Allah Asla Terketmez..

Konu 'Dini Bilgiler' bölümünde sumeyra tarafından paylaşıldı.

  1. sumeyra

    sumeyra Üye

    Katılım:
    3 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.561
    Beğenileri:
    790
    Ödül Puanları:
    0

    Allah insanlara mühlet verir. Şu dünyayı bir imtihan ve ‘sınanma’ yeri olarak yaratmıştır; ve şu dünyada insanlık tarihinin iki ana akımını bu ‘mühlet’in içinde sınar. Mühlet verir; ama asla terketmez.


    BİR BÜTÜN OLARAK insanlık tarihine baktığımızda karşımıza çıkacak en çarpıcı vâkıalardan biri ‘dalgalanmalar’dır. Bir fert olarak kendi hayat tarihçemizde de bir dizi ‘dalgalanma’ yaşanır durur.

    Bu gelişler ve gidişler inişler ve çıkışlar insanın yüreğini helecana sürüklese bile önemli ve değerlidir. Zira Kadîr-i Rahîm nasıl deniz içindeki balıkları denizin akciğeri hükmündeki dalgalar sayesinde suya karışan oksijenle besliyorsa insan da bu dalgalanmalar ve gelgitler ile beslenir durmaksızın...

    Nitekim şöyle hayatımızın en verimli en semereli sonuçları itibarıyla en bereketli zamanlarına bakalım: Bu zamanlar dalgaların şaha kalktığı musibet anlarıdır. İnsan musibetlerin insanı alabildiğine sıktığı o dalgalanma anlarını sükûnla sabırla ve “Bu olayla bana ne söyleniyor?” sorusuna cevap arayışıyla geçiriyorsa yaşadığı acılardan hayat boyu tadılacak tatlı sonuçlar çıkarır. Yüreğinin daraldığını hissettiği o zamanlarda hayat boyu teneffüs edeceği hakikat oksijenleri bulur.

    Velhasıl ‘dalgalanmalar’ suretinde akseden bu ‘sınanma’ anları gerçekte hayata tadını ve anlamını veren anlardır. Ama bu bu anlarda az önce sözünü ettiğimiz hali yaşayanlara mahsus kalır. Öte yanda ne yazık ki bu kadar açık mesajlara rağmen ne ders ne de ibret alanlar vardır.

    Manidardır kendi hayatlarından bu ders ve ibreti çıkarma inceliğinden mahrum olanlar bir bütün olarak insanlık tarihinden de aynı dersi ve ibreti çıkaramayacak kadar kördürler. O yüzden hayat çizgilerini kesintiye uğratan hayat ritimlerini bozan hayat anlayışlarını sorgulanır duruma getiren ‘sınanma’ anlarında Kur’ân’ın deyişiyle ‘ne tevbe eder ne de hatırlarlar.’ Bu olayın niye yaşandığını sormaz; bilakis inat ve isyanlarını arttırırlar. Arızanın asıl sebebini farkedebilecekleri müthiş imkânları mağrurcasına giriştikleri ‘balans ayarları’ ile kısa va**** ucuz kârlara ama sonucu hüsran olan adımlara dönüştürürler. Bu hüsranların en büyüğü ise kabrin öte tarafında durmaktadır. **üm ötesinde; kimi yüzlerin utancından mosmor korkusundan bembeyaz kahrından kapkara kesildiği o günde yaşayacakları en büyük hüsran ise henüz akıllarının ucunda dahi değildir.

    Allah insanlara mühlet verir. Şu dünyayı bir imtihan ve ‘sınanma’ yeri olarak yaratmıştır; ve şu dünyada insanlık tarihinin iki ana akımını bu ‘mühlet’in içinde sınar. **üm ötesinde hakikatın mutlak hükümranlığı vardır; ama imtihan gereği şu dünyada ‘günler döndürülür.’ Hakikat nurları kâh her tarafı kaplar kâh gizlenir. Kâh gündüz olur kâh gecenin karanlığı çöker insanlığın üzerine. Kâh baharlar ve yazlar yaşanır kâh güzler ve kışlar. Bu gelgitler ve ‘dalgalanma’lar hengâmında insanlar sınanırlar: O’na teslim olanlar veya nefsine teslimiyeti tercih edenler O’na itaat edenler veya isyan edenler O’nun emrine uyanlar veya emrine başkaldıranlar O’nu tanıyanlar veya O’ndan gafil olanlar O’nu bilenler veya unutanlar... şu dünya hayatının akışı içinde bu ‘dalgalanmalar’la ayrışır durmaksızın.

    Mü’minler bu ‘mühlet’in şuuruyla ne zafer anlarında ‘gurur sarhoşu’ olur; ne de ucu cehenneme uzanan ateş ırmaklarının yolcularının galebe çalıyor gözüktüğü anlarda ümitsizliğe kapılırlar. Aksine böylesi anlarda sabır teslimiyet tevbe tevekkül tefekkür dua tezekkür iltica istiğfar iztiâze istiâne.. gibi bir dizi ubudiyet haliyle donanırlar. Gerçi dünyanın onlara dar geldiği herşeyin çıkmaz gözüktüğü Kıyameti çok yakınlarında hissettikleri anlar bile yaşanır. İbrahim (a.s.) ateşe atılır. Musa (a.s.) önünde deniz ardında Firavun ordusu; bir an kalakalır. İsa (a.s.) için ölüm tezgâhları kurulur bütün kavim Lût’un (a.s.) kapısına dayanır. Mağaradaki Nebî (a.s.m.) ile müşrikler arasında üç adımlık bir mesafe kalır. Bedir’de mü’minler üç kat güçlü bir orduyla karşılaşır. Bütün âlem-i İslâm bir yanda Moğol öte yanda Haçlı orduları arasında sıkışıp kalır. Batının İslâm âleminin yarıdan çoğunu sömürgeleştirdiği; kalan kısmını da fikrî esaret altına aldığı ‘sömürgecilik’ günleri yaşanır.

    Ama Allah asla terketmez. O ‘imkânsız’ın onun için ‘imkânsız’ olduğu bir Kadîr-i Mutlak’tır. O herşeye Kâdir’dir; hiçbir şey hiçbir sebep ona karşı duramaz. O Latîf’tir; ‘sebeplerin sukut ettiği’ sanılan noktada dahi herşeye nüfuz eder ve aşılmaz sanılan engelleri aşarak lütfuyla mü’minleri sevindirir. O Habîr’dir; kapalı kapılar ardında alınan ‘gizli’ kararların hiçbiri O’ndan saklanabilmiş değildir. O Azîz’dir; her türlü sebebin üstündedir ve emrine dil uzatarak izzetine sataşanları cümle âleme zelil ve maskara eder. O Cebbar’dır; herşeye boyun eğdirir. O Müheymin’dir; kullarını koruyup gözetir. O Muğîs’tir; ‘herşey bitti’ sanılan anlarda dahi kullarını alıp kurtarır. Ve eğer hikmeti iktiza ederse Serîü’l-Hisab’dır; gerekirse hesabı çabucak görür.

    Hem Hakîm’dir de. Hikmeti gereği şu dünyayı bir ‘meydan-ı imtihan’ olarak yaratmıştır—tâ ki elmas ruhlar ile kömür ruhlar tanınsın ve bilinsin. Zaten o yüzden mühlet verir.

    Ne ki kimileri bu mühleti ne yaparsak yanımıza kâr kalıyor şeklinde yorumlar; ‘duruma hâkim’ oldukları zannına kapılırlar. İnananlar ise Allah’ın kimilerine verdiği mühleti eğer her gün ve her saat O’nun güzel isimlerini teneffüs etmekte ihmale düşerlerse “Acaba terk mi edildik?” korkusuyla karşılarlar.

    Hayır! Allah mühlet verir; ama asla terketmez.

Sayfayı Paylaş