Ah ömrüm…

Konu 'İslam' bölümünde VetH. tarafından paylaşıldı.

  1. VetH.

    VetH. Üye

    Katılım:
    31 Aralık 2012
    Mesajlar:
    120
    Beğenileri:
    107
    Ödül Puanları:
    0

    Ah ömrüm…

    “Ve kim bir şeyi severse bıkıp usanmadan onu çokça anmaya başlar.”

    Hâk-i pâyın olduğum gördü dedi kâfir rakîb
    Taş ile başını döğüp “yâ leyteni küntü türâb”


    Ey sevgili senin ayağının toprağı olduğumu gören kafir rakip bağrını döverek "keşke ben de toprak olsaydım" der

    Ömrüm seni sevmekle nihâyet bulacaktır,
    Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.
    Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır,
    Yalnız senin aşkın ile ruhum solacaktır.


    Bir gün ben ölmüş olsam da, beni mezara koysalar, bu haldeyken sevgiliden bir haber gelse, hemen kefenimi yırtar, mezarımdan çıkarım. Diri de, ölü de ondan bir şey elde edince neler yapmaz? Dağ bile onu görse yerinden sıçrar kalkar da yakınına gelir. Sana, Hakk’ın nîmetlerinden ne gelirse ye, iç, bir tarafta dursun deme! Akıp giden bir ırmaktan su içtikçe arkası gelir. Hakk’ın yaratma gücüne, güzel sanatına bak, gönüllere gelen ilhamı seyret! Baştan başa bir basiret, bir görüş nuru ol! Çünkü bütün zevkler, bakış ve görüşten gelir. Ömrüm geldi, geçti de sevgiliye kavuşamadım diye ümitsizliğe kapılma, o vakitli, vakitsiz, ansızın gelebilir… Bekle, gözetle, sabret! O bu göze gelince, bu göz deniz halini alır. Denize bakınca da denizin bütün suyu inci olur. O inci, aslını, kendi inciliğini bilmeyen ölü inci gibi değildir. O daima söyler, daima arar, daima diridir. Senin aslın nedir? Sen nasıl bir madensin? Sen nasıl bir cansın? Bunu ne bileceksin? Senin insanî hünerini, marifetini ancak Allah bilir, Allah… Fazla konuşma, dudaklarını kapa da dilsiz dudaksız söz söylemeyi huy edin! Çünkü dünya geçip gidince, ne diş kalır, ne dudak kalır, ne de dil!

    - Hz. Pir Mevlana
    Lethe bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş