta çıkmıştır (1220).
    I. İzzeddîn Keykavus’un ölümünden sonra yerine Kezirpert kalesinde tutuklu bulunan kardeşi I. Alâeddîn Keykubad onuncu Türkiye Selçuklu sultanı (1220-1237) olarak tahta çıktı. Sultan Alâeddîn Keykubad’ın meliklik döneminde (Kezirpert kalesindeki gözetim altındaki yılları dahil) evli ve çocuk sahibi olup olmadığına dair bir bilgimiz yok. Sultan I. Alâeddîn Keykubad’ın resmî olarak bilinen ilk evliliğini Kalonoros (Galanoros) hakimi Kir-Fard’ın kızı ile yapmıştır. İbn Bibi’nin verdiği bilgiye göre45, saltanatının ilk yıllarında Sultan Alâeddîn Keykubad Kalonoros kalesini hem karadan hem de denizden muhasara etmişti (muhtemelen 1221-1222). Kale Sahibi Kir-Fard46 aralıksız bir şekilde devam eden hücumlara dayanamayacağını anlayınca barış teklifinde aracı olması için Antalya Subaşısı Mübarizeddîn Er-Tokuş’a elçi gönderdi. Er-Tokuş durumu Alâeddîn Keykubad’a arz edince sultan buna çok sevindi ve barış teklifini kabul edebileceğini söyledi. Bunun üzerine Kir-Fard, Sultan I.Alâeddîn Keykubad’a bir mektup yazarak "Her tarafı kapsayan merhametiniz ile bana aman ve saltanat diyarınızda geçinecek bir yer verilirse hakkımda büyük bir lütûf ve kul severlik olacaktır" dedi. Sultan, Kir-Fard’ın teklifini kabul etti ve dedi ki "Sadakatini ispat için ailesi efradından birini akrabalığımıza arz ederse hakkında güvenimiz artmış olur." Kir-Fard’da sultanın isteği doğrultusunda kızlarından birini Alâeddîn Keykubad’ın haremine gönderdi. Bunun üzerine Sultan Alâeddîn Keykubad Konya-Akşehir beyliği menşuru ile beş parça köyün mülkiyetini Kir-Fard’a bağışladığına dair yazılan fermanı bir elçi ile Kir-Fard’a gönderdi.
    İbn Bibi’nin verdiği bilgilerden de anlaşılacağı gibi siyasî bir boyutu olan bu evlilik muhtemelen 1221-1222 yıllarında gerçekleşmiş, ancak gelin adayının ismi ve bir düğün merasiminin yapılıp yapılmadığı hakkında bilgimiz yoktur. Yalnız Sımbad, “Keykubad, Kir-Fard’ın kızı ile evlenmiş, ancak Hristiyan olduğu için ilgilenmemiştir” der47. Osman Turan ise Kir-Fard’ın kızının Alâeddîn Keykubad’ın büyük oğlu II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in annesi olduğunu ve islâm dinini kabul edip Mahperi adını aldığını kaydetmektedir48. Fakat yine Osman Turan, II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in Latin İmparotoru Baudouin’e yazdığı bir mektupta annesinin Hristiyan olduğunu ve babası zamanında da bu inancını koruduğunu kaydetmektedir49. Diğer taraftan Kayseri’deki Hunat Hatun Camii’nin batı kapısındaki kitabe “Bu mübarek mescidin yapılmasına Keykubad oğlu fetihler babası din ve dünyanın bereketi yüce Sultan Keyhüsrev zamanında onun validesi -Allah iktidarını arttırsın celalini daim kılsın- hayrat sahibi din ve dünyanın temiz, dindar ve bilge kraliçesi 635 yılının şevval ayında (Mayıs-Haziran 1238) emr etti. Doğu kapısında ise “Bu mübarek mescidin yapılmasına Keykubad oğlu fetihler babası din ve dünyanın bereketi yüce Sultan Keyhüsrev zamanında -Allah celalını daim kılsın- din ve dünyanın temiz ulu kraliçesi Mahperi Hatun 635 (1238) yılında emretti” ibareleri kayıtlıdır50. Halil Edhem’de Alâeddîn Keykubad’ın Mahperi adında bir kadınla evlendiğini ve II. Gıyaseddîn’in annesi olan bu kadının “Melike Adile” veya “Melike-i Adiliye” diye de bilindiğini ve öldürüldüğünü yazar51. Ancak aşağıda da belirtileceği gibi I. Alâeddîn Keykubad’ın eşlerinden Gaziye Hatun (Eyyûbî Melikesi) “Melike Adile” veya “Melike-i Adiliye” olarak bilinmekte idi. II. Gıyaseddîn zamanında da öldürülmüştür.
    Kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre Sultan I. Alâeddîn Keykubad, Kir-Fard’ın kızı dışında Eyyûbî Melikesi Gaziye Hatun ele evlenmiştir. Ancak bu evlilik akdinin tarihi ne İbn Bibi’de ne de Eyyûbî kaynaklarında verilmektedir. Yalnız Müneccimbaşı 624/1226-1227 tarihini vermektedir52. Olayların tarihi seyrine bakıldığında gerek Eyyûbîler gerekse Sultan I. Alâeddîn Keykubad açısından bu evlilik son derece önemlidir. Çünkü I. İzzeddîn Keykavus’un Halep Seferi (615/1218-1219) arasında gerginleşen Türkiye Selçuklu-Eyyûbî ilişkileri I. Alâeddîn Keykubad’ın, Melik Eşref’in desteğini gören Amid Sahibi Mesud’un üzerine düzenlediği sefer nedeniyle daha da gerginleşti. Hatta Amid seferinde Melik el-Eşref’in Şam orduları komutanı olan İzzeddîn b. Bedr Türkiye Selçuklularına esir düşmüş ve Kayseri’de haps edilmişti. Ancak, Amid Sahibi Mesud’un itaat talebinden sonra Sultan Alâeddîn Keykubad, Doğu Anadolu bölgesinin hareketliliğini göz önünde tutarak Eyyûbîler ile arasındaki kırgınlığı gidermek ve dostluğu daha sağlam temellere oturtmak için onlarla akrabalık bağı kurmaya karar verdi. Bu fikrini gerçekleştirmek için de ilk iş olarak İzzeddîn b. Bedr’ı maiyetiyle birlikte hapisten çıkarttı ve ona hilatler hediye edip hürmet göstererek Şam’a gitmesine izin verdi. Sultan Alâeddîn Keykubad devlet işlerinin görüşüldüğü bir sırada Naib Hokkabazoğlu Seyfeddîn’e Eyyûbîler ile akrabalık kurma fikrini açtı ve gerekli hazırlıkların yapılmasını emretti. Devletin hazineleri, came-haneleri (elbiselerin muhafaza edildiği yer ), stabllar (ahur) açılarak kıymetli mücevherler, kumaşlar, atlar ve katırlar ile Horasan ve Irak’ta imal edilmiş eşyalardan oluşan muazzam bir hazine muteber bir kaç kişiyle birlikte Melik Adil’in kızı Gaziye Hatun’u istemek üzere Hokkabazoğlu Seyfeddîn idaresinde Şam’a doğru yola çıkarıldı. Heyet Malatya’ya varmıştı ki, Hokkabazoğlu Seyfeddîn hastalanarak öldü. Bu haberi alan Sultan Alâeddîn Keykubad onun yerine Çaşnigir Şemseddîn’i tayin etti o da Malatya’ya gelip işleri yoluna koyduktan sonra Şam’a doğru yola çıktı. Bu sırada İzzeddîn b. Bedr elçilik heyetinin gelmekte olduğu haberini alınca durumu Eyyûbî meliklerine bildirdi. Sultan Alâeddîn Keykubad’ın İzzeddîn b. Bedr ve diğer Eyyûbî esirlerine iyi muamele etmesinden etkilenen Adil-oğulları aradaki kırgınlığı daha fazla devam ettirmemek için büyük hürmet ve misafir-perverlik ile Emir Şemseddîn Altunaba başkanlığındaki elçilik heyetini karşıladılar. Ertesi gün Şam’da toplanmış olan Adil-oğulları, Melik Eşref, Melik Gazi, Melik Fahreddîn nikâh akdi için kadıyı ve Çaşnigir Şemseddîn Altunaba’yı davet ettiler. Nikâh kıyılıp, Şemseddîn Altunaba’nın getirdiği hediyeler dağıtılıp, şeker ikram edildi. Gelinin çeyizinin hazırlanması için Çaşnigir Şemseddîn Altunaba bir müddet misafir edildi. Bu süre zarfında Çaşnigir Şemseddîn Altunaba, Sultan I. Alâeddîn Keykubad’ın isteği doğrultusunda işlerin halledildiğini, ancak gelini karşılamak için Malatya’ya kadar gelecek olursa Eyyûbî meliklerine karşı bir nevî lûtuf ve nezaket göstermiş olacağını arz eden bir mektup gönderdi. Bu haber üzerine Sultan Alâeddîn Keykubad derhal Malatya’ya hareket etti. Sultan şehre ulaştığında düğün hazırlıklarının başlamasını ve etrafın süslenmesini emretti. Harput Meliki de sultanın sağdıçlığı ile şereflendirilmişti. Gelin alayıyla birlikte gelen Şam Emirleri için her tarafı altınlar, gümüşler ve mücevheratla süslenmiş yedi tane köşk hazırlattı. Katırlar üzerinde taşınan bu köşkler içinde oyuncaklar, hokkabazlar hünerlerini sergiliyordu. Bir hafta devam eden eğlenceler esnasında her tarafa altın ve gümüş paralar saçıldı. Ertesi sabah gelin alayıyla da Şam’dan gelen misafirlere bol bol ihsanlarda bulunup ülkelerine dönme izni verildi. Ayrıca Sultan Alâeddîn yeni eşi Gaziye Hatun’a da büyük servet takdim ettikten sonra düğün alayı Kayseri’ye doğru hareket etti. Yolda uğradıkları her şehirde düğün merasimleri tertib edilmekteydi. Bu merasimler sultanın ve düğün alayının Antalya’ya varışına kadar devam etti53.
    Sultanın bu evlilikten İzzeddîn ve Rükneddîn adında iki oğlu olmuştur. I. Alâeddîn Keykubad’ın bu evlilikten sonra başka biri ile nikâhlanıp nikahlanmadığı bilin-memektedir. Ancak İbn Nazif el-Hamevî’nin verdiği bilgilere göre54, 629/1231-1232 yılında Melik el-Adil’in kızı Gaziye Hatun’dan olan oğullarından biri ile Melik el-Eşref’in kızının nikâhı Harran’da kıyılmıştır. Bizce Melik el-Eşref’in kızı ile nikâhı kıyılan Selçuklu Meliki muhtemelen Rükneddin’dir. Çünkü Sultan I.Alâeddîn Keykubad bu oğlunu Şam vilayetinin varisi ilân etmiş55, İzzeddîn Kılıç Arslan’ı ise veliahd tayin etmişti. Ancak babalarının ölümünden (1237) sonra bu iki melik ağabeyleri I.Gıyaseddîn Keyhüsrev tarafından öldürülmüştür.
    I. Alâeddîn Keykubad’ın ölümünden sonra tahta çıkan büyük oğlu I. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in evlilikleri hakkında kaynaklarda daha teferruatlı bilgiler bulmak mümkündür. Yeni Sultan I. Gıyaseddîn Keyhüsrev 635/1237-1238 yılında Eyyûbîler ile ilişkilerini kuvvetlendirmek için Tokat Kadısı İzzeddîn’i Halep Hükümdarı Melik el-Aziz’in kızı (Melik el-Nasır’ın kız kardeşi) Gaziye Hatun ile evlenmeyi ve kendi kız kardeşini de Melik el-Nasır’a vermeyi teklif etmek için Haleb’e göndermişti. Sultanın bu teklifi uygun görülmüş ve II. Gıyaseddîn Keyhüsrev ile Gaziye Hatun’un nikahı 50.000 dinar mihir karşılığı Halep sarayında halka açık olarak kıyılmıştır. Nikâhta Melike Gaziye Hatun’un vekili İbnü’l-Adim, Sultan II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in ise elçisi Tokat Kadısı İzzeddîn idi. Nikahtan sonra sultanın elçisi İzzeddîn etrafa altınlar saçmıştır. Daha sonra 4 Şevval 635/ Mayıs 1238 tarihinde Kemâleddîn İbnü’l-Adim, Melik el-Nasır ile II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in kız kardeşi arasındaki nikâhı kıymak için Anadolu’ya hareket etmiştir56.
    Nikâh akdi için Anadolu’ya gelen İbnü’l-Adim 16 Şevval 635/ 1 Haziran 1238 tarihinde Keykubadiye sarayına gelerek Sultan Gıyaseddîn ile buluşur ve nikâhın yapılması uygun görülür. Sultanın kız kardeşinin vekili Kemaleddîn Kamyar ile İbnü’l-Adim, Kayseri kadısı ve şahitler huzurunda daha önceki gibi 50.000 dinar mihir karşılığında nikâhı gerçekleştirirler. Anlatıldığına göre; nikâhtan sonra etrafa saçılan altın ve gümüşün tarifi mümkün değildi. Yalnız İbnü’l-Adim etrafa 1000 dinar saçmıştı. Ayrıca bol bol şeker ve elbiseler de dağıtılmıştı. Emir Kamereddîn de Kayseri’de kıyılan nikâhtan sonra Halep’te altınlar saçmıştı57.
    Sultan I. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in Eyyûbî melikesi dışında Gürcü prensesi ile evlendiğini biliyoruz. İbn Bibi’nin verdiği bilgilere göre58, Sultan Gıyaseddîn Keyhüsrev tahta oturup, emir ve yasakları geçerli olunca babası zamanında gerçekleşen evlilik akdi58gereği Gürcü melikesi ile evlenmek için Müstevfî Şihabeddîn Kirmani’yi
    görevlendirdi. Onu, çok miktarda hediye ve armağanla (süs eyaları ve zengin hazineler ile) yola çıkardı. Gürcü (Abhaz) ülkesine vardıkları zaman bütün hazırlıklar tamamlanmıştı. Vermeyi vaad etikleri şeyleri teslim ettiler. Yapılacak diğer işleri de yapmak ve dönüş hazırlıklarını tamamlamak için birkaç gün orada kaldıktan sonra şehirden ayrıldılar. Erzincan’a varınca Şihabeddîn, bir ulağı sultana gönderdi. Sultanın emri üzerine şehirlerde eğlence kasırları kurdular. Emirlerin, ileri gelenlerinin eşleri gelinin elini öpmek için sıraya girdiler. Kayseri’ye gelince vuslat gerçekleşti. Ertesi sabah sultan huzuruna gelen itibarlı kimselere dinar ve dirhem saçtı, değerli hediyeler verdi. Gürcü emirler de büyük iktalar ve çok miktarda bağışlar elde ettiler. Tarihi kesin olarak bilinmeyen bu evlilikten İbn Bibi’nin verdiği bilgiye göre59, Melik II. Alâeddîn Keykubad doğmuştur.
    Eyyûbî melikesi ve Gürcü prensesi dışında Sultan II. Gıyaseddîn Keyhüsrev ailesi Konya’da ikamet eden biri zengin diğeri de muhtemelen Rum asıllı bir papazın kızı olan iki Hristiyan hanımla daha evlenmiştir. Bu hanımlardan birinin adı Berduliye olup Melik II. İzzeddîn Keykavus’un annesi olarak bilinmektedir60. İsmi bilinmeyen diğer Rum asıllı eşinden de Rükneddîn Kılıç Arslan doğmuştur61.
    Yine İbn Bibi’nin belirttiğine göre62, Kögonya hakimi Muzaffereddîn Muhammed’e, Alâeddîn Keykubad’ın tabiyetine girdikten sonra Afşin (Erbisus) mülkiyet, Kırşehir de kendisine ikta verildi. Muzaffereddîn buraya yerleştikten sonra Sultan II.Gıyaseddîn Keyhüsrev onun kızlarından birini kendisine eş olarak isteyince onun bu isteğini geri çevirirken, “Sultan, günlerini sokak serserileri gibi sefahat ve işret içinde geçiriyor. Onun için ailemizin damatlığına yakışmaz” dedi. Sultan, duyduğu saygı yüzünden ona kızmadı. Aksine ondan özür diledi. Daha sonra onun iffetli kızı, padişahın kutlu haremine girince Melik Muzaffereddîn’in oğulları, Rum ülkesi padişahlarının gözünde her zaman saygı duyulan ve dedikleri yapılan kimseler olarak göründüler. Fakat bu evlilik kaç tarihinde gerçekleşti ve çocuğu var mıydı bilinmemektedir.
    II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in evliliklerine dair Osman Turan’da şu bilgiler de geçmektedir23, “Latinler İznik Rum İmparatorluğunun saldırılarına karşı 1243 Kösedağ mağlubiyetinden önce Gıyaseddîn Keyhüsrev ile ittifak yapmıştı. Sultan bu ittifakı kabul ederken Latin İmparatoru Baudouin’in Fransa’daki akrabasından bir prensesle evlenmeyi şart koşuyordu ve İmparatora yazdığı mektupta; prensesin sarayda dinini muhafaza edebileceğini ve bir ibâdet-haneye sahip olabeliceğini, beraberinde de bir papaz getirebileceğini bildiriyordu. Zira babası hayatta oldukça, bir Rum kadın olan annesinin kendi ibadetine müsade edildiğini söylüyordu. Bundan başka sultanın elçisi her şehirde Hristiyan kilise ve papazların, Rum, Ermeni ve Süryanilerin, İstanbul Patriğini ve Roma Kilisesini tanımalarını sağlayacağını da bildiriyordu. Ancak Kösedağ yenilgisinden sonra Moğol tehlikesi nediniyle Latinler yerine İznik İmparatorluğu ile anlaşmayı Gıyaseddîn Keyhüsrev tercih edince bu evlilikte gerçekleşmemiştir.”.
    II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in yukarıda adı geçen çocukları dışında hangi evliliğinden olduğu bilinmeyen Selçukî Hatun adında bir kızı olduğunu biliyoruz. Kaynaklarda hakkında bilgi bulunmayan bu melikenin muhtemelen 683/1284-1285 tarihinde vefat ettiği bilinmektedir. Zira büyükannesi Mahperi Hatun’un Kayseri’deki türbesinde belirtilen tarihi ihtiva eden bir kitabesi yer almaktadır64. Ayrıca Müneccimbaşı’da verilen bir bilgiye göre II. İzzeddîn Keykavus ile birlikte Bizans’a giden bir kızı var, fakat bu melikenin Selçuk Hatun ile aynı kişi olup olmadığı hakkında kesin bir bilgi yok3.
    Sultan II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in 1246 yılında ölümü üzerine yerine devlet erkanının tercihi ile oğlu II.Izzeddîn Keykavus geçmiştir. Kılıç Arslan, Siyavuş (?), II. Mesud, Ferâmurz, Geyûmers olmak üzere muhtemelen beş erkek ve en az iki kız çocuğu olduğunu bilmekteyiz. Fakat çocuklarının annesi, ya da anneleri ile ne zaman evlendiğine dair bilgimiz yoktur. Osman Turan, küçük oğlunun İstanbul’da yaşamayı tercih etiğini ve “Melik Konstantin"namıyla anıldığını, bir kızınında inanç olarak Hristiyanlığı seçtiğini belirtmektedir. Kızlarından birinin adını Hand Fatma Hatun olarak 1300-1301 tarihinde inşa ettirdiği Süt Tekkesi (Ferhuniye / Keykavus Kızı Türbesi, Mescidi ve Ferhuniye Darü’l-Huffazı)’nin kitabelerinden öğrenmekteyiz4.
    Rükneddîn IV. Kılıç Arslan’ın Fatma Hatun, Gazâlya (Gazāliya) ve Gumaç Hatun adında üç eşinin olduğu bilinmektedir. Fakat gerek adı geçen hatunlar hakkındaki bilgimiz, gerekse onlar ile ne zaman evlendiklerine dair malumatımız yoktur. Sadece Karamanoğullarının Selçuklulara karşı nüfuz sahalarını genişletmelerinden rahatsızlık duyduğu için onlarla akrabalık ilişkisi kurduğunu biliyoruz. Ayrıca Menakibü’l Arifin’de geçen bir bilgiye göre5; Gumaç Hatun Tokat’lıdır. Bu evliliklerden başta III. Gıyaseddîn Keyhüsrev olmak üzere biri erkek ikisi kız en az üç çocuk sahibi olduğu bilinmektedir. Fatma Hatun’dan olan kızı Selçuk Hatun (Hudavend Hatun) 1276 yılında İlhanlı hükümdarı Abaka'nın oğlu olan Argun ile evlendirilmiştir. Fakat damat adayının Budist olmasından dolayı bu evlilik pek hoş karşılanmamıştır6. Bu evlilik ile ilgili olarak Ebu’l-Ferec şunları kayd etmektedir7: Rum diyarının idaresini elinde bulunduran Pervane Moğolların Mısırlılara karşı temayül göstermekte olmasının şüphe uyandırmasından endişe ederek Sultan Rükneddîn’in kızını aldı ve hanlar hanınına hizmet etmek üzere götürüldü ve şu sözleri söyledi: “Mısırlıların gelip bu kızı ele geçirmek istediklerini haber aldım. Onun için acele ederek onu buraya getirdim”. Yine İbn Bibi’nin belirtiğine göre69, Gazaliya Hatun’dan olan kızı da Karamanoğlu Mehmed Bey’in baskıları ile Cimri (Siyavuş) ile evlendirilmek istenmiştir. Gazaliya Hatun ise mecburen de olsa bu işe evet demiş, ancak çeyizin hazırlanması için dört ay süre istemiştir. Bu süre dolmadan Cimri tahttan indirildiği için evlilik gerçekleşmemiştir.
    II. Alâeddîn Keykubad babası (II. Gıyaseddîn) öldüğünde takriben 7 yaşında idi. 1254 yılında öldüğüne göre (yaklaşık 15-16) evlenip çocuk sahibi olma olasılığı azdır. Zaten buna dair kaynaklarda da hiç bir bilgi geçmemektedir.
    1266-1284 yıllarında Türkiye Selçuklu tahtına oturan III. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in kiminle evlendiğini bilemiyoruz. çocuklarından birinin adı V. Kılıç Arslan olup bazı araştırıcılara göre son Selçuklu sultanıdır. III. Gıyaseddîn Keyhüsrev öl- dürüldükten sonra annesi (IV. Kılıç Arslan’ın eşlerinden biri) saltanatın iki torun ile II. Mesud arasında paylaşılmasını istemiş, bunu gerçekleştirmek içinde Karamanoğlu Güneri Bey ile Eşrefoğlu Halil Bey’den yardım istemiştir (Güneri Beye Beylerbeylik, Halil Beye’de saltanat naibliği vermeyi vaad etmiştir). 14 Mayıs 1285 (8. Rebiü’l-evvel 684) tarihinde III. Gıyaseddîn’in çocukları Konya’da tahta oturmuştur. Ancak kısa bir süre sonra tahttan indirilip Argun Han’a götürülmüş ve orada yapılan yargılanma sonucu III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in çocukları olmadığı anlaşılmış ve öldürülmüşlerdir8.
    III.Gıyaseddîn Keyhüsrev’den sonra onbeşinci Türkiye Selçuklu sultanı olarak II. İzzeddîn Keykavus’un oğlu olan II. Mesud’u görmekteyiz (1284-1296). İlhanlılar’ın hâkimiyetinde oldukça karışık geçen saltanatı zamanında mı yoksa melikliği döndeminde mi evlendiğine dair kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. Fakat Müneccimbaşı’nın verdiği bilgiye göre71; Gazan Han, Simre, Kastamaonu, Sinop ve Samsun eyaletleri İznik ve Karesi sınırına kadar olan yerleri Gıyaseddîn Mesud’un oğlu Gazi Çelebi’ye vermişti. Gazi Çelebi karada ve denizde kâfirlerle cihâd yapmakla meşguldü.
    Sultan II. Mesud’dan sonra yaklaşık iki yıl kadar boş kalan Türkiye Selçuklu tahtına yeğeni (II. İzzeddîn Keykavus’un oğlu olan Ferâmuz’un çocuğudur) III. Alâeddîn Keykubad’ın geçtiğini görüyoruz. Aksarayî’nin verdiği bilgiye göre72; II. Suriye seferinden perişan halde dönen Gazan Han’ı Diyarbekir bölgesinde iyi bir şekilde karşılayınca Moğol hanedan ailesinden Hülagu’nun kızını III. Alâeddîn Keykubad ile evlendirmiştir. Bu evliliği sayesinde de daha sonra yapılan yargılama sonunda idama mahkum edilmekten kurtulmuştur. Sultanın bunun dışında kiminle evlendiği ve çocuğunun olup olmadığına dair başka bir bilgi yoktur.
    III. Alâeddîn Keykubad’tan sonra Türkiye Selçuklu tahtına bir kez daha II. Mesud’un geçtiğini görüyoruz (1302-1308?). Fakat kaynaklar özellikle İrincin Noyan’ın Moğol kuvvetleri kumandanı tayin edilişinden sonra (1305) varlığı ile yokluğu belli olmayan II. Mesud’a dair bilgi vermezler ve genelde de 1308 yılında sultanın öldüğü kabul edilir. Ancak bazı araştırmacılar II. Mesud’tan sonra III. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in oğlu olan V. Kılıç Arslan’ın (1310-1318) yıllarında hüküm sürdüğünü ve Melik Alâeddîn adında bir oğlu olduğunu kabul ederler. Osman Turan, Türkiye Selçuklularına ait oluşturduğu şecerede III. Alâeddîn Keykubad’tan sonra Türkiye Selçuklu tahtına bir kez daha Melik Alâeddîn’in geçtiğini ve 1365 yılında öldüğünü gösterir73.
    Sonuç olarak diyebiliriz ki Türkiye Selçuklu Sultanları başta kendilerinin ki olmak üzere çocuklarının evliliklerinin çoğunu takip ettikleri siyasi politikaya göre gerçekleştirmişlerdir. Ancak veliaht olarak tahta çıkan veya çıkacak olan meliklerde anne tarafından asalete öncelik tanındığına dair kesin bir kural yoktur. Ayrıca nikâh törenlerindeki bir çok âdet (şeker dağıtılması, saçı saçılması, çeyiz hazırlıkları…gibi) günümüzde hâlâ devam etmektedir.
  6. may queen

    may queen Guest

  7. may queen

    may queen Guest

    yhaa bn yanlışlıkla yükselişi verdim sana ama orda kuruluşa tıklarsan çıkar
  8. ~~Özge~~

    ~~Özge~~ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    1.864
    Beğenileri:
    1.697
    Ödül Puanları:
    36
    • Kutalmışoğlu Süleyman Şah

    • Vezir Ebu'l Kasım

    • I. Kılıç Arslan

    • Şahin Şah

    • I. Mesud
    ezgi09 bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş