Anadolu’daki Amerika

Konu 'Kitap Özetleri' bölümünde karamelek tarafından paylaşıldı.

  1. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36

    ANADOLU’DAKİ AMERİKA
    1. ESERİN YAZARI:
    Uygur Kocabaşoğlu1945 yılında doğdu. Talas ve Tarsus Amerikan kolejlerinde ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okudu.1973-1983 tasrihleri arasında aynı fakültede ve basın Yayın Yüksek Okulu’nda çalıştı.1991-1993 yıllarında Cambridge Üniversitesi Doğu Bilimleri Fakültesi’nde Atatürk Misafir Öğretim Üyesi olarak ders verdi ve araştırmalar yaptı.Halen ODTÜ Tarih Bölümü’nde öğretim üyesidir.
    2. ESERİN KONUSU:
    Uygur KOCABAŞOĞLU’NUN Anadolu’daki Amerika adlı kitabı1820 Yılından başlayarak Osmanlı İmparatorluğunda faaliyet gösteren bir amerikan misyoner örgütünün (ABCFM) Anadolu’daki yaptıkları faaliyetleri anlatmaktadır. Türk-amerikan ilişkileri önce ticaretle başlamıştır. Bu zengin ülkeye başta tacirler ve denizciler olmak üzere misyonerlermühendislermucitlerzanaatkarlarbili m adamlarımaceracılar ve hatta serseriler akın ettiler. Bunların içerisinde etkileri itibariyle en kalıcı olanlar kuşkusuz misyonerlerdi. Bu kalıcı etkiler yalnızca ticari çıkarların gelişmesi için değil sonuçları günümüzde bile hissedilen diğer oluşumlar açısından da böyle idi.
    Misyonerliğin ilahi gerekçesi İsa’nın Havarilerine”Gidiniz!Gerçeği onlara anlatınız!”şeklindeki buyruğunda gizli. Nitekim misyoner sözcüğü Latince mittere (göndermek) fiiliyle ilgilidir. XVI. yüzyıldan itibaren Hıristiyan inanışını vaaz etmek ve ayinleri yönetmek yetkisiyle donatılmış din adamlarının çevreye gönderilmesine misyon (mission) bu gibi görevlilere de misyoner (missionary) deniyordu. XVII. yüzyıldan itibaren ise ticari ya da siyasi amaçlarla yabancı bir ülkeye özel görevliler gönderilmesine de misyon denmiş. Kısaca özel bir görevle gönderilerek ve yetkili kılınarak yabancı diyarlara gönderilme olgusuna misyon dendiği anlaşılıyor.
    Dinsel anlamdaki misyon ve misyonerlik ilk Havariler döneminden günümüze gelen evrimindeesas itibariyle İncil’i öğretmek Hıristiyan olmayanları bu dine kazandırmaya çalışmaktır. Misyonerlik faaliyetlerinin araçları ise; okullartıbbi yardım ve bakımmatbaadır. Misyon ve misyonerlik faaliyetleri dinsel anlamdaki varlığını günümüzde de korumakla birlikte 1960’lardan bu yana barış toplumsal ahenk endüstriyel ilişkilerin insancıllaştırılmasırenkli ırkların özgürleştirilmesikırsal alanların geliştirilmesi sınıf farklarının giderilmesi (!) gibi laik ve çağdaş amaçlarda misyoner faaliyetlerinin kapsamı içine alınmıştır.
    Misyonerlik tarihi ile uğraşanlar bu faaliyeti ;
    Havariler Dönemi MS 33-100)
    Kilise Kurucuları Dönemi MS 100-800)
    Orta Çağ Dönemi 800-1500)
    Re formasyon Dönemi 1500-1650)
    Re formasyon Sonrası Dönem(1650-1800) olarak beş döneme ayırırlar ve Modern Misyonlar Dönemi’ni ise 1793 yılında Misyoner William Carey’in Hindistan’a ayak basmasıyla başlatırlar. Misyoner Carey modern misyonların kurucusu sayılır. Çünkü onun çalışmalarıyla birlikte İngilizce konuşan dünya misyonerlik alemine ağırlığını koymuştur ve o günden bugüne Katolikler dışında ki misyonerlerin 4/5’ini bünyesinde barındırmıştır. Kısaca misyonerlik bütün uhrevi görünümüne rağmen bir hayli dünyevidir. XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Amerikan misyoner faaliyetleri okullar aracılığıyla oluşmuş ve gelişmiştir.
    Osmanlı mülküne ilk ayak basan ilk Protestan misyoner 1815 yılında Mısır’a gönderilen İngiliz Church of Missionary Society’e bağlı bir papazdır. Onu1820 yılında Ocak ayında İzmir’e ayak basan Pliny Fisk ve Levi Parsons adlı Amerikalı misyonerler izlemiş ve American Board of commissioners for foreign Missions adlı misyoner örgütünün elemanlarıdır. Kısaltılmış olarak ABCFM ya da BOARD diye anılan bu misyoner örgütü ABD’deki Protestan misyoner örgütlerinin en kıdemlisi ve en büyüklerinden biridir. ABCFM Kalvinci geleneği temsil eder.XVI.yüzyıl sonları ile XVII. Yüzyıl da İngiltere ve Amerika’nın doğusunda filizlenen Puritan akımının belli başlı üç temsilcisinden olan Congregationalist’lerce 1810 yılında Boston’da kurulmuştur. ABCFM 1868 yılında ABD’deki 16 Protestan misyoner örgütünden yalnızca bir tanedir ama bu 16 örgütün yaptığı topluca harcamanın %30’unu tek başına yapmakta ve istihdam edilen misyonerlerin yine %30’unu barındırmaktadır. Tüm Protestan misyoner örgütleri içinde gelir ve misyoner sayısı yönünden ABD %30-35’lik bir paya sahip olan ve Amerikan misyoner içinde de aslan payını alan örgütlerden birisi (her zaman ilk üçe girmek üzere)ABCFM olmaktadır. Protestan misyoner örgütlerinin dünyayı aralarında paylaşmalarında Osmanlı İmparatorluğu esas itibariyle ABD’nin payına düşmüştür.
    Dünya pazarı için mücadele eden emperyalist ülkelerin dış ticaretiyle yabancı ülkelere yönelik misyoner faaliyetleri karşılıklı etkileşim içindedirler.
    Misyonerler ticaret gibi dünyevi işlerin en dünyevisine şu ya da bu şekilde bulaşmış olmaktan herhangi bir rahatsızlı duymazlar. Oysa aynı şey politika için geçerli değildir. Özellikle Amerikan misyonerlerinin apolitik olduklarıpolitika yapmadıkları ya da politik işler içine girmedikleri başta misyoner çevreleri olmak üzere pek çok kişi tarafında ileri sürüle gelmiştir. Kimi çağdaş gözlemcilerin ileri sürdüğü gibi eğer söylenmek istenen Amerikalı misyonerlerin başta Fransa ve Rusya olmak üzerekimi Avrupa ülkelerinin misyonerleri gibi ülkelerinin dış politika manevralarında doğrudan ve ekin bir şekilde rol almadıklarının dile getirmeksebu görüş kabul edilebilir. Ancak Amerikalı misyonerler de başta kendi hayat alanlarını ilgilendiren konular olmak üzere pek çok alanda ve değişik platformlarda politika yapmışlardır. Mesela Türkiye’deki misyonların yıllık toplantılarında Hıristiyan Osmanlı uyrukluların askerlik yükümlülüğünde muaf tutulmaları konusunda çaba gösterilmesi için karalar alınmıştır. Amerikan İç Savaşı sona erinceye kadar kendi diplomatlarından çok İngiliz hariciyesinin kanatları altına sığınan Amerikalı misyonerler 1880’li yıllardan itibaren kendi diplomatik koruması altına girmişleridir. Bununla birlikte zaman zaman misyonerlerle ABD diplomatları arasında sürtüşmeler olmuş;misyonerler o her zamanki ısrarlı ve enerjik tutumlarıyla ABD Başkanı’nı ve Dışişleri Bakanlığı’nı pek çok konuda dilekçe yağmuruna tutmuşlardır. MisyonerlerABD yönetimi ya da hariciyesiyle doğrudan işbirliği yapıyor görünmemeğe özen göstermişler;ancak bir baskı grubu olarak yönetim üzerinde her türlü etkiyi yapmaktan da geri durmamışlardır. Misyonerlerin özellikle ABD’deki yerel basını harekete geçirebilme konusundaki becerileri yönetimin misyoner taleplerine karşı her zaman duyarlı olmasını sağlamıştır. Bu taleplerbir ABD’li diplomatın görevinden alınması yada alınmamasıörneğin Erzurum’da konsolosluk açılması ya da Osmanlı yönetiminden tazminat alınabilmesi ya da bir misyonerin sınır dışı edilmesinin önlenmesi için Türk karasularına savaş gemisi gönderilmesine kadar çok değişik biçimler almıştır. Bir başka deyişle ABD XIX. Yüzyılın son çeyreğinde diplomatik bağlamda Osmanlı Devletiyle daha fazla ilgilenmeyeyani ünlü Doğu Sorunu’na bulaşmaya başlamıştır. Bunda misyonerlerin payı oldukça büyüktür. Çünkü ABD’nin politik olarak ve diplomatik yollardan Osmanlı Devleti ile her türlü ilişkisi az yada çok misyonerlerle ilintiliydi. Örneğin en büyük sürtüşme konusu okullardı. Osmanlı Devleti !869’dan itibaren her türü yabancı okulubu arada Amerikan misyoner okullarını daha yakından itibaren izlemeye başlamıştı. Dolayısıyla Amerikan okullarıTürk Amerikan ilişkilerinde az yada çokama sürekli bir sürtüşme odağı idi.
    Misyoner faaliyetlerini ise ; Bir misyonerin yapacağı ilk iş kendisini dinleyecek insanlar bulmaktır. Bu insanlar basılı malzemeyle ve sözlü olarak yoğun bir ideolojik bombardıman tabi tutulurlar.Bu aşamada çeviri kitap basımı ve dağıtımı gibi işler çok önemlidir. İlk temaslarla oluşturan sağlam bir nüve ve bu nüvedeki insanların çocukları için ilk eğitim çalışmaları başlatılır. Bu arada bir kilise kurularak onun çevresinde bir cemaat oluşturulur. Bu cemaatin en azından İncil’i okuyabilecek kadar eğitilmesi zorunludur. Bu nedenle ilk zamanlarda kiliselerde halk eğitimi türünden çalışmalar yapılır. Daha sonra yetişkinler için “Pazar Okulları”Çocuklar içinde ilkokullar faaliyet geçirilir. Misyoner faaliyetleri açısından ilk aşamadaki eğitim ihtiyacı bu kadardır. Misyoner dizgesinin genişlemesi ve yaygınlaşmasıyla başlıca iki yeni ihtiyaçyani kiliselere papaz/vaiz ve ilkokullara öğretmen yetiştirilmesi ihtiyacı eğitim sisteminin geliştirilmesine daha ileri düzeyde okullar açılmasına neden olur. İlahiyat Okulları ve yatılı/gündüzlü liseler başlıca amca hizmet eder. Eğitim açısından buraya kadar anlatılanlar işin doğasında vardır. Ancak misyoner faaliyetleri dizgesinin bir parçası olan eğitim durmamalıydı. Çünkü misyoner faaliyetikendi iddiasının aksine yalnızca dinsel bir olgu değildir. Dinsel boyutları çok aşanekonomik-sosyal-kültürel boyutları olan bir nüfuz etme aracıdır.
    ABCFM’in faaliyetlerini özetlemek gerekirse;1880 Barlett Raporu’nun ilk cümlesi şöyledir:”Misyoner faaliyetleri açısından Türkiye Asya’nın anahtarıdır.”Amerikalı misyonerler bu anahtarı 15 Ocak 1820 tarihinde kilide soktular. Zira bu kilidi açmak üzere anahtarı çevirmekle görevli ABCFM misyonerleri Pliny Fisk ve Levi Parsons bu tarihte Osmanlı mülküne ayak bastılar. Amaçları tüm MüslümanMusevi ve de sözde Hıristiyanları doğru yola davet edeceklerdi. Oysa bu aşamada Bay Fisk ve Bay Parsons’un asıl görevleri başkaydı. Çalışacak yeni alanın derinlemesine araştırmaktı. Bunun içinde Osmanlı’daki bütün dilleri öğrenmekle kaybedecekleri zamanı halkın içine karışıp onların özelliklerini öğrense daha yerinde olacağı kansındaydılar. Misyonerler halkın arasına karışıp neyi öğreneceklerdi?Bütün misyonerlerden sistemli bir biçimde beklenecek olan bilgiler şunlardır.
    · Dinsel açıdan halkın durumu nedir?
    *İbadet biçimlerine ne derece riayet ediliyor?
    *Toplu ibadete hangi sıklıkla katılınıyor?
    *Halk Pazar gününü nasıl geçiriyor?
    · Ruhbanın(din adamlarının) durumu nedir?
    *Sayıları nedir?
    *Eğitim düzeyleri nedir?
    *Bilgi düzeyleri nedir?
    *Kutsal Kitaba hakimiyetleri ne düzeydedir.
    *Ahlak düzeyleri nedir?
    · Ülkede eğitim ve öğretime ilişkin durum nedir?
    *Yetişkin nüfusun ne kadarı sıradan bir kitabı okuyup anlayabilecek düzeydedir?
    *Dinsel ve laik okulların durumu nedir?Ne tür okullar faaliyettedir?
    *Sıradan insanlar çocuklarını okutmak eğiliminde midirler?
    *Böyle bir eğitimin masraflarını üstlenmeye hazır mıdırlar?
    *Eğitimi geliştirme amacıyla yabancılarca girişilecek çabalar nasıl karşılanabilir?
    *ABCFM tarafından okullar açmak ve ders kitapları dağıtmak girişimleri halk tarafından nasıl karşılanır?
    *Öğretmen istihdam etmenin ve okul binası kiralamanın mali külfeti ne düzeyde olacaktır?
    · Halkın moral durumu nasıldır?
    *Halk arasındaki sınıf farklılıkları ne düzeydedir?
    *Doğuştan kazanılan sosyal ayrıcalıklar ne düzeydedir?
    *Ülkede siyasal bütünlük (political integrty)diye bir şey söz konusu mu?
    *Tüccarın ahlaki bütünlük ya da dürüstlük düzeyi nedir?
    *Tüccar sınıfıyalan söyleme hileiçki alışkanlığı vb. açılardan nasıl bir durumdadır?
    1 Aralık 1833 tarihli misyoner mektubunda şu ifadeler geçmektedir.” Bir fetih savaşına girmiş askerler olduğunuzu unutmayın. Her ne kadar mücadele manevi alanda kafanın kafaylakalbin kalple mücadelesi ise de ve sizin silahınız Tanrı’nın inayeti ile güçlendirilmiş manevi bir silahsa da Napolyon’un askeri girişimlerindeki kadar araştırmabilgi ve düşünmeye ihtiyaç gösterir. Bu mukaddes ve vaadedilmiş topraklar silahsız bir Haçlı Seferiyle geri alınacaktır.”Bu sondaj çalışmalarına kısaca değindikten sonra bu çalışmaları omuzlayacak misyonerlerin sosyal kökenleri eğitimleridünya görüşleri nedir?Güçlü ve zayıf yanları nelerdir?ABCFM’e göre misyoner”İncil-i Şerif’in hizmetkârlığına atanmış kişi”dir.Misyoner İsa’ya karşı olan kişisel sorumluluğunun yönetiminde yola çıkar.Kiliseokulhastanevs. bu kutsal misyonunda kendisine yalnızca yardımcıdır.Misyonerler iyi bir formel eğitim (laik ve dinsel)gördükleri gibiABD’den ayrılmadan önce gidecekleri ülkenin coğrafi-kültürel-ekonomik-siyasal durumuna ilişkin ayrıntılı bilgiler de ediniyorlardı. Ayrıca misyonerlerin pek çoğu amerikan hastanelerinde br süre kurs görüyorlarilk yardım kurallarıbasit tıbbi müdahaleler vb. konularda elden geldiğince bilgi ve beceri ediniyorlardı. İçlerinde “pratik diş hekimliği” öğrenenler bile vardı!
    Misyoner faaliyetlerinin en önemli öncüleri ise şunlardır:
    1.William Goodel (1792-1867)
    2.William g. Schauffler (1789-1883)
    3.Elia Rigs (1810-1901)
    Misyoner faaliyetlerinin temel taşlarından birisi olduğu kadar okullarında en büyük destekçisi olan misyoner matbaası1833 yılından 1853 yılına kadar İzmir’de daha sonra da İstanbul’da faaliyetini sürdürdü. Matbaadan sonraki aşamada ise süreli yayınlar çıkarılmaya başlamış ve ilk süreli yayın olarak 15 Eylül 1832 tarihli The Friend of Youth(Gençliğin Dostu) küçük boy dört sayfadan oluşan 15 günde bir (üç sayfası İngilizce bir sayfası Rumca ) yayınlanan yıllık abone be**** iki dolar olan dergidir.
    Okuma yazma bilmeden basılan kitapların ve yayınlanan dergilerin hiçbir anlamı yoktu. Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan halk eğitime açtı ve küçük Asya insanına nüfuz edebilmenin geçerli yolu okul olacaktı. Osmanlı imparatorluğunda ilk Amerikan misyoner okulu Beyrut’ta 1824 yılında açılmıştır. Anadoluda da misyoner okulları açılmış araç ve gereç yönünden daha gelişmiş olmaları ve bu avantajlı yönleriyle eğitimi daha cazip kılıyordu.
    Yerleşme döneminde gerek misyoner faaliyetleri gerekse eğitim faaliyetleri açısından bir yayılma faaliyeti olmuştur.Yerleşme döneminde ise hedefte düzeltmeler yapılmıştır.Bunlar;ermeni misyonu ve ******ler yol getirmek olan misyonun Musevileri ve Müslümanları Protestanlaştırmaktı.
    Yerleşme ve yayıma döneminde hedefte yapılan düzeltmelerle Anadolu’daki misyoner faaliyetinin odağına Ermeniler oturtulmuşErmeniler içinde de yükselen esnaf tabakasıyla ittifak edilmiştir.Bu durum kuşkusuz okullara da yansıyacakErmenilere yönelik eğitim politikasında da yankısını bulacaktır.
    1870’li yıllarla birliktegerek imparatorluğun yaşamındagerekse Amerikalı misyonerlerin faaliyetlerinde yeni bir dönem başlıyordu.Bu dönemin en belirgin özelliğidenklemdeki pek çok unsurun değişmesiydi.Bir kere Batı’nın Osmanlı Devletine karşı tutumu değişmişti.Her şeye rağmen yaşatılması gereken bir ”hasta adam” gitmişyerine paylaşılacak mirası öne çıkmış “ölümcül bir hasta adam “ gelmişti.İmparatorluk dağılacaktı.Bu kaçınılmaz görünüyordu.Batı kendi çıkarlarını İmparatorluk bünyesindeki ulusal azınlıklar kanalıyla koruma yol ve yöntemleri geliştirme peşindeydi.O yıllarda Avrupa başkentlerinde dillerden düşmeyen “Osmanlı İmparatorluğunda reform”yaygarasının dış yüzü buydu.XIX. yüzyılın son 30 yılında Amerikan misyoner faaliyetlerinde dikkate değer gelişmeler oldu.Yeni cepheler açıldıyeni ittifaklar kuruldubir misyon el değiştirdi;eğitim tıbbi yardımbasım veyayım işlerine hız verildi.Bu çalışmanın kapsamı dışında Avrupa Türkiye’si MisyonuBatı Türkiye MisyonuMerkezi Türkiye MisyonuDoğu Türkiye Misyonu gibi bölgelere ayrılarak daha geniş çaplı bir faaliyetlere girişmişlerdir.Bu bağlamda bu faaliyetler sürerken Amerikan Misyoner Eğitim Dizgesi de şekillenmiş yeni bir yapıya kavuşmuştur.Bunlar;ilkokulorta dereceli okullarilahiyat okullarıyüksek okullardır.Amerikan misyoner eğitiminin dinsel kanadını İlahiyat Okululaik kanadını ise Kolejler yürütmekteydi.
    1871 yılında Anadolu'daki misyonerlik teşkilâtı üç bölgeye ayrılmıştı;
    Birinci Bölge merkezi İstanbul olan "Batı Türkiye Misyonu" bu misyona bağlı yerleşim merkezleri arasında İzmit Kayseri Bursa Manisa Sivas ve Merzifon bulunuyor- du. Bu misyon merkezlerine bağlı Amasya Tokat Çarşamba Samsun Ünye Yozgat Niğde Aksaray Sungurlu Talas Bandırma Bilecik Kütahya İzmir Aydın Akhisar Afyon Zara ve Gürün gibi uç istasyonlar vardı.
    İkinci Bölge merkezi Antep şehrinde bulunan "Merkezi Türkiye Misyonu" na bağlı Halep Adana Antakya Maraş ile bunlara bağlı Urfa Kilis Elbistan Adıyaman ve Siverek uç istasyonları bulunuyordu.
    Üçüncü Bölge merkezi Harput şehri olan "Doğu Türkiye Misyonu" na bağlı istasyonlar Bitlis Erzurum ve Mardin ile bunlara bağlı Arapkir Eğin Muş Diyarbakır ve Trabzon uç istasyonları faaliyet göstermekteydi. Bu istasyon ve uç istasyonlar ile bunlarla irtibatı olan insanların sayıları süratle artmıştır. 1893 yılında sadece Amerikan misyonerlerinin kontrolü altında 463 kilise ile 1317 misyoner görev yapmaktaydı. Amerikan misyon teşkilâtına bağlı 21 okulda 2740 öğrenci vardı.
    Misyonerlerin Ermenilere yönelik faaliyetleri;
    a.Okullaşma
    b.Siyasî maksatlı örgütlerin kurulması ve teşvik edilmesi
    c.Silahlı ayaklanmaların başlatılması
    d.Bir dış müdahaleyi gerektiren eylemler düzenleme ve gerçekleştirme şeklinde plânlanmıştı.
    Okullaşmayla başlayıp isyanlarla devam eden bu hadiselerde misyonerler maddi ve manevî alanda her türlü desteği verdikleri gibi zaman zaman kendileri de bu olaylara iştirak etmişlerdir. Dışarıdan aldıkları bu desteklerden cesaret alan Ermeni çeteleri akıllarına gelen her türlü yolu denemişler cinayetlerin en bayağısını işlemekten çekinmemişlerdir. Ermeni isyanları bu gelişme çizgisinde incelendiği zaman isyanların temelinin misyoner okullarında atılmış olduğu ve bir dış müdahaleye sebep olabilmek için akıllarına gelen her türlü yolu denedikleri görülür. Bu yüzden misyoner okulları isyanların teori ve eylem merkezleri olmuştur. Misyonerler aracılığıyla açılan Amerika ve Avrupa'daki devletlerin bilhassa başkentlerinde faaliyet gösteren Ermeni cemiyetleri bir müddet sonra Anadolu şehirlerinde de şubelerini açmışlardı. Bu cemiyetlerin görevi bulundukları yerlerde Müslüman - Türk halkını tahrik ve tehdit ederek olayların çıkmasını sağlamaktı. Maksatlı olarak çıkartılan bu olaylar mahalli Ermeni basını aracılığıyla Avrupa ve Amerika'daki gazetelere aktarılmakta ve Anadolu'daki Ermeni olayları kendi değerlendirmeleri doğrultusunda dış basına aktarılmaktaydı. Böylece yabancıların gözünde masum Müslüman halk suçlu isyancı Ermeniler de masum olarak tanınmış oluyordu. Ermenilerin bu tür faaliyetlerine engel olmak isteyen kamu görevlilerinin bazıları fâili meçhul cinayetlere kurban giderken bazıları da adlî veya idarî baskılara maruz kalıyordu.Misyoner okullarının açılış biçimi faaliyetleri ve bilhassa Ermeni isyanlarının başlatılması desteklenmesi doğrultusundaki faaliyetlerine örnek olmak üzere Harput ve Merzifon'daki okullaşma olayı ile bu iki merkezde açılmış olan iki yüksekokul hakkında Osmanlı Arşiv belgeleri ile yabancı kayıtlara dayanarak bilgi vermek istiyoruz. Aslında bu okulların açılış biçimleri takip edilen metot ve kullanılan vasıtalar hemen aynıdır. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren Amerikalı misyonerler devletlerinin Osmanlı ile yapmış olduğu ticarî anlaşmalardan da istifade ile Osmanlı tebaası Hıristiyanlar arasında Protestanlığı yaymağa çalışırlar. Nitekim 1852 yılında Amerikalı misyoner George W. Dunmore bağlı olduğu misyoner teşkilatınca Doğu Anadolu gezisine memur edilmiştir. Dunmore'nin bu gezi sonunda düzenlemiş olduğu rapor misyon merkezinin Harput şehrinde kurulmasında etkili olmuştur. Dunmore raporunda Harput için "Harput ovası Anadolu'da gördüğüm en zengin ve en çok umut vaadeden bir mevkide” ifadesini kullanmaktadır. Bu rapor üzerine burada bir misyon merkezi kurulur ve aynı yıl içinde bir de okul açılır. Kısa zamanda gelişen misyon merkezi Amerika'nın doğu misyonunun merkezi hâline gelmiştir. Daha sonra Amerikalıların Ermenistan Koleji (Armenia Collége) Ermenilerin ise "Yeprad Kolej" diye adlandırdıkları yüksekokul açılmıştır. Bâb - ı Ali'nin Ermenistan Koleji adına karşı çıkması üzerine okulun adı "Fırat Koleji" olarak değiştirilmiştir(19). Bu okulun on kişiden oluşan mütevelli heyetinin tamamı Boston ve civarında oturan Amerikan vatandaşları okulun Türkiye'deki yönetim kurulu üyeleri de Harput'daki Amerikalı misyonerlerce seçilmişti. Fırat Koleji ilkokuldan yüksekokula kadar uzanan geniş bir alanda eğitim veriyordu. Osmanlı Devleti bu okulu açılışından uzun bir zaman sonra 1891 yılında resmen tasdik etmiştir. Okulda öğretim dili Ermenice yardımcı dil olarak da Türkçe ve İngilizce öğretiliyordu. Okulun öğretim kadrosu misyonerler ve yerli Ermeniler olup çok az sayıda Türk okulun harici işlerinde görevlendirilmişti. Okul yan kuruluşları ile yaşlı genç kadın - erkek hemen her meslek dalında eğitim veren bir özelliğe sahipti.Fırat Koleji'nin açılmasından bir müddet sonra uç istasyonlarda ve daha sonra da Harput'da olaylar çıkmıştır. Ermeni isyanları bir bütün hâlinde ele alındığı zaman metod ve malzemenin aynı olduğu anlaşılmaktadır. Harput'da başlatılan Ermeni isyanı sırasında misyonerler de kendilerini isyanın içinde bulmuşlar kendileri ve okulları bundan zarar görmüştür. Ancak her zaman olduğu gibi Amerika araya girerek isyanlara yataklık eden bu merkezlerin malî bakımdan uğradıkları zararı Osmanlı Devleti'ne ödetme yoluna gitmiştir. Fırat Koleji müdürü Gates'in bir diploma töreni sırasında "yaşasın Ermenistan" mealindeki sözleri ile bu isyan dolayısıyla Harput’lu şair Hacı Hayri Bey'in kaleme almış olduğu manzume incelendiği zaman isyanın kimler tarafından hazırlandığı nasıl bir seyir gösterdiği ve sonucu açıkça ortadadır. Şair H. Hayri'nin şürinden seçtiğimiz bazı mısralarda geçen isimler ve bunların isyanın başlatılması ve yürütülmesi sırasındaki faaliyetleri hakkındaAteş düştü Mornik'teki o hıyanet keşişe Mstr Barnum korkusundan kaçıp girmiş kümese Mistır Barnum yazar ise yaza dursun sefire Msr. Barnum kim yapacak bu yıkılan damları mısraları misyoner okulu müdürü olan Dr. Barnum'un isyandaki durumunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu isyan sırasında Fırat Koleji bünyesindeki okul binalarından bazıları yanmış alınan tedbirler sonucu can kaybı olmamıştır. Bâb - ı Ali'ye çekilen telgraflardan olaya misyonerlerin sebep olduğu ve Ermenilerin de buna âlet oldukları anlaşılmaktadır. Konu Encümen-i Mahsûs'a havale edilir ve alınan karar İstanbul'a gönderilir. İsyana katılan ve bu işde parmağı olan misyonerlerin sınır dışı edilmesi hakkında karar çıkartılır ve bu karar valiliklere ve bilhassa Anadolu Umum Islahât Müfettişi Şakir Paşa'ya bildirilir .Okulda yapılan aramalar sırasında vilâyet merkezindeki Ermenilere âit ev ve işyerlerinde 5000 silah 300 bomba 40 kg. bomba fitili 200 paket dinamit ve 5000 adet dinamit misketi ele geçirilmiştir.
    Fırat Koleji'nin yöredeki Ermeni isyanları ile doğrudan bağlantısı olduğunu ve bu doğrultuda eğitim – öğretim verdiğini ortaya koyan bir diğer belge de bahsi geçen dönemde misyoner merkezlerini gezerek onların faaliyetlerini yerinde gören ve zaman zaman bir müfettiş gibi ifadeler kullanan Henry Tozer'in hâtıratıdır. Nitekim H. Tozer Fırat Koleji'nin açılış ve işleyişi ile ilgili olarak "değişik meslek dallarında Hıristiyanları yetiştirmek Anadolu'da Hıristiyan medeniyetini yeniden kurmak gayesiyle Amerika'dan gönderilen paralarla hizmetin yürütüldüğünü" ifade etmektedir. Okul Müdürü Wheeler de bir konuşmasında "bugün veya yarın İngilizlerin Ermenistan idaresini üstleneceklerini şimdi konsolos olarak görev alacaklarını bunun da nihâi kontrol olacağını Ermenilerin henüz memleketi kendi kendilerine idare edemeyeceklerini" söylemek suretiyle gerçek niyetini ortaya koymuştur.
    Misyoner okulları arasında faaliyet sahası ve etkinliği yönüyle Merzifon'da açılmış olan "Anadolu Koleji" Fırat ve Robert kolejlerinden sonra gelmektedir. İstanbul Hasköy'de bulunan yatılı okul misyoner faaliyetleri için daha emin ve verimli olması düşüncesiyle 1865 yılında Merzifon'a taşınmıştır. 1883 yılında Amasya Tokat Sivas Yozgat ve Kayseri'de bulunan orta dereceli misyoner okullarına öğretmen yetiştirmek maksadıyla Merzifon'daki bu okul "Anadolu Koleji" adı altında yüksekokula dönüştürülmüştür. Bir emrivakî sonucu açılan bu okulda diğer misyoner okulları gibi uzun bir süre gayr-i resmî olarak faaliyette bulunmuştur. Osmanlı Devleti'nin misyoner okullarının açılışını şuurlu olarak geciktirdiği bilinmek- tedir. Artık devlet bu okulların fesat ocağı olduğu tebaayı bölmek için çalıştıkların- dan haberdardı. Misyoner teşkilâtları batılı devletler veya Amerika aracılığıyla siyasî veya ekonomik baskılar sonucu okullarını tasdik ettiriyorlardı. Nitekim Merzifon Anadolu Koleji de 1883 yılında öğretime açılmasına rağmen Bâb-ı Ali 1889'da "Amerikan Mektebi" olarak onaylamıştır.Merzifon'da bu okulun açılışından hemen sonra olayların çıkması okulun idareci öğretmen ve öğrencilerin olaylar sırasındaki durumlarına bakarak okulun Ermeni isyanlarının plânlandığı bir merkez olduğu söylenebilir. Sultan Abdulhamid Han hatırâtında "Merzifonda'ki bu okulun Ermenileri tahrik ettiği ve mezun öğrencilerin de komiteler oluşturarak devlete karşı isyan ettiklerini''kaydetmektedir. 1890'lı yıllardan itibaren Anadolu'da görülen isyanlar sırasında misyoner okulları fikrî bakımdan olduğu gibi fülî olarak da bu isyanlara destek olmuşlardır. Osmanlı Devleti'nin isyancıları yakalaması ve mahkum etmesi hâlinde de misyonerler bu olayı bir devlet meselesi hâline getiriyorlardı. Zira Merzifon'da başlatılan olayların fâili olarak tutuklanan kolejde görevli öğretmenlerden Tamalyan Karabet ile Kayayan Cevavik adlı iki Ermeni suç ****lleriyle birlikte yakalanmış ve yargılanmışlarsa da okul müdürü M. Herricks suçluların kurtarılması için kampanyalar açtırmıştır. Yapılan tahkikat sonunda okul müdürünün de işbirliği hâlinde olduğu ve isyanlarla ilgili bildiri ve benzeri şeyler için okul matbaasının kullanıldığı bildirilerin okul duvarlarına asıldığı ortaya çıkmıştır. Okul müdürü ve suç ortakları Ermeni isyanları ile ilgili evrakları ortadan kaldırmak için okul binasını yakmışlar okulun Müslüman halk tarafından yakıldığına dair çıkardıkları haberleri de konsolos ve elçiler aracılığıyla Amerika ve Avrupa'ya ulaştırmışlardır . Ancak yapılan incelemeler sonucu yangını okul müdürü ve iki suç ortağının bilerek çıkartmış oldukları ortaya çıktığı gibi suçlular da suçlarını itiraf etmişlerdir. Suçluların yargılanması ve mahkum edilmeleri üzerine Anadolu'da ve Avrupa'da suçluları kurtarma operasyonuna gidilmiştir. Misyonerlerin aracılığıyla "Hıristiyan Ermenileri savunma komitesi" kurulmuş ve bu komitemahkemenin görüldüğü Ankara'da yürüyüş tertiplemiş Avrupa devletlerine delegeler göndererek bu olayı batılıların müdahalesi için malzeme olarak kullanmıştır. Amerika Montroe doktrini sebebiyle Osmanlı uyruğundaki Protestan Ermeniler için beklenilen reaksiyonu gösterememiş ise de İngiliz parlamentosu ve kamuoyundan beklenilenin üzerinde tepki gelmiştir.Bu tepkiler sonucu olmalı ki suçlu iki öğretmenin suçları temyiz mahkemesinde de onaylandığı hâlde uygulanmamış sadece suçluların sınır dışı edilmesiyle yetinilmiştir. Baskı altında bulunan Osmanlı idarecileri Merzifon'daki Anadolu Koleji için ruhsat talebinde bulunan Amerikan elçiliğine olumlu cevap vermiştir. Sadece okulun açılışından beri Ermeni fesadına alet edilmiş kimselerce yönetildiği ve bundan böyle eğitim - öğretim ders kitapları ve öğretmenlerin sıkı bir denetime tâbi tutulması doğrultusunda karar alınmıştır.Misyonerler tarafından açılan ve finansmanları karşılanan bu okullar Millî Mücadele sırasında işgalcilere karargâh olmuştur.Ulu önder Atatürk misyoner okulları için "Bunlar mektep değil memleketimizde düşmanın işgali altındaki kaleleri"dir ifadesini kullanmaktadır. Merzifon'daki Anadolu Koleji Millî Mücadele sonrası (Ağustos 1921 )'de kapatılmıştır. Yunanistan kapatılan bu okulu Selanik yakınında `Anadolu Koleji" adıyla yeniden açmıştır. Yunanistan'ın bu uygulaması Anadolu üzerindeki emelleri ile uyum gösterirken Cumhuriyet hükümetlerinin aynı ad altında `Anadolu Kolejleri" yabancı dil ile eğitim yapan okullar açmasına bir mânâ veremiyoruz. Gerçi daha sonra bu okulların adı "Anadolu Liseleri" olarak değiştirilmişse de bu adın ortadan kalktığı söylenemez.
    --alıntı--

Sayfayı Paylaş