ALLAH'ın Sevmediği Şeyler

Konu 'Dini Bilgiler' bölümünde S. Moderatör Uğur tarafından paylaşıldı.

  1. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36

    ALLAH'IN SEVMEDİĞİ ŞEYLER



    Eùzü billâhi mineş-şeytànir-racîm.

    Bismillâhir-rahmânir-rahîm...

    Elhamdü lillâhi rabbil-àlemîn...Vel-àkıbetü lil-müttakîn...Ves-salâtü ves-selâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn...

    İ'lemû eyyühel-ihvân... İnne efdalel-kitâbi kitâbullàh... Ve enne efdalel-hedyi hedyü muhammedin sallallàhu aleyhi ve sellem... Ve şerrel-umûri muhdesâtühâ... Ve külle muhdesin bid'ah... Ve külle bid'atin dalâleh... Ve külle dalâletin fin-nâr... Ve bis-senedil-muttasıli ilen-nebiyyi sallallàhu aleyhi ve selleme ennehû kàl...


    Beraber bir salât ü selâm okuyalım:

    "Allàààhümme salli alâââ... seyyidinâââ...muhammedinin-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ... àààlihî ve sahbihî ve sellim..." (3 defa)


    a. Allah'ın Sevmediği Helâl





    RE. 8/2 (Ebğadul-halâl) "Helâlın en mebğûz olan kısmı, Allah-u Teàlâ'nın en sevmediği helâl, (et-talâk) boşamak." Boşamak helâl. Helâl olmakla beraber Allah-u Teàlâ hiç de sevmiyor. Ayrılık iyi bir şey değil.

    "--Helâl olsun da sevilmez olsun olur mu?.." diyeceksin şimdi.

    Olur. Meselâ, namaz kılmak, sevaplı bir şey. Cami dururken, evinde namaz kılsa; camiye gelmiyor, evinde kılıyor namazı... O şekilde kılması, Allah'ın sevmediği bir şeydir.

    Yahut, gasb olunmuş bir yerde namaz kılıyor. Başkasının malını zorla almışlar elinden, onun arazisinde namaz kılıyor. Namaz makbul bir şey, fakat Allah onu sevmez.

    Alış-veriş helâl. Ama cuma günü ezan okunduktan sonra olan alış-veriş, haram. İşte bu da aslında helâl olduğu halde, Allah bunu da sevmiyor.

    Camide yemek, içmek ve konuşmak... Yemek, içmek helâl bir şeydir. Fakat camide yenildiği için, Allah sevmiyor. Ancak i'tikâfta olan yer camide... İ'tikâfta olan camide konuşabilir de. İ'tikâfta değilsen, ne yiyebilirsin, ne içebilirsin, ne de konuşabilirsin. Bu bizim (Neveytül-i'tikâf) "İ'tikâfa niyet ettim!" diyerekten girişimiz; kendimizi aldatıyoruz.

    Allah'ın evidir burası. Burada edebi takınaraktan gâyet sakin bir vaziyette duracaksın. Konuşacaksan, dışarıya çık, orada konuş istediğin kadar. Ama bir türlü buna muvaffak olamıyoruz. Allah kusurlarımızı affetsin...


    Bu boşamak da şeytanın en sevdiği bir şey... Şeytanın en sevdiği şey, insanları birbirinden ayırmak. Şeytanın istediği de, Allah'ın istemediğidir tabii. Onun için Allah-u Teàlâ'nın indinde en mebğuz şey, talâktır.

    --E canım, çok rahatsız ediyor?..

    Sabredeceğiz de mükâfat alacağız. Haddini tecavüz ederse; başka...


    b. Allah'ın Sevmediği Kimseler





    RE. 8/3 (Ebğadur-ricâl ilallàh, el-eleddül-hasm) "Bâtılda, bâtıl davalarda, batılın müdafaasında çok şiddetli bir hasım... [Allah'ın en sevmediği kimse budur.]

    Tabii bâtıl deyince kâfidir bir kere. Bâtılın davasında çok şedid adam, "Haklı biziz!" diyor. Ama bâtıl... Kendi de biliyor batıl olduğunu ama, işine öyle geliyor.

    Bu Ahmed İbn-i Hanbel'in, Buhàrî'nin, Müslim'in, Tirmizî'nin, Neseî'nin Hazret-i Aişe validemizden rivayeti.

    Yâni insan bâtılı katiyyen böyle müdafaa edici olmamalı. Bâtıl olan şey. Allah'ın sevmediği bir yer mi, sevmediği bir yol mu?.. Git şurdan öteye...





    RE. 8/4 (Ebğadul-ibâd ilâllàh) "Allah-u Teàlâ'nın sevmediği kulların en mebğûdu, Allah-u Teàlâ'nın en sevmediği insan... (Men kâne sevbâhü) Üstüne giydiği bir esvab var, farze****m ki hoca esvabı, sarık, cübbe... Gayet şık, güzel. Herkes elini de öper, ayağını da öper meselâ. Esvabı güzel ama, (hayran min amelihî) esvabı amelinden hayırlı, esvabı yaptığı işlerden daha güzel.

    (En tekûne siyâbuhû siyâbel-enbiyâ) Peygamberler gibi giyinmiş, (ve amelühû amelül-cebbârîn) fakat işleri, hareketleri zalimlerin hareketi; hareketi zalimler hareketi, işi zalimlerin işi... Zalimlerin müdafii, muhafızı, neler dersen de... Üstü güzel ama, ameli bozuk. Bunlar Allah-u Teàlâ'nın en sevmediği insanlardır."


    Aklıma geldi: İnsan, Peygamber SAS'in hayatını yaşamadıkça, kemâle ulaşamaz ve hayatında muvaffak da olamaz. Hayatında muvaffak olabilmenin en büyük sırrı, Peygamber'in hayatını yaşamaktır. O nasıl bir gün aç, bir gün tokluğu ihtiyar etti; bugünkü o davacılar bir gün aç, bir gün de tokluğu ihtiyar edebilirlerse muvaffak olabilirler. Yoksa yüksek maaşlarla, yüksek, kıymetli elbiselerle halkın huzuruna çıkıp, tatlı tatlı konuşmalarla, muvaffak olamazlar bu işlerden.

    Bu işlerde muvaffakıyet Peygamberinin yaptığı yapmak.. Nasıl?.. Bir gün yiyordu, bir gün yemiyordu. Bulursa yiyordu, bulmazsa yemiyordu. Üç gün yemediği de oluyordu icabında.

    Hazret-i Fatıma Validemiz bir gün bir ekmek yapmış. Onlar da kaç günde bir yapmışlar da, getirmiş babasına da bir ekmek vermiş.

    "--Kızım, üç günden beri benim ağzıma lokma girmemişti." demiş.

    Ama kimseye de derdini söylemiyordu tabii. Bu sırrı tatmak lâzım! Öyle lâfla gemi yürümez.


    Bakıyorsun konuşanların üzerindeki esvaba, hayran oluyor insan... En kıymetli esvabları giymiş; çıkmış, söylüyor. Söylüyorsun ama, senin şu hâline bak, bir de Peygamberin hâline bak!.. Bir de bizim hâlimize bak!..

    Bak şimdi aşağıda da gelecek: Fukaraların zümresine düşmedikçe insan, fukaralar zümresine girmedikçe, muvaffakiyet yoktur o kimseye... Ne ordusunda, ne hayat-ı dünyasında... Mutlaka Allah-u Teàlâ'nın fazl u keremi, yardımı zuafalarla beraber oluyor. Zuafaları ne zaman yakalarsan, onların derecesine inersen, onları himaye edersen, muhafaza edersen, sen de onlar gibi yaşarsan; o zaman muvaffakiyet senin için hazır... Nerede olursa olsun.

    Onun için Cenâb-ı Hak: "En mebğuz kul bana: Üstü başı güzel, peygamberler gibi giyinmiş, ama ameli ona uygun değil; cebbârîn ameli yapıyor, zalimlerin amelini işliyor." buyuruyor. Zalimlerin amelini işleyen adamı Allah sever mi hiç?..

    Yine bak bu hususta:






    RE. 8/5 (Ebğadun-nâs ilallàh) "Allah'ın sevmediği, en mebğuz kul, (selâsün) üç kişidir. Üç kişiyi Allah hiç sevmez." Çok bunlar ama, burda üç tanesini söyledi.

    1. (Mülhidün fil-haram) "Mekke-i Mükereme'de veyahut Medine-i Münevvere'deki Harem diyorlar ona, oralarda haktan udul etmek, hak üzere durmamak, yaramazlıklar yapmak... Her yerde yaramazlık olur ama, orda olan yaramazlık, hiç olmaz.

    2. (Ve mübteğin fil-islâmi sünnetel-câhiliyye) "İslâm'da cahiliyetin sünnetini icraya kalkıyor."

    Diyor ki:

    "--Adem AS'ın zamanında da insanlar böyle çıplak geziyordu canım, şimdi de çıplak gezersek ne olacak?" diyor.

    Cahiliye sünnetini ihyâ ediyor. Peygamberden evvelki zamandaki cahiliye devrinde, herkes açık gezerdi. E şimdi de açık geziyorlar... İşte Allah-u Teàlâ'nın en mebğuz kullarından birisi, cahiliyet adetlerini benimseyen insanlardır. Hepimize burda ders var.


    Demin camiye gelirken, çocuklar önüme geçtiler, elimi öpecekler, bir tanesi de kız... Kız ama çırılçıplak, ne diyorlar, dekolte mi diyorlar ne. Göğsü de açık, arkası da açık, kolları da açık... Çocuk ama.

    -- "Sana vermem elimi!" dedim.

    -- "Neden?" dedi.

    --"Bak şu haline kızım, çırılçıplak..." dedim.

    Çocuk tabii anlamaz onu, fakat bizde kabahat. Biz evlâtlarımızı daha küçük yaşlarındayken bu şekilde gezdiriyoruz. Sonradan önüne geçilmez tabiatıyla... Daha çocukken muhafaza etmek, bizim vazifemiz.

    (Ve mübteğin fil-islâmi sünnetel-câhiliyye) "Cahiliyet sünnetini İslâm devrinde ihyâ etmeye çalışan insanlar Allah-u Teàlâ'nın en mebguz kullarıdır."

    Meselâ İslâm'dan evvel içki de içilirmiş. Şimdi içki içiyor adam: "O zaman da içiyorlardı ya!" diyor. Canım o zaman cahiliyet devri idi. Cahiliyet devrinde her şeyler olmuş. Zina da yapılmış, o da olmuş, adam da kesmişler, çocuğunu da gömmüşler... E bunlar cehalet devri adeti. Bugün onların icrası caiz mi? Ama cahil adam bunu da söylüyor işte...


    3. (Ve muttalibü demimriin bigayri hakkın liyührîka demühû) "Haksız yere adam öldürmek, bir kimsenin kanını akıtmak isteyen kimse."

    Üç kimse: Birisi; Harem-i Şerif'te ilhad eden... İkincisi; cahillerin, cahiliyet devrinin adetlerini ihyâ etmeye çalışan... üçüncüsü de; haksız yere adam öldürüp kanını akıtan... Bunları Allah sevmez.

    Bu da Buhàrî'nin, Beyhakî'nin Abdullah ibn-i Abbas RA'dan rivayeti.

    Bir tane daha:





    RE. 8/6 (Ebğadur-ricâl, ilallàh) Orada nâs dedi, burada ricâl diyor. "Erkeklerin Allah-u Teàlâ'ya en mebğuz olanı, Allah'ın en sevmediği kimse... (Elbelîğullezî yetehallelü bilisânihî tehallülel-bekarate bilisânihâ) Konuşurken --fesâhat diyorlar, belâğat diyorlar, edebiyat diyorlar-- güzel konuşmaya hevesli, güzel konuşmaya meraklı, onun için zorlanıyor. 'Edebiyat taslayacağım, fesahat, belâğat ızhar edeceğim...' diyerekten kelime bulmakta zorlanaraktan konuşuyor. Bu da Allah-u Teàlâ'nın en sevmediği, mebğuz insanlardan birisidir."

    Anandan öğrendiğin dil, herkes de bunu pek iyi bilir; bunu söyle canım! Neyine lâzım edebiyat senin?.. Edebiyatı sen mektepte öğrenecek çocuklara ver! Fesahatini, belâğatını orda öğreteceğin adamlara öğret! Fakat cemaate hitabında *****n dili, babanın dili neyse, herkesin dili neyse, açık açık onu konuş da, herkes de anlasın!..

    Belâğat, fesâhatte cemaatin çoğu anlamaz sözü. Çünkü içine Farsça karıştıracak, içine Arapça karıştıracak, bir terkib cümle... Fakat lisanlar ayrı. Söz güzel ama çok kimse anlamaz bunu.

    Onun için Cenâb-ı Peygamber buyuruyor ki: "Allah-u Teàlâ'nın sevmediği insanlardan birisi de o insanlardır ki, hitab ederken belâğat, fesâhat meraklısı, böyle zorlanaraktan; (tahallülel-bekarate bilisânihâ) hayvan dilini ağzında çevirmesinde nasıl güçlük çekiyorsa; o da konuşurken öyle güçlük çekerekten konuşması...

    Bir de var ki fesâhat, belâğat tabiat haline gelmiştir insanda, hiç zorlanmaz. Akar ağzından, normal konuşma gibi böyle... O müstesna. Burdaki hüküm zorlananlar için bu.


    Fakat böyle olmakla beraber bu yabancı dillerle karışık olaraktan söylenen sözü çok kimse anlamaz. Anlamadıklarından size bir misâl söyleyeyim:

    Vaktiyle böyle ikiye bölünmüş millet. Bir takımın yağmurları bol, erzakları bol. Bir takımına da yağmur yağmamış, erzak gelmemiş, şimdiki gibi vasıtalar yok duyuracak insanlara... Aç kalmışlar. Demişler ki:

    "--Bizim filân memlekettekilerin bollukları çok, erzakları çok. Gi****m oraya, hâlimizi anlatalım da, bize de bir şeyler bulsunlar, versinler..."

    Bulmuşlar güzel konuşan insanlarını, yollamışlar. Gitmişler, güzel güzel anlatıyorlar ama, bu fesâhat, belâğat denilen edebiyatla konuşuyorlar. Herkes dinlemiş dinlemiş gitmiş, ne dediklerini anlamamışlar bile adamların.

    Memlekete döndükten sonra bakıyorlar ki, hiç bir şey gelmemiş.

    "--Yâ siz oraya gittiniz de ne yaptınız?.."

    "--Söyledik ya..."

    "--Nasıl söylediniz bakalım?.."

    "--Böyle böyle..."

    "--Canım o sözü kim anlar? Siz anadilinizle söyleyecektiniz: 'Yâ ne yapıyorsunuz, biz aç kaldık! Sizin yok mu bize verilecek yardımınız?' filân diye açık konuşacaktınız." demişler.

    Hemen bir cemaat yollamışlar, onlar böyle açık açık anlatınca:

    "--Ne bilelim? O adamlar geldiler, söylediler ama, ne dediklerini anlayamadık!" demişler.

    Onun için en iyisi ana dilindir.

    Yine bakınız:





    RE. 8/7 (Ebğadu halîkatillâh) Hâlika, mahlûk. Allah-u Teàlâ, orda ricâl dedi, ötede nâs dedi, ötede ibâd dedi, burada da Allah'ın mahlukları... "Allah-u Celle ve A'lâ'nın mahlûklarından en mebğuz olan insanlar, Allah-u Teàlâ'nın sevmediği en fenâ insanlar... Mebğuz, gadaba uğramış, sevmiyor Allah-u Celle ve A'lâ kıyamet gününde..." Kimmiş?.. (El-kezzâbûn) "Yalan söyleyenler."

    Yalan söylemeye daha çocukluk devresinden itibaren alışmamak lâzım! Çünkü hepimizin bildiği bir şey, alışılan bir şeyi bırakmak kadar zor bir şey yok... Yalana alıştın mıydı, onu terkedemezsin, mutlaka gene söylersin.

    Binâen aleyh, daha küçüklük devresinden itibaren çocuklarımızın üzerinde çok titizlikle duraraktan, onlara yalanı konuşturtmamak lâzım. Hata ediyorlarsa, onlara tatlı tatlı, güzel güzel şeylerle; "Aman yavrum bir daha yapmayasın, etmeyesin..." diyerekten söylemeli. Bazen kırarlar, dökerler çocuklar; "Zararı yok çocuğum, sen sağ ol; gene alırız, gene yaparız..." demeli.

    "--Sen bunu niye kırdın?!" diye tokadı vurdun muydu, ertesi gün kırdığı vakitte, "Ben kırmadım!" der. Yalanı söyler, tokadı yedi çünkü. Bir daha tokat yememek için, "Ben kırmadım..." diyecek. Buna meydan vermemek lâzım.

    Birincisi: Kezzâbûn. Her ne şekilde olursa olsun yalancıları Allah sevmiyor. Hem de ebgaz diyor; en mebğuz, en sevmediği...


    İkincisi: (Vel-müstekbirûn) "Kibirliler, mağrurlar, kendini beğenenler..."

    Üçüncüsü: (Vellezîne yeknizûnel-bağdàe liihvânihim fî sudûrihim) "Kardeşlerine içlerinde kin besliyor. Kardeşlerine içlerinde sakladıkları kin besleyenler. (Yeknizûnel-bağdà') Hani parayı gizleyenler gibi, bu da buğzunu gizliyor." Şimdi onlara karşı diyor ki:

    (Feizâ lekùhüm) "Siz böyle size karşı içlerinde buğz besleyenlerle karşılaştığınız vakitte, onlara boyun bükmeyin, onlara eyvallah etmeyin!" Ya?.. (Tehallekù lehüm) "Onlar gibi, siz de onlara şiddet gösterin!"

    (Vellezîne izâ duù ilallàh ve ilâ rasûlihî
    kılıçkalkan bunu beğendi.
  2. RaShhh

    RaShhh Üye

    Katılım:
    30 Eylül 2009
    Mesajlar:
    6
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Koplaya yapıstır... :) Okuyamadan sıkıLdım.
  3. sumeyra

    sumeyra Üye

    Katılım:
    3 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.561
    Beğenileri:
    790
    Ödül Puanları:
    0

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    Koplaya yapıstır... :) Okuyamadan sıkıLdım.
    Genişletmek için tıkla...
    okumak zorunda değilsin, ama okuyanlar var sıkılmadan baştan sona...;)(benim gibi)

    Beğenmediysen eğer yorum yapmadanda geçebilirdin..;)
  • S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Bakan Gözlerinize Sağlık :)
  • Sayfayı Paylaş