Acıklı bir aşk hikayesi

Konu 'Alıntı Yazılar' bölümünde şems16 tarafından paylaşıldı.

  1. şems16

    şems16 Üye

    Katılım:
    30 Aralık 2010
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0

    SOĞUK AŞK
    Üniversitenin yaz tatiline girmesine on gün kalmıştı. Her öğrenciye, dönem sonu sınavlarının telaşı bulaşmıştı biraz. Bunaltan yaz sıcakları, ağaç gölgelerine hapsetmişti herkesi.
    Delikanlı, iki yıldır geçemediği dersi okutan hocanın odasından ümitlerini bırakarak çıktı. Ona göre bu ders, uzun bir maratonun bitiminde ayağına dolanan bir çalı gibiydi. Anlaşılan yine geçemeyecek, seneye tekrar etmek zorunda kalacaktı. Farkında olmadan kapıyı hızla kapatması, içeri girmek için bekleyen kız öğrencinin irkilmesine sebep olmuştu. Delikanlı, dalgınlıkla hızlı çektiği kapının önünde duran kızı fark etmemişti. Elindeki kitapların da etkisiyle boynu sağa bükülmüş kız, ürkek sesiyle “İçerisi müsait mi?” diye sordu. Delikanlı, evet der gibi başını öne doğru salladığında, genç kız, alımlı güzelliğinin göstergesi küçük eliyle kapıyı tıklayıp içeri girdi. Odanın dışında güzelliğine hayran olmuş bir çift göz bırakmıştı. Delikanlının zihnine yerleşen güzellik, geçemeyeceği dersi unutturmuştu. Belki hemen odadan çıkarsa tekrar görürüm düşüncesiyle yavaş yavaş yürüdüğü koridorun sonundan dönüp gözden kayboldu.

    Küçük bir araştırmanın sonunda, kızın ismini ve sınıfını öğrenen delikanlı, tesadüflerle süslediği karşılaşmalarla dikkatini çekmeyi başarmıştı. Günler ilerledikçe doyumsuzlaşan görme arzusu, kızın peşinde, fiziki yönden uyuşmayan gölgesi haline getirmişti onu. Kız sürekli peşinde birinin olmasını önceleri dikkate almamış, hatta bu durum biraz da hoşuna gitmiş, fakat sonraları rahatsız olmaya başlamıştı. Bu rahatsızlık kısa süre sonra yerini korkuya bırakmıştı. Çirkin sayılabilecek bir yüzün takibi altında olmak ürperti verir olmuştu.

    Delikanlı, okul kapanmadan bir gün önce, kumbaraya atılan bozuk paralar gibi biriktirdiği cesaretini yanına alıp okul kapısında beklemeye koyuldu. Onunla konuşmaya kararlıydı. Bu konuşma iyi bir başlangıç ya da kötü bir son olabilirdi. Genç kıza, günlerdir aklından çıkmadığını, çok etkilendiğini söyleyecekti. Kapıya doğru yaklaşan kızı durdurdu. Heyecanına, terlemesine, sıkılmasına hatta nefesinin kesilmesine rağmen, içinden geçenleri söylemeye çalıştı. Kız, korkularının yersiz olduğunu anlamıştı. Karşısında heyecanla bir cevap bekleyen delikanlının söylediklerini umursamadan,“Seni artık peşimde görmek istemiyorum. Duyguların umurumda bile değil. Bir daha beni rahatsız etme! Her gittiğim yere peşimden gelme!” dedikten sonra oradan hızlı adımlarla uzaklaşıp gitti. Delikanlı, kaçar gibi giden kızın arkasından boş gözlerle bakıyordu. Hafif bir rüzgârda bütün yaprakları dökülen gelincik çiçeği gibi yalnız, anlamsız ve çaresizdi.

    Günlerce eve kapandı. Ölmeyecek kadar yiyor, çok az uyuyor, sadece onu düşünüyordu. Okullar da tatil olmuştu. O günden sonra kızı hiç görememişti. Kızın ağzından çıkan, güzelliğiyle zıt cümleler aklından çıkmıyordu. Ne yapması gerektiğini bilmeden çareler arıyordu. Galiba en iyisi unutmaktı. Memleketine dönmeye karar verdi. Belki de başka şehirlerde olmak çare olacaktı. Ertesi gün sabahın ilk ışıklarıyla aşkını barındıramayan şehri terk etti.

    Günler hızla geçiyordu. Delikanlı memleketine döneli tam on beş gün olmuştu. Akıttığı gözyaşları içindeki yangını bir türlü söndürmüyordu. Göz görmeyince gönül katlanmıyor, katlanarak artan sadece aşkı oluyordu. Sebepsiz taşıdığı bir ümit vardı içinde. Bugün reddeden kız, sanki bir gün kendini kabul edecekti. Belki de memlekete hiç gelmemeli, pes etmemeliydi. Ona sevgisindeki samimiyeti anlatmadıkça nerden bilebilirdi ki? Her saniyesini sevgisini kanıtlamaya harcayacağı günlerin başlaması için tekrar kızın yanına dönmeye karar verdi. Onu Bir an önce görme arzusuyla hazırlıklarını hızla tamamladı. Fethe çıkan kumandan edasıyla yola düştüğünde hedefinde etrafı yüksek duvarlarla çevrili bir gönül vardı.

    Kilometreleri heyecan ve sabırsızlıkla örülü bir yolculuktan sonra şehre vardı. Şehirdeki hareketlilik gitmiş, tatilin ve sıcakların etkisiyle bomboş sokaklar kalmıştı. Günler sonra kızın evinin önündeydi. Ne gelen vardı ne giden. Evin karşısındaki parka oturup beklemeye başladı. Karanlık çökmek üzereydi. Parka bakan odanın ışığının yandığını gördü. Işığın yanması, içindeki yangını alevlendirmişti. Bir ara kız, perdeleri aralayıp dışarı baktığında, gözlerindeki ışığı göremeyen kızın kendini fark etmesi için oturduğu yerde kıpırdanmaya başladı. Genç kız etrafa uzun uzun baktıktan sonra parkta bir bankın üzerinde oturan delikanlıyı fark etti. Ansızın kapattığı pencere ve perdeler yüzündeki şaşkınlığı gizlemeye yetmemişti.


    ***
    Delikanlı, okullar açılana kadar neredeyse bütün gününü parkta sevdiği kızı görme umuduyla geçirdi. Sabaha kadar parkta oturduğu günlerin, üzerine doğan güneşin sayısını unutmuştu. Kız dışarı çıktığı zaman, peşinde gölge olmuş, bulduğu her fırsatta aşkını ilan etmiş, samimiyetine inanmasını istemişti. Yaz boyunca, onu parktan kaldırmaya gelen polislere, bekçilere zararsız olduğunu anlatmaya çalışmıştı. Her reddedilişinde içindeki yangın daha da büyümüştü.


    Okulların açılması delikanlıya, sevdiği kızı daha çok görmenin yolunu da açmıştı. Okul, sevdiğini görmek için bir araçtı artık. Ara ara ailesiyle görüşüyor, çok çalıştığını bu yıl okulu bitireceğini söylüyordu.

    Genç kızın karşılaşmamak için yolunu değiştirmesi delikanlıya yeni yollar bulduruyordu. Duygularını kâğıtlara yazıp vermek bunlardan biriydi. Hiçbirine cevap alamadığı mektupların bazısı delikanlı verir vermez yırtılıp atılıyordu. Günler geçiyor, delikanlının çaresizliği geçmiyordu.

    ***
    Sonbahar bütün hüznü ve acısıyla geçmiş, kış bastırmıştı. Delikanlının bedeni yaşadıkları karşısında zayıf düşmüştü. Bir yıl yaşamıştı on yıla bedel. Artık eskisi gibi parkta oturamıyor, ders çıkışlarında saatlerce bekleyemiyordu. Arada bir hava iyi olursa parka gidiyor, halsiz bedeninin üzerine güneş doğana kadar bekliyordu.
    Son zamanlarda hiç evden çıkamamıştı. Çok hastaydı. Hastalığı ve şiddetli kış, sevdiğini göstermiyordu. Onunla konuşmak şöyle dursun, görmek bile yetecekti. Çok özlemişti. Sıkı sıkı sarıldığı battaniyesini bir kenara atıp, güçlükle ayağa kalktı. Havanın soğuğuna ve yağan kara aldırmadan parka gitmeye karar verdi.
    Kışa direnen üç beş çam ağacının yeşili dışında park beyaza bürünmüştü. Üzerini kar kaplamış bankı, eliyle temizledikten sonra oturdu. Titreye titreye kızın pencerenin önüne gelmesini bekledi. Arada bir ellerini ağzına götürüp üflüyor, ısınmaya çalışıyordu. Akşam olmak üzereydi. Kız, ince ince yağan karı izlemek için perdeleri araladığında soğuğa ve yağan kara aldırmadan, bankta oturan delikanlıyı gördü. Gece geç saatlere kadar biri pencerenin önünde, neler olacağını merak ederek, diğeri bankın üzerinde titreyen yüreğindeki ümitle oturdu. Sanki şimdiye kadar kendini kabul etmeyen kız, bu gece kabul edecekti.

    Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Kız dışarıda kendisi için bekleyen delikanlıya aldırış etmeden uyuyordu. Sabaha karşı yüzünde boncuk boncuk terlerle sıçrayarak uyandı. Rüyasında delikanlıyı görmüştü. Yine aynı parkta oturuyor, kızın yüzüne bakmıyordu. Belli ki çok kırılmıştı. Kız, ne olduğunu soruyor, delikanlı cevap vermiyordu. Bir ara delikanlı, “Hâlâ inanmıyorsun değil mi?” diye sorduktan sonra devam etti. “Şimdi ben gidiyorum, sevgimi sana işte bu gece, işte bu sabah, işte bu rüzgâr, işte bu yağan kar, işte bu üzerime doğan güneş anlatsın” deyip ortadan kayboldu. Delikanlı, işaret parmağını havaya kaldırıp, işte bu gece dediğinde gece oluyor, işte bu sabah dediğinde güneş doğuyor, rüzgâr dediğinde şiddetli rüzgârlar esiyor, kar dediğinde lâpa lâpa karlar yağıyordu. Kız, rüzgâr estiğinde, kar yağdığında sanki donuyor, güneş çıktığında sanki yanıyordu.

    Yataktan kalkıp pencerenin önüne gitti. Perdeyi aralayıp baktığında dışarıda çok şiddetli kar yağıyordu. Pek uzağı göremedi; ancak parkta oturan bir adam silüeti vardı. Sabah olmasına az kalmıştı. Tekrar yatağına uzanıp gözlerini tavana dikti. Gördüğü rüyanın etkisindeydi. İçinden, “Sabah olduğunda yanına gider, özür dilerim. Beni affetmesini isterim.” diye geçirdi.

    Sabah olmuştu. Güneşin ilk ışıklarıyla kendini dışarı atıp, söyleyeceklerinin provasını yaparak parka doğru ilerledi. Parka yaklaştığında delikanlının oturduğu bankın etrafında dört beş kişi gördü. Bunlardan biri polisti. Bu manzara ile birkaç kez daha karşılaşmıştı. Mahallenin namus bekçileri, delikanlıyı defalarca polise şikâyet etmişti. Herhalde yine öyle bir durum yaşanıyordu. Banka iyice yaklaşmıştı ki birden, parkın girişinde bir adamın, “Ambulans geldi” diye bağırdığını duydu. Hızlı bir kaç adım daha attı. Bankın yanına geldiğinde; üzerini kar kaplamış, içinde hâlâ bir umut olduğu belli olan, delikanlının soğuktan donmuş, cansız ve cılız bedeniyle karşılaştı.

    Mavi ışıklı ambulansın acı sirenleri, bu kez de delikanlının donmuş bedenini morga götürmek için çalıyordu...


    Alıntı:

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    büşra-44 ve dj_pelin bunu beğendi.
  2. dj_pelin

    dj_pelin Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    23 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.587
    Beğenileri:
    2.733
    Ödül Puanları:
    113
    Ay :eek: Çok Çok Güzel Gözlerim Doldu :(

    Teşekkürler Arkadaşım...:eek:
  3. yabancıı

    yabancıı Üye

    Katılım:
    15 Haziran 2011
    Mesajlar:
    34
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    0
    çok garip birazda bence anlamsız bir aşk..
    bırak dış görünüşüne aşık olmayı şimdi kişiliğine bakarak bile bir insanı sevemiyor aşık olamıyoruz::S yazık olmuşş

Sayfayı Paylaş