Allah Bir Peygamber Hak !!

Konu 'Dini Hikayeler' bölümünde ayceNuR tarafından paylaşıldı.

  1. ayceNuR

    ayceNuR Üye

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    701
    Beğenileri:
    867
    Ödül Puanları:
    0

    Benim favori yazarlarımdan biri olan İSMET ÖZEL islamla ilgili güzel düşünceleri bu adam DİNDAR :


    İslami kesimden ayrılmanın diğer şıklarına dönelim mi?
    İslami kesimle ilişkim neymiş? Ne zaman kurulmuş, ne yapmışım onlarla ortak da bunu ayıracağız? Ben Müslümanlarla müşterek dergi bile çıkaramadım. Bunu istedim, fakat hiç kimse, bir kişi bile arkamda, yanımda olmadı. Siyasi olarak dönen bir dolap var ve ben bunun içinde hiçbir zaman olmadım. Kendim de bir dolap çevirmedim. O bakımdan çok rahatım, hiç dert değil bana İslami kesimin yayın organları. Kanal 7′de üç sene, haftada bir ‘İsmet Özel ile Başbaşa’ programı yaptım. Ama onlar hiçbir zaman rahat olmadılar bu konuda. ‘İsmet Özel acaba ne der, bizi ne bakımdan zor durumda bırakır’ endişesiyle, bir süre canlı olan yayın, kısa sürede bant yayına dönüştü.


    sık Hz. Ömer’i örnek göstermekten hoşlandınız.
    Çünkü Hz. Ömer, İslam’a büyük bir düşmanlık gören bir yerden, İslam aleyhindeki her şeye büyük bir rahatsızlık duyan bir noktaya geldi. Dolayısıyla hiç umrumda değil. İnsanlar, ‘Sosyalistti, İslamcı oldu, şimdi de Türkçülük tellerini çalıyor’ diyorlar. Hepsi *****ça şeyler. Komünist olmam, bugünkü durumumla tıpa tıp yerine oturan bir şey. Ben pozitivist kültür içinde yetişmiş bir insan olarak, o gün komünist olmadığım takdirde, bir gün Müslüman olamayacaktım. Ben de onlara söylüyorum: ‘Behey *****lar, ben komünistken siz niye değildiniz? Ben sosyalist değilim demedim hiçbir zaman. Sosyalist olmayı geride bıraktım dedim. O zaman, ‘Hah İsmet Özel bak, sen bu kadar zaman vakit kaybettin. Biz bu sırada buradan buraya gelmiştik, gel bunu sana gösterelim’ diyemediler. Tam tersine, ben ihtida ettikten sonra, onlara ‘Bakın kardeşim, oradan buraya gelmek lazım’ diye yol gösterdim.

    İslamcılardan sıtkınız sıyrılmasaydı, Türklüğünüze müşteri arar hale gelir miydiniz?
    Benim İslamcılığımla, Türkçülüğüm arasında hiçbir mesafe yok. İnsanlar anlamak istemiyor. Başlangıçta Türklükten söz etmek, İslam’dan uzaklaşmak içindir. Batılılaşma serüveni içinde Türklüğünü öne sürenler, İslamcılığı yok saymayı mümkün kılar ümidiyle buna yamanmışlardır. Bize Yahudilerin öğrettiği Türklükten bahsetmiyorum ben. Yaptığım Türklük tarifi şu: Kâfirle çatışmayı göze alan Müslüman’a Türk denir. Bu adam Malezya’da da olsa budur, Filistin’de de olsa budur, İzlanda’da da olsa budur. Belçika’da bir Türk köyü var. Modern çağın başlarında, kâfir devlet, bir vergi koymuş. Bu köy demiş ki ‘Vermiyoruz bu vergiyi.’ Devlet bunlara, ‘Nasıl olur da vermezsiniz, Türk müsünüz siz?’ demiş. ‘Evet’ demişler, bu fırsatı yakalayıp, ‘Evet Türk’üz vermiyoruz.’ Türk köyü olarak kalmışlar, bu vergiyi de vermemişler. Bu köy, Türk köyü adıyla hâlâ Belçika’da var. Demek ki kâfirle çatışmayı göze alan herkes Türk’tür.


    Siz mutsuz bir insansınız, doğru mu?
    Çok doğru. Çünkü mutluluğun daha ziyade ineklere yakıştığını düşünüyorum. Saman bulan ineklerin hepsi mutlu olur.
    *Ama sublimasyonu şimdi yaptınız. Sahip değilsiniz diye küçümsediniz mutluluğu, kendinizi yücelttiniz.
    Mutluluğu küçümsediğim yok.
    *Ama ineklere layık gördüğünüze göre küçümsüyorsunuz.
    Boğalar mutlu değil, inekler mutlu.
    *Mutlu olan boğalar inekliğe mi dönüyor yani?
    Herhalde onlar da mutluluğu boğalığı devam ettirmekte bulamayacaklarını anlıyorlar.
    *Açık konuşun, siz kadınlara inek mi diyorsunuz?
    Erkekler öküz olmadığı sürece evet. Çünkü erkek olmasına rağmen öküz, erkekliğini kullanamaz.
    *Kadınlardan nefret mi ediyorsunuz?
    Nefret demeyelim de hınç diyelim. Çünkü ben sevdiğim kızla evlenemedim. Hıncım onun gibilere. İnsan tercih edilmek, seçilmek istiyor.
    *Ondan yola çıkıp bütün kadınlara hınç mı besliyorsunuz?
    Beni seçmeyen bütün kadınlara hınçlıyım. (Gülmeler)
    *Hiçbir kadını yanınıza yaklaştıracak kadar yüreğinizin sıcak olduğuna inanmıyorum.
    Ben de hiçbir kadının benim yüreğime yaklaşacak kadar cesur olduğunu sanmıyorum.
    *Fırsat verdiniz de yaklaşamadılar mı?
    Tabii ki. ‘Yanarım’ diye çekildiler. ‘Bu adamla, onun istediği şekilde bir ilişki kurduğum takdirde ben ne olacağım?’ dediler.
    *Sunduğunuz format neydi?
    Kölelik. Bunu gönüllüce, çok arzulayarak yapması lazım.
    *Eşiniz köleniz olmadı diye mi küstünüz ona?
    Köle olmak şöyle dursun, beklediğim yardımı bile alamadım. İyi evlilik kolay elde edilebilen bir şey değil. Bunun yanı sıra çocuklar Allah’ın bize emaneti.
    *Peki köleniz olmasını istediğiniz kadının siz de kölesi olacak mısınız?
    Hayır. Çünkü bir ilişkide iki köle olmaz.
    *Neden siz değilsiniz köle de, kadın oluyor?
    Çünkü Kur’an-ı Kerîm’de ‘Kadınlar sizlerin tarlalarınızdır’ diye yazıyor.
    *Bu, ‘kadın köledir’ değil ki. Siz oradan ürün alacaksınız, soyunuz ilerleyecek anlamındadır.
    Ayet-i kerîme nasıl devam ediyor: ‘Onlara istediğiniz zaman girebilirsiniz.’ Kadın benim tarlam olacağına kölem olduğu takdirde, daha avantajlı durumda. Çünkü köleyle bir diyalog kurmak mümkün. (Suat Yıldırım’ın mealinde ayetin doğrusu şöyle: ‘Eşleriniz sizin nesil yetiştiren tarlanızdır. Tarlanıza dilediğiniz şekilde varın. Kendiniz için ilerisini düşünerek hazırlık yapın. Allah’ın haram kıldığı şeylerden korunun ve onun huzuruna varacağınızı iyi bilin.’ NA)
    *Kadınları Tanrı’nın muradı dışında aşağılıyorsunuz. O, böyle adaletsiz olamaz.
    Tanrı’nın adaletsiz olduğunu kim söylemiş? Demek ki adalet bu.
    *Çok hastalıklı bir yorum bu. İstemesem bile, erkeğim benimle olmak istiyor diye buna müsaade edeceğim ha?
    İnsanın fiziki zorlukları dışında evet.
    *Ne diyorsunuz ya siz? Psikoloji diye bir şey var.
    Neden bir kadın kocasından bağımsız bir psikoloji sahibi oluyormuş?
    *Siz delirdiniz mi? Niye olmasın?
    O zaman niye onun kocası, niye onun karısı? Evlilik bir birlik değil mi?
    *Sizin anlattığınız birlik değil ki.
    Bir insan evlendiği zaman, evlenmeden önceki insan değildir.
    *Bu neden sadece kadın için geçerlidir?
    Erkek için geçerli olmadığını kim söyledi? Siz bana deseniz de, kadın erkekle beraber olmak istedi, ama erkek onu reddetti. Buna erkeğin de hakkı yok tabii ki.
    *Köleyse, kadın efendisinden nasıl bir şey talep edecek?
    Şarkıda söylendiği gibi, efendi, ihsanını köleden esirgemez.
    *O zaman niye kadını köle olarak adlandırıyorsunuz da, ‘Erkek de onun kölesi olmalı’ demiyorsunuz?
    Bir iş bir türlü yapılır. Beş türlü yapılmaz.
    *Bir iş İsmet Özel, bin türlü yapılır.
    Hayır, her biri başka iştir onların. Her biçim, başka bir özdür.
    *Yine söz oyunu. Bir erkeğin kölesi olma mantığıyla hiç işim olmaz!
    Erkeğinin kölesi olmayan kadın, o erkekle niçin evlenmiştir?
    *Eğer böyle bir eşitlik kurduysanız, erkek de kadının kölesi olabilir.
    Bunun nöbet defterini kim düzenleyecek?
    *Onların psiko-kimyaları.
    Demek ki kadın ve erkeğin birliğinin üstünde bir makam belirliyorsunuz siz.
    *O sizi ilk başta reddeden harika kadın, belli ki köle olmak istemedi. Aferin ona. Ama siz Bir Yusuf Masalı’nda acı acı feryat ediyorsunuz, ‘Gel ey kadın beni bul’ diye. Kalbinizin soğukluğunu giderecek bir kadın arayışı bu kitapta çok belirgin. Ama siz ‘bulunan’ olmayı tercih ediyorsunuz. Arayıp bulmaya cesaretiniz yok.
    Vaktim yok. (Gülüyor) Belki cesaretim de.
    *Çünkü rekabete girmek istemiyorsunuz.
    Kesinlikle. Bunun da tabii psikolojik, derin sebepleri vardır.
    *Oralara girmeyeyim artık. Özetle ihtiyacım yok diyorsunuz kadınlara.
    Yahu altmış yaşıma geldim ben. (Gülüyor)
    *Allah Allah. Her şey cinsellik değil ki. Bir paylaşımdır, bir şefkattir.
    Her şey cinsellik değildir ne demek? Walt Whitman’ın bir mısraı var biliyor musunuz? Sex contains all-Cinsiyet her şeyi içerir.
    *O halde siz şu anda bir hiç misiniz yani?
    Nerede bende o şans? (Gülüyor) Hiç olmak öyle herkese nasip olmuş mu? Ben bir şeyim ve işe yarayan bir şey değilsem, işe yarayan bir şey olmak istiyorum. Hiçlik bunun üstünde. Hiç olamıyorum, hiç olmayı çok isterdim.
    *Madem ki seks her şeyi içerir ve sevdiğiniz bir insan yok. O halde, zaten hiç olmuşsunuz da farkında mı değilsiniz acaba?
    Olabilir. Ama farkına varmadığımız şeyler, pek bize yakın şeyler değildir.
    *Siz sadece kadınları değil, hiç kimseyi sevmiyorsunuz sanki.
    Belki de öyledir bilmiyorum. Ama sevmeyi isteyen bir adamım en azından. Ben sevginin herkese kolayca dağıtılabilecek bir şey olduğunu sanmıyorum. Sevgimi de kıskançlıkla en uygun kişiye vermek istiyorum.
    *Ama veremiyorsunuz.
    Veremiyorum.
    *Çünkü sevgi yok sizde.
    Ha o zaman bende bir kabahat yok. (Gülüşmeler) Olmayan şeyi nasıl vereyim?
    *BENİM GÖREVİM TEBLİĞ DEĞİL Kİ

    *Sizin bu kendini beğenmiş tarzınızı sorgulamaya devam edeceğim. Peygamberimiz insanlara tebliğini sunarken daha anlayışlı, daha merhametliydi. Hatta Allah onu uyardı, ‘Ey Muhammed, onları hidayete erdirecek sen değilsin, benim’ diye. Sizin bu kadar öfkeli olmaya ne hakkınız var?
    Bu soruyu tersine çevirmek lazım. Peygamber bile bir âmâya tebliğde bulunmak konusunda ihmalkâr davrandığı için Allah tarafından azarlanmışken, benim hiç peygamber olmadığım halde, hatta evliyadan biri de olmadığım halde……
    *Ama Peygamberimiz üzülüyordu, hidayete ermiyorlar diye, ‘Senin görevin sadece tebliğ’ dedi Allah.
    Benim görevim tebliğ değil ki.
    *Eee, tebliğ yapıyormuş gibi davranıyorsunuz ama.
    Hayır, ne münasebet. Ben Müslümanlığın yaşanması üzerinde hiçbir şey söylemedim. Hiç kimseye şunu yapma, şunu yap demedim. Ben sadece şartların ne olduğunu izah etmeye çalıştım insanlara. Hiçbir zaman hüküm verip, ‘Kardeşim bu yanlış oluyor, şöyle yapın’ demedim.
    *Hadi canım, basbayağı dediniz. Üstelik Gerçek Hayat’taki son yazınızda, ‘Beni sevmeyenlere gelince, onların da canı sağ olsun demeyeceğim. Allah onların kalplerindeki hastalığı artırsın’ diyorsunuz. Bu, Müslümanca bir tavır mı? Kusurlu bile olsa, insan böyle beddua eder mi, din kardeşlerine? Peygamberimizin geçtiği yola taşlar döşediler. Ayaklarından kanlar akarken bile böyle beddua etmedi. Siz niye bu kadar merhametsizsiniz?
    Yoo ben merhametsiz değilim. Eğer, beni sevmemek bir hastalıksa, e tabii ki yani, ‘Beni sevsinler’ mi diyeyim?
    *Ama ‘Canları sağ olsun demeyeceğim’, büyük bir aşağılama. Peygamberimiz kimseyi aşağılamadı. ‘Onları affet, ne yaptıklarını bilmiyorlar’ dedi.
    Onu Hz. İsa söyledi. (Gülüyor)
    *Hz. İsa da Allah’ın peygamberiydi, Hz. Muhammed de hiç beddua etmedi.
    Acaba? Resullah hiç beddua etmedi, öyle mi? Ben peygamber değilim. Kur’an-ı Kerîm’de diyor ki, ‘İnsan hayra olduğu kadar, şerre de dua eder.’ Ben insanım ve bu konuda da böyle bir dua ediyorum. Kendimden çok eminim. Yani Türkiye için doğru hatt-ı hareketin ne olduğunu tespit konusunda hiçbir tereddüdüm yok. Benim söylediklerim konusunda yamru yumru şeyler söyleyen ve beni bu sebepten ötürü sevmeyen insanların, Allah kalplerindeki hastalığı bin kat artırsın.
    *Allah aşkına, insanların hastalıklarının artması, sizin murat ettiğiniz nihai amacın gerçekleşmesine nasıl bir katkıda bulunur?
    Ben yaşadığım ülkenin ve insanlarının, dünyada haysiyetli ve itibarlı bir yere kavuşmasını öngörüyorum. Çünkü bu insanlardan birisi benim. Eğer benim yaptığım şey, Türkiye’nin aleyhindeyse, Allah benim bin belamı versin. Ama benim yaptığım şey, Türkiye’nin lehinde bir şey de insanlar bu sebepten dolayı beni sevmiyorsa, Allah hepsini kahretsin.


    :)

Sayfayı Paylaş