Adolf Hitler

Konu 'Tarihçiler' bölümünde Lethe tarafından paylaşıldı.

  1. Lethe

    Lethe Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Nisan 2010
    Mesajlar:
    8.551
    Beğenileri:
    8.201
    Ödül Puanları:
    113

    Adolf Hitler (d. 20 Nisan 1889, Braunau, Yukarı Avusturya - ö. 30 Nisan 1945, Berlin, Almanya), 1933 itibari ile Almanya'nın başbakanı ve 1934'den ölümüne kadar Almanya'nın "Führer"(Lider) iydi. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi(NSDAP)'nin kurucusu ve lideriydi.

    Hitler, Almanya'da Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan krizden güç kazandı. Propaganda ve karizmatik bir dille, alt ve orta tabakanın ekonomik istemlerine ümit veriyordu; bunun yanında da belli bir seviyede nasyonalizm, anti-semitizm ve anti-komünizm de sunuyordu. Ekonominin tekrar kurulması, yeniden silahlandırılmış bir ordu ve totaliter ve faşist bir rejimle; Hitler saldırgan bir dış politika izleyerek Alman "yaşam alanı"nı (Lebensraum) genişletmek amaçıyla Polonya'ya saldırdı. Hızlı saldırgan savaş taktikleri ile Avrupa'nın büyük bölümünü istila etti. ABD'nin 2. Dünya Savaşı'na katılımı ve Rusya'ya lojistik desteği sonucu gerilemeye başlayan Alman ordusu, sonunçta müttefiklerin Berlin'e girmesi ile 3. İmparatorluk tarihe karıştı. İntihar eden Hitler'in yakılmış cesedi ise büyük bir ihtimalle Kızıl Ordu tarafından yok edildi. Nazi'lerin ırkçılığı sonucu yaklaşık 11 milyon kişi savaşta öldürüldü. Bunların arasında 6 milyon musevi vardı, ve Yahudi Soykırımı olarak tanındı. Hitler'in başlattığı 2.Dünya Savaşı boyunca toplam 62 milyon insan hayatını kaybetmiştir.

    Savaşın son günlerinde Rusya'nın Kızıl Ordu'su tarafından istila edilen Berlin'de; Hitler, eşi Eva Braun ile Berlin'deki yeraltı sığınağında intihar etti. Yakılan cesetleri daha sonra ortadan kaybolmuşsa da, Kızıl Ordu tarafından yok edildikleri tahmin edilmektedir.
    Çocukluğu ve İlk Gençlik YıllarıAdolf Hitler, 20 Nisan 1889 yılında Almanların yoğunlukta olduğu Yukarı Avusturya'nın Braunau kasabasında doğdu. Avusturya vatandaşı idi. Bir gümrük memuru olan Alois Hitler (1837–1903) ve Klara Poelzl (1860-1907) 'ün beş çocuğundan üçüncüsüdür. İlk tahsilini doğduğu kasabada yaptı. Orta tahsiline Linz şehrinde başladı. O sıralarda, ilerde memur olmasını isteyen babasıyla zıtlaşıyor, ileride ressam olmak istediğini söylüyordu. Sevmediği dersleri asıyor, hiç ilgilenmiyordu (ileride öğretmenlerini çok sert biçimde eleştirmiş, sadece tarih öğretmenini çok sevdiğini ve ona çok şey borçlu olduğunu belirtmiştir).

    On üç yaşında tüberkülozdan babasını kaybetti. Daha sonra ağır bir ciğer hastalığı geçirmiş, bir yıl kadar okuldan ayrı kalmış, sonrada maddi sorunlar nedeniyle okula geri dönememiştir. Annesine bakma sorumluluğuyla inşaatta işçi olarak çalışmaya başladı. Gençliğinde kazandığı küçük miktarda paranın önemli bir kısmını kitaplara ayırıyordu. İçindeki anti-semitizim(yahudi düşmalığı) ise o zamanlar başlamıştır. İlk başlarda bu fikre karşı çıksada yahudilerin birbirlerini kültür, sanat, politika, iş hayatı gibi bütün alanlarda kayırdıklarını düşünmeye başlayınca, Yahudileri sevmemeye başlamştır. Kendisi bu konuyu şöyle der: "Ne zaman bir tiyatro gösterisi, bir müzik abartılsa yahudi yapımı bir şey olduğunu görüyordum. Bunu abartanlarda yahudilerdi. Bir çok alanı ele geçirdikleri için tüm alanlarda birbirlerini kayırıyorlardı. Güzel bir alman yapıtı 10 üzerinden 5 alamazken yahudi yapıtları 10 alıyordu. Bu yüzden bir anti-semitist olmaya karar verdim."

    Babasız ve parasız zor yaşam şartlarının üstüne bir de on dokuz yaşına geldiği 1907 yılında annesini kaybetti. Annesiyle hep ayrı bir bağ olduğundan söz eder ve o öldüğünde babasının ölümünden daha fazla üzüldüğünü anlatır.
    Adolf Hitler
    Ressam olma ümidiyle Viyana Güzel Sanatlar Akademisi sınavına girdi ancak başarısız oldu. Bir süre, yapıp sattığı resimlerden kazandığı parayla, sefalet içinde yaşadı. 1912'de Viyana'dan Münih'e geldi.
    1914'de I. Dünya Savaşı çıkınca Hitler, Bavyera ordusuna gönüllü olarak girdi. Alman mağlubiyetinden sonra Hitler, arkadaşı mühendis Feder ve altı kişi tarafından kurulmuş olan Alman İşçi Partisi isimli gizli bir fırkaya katıldı ve kısa sürede bu fırkanın reisi oldu. Fırkanın adını NSDAP (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiter Partei/ Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi) olarak değiştirdi ve nüfuzunu arttırdı. Taraftarlarına kısaca "Nazi" ismi verildi. Kendisine de, taraftarları, rehber anl***** gelen "Führer" lakabını verdiler. Parti 25 maddelik bir program hazırladı. Bu programın ilk maddesi Almanya'yı Versay'ın zilletinden kurtarmak idi. Alman vatandaşlığının yalnız Alman kanını taşıyanlara hasredilmesi lazım geleceği programın temel maddelerindendi. Aynı zamanda büyük sermayeyi devleştirmek de yine programın esaslarından birini teşkil eder. Völkischer Beobachter adlı gazeteyi yandaşları çıkarıyordu. Josef Goebbels bu gazetenin tamamen parti bülteni halini almasını sağladı. Gazetede partisinin fikirlerini açıklayan makaleler yayınladı.
    Siyasi Kariyeri
    1924deMünih'ten hükümeti devirmek için teşebbüslerde (Birahane Darbesi) bulundu fakat başarılı olamadı. Bunun üzerine 10 ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde "Mein Kampf" (Kavgam) isimli bir kitapta fikirlerini yazdı. Bu kitap, partinin bundan sonraki faaliyetlerine yön verdi. 1924 ve 1929 yılları arasında partisi başarısız oldu. Ancak Dünya Ekonomik Krizinden sonra daha fazla oy kazanabildi (1929). 1930 seçimlerinde yüzde 18 oy ile SPD'den sonra ikinci büyük parti oldu. Hitler'in oyları Katoliklerden daha fazla Protestanlardan, şehirlerden daha fazla kırsal bölge ve kasabalardan, işçilerden daha fazla orta ve üst kesimden geldi.

    1932 yılında yapılan üçüncü genel seçim, 31 Temmuz tarihlidir. Seçim sonuçlarından yine parlamentoda çoğunluğu sağlayabilen bir parti çıkmamıştır. Toplam oyların yüzde 37’sini alan Nazi partisi, parlamentoda çoğunluğu sağlayamamakla birlikte en çok sandalye sayısına sahip partiydi.

    1933 yılının Ocak ayında, Komünistlerin bir genel grevle tüm ekonomiyi işlemez hale getirerek bir “devrimci durum” yaratacakları ya da ülkede içsavaş çıkacağı konusundaki endişeler o derece derinleşmişti ki, Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg Hitler’i, Katolik Merkez Parti’yle bir koalisyon kurarak istikrarlı bir hükümet kuracağı umuduyla başbakan atadı.

    Ancak Katolik Merkez Parti’yle bir anlaşma sağlanamadı. Milliyetçi Parti’nin de desteğini alan Hitler, ülkeyi yeniden bir genel seçime götürdü.

    Hükümette olmak dolayısıyla devletin tüm olanaklarını kullanan bir seçim kampanyası yürütülmüştür. Öte yandan Hitler, hiçbir şekilde ulusalcı bir sosyalist olmadığını, gerçekte ne olduğunu çok net bir şekilde, gereken yerlere anlatabilmişti. Bu seçim kampanyası sırasında endüstri ve finans-sigorta devlerinden büyük miktarda mali destek sağladılar.

    27 Şubat 1933 akşamı Reichstag’ta bir yangın çıkmıştır. Büyük ihtimalle Nazi partisi tarafından yapılmıştır. Soruşturma kısa sürede polisi Marinus van der Lubbe adından yarı-deli bir komüniste götürdü. Yangını çıkaranın kendisi olduğunu itiraf etti.

    Ertesi gün, Hitler Hindenburg’a, anayasanın kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili maddelerini ortadan kaldıran bir kararname imzalattı. İzleyen günlerde Nazi partisi ve Milliyetçiler dışındaki tüm partilerin yayınları ve seçim çalışmaları durduruldu.

    5 Mart 1933 günü yapılan seçimlerde Nazi partisinin oyları yüzde 44 düzeyine çıkmıştır. Milliyetçi partilerin oyları düşmüş olmakla birlikte parlamentoda çoğunluk sağlanabiliyordu.

    Seçimlerin hemen ertesinde parlamentodan bir “yetki kanunu” çıkartıldı. Bu kanun, Reichstag’ın tüm yetkilerini dört yıl süre ile kabineye devrediyor, ve çalışmalarına bu süre için ara veriyordu.

    Ancak böyle bir kanun için parlamentoda üçte iki çoğunluk kararı gerekmektedir. Bu çoğunluk kararının nasıl sağlandığı Nürnberg Mahkemeleri tutanaklarına da geçmiştir. Oylamanın yapılacağı gün parlamento SA tarafından kuşatılmış, bazı Sosyal Demokrat parlamenterler içeri alınmamıştır. Zaten 81 komünist parlamenter de seçimlerden önce göz altına alınmıştı.

    23 Mart 1933 günkü parlamento oturumunda “Halkta ve Almanya’daki Sıkıntının Kaldırılmasına Dair Kanun (Gesetz zur Behebung der Not von Volk und Reicht) adındaki yetki tasarısı kabul edilmiştir.

    Bu kararnameyle yürütme ve yasama erklerini eline almıştır. Hemen ardından diğer partileri yasakladı. Büyük bir propaganda faaliyeti yürüterek ve olağanüstü hitabet ve ikna kabiliyetini kullanarak bütün Alman halkını Nazi bayrağı altında birleştirdi. Kendisini, Almanların yanılmaz büyük lideri ilan etti ve halkı da buna inandırdı. Bundan sonra Alman halkı ölümüne kadar Hitler'in peşinden körü körüne gitmiştir.
    Halka, ülkeyi içinde bulunduğu durumdan kurtaracağına söz verdi ve bu yolda çalışmalarına başladı. Almanya'da aşırı artış gösteren işsizliği savaş hazırlığı için kullanarak, iş sahası oluşturdu. Ülke genelinde büyük otobanlar inşa ettirdi.

    Ülkedeki bütün aksaklıkların nedeni olarak Yahudileri ve çingeneler gibi bazı azınlıkları gösteriyor, Alman ırkının üstün ırk olduğunu söylüyordu. Bütün bir Alman halkını da bunlara inandırmayı başardı ve tarihin en büyük soykırım faaliyetine girişti. Bütün Yahudileri toplama kamplarında topladı. Çalışabilecek durumda olanlar ayrıldıktan sonra diğerleri gaz odalarında öldürülüp, fırınlarda yakıldılar. (Bu faaliyetler sadece Almanya'da değil, daha sonra işgal edilen bütün ülkelerde de gerçekleştirildi. Bu şekilde tüm Avrupa'da yaklaşık olarak 5.5 milyon Yahudi ve yarım milyon çingene öldürüldü.) Alman ırkını iyileştirmek adına, binlerce zihinsel engelli insan da hastanelerde, verilen gizli emirlerle öldürülmüştür.

    Savaş sonucunda Almanya'nın yenilgisini gören Adolf Hitler ümitsizliğin iyice artması üzerine 29 Nisan 1945'te Berlin'de karısı Eva Braun'la birlikte aynı anda siyanür hapı içip, önce Eva Braun'u sonrada kendisini bir silah vasıtasıyla vurarak intihar etti. Kendi isteğiyle Führerbunker bahçesinde benzinle cesetleri yakılmıştır. Hitler'in bunu istemesinin sebebinin Sovyet ordusu tarafından yakalanıp teşhir edilmek istememesi olduğu iddia edilmektedir. Tüm bu 'resmi' hikayeye rağmen Hitler'in sonuyla ilgili çeşitli iddialar 'komplo teorileri' seviyesinde de olsa hala tartışılmaktadır.

    Hitler ölmeden önce ikili vasiyetnamesini yazdırmıştır: Siyasi ve Özel Vasiyetname. Hitler'in siyasi vasiyetnamesi bir hınç çığlığıdır. Ona göre; Almanya bütün milletler için bir zehir gibi tehlikeli olan Yahudileri ve Bolşevizm'i kovalamaktan asla vazgeçmemelidir. Almanya'nın geleceğini tartışmasız bu olgu belirleyecektir. Hitler, savaşa girmekte haklı olduğunu savunuyor ve yenilgiden korkak yalancı generalleri sorumlu tutuyordu. Özel Vasiyetinde ise, tüm hayatı boyunca topladığı sanat eserleriyle doğduğu şehir olan Linz'de bir müze kurulmasını istedi. Tüm şahsi mallarını partiye eğer parti kalmamışsa devlete bıraktığını söylüyorduİç politikadaki politika ve uygulamalar
    Hitler, iktidara gelmesinin hemen ardından Alman ekonomisinin düzenlemesini hedef almıştır. Gerek I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasının, gerekse de 1930 yılındaki genel ekonomik buhranın sonucunda Alman ekonomisi ciddi sıkıntılar içindeydi. Yaşanan hiper enflasyon, aşırı boyutlara varan işsizlik ve bunlara bağlı olarak sanayideki kapasite düşüklüğü, Hitler’in izlediği ekonomi politikalarıyla kısa sürede kontrol altına alınmıştır.

    Hitler'in iktidara geldiği 1933 yılını izleyen yıllardaki Alman ekonomisinde gözlenen gelişmeler, çoğu kez Hitler'in olağanüstü başarısı olarak kabul edilir. Hitler'in iktidarın tüm kontrolünü ele geçirmesinin hemen ardından tüm sendikalar kapatılmış, tüm çalışanlar bir "işçi birliği" çatısı altında toplanmış, işçi aidatları, genel bütçeye aktarılmıştır. Ücret artışları ve bunun sonucu olan grev olasılığının kalktığı ekonomide, doğal olarak bir istihdam artışı yaşanmıştır. İşgücü maliyetinin düşmesi ve "iş dünyasındaki barış ve istikrar", işgücü talebini artırmıştır. Teknolojik ve askeri alanlarda büyük yatırımlar yapmıştır.
    Dış politika
    Alman ekonomisinin canlandırılmasının ardından Hitler, izleyeceği dış politikanın temelini oluşturan askeri stratejisini hayata geçirmeye yönelmiştir. Bu stratejinin ilk adımında Alman kara, deniz ve hava kuvvetlerinin, Versay anlaşmasıyla getirilen sınırlamalardan kurtulmasını sağlamıştır. Bunun sonucunda büyük tonajlı savaş gemileri ve denizaltı, zırhlı kara savaş araçları üretimine geçilmiş, kara ordusunun mevcudu artırılmıştır.

    Hitler'in ikinci stratejik hedefi, Almanca konuşan nüfusun yaşamakta olduğu bölgelerin, Alman topraklarına katılmasıdır. Bu stratejik evrenin adımları, 12 Mart 1938 de, Avusturya’nın ilhak edilmesiyle başlamıştır. Ardından ikinci adım olarak Çekoslovakya toprakları içindeki Sudet bölgesidir. Hitler’in baskısıyla 29 Eylül 1938 günü imzalanan Münih Anlaşmasıyla Sudet bölgesi Almanya’ya veriliyor. Konferans, Alman, İtalyan, İngiliz ve Fransız başbakanlarının katıldığı, Çekoslovakya’nın temsici bulundurmadığı bir anlaşmadır. Anlaşmanın hayata geçirilmesi konusunda Hitler, hiç zaman kaybetmemiştir. 1 Ekim 1938'de yine silah kullanılmaksızın, uluslararası anlaşmalara dayanılarak, nüfusunun yüzde elliden fazlasını Almanların oluşturduğu Sudet bölgesi Almanlarca işgal edilecektir. 15 Mart 1939'da ise Çekoslovakya’nın kalanını da topraklarına ekleyeceklerdir.

    Hitler'in stratejisinin üçüncü evresi, "Kavgam"'da açıklamış olduğu üzere Doğu Avrupa topraklarının ilhak edilmesidir. Ancak bu, askeri operasyonları gerektirecektir ve Hitler'in askeri stratejisini oluşturacaktır.
    Askeri strateji
    Hitler ve kurmaylarının II. Dünya Savaşı öncesi stratejileri, esas itibariyle I. Dünya Savaşı öncesi Alman stratejileriyle ana hatlarda örtüşmektedir. Hitler'in en büyük endişesi yine, iki cepheli bir savaşı sürdürmek zorunda kalmaktır. Bundan kaçınabilmek amacıyla I. Dünya Savaşı'nda olduğu gibi, Schlieffen Planı kabul edilmiştir. Önce, seferberliğini daha hızlı gerçekleştirebilecek olan Fransa ile savaşılacak, bu ülkenin savaş dışı kalmasının hemen ardından Rusya'nın istilasına girişilecektir. Hitler, Almanya'nın kuzey ve güneyindeki İskandinav ve Balkan ülkelerini istilayı başlangıçta düşünmemiştir. Bu ülkelerin tarafsız kalmasını sağlamayı, bu şekilde güney ve kuzeyde güvenli bir tampon bölge oluşturmayı hedeflemişti. Ancak savaşın ileriki aşamalarında Kuzey Cephesini, Norveç'i istila ederek, Güney Cephesini de Balkanlar'ı istila ederek açmak zorunda kalmıştır.

    Fransa Seferi ile bu ülkenin savaş dışı bırakılmasıyla batıda bir cephe açmak tehlikesi kısmen önlenmişti. Hitler, en güçlü müttefiki Fransa'nın teslim olması ardından İngiltere'nin barış masasına oturmak zorunda kalacağı düşünmekteydi ama bu olmadı. Hava akınlarıyla İngiliz Hava Kuvvetleri'nin etkisiz hale getirilmesi ve ardından İngiltere'ye bir çıkartma harekatının başlatılması girişimi de, İngilizlerin sert direnişi karşısında başarısızlığa uğradı.

    Alman orduları Rusya Seferi sırasında başlarda parlak başarılar kazandılar ise de sonunda yenilgiye uğradılar. Askeri tarihçiler bu yenilgi üzerine çeşitli analizler ortaya atmışlardır. Rus kışının soğuğu, kış aylarındaki kar ve buz, bahar aylarındaki yağışlar, Rusya'daki yolların kötü durumda olması, ikmal hatlarının fazlasıyla uzaması, bu hatlar üzerindeki Rus partizanlarının etkinlikleri, çok geniş bir cepheye yayılmak durumunda olunması, Hitler'in hatalı kararları, Müttefiklerin malzeme yardımları gibi.

    Fakat sonuçta Alman orduları, Kızıl Ordu karşısında yenilgiye uğradılar. Analizler genellikle "Alman Orduları niçin yenildi" sorusunu irdeler. Çok az analizci, "Kızıl Ordu nasıl yendi" sorusunu irdelemiştir.Ancak şuda var, almanlar pek çok cephede savaşıyorlardı, bunu da düşünmek gerekir. Ayrıca İtalyanlar pek savaşmayı bilmiyorlar, Japonlar onlardan bağımsız bir savaş yürütmüşlerdir.

    SS Doğuyor
    Korumalarının darbede göstermiş oldukları cesaretten etkilenen Hitler muhafız birimini geliştirmeye karar verdi. Stosstrupp Adolf Hitler içinden tamamen seçkin ve sadık 8 kişiden oluşan korumayı bu görev için seçti. 'Bu birimin isminin Schutz Staffel - SS (koruma takımı) olmasını Göring tavsiye etmiştir. Schreck bu seçkin birimin statülerini belirten bazı prensipler ortaya koydu. SS için seçilecek kişilerin 25 ila 35 yaş arasında, sabıka kaydı temiz, iyi huylu, sağlıklı ve fiziği güçlü olması gerekiyordu. Bu kişiler partiye değil Adolf Hitler'e sadakat yemini ediyordu. SS ilk komutanı Julius Schreck, Nisan 1926'da itibaren de Josef Berthold oldu.'[18] İlk kurulduğu zaman her bölgede 10 muhafız ve 1 subaydan oluşacak birimlerdi. (Başkent Berlin'de 20 muhafız ve 1 subay olması öngörülmüştü.)
    Silahlı SS'in rolü
    Hitler, SS'in yaratılış amacını 1934 yılında Himmler'e bir konuşmaları sırasında şöyle tanımlamıştı: 'Gelecekte Reich'imiz içerisinde SS, halkla olan ilişkilerinde gerekli olan otoriteye ancak askeri karakterle sahip olabilir. Şerefli askeri geçmişi ve Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP) ilkeleriyle eğitilmiş, halkımız öyle bir askeri zihniyete sahip olacaklardır ki, şişman ve tembel polis otoriteyi uygulayamayacaktır. Bu sebeple SS ve polisimiz kendi bağımsız birimleriyle kendilerini cephede kanıtlamak durumundadır tıpkı ordu gibi. Resmen silahlı SS'in birincil rolü Führer'lerine hizmet etmek ve onu korumaktır. 1935'te SS'in savaş zamanı orduya bağlanacağını belirtti. Himmler bundan pek memnun olmadı. Bunun üzerine 1936'da daha net bir tanımlama yapıldı: SS'in rolü Almanya'nın iç güvenliğini garanti etmektir, Wermacht'ın rolü ise Reich'ın şerefini, büyüklüğünü ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı onu korumaktır. Ulusal aciliyet durumunda SS iki şey için kullanılacaktır. Askeri açıdan (cephede) ordu baş komutanlığı emrinde ordu çerçevesi içinde askeri kanun ve yöntemlere bağlı kalacak, aynı zamanda politik açıdan NSDAP'ye bağlı olacaktı ve cephe haricinde birimleri SS-Reichsführer'in emrinde olacaktı.'[19]
    Hitler'in Son On Günü
    Tarih 20 Nisan 1945 ; Hitler’in 56. yaş günü Başbakanlık sığınağında kutlanıyor. Yıkılmış bir Berlin, Rus toplarının gümbürtüsü ve Amerikan uçaklarının bombardımanı, yaş gününün fon müziğini oluşturuyor...
    Hitler yaş gününde her zamanki gibi öğlene doğru uyandı. Saat 11’e geliyordu. Hafif bir şeyler atıştırdıktan sonra yakınlarının tebriklerini kabul etmeye başladı.
    Sığınakta bulunan General Koller’in hatıralarında belirdiği gibi, cephelerde büyük felaketler yaşanırken eski muhafız’lar sayılabilecek olan Goebbels, Himmler ve Ribbentrop oradaydılar. Ayrıca Doenitz, Keitel, Jodl ve ordunun son kurmay başkanı Krebs de mevcuttu. Günlerdir özel hazinelerini Rusların eline geçmeden kamyonlara yüklemeye uğraşan Reich Mareşali Goering biraz geç kaldı; ama o da sonunda tebriklerini sunmayı başardı.
    Küçük yaş günü partisinden sonra Hitler sığınaktan çıkarak Berlin savunması için hazırlanan iki birliği teftiş etti. Bunlardan birisi kendi inadı yüzünden Kurland’da kuşatılan 18 tümenden deniz yoluyla kurtarılabilen bir avuç askerden, SS Frundsberg tümenin kalıntılarından oluşuyordu. Diğeri ise Axmann’ın Hitler Gençlik Örgütü’nden gelen bir çocuk askerdi.
    Elleri Titreyen Bir Hitler (20 Nisan 1945 Sabahı)
    20 Temmuz 1944 tarihinde ki bombalı suikast girişiminden beri Hitler’in elleri titriyordu; ama yine de askerlerin hepsiyle el sıkıştı ve Düşmanın Berlin önlerinde mahvedileceğini söyledi. Rus toplarının sesleri gelirken , bu adamın yıkıntılar arasında hala güven telkin edebilmesi inanılmaz bir şeydi. Teftişten sonra günlük askeri konferansa geçildi. Rusların, Berlin önlerinde mahvedileceğini tekrarladı Hitler; ama Generaller durumu biliyorlardı. Hitler’den güneye gitmesini istediler. Birkaç saat veya en çok birkaç gün sonra Berlin tamamen kuşatılacaktı. Hitler bunu kabul etmedi. Ancak Rus birliklerinin Elbe’de Amerikan birlikleriyle buluşması halinde, güney ve kuzey için iki komutanlık kurulabileceğini belirtti.
    Hitler’in aklı hala karşı saldırıdaydı. Giderek gerçeklerden kopmuş, Kendi kurduğu dünyada yaşıyordu.
    Büyük Kaçış’ Başlıyor (20 Nisan 1945 Akşamı)
    20 Nisan akşamı Berlin’den ‘büyük kaçış’ başladı. En eski dostu Goering, Avrupa’nın dört bir köşesinden yağmaladığı hazineleriyle güneye gitti. Hitler ölünce yerine geçmeyi planlıyordu. Aynı düşüncede olan Himmler da gitti. Her ikisi de Hitler tarafından hain ilan edileceklerdi.
    Amerikalıların yakaladığı Goering, Nurnberg’de asılacağını gece; Himmler ise İngilizler tarafından yakalandıktan hemen sonra zehirle intihar edeceklerdi. 20 Nisan gecesi emin bir yere doğru ortadan kaybolan Ribbentrop ise Nurnberg’de idam sehpasına çıkartılan ilk Nazi olacaktı.
    Karşı Saldırı Emri (21-22 Nisan 1945)
    21 Nisan günü, Hitler henüz pes etmemişti. Berlin'in güney banliyölerine giren Ruslara karşı SS Generali Felix Steiner tarafından girişilecek karşı saldırının emirleriyle uğraştı. Berlin bölgesindeki her asker bu saldırı da kullanılacaktı ve Hitler, General Koller’e, tereddüt gösteren her komutanı en geç beş saat içinde idam etmesi için kesin talimat verdi. Bundan sonra da telefon başında hücumun sonucunu beklemeye başladı. Ama ne Steiner'den, ne birliklerinden ne de hücumdan tek bir haber gelmiyor, hatta bunlar bulunamıyordu.
    22 Nisan günü, yıllardır hiç aksatılmayan askeri konferans öğleden sonra saat 3'teydi. Ne kadar ilginçtir ki İkinci Dünya Savaşı'nın diğer liderleri, Churchill ve Stalin de sabahın erken saatlerine kadar çalışıp öğleye kadar uyurlardı. Bu tempo çevrelerindekileri de perişan ediyordu. Ama kim itiraz edebilirdi ki!
    Hitler Steiner'i sordu. Kimse bilmiyordu. Fakat haberler kötüydü. Steiner'in hücumu için çekilen birlikler yüzünden kuzey cephesi çökmüş ve Rus tankları buradan kent sınırlarının içine girmişlerdi. O andan itibaren 'film koptu'...
    En Büyük Öfke Krizi (23-24-25 Nisan 1945)
    Görgü tanıkları Hitler'in hayatındaki en büyük öfke krizine tutulduğu konusunda hem fikir. Morarıyor, sesi boğuk bir çığlık gibi çıkıyordu.
    Herkes onu terk etmişti. Etrafında ihanet, yalan , çürüme ve korkaklıktan başka bir şey yoktu. İsteyen herkes gidebilirdi; o Berlin'de kalacak ve 3. Reinch'in başkentinin savunmasını bizzat üstlenecekti.
    Hitler son büyük kararını vermiş oluyordu. O gün Geobbels ve ailesini sığınağa davet etti. Bu fanatik müridinin kendisini sonuna kadar terk etmeyeceğini biliyordu.
    Hitler'in Berlin'de kalma kararı Georing ve Himmler'ı, birbirlerinden tamamen bağımsız olarak, devletin başına geçme teşebbüsüne sürüklemişti.Goering, 29 Haziran 1941'de Hitler tarafından resmi halef tayin edildiği için, bu hakkı kullanmak istiyordu. Himmler ise İsveçli diplomat Kont Bernadotte aracılığıyla batılılara ayrı bir anlaşma yapma fikrindeydi. Ama Hitler sadece radyo bağlantısına sahip olsa da müdahaleyi sürdürüyordu. 23 Nisan günü, Hitler her ikisini de hain ilan ediyordu.
    Yıkıntılar arasında dahi iktidar hırsının bu kadar kuvvetli olması inanılmaz bir şeydi!
    24 Nisan'da Hitler evraklarını yakmaya başladı. Amerikan ve Rus birliklerinin birleştikleri, ancak işgal bölgeleri hakkında aralarında ufak tartışmalar olduğu söylendiğinde gözleri ışıldadı: “Baylar, müttefikler her an birbirine düşebilirler, bu anda barışı düşünmek ihanettir...”
    Pekiyi Wenck neredeydi? Hitler'in aklı şimdi 9. Ordu ile birleşerek Rusları güneyden vuracak olan Wenck'in hücumundaydı. Steiner'dan ve birliklerinden hala haber yoktu.
    25 Nisan günü Berlin'i savunanlara bildiri dağıtıyor, “Dayanın, General Steiner ve General Wenck, Berlin'e yardıma geliyorlar.” deniyordu. Doğu cephesine komuta eden einrici ise gerçeği biliyordu.
    Dokuzuncu Ordu kuşatılmıştı, Wenck'in 12. Ordusu ise yok olmak üzereydi. Bunların birleşip kuzeye yürümeleri ordan güneye gelecek Steiner ile birleşmeleri olanaksızdı. Heninrici, Steiner'ı arıyor ve nihayet 25. Tümen karargahında bulunuyordu. Heinrici, “Niçin hücum etmiyorsun? Führer için hücum etmelisin” diye bağırdığında Steiner, “Senin de Führer'in de...” cevabını veriyordu. Heinrici, Steiner'ın asla hücum etmeyeceğini biliyordu.
    Gerilim Artıyor (27-28 Nisan 1945)
    27 Nisan günü, sığınakta Hitler'le birlikte ölmek istemeyenler arasında gerilim arttı.
    Bormann telsiz başında, Wenck ve diğer generaller durmadan çağrı yapıyordu. Hitler en eski Nazilerden Fegelen'in ayrıldığını öğrendi ve silahlı bir SS arama birliği gönderdi. Fegeln yakalanıp sığınağa getirildi. Eva Braun'un kardeşiyle evli olduğu halde, bahçeye çıkartılıp kafasına bir kurşun sıkıldı. Eva bunu önlemek için hiçbir şey yapmıyor, Anna'ya dönüp, “Zavallı Adolf, herkes ona ihanet ediyor.” diyordu.
    28 Nisan'da Ruslar Berlin'de direnişi kırmak için sokak savaşlarına başladılar. Silah sesleri sığınağa yaklaşıyordu. İçeridekiler olup biteni ancak telsizlerden öğrenebiliyorlardı. Steiner'dan ümit kesilmiş ama Wenck son kez aranıyordu. Ruslara ateş ederek Amerikalılara doğru kaçan birliklerden ses gelmeyince ümit kesildi.
    Sığınakta Evlilik(29 Nisan 1945)
    29 Nisan sabahının ilk saatlerinde Hitler 'dünya evine' girdi. Sevgilisinin isteği üzerine ona bu mükafatı lütfederken, artık evliliğin partiye ve ulusuna karşı görevlerini engelleme korkusundan kurtulmuş görünüyordu. Sadece 24 saat sürecek olan bir evliliğine zararı olabilirdi ki!
    Geobbels, birkaç blok ötede bir halk taburunda Ruslarla savaşmakta olan bir belediye encümen üyesini bulup getirdi. Şaşkın belediyeci sığınağın bir odasına alındı.
    Hitler, mevcut koşullarda formalitelerin kısa kesilmesini istiyordu. Gelin ve damat saf Aryan ırkından oldukları ve ırsi hastalıkları olmadığı konusunda yemin ettiler. Sonra Hitler'in özel dairesinde küçük bir şampanyalı parti verildi.
    Hitler'in dili açılmıştı ve Goebbels'ın nikahında sağdıç olduğu günleri anımsıyordu. Ama hüzün, her şeye hakim oldu ve insanlar gözyaşlarını engelleyemeyince, birer ikişer Hitler'in çevresinden çekiliyorlardı.
    Hitler de yan odaya geçerek vasiyet namesini yazdırmaya başladı.
    Son Saatler (30 Nisan 1945)
    Hitler o gün öğleden sonra Mussolini'nin, metresi ile birlikte öldürüldüğünü öğrendi. Çok sevdiği köpeği Biondi'yi zehirledi ve diğer ikisini kurşunlattı. Sekreterlerine de Rusların eline canlı düşme tehlikesine karşı zehir dağıttı. Ancak bu saatlerde, intiharı göze alamayan ve gitmek isteyen bazı kişilere izin verdi.
    Sığınakta kimsenin yatmaya gitmemesi söylendi: Führer veda edecekti.
    30 Nisan'a girilmişti. Saat sabahın 3'üydü. Yaklaşık 20 kişi yemek salonun da sıralandı. Bunların Çoğu kadındı. Hitler anlaşılmaz bir şeyler mırıldanarak hepsinin elini sıktı. Ve odasına döndü.
    Eva siyanürü, Hitler ise tabancayı tercih etmişti. İsteği üzerine cesetleri yakıldı.
    Artık şef yoktu. Sığınaktaki gerilim birden kalktı. Bazıları sığınağın kantininde dans etmeye başladılar ve kısa süre sonra 'parti' çığırından çıktı. Geobbels, Krebs ve Burgdorf da ölümü seçtiler.
    Geri kalan yüzlerce kişi, sığınaktan çıkıp kaçmaya çalıştı ve bir kısmı bu kargaşada öldü. Savaş, Devlet Başkanlığı'nı üstlenen Doenitz'in Almanya'yı kayıtsız şartsız teslim edeceği 7 Mayıs'a kadar devam edecekti.
    Bin yıl ömür biçilen 3. Reich'in yaşamı yalnızca 12 yıl sürmüştü..



    Red bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş