Amasya Protokolü

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi (Soru-Cevap-Konu Anlatım)' bölümünde karamelek tarafından paylaşıldı.

  1. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36

    Damat Ferit Paşa Hükümeti'nin istifası üzerine Padişah yeni hükümeti Tevfik Paşa'ya kurdurmak istedi. Tevfik Paşa kabul etmeyince 2 Ekim'de Ali Rıza Paşa Sadrazam olarak atandı. Ali Rıza Paşa, milliyetçilerin baskısının önemini biliyordu. Mustafa Kemal Paşa Ali Rıza Paşa'ya Erzurum ve Sivas Kongreleri'nin kararlarına saygılı olmak koşuluyla yardımcı olacağını vaadetti. Buna rağmen Ali Rıza Paşa, İstanbul'da iyi niyetli bir Hükümet bulunduğunu ileri sürerek, Heyet-i Temsiliye'nin çalışmalarına gerek kalmadığını üstü kapalı bir şekilde belirtmeye çalıştı. M. Kemal Paşa ile İstanbul Hükümeti arasında 3 Ekim'den itibaren başlayan yazışmalarda M. Kemal İstanbul Hükümeti'nin, Erzurum ve Sivas Kongreleri kararlarına bağlı olmasını, Ulusal Meclis toplanana kadar hükümetin önemli kararlar almamasını, Barış Konferansı'na Temsil Heyeti'nin güvenini kazanmış kimselerin gönderilmesini, Hükümet'in yayımlayacağı bildirilerin kendisi tarafından görülmesini, atama işlemlerinin Temsil Heyeti'nce uygun bulunması, Genelkurmay Başkanlığı'na Cevat yada Fevzi Paşa'nın getirilmesi isteniyordu. İstanbul Hükümeti de bu isteklere karşı, bu isteklerin bazılarını kabul etmekle beraber, Temsil Heyeti'nin kendileriyle işbirliği yapmasını, İttihatçılıkla ilişkileri olmadıklarını, seçimlerin serbest yapılacağını ve hükümet işlerine karışmayacaklarını açıklamalarını istiyordu. Ancak bütün bu yazışmalar bir sonuç vermediği için İstanbul Hükümeti Anadolu'ya bir temsilci göndermeye karar verdi. Bu öneriyi yapan Salih Paşa temsilci olarak görevlendirildi. Ali Rıza Paşa'nın isteği üzerine, Amasya'da bir görüşme yapılması M. Kemal Paşa tarafından kabul edildi.

    M. Kemal Paşa Amasya'ya gitmeden önce, komutanlara iç ve dış politika konusu ile ordunun durumu hakkında fikirlerini sordu. Aldığı yanıtlar onların bu konularda yetersizliğini ve bütün işlerde kendisinin karar vermesi gerektiğini ortaya koyuyordu.

    M. Kemal Paşa, yanında Rauf ve Bekir Sami Beylerle birlikte 18 Ekim'de Amasya'ya geldi. Salih Paşa'nın gelmesinden sonra 20 Ekim'de görüşmeler başladı. Ve Sivas Kongresi'nce kabul edilmiş bulunan esaslar üzerinde görüşmeler başladı. Ve Sivas Kongresi'nce kabul edilmiş bulunan esaslar üzerinde görüşmeler 22 Ekim'e kadar sürdü. Taraflar şu esaslar üzerinde anlaştılar:

    1- Türk illerinin düşmana şu veya bu suretle terk olunmaması, hiç bir himaye ve manda kabul edilmemesi, Türk vatanının bütünlüğünün ve bağımsızlığının korunması
    2- Müslüman olmayan topluluklara Türk memleketlerinin siyasi egemenlik ve sosyal dengesini bozacak biçimde ayrıcalıklar verilmemesi
    3- Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği'nin hukuki bir kurul olmak üzere İstanbul Hükümeti tarafından tanınması
    4- İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında barışın kurulması için toplanacak konferansa Heyet-i Temsiliye tarafından da uygun görülen kimselerin gönderilmesi
    5- Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nın İstanbul'da toplanmasının güvenlik bakımından uygun olmadığı Son madde, yani meclisin İstanbul dışında toplanacağı hükmü, anayasaya aykırı olacağı gerekçesiyle İstanbul Hükümeti tarafından doğrudan kabul edilmedi. M. Kemal Paşa da ısrar etmedi.

    Amasya'da varılan anlaşma ile İstanbul Hükümeti Temsil Heyeti'ni resmen tanımış oluyordu. İstanbul Hükümeti'nin temsilcisi, Amasya Genelgesi'nin yayımlandığı şehre getirildi ve genelgenin imzalanmasından tam üç ay sonra ulusal iradeyi kabul etti. M. Kemal Paşa böylece "ulusun bağımsızlığını, yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır" ilkesini ilan ettiği şehirde, bütün ülkeye ve dünyaya gücünü gösteriyordu.


    ŞEYH RECEP VE ADAPAZARI OLAYI

    M. Kemal Paşa Amasya'ya gelgiği sırada Sivas'ta Şeyh Recep adında birisi 18 Ekim akşamı adamları ile Sivas Postanesi'ni basıp, silah tehditi ile Salih Paşa'ya ve 19 Ekim'de de M. Kemal Paşa'ya birer telgraf çekti. Salih Paşa'ya bağlılık dile getirilirken, M. Kemal Paşa tehdit edilerek, halkın ancak Padişah'a bağlı olacağı belirtiliyordu. İstanbul'a çektiği telgraflarla da Padişah'a bağlılıkları belirtilerek Salih Paşa'nın Sivas'a gelmesi isteniyordu. M. Kemal Paşa bu olaya çok önem vererek suçluların tutuklanması için Sivas Valiliği'ne emir verdi. Suçlular tutuklandıysa da Vali bu olayı fazla önemsemedi. Oysa hareket İstanbul'da M. Kemal Paşa'nın otoritesinin sarsıldığı biçiminde yorumlanıyordu. Sonradan anlaşıldı ki, bu olayın arkasında İngiliz Muhipler Derneği ve Sait Molla vardı.

    Ulusal Mücadele'ye karşı M. Kemal Paşa'yı geri getirmek, görevinden azletmek ve son olarak tutuklatmak gibi yollarda başarılı olamayan Padişah ve İngilizler, milliyetçilere karşı yeni bir yol olarak, iç ayaklanmalar yöntemine başvurdular. Yunanlılar Batı Anadolu'yu ele geçirmişlerdi. M. Kemal Paşa Anadolu'da bağımsızlık bayrağını açmış, ulusu örgütlüyordu. İtilaf Devletleri'nin ise M. Kemal üzerine gönderecek yeterli askeri yoktu. Çünkü kendi kamuoyları savaştan bıkmış ve Orta Doğu'da ülkelerinin yeni bir savaşa girmesini istemiyorlardı. Bu durumda İngilizler Padişah ve İstanbul Hükümeti aracılığı ile iç karışıklık yoluyla M. Kemal'in otoritesini ve doğmakta olan ulusal iradeyi daha başlangıçta yok etmek istiyorlardı. Bu amaçla Adapazarı yöresinde birkaç kişi paralı askerler tutarak "M. Kemal Paşa'nın Padişah olmasını kabul etmiyeceğiz" şeklinde bir sloganla Kuva-yı Milliye'ye karşı çıktılar. M. Kemal Paşa'nın İstanbul Hükümeti'ni uyarması ve İzmit'ten gönderilen ulusal birliklerle bu olay bastırıldı.

    İstanbul'da Hürriyet ve İtilaf Partisi, Askeri Nigehban Cemiyeti ve İngiliz Muhipler Derneği bir birlik kurarlarken, Ali Kemal ve Sait Molla da müslüman halkı Ulusal Mücadele'ye karşı kışkırtıyordu. Bütün bu kışkırtmaları yapanlar henüz yeterince örgütlü değildi. Fakat kısa bir süre sonra, planlı bir şekle dönüşen bu hareketler, Ulusal Mücadele'yi içten çökertebilecek kadar tehlikeli boyutlara ulaşarak iç ayaklanmalar haline geldiler. Bu konudan daha sonra ayrıca söz edileceği için şimdilik bu kısa açıklama ile yetineceğiz.


    KOMUTANLAR TOPLANTISI

    Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı Padişah tarafından dağıtıldıktan sonra seçime gidilmemişti. Hükümet seçim konusunda vaadde bulunmasına rağmen hiç bir çalışması yoktu. M. Kemal Paşa İstanbul Hükümeti ile ilişkileri koparır koparmaz, 13 Eylül 1919 tarihinde seçim konusunda vali ve komutanlara bir bildiri yayımlamıştı. Ferit Paşa Hükümeti'nin düşürülmesi, Ali Rıza Paşa Hükümeti'nin M. Kemal Paşa ile yumuşak ilişkiye girmesi Salih Paşa ile Amasya'daki görüşmelerde Meclis'in toplanması kararlaştırılmıştı. Salih Paşa, Hükümet ile Heyet-i Temsiliye arasında tam bir antlaşma sağlamayı vaad etmiş, olmazsa istifa edeceğini belirtmişti. Fakat ne bu antlaşmayı ne de sözünü yerine getirmedi. Toplanacak Ulusal Meclis'in mutlaka İstanbul dışında Eskişehir veya Ankara'da toplanmasını isteyen M. Kemal Paşa'nın aksine, Hükümet İstanbul'da toplanmasında ısrar ediyordu. İşin garibi Ali Fuat Paşa dışında Anadolu'daki bütün komutanlar da aynı görüşte idiler. M. Kemal Paşa bu durum karşısında Sivas'ta yüksek düzeyde bir toplantı yapmaya karar verdi. 16 Kasım'da Sivas'ta komutanlar Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşalar ve diğerleri, Heyet-i Temsiliye ve önemli kişiler,
    1- Millet Meclisi'nin toplantı yeri
    2- Toplantıdan sonra Temsil Heyeti'nin ve ulusal örgütün alacağı şekil ve çalışma yöntemi
    3- Paris Barış Konferansı'nın bizim için olumlu ya da olumsuz bir karar vermesi üzerine nasıl davranılacağı şeklindeki üç maddelik gündemi görüşmek üzere toplandı. Çeşitli görüşlerin tartışıldığı bu toplantıda, M. Kemal Paşa düşman toplarının tehdidi altında toplanan bir meclisin hür iradesini belirtemeyeceği için Anadolu'da güvenli bir yerde toplanmasını istiyordu. Fakat kurul, Meclis'in İstanbul'da toplanmasının bütün sakıncalarına rağmen İstanbul dışında toplanmasını Hükümet uygun bulmadığı için yurdu sarsıntıya düşürmemek amacıyla İstanbul'da toplanmasını kabul etti. Önlem olarak, bütün milletvekilleri tek tek aydınlatılacak, İstanbul'a gitmeden önce Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir, Edirne gibi yerlerde toplanacaklar, Millet Meclisi tam güvenlik içinde olduğunu açıklayana kadar, Temsil Heyeti çalışmasını sürdürecek Meclis güvenlik içinde olunca Temsil Heyeti Genel Kongre'yi toplayarak Cemiyetin ileride alacağı durumu belirliyecekti. Paris Barış Konferansı olumsuz bir karar alır ve Meclis bunu onaylarsa, ulusal iradeye başvurmak için en uygun yola gidilecekti. Meclis'in İstanbul'da toplanması kararından sonra M. Kemal Paşa milletvekillerine verilmek üzere bir yönerge hazırladı. Bu yönergede Kuva-yı Milliye ilkelerine bağlı olanların bir grup oluşturması ve alınacak önlemler belirtildikten sonra "Mebusan Heyeti'nin dağıtılması ve azasının (üyelerinin) tevkif edilmesi veya İstanbul'dan sürülmesi uzak değildir" denerek muhtemel tehlike dile getiriliyordu.


    GELİŞEN OLAYLAR

    Sivaslı kadınlar Kongre sırasında etkilenmişlerdi. 18 Kasım 'da bir toplantı yaparak ülkenin düştüğü kötü durumu ve Türklere karşı yapılan haksızlıkları görüştüler. İtilaf Devletleri temsilcilerine çektikleri telgrafla da, Yunanlılar'ın gösterdigi vahşet, Türk topraklarının haksız yere işgal edildiği ve Avrupa ile Amerika'nın bu haksızlıklara göz yumduğu belirtiliyor, kendilerinden adalet istendikten sonra da, Türk kadınının da erkeğinin yanında bağımsızlık din ve namus için savaşacakları belirtiliyordu. Aralık ayında "Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti"ni kuran Sivas'lı kadınlar, İstanbul ve diğer şehirlerde de şubeler açtılar. Gazetelerde yazılar yayınlayarak çalışmalarını sürdürdüler.

    Bu arada İstanbul Hükümeti Anadolu'ya "Nasihat Heyetleri" göndererek, halkı ve yöneticileri; hükümet politikası dışına çıkmamaya, silahlı mücadeleye girmemeye çağırıyordu.

    Aynı tarihlerde Doğu Anadolu'da Ermeniler saldırılarda bulunuyorlardı. Güney Anadolu'da ise İngilizler ve Fransızlar Adana'yı işgal etmişlerdi. Antep, Urfa Ocak 1919'dan beri İngiliz işgali altındaydı.

    Bu işgallerle birlikte buralara önemli Ermeni göçleri başladı ve bu sebeple buradaki Türklerin can, namus ve mal güvenlikleri kalmadı. Diğer yörelerin aksine, Mondros Ateşkesi'nden sonra burada "Müdafaa-i Hukuk" ve "Redd-i İlhak" gibi dernekler kurulmamıştır. Kilikyalılar Derneği ise varlık gösterememişti. Sivas Kongresi'ne ise bu yöreden hiç temsilci katılmamıştı. M. Kemal Paşa'nın askerlikten ayrıldığını ancak iki ay sonra öğrenebilen bu yörenin, ulusal örgütlenme çalışmalarının dışında kalması, yörenin her türlü ulaşım ve haberleşmenin dışında olması ve buraları işgal eden İngilizler'in işgalinin geçici olduğu inancı idi. Fakat İngiltere ile Fransa arasında 15 Eylü1 1919'da yapılan anlaşma ile Suriye ve Güney Anadolu, Fransız Mandasına verilince bu bölgeye Fransız yönetimi ve Fransızlar'ın yanı sıra Ermeniler yerleşmeye başladı. Bu yeni gelişme Temsil Heyeti'nin de dikkatini çekti. Bu tarihe kadar sorun yokken, bu yörede de yeni bir cephenin kurulması gerekiyordu. Oysa Temsil Heyeti'nin elinde düzenli yeterli askeri birlik yoktu. Temsil Heyeti yayınladığı bir bildiri ile bölgeyi üçe ayırdı. Ulusal birlik için birleşilmesini, alışverişin mutlaka Müslümanlar arasında yapılmasını, güvenlik kuvvetlerinin mümkün olduğunca Müslümanlardan oluşmasını ve yönetimin elde bulundurulmasını önlem olarak aldı. Buradaki Kuva-yı Milliye'nin örgütlenmesi için üç subay görevlendirildi ve bunlar bölgenin örgütlenmesi için çalıştılar. Hepsi birer kahramanlık destanı olan Antep, Maraş, Urfa savunmalarını ileride ayrıca ele alacağız.

    Yine aynı tarihlerde İtilaf Devletleri Eskişehir-Ankara demiryolunun işletmesini engelliyor, Fransızlar, Bandırma-Soma demiryolunun kontrolu bahanesiyle Bandırma'ya asker çıkartıyor, işgal altında bulunan yerlerde yayınlanan bazı gazeteler Ulusal Kuvvetlere karşı yayın yapıyorlardı. Diğer yandan seçimler yapılıyor ve Meclis'in toplanması yaklaşıyordu.

Sayfayı Paylaş