arkadaşlar 2. ünite hariç olan sorularınızı alabilirim

Konu 'Sosyal Bilgiler 8. Sınıf' bölümünde bLack35anqeL tarafından paylaşıldı.

  1. bLack35anqeL

    bLack35anqeL Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2010
    Mesajlar:
    109
    Beğenileri:
    379
    Ödül Puanları:
    0

    bekliyorummm:330:
  2. full force

    full force Üye

    Katılım:
    30 Nisan 2010
    Mesajlar:
    24
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    0
    1.)Fransız ihtilalinin nedenlerini ve doğurduğu fikirleri yazınız.
    2.)Fransız ihtilalinin Osmanlıya olumsuz ve olumlu etkileri neler olmuştur.
    3.)Osmanlıya kimler neden hasta adam adını vermişlerdir.
    4.)Osmanlıda devleti kurtarmak için ortaya atılan düşünca akımları neler olmuştur.
    5.)Tanzimat ve Islahat fermanları hangi tarihlerde ne amaçla yayınlanmıştır.
    6.)I. ve II. Meşrutiyetlerin ilan tarihleri ve kim zamanında ilan edildiğini yazınız.
    7.)Meşrutiyet rejiminin özelliği nedir?
    8.)I. Meşrutiyetle birlikte Osmanlıya hangi iki yenilik gelmiştir.
    9.)II. Meşrutiyet'in ilanını sağlatan partinin adını yazınız.
    10.)31 Mart ayaklanması kaç tarihinde ve hangi kuruma karşı yapılmış bir ayaklanmadır.
    11.)31 Mart ayaklanması nasıl bastırılmıştır.
    12.)Mustafa Kemal'in okuduğu okullar nelerdir?
    13.)Osmanlının 3 değişik tipdeki eğitim kurumları hangileridir?
    14.)Mustafa Kemal'in cephede bizzat savaştığı savaşlar hangileridir?
    15.)Mustafa Kemal'in fikir hayatının gelişmesini sağlayan 4 şehrin adını yazınız.
    16.)Trablusgarp Savaşı hangi yıllarda hangi devlet ile yapılmıştır?
    17.)İtalya'nın Trablusgarp'a saldırma nedenleri nelerdir.
    18.)Trablusgarp Savaşı hangi andlaşma ve şartlarla sona ermiştir.
    19.)Trablusagrp Savaşında Osmanlı neden kara ve deniz yolu ile askeri birlik gönderememiştir?
    20.)Balkan Savaşı hangi yılda hangi devlet ile yapılmıştır?
    21.)Balkan Savaşında Osmanlının kaybettiği yerler nerelrdir?
  3. bLack35anqeL

    bLack35anqeL Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2010
    Mesajlar:
    109
    Beğenileri:
    379
    Ödül Puanları:
    0
    A) FRANSIZ İHTİLALİ VE YAYDIĞI FİKİRLER
    Ortaçağ’ın kapanmasından sonra Rönesans ve bunun bir sonucu olan Reform, düşüncede büyük değişikliklere neden olmuş, Aydınlanma Devri adını alan 18. yy. ile yeni bir dönem başlamıştır. Akla ve deneye yer veren ve mucizeyi reddeden Aydınlanma Devri ile o zamana kadar egemen olan dünya görüşü yeni bir şekil almıştır.
    Aydınlanmanın temelinde akıl yer almaktadır. Akıl, varlığı düzenleyen doğa kanunlarını bulacak ve böylelikle insanlığını gelişimini, ilerlemesini sağlayacaktır. Aklı siyasal ve sosyal alanda egemenlik sağlaması, düşünen insanı dar kalıplı düşünce sisteminden çıkararak, serbest düşünme ve inceleme yöntemine götürmüş, böylece özgürlük fikrine ulaşılmıştır. Özgürlük fikri ise, mevcut mutlakiyetçi düzenin karşısında yer aldığından, insanlığın kurtuluşu ve mutluluğa kavuşması şeklinde değerlendirilmiştir[1]. Aydınlanma, Fransız Devrimi’nin çıkmasında etkili olmuş ve bu düşünsel ve sosyal değişme Avrupa’da ve bütün dünyada daha sonraları meyvelerini vermiştir. Aydınlanma devri, Avrupa’yı fikren geliştirmiş ve İngiltere’deki 18. yy.daki sosyal ve siyasal değişiklikler, Avrupa’yı, özellikle de Fransa’yı yeni bir devir açmaya yöneltmiştir.
    Fransız Devrimi öncesi Fransa’da mutlak kral hakimdir. Kral, tüm kuvvetini ve kudretini tanrıdan almaktadır. 16. Louis’nin dediği gibi, “Devlet benim!” zihniyeti, kralın her türlü güce sahip olduğunu ifade ediyordu. Fransa’da ihtilali hazırlayan nedenler vardı Fransa’da kral, devlet ve toplum hayatına tam hakimdi. Medeni ve siyasi hürriyetin sözü edilmemekte, bozuk bir yönetim tarzı, felçli bir adalet mekanizması, zalim bir yönetimin özelliklerini göstermekte idi. Ayrıca sınıflar arasındaki ayrıcalıklar, papazların ve asilzadelerin devlet hayatında egemen oluşu, adil olmayan vergi dağıtımı, toplumda büyük huzursuzluklar yaratıyordu. Eğitim ve öğretim ihmal edilmişti ve din adamlarının tekelinde bulunuyordu. Ayrıca basın da sansüre uğramaktaydı. Ülkenin ekonomik durumu da iyi değildi.Devrimi hazırlayan nedenler arasında, Fransız düşünürlerin de büyük etkilerinin olduğunu söylemeliyiz. Montesquieu, Voltaire, J.J. Roussseau, Diderot gibi düşünürler, ihtilalden çok önce insan özgürlüğünü ve demokrasiyi savunmuşlardır.
    A.B.D.’deki özgürlük ve bağımsızlık hareketinin başarı sağlaması, Fransa’da da aynı fikirlerin yayılmasına neden olmuş, Fransız Devrimi’nin bir an önce gerçekleşmesine ortam hazırlamıştır. İhtilalciler, yalnız aklın ve mantığın hakim olacağı bu yeni ortamda, insanların sonsuz refah ve mutluluğa erişeceğine inanıyorlardı. 14 Temmuz 1789’da başlayan Fransız ihtilali, devlet ve toplum hayatında önemli değişikliklere neden olmuştur. 27 Ağustos 1789’da yayınlanan İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirisi, bütün insanların özgür ve eşit olduklarını ilan etmekteydi. Bu bildiri, Fransa’da demokrasinin temel yapısını oluşturmuştur. Devrim, derebeyliğe kesin darbeyi vurmakta ve sınıf ayrımını ortadan kaldırmaktadır.
    Devrimin öncülerinden Rousseau, özgürlüğün yanında eşitliği, toplumsal sözleşmenin temeli saymıştır. İhtilalin bir parolası olan eşitlik, kanun önünde herkesi eşit saymaktadır. Eşit insanlar, toplumda birbirlerine karşı baskı kuramayacağından, her insan öncelikle kendisini kontrol etmektedir. Eşitlik, herkesin çıkarının eşit olduğunu, eşit hakka sahip olduğunu ifade etmektedir.
    Fransa’da, “Fransız vatandaşlığı” hissini yaratan, Fransız Devrimi’dir. İhtilal, özgürlük, eşitlik ve adalet parolaları ile birlikte, milliyetçilik ve milli egemenlik ilkelerinin de getirmiştir. Devrimin, 17. yy.da gerçekleşen İngiliz Devrimi’nden ve 18. yy.ın sonlarında başarıya ulaşan ve Amerika’nın bağımsızlık mücadelesi olarak anılan Amerikan Devrimi’nden önemli farkları vardır. İngiltere’de orta sınıf derece derece ve gelişme yolu ile aristokrasinin, ayrıcalıklı sınıfın yerine geçmişti. Devrim yavaş yavaş gerçekleşmiş, aristokrasi yerini zaman içinde orta sınıfa bırakmıştı. Amerikan Devrimi ise daha farklı idi. İngiltere’ye karşı bağımsızlık hareketi olarak başlamış, bağımsızlıkla birlikte, insanı özgürlüğe de kavuşturmuştur. Ancak A.B.D.’de bir sınıf ayrımı olmadığından, bunun kaldırılması da söz konusu olmamıştır.
    Fransız Devrimi’ne gelince, parolası özgürlük, eşitlik ve adaletti. Sınıf ayrılıklarını kaldırdığı gibi, asalet unvanlarına da son veriyordu. Toplum düzeninde köklü değişikliklere gidilmişti. Devrimin bir özelliği de, savunduğu fikirleri diğer ülkelere de ulaştırmış olması, fikirlerin ektiği tohumların diğer ülkelerde de yeşermesidir.
    Devrim, milliyetçilik akımının yanı sıra, millet egemenliğin d yer vermiştir.1791 Anayasası’nda yer alan, “Egemenlik millete aittir.”, “Bütün iktidarlar milletten doğar.” Ve “Kanundan daha üstün bir otorite yoktur ve kral ancak kanunla hükümdarlık yapar.” şeklindeki hükümler, eski rejimde hükümdarlık iktidarının dayandığı ilahi iradeyi, Tanrı ve din temeline dayanan gücü temelden yok ederek, onun yerine millet iradesini koymakta idi. Millet egemenliği, devrimin ve onun sonucu hazırlanan anayasaların temel ilkesi olmuş, keyfi yönetime karşı millet haklarının savunucusu olarak başarıya ulaşmıştır.
    Fransız Devrimi’nin bir bayrak gibi baş tacı ettiği özgürlük kavramı, bütün Avrupa’da kitleleri harekete geçirmiştir. Fransız Devrimi’nin yaydığı milli duygular, Avrupa’yı istila eden Napolyon’a karşı da Avrupa milletlerini harekete geçirmiş, 1813’te Milletler savaşı denen Leipzig Savaşı ile Napolyon’u yenilgiye uğratmıştır
  4. bLack35anqeL

    bLack35anqeL Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2010
    Mesajlar:
    109
    Beğenileri:
    379
    Ödül Puanları:
    0
    Fransız İhtilâli’nin Osmanlı Devleti’ne Etkileri

    Osmanlı Devleti, Fransız İhtilâli karşısında tarafsız bir tutum takınmıştır. Bütün dünya uluslarını etkileyen Fransız İhtilâli’nin Osmanlı İmparatorluğu’na olumlu ve olumsuz etkileri olmuştur.

    Olumlu Etkileri

    Fransız İhtilâli’nin etkileri yayıldıkça Osmanlı devlet adamları, vatandaşlık haklarının korunması, yargı güvencesi, din ayrımı yapılmaksızın eşitlik gibi ilkeleri benimsemişlerdir. Egemenliğin millete ait olduğu fikrinin ve demokrasi anlayışının Türk toplumuna yerleşmesinde Fransız İhtilâli’nin olumlu katkıları olmuştur. Osmanlı Devleti’nde Tanzimat Fermanı ve Kanun–i Esasi’nin ilan edilmesi, yönetim, askerlik, eğitim ve ekonomik alanlarda yeniliklerin yapılması bu durumun göstergesidir.

    Olumsuz Etkileri

    Fransız İhtilâli’nin olumsuz etkisi milliyetçilik akımının ülkedeki Müslüman olmayan topluluklar arasında hızla yayılması olmuştur. XIX. yüzyılda milliyetçilik akımının etkisiyle ülkede isyanlar çıktı. XIX. yüzyıl Osmanlı Devleti açısından “Ayaklanmalar Yüzyılı” olmuş ve devlet dağılmaya başlamıştır.
  5. bLack35anqeL

    bLack35anqeL Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2010
    Mesajlar:
    109
    Beğenileri:
    379
    Ödül Puanları:
    0
    OSMANLI DÖNEMİNDE DÜŞÜNCE AKIMLARI
    20. yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti'nin çöküş dönemine girmesi çeşitli düşüncelerin ortaya çıkma¬sına neden olmuştur. Osmanlı Devleti 19. yüzyılda daha düzenli ve programlı bir ıslahat hareketine giriş¬miştir. Fakat dış baskılar ve ülke içindeki karışıklıklar başarıya ulaşmasına engel olmuştur. Yapılan her türlü harekete rağmen devlet, içinde bulunduğu durum¬dan kurtulamamış; "hasta adam" olarak tanımlanan Osmanlı Devleti iyileşememiştir.
    Fakat, 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra devleti batmaktan kurtarmak amacını güden bir takım akım¬lar 20. yüzyıl başlarında II. Meşrutiyetle daha belirgin olarak ortaya çıkmışlardır.
    Tamamen devletin birlik ve bütünlüğünü sağla¬maya çalışan bu fikir akımları küçük çapta birer devlet doktrini özelliği gösterirler. Sırasıyla Os¬manlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük şeklinde ortaya çıkan bu akımlar, l. ve II. Meşrutiyet devresin¬de devlet hayatına hakim olmuşlar ve etkilerini gös¬termişlerdir.
    Şimdi bu akımları sırasıyla görelim:
    a. Osmanlıcılık:
    Osmanlı tarihinde ilk defa olarak bazı aydınlar ta¬rafından Genç Osmanlılar adıyla hükümetin çalışma¬larını denetleyecek bir cemiyet kurulmuştur. Bu cemi¬yetin üyesi olan aydınlar Osmanlı Devletinde yaşayan azınlıkların ayrılma isteklerine ve isyanları¬na son vermek için çalışmalar yapıyorlardı. Azınlık unsurlarını kazanmak ve onları Osmanlı Birliğine ça¬ğırmak basit manada Osmanlıcılık düşüncesini do¬ğurdu.
    Tanzimat Devri'nin sonlarına doğru ortaya çıkan bu akım fertlerin siyasal, sosyal ve hukuki olarak eşit¬liklerini sağlamayı hedeflemektedir. Devletin sınırları içinde yaşayan fertler arasında dil, ırk, kültür ve din bakımından hiç bir fark gözetmeksizin, hepsinin aynı hak ve yetkilere sahip olmasının gerektiği savunul¬maktadır. Osmanlı Toplumunda olması istenen kay¬naşmanın ancak bu düşünceyle sağlanacağına inan¬maktadırlar.
    Osmanlıcılık, milli birliği, milli düşünceyi ve milli idealleri sağlamayı Osmanlı birliğinin sağlanmasına bağlamıştır. Aynı zamanda bu sözlerin teorik bir gö¬rüş olmaması içinde Meclis-i Mebusan’ın kurulmasını ve Kanun-u Esasi'nin (ilk anayasa) ilân edilmesini is¬temişlerdir.
    Osmanlıcılık fikrinin uygulama safhasına geçirilme¬si II. Abdülhamit’in tahta çıkmasıyla başlamıştır. Padişah Mithat Paşa'nın etkisiyle Kanun-i Esasiyi (ilk anayasa) ilân etmiş, parlamentoyu (Meclis-i Mebusan) kurmuştur. Osmanlıcılık fikrinin yaşaması Meş¬rutiyet idaresinin varlığına bağlıdır. Her kesimin ve milletin temsilcileri parlamentoyu doldurmuş ve her¬kes kanunlar önünde eşit sayılmıştır. Bütün bu giri¬şim ve çabaların sonucu olarak Osmanlı toplumunun kaynaşması beklenirken, meydana gelen iki önemli olay tamamen ters bir durum meydana getirmiştir.
    Birincisi: Azınlıkların Mebusân Meclisindeki tem¬silcilerinin ayrılıkçı ve uzlaşmaz tutumları,
    İkincisi: Yeni başlayan 1877-78 Osmanlı-Rus sa¬vaşında Balkan uluslarının Osmanlı Devleti aleyhine Rusya'nın yanında yer almaları ve savaşın Balkan cephesinde Müslüman halka kötü davranmaları. Bu gelişmelerden sonra II. Abdülhamid çağın geli¬şen düşüncesi milliyetçiliğe ters düşmesi ve ihtiyaçla¬ra cevap verememesi üzerine Meclis-i Mebusanın varlığına son vermiştir. Meclisin kapatılması, Osman¬lıcılık fikrinin de uygulamadan kaldırılması sonucunu ortaya çıkarmıştır.
    b. İslamcılık:
    İslamcılık, siyasi ve sosyal bütünlüğümüzü koru¬mak amacıyla değişik dönemlerde sık sık bir MI ça¬resi olarak ileri sürülmüştür. Özellikle Meşrutiyet dev¬rinde uygulama alanında görülmüştür.
    İslamcılık, dünyanın değişik yerlerinde yaşayan Müslümanlar arasında bir birliğin gerçekleştirilmesini hedefleyen, devletin sosyal bağlarını din birliğinde arayan bir düşünce akımıdır, l. Meşrutiyetin sonları¬na doğru büyük bir gelişme göstermiştir.
    II. Abdülhamit özellikle sömürge altında bulunan Müslümanları hilafet kanalıyla merkeze (İstanbul) bağlamaya çalışmıştır. Böylece buralarda her an is¬yan çıkarmayı ve büyük devletleri kontrol altında tut¬mayı amaçlamıştır.
    İslamcılık, l. Meşrutiyette iki türlü olarak işlenmiştir.
    Birincisi; Padişah tarafından uygulanan ve dış si¬yasette etkili olan ve devlet doktrini haline gelen islamcılık.
    İkincisi; Baz» fikir adamları tarafından temsil edi¬len bilim, hukuk, toplumsal gelenek ve eğitim alanın¬daki düşüncesiyle İslamcılık. Bu fikir Mehmet Akif, Said Halim Paşa, Cemaleddin Afgani, M. Şemseddin ve Musa Kazım gibi kişiler tarafından savunulmuştur.
    İslamcılık akımı etkili olduğu dönemde bütün dün¬ya Müslümanlarının iç açıcı bir durumda olmaması nedeniyle başarılı sonuçlar doğurmamıştır. Bunun yanında milliyetçilik gibi akımlarda İslamcılığa engel olmuştur.
    II. Abdülhamid'in son yıllarında ülke dışında İslamcılık önemli bir potansiyel güç olarak dururken ülke içindeki ittihatçılarda meşrutiyete dayanan Os¬manlıcılığı savunuyorlardı. İslamcılık kısaca birlik ve bütünlüğü dinle sağlamayı amaçlayan bir akımdır. II. Abdülhamit döneminde yapılan faaliyetlerin faydaları milli mücadele döneminde Hindistan ve Buhara Müslümanlarından gelen yardımlar şeklinde kendini gös¬termiştir.
    c. Batıcılık:
    Bu görüş, devletin ancak batılılaşmak yoluyla kur¬tulabileceğini ve bunun için çeşitli alanlarda ıslahatlar yapılması gerektiğini savunmuştur.
    Batıcılık kaynağını, Tanzimat ve önceki devirlerin ıslahat teşebbüslerinden alır. Batı medeniyetinin si¬yasi, sosyal ve felsefi görüşlerinden azami derecede faydalanmayı istemektedir.
    Batıcılık, Abdullah Cevdet, Celal Nuri ve Süleyman Nazif tarafından temsil edilmiştir. Batıcılar tek kadınla evliliği, kadın özgürlüğünü, medeni kanunun kabulü nü, lâik mahkemelerin kurulmasını, Latin harflerinin kabulünü, tekke ve zaviyelerin kapatılmasını, modern giysiler giyilmesini istiyorlardı. Görüldüğü gibi batıcı¬lık sadece bir taklitçilikten ibaret kalmıştır. Her şeyden evvel Batıcılık fikrinin Osmanlı toplumunun bünyesini ve ülkenin ihtiyaçlarını dikkate alması gerekirdi.
    I. Meşrutiyete kadar yapılan batılılaşma hareketle¬rinin önderleri padişahlar ve onların destekledikleri devlet adamlarıdır. I. Meşrutiyetten sonra ise batılı¬laşmanın fikir yönünden önderliğini devleti yönetenler dışında ve yönetime rağmen Jön Türkler yapmışlar¬dır.
    Batıcılık da bazı hatalarından dolayı başarıya ula¬şamamıştır. Buna karşılık bazı olumlu sonuçları da olmuştur. Meselâ, sağladığı tecrübelerinden Türk İn¬kılâbının oluşumunda faydalanılmıştır. Yeni Anayasa 'nın hazırlanmasında batılılaşma hareketlerinin önemli bir payı vardır.
    Batıcılık akımının, diğer fikir akımlarından farklı bir özelliği vardır. Bu da Osmanlı Devletini yaşatmaktan ziyade, yeni bir devletin kurulması için yapılan çalış¬malar bütünü olmasıdır.
    d. Türkçülük:
    Türkçülük hareketinin esas unsuru coğrafyada, dil¬de, kültürde, tarihte birlik ve bütünlüğü sağlamaktır. Türkçülük II. Abdülhamit devrinde dil, edebiyat ve ta¬rih alanlarında bir fikir hareketi olarak gelişmiş, Os¬manlıcılık veya İslamcılık gibi bir idare ve siyaset sis¬temi haline gelememiştir.
    Avrupada Türkler aleyhine yapılan olumsuz propa¬gandalar, Türk milletinin ikinci sınıf görülmesi, Türk tarih ve kültürünün incelenmesi ihtiyacını ortaya çı¬karmıştır. Rus işgaline uğrayan Türk illerinden kaçan Türk göçmenlerin etkisiyle Türkçülük giderek önem kazandı. Özellikle II. Meşrutiyet'in ilânından sonra Türkçülüğün etkisi daha da arttı. İttihatçılar genellikle bu düşünceye sahiplendiler.
    Türkçülük akımı Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Türkleri dil, din ve kültür değerleriyle birbirlerine bağlanmasını, dışarıdaki Türklerle de bir¬leşme yolları aranmasını amaçlıyordu. II. Abdülhamid'in kurmak istediği İslâm Birliği gibi Türk Birliğini kurmak amaçlanmıştır.
    Türkçülük fikrinin savunucuları Ziya Gökalp, M. Emin Yurdakul, Ömer Seyfeddin gibi yazarlardı. İlk kez Ziya Gökalp Türkçülüğü sosyolojik bir metodla inceleyerek eksik, dağınık, çekingen fikirlerin toplan¬masını ve bir sistem haline getirilmesini mümkün kıl¬mıştır.
    Türkçülük Akımı, II. Meşrutiyet'in ilânından önce yalnız anavatanı düşünmekle kalmamış, bütün Türk¬lerin kurtuluş imkanlarını da araştıran Pantürkizm ce¬reyanına doğru yönelmiştir.
    Milliyet fikrinin etkisiyle ortaya çıkan Türkçülük, bi¬çim değiştirmiş, Turancılıktan Misak-ı Milli esaslarına dönüşerek Türk Kurtuluş Savaşı'nın ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ideolojilerinden olmuştur.
    II. Meşrutiyet döneminde olgunlaşan fikir akımları aslında 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren zaman zaman devlet modeli olarak uygulanmıştır. Buna rağ¬men fikir akımları başarılı olamayarak kendinden beklenen sonucu verememişlerdir.
    Fikir Akımlarının Başarısızlık Nedenleri:
    1. Ülke içinde fikir akımlarına halk desteğinin sağ¬lanamaması.
    2. Fikir akımlarının geniş halk kitlelerine indirgene-memesi.
    3. Fikirlerin birbirlerine karşı ortaya atılmış olması.
    4. Dış baskıların artması.
    5. İç değişmeler, isyanlar ve bağımsızlık hareketleri
  6. bLack35anqeL

    bLack35anqeL Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2010
    Mesajlar:
    109
    Beğenileri:
    379
    Ödül Puanları:
    0
    Tanzimat Fermanı'nda Hukuk alanındaki yenilikler

    * Tüm vatandaşlar "Osmanlı vatandaşı" sayılarak din farkılıklarına bağlı ayrıcalıklar kısmen kaldırıldı.
    * 1840'ta bazı maddeleri Fransız Ceza Yasasından alınan yeni Ceza Kanunnamesi hazırlandı. 1858'de tümüyle Batı kaynaklarından esinlenen ikinci Ceza Kanunnamesi kabul edildi.
    * 1850'de Fransız Ticaret Kanunu esas alınarak hazırlanan Ticaret Kanunnamesi yürürlüğe girdi. Bu kanunla faiz, anonim şirket ve kambiyo senedi kavramları ilk kez Osmanlı hukukunda yer aldı.
    * 1840'tan itibaren ceza ve ticaret davalarına bakmak üzere, laik ilkelere göre işleyen nizamiye mahkemeleri kuruldu; bu mahkemelere müslümanların yanısıra gayrimüslim hakimler atandı. 1853'te cinayet davalarında gayrımüslimlerin de şahitlik yapabileceği kabul edildi. 1851'de ticaret mahkemeleri kuruldu.
    * 1867'de Devlet görevlilerine karşı açılan davaları görmek için Şurayı Devlet (Danıştay) kuruldu.


    Tanzimat Fermanı'nda Mali alandaki gelişmeler

    1841-1842 yılında ilk bütçe hazırlandı, 1846-1847 yılında ise ilk modern bütçeye geçildi.

    * Vergilerin mükellefler arasında düzgün ve gelirlere göre dağıtılması amaçlandı.
    * Devlet görevlilerinin halktan resmi vergiler dışında aldıkları vergiler yasaklandı.
    * 1840'ta Kaime-i Nakdiye ismiyle ilk kâğıt para dolaşıma sokuldu.
    * 1855'te Kırım Savaşı'nın maddi yükünü karşılamak için tarihte ilk kez dış borç alındı.Borç ingiltereden alınmıştır.

    Tanzimat Fermanı'nda Askeri yenilikler


    Donanma seferberliği başlatan Sultan Abdülaziz.

    * Askerlik hizmetinin vatani bir vazife olduğu ilan edilerek zorunlu askerlik başlatıldı.1843'te ilan edilen bir yasayla askerlik yaşı 20, zorunlu askerlik süresi 4 yıl olarak kabul edildi.
    * 1847'de gayrimüslimlerin de orduya girip albay rütbesine kadar yükselmesi kararlaştırıldı.
    * Avrupa gezisinde Avrupa ülkelerin donanmalarına hayran kalan Sultan Abdülaziz yeni bir donanma kurulması için emir verdi, çok güçlü bir donanma kuruldu.
    * 1867'de Bahriye Nezareti kuruldu.
    * 1869'da Serasker Hüseyin Avni Paşa'nın öncülüğünde Bahriye Nezareti kuruldu, askeri yapı yenilendi, terfi sistemi düzenlendi.

    Tanzimat Fermanı'nda Eğitim alanındaki gelişmeler


    Kışın Galatasaray Lisesi

    * 1846'da Mekatib-i Umumiye Nezareti kuruldu.1848 de Darülmuallim (öğretmen okulu) açıldı. Harbiye, Bahriye ve Tıbbiye dışındaki okulların kontrolü bu nezarete verildi.
    * Rüştiyelerin açılmasına hız verildi.
    * 1868'de Fransızca eğitim ve batılı anlamda ilk eğitim verecek olan lise ile üniversite arasında bir kurum olan Galatasaray Sultanisi açıldı.
    * 1869'da Fransız eğitim sistemini örnek alan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi yayınlandı.
    * 1870'te Dârülmuallimât adında kız öğretmen okulu açıldı.
    * İlk kez yurt dışına öğrenci gönderildi.
    * Devlet memuru yetiştirmek amacıyla,Mekteb-i Maarif-i Adliye kuruldu.(II. Mahmut)

    Tanzimat Fermanı'nda Sanayileşme hamlesi

    * Devlet eliyle atölye ve tesis kurulmasını amaçlayan sanayileşme başladı.Önce Yedikule-Küçükçekmece arasında 130 metre uzunluğunda bir tür sanayi parkı kuruldu.
    * Zeytinburnu'nda demir işleme ve makine imalathanesi, kumaş ve pamuklu çorap üretim tesisi, buradaki fabrikalar için teknik eleman yetiştirecek bir okul açıldı.
    * Bakırköy'de baruthanenin yanına bir iplik bükme, dokuma ve pamuklu basma fabrikası, Hereke'de bir pamuklu dokuma fabrikası kuruldu.
    * Yol yapımına önem verilmiştir.
    * Devlet memurlarının yerli kumaş kullanması zorunluluğu getirildi.
    * Ancak İngiltere ile yapılan 1838 Balta Limanı Ticaret Anlaşması, bu dönemde Osmanlı'nın zararına gelişmiş,dışa bağımlılığı artırmıştır.

    Bu gelişmelere rağmen sanayi makinelerinin Avrupa'dan ithal ediliyor olması ve nitelikli eleman eksikliği yüzünden yeterli bir sanayi pazarı oluşturulamadı.

    Tanzimat Fermanı'na Tepkiler


    Mehmet Ali Paşa

    Tanzimat Müslüman toplum tarafından olumsuz tepki gördü; "frenkleşme" ve "gâvurlaşma" olarak nitelendirildi, Tanzimatçıların hedeflediği merkeziyetçi yapı ise başıbozuk bölgelerin valilerini rahatsız etti.Halep, Bosna, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kimi aileler çocuklarının mecburi askerlik uygulamasıyla askere alınmasına karşı çıktı.
    Tanzimat'ın müslüman-gayrimüslim eşitliği ile birlikte Hristiyan mezhepler arasında da eşitlik getirmesi, diğer mezheplere göre daha güçlü ve ayrıcalıklı olan Ortodoks tebaayı rahatsız etti.
    Dış dünyada ise İngiltere ve Fransa Tanzimat'ı olumlu karşılarken, Rusya bunun Osmanlı üzerindeki Batılı etkiyi arttıracağını düşünüp fermanı olumsuz karşıladı, Avusturya'da iktidardaki mutlakiyet yanlısı Prens Metternich fermanı olumsuz karşılarken Kavalalı Mehmet Ali Paşa fermanın amacını sezdi ve bunu kendisine karşı yapılan bir "şah hamlesi" olarak nitelendirdi.
    Abdülaziz döneminde güçlenen Yeni Osmanlılar ise Tanzimat'ın bazı uygulamalarına karşı çıktılar ve bir çoğu sürgüne gönderildi veya yurtdışına kaçtı.

    TANZİMAT FERMANI
    (3 KASIM 1839)
    II. Mahmut'un 1839'da vefatı üzerine yerine oğlu Abdülmecit geçti. Bu sırada Osmanlı Devleti'nin du*rumu hiç iç açıcı değildi. Osmanlı ordusu Nizip'te Mehmet Ali Paşa'ya yenilmiş, donanma Mısır'a götü*rülmüştü. Mısır sorunu bir Avrupa sorunu haline gelmişti. Bu durumda devlet ya Mehmet Ali Paşa'nın eline geçecek, ya da Rusya Hünkâr İskelesi Antlaşması'na göre Osmanlı Devleti'ni himaye altına alacaktı.
    Abdülmecit, Mustafa Reşit Paşa'yı II. Mahmut za*manında kararlaştırılan Tanzimat Fermanı'nı hazırlamakla görevlendirdi. Tanzimat Fermanı 3 Kasım 1839 tarihinde Gülhane bahçesinde okundu. Bu yüzden "Tanzimat-ı Hayriye Fermanı'na, "Gülhane Hatt-ı Hümayunu" da denilmiştir.
    Tanzimat Fermanı'nın başlıca esasları şunlardı:
    1. Müslüman ve Hıristiyan bütün halkın ırz, namus, can ve malı devlet garantisi altında bulunacak.
    2. Vergiler herkesin gelirine göre, düzenli bir şekilde alınacak.
    3. Askerlik işleri düzene konulacak.
    4. Mahkemeler açık olacak. Hiç kimse mahkeme edilmeden cezalandırılmayacak.
    5. Herkes malına sahip olup, miras bırakılabilecektir.
    6. Her türlü rüşvet ve iltimas kalkacaktı.
    7. Herkes kanun önünde eşit olacak.
    Yorum:
    - Padişah; bu fermanı ilân ederek bizzat kendisi kendi yetkilerini sınırlandırmıştır.
    - Fermanın getirdiği en büyük yenilik, her gücün üstünde kanun kuvvetinin bulunduğu düşüncesinin ortaya çıkmasıdır. .
    - Tanzimat Fermanı; Osmanlı Devleti'nde anayasacılığın başlangıcıdır.
    - Vatandaşın mülkiyet hakkı, devlet garantisi altına alınmıştır.
    - Tanzimat Fermanı'nı ilânı ile Osmanlı ülkesinde Avrupai tarz hukuk kuralları geçerli olmaya başlamıştır.
    - Askerlik vatan hizmetine dönüşmüştür.
    - Batılılaşma, hareketleri bundan sonra daha da yoğunlaştı.
    - Tanzimat döneminde Batıyı daha iyi anlayan aydınlar yetişti.
    Sonuçlar:
    Tanzimat Fermanı'nın halk tarafından anlaşılması için Anadolu ve Rumeli'ye memurlar gönderildi.
    Hukuk alanında ıslahatlar ile yeni ticaret, ceza kanunları ve mahkemeler meydana getirildi. Fakat bu haklardan Türkler ve Müslüman'lardan daha çok Av*rupalılar ve gayrimüslimler yararlandılar.
    Kılık, kıyafet, yaşayış ve sosyal alanda "Batılılaşma" denilen yenilikler yapıldı.
    Tanzimat Fermanı, anayasanın Osmanlı ülkesin*de başlangıcı oldu. Osmanlı Devleti bu fermanı ilân ederken Avrupalı devletlerin desteğini sağlamayı amaçlamıştı. Tanzimat'ın hemen sonrasında Mısır meselesi, onların yardımı ile halledildi. Rusya ve Hünkâr İskelesi meselesi ve boğazların durumu çözümlendi.
    Ordu ve eğitim alanında batı örneklerine göre ça*lışmalar yapıldı.
    - Tanzimat Fermanı, halk iradesiyle değil, padişahın tek taraflı iradesiyle ortaya çıkmıştı. Bu nedenle halk tarafından tam olarak anlaşılamadı. Ancak bu dönemde ilk Osmanlı aydın kadrosu yetişti.
  7. bLack35anqeL

    bLack35anqeL Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2010
    Mesajlar:
    109
    Beğenileri:
    379
    Ödül Puanları:
    0
    Meşrutiyeti Hazırlayan Koşullar
    Osmanlı Devleti bir imparatorluktu ve mutlak egemenliği esas alan padişahlıkla yönetiliyordu. Bu yönetim biçiminin yasal temelleri Fatih Kanunnamesi’ne dayanıyordu. Güçlü bir imparatorluk olan Osmanlı Devleti, zamanla gücünü yitirince başta ekonomik sorunlar olmak üzere çeşitli sorunlarla karşı karşıya kaldı. Bu durum, devlet ileri gelenlerini yönetim biçiminde reformlar yapmak zorunda bıraktı.
    Osmanlı Devleti’nin ekonomik sorunları, 17. yüzyıldan itibaren toprak kaybetmesi ve sürekli bütçe açığı vermesiyle başladı. Avrupa devletleriyle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarıyla ülkeye giren mallardan düşük gümrük vergileri alınıyordu. Bu hem devletin gelirlerini azaltmış hem de yerli sanayinin gerilemesine yol açmıştı. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, özellikle 1789 Fransız Devrimi'nin etkisiyle yayılan özgürlükçü düşünceler ve ulusçuluk akımı, Osmanlı İmparatorluğu’nu da sarstı. Balkanlar'da 19. yüzyılda bağımsızlık talebiyle ayaklanmalar çıktı. Balkanlar'da ve Ortadoğu’da çıkar çatışmaları içindeki Avrupa devletleri ile Çarlık Rusya'sı da zaman zaman bu hareketleri desteklediler. Osmanlı sınırları içindeki Müslüman olmayan halkların durumlarının düzeltilmesi gerekçesiyle Osmanlı Devleti’ni reformlar yapmaya zorladılar. 1839’daki Tanzimat Fermanı ile 1856’daki Islahat Fermanı’nın ilanları bu tür koşullarda gerçekleşti.
    Öte yandan 1860’larda bir aydın hareketi olarak Yeni Osmanlılar ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar, Avrupa ülkelerindeki anayasal monarşilerden etkilenerek Osmanlı Devleti’nin meşrutiyetle yönetilmesi gerektiğini savundular. Osmanlı Devleti, 1850’lerden itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870’lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Bu bunalım sırasında Mithat Paşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1876'da Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdiler. Ne var ki, V. Murat aydınların ve ilerici devlet adamlarının istediği reformları yapabilecek biri değildi. Bunun üzerine V. Murat da tahttan indirildi ve yerine II. Abdülhamit padişah oldu.

    Meşrutiyetin İlanı
    Abdülhamit tahta çıktığında Balkanlar’da ayaklanmalar başlamış, Çarlık Rusya'sı Osmanlılara bir ültimatom vermişti. Büyük Avrupa devletlerinin İstanbul’da toplanan bir konferansta Balkan sorununu tartıştıkları ve Osmanlı Devletinden reformlar yapmasını istedikleri sırada, II. Abdülhamit siyasal bir manevrayla 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi’yi (anayasa) ilan etti. Böylece meşruti yönetime geçilmiş oluyordu.
    1876 Anayasası olarak da bilinen Kanun-i Esasi, aslında padişahın egemenlik haklarına bir kısıtlama getirmiyordu. Yürütme yetkisini tümüyle elinde tutan padişah, sadrazam ve vekilleri (bakanları) istediği gibi atayıp görevden alabiliyordu. Meclisin vekiller üzerinde denetim yetkisi yoktu. Padişah, istediğinde meclisi kapatma ve yeniden seçimlere götürme yetkisine de sahipti. Ayrıca padişah, "kamu yararı için" gerekli gördüğü kişileri sürgüne gönderebilirdi.
    Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento oluşturuldu. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebusan, üyeleri atama yoluyla belirlenen meclise de Âyan Meclisi deniyordu. İki meclisin oluşturduğu parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) olarak adlandırılmıştı. Âyan Meclisi'nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Anayasaya göre Genel Meclis padişahın buyruğuyla kasımda açılıyor, mart başında çalışmalarını tamamlıyordu.

    Meşrutiyetin Askıya Alınması
    II. Abdülhamid iç ve dış baskılar yüzünden meşrutiyeti ilan etmiş ve Mithat Paşa'yı sadrazam yapmıştı. Bundan dolayı ilk işi de, meşrutiyetin mimarı Mithat Paşa’yı sürgüne göndermek oldu. Ardından 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nı gerekçe göstererek Haziran 1878’de Meclis-i Mebusan’ın çalışmalarını durdurdu. Ocak 1878'de meclisi yeniden topladıysa da kendisine mecliste yöneltilen eleştiriler üzerine 13 Şubat 1878'de meclisi kapattı. Ama hiçbir işlevi olmayan Âyan Meclisi'ne dokunmadı. Birinci Meşrutiyet böylece sona erdi.
  8. bLack35anqeL

    bLack35anqeL Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2010
    Mesajlar:
    109
    Beğenileri:
    379
    Ödül Puanları:
    0
    31 MART OLAYI (13 Nisan 1909)

    * 13 Nisan 1909'da Osmanlı İmparatorluğunda (31 Mart Ola*yı) gericilik ayaklanması çıkmış*tır.
    * Bu ayaklanmayı hareket ordusu bastırmıştır.
    * 31 Mart olayı mevcut düzene vurulan darbe ve Osmanlı Devleti'nin çöküşünüızlandıran olaydır. (Aydın kesimine karşı)
    full force bunu beğendi.
  9. bLack35anqeL

    bLack35anqeL Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2010
    Mesajlar:
    109
    Beğenileri:
    379
    Ödül Puanları:
    0
    Mustafa Kemal Atatürkün okuduğu okullar

    Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik’te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi Selanik’in yerlilerindendir; önceleri gümrük memurluğu yapmış, daha sonra kereste ticaretiyle iştigal etmiştir. Annesi Zübeyde Hanım, Selanik yakınlarındaki Langaza kasabasındandır ve eski bir Türk ailesine mensuptur. Mustafa Kemal Atatürk’ün gerek anne gerekse babasının soyu, Rumeli’nin fethinden sonra bu topraklara Anadolu’dan göç eden Yörük veya Türkmenlerden gelmektedir. 1870′de evlenen Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım’ın altı çocukları olmuştur. Mustafa ailenin dördüncü çocuğudur; Fatma, Ahmet, Ömer ve Naciye adlı kardeşleri küçük yaşlarda salgın hastalıklar nedeniyle vefat etmişlerdir. 1893 yılında Ali Rıza Efendi’nin ölümünün ardından Mustafa’nın yetiştirilmesini Zübeyde Hanım tek başına üstlenmiştir.

    Mustafa Kemal ilk öğrenimine Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde başladı; ancak daha sonra çağdaş bir eğitim programı uygulayan Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti ve ilkokul eğitimini bu okulda tamamladı. Ne var ki babasının 12 yaşındayken vefat etmesi, eğitim hayatına kısa bir süre ara vermesine neden oldu. Zira Zübeyde Hanım, onu da yanına alarak, subaşı olan kardeşi Hüseyin Efendi’nin görev yaptığı Selanik yakınlarındaki Rapla Çiftliği’ne yerleşti. Dolayısıyla Mustafa Kemal’in öğrenimi çiftlik hayatı nedeniyle bir müddet aksadı. Bir müddet sonra Selanik’te ikamet eden halasının yanına taşındı ve öğrenimini sürdürdü.

    Mustafa kemal ATATÜRK ün Okuduğu okullar sırasıyla verilmiştir

    * Mahalle mektebi
    * Şemsi efendi okulu
    * Selanik mülkiye rüştiyesi
    * Selanik askeri rüştiyesi
    * Selanik askeri idadisi
    * Harp okulu
    * Harp akademisi
    full force bunu beğendi.
  10. bLack35anqeL

    bLack35anqeL Üye

    Katılım:
    4 Ekim 2010
    Mesajlar:
    109
    Beğenileri:
    379
    Ödül Puanları:
    0
    osmanlılarda eğitim sistemi,

    Osmanlı Devletinin askerî ve siyasî yönden gelişmesine paralel olarak, teşkilatında, bürokrasisinde ve kurumlarında da yeni yapılanmalar ve büyümeler olmuştur.
    Her devlet, gücü, felsefesi, hedefleri ve ihtiyaçlarına göre sistemler oluşturur. Osmanlı Devletinde de bürokrasisinden, ordusundan, cemiyetine kadar, belli bir dünya görüşüne dayanan bir sistem vardır. Osmanlı kurumlarının, müslüman olmak kaydıyla, zekâ, kaabiliyet, çalışma ve liyakat vb. şartlarını taşıyan herkese açık olması ana kaidedendir. Biz bu yazımızda, Osmanlı örgün eğitim kurumlarını modernleşme (II. Mahmut 1808-1839) dönemine kadar ele almaya çalışacağız.
    Osmanlı örgün eğitim kurumlarını Resmi Öğretim Kurumları ve Sivil Öğretim Kurumları olarak iki ana başlık altında inceleyebiliriz:

    Osmanlılarda Eğitim


    Osmanlı döneminin başlıca eğitim kurumları sıbyan mektepleri ile medreselerdir. Vakıflar eliyle kurulan bu okulların dışında kalan, sa*raydaki enderun mektebi ile askeri alanda eğitim veren acemi oğlanlar mektepleri özel amaçlı eğitim kurumlarıdır.

    En yaygın eğitim kurumları olan sıbyan mektepleri günümüzdeki ilkokulların karşılığı sayılabilir. Ama bu okulların öğretim prog*ramları alfabe. Kuran, Türkçe, çeşitli dinsel bilgiler ve güzel yazı gibi sınırlı sayıdaki ders*ten oluşuyordu. Sonraları mahalle mektebi olarak da nitelenen bu okullar, halkın temel okuma yazma gereksinimine bir ölçüde de ol*sa cevap veren kurumlar olduklarından, daha çağdaş okulların açıldığı Tanzimat döneminde bile varlıklarını korumuşlardır.

    Osmanlı döneminde, eğitimin bundan son*raki aşamasını oluşturan medreseler dinsel te*mele dayalı öğretim kurumlarıydı. Medrese*lerin çeşitli basamakları vardı. Anadolu ve Rumeli'nin hemen hemen her kentinde ve ka*sabasında bulunan medreselerin çoğu orta*okul ya da lise düzeyinde öğretim yapan kuru*luşlardı. Buraları bitiren öğrenciler yükseköğ*renim için Edirne, Bursa, İstanbul gibi büyük merkezlerdeki medreselere giderlerdi. En üst düzeyde öğretim yapan kurumlar İstanbul'da*ki Fatih ve Süleymaniye medreseleriydi. Süley-maniye'de tıp eğitimi veren bir Tıp Medrese*si de vardı. Ortaokul ve lise düzeyindeki med*reseleri bitirenler genellikle imam. hatip, müftü ve sıbyan mektebi öğretmenliği gibi gö*revlere atanırlardı. Daha yüksek medreseleri bitirenler ise mahkemelerde her türlü davaya bakmak üzere kadı ya da medrese öğretmeni yani müderris olurlardı. Çeşitli devlet dairele*rinin memur gereksinimi de gene medreseler*den karşılanırdı.

    Ekonomik ve toplumsal yapıdaki bozulmaya bağlı olarak vakıf gelirlerinin azalması, öğrenci sayısındaki hızlı artış sonucu eğitim düzeyinin düşmesi gibi nedenlerle medreseler 17. vüzvıl-dan sonra gerilemiş ama geleneksel eğitim ku*rumları olarak varlıklarını Cumhuriyet döne*mine kadar sürdürmüşlerdir.

    Osmanlı Devleti 18. yüzyılda Avrupa dev*letlerinin üstünlüğünü hemen hemen her alanda görmeye başlayınca iç düzeninde deği*şiklikler yapma gereksinimi duydu. Batının üstünlüğü önce askeri alanda kendini göster*diği için ilk değişiklikler de bu yönde oldu. I. Mahmud döneminde (1730-54) 1734'te İs*tanbul'da fen bilimleri öğretimi temeline dayalı Humbarahane (Topçu Mühendisliği Okulu) kurma girişiminin yeniçerilerin karşı çıkmaları sonucunda başarısızlığa uğramasına karşın yenileşme çabaları sürdü. 1773'te De*niz Mühendishanesi'nin. 1793'te de Kara Mü-hendishanesi'nin kurulması bu yoldaki müca*delenin sonucudur. Daha kapsamlı yenilikle*rin yapıldığı II. Mahmud dönemi (1808-39) eğitim düzenindeki değişmeler bakımından da önemlidir. II. Mahmud 1824'te ilköğretimi herkes için zorunlu kılan bir ferman çıkardık*tan sonra, 1826'da çağdaş tıp öğrenimi için Tıphane'yi, 1834'te de yeni ordunun subay gereksinimini karşılamak amacıyla Harp Okulu'nu kurdurdu. Mesleki ve askeri eğiti*min yanı sıra sivil eğitime de devlet eli gene onun döneminde uzandı. İlki 1838'de açılan rüştiyeler, sıbyan mekteplerinin yetersiz gö rülen eğitimine karşı daha düzeyli bir eğitim vermeyi amaçlıyordu. İlk ve ortaokul öğreti*mini kapsayan temel eğitim kurumları olarak düşünülen rüştiyeler, Tanzimat döneminde ilköğretimin ayrıca örgütlenmesinden sonra, ortaöğretimin ilk basamağını oluşturan okulla*ra dönüştüler. Tanzimat döneminde eğitim alanında da birçok köklü değişiklik gerçekleştirildi. En baş*ta, II. Mahmud döneminde başlayan, eğitimin devlet eliyle örgütlenmesi kurumlaştınldı. 1845'te Maarif Meclisi'nin oluşturulmasıyla başlayan bu gelişme 1857'de Maarif-i Umumiye Neza-reti'nin (Genel Eğitim Bakanlığı) kurulmasıy*la sonuçlandı. 1869'da yayımlanan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi'yle (Genel Eğitim Tüzüğü) eğitim örgütünün iç işleyişi kesin ku*rallara bağlandı; her düzeydeki okulun uygu*layacağı öğretim programı belirlendi. Öğre*tim kademeleri batıdaki örnekleri gibi ilk, or*ta ve yüksek olarak üçe ayrıldı. İlkokullar yaygınlaşıncaya kadar sıbyan mektepleri öğ*retimin birinci basamağı olarak düşünüldü ve öğretim programlarında yeni düzenlemelere gidildi. Rüştiye (ortaokul) ve idadi (lise) ol*mak üzere iki basamaklı ortaöğretim kurum*ları İstanbul'dan başlanarak, Osmanlı ülkesi*nin her yanında yaygınlaştırılmaya çalışıldı. Bu yeni kurumların öğretim programlarını uygulayacak öğretmenlerin yetiştirilmesi amacıyla da her basamak için ayrı öğretmen okulları açıldı. Ayrıca çeşitli alanlardaki mes*leki ve teknik öğretmen gereksinimini karşıla*yacak orta ve yüksek düzeyde birçok okul ku*ruldu. Kız çocuklarının eğitimi de ilk kez Tan*zimat döneminde gündeme gelmiş, daha çok ortaöğretim düzeyinde ayrı kız okulları, öğ*retmen ve meslek okulları açılmıştır. Tanzimat döneminde gerçekleştirilen önemli bir yenilik de çağdaş bir yükseköğretim kurumu olan üni*versitenin kurulmasıdır. 1845'te açılmasına karar verilen Darülfünun (üniversite) an*cak 1863'te İstanbul'da öğretime başlayabildi; ama medreselerin tepkisi yüzünden fazla ya-şayamadı. 1870'te ikinci kez açılan üniversite*nin de ömrü kısa oldu; en sonunda 190ü'de kurulan üniversite bir daha kapanmadı. Tan*zimat döneminde görülen yeniliklerden biri de, gereksinim duyulan alanlarda teknik ve öğretici eleman yetiştirmek amacıyla üniversi*teye ilk kez batıdan öğretim üyesi getirtilme-sidir. Gene bu yıllarda medreselerde Arapça' nin yanı sıra Türkçe ve Farsça okutulmaya başlandı. II. Meşrutiyet ayrıca eğitim sorunla*rının geniş biçimde tartışıldığı, eğitimle ilgili birçok kitap ve derginin yayımlandığı bir dö*nem oldu. Mütareke ve Kurtuluş Savaşı döneminde (1918-23), her alanda olduğu gibi eğitim ala*nında da çeşitli zorluklar yaşanmıştır. Musta*fa Kemal bu zorlu savaş sırasında bile, eğiti*me verdiği önemin bir göstergesi olarak Ankara'da I. Maarif Kongresi'ni top*lamış, kongreye katılan öğretmenlerden "mil*li bir eğitim sistemi" yaratmalarını istemiştir.
    full force bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş