Ağlatan Bir Yazı (Okumadan Geçme)

Konu 'Alıntı Yazılar' bölümünde Berkay VARANGEL tarafından paylaşıldı.

  1. Berkay VARANGEL

    Berkay VARANGEL Üye

    Katılım:
    24 Kasım 2010
    Mesajlar:
    425
    Beğenileri:
    78
    Ödül Puanları:
    29

    Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı...
    Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir
    metod vardı içinde..
    Deniyordu ki; "Arada bir, çok bunaldığınızda,hayatın sizin için
    çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın
    ve kendi cenaze töreninizi düşünün"...
    Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım...
    Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye bekliyordum...
    Ama " kendi ölümümüzü ve cenazemizi " düşünmemiz tavsiye ediliyordu...
    Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını düşündüm o an...
    Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim...
    Diyordu ki; " Bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi, dünyayı
    terkettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi sevenler
    için öneminizi anlayacaksınız...
    Özellikle insanların sizin için neler söyleyeceklerini, onlar için ne
    ifade ettiğinizi hissetmeye çalışın...
    O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat denen kredinizin
    bittiğini ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün...
    Tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini hissedin...
    Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu acının ve
    geri dönülmezliğin korkunç çaresizliğini yaşayın...
    Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun tüm ruhunuz...
    Orada, o musalla taşında düşünün kendinizi...
    Seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini...
    Akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal edin..."
    Kitaba devam etmeden bıraktım kenara ve gözlerimi kapatıp aynen
    düşünmeye başladım...
    Eşimi, oğlumu, annemi, babamı, kardeşlerimi ve diğer tüm çevremi
    oturttum tek tek kendi cenaze törenimdeki yerlerine...
    Birer birer yerleştirdim tabutumun çevresine hepsini...
    Hayatımda çok nadir bu kadar canım yanmıştı...
    Görüyordum işte "babaaaa..." diye ağlayan biricik oğlumu...
    Eşim kucağında "ağlayan emanetimle" ayakta durmaya çalışıyordu per
    perişan...
    Koca çınar babacığım, belli belirsiz dualar okuyordu, o gözümden hala
    gitmeyen vakur duruşuyla...
    Annem, ciğerinden bir parça canlı canlı koparılmış gibi hem içine
    hem dışına akıtıyordu gözyaşlarını...
    Kardeşlerim, akrabalarım "çok erken gitti, doyamadı oğluna.."
    diyordu acıyan ses tonlarıyla...
    Ve dostlarım... Onlar da şaşkındı... Bazısı "daha dün birlikteydik,
    nasıl olur.." diyordu...
    Bunları seyredip onlara "hayır ölmedim, burdayım.." demek istedim
    hayal olduğunu unutup...
    Sonra anladım yazarın ne demek istediğini daha devamını okumadan kitabın...
    Farkındalık önemli bir kavramdır psikolojide...
    Belki de hiç aklımıza gelmeyen ve gelmeyecek bir farkındalığı
    göstermek istemişti yazar...
    Kitabı okumaya ne gücüm kalmıştı, ne de isteğim...
    Almam gereken dersi ve mesajı almıştım...
    şimdi ne kitabın adını ne de yazarı hatırlamıyorum...
    şu an bunları yazarken bile çok kötü oldum...
    Bu olayda tek farkındalık da yok üstelik...
    Biraz kendime geldikten sonra devam ettim hayatımın en zor hayaline...
    Sırada çevremdekilerin ölümümün akabinde neler söyleyecekleri vardı..
    Usulen ve nezaketen söylenenlerin dışında...
    Onlarda bıraktığım izleri, yaşananları ve yaşanamayanları elden
    geçirerek ben konuşturacaktım hayalimde...
    İçlerini okuyacaktım, senaryo bana ait olarak...
    Yaşarken neler yazmıştım, ölümümle neler okuyacaktım...
    Gerçek duygularıydı ulaşmaya çalıştığım, ölüm acısının etkisiyle
    girilen duygusal mod değildi, deşifre etmem gereken metin...
    Canım oğlumun söyleyecek çok şeyi yoktu... Özleyecekti, yokluğumu
    hissedecekti.. Ağlayacaktı aklına geldikçe...
    Belki ölümün ne anlama geldiğini hissedecek yaşa gelinceye kadar
    sıradan bir üzüntünün ötesine geçmeyecekti duyguları...
    Ama hayal bu ya, 18-20 yaşına getirdim 2 saniyede oğlumu...
    "Hayal - meyal hatırlıyorum be baba seni...Keşke şimdi yaşıyor
    olsaydın da erkek erkeğe sohbet etseydik seninle...
    Bak mezuniyet törenimde de babasızdım... Askere giderken kimin elini
    öpeceğim senin yerine..."
    Diyecek canı yanarak bir köşede...
    Sevgili eşim... Benim muhteşem hatunum... Nasıl dayanır bensizliğe?...
    O ki, benim için her şeyini feda edip koşmuştu bana... Hayatının
    tek adamı şimdi toprak olacaktı...
    Bir daha " Seni seviyorum " diyemeyecekti... Bir daha hevesle
    açamayacaktı çalan kapıyı...
    Ve her gelen gece bensizliğini haykıracaktı yüzüne... Her sabah da
    bensiz başlayacaktı koca gün...
    Tek cümlesi takıldı o an içime; "Oyunbozanlık yaptın be böceğim, hani
    beraber ölecektik?..."
    Babam-annem,o bugüne kadar evlat olarak mutlu edecek hiçbir şey
    yapamamanın acısıyla kahrolduğum güzel insanlar...
    Helaldi şüphesiz hakları... Bilerek hiç kırmamıştım onları...
    Üzerine titredikleri evlatları onlardan önce göçmüştü işte önlerinde
    ve dualarına muhtaçtım....
    Kaç anne ve babanın çekebileceği bir acıydı ki evladının cenazesinde
    bulunmak... Herhalde insanın uzun yaşadığına üzüldüğü nadir
    anlardan olsa gerek...
    Diğerlerine geçmiyorum...
    Bu yazıyı şu an yazıp sizlerle paylaştığıma göre "diğerlerine"
    artık sizler de dahilsiniz...
    Düşünün, bir gün bir mail ulaşıyor mail-boxınıza "ölmüş" diye...
    Sizler kimbilir neler düşünür ve yazardınız...
    Eşim şu an yanımda ağlıyor, sanki gerçekmiş gibi...
    Oysa ki yazarın amacı "Yaşamanın ve hala nefes alıyor almanın
    kıymetini" göstermekti...
    Benim de öyle...
    Lafı çok uzattım farkındayım...
    Ama dediğimiz çözümü zor süreç 2 satırla özetlenemeyecek kadar
    girintili çıkıntılı...
    Ben o gün kurduğum o hayalle, canımın tüm yanmasına rağmen YENİDEN DOĞDUM...
    Bilgisayar diliyle "format attım hayatıma"...
    Sahip olduklarımın farkına vardım ve hala nefes alıyor olduğum için
    şükrettim...
    Gözlerimi açtığım anda o kötü ve acı sahne bitmiş, oyun perde demişti...
    Peki ya hayal değil de, gerçek olsaydı ve perde bir daha açılmamak
    üzere kapansaydı...
    İşte bu final bu yazıyı buraya kadar okumanıza değmiş olmalı...
    Belki gerildiniz, kötü oldunuz ama devamını getirirseniz buna değer bence...
    Ben bu akşam melankoliğim ve biraz abartmış olabilirim...
    Hani sanatçı ve şairiz ya ondandır belki...
    Bence bu yazıyı sadece okuyarak bırakmayın...


    LÜTFEN ARADA BİR, BURADAN ALDIKLARINIZI TARTIN, DÜŞÜNÜN VE
    HAYATINIZI GÖZDEN GEÇİRİN...


    Ölümün kime ve ne zaman geleceğini Yüce Allah' tan başka bilen yok...
    İşte bu yüzden hazır yaşıyorken ve nefes alıyorken
    yapabileceklerinizi yapın, ertelemeyin...
    Bilerek - bilmeyerek kırdığınız kalpleri tamir edin...
    Sizi sevenlere ve sevdiklerinize daha fazla zaman ayırın...
    Ve en önemlisi;


    VERDİĞİ-VERMEDİĞİ,
    ALDIĞI-ALMADIĞI HERŞEY İÇİN,
    TEKRAR TEKRAR ŞÜKREDİN YÜCELER YÜCESİ YARADAN'A
    yagmur_33 ve !!emine!! bunu beğendi.
  2. !!emine!!

    !!emine!! Üye

    Katılım:
    20 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    532
    Beğenileri:
    629
    Ödül Puanları:
    94
    Yer:
    Istanbul
    Çok hoş olmuş ya:eek:allah razı olsun.Emeğine sağlık:)
    Berkay VARANGEL bunu beğendi.
  3. Berkay VARANGEL

    Berkay VARANGEL Üye

    Katılım:
    24 Kasım 2010
    Mesajlar:
    425
    Beğenileri:
    78
    Ödül Puanları:
    29
    Beğendiğine sevindim . Ciddi yorumcu :)
  4. !!emine!!

    !!emine!! Üye

    Katılım:
    20 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    532
    Beğenileri:
    629
    Ödül Puanları:
    94
    Yer:
    Istanbul
    rica ederim.Yeniden sağol:)

Sayfayı Paylaş