Allah (c.c)Arayan Adam…

Konu 'Dini Hikayeler' bölümünde ayceNuR tarafından paylaşıldı.

  1. ayceNuR

    ayceNuR Üye

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    701
    Beğenileri:
    867
    Ödül Puanları:
    0

    korkmadan okuyun..
    ***
    ….kendimi ta derinden tanımak istiyorum!

    …beş yaşında bir çocuğun yanına yetmişbeş yıl unutamayacağı bir manzarayı koyuyorlar: ölü bir kadın…hayatın sıcaklığını taşıyan çocuk, ölümün soğukluğunu taşıyan kadına bakıyor: annesi!…öyle bir çığlık atıyor ve kaçmaya başlıyor ki bir daha kendisini hiç kimse durduramıyor..
    ..bir ayna gibi taşıdığı günlüğünü hiç ayırmıyor yanından..her şeyi en ince hatlarıyla aksettiriyor aynasına..annesini gülümserken görmedi ya..gülmüyor hiç…kaçamadığı zamanlarda kaçma planları yapıyor hayatı boyunca..
    on altı yaşında üniversiteye kaçarken, üç yıl sonra öğrenimini yarıda bırakıp..yasnaya polyana’ daki topraklarına kaçıyor..toprakları evet, dokuz yaşında kaybedilen soylu bir babanın yadigarı..fakat kaçacak o kadar çok yer varki..beklemek olmaz..mesela moskova ve petersburg..mesela kafkaslar, asker ağabeyinin yanı… neden orduya kaçmasın? hem savaş var…kırım savaşında tuhaf bir asker, savaşın görünmeyen yüzünü yazıyor..”sivastapol” adı altında topluyor hikayelerini.. hikayeleri okuyan çar, tehlikelerden uzak tutulmasını istiyor bu askerin..oyle ya: küçük bir kurşunla kaybetmemeliler büyük yazarını rusya’ nın…
    ..savaş sona erer ermezde askerliği bırakıp kendi hikayesine kaçıyor..yirmidört yaşında hiç bir yazarın cesaret edemediği bir şeye, kendini yazmaya koyuluyor da..üç halkalık altın bir zincir çıkıyor ortaya: “çocukluk yıllarım”..”ergenlik yıllarım”.. “gençlik yıllarım”..iki yaşını hatırlayacak kadar keskin bir hafıza, zapt edilmesi zor güçlü bir beden, aynaya her bakışta çirkin bulunan bir “köylü yüzü”.. ve bu yüzün sahibi garip bir kont: kont lev nikolayeviç tolstoy..

    …tek bir kapıya yanaşmıyor kaçarken…ölüm!.
    ..nereye nişan alsa hedefini bulan saçmalar, bir yandan genç avcının heybesini doldururken, diğer yandan hedefe sahibini oturtuyor..nasıl olurda bir kez dahi hastalanmamış bedeni, vurulmuş bir av gibi toprağın heybesine konabilir? ölümü hissettiği o an dehşete kapılıyor..hayır!!! korkmamaktadır ölümden..onun korkusu “hayata bir anlam verememektir..”

    ..yedi yılda yedi kere yazdığı ikibin sayfalık romanı “savaş ve barış” ta beşyüz kahramanı konuşturmuştur..hemde hiç bir ayrıntıyı atlamadan..öyle bir panoramadır ki bu gerçek bir tabiat harikası gibi bütün ihtişamıyla ruhları sarsmış…her gününe on ıstıraplı saat sığdırılan yedi yılın madalyasını tolstoy’ un yorgun boynuna asmıştır..
    …tolstoy’ un yüzlerce kahramanından söz ediyorum ya..itiraz ediyor bana.. “tek kahraman var” diyor.. bütün ruhumla sevdiğim..bütün ruhumla çizmeye çalıştığım tek bir kahraman “gerçek!” ve şöyle devam ediyor sözüne “dün de en güzeli oydu..bugün de..yarın da en güzeli o olacaktır!..” doğrusu usta haklıdır ve ömrünü görmeye adamıştır..görmeye çalışmak..huzur dolu geçen on altı yılın sonunda büyüyerek ve giderek bütün hayatına yayılacak olan şu sorularla karşılar onu..
    …niçin yaşıyorum?
    …hayatın anlamı nedir?
    …ölüm karşısında ne yapabilirim?.

    ..gözleri hiç kıpırdamayan, hiç konuşmayan, yemek yemeyen tolstoy..bu dünyadan değildir sanki..
    …”bana inanç ver tanrım!..” diye yalvardı sonunda tolstoy ve devamında.. “bu gücü ver ve başkalarınında onu bulmasına yardımcı olmamı sağla lütfen!..”
    ..çalınan her kapı hemen açılsaydı, ümidin, sabrın ve isteğin derecesi anlaşılmazdı..aradığı cevabı bulabilmek için denemediği bir şey kalmasını istemeyen tolstoy, filozoflara, ilahiyatçılara ve bilim adamlarına da adresi sormuş ancak onlarda şüphelerini beslemekten başka bir işe yaramamıştı.. bir ara kilisede ruhunu yatıştırmayı denediysede, kilsenin şekilcilikle buz tutmuş donuk iklimi hayal kırıklığına uğratmıştı onu..ona göre kilisede yapay bir inanç vardı: hayatı kurutan, israf eden ve sahteleştiren..
    yıl 1901’ di ve kilisenin otoritesini reddeden tolstoy aforoz edilmişti..

    ..köylüler!.. belkide onlar biliyorlardı hayatın sırrını. tabiatın kucağında yaşayanların, bu insanların dinginliği, yoksulluğu ve samimiyetinde aramalıydı gerçeği.. ve sıyrıldı urbalarından kont tolstoy…oysa çarlık dikkatle izliyordu onu..yazılarına sansür koyuyor bazen tamamen yasaklıyordu. zira o “sevginin ilahi krallığı” nı öneriyor, milyonlarca insana yeni bir ümit aşılıyordu.
    ..eserleri için telif hakkı kabul etmiyor..yoksul insanlara evinin kapısını açıyor ve yardım ediyor onlara..efendi olmayı kabul etmiyor ve “efendi” arayanlara “allah” ı işaret ediyor tek hükmedici olarak.. öte yandan hala konforlu bir evde oturuyor ve hala paranın gölgesinde kurtulamamak nefes almasını güçleştiriyordu, ta ki ailesine yazdığı veda mektubunu çekmecesine koyana dek.. farklı inançlara sahip insanlardan mektuplar geliyor tolstoy’a..bütün eserlerinin telif haklarından vazgeçip insanlığa devrettiğini bildiren bir vasiyetname hazırlıyor gizlice..son yıllarını “allah” a adamak yoluna…
    ..ve dua’ lar, tolstoy’ un elinden tutup bir gece sabaha karşı kaldırıyorlar yatağından..takvim 28 ekim 1910’ u gösteriyor. aceleyle kendini karanlığa bırakıyor..yanına üç şey alıyor.. günlüğü ve biri kurşun, biri kamış iki kalem….
    “daha uzağa! daha uzağa gitmeliyim!”..diyor..sonunda yalnız kalabileceğim bir yere… günlüğüne “insan, allah’a ancak yapayalnızken yaklaşabilir” yazmıştı..o halde durmak neden!..
    ..”uzak” ın neresi olduğunu kim bilebilir?.. “itiraflarım” da şöyle dile getirir tolstoy..”hayatla ölüm arasında son bir kez çırpındım ve içimde olanları tekrar gözden geçirmeye başladım. birdenbire ancak allah’ a inandığım zamanlarda yaşadığımı fark ettim. sırf o’ nu düşünmekle bile hayatın dalgaları kabarıyor benliğimde. çevremde her şey canlanıyor, her şey bir anlam kazanıyordu. halbuki o’ nu unuttuğumda ve o’ ndan uzaklaştığımda hayat duruveriyordu.. “öyleyse, ne arıyorsun daha? diye haykırdı içimden bir ses…. o gün bugün, bu “ışık” hiç bırakmadı beni…”
    bir mektup…zavallı kadın, nasılda çaresizdi satırlarında: “üç çocuk annesiyim..kocam müslümandır.. çocuklarımız hristiyan.. oğullarım, babalarının dinine geçmek için benden izin istiyorlar. ne yapmalıyım?..” ..verdiği cevabın içindeki cümlelerden bir kaçı bir adım öne çıkıyor.. “muhammed’ in dinini kabul etmenin ne derece önemli olduğunu anlatamam”.”müslümanlığın, kilise hrıstiyanlığından kıyas kabul edilmez derecede üstün durması, bende hiç bir şüphe uyandırmıyor..”..
    kaçış…ne kadar gizlesede kendini tanınıyor tolstoy.. polisler, gazeteciler ve meraklılar bu kaçış öyküsüne tanık olabilmek için çırpınıyor..”demek yalnız kalmak istemiş”, “demek yalnız kalıp kendini ve allah’ ı bulacakmış”.. tren sınıra geliyor ve dedektifler selamlıyor usta’ yı ve sınırı geçmesine izin vermeyeceklerini bildiriyorlar.. birden hastalanıyor tolstoy.. ateş ve su aynı anda kuşatıyor onu.. astapova adlı küçük bir tren istasyonuna kısmet oluyor bu büyük adamı kucaklamak. istasyon şefinin yoksul odası, tolstoy’ un “uzak” ı oluyor.. samimiyetlerine hayran olduğu köylüleri hatırlayıp soruyor kendi kendine “peki ama köylüler nasıl ölüyorlar?”.. bir ara gözlerini son bir gayretle açıp etrafındakilere bakıyor ve dudaklarından şu cümleler dökülüyor.. “yeryüzünde milyonlarca kişi acı çekiyor. siz niçin burada toplanmış, yalnız benimle ilgileniyorsunuz?”
    ..bir el ölünün gölgesini kalemiyle çiziyor duvara, bir daha silinmesin diye..
    ..köylüler nasıl ölüyor bilmiyoruz ama tolstoy böyle ölüyor..
    ..lev nikolayeviç tolstoy..(1829-1910)
    ………………………………………………………..güneşimin önünden çekil..a.ali ural….

    “ALLAH (C.C.)’I KAYBEDEN NEYİ BULUR..ALLAH (C.C)’I BULAN NEYİ KAYBEDER…”
    abdulmelik ve OmErOoO__oOo* bunu beğendi.
  2. OmErOoO__oOo*

    OmErOoO__oOo* Üye

    Katılım:
    24 Ocak 2011
    Mesajlar:
    116
    Beğenileri:
    144
    Ödül Puanları:
    0
    Eline sağlık:330:

Sayfayı Paylaş