:(Allah'ım bize ağlamayı öğret!!!

Konu 'Dini Bilgiler' bölümünde elcin06 tarafından paylaşıldı.

  1. elcin06

    elcin06 Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2007
    Mesajlar:
    1.058
    Beğenileri:
    105
    Ödül Puanları:
    36

    Bizler gönlümüzün bahçeleri tarûmar olan, çiçekleri sararıp solan
    insanlarız. Bu virane bahçemizde yıllardır hep baykuşlar öttü ve
    bülbüllerin seslerine hasret kaldık. Engin huzur sadece hayallerimizi
    süsledi, saadeti yüreğimize sokamadık. Mutluluk kelimesinin anlamını
    unuttuk.


    Hep dertliydik ve derdimize derman bulacak takatimiz yoktu, başkalarına
    da söyleyemedik derdimizi. Ağlayacak haldeydik, fakat ağlayamadık.
    Tıpkı yüreği katılar gibi, gözünden yaş akmayanlar gibi, kalbi nasır
    tutmuşlar gibi.


    Kendi dertlerimizin farkına bile varamadığımız için başkalarının
    acılarını hiç göremedik. Gözünden yaş akıtan insanların neye ve niçin
    ağladıklarını soramadık. Oysa onlar dertlerinin ne olduğunu bilen
    insanlardı. İnsanlığın nasıl bir derde düçar olduğunu bilen ve onların
    ızdıraplarıyla yanıp tutuşan insanlardı. Dertlerine çare olacak
    dermanları insanlığa sunabilmenin mücadelesini ediyorlardı.


    Onlar virane bahçelere düzen getirmeye, solan çiçekleri diriltmeye
    çalışıyorlardı. Fakat biz onları anlayamadık. Anlayamadık ama bunun
    ceremesini çeken yine biz olduk. Dünyayı kaybettikten başka ahireti de
    kaybetme telâşına kapılarak burnumuz sürtüldü. O mübarek, o ellerinden
    öpülesi insanlar bizim bestelerimize nağme olmaya çalışıyorlardı. Ama
    biz güftelere yabancı kaldık.


    Zira bizim maneviyat sazımızın telleri kopmuş, mızrabı parçalanmış. Üç
    yüz yılı aşkın bir süredir kırık mızrabımızı paslı tenekelere çalıp
    durduk. Ama o paslı tenekelerden çıkan nağmelere bile kulak vermedik,
    en azından eskilerden kalan bazı terennümleri yakalayabilirdik. Fakat
    kulaklarımız paslıydı bizim, gönlümüz paslıydı, kalbimiz paslıydı.


    Biz Cehenneme sürüklenen yollarda koşturmak için birbirimizle
    didişirken, o mübarek insanlar bizim yolumuzu kesmek için kendi
    canlarını tehlikeye atıyorlardı. Biz dünya dünya çığlıkları atarak
    birbirimizi ezerken, onlar Cehennemin kapısını kilitlemek, bizi o
    kapıdan içeriye sokmamak için mücadele ediyorlardı. Zira onlar sadece
    kendilerinin kurtuluşu için değil, bütün insanlığın kurtuluşu için
    kendilerini adamışlardı. Gözlerinde ne Cennet sevdası vardı onların, ne
    de Cehennem korkusu.


    Ne Cennet sevdası, ne de Cehennem korkusu!


    Tıpkı ondört asır önceki Müslümanların yaptıklarını yapmaya
    çalışıyorlardı. Peygamber Efendimiz' in etrafında kenetlenmiş,
    canlarını ve mallarını bu davaya adamış sahabeleri örnek alıyorlardı
    kendilerine. Peygamberimiz öyle seviyordu ki onları, öyle seviyordu
    ki... Her yerde, her zaman Ashabım diyordu, ümmetim diye
    sayıklıyordu. Bu ümmetini ahirette de yanında görmek istiyordu.


    Çünkü o ümmet, diğer ümmetlere benzemiyordu. Hz. Musa' nın ümmeti Hz.
    Musa' ya, Hz. İsa' nın ümmeti Hz. İsa' ya ihanet etmişti. Hz.
    Musa ümmetine, Benimle birlikte Allah için savaşır mısınız?
    dediğinde; Hayır yâ Musa demişlerdi. Sen git Rabbinle
    birlikte savaş, galip gelirseniz yanınıza geliriz.


    Oysa Peygamberimiz (s.a.v.)in ümmeti böyle dememişti. Biz Hz.
    Musanın ümmetinin dediklerini demeyeceğiz, yâ Allahın
    Resûlü,demişlerdi, Biz seninle birlikte malımızı ve canımızı
    vermek için savaşacağız.


    İşte bu yüzden ümmetini çok seviyordu Peygamber Efendimiz. Diğer bütün
    ümmetlerden üstün olan ümmetinin üstüne titriyor, duâlarını onlar için
    yapıyor, şefkat gösterip kol kanat geriyordu. Sadece kendi zamanında
    yaşayan ümmetine karşı değildi bu hissiyatı, daha da ötelere gidiyordu. Benden sonraki kardeşlerime selâm söyleseydim,diyordu. Bir gün
    ayağa kalkıp, gözlere görünmeyen gelecekteki ümmetini karşılamış, kardeşlerim gelmişler diyerek sarılmıştı. Bu manzarayı gören
    sahabe, Biz senin kardeşin değil miyiz yâ Allahın Resûlü
    dediler. Efendimiz onlara döndü Hayır dedi. Siz benim
    ashabımsınız. Sizler beni gördünüz, benimle bilikte yaşadınız. Ama beni
    görmeden bu dava için mücadele edecek kardeşlerim olacak. En kötü
    zamanlarında bensiz mücadele edecekler. İşte onlara selâm olsun.


    Ondört asır geçse bile, Senin zamanındaki ashabının hissiyatıyla
    mücadele eden kardeşlerin var ey Allahın Resûlü. Onlara selâm
    verebilirsin. Onları kardeşim diye kucaklayabilirsin. Kâinat Senin için
    yaratıldığına göre, Allahın en sevgili kulu olduğuna göre, ondört
    asır arkanda cemaat olmuş ümmetini, kardeşlerini görüyorsundur. Belki
    Arş-ı Azamda perdeyi sıyırıp baktığın gibi bakıyorsundur onlara.
    Onların alınlarında parlayan nurundasın, dillerinden eksik etmedikleri
    kelime-i tevhitlerdesin Sen. Belki kalplerindeki Selat-ı Selâmlarda
    yakalıyorsundur onları.


    Senin zamanında yaşayan kardeşlerin gibi, bu zamanda da kardeşlerin var
    ey Allahın Resûlü. Senin kardeşlerin gibi mücadele ediyorlar, bu
    dava için canlarını ve mallarını feda ederek çalışıyorlar. Alınlarından
    nur parlıyor onların. İnsanların yüreklerindeki imanların her zaman
    tehlikede olduğu bir dönemde, Senin ümmetine yakışır bayrağı
    dalgalandırmaya çalışıyorlar.


    Onları bize bahşeden Allaha hamd ve sena olsun. Zifiri karanlığın
    içinde sağımızı solumuzu göremezken ve her sahada ümidimizi kesmişken,
    bu karanlık tünelde ışık olmaya namzet genç ve azim dolu nesli bize
    bahşeden Allaha hamd ve sena olsun. Her türlü pisliğin bulunduğu
    bataklıkta güzel kokulu çiçekler açtıran Allaha hamd ve sena olsun.
    Balyozlarla kırılamayacak kayaları bir filize deldiren Allaha hamd
    ve sena olsun. Ne kadar kötü yollara sürüklensek de bize kurtuluş
    yollarını gösteren Allaha hamd ve sena olsun.


    Ne kadar şükretsek azdır. Bu kâinatta değil, başka âlemlerde
    olabilirdik. Bu dünyada taş olarak, ağaç olarak veya hayvan olarak
    yaratılabilirdik. İnsan olarak yaratıldık, ama Allaha isyan
    edenlerden olabilirdik, Hz. Muhammedin ümmetinden olmayabilirdik.
    Bütün bu badirelerden sıyırıp bizi İslâm ümmetinin bir ferdi kılan
    Allaha hamd ve sena olsun.


    Onca yanlış yolların arasında hak yolu gösteren, yüreğimiz ne kadar
    katı olsa da yüreğimizi yumuşatabilecek yüreği yumuşak müminleri
    bize bahşettiği için Allaha hamd ve sena olsun.


    Rabbim!.. Şu dönemde sana lâyık kul olmak nefsimize öyle zor geliyor
    ki, şu binalara duyduğumuz hayranlığı belki Sana duyamıyoruz. Şu
    buzdolaplarının önünde eğildiğimiz kadar senin huzurunda eğilemiyoruz.
    Yaşantımızı her yönüyle hercümerc eden paspayelere baktığımız kadar
    Senin Kitabını açıp okuyamıyoruz. Senin nizamını bozmaya çalışanları
    önder edindiğimiz kadar, Senin bize Önder gönderdiğin Peygamberimiz
    Sallâllahû Aleyhi Vesselâma itaat edemiyoruz.


    Belki bu yüzden, yüreğimizin inceliklerini kaybettik. Belki bu yüzden
    dinimizi, dindaşlarımızı gözümüzün önünde düşmanlar boğazlamaya
    çalışırken kılımızı kıpırdatamıyoruz. İslâm dünyasına musallat olan
    katliamlar karşısında sesimiz çıkmıyor. Sanki olağan bir şeymiş gibi
    geliyor bize. Yüreğimiz yerinden kopmuyor, gözümüzden yaş akmıyor,
    ağlayamıyoruz. Bunları bile yapamayacak hallere düştük sonunda.


    Ama Rabbim, Sen hatalarımızı daima affedersin. Yanlışların yanına
    doğruyu da koymuşsun, çirkinlerin yanına güzeli de sergilemişsin. Sana
    doğru mutlaka bir açık kapı bırakmışsın. Ömür boyu sürünsek de, yolunda
    bulunamazsak da, belki Allah korusun Sana isyan edecek durumlara gelsek
    de, bir ihtimal zaman gelir, bir ihtimal bu kapıya gözleri ilişir,
    yürekleri belki hisseder, bir ihtimal birileri vasıtasıyla bu kurtuluş
    kapısına yönelirler diye daima bize kapını açık bıraktın. Sana binlerce
    hamd ve sena olsun!..


    Ondört asır öncesinden bizi İslâm kapısına davet eden ve o zamandan
    beri gül otağını kurup sonsuza kadar bizi bekleyen Peygamberimize salat
    ve selâm olsun. Günümüzde öyle kulların var ki, sanki o muhteşem devri
    yaşıyorlar. Sanki her an Seni görüyorlarmış gibi, sanki Hz. Muhammed
    Efendimiz aralarındaymış gibi, sanki Ashab-ı Kiramr17;la birlikte
    yaşıyorlarmış gibi.


    Böyle insanları bize bahşettiği için Allaha hamd ve sena olsun.
    Dostların düşmanla dost olup gittiği şu dönemde, hâlâ Allaha dost
    kalan insanlar bu mübarek insanlar. Hissiyatlarını hissiyatlarımıza
    katmak istiyorlar. Kendi kurtuluşlarından önce, başkalarının
    kurtuluşlarını istiyorlar. Allah deyince bağırları yanan, Peygamber
    deyince kendisinden geçen, Ashab deyince gözleri yaşaran insanlar
    bunlar. Mânen çöllere düşmüşler, Mecnûn gibi Leylâsını arıyorlar.


    Onlar şanslı insanlar, onlar bahtlı insanlar. Allahın sevgili
    kulları, Peygamberimizin üzerine titrediği ümmetin mümtaz fertleri.
    Erenlerin, evliyaların yakın dostları. Üstadın can yoldaşları, muhabbet
    fedailerinin kardeşleri. Ağlayan insanlar onlar, ağlamasını bilen
    insanlar.


    Biz ise ağlayamadık.

    Bir türlü nefsimizin yularından kopamadığımız, yüreğimizi
    inceltemediğimiz, hakikat derslerini kavrayamadığımız için
    dertlenemiyoruz. Dertlenemediğimiz için de gözlerimizden yaşlar
    akmıyor.


    Hep gülenlerden olduk biz. Hep kaygısız olanlardan, uzaktan bakanlardan
    olduk. Bir şeyler içimizi kemiriyor, vicdanımız sızlıyor, o örnek
    insanlar mahçubiyetimizi artırıyor ama işte o kadar. Bunun dışında
    övünebileceğimiz bir şey de yok zaten.


    Hiçbir şeye faydası olmayan, dine hizmete en ufak katkısı bulunmayan,
    binbir türlü günahı ve sayısız hataları olan, dünyevî istekleri bir
    türlü bitmeyen, hakka yaraşır işlere bir türlü fırsat bulamayan, ameli
    olmayan, zevk-ü sefada debelenen, gönlü ve yüreği bir türlü doğru
    istikamete yönelemeyen, tevbe kapısına giremeyen ve işte bunlardan
    dolayı da gözlerinden yaş akıtamayan, ağlayamayan bizlerin durumu
    gerçekten çok zor.


    Allah bize yardım etsin.


    Bizim bu halimiz, inançsızların ve inkarcıların halinden daha zor.
    Onların yönleri, istikametleri, yaptıkları ve yapmadıkları bellidir en
    azından. Biz ise belirsizlikler dünyasında savrulup duruyoruz. Ne
    yaptığımızı bilmeden oradan oraya başımızı çarpıyoruz.


    Gönlümüzün bahçeleri tarûmar olmuş, çiçeklerimiz sararıp solmuş bizim.
    Maneviyat sazımızın telleri kopmuş, mızrabı parçalanmış. Bizim için
    çalınan nağmeleri ise duyamadık. Kulaklarımız paslıydı, gönlümüz
    paslıydı, yüreğimiz paslıydı. Ağlayacak haldeydik fakat ağlayamadık.
    Tıpkı yüreği katılar gibi, gözünden yaş akmayanlar gibi, kalbi nasır
    tutmuşlar gibi.


    Ağlayabilseydik, saadetin kapısından içeriye adımımızı atmış olacaktık.

    Ağlayabilseydik, kurtuluş gemisine binip selamete ulaşanlardan olacaktık.

    Ve ağlayabilseydik Hak bahçelerinden açan çiçek olacaktık.

    Allah' ım bize ağlamayı öğret!..
  2. EsrarLı_GözLer

    EsrarLı_GözLer Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2007
    Mesajlar:
    1.954
    Beğenileri:
    397
    Ödül Puanları:
    36
    paylaşım için teşekkürler Elçin :)
  3. 2αн!_∂3

    2αн!_∂3 Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    8 Kasım 2007
    Mesajlar:
    1.350
    Beğenileri:
    454
    Ödül Puanları:
    36
    ALLAH(c.c) razı olsun .
  4. ceylan

    ceylan Üye

    Katılım:
    29 Ekim 2007
    Mesajlar:
    438
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    16
    tesekkürler Elçin..;)
  5. elcin06

    elcin06 Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2007
    Mesajlar:
    1.058
    Beğenileri:
    105
    Ödül Puanları:
    36
    önemli değil Allah sizdende razı olsun;)
  6. duyguyesim

    duyguyesim Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2007
    Mesajlar:
    133
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    16
    paylaşım için sağol

Sayfayı Paylaş