Ahmet Hamdi Tanpınar Hayatı ve Edebi Kişiliği

Konu 'Yazarlar' bölümünde Yusuf742 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. Yusuf742

    Yusuf742 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2009
    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    0

    AHMET HAMDİ TANPINAR

    23 Haziran 1901’de İstanbul’da doğdu. Kadı Hüseyin Fikri Efendi'nin oğlu. Baytar Mektebi'ni bırakarak girdiği Darülfünun-ı Osmani'nin (Bugünkü İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi’nden 1923’te mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara'daki liselerde öğretmenlik yaptı. Gazi Terbiye Enstitüsü'nde (Gazi Eğitim Enstitüsü) edebiyat dersleri verdi. 1933'ten sonra İstanbul'da Kadıköy Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat tarihi ve estetik dersleri verdi. 1939'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde yeni kurulan Türk Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne getirildi. 1942 ara seçimlerinde CHP'den Maraş Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi, üniversitedeki görevinden ayrıldı. 1946 seçimlerinde tekrar aday gösterilmeyince bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisinde tekrar derse girmeye başladı. 1949'da da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne döndü. Bu görevdeyken 24 Ocak 1962’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Adını ilk kez "Altın Kitap" dergisinde yayınlanan "Musul Akşamları" şiiriyle duyurdu. Dergah, Milli Mecmua, Hayat, Görüş, Ülkü, Varlık, Oluş, Kültür Haftası ve Aile dergilerinde şiirleri yayınlandı. Hece vezniyle yazdığı bu ilk şiirler, imge zenginliklikleri ve müzikal nitelikleriyle dikkat çeker. Edebiyat Fakültesi'nde öğrencisi olduğu Yahya Kemal Beyatlı'dan çok etkilendi. Ama ilk eserlerinde Yahya Kemal'den çok Ahmet Haşim izleri görülür. Haşim gibi o da küçük yaşta kaybettiği annesinin yokluğundan duyduğu acıyı ve kendisini avutacak bir sevginin özlemini dile getirir. İçe dönük bir bakışla doğa ile iletişim kurmaya çalışır. Şiirinin bir başka yönü Bergson felsefesinden kaynanlanan zaman kavramıdır. Onun eserlerinde zaman, basit bir süreklilik değil, çok katlı ve karmaşık bir akıştır. "Ne İçindeyim Zamanın", "Bursa'da Zaman" şiirleri bu olgunun örnekleridir. İlk romanı "Mahur Beste" 1944'te Ülkü Dergisi'nde yayınlandı. Osmanlı Devleti'nin son döneminde seçkin bir çevrenin yaşayışını sergileyen bu romanın ardandan, kendi yaşamından da izler taşıyan "Huzur" 1949'da basıldı. Huzur, hem bir aşk hem de Tanpınar'ın İstanbul'a olan derin sevgisinin romanıdır. Estetik anlayışının, kültür birikiminin ve geçmiş kültürlere yaslanan yaşam felsefesini yansıttığı bu kitabı Tanpınar'ın en yetkin romanı sayılır. Romanda, Mümtaz ile Nuran'ın aşkı çerçevesinde Doğu ile Batı, eski ile yeni, geçmişin değerleriyle var olan değerler, aşk ile toplumsal sorumluluk arasındaki çatışmayı ve bu çatışmanın doğurduğu bireysel bunalımları irdeler. 1950'de Yeni İstanbul gazetesinde yayınlanan ancak ölümünden sonra 1973'te basılan "Sahnenin Dışındakiler" ile 1961'de basılan "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nde de iki uygarlık, iki değerler sistemi arasında bocalayan Türk toplumunun ironik tablosu çizilir. **ümünden sonra plan ve notlarına dayanılarak biraraya getirilen ve 1987'de yayınlanan "Aydaki Kadın" da da aynı irdeleme vardır. Şiir, roman ve yazılarının yanısıra İstanbul, Bursa, Ankara, Erzurum ve Konya kentlerini doğal, tarihsel ve kültürel yapılarıyla anlattığı 1946'da basılan "5 Şehir" önemli eserleri arasındadır.


    ESERLERİ
    ŞİİR:
    Bütün Şiirleri (1976-1981)

    ROMAN:
    Mahur Beste (tefrika 1944 - basım 1975)
    Huzur (1949-1983)
    Sahnenin Dışındakiler (tefrika 1950- basım 1973)
    Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1961-1977)
    Aydaki Kadın (ölümünden sonra 1987)

    ÖYKÜ:
    Abdullah Efendi’nin Rüyaları (1943-1983)
    Yaz Yağmuru (1955-1983)
    Hikayeler (Kitaplaşmayan iki hikayesiyle birlikte tüm öyküleri, 1983)

    DENEME:
    Beş Şehir (1946-2001)
    Edebiyat Üzerine Makaleler (1969-1977)
    Yaşadığım Gibi (1970-1977)

    ANTOLOJİLER:
    Tevfik Fikret (1937-1944)
    Namık Kemal (1942)
    Yahya Kemal (1940-1982)
    19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (Ancak birinci cildini tamamlayabildi,1942-1985)

    Ahmet Hamdi TANPINAR (Ek Bilgi)
    Edebiyatın birçok dalında eser veren sanatçılarımızdandır. Hemen tüm eserlerinde, zaman üzerinde durur. Romanda özel bir basan gösteren sanatçı Batı'daki gelişmelen yakından izlemiştir. Romanlannda Doğu ve Batı kültürlerinin kaynaştığı görülür. Bu kaynaşma hem histe hem fikirde hem de sanatlarda kendini gösterir.

    Romanlannda hitabete, nutuğa, telkine yer vermez. Yapmacıksız, uydurmasız, konuşma diline has bir sözcük seçimiyle eser yazar. Teşbih ve istiarelere bol yer vermişse de bunlar gereksizmiş hissini vermez.

    Tanpınar'ın düşünce ve hayalle başkalaşan gözlemlerinin dolaştığı istanbul sokakları, camileri, çarşıları, harabeleri özellikle mütareke yıllarının sıkıntıları, maddi, manevi yıkımları içinde geçmiş olan gençlik çağı, romanını zevkli kılan sebepler arasındadır.

    "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" romanında Cumhuriyet döneminde değişen insanın iç buhranlarına değinir. Bu bunalımları anlatırken, yazarın o dönemde Avrupa'da yaygın bir akım olan Egsiztansiyalizm akımından etkilendiği görülür.

    Huzur romanı ise başkahraman Mümtaz'ın tasaları, duyuşları, düşünce ve rüyaları etrafında dönmektedir. Bir kültür bunalımının sancıları ve sıkıntıları içinde bunalan kişiler, gerçek ile rüya arasında gider gelir.

    Tanpınar'da rüya çok önemlidir. Hemen tüm eserlerinde rüyaya geniş yer verir. Rüyayı insanı rahatlatan önemli bir etki olarak görür. Aynı özellikler Mahur Beste, Aynadaki Kadın, Karşı Karşıya romanlarında da vardır.

    Sanatçının rüyaya verdiği önemi "Abdullah Efendi'nin Rüyaları" adındaki hikayelerinde de görürüz. Biraz Sürrealizm'den izler taşıyan hikayeler, yazann gerçeklerden kaçışını da ifade eder.

    Şiir alanında da önemli çalışmaları bulunan Tanpınar, kendi şiir dilini, rüya nazmının hakim olmasını istediği bir estetiğin içinde aramıştır. Şiirlerindeki bazı söyleyişlerde sembolist izler görülür.

    Biçim olarak belli bir kalıba bağlı kalmayan sanatçı, şiirlerinde hece ölçüsünü kullanmış, onda aruz sesi bulmaya çalışmıştır. Şiirlerinde gerçekten kaçar, dinleniklik, sessizlik arar. Bunu da rüyalarda ve musikide bulur. Şiirlerinde toplum değil "ben" vardır. Dış dünya değil, şuuraltı sezilir.

    Tanpınar'ın deneme ve makaleleri de vardır. Özellikle "Beş Şehir" adlı eserinde Ankara, Erzurum, Bursa, Konya, İstanbul'un tabiatından kültürüne kadar tanıtıldığı görülür. Makalelerini "Yaşadığım Gibi" adıyla kitap haline getirmiştir.

    Edebiyat tarihi alanında da çalışmaları bulunan sanatçı 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi'ni yazmıştır.

    Değişik yazarlarla ilgili biyografiler, mektuplar da bırakan Tanpınar döneminin yeri doldurulamaz bir sanatçısıdır.

    Bugün edebiyat alanında onun yetiştirdiği birçok öğrenci vardır

    ayşenur237, Adam Akıllı ve BLockeD bunu beğendi.
  2. burock5

    burock5 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    4 Kasım 2008
    Mesajlar:
    44
    Beğenileri:
    104
    Ödül Puanları:
    0
    bu konu defalarca paylaşılsada teşekkürler
  3. Yusuf742

    Yusuf742 Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    11 Şubat 2009
    Mesajlar:
    157
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    0
    Ahmet Hamdi TANPINAR

    Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962) Türk edebiyatının en büyük yazarlarından biridir. Bu hükmü verirken kat’iyen mübalağa ettiğimi sanmıyorum. Dayandığım ****l ve ölçüleri açıklayabilirim.

    Edebiyatta değer, eserin her şeyden önce güzel olmasında, fakat aynı zamanda onun insanı ve hayatı derinlik ve bütün zenginliği ile ifade etmesindedir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde bu vasıflar vardır.

    1901 yılında doğan Tanpınar, gençlik yıllarında Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’in talebesi ve dostu olmuş, Batı edebiyatından Paul Valery ile Marcel Proust’u kendisine üstad olarak seçmiştir. Bu yazarlar edebiyatta güzellik ve mükemmeliyete ön planda yer verirler. Ahmet Haşim ile Yahya Kemal, Türkiye’de Paul Valery ile Marcel Proust Fransa’da edebiyatın politik ve sosyal gayelerin emrinde bir propaganda vasıtası olmasına karşı çıkmışlardır. Onlara göre edebiyat, tıpkı resim ve musıki gibi -güzel- sanat-tır. Onlardan farkı, boya ve ses yerine, insani ve hayatı anlatmada bu iki vasıtadan çok daha zengin olan dili kullanmasıdır. Tanpınar’ın tenkidi yazılarını okuyanlar, onun sık sık -dil- ve -mükemmeliyet- deyimlerini kullandığını görürler. Dil edebiyatın ifade vasıtasıdır. İyi yazar odur ki, kullandığı vasıtanın bütün imkanlarını bilir. Mükemmeliyete bu imkanları aramakla ulaşılır. Kelime, şiirde, adeta hassas terazi ile tartıldığı için, dilin imkanlarını en iyi bilenler şairlerdir.

    Tanpınar şiiri hayatının en büyük ihtirası haline getirmiş, fakat asıl kabiliyetini şiir estetiğine göre yazdığı mensur eserlerinde göstermiştir. Yahya Kemal ve Paul Valery’den gelen -mükemmeliyet- fikrine göre şiirlerinin dilini durmadan yoğuran Tanpınar, az, fakat derin, güzel ve yeni şiirler yazmıştır. Geniş okuyucu kütlesi onu umumiyetle lise kitaplarına ve antolojilere giren -Bursa’da Zaman- şiiri ile tanır. Halbuki Tanpınar’ın en çok önem verdiği şiirler hayatının sonuna doğru çevresinin baskısı ile neşrettiği Şiirler kitabındaki manzumeler ile vefatından sonra kitap haline getirilmiş olan serbest şiirleridir.

    Ben Tanpınar’ın şiirlerini Tanpınar’ın Şiir Dünyası adlı kitabımda tahlile çalıştım.
    Tanpınar nesirlerinde kendisini daha serbest, adeta daha mesut hissetmiştir. Zira burada onun karşısında Yahya Kemal ve Ahmet Haşim gibi büyük rakipler yoktur. Dikkate şayandır ki, Tanpınar, mensur eserlerini olgunluk yaşına ulaştıktan sonra yazmıştır. Abdullah Efendi’nin Rüyaları (1943), Beş Şehir (1946), Huzur (1949), Yaz Yağmuru (1953), Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1962) yılında basılmışlardır. Uzun yıllar kendi şahsiyetini geliştiren Tanpınar’ın otuz beş yaşından sonra kaleme aldığı bu eserlerde, derin kültüre sahip, olgun bir sanatkarın varlığı kendisini gösterir.

    Eroine alıştırılan gibi kolay, hafif, sudan yazılara alıştırılmış okuyucu kütlesi için bu yazıların okunması ve anlaşılması bir hayli güçtür. Fakat insan ve hayat son derece karışık ve en büyük filozof ve alimlerin sırlarını çözemediği karanlık muammalarla doludur. Tanpınar gibi çok yüklü bir hayat tecrübesi geçiren -Evin Sahibi- adlı hikayenin kahramanı yanlarında oturmak mecburiyetinde kaldığı aileden bahsederken: -Hayır, der, burada her şeye bu kadar basit bir gözle bakan insanların arasında yaşamak bana güç gelecek. Bunlar için ölüm, hayat, günün her hadisesi, saadetler ve felaketler o kadar tabii şeylerdi ki… Halbuki ben bir masalı olan adamdım-.

    Bu cümle Tanpınar’ın insan ve hayat karşısında aldığı tavrı aydınlatır. O hayatı, derinliğine ele alan, onu bir masal kadar esrarlı ve -ilave e****m- güzel hale getiren bir yazardır. Onun eserleri ancak yazarın sahip olduğu dikkat ve kültür ile okundukları zaman anlaşılabilir ve zevkine varılabilir.

    Dünyada koşarak hiçbir şey görülmez. Alain -düşünmek için durmak lazımdır- der. İlim adamı, filozof ve sanatkar durur. Derinleştirir. Uzun uzun yoklar. Bize basit gibi görünen cümlelerin arkasında çalışma ile dolu günler ve uyanık geçmiş geceler vardır. Tanpınar bir sanatkar olduğu için, duygu ve düşüncelerinin teferruatını bütün girinti ve çıkıntıları ile verir. O yazılarında sık sık cümlelerini uzatmakla beraber, onları bir resim veya musıki parçasına yaklaştıran hayallere başvurur. Tanpınar’ın edebiyattan sonra en çok uğraştığı sanatlar -bir seyirci ve dinleyici olarak- resim ve musıkidir. Yazılarında bu iki güzel sanatın tesirleri açıkça görülür. Tanpınar son çağ Türk edebiyatında Halid Ziya Uşaklıgil’den sonra gelen en büyük -üslupçu-dur. Halid Ziya’nın nesirleri gibi onun nesirleri de -sanatkarane-dir, şiir kutbuna yaklaşır. Denemelerinde bile bu özellik kuvvetle hissolunur.

    Tanpınar’ı sanatkarane üsluba götüren başlıca amillerden biri onun dünyaya bir ressam gözü ile bakmasıdır. Bir ressam için olduğu gibi, Tanpınar için de dünya bir ışık, şekil ve renk cümbüşüdür. Fakat Tanpınar tabiat ve insanın sadece dış görünüşüne bakmaz. Onların derinliğine de iner. Halid Ziya büyük bir yazar olmakla beraber, umumiyetle hayatın sathında kalmıştır. Onda Tanpınar’ın eserlerindeki başdöndürücü derinlik yoktur. Çok geniş kültüre sahip olan Tanpınar, tarih, psikoloji ve felsefeye de meraklı idi. Diyebilirim ki, son çağ Türk edebiyatında beşeri kültür ile güzel sanatlara Tanpınar kadar ihtiras ile sarılan, onlarla ruhunu besleyen başka bir Türk yazarı yoktur. Hayatı bir sanat eseri kadar güzel bulan Tanpınar’ın içinde onun sırlarını araştıran bir filozof, psikolog ve sosyolog tecessüsü de vardı. O, bu cephesiyle Halid Ziya’dan ve diğer -üslupçu- yazarlardan ayrılır, onların çok üstüne çıkar.

    Değerli bir şair, büyük bir hikayeci ve romancı olan Tanpınar derin görüşlerle dolu denemeler de yazmıştır. Beş Şehir, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyata Dair Makaleler ve Yaşadığım Gibi adlı kitaplarında sanatkar Tanpınar’ın yanı sıra çok okumuş, çok düşünmüş bir fikir adamını da buluruz. Üstadları olan Yahya Kemal ve Ahmet Haşim fikre büyük önem vermemişlerdir. Tanpınar’ın sanat eserlerinde bile fikir, arka planda insan hayatını gizliden gizliye idare eden esrarlı kainat gibi derinleşir.

    Valery, sanat eserinde fikir, meyvenin içindeki besleyici gıda gibi erimiş olmalıdır, der. Tanpınar’ın şiirleri, hikayeleri, romanları bu prensibe tamamiyle uygundur. Okuyucu onları okurken bir masal alemine girmiş gibi büyülenir. Hikayelerinde görüldüğü üzere Tanpınar, rüya ve masala büyük ehemmiyet verir. Modern psikoloji, rüya ve mitlerde derin sembolik manalar bulmuştur. Fakat onlar aynı zamanda güzeldirler. Güzellik kainatın altın anahtarıdır. Tanpınar’ı okurken bunu derinden hissederiz.

    Tanpınar’ı onun istediği gibi, dura dura, içlerine sindire sindire okuyanlar, onu sevecekler, yalnız ona karşı değil, bütün sanata, insana ve kainata başka bir gözle bakacaklar, kendilerini ebediyete götüren esrarlı ışıklarla dolu bir yolda bulacaklardır.
    ayşenur237 ve BLockeD bunu beğendi.
  4. мoʀαoʀ

    мoʀαoʀ Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2008
    Mesajlar:
    993
    Beğenileri:
    635
    Ödül Puanları:
    94
    Ahmet Hamdi Tanpınar

    Ahmet Hamdi Tanpınar
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    (İstanbul 23 Haziran 1901 - 24 Ocak 1962)
    Ahmet Hamdi Tanpınar 23 Haziran 1901'de İstanbul'un Şehzadebaşı semtinde doğdu. Babası devletin çeşitli livâ ve vilâyetlerinde kadılık yapan, Antalya kadısı iken emekli olan ve 1935'de İstanbul'da ölen Hüseyin Fikri Efendi'dir. Aile, aslen Batumlu olup "Mızrakçıoğulları" veya "Müftizâdeler" diye bilinmektedir. (Sadeddin Nüshet Ergun'un Türk şairleri'nde Ahmet Hamdi'ye ayrılan maddede, adının yanında "Mızrakçıoğlu" lakabı konulmuş olduğuna göre soyadı kanunundan önce şairin bu aile ismini kullandığı anlaşılmaktadır). Annesi Nesime Bahriye Hanım ise, Trabzonlu "Kansızzâdeler"den, deniz yüzbaşısı Ahmed Bey'in kızıdır, 1915'de ölmüştür.

    Ahmet Hamdi'nin çocukluğu, İstanbul'da geçti. Kendi hatıralarından 1904'de Ergani-Madeni'nde, 1908-1909'da Sinop'ta, 1909-1910'da Siirt'te, 1914-15'te Kerkük'te, 1916'da Antalya'da kaldığını biliyoruz. Bu yer değiştirmeler sebebiyle öğrenim hayatı da düzensiz geçti. İstanbul'da, Ravza-i Maarif İptidâî Mektebi'nde başladığı tahsiline Sinop ve Siirt rüştiyelerinde devam etti. Siirt'te, Katolik Dominicain misyonerlerinin idare ettiği Fransız mektebinde de bir yıl kadar okudu. Lise öğrenimi yıllarını Vefâ, Kerkük ve Antalya sultanîlerinde geçirdi.

    1918'de yüksek öğrenimine başlamak üzere İstanbul'a gelen Ahmet Hamdi Baytar Mektebi'ne yatılı öğrenci olarak girdi. Burada bir yıl okuduktan sonra 1919'da Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. 1923'te fakülteyi bitirdi. Orta öğretimde, edebiyat öğretmenliğine Erzurum Lisesi'nde başladı (1923). Sonra sırasıyla Konya (1925) ve Ankara (1927) liselerinde devam etti. Ankara'da iken kültür hayatında önemli bir yeri bulunan Gazi Orta Muallim Mektebi (daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü olacak)'nde edebiyat dersleri verdi. 1932'de İstanbul'a geçti ve Kadıköy Lisesi'nde öğretmenlik yaptı. Ertesi sene, Ahmed Haşim'in ölümü üzerine boşalan Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki sanat tarihi kürsüsünde estetik ve mitoloji dersleri verdi; Üsküdar Amerikan Koleji'nde de edebiyat dersleri okuttu.

    Yeni Türk edebiyatı kürsüsünün ilk profesörü olarak Ahmet Hamdi Tanpınar 1939'da üniversiteye intisap etti. 1940'da Kırklareli'nde topçu teğmeni olarak yaptığı askerlik görevinden sonra yeniden üniversiteye döndü. 1943-1946 yılları arasında Büyük Millet Meclisi'nin 6. devresinde, Maraş milletvekili olarak parlamentoya girdi. Mecliste aktif bir çalışması yoktu. 1946 seçimlerinde aday gösterilmedi. 1946-1948 yıllarında Millî Eğitim Bakanlığı'nda müfettiş olarak görev aldı. 1948'de Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik dersi vermek üzere tayin edildi. 1949'da, Edebiyat Fakültesi'ndeki profesörlük görevine yeniden döndü.

    1953 yılında altı ay, 1955'de üç hafta (filmoloji kongresi vesilesiyle), 1959'da bir yıl kalmak üzere üç defa yurt dışına çıkan Ahmet Hamdi Tanpınar, bu sürelerin büyük bir kısmını Paris'te geçirdi. Bu arada Fransa'nın diğer şehirleriyle Belçika, Hollanda, İngiltere, İspanya, Portekiz, İtalya ve İsviçre'yi de kısa sürelerle tanımak imkânı buldu.

    Hayatı boyunca sağlığından şikâyetçi olan Tanpınar, 23 Ocak 1962 günü geçirdiği kalb krizi ile Haseki Hastahanesi'ne kaldırıldı. Ertesi sabah, ikinci bir krizle hayata veda etti. Namazı Süleymaniye Camii'nde kılınan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın cenazesi Rumeli Hisarı Kabristanı'nda, hocası ve dostu Yahya Kemal'in yanı başına defnedildi. Mezartaşı üzerinde çok bilinen şiirinin iki mısraı hakkedilmiştir: "Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında".

    Yayınevimizce tamamlanmış külliyatındaki eserleri:

    Beş Şehir
    Edebiyat Üzerine Makaleler
    Hikâyeler
    Huzur
    Saatleri Ayarlama Enstitüsü
    Mahur Beste
    Tanpınar'ın Mektupları
    Sahnenin Dışındakiler
    Yahya Kemal
    Yaşadığım Gibi
    Bütün Şiirleri

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş