Ahmet Mithat Efendi-Jöntürk

Konu 'Kitap Özetleri' bölümünde gulhan tarafından paylaşıldı.

  1. gulhan

    gulhan Üye

    Katılım:
    14 Eylül 2008
    Mesajlar:
    429
    Beğenileri:
    127
    Ödül Puanları:
    16

    Romanın Özeti:
    Olay, 1315 (1899-1900) yillarinda geçmektedir. Ahmet Mithat Efendi bu romaninda, II. Abdülhamit döneminde batililasmadaki zitliklari anlatmaktadir. Jöntürk; daha çok II. Abdülhamit dönemindeki siyasi muhalefet hareketleri ve bu hareketlere katilan kisiler için kullanilmaktadir.
    Miralay Gazanfer Bey; Mekteb-i Harbiye'nin bundan (1899) kirk, kirkbes sene önce yetistirdiği Erkan-i Harbiye'nin en basarili öğrencilerindendir. Babasinin bir din bilgini olmasi ile de Arabi ve Farisi'de oldukça ileri bir düzeydedir. Bu nedenle Osmanli Edebiyati da mükemmeldir. Esi Dilsinas Hanim bir Çerkez cariye olmasi nedeniyle, eğitim görmemis, okuma yazma bilmeyen biri olsa da, çok iyi terbiye görmüs bir hanimdir.
    Gazanfer Bey Sirp Muharebesine gitmeden kisa bir süre önce, Dilsinas Hanimla evlenir. Evlendikten kisa bir süre sonra savasa gider. Plevne Mağlubiyetinde Ruslara esir düser. Bu süre zarfinda esiyle hiç görüsemeyen Gazanfer Bey bu esaret zamaninda mektuplasma imkani bulur. Dilsinas hanim okuma yazma bilmediği için mektuplari baskasina yazdirir. Gazanfer Bey, "Haberlesebilmek kavusmanin yarisi gibidir, " sözünün ne kadar doğru olduğunu anlayip kabul eder. Ama ne yazik ki esinden gelen mektuplar onun kendi el yazisi değildir. Duygularinin tam tercümesi olamaz. O dönemde kizlarin yazip okumalari, onlarin gelismeye kapali ve alçak gönüllülüğe mecbur olmalari terbiye ve düsüncesine göre, henüz uygun görülmemektedir. Gazanfer Bey de böyle düsünenlerdendir.
    Ama esinden gelen mektuplarda esinin sözlerini değil, bir katibin sözlerini okuyor olmaktan üzüntü duymaktadir. Dahasi kendisi de yazacaği mektuplarda gönlünün her istediğini o kağida yazamamaktadir. Çünkü o sözleri de doğrudan esi okuyamayacaktir. O sözleri bir yabancinin ağzindan isitecektir. Bundan duyduğu üzüntü üzerine fikri değisir ve eğer bir kizim olursa onu okutacağim diye yemin eder.
    Esaretten kurtulup döndükten kisa bir süre sonra, bir kiz çocuğu olur. Allaha verdiği yemini daima hatirlatsin diye kizinin adini Fatma Ahdiye koyar. Ne yazik ki ahdini yerine getiremeden Fatma Ahdiye'nin doğumundan bir sene sonra vefat eder. Aslinda, Gazanfer Bey'in esi Dilsinas Hanim da kizlarin okumasi taraftari değildir ama esinin sözünü yerine getirmek için kizini okutur.
    Ahdiye on, onbir yaslarina kadar okur. Daha sonra hoca Abdullatif Efendi'den Arabi ve Farisi dersleri alir. Ahdiye'nin dilde olduğu gibi fikirce de ilerlemesini sağlayan eğitim ve terbiye bu olur. (Bu dönemde eğitim; değisme, özellikle batililasarak değisme, olarak islenirken, terbiye, toplumsal ahlak kurallarinin kisilere verilmesi olarak anlatiliyor.)
    Fatma Ahdiye bir süre sonra Nurullah isminde biriyle evlendirilir. Nurullah; Mekteb-i Sultani'de tahsilini tamamlamis, Hukuk Mektebi'ni ikincilik ile bitirmis yirmi dört yaslarinda bir de.likanlidir. Hürriyet yanlisi biri olmakla beraber, ölümü göze alacak kadar cesur bir hürriyet asiği değildir.
    Nurullah Bey'in Ahdiye ile evlenmeden önce Ceylan adinda bir kizla gönül macerasi olur. Bu iliskiden bir çocuğunun olacağini öğrendiğinde ne yapacağini bilemez. Çünkü Ceylan Avrupa'nin kadin meselesine dair kitaplarini çokça okuyan, bu kitaplarin getirdiği "feminist" düsünceyi savunan, Fransa'da yaygin olan serbest izdivaç yanlisi serbest yetistirilmis bir kizdir. Nurullah ise, aldiği eğitim gereği serbest fikirli olmasina karsin, geleneklerine bağli biridir ve esinin de okuyan, bilen ama öğrendiklerine körü körüne bağlanan biri olmasini ister. İste bu nedenle Ceylan ile evlenmeyi göze alamaz ama doğacak çocuğun tüm sorumluluklarini üstlenmeyi kabul eder. Bu kararin hemen arkasindan yakin arkadasi Salih Ziya'nin yanina giderek evlenmek istediğini, çevresinde kendine uygun bir kiz olup olmadiğini sorar. Arkadasinin tavsiyesi üzere Fatma Ahdiye'nin ailesi ile görüsmeler baslar. Düğün hazirliklari yapilir.
    Bu sirada Ceylan her ne kadar sessiz kalsa da içten içe intikam almayi planlamaktadir. Ceylan, Nurullah'in evleneceği gün o dönemde bulundurulmasi yasak olan kendi babasina ait dergi, kitap, brosür ve evraklari bir sekilde Nurullah'in evine götürüp kitapliğina yerlestirir ve dönemin bas hafiyesi Feyzullah Efendi'ye babasinin adiyla bir ihbar mektubu gönderir. Bu ihbar üzerine Nurullah, düğün günü apar topar nezarete alinir. Yapilan sorgulamalar sonucunda 15 yil Akka'ya sürgün cezasi verilir. Akka'da iki siyasi suçlu ile -Hafiz Kadri Efendi ile Misirli Rifki Bey- ayni odayi paylasir.
    Hafiz Kadri Efendi Tibbiye'de okuyan zeki bir çocuktur. Siyasete dair hiçbir sey bilmemesine rağmen, haksiz yere sürgün edilenlerdendir. Misirli Rifki Bey ise, siyaseti çok seven, özgürlükçü fikirleri destekleyen biridir. İste Nurullah'in kaldiği bu oda, kisa bir sürede özgürlük taraftarlari için çok yararli bir politika mektebi halini alir.
    Jöntürklük'ten çekinen Nurullah, bu politika mektebinden bir Jöntürk olup çikar. Bu arada Rifki Bey'den Misir Arapçasi'ni da öğrenir. Nurullah kisa bir sürede Akka'da çok sevilen biri olur. Bir süre sonra babasini ve ablasini yanina getirtir. Niyeti sonradan esini ve kayinvalidesini de yanina almaktir. Ama bunu yapamaz. Çünkü Nurullah'in Akka'daki serbestliğini duyan Ceylan ve ailesinin bas hafiye Feyzullah Efendi'ye ricalari üzerine; Feyzullah Efendi Akka'daki görevlilerden, Nurullah'in üzerine baski yapilmasini istemistir.
    Nurullah daha fazla orada kalamayacağini anlayinca Akka'daki bir Fransiz acentasinin yardimi ile Misir'a kaçar. (Misir Jöntürkler'in en çok iltica ettikleri yerdir). Misir'da Abdulgaffar Sacit isminde bir avukat ile ortak olup çalismaya baslar. Misir'a yerlestikten sonra babasini, ablasini bir süre sonra da esini ve kayinvalidesi Dilsinas Hanim'i yanina alir. Sekiz yil Misirda yasarlar. Hürriyetin ilan edilmesi üzerine İstanbul'a geri dönerler.
    Bu arada Ceylan geçirdiği cinnet sonucu üzerine bes alti kadeh petrol dökerek, kendini yakar. Ceylan'in babasi Kazim Bey de kendini denize atarak intihar eder.
    Sonuç:
    Hiçbir değisim sancisiz olmaz. Değisime yandas olup, değisimi savunan birçok kisiyi bile, olumsuz yönde etkiler.

Sayfayı Paylaş