Anadolu Selçuklu Devletinde kültür ve medeniyet

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 11. Sınıf' bölümünde tubishm tarafından paylaşıldı.

  1. tubishm

    tubishm Üye

    Katılım:
    20 Eylül 2008
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1

    arkadaşlar anadolu selçuklu devletinde
    1=devlet yönetimi
    2=ordu
    3=din ve inanış
    4=hukuk
    5=toprak yapısı(sistemi),ikta sistemi,yazı dil edebiyat,sosyal ve iktisadi hayat
    6=bilim ve sanat

    açıklarmısınız?
  2. tubishm

    tubishm Üye

    Katılım:
    20 Eylül 2008
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    unutmayalım dilimiz bizim herşeyimiz ona bu zamanda biz gençler sahip çıkmalıyızki yeni nesillere örnek olalım...
  3. tubishm

    tubishm Üye

    Katılım:
    20 Eylül 2008
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    arkadaşlar kendim buldum sizede yardımı olursa sevinirim.ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİNDE KÜLTÜR VE MEDENİYET
    1. Devlet Yönetimi:
    Eski Türkler hükümdarlarına, Tanrı tarafından kut verildiğine ve ancak kuta sahip olanların hükümdarlık hakkı bulunduğuna inanırlardı. Kutlu soydan gelen herkesin, devleti yönetme hakkı vardı.
    Hükümdarlık babadan oğla ve kardeşlere de geçtiğinden sık sık saltanat kavgaları görülürdü. Devleti yönetecek olan hükümdarlar daha küçük yaşta bilim adamlarının yanında eğitim görerek yetişirdi. Daha sonra da atabeyler gözetiminde yöneticilik yapması için çeşitli illere gönderilir, melik unvanıyla adına hutbe okutulup para bastırırdı. Bunun dışında hükümdarların tuğ, sancak, otağ, nevbet ve mühür gibi alametleri olurdu. Selçuklu sultanları “En büyük sultan”, “Muzaffer sultan” gibi unvanlarla anılırdı.
    Beyliklerde ailenin en yaşlısı ve nüfuzlusu, hükümdar olurdu. Halk arasında hükümdara Uluğ Bey denirdi. Resmi yazışmalarda, ferman ve kitabelerde, amir-i azam ve sultan-ı azam unvanlarını kullanırlardı.
    * Merkez teşkilatı: Büyük divana çoğunlukla vezir ve gerektiğinde hükümdar başkalık yapardı. İnşa, arz, işraf, istifa divanlarının başkanları ile pervane gibi görevliler, büyük divanın üyeleriydiler. Üyelerin dışında divan ve tercümanlar bulunurdu. Emir-i şemsir denilen kişi ise divanın güvenliğini sağlardı.
    Divanın çalışması sırasında bir önceki kararlar, kabız-ı divan denilen görevliler tarafından vezire sunulurdu. Eksikler varsa tamamlanıp onaylanırdı.
    Devlet işleriyle ilgili bütün kararlar, büyük divan defterine yazılırdı. Büyük divan yaptığı işler bakımından bugünkü bakanlar kuruluna benzemektedir.
    Niyabet-i Saltanat Divanı: Bu divanda güvenilir komutanlar ve devlet adamları bulunurdu. Bunlara naip denirdi. Hükümdar, başkentte olmadığı zaman, ona ait olan devlet işlerini yürütürlerdi.
    İsraf Divanı: Devletin mali işlerini yürütürdü.
    Pervanecilik: Büyük divandaki arazi defterlerindeki has ve dirliklerle ilgili kararları düzenleyen görevliydi. Burada hazırlanan belge ve fermanlara pervane denirdi.
    Divan-ı Arz: Savunma ile ilgiliydi. Hassa askerinin maaşın, her türlü teçhizat ve defter kayıtlarını kontrol eder ve denetlerdir.
    Divan-ı Tuğra (Divan-ı inşa): Devletin iç ve dış yazışmaları, burada yapılırdı. Arap ve Fars dillerini iyi bilen kültürlü kişiler görev yaparlardı. Buna da divan-ı inşa denirdi.
    Divan-ı İşraf: Askeri ve adli işler dışında, mali yönetimle ilgili işleri denetlerdi.
    * Taşra teşkilatı: 3’e ayrılır.
    Meliklerin yönettiği vilayetler: Selçuklu ailesinden gelen Melikler, divana değil, doğrudan sultana bağlıydı. Meliklerin de divanı ve veziri olurdu. Ayrıca, bayrakları ve mehterleri (nevbet) de vardı.
    Divan Dairesi vilayetleri: Bu vilayetler subaşı tarafından yönetilirdi. Sivil ve askeri idarenin başı olan subaşılar, asayiş ve düzeni de sağlardı.
    Bizans sınırında bulunan eyaletler: bu eyaletlerin başındakiler ise, uç beyi ve vali olarak görev yaparlardı.
    Vilayetlerde, bir çeşit belediye işlerine bakan kişilere muhtesip denirdi. Önemli şehir merkezlerinde şıhne denilen askeri valiler bulunurdu. Bunlar genel güvenlik ve zabıta işlerini yürütürdü. Yargı işlerine ise kadılar bakardı.
    Sınırdaki beyliklerde ise hükümdar adına siyasi otoriteyi mirliva sağlardı.
    * Askeri teşkilat:
    Türkiye Selçuklularında da ikta ve hassa sistemi, askeri teşkilatın dayanağıdır. Şubaşılar bulundukları vilayetin sahibi değil, yöneticisiydi.
    Türkiye Selçukluları ordusu, hassa (gulam) askerleri, ıkta (dirlik) sahiplerinin verdiği kuvvetler, bağlı devletlerin kuvvetleri ve ücretli askerlerden oluşurdu.
    Hassa birlikleri, hükümdarın kapıkulu askerleriydi. Acemi kışlalarından özel olarak yetiştirilen çeşitli milletlerin köle ve tutsak çocuklarından meydana geliyordu. Devletten maaş alan hassa ordusu, yaya ve atlı olarak ikiye ayrılırdı.
    Tımarlı sipahiler, ıkta sahiplerinin yetiştirdiği Türk askerlerinden meydana geliyordu. Asıl ordu budur. Geçimlerini ikta ile sağlıyorlardı. Barış zamanı toprakları işler, savaş zamanı ise orduya katılırdı.
    Türkmenlerin meydana getirdiği kuvvetler, uçlarda bulunurdu. Daima savaşa hazır olurlardı.
    Türkiye Selçukluları donanmaya büyük önem vermişlerdi. Sinop, Alaiye, Antalya ve Samsun gibi yerlerde tersaneler kurmuşlardı.
    Türkiye Selçuklularında ordu komutanına emirü’l-ümera; donanma komutanına reisü’l-bahr veya melikü’s-sevahil denirdi.
    * Toprak Yönetimi:
    Miri Arazi: Mülkiyeti, devlete ait olan bu topraklara miri arazi denir.
    Has Arazi: Geliri, hükümdarlara ayrılan topraklardır. Hükümdar, bu arazileri ykınlarına veriri, dilediği gibi kullanırdı.
    Ikta Arazi: Ordu ve devlet memurlarına hizmet ve maaşlarına karşılık verilen toprağın geliridir. Bu topraklar sürdürülmesi koşuluyla babadan oğla geçebilir. Toprak sahibi üç yıl toprağı boş bırakırsa elinden alınarak başkasına verilirdi. Ikta sahipleri, gelirlerinin bir kısmı ile geçimlerini sağlarken geri kalanıyla da sipahi denilen atlı asker yetiştirmek zorundaydılar.
    Mülk Arazi: Üstün hizmet görülen devlet adamlarına verilen topraklardı. Bu topraklara sahip olanlar, toprak üzerinde satma, devretme, vakfetme ve benzeri her türlü hakka sahiptirler. Topraklar, mülk sahiplerinin elinden alınmazdı. Öldükleri zaman da çocuklarına kalırdı.
    Vakıf Arazi: Miri ve mülk araziden, gelirleri, bilimsel veya sosyal kuruluşların masraflarına ayrılan topraklardır. Vakıfların özel şartnameleri vardı. Bunlara vakfiye deniliyordu. Toprağın geliri, vakfiye şartlarına göre harcanırdı.
    * Hukuk Sistemi: Şer’i ve örfi olmak üzere ikiye ayrılır.
    Şer’i Hukuk: Davalara kadılar bakardı. Yargının en yetkilisi olan kadılar, hükümdar ve vezir tarafından atanırdı. Bunların başı olan Baş kadıya (Kazi’l-kuzat) denirdi ve Konya’da otururdu. Başkadı ülkedeki bütün kadıları denetlemeye yetkiliydi. Kadılar, din ve şeriatla ilgili bütün işlerde yetkiliydiler. Evlenme, boşanma, miras, nafaka ve alacak davalarına bakarlardı. Kadıların üzerinde hükümetin etkisi olmazdı. Kararları kesin ve bozulamazdı, hemen yürürlüğe girerdi. Eğer bir kadı bile bile haksız karar verirse, bu karar diğer kadılar tarafından incelenirdi. Sonuç hükümdara bildirilirdi.
    Örfi Hukuk: Asayişi bozan ve yasaları çiğneyenlerle ilgili davaları kapsardı. Bu davalara bakan kimseye emir-i dad denirdi. Çok geniş yetkilere sahipti. Gerektiğinde vezir ve divan üyelerini de yargılama ve tutuklama yetkisi vardı. Asker davalara kadı asker (kadı-yı leşker) denilen ordu kadıları bakardı.
    2. Din ve İnanış
    Türkiye Selçukluları Hanefiliği kısmen de olsa Şafiiliği kabul etmişlerdir. İslamiyet’in “gaza” anlayışı ile Türklerin fetih anlayışını birleştiren bir siyasi kuruluş oldu.
    3. Sosyal ve Ekonomik Hayat
    Bilim adamları: Mederese hocaları olan müderrisler, kadılar ve medrese öğrencileri bu guruba girerdi. Bilim adamları grubunun başına en iyi olanlarından biri getirilirdi ki buna şeyhülislam denirdi.
    Ahiler: Şehirde oturan esnafın aralarında birleşerek kurdukları dini ve ekonomik özellik taşıyan teşkilata ahilik denir. (Esnaf ve sanatkârlar teşkilatı)
    Ticaret: Köylüler, satacakları malları çoğu zaman açık pazarlara getiriyorlardı. Şehir ticareti şıhna tarafından kontrol edilir ve devlete ait vergiler bu şekilde toplanırdı
    İlk kervansaray Sultan II. Kılıç Asrlan zamanında yapıldı.
    Maliye ve Para: Türkiye Selçukluları’nda maliye işlerine divan-ı istifa denen daire bakardı. Devletin bütün gelirleri hazinede saklanırdı. 2 tür hazine vardı. Birincisi, devletin bütün gelirinin konulduğu devlet hazinesi (hazine-i amire), ikincisi ise hükümdarların şahsına ait olan iç hazine (hazine-i hassa) dır.
    Müslümanlardan tarım ürünlerinden alınan vergiye öşür, Gayrimüslimlerden sahip oldukları ve ekip biçtikleri toprak üzerinden haraç, çalışacak durumda olan her yetişkin erkek birey için ise kişi başına cizye denilen bir vergi öderlerdi. Buna karşılık askerlik ve diğer devlet hizmetleri yapmazlardı.
    Türkiye Selçuklularında ilk parayı bastıran Sultan I. Mesut’tur. Selçuklular gümüş sikkelere dirhem, altın sikkelere ise dinar diyorlardı. Paraların üzerine sultanların portresi ve aslan resimleri konulmuştur.
    4. Dil ve Edebiyat
    Karamanoğluları Türkçesi resmi dil ilan ettiler. Halk edebiyatı, tasavvuf ve divan edebiyatı olmak üzere 3 ayrılırdı.
    * Halk edebiyatı: Saz şairlerini, ana vatandan getirdikleri kopuz ve çöğür adlı sazlarla söylüyorlardı.
    12. ve 13. yy. halk edebiyatına ait ilk eserler destanlardır. Bu destanların başında Battalname (Battal Gazi Destanı) gelir. Danişmendliler tarafından söylenen ve yazıya geçirilen Türkçe bir destandır. Ayrıca Danişmendname’de Danişmend Ahmet Gazi tarafından anlatılan bir destandır.
    Selçuklu dönemi 14. yy Dede Korkut Hikâyeleridir. Bu hikâyelerin temeli Türklerin yaptığı savaşları anlatır. Ayrıca Oğuz Türklerinin yaşayış biçimlerini aile ve kardeş sevgisini ve bu uğurda yapılan fedakârlıklar ile toplum adına yapılan savaşları ve kahramanlıkları konu edinir.
    Fıkralarında önemi vardır. Bektaşi ve Nasreddin Hoca fıkraları gelir.
    14. yy. Türkiye’de, Türk diliyle bili bir edebiyat meydana getirildi. Bu şairlerin başında Kırşehirli Şeyh Ahmet Gülşehri ve Aşık Paşadır. Aşık Paşa eserlerinde sade bir Türkçe kullanmıştır. En büyük eseri Garipname adlı mesnevisidir. Germiyanoğullarından Yakup Bey, Kadı Burhaneddin Ahmed ise Azeri lehçesi ile yazdığı Türkçe divanıyla, Türkçenin gelişmesine çalışmıştır.
    * Tasavvuf Edebiyatı: En büyük isimi Mevlana Celaleddin Rumi’dir. (1207-1273) Mevlana I. Alaeddin Keykubat’ın daveti üzerine Konya’ya geldi. Mevlana’nın en büyük eseri Mesnevidir. Diğer Eserleri Divan-ı Kebir, Fihi Mafih ve Mektubat’tır. Mevlana, düşünceleri ile hümanizmin öncülerinden sayılır.
    13. yy en büyük şairi Yunus Emre’dir (1240-1320). İki önemli eseri vardır. Biri divan, diğeri de Risaletü’n-Nushiyye adlı mesnevisidir. Bu eserlerin ana teması Allah ve insan sevgisidir.
    * Divan Edebiyatı: Din dışı konularda eser veren, kaside ve gazel türünde örnekler yazan ilk divan şairi, Hoca Dehhani’dir. III. Alaeddin Keykubad zamanında Horasan’dan Türkiye’ye geldi. Hoca Dehhani, Türkçeyi duru ve güzel bir üslupla kullandı. En önemli eseri Selçuklu Şehnamesidir.
    Hoca Dehhaninin açtığı bu çığır 14. yy Germiyanlı Ahmedi tarafından devam ettirilmiştir. Onun en önemli eserleri; Divan, İskendername ve Cemşid ü Hurşid’dir.
    5. Bilim ve Sanat:
    Türkiye Selçukluları Devleti’nin siyasi e ekonomik alanda olduğu gibi bilim ve sanat bakımından da en parlak dönemi I. Alaeddin Keykubad dönemidir. Kendisi şair, ressam ve usta bir oymacıdır. Muhiddin Arabi, Sadreddin Konevi, Necmeddin Daye ve Mevlana, bu sultan döneminde büyük saygı gördüler.
    Türkiye Selçukluları döneminde tarih yazıcılığı da önem kazandı. Mehmed Revendi, Kadı Burhaneddin Anevi ve İbn-i Bibi, Selçuklu sultanları için Farsça tarih yazmışlardır.
    Aydınoğlu İsa Betin kendisi bilgindi. Hacı Paşa, onun zamanında tıbba ait eserleri yazmıştır.
    Akkoyunlular da bilim ve düşünce hayatının gelişmesine çok önem verdiler. Uzun Hasan Bey ile oğulları, İran, Irak, Maveraünnehr Türkistan bilgin ve sanatçılarını ülkelerine davet edip korudular. Ünlü matematikçi ve astronom Ali Kuşçu, Tebriz’e gelerek Uzun Hasan Bey’in övgülerinin kazandı. Matematikçi Mahmut Can, tarihçi İdris-i Bitlisi, Akkoyunlıuların ünlü bilgin ve yazarlarındandır.
    6. Dini ve Mimari
    Camiler: Anadolu Selçuklular mimarlığında ilk yapıtlar camilerdir. Bunların en önemlileri Konya ve Niğde’deki Alaaddin Camii ile Sivas ve Malatya Ulu Camileridir. Ayrıca Saltuklulardan Erzurumlu Camii, MengücaklilerdenDivriği Ulu Camii, Danişmendlilerden Kayseri Ulu Camii, Artuklulardan Mardin Ulu Camii, o dönemden kalma önemli eserlerdir.
    Ayrıca, ağaç direkler üzerine oturtulmuş tavanlar, zengin süslemeli, ahşap camilerde vardır. Bunlar: Konya Sahip Ata Camii, Afyon Ulu Camii, Sivrihisar Ulu Camii, Ankara Arslanhane ve Ahi Elvan Camii, Beyşehir Eşroğlu Camii, Ayaş Ulu Camii, Niğde Sungur Bey Camii’dir.
    Mescitler: Mescit, minberi olmayan küçük mahalle camileridir. Selçuklu mescitleri tek kubbeli, birkaçı düz çatılı yapıtlardır. Bunlar: Konya’daki Erdemşah Mescit, Küçük Karatay Mesciti, Taş Mescit ve Sıçralı Mescittir. Ayrıca, Akşehir’de Güdük Minare Mescit, Harputta Alaca Mescit ve Çankırı’da Taş Mescit bu yapı örneklerindendir.
    Medreseler: Türkiye’deki şehirlerin ulaştığı yüksek düzeyi gösterir. Kültür hayatını bütün canlılığını yansıtırlar. Anadolu’da ilk medrese Danişmentli, Mengücekli ve Artuklular açmıştır. Tarihte Bilinen en eski medrese Danişmentliler tarafından yaptırılan Tokat ve Niksar Yağıbasan medreseleridir.
    Anadolu’daki eyvanlı medreselere örnek olarak Konya’da Karatay ve İnce Minareli; Kırşehir’de Caca Bey; Sivas’ta Şifaiye, Gök Medrese, Çifte Minareli; Kayseri’de Hond Hatun, Çifte Medrese, Hatuniye; Tokat’ta Gök Medrese ve Erzurum’da Hatuniye medreseleridir.
    Mezar Anıtları:
    — Kümbetler (Türbeler): Dört duvarının üzerine kubbeyle örtülenlerine türbe denir. Silindirik veya çokgen gövdeli, konik veya piramit çatıyla örtülü olanlarına da kümbet denir. En güzel kümbet örnekleri Kayseri ve Ahlat’tadır. Divriği Sitte Melik, Erzurum emir Saltuk, Kayseri Melik Danişmend Gazi, Konya Tercan Mama Hatun, Kayseri Döner Kümbeti, Niğde Hüdavend Hatun Kümbetleri sayılabilir.
    Bu yapılar değişik hayvan figürleri, bitki motifleri ve zengin taş işçiliğiyle bezeli tarihi anıtlardır.
    — Külliyeler: Cami ile birlikte kurulan medrese, kütüphane ve hastane gibi yapıların bütünüdür. Selçukluların ilk külliyesi Kayseri Hond Hatun Külliyesi’dir. Tamamı kesme taştan yapılan külliye; cami, medrese, kümbet ve hamamlardan ibarettir. I. Alaeddin Keykubad’ın eşi Mahperi Hatun tarafından yaptırılan bu eser, 1238 yılında tamamlanmıştır. İkinci Selçuklu külliyesi ise Kayseri’de Hacı Kılıç Külliyesi’dir. Anadolu’nun en eski külliyesi olan Divriği Külliyesi Mengücekliler tarafından yaptırılmıştır.
    Sivil Mimari:
    — Kervansaray: Kervansaraylar, Selçuklu saltanatının gücünü ve yönetim anlayışını gösteren önemli eserlerdir. Bunlar yolların güvenliğini sağlamak, ticaret hayatını canlandırmak ve yolculuğu kolaylaştırmak anlayışı ile yapılmıştır.
    Anadolu’da yapılan ilk kervansaray II. Kılıç Arslan’ın son zamanlarında tamamlanan, Aksaray-Kayseri yolu üzerindeki Alay Han’dır. Diğer önemli hanlar ise, Antalya-Isparta yolu üzerinde Evdir Han, Konya-Aksaray yolu üzerindeki Sultan Hanı, Kayseri-Sivas yolu üzerindeki diğer Sultan Hanı ve Antalya-Alanya yolundaki Alara Han’dır.
    Eğirdir Han, Antalya-Isparta yolunda, Ağzıkara ve Karatay Han’ları, Amasya-Tokat yolunda Hatun Han ve Antalya-Isparta yolunda Susz Han, Kırşehir-Aksaray yolunda Kesikköprü Kervansarayı önemli hanlardır.
    — Darüşşifalar: Günümüz hastaneleridir. Bu yapıların planları, Selçuklu medreselerinin hemen hemen aynıdır. Darüşşifalar tek bir yapı olarak inşa edildikleri gibi, bir külliyenin bölümü olarak da yapmışlardır. Sivas’taki I. Keykavus Şifahanesi ve Tokat’ın Gök Medresesi ile Divriği Turan Melik Darüşşifası bunun örnekleridir. Kayseri Gevher Nesibe ve Gıyasiye Darüşşifaları ile Sivas’taki Keykavus Şifahanesi birer tıp medresesi ile hastane kısımlarından meydana gelmiştir. Divriği Darüşşifası ise, gerek süslemelerinin çeşitliliği ve zenginliği, gerek mimari tarzı ile ayrı bir özelliğe sahiptir.
    — Köprüler: Köprülerin ilk örnekleri, Artukluların hüküm sürdükleri Güneydoğu Anadolu’dadır. Diyarbakır yakınlarında Batman Suyu üzerindeki Malabadi Köprüsü ve Çermik civarında Haburdan Köprüsü tek kemerli yapılardır. Diyarbakır yakınındaki Deve Geçidi Köprüsü, bazalt taştan yapılmış bir köprüdür.
    Selçuklular ve Beylikler dönemlerinde süsleme, çinicilik, halıcılık ve el sanatları son derece gelişmiştir. Kapı, pencere ve friz gibi unsurlar türlü süs örnekleriyle doldurulmuştur. Süslemelerde, genellikle hayvan ve insan figürleri kullanılmıştır.
    Selçuklularda hat, tezhip, minyatür ve ciltçilik sanatları da gelişmişti. Şehirlerin surları ve büyük yapılar, kabartmalarla süslenmişti. Anadolu’da halı dokuma sanatının ileri düzeyde olduğu ve halı ihraç edilmiştir.

Sayfayı Paylaş