arkadaşlar enerji verimliliği ile öykü lazım!!

Konu 'Türkçe 8. Sınıf' bölümünde böcüqq tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. böcüqq

    böcüqq Üye

    Katılım:
    30 Ekim 2010
    Mesajlar:
    9
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0

    arkadaşlar enerji verimliliği ile öykü lazım bana bir kaç öneride bulunur musunuz??:)
  2. weZar_K@buL

    weZar_K@buL Üye

    Katılım:
    14 Ekim 2010
    Mesajlar:
    6
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0
    Selin, kendi âleminde küçücük bir kızdı. Sadece 5 yaşındaydı. Söylediği her şey alaycı bir tavır görüyor, pek ciddiye alınmıyordu.
    Zaten söyledikleri önemsiz konulardı.
    Selin bir gün kırlara oynamaya çıktı. Yorulduğunu fark edince bir ağacın gölgesinde dinlenmeye karar verdi. Çok uykusu
    gelmişti tam uykuya dalacaktı ki bir ses duydu. Bu ses “Ah beni anlayan bir insan olsa!” diyordu. Selin “Sizde kimsiniz?” ,
    diye sordu ama yine aynı söz. Sesi iyice dinleyince ağaçtan geldiğini anladı. Ağaca “Sen mi konuşuyorsun?” diye sorunca
    ağaç “Sen beni duyabiliyor musun?”Selin “Evet ama sen konuşamazsın ki. Hayali sesler duyuyorum herhalde.” Ağaç “Hayır,
    ben gerçekten konuşuyorum. Sen beni duyabildiğine göre derdimi seninle paylaşabilirim, değil mi?” selin ne diyeceğini
    şaşırdı “Anlat bakalım! Neymiş dedin?” ağaç başladı anlatmaya. “Aslında bunu ağaç arkadaşlarıma da anlata bilirdim ama
    beni bir insanın dinlemesi gerekiyor.” Ağaç böyle söyleyince Selin daha da meraklandı. “ Bak. Aslında ben insanları çok seviyorum
    ama bazen onları anlamakta zorluk çekiyorum biliyorsun. Dünyada işinizi kolaylaştıran tüm araçlar enerji ile çalışıyor.
    Tamam, insanlar bunu kullanacaklar. Fakat biraz fazla kullanıyorlar. Ne birazı? Çok fazlasını demek istediğim şu. Bir el yıkamak için bir şelaleyi bitirmek mi lazım? İnsanlar bir odada oturuyor. Evin tüm ışıkları yanıyor bu nasıl iş? Selin “Haklısın ama bunları neden bana anlatıyorsun? Ben ne yapabilirim ki? Kimse benim sözlerime aldırış etmiyor. Ben daha beş yaşındayım.”
    “ Biliyorum ama sende bu enerjiyi boşa harcama konusunda bir şey düşünsen.”
    Selin “ Tamam” Selin hala bu durumun şokundaydı. Ne yapabilirdi ki? Akşam olunca odasının lambasını yaktı ve kırdaki gibi ses duydu. “
    Ah bizi anlayan bir insan olsa!” Selin etrafına bakındı kimseler yoktu. Lambaya baktı. Oradan küçük bir elektronun konuştuğunu gördü. Şaşırmadı “ Ben seni anlaya biliyorum benimle konuşa bilirdin” Elektron şaşırdı. Başladı anlatmaya “Seninle konumsam doğrumu bilmiyorum ama sen bir insansın anlatmam gerek Biliyorsun. Ben bir elektronum. Yani elektrik,
    insanlar bazı araçlarını çalıştırmak için bana gereksinim duyar. Bundan şikâyetçi değilim. Ama beni boşa harcıyorlar. Dünyadaki elektrik enerjisi gün gün azalıyor. Sonunda olan onlara olacak. Bunu biliyorlar. Neden? Bizi tüketmek, kendilerine zarar vermek hoşlarına mı gidiyor? Lütfen hem bizler için hem de insanlık için bana yardım et! Selin bu sözlerden çok etkilenmişti.
    Bir an durdu Selin “Şey. İyi de ben ne yapabilirim ki? Daha 5 yaşında küçük bir kızım. Kimse beni ciddiye almaz
    ki.”Elektron “Olsun. Sen yinede bir şeyler düşün. Tamam mı?” Selin bu konuyu öylesine ciddiye aldı ki rüyasında bile çözüm arıyordu. Ertesi gün göldeki damlacıklardan da ağaçtan ve elektrondan duyduğu sözlerin benzerini işitti. Selin gece gündüz düşünüyordu. Bu konuyu öğretmenine açmaya karar verdi. Annesi ve babası “Kızım sen çok çizgi film izliyorsun
    onlardan etkilenmişsin”
    Selin ertesi günü pilli bir radyo alıp ağcın yanma gitti. Zaten orada göl vardı. Hep beraber konuşmaya başladılar. Selin “kimse beni ciddiye almıyor. Hayal gücün gelişmiş, filmlerden etkilenmişsin filan diyorlar. Size dememiş miydim? Ağaç “ Hemen
    pes etme Selin. Hep beraber bir yol bulacağız.” Su damlaları “ Hadi ne duruyoruz. Düşünmeye başlayalım.” Hep beraber düşünmeye başladılar. Tam o sırada Selin’in aklına bir şey geldi. Selin “ Buldum. Madem insanlar enerji tasarrufu yapmıyorlar,
    bizde onlara bir

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    oynarız. Enerjinin, enerji kaynağının kıymetini anlarlar, hem de tasarrufa başlarlar.” Elektron “ peki bu nasıl olacak?” Selin “ elektron, sen diğer elektronlarla konuşup elektriğin hiçbir yere ulaşmamasını sağlayacaksın.
    Su damlaları, siz suyun akmasını zaten engelleyebilirsiniz. Su akmayacak. Nereye gidersiniz bilemem. Buharlasın mesela.
    Ağaç sen yapraklarını dökeceksin. Diğer ağaçlarda aynısını yapsınlar. Dallarını hızlı bir biçimde geri çek. Kesilecek odun kalmasın. Bir de güneşle ve rüzgârla konuş. Çok sıcak olsun, su hemen buharlaşsın. Rüzgârda sahnesi geldiğinde çok soğuk
    essin. Su damlaları soğur. Tekrar sular düşer. Yani yağmur yağar. Tamam mı? ” Ağaç “Ne yapmak istediğini anladım.
    İnsanları enerjisiz bırakıp enerjinin önemini öğreteceksin.” Selin “Evet. Hadi işe koyulalım.” Herkes üstüne düşen görevi yerine getirdi. İnsanlar bir iki gün aldırış etmedi. Sonra hayatları çekilmez oldu. Ne su sayesinde ürettikleri enerji, ne de elektrik enerjisi vardı. Yakacak odun bile yoktu. İnsanlarında enerjileri tükenmişti. Selin “ enerjiyi boşa harcayıp duruyordunuz.
    Umurunuzda bile değildi. Siz böyle yaptınız, tüm enerjimiz, enerji kaynaklarımız elimizden uçup gitti. İstediğiniz bu muydu?”
    Diye bir konuşma yaptı. Bütün insanlar kendilerini suçladı. Artık enerji tasarrufunun kıymetini anlamışlardı.
    Selin bunu sezince arkadaşlarına yapmaları gerekenleri söyledi. Elektrikler geldi, yağmur yağdı, nehirler, denizler hemen doldu, güneş yüzünü gösterdi, ağaçlar dallanıp budaklandılar. İnsanlar hatalarının farkına vardı. Bundan sonra hiçbir enerjiyi boşa harcamadılar. Harcayanları cezalandırdılar. Hatalarına gösterdiği için herkes Selin’ e teşekkür etti.

    böcüqq bunu beğendi.
  3. weZar_K@buL

    weZar_K@buL Üye

    Katılım:
    14 Ekim 2010
    Mesajlar:
    6
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0
    ENERJİNİN YOLCULUĞU

    Yıl 2070’ di. Artık her şey için çok geçti dünyada. Elektrik için savaşlar veriyorlardı. Ellerinde kalan son enerjiyi de yapay
    atmosfer için kullanmışlardı. Dünya artık sular altındaydı, her taraf suydu, ama deniz suyu olduğundan su kıtlığı da yaşanıyordu.
    İnsanlar yarım bardak su bulmak için değerli mücevherlerini ve paralarını veriyorlardı. Koskoca dünya artık iki milyar nüfusa sahipti. İnsanlar salların, kayıkların üstünde yaşıyor, bu da yetmezmiş gibi nefes almak için bile para ödüyorlardı!
    Enerji olmadığından her şey ilkeldi.
    O sabah Yağmur, kendini bir salın üstünde buldu yorgun ve susuz. Kalan son adalardan biri daha enerji yetmezliğinden yapay atmosfer alanından çıkarılmıştı. Yağmur kalktı, etrafına baktı .Yakında bir ada vardı. Burası Atlantis’ ti .Salıyla adaya gitti.
    Hatırlıyordu da kendisi küçük bir çocukken ailesiyle birlikte neşeyle piknik yaparlardı, denize giderlerdi.Yorgun argın eve döndüklerinde ablası bütün ışıkları açardı, dişini fırçalarken suyu kapatmazdı.Babası hortumla iki saat çok sevdiği arabasını yıkar, bahçeyi sulardı. Hatta bahçeye koyduğu minik televizyonunda gol olursa hortumu açık bırakıp televizyona koşar
    maça dalıp giderdi. Annesi ise bilgisayardan müzik dinler, televizyondaki yemek programını izlerdi.
    Yağmur da az değildi hani! Takardı kulaklığı müzik dinlerdi hiç sıkılmadan. Sonra telefonu alıp arkadaşlarını arardı, bir saat konuşurdu, ama şimdi bunların bedelini ödüyordu. Düşünüyordu sürekli, bizden sonrakiler ne diyecek diye.
    Bu sırada adaya varmıştı biraz seslendi, kimse yoktu. Bu benim için bir kurtuluş olabilir dedi içinden. Kumsaldan birkaç çakmak taşı topladı ve ateş yaktı. Bir sürü hindistan cevizi bulduğu için şanslıydı. Ne zamandır böyle güzel bir gün geçirmemişti.
    Hindistan cevizi yedikten sonra kumsalda yürümeye başladı. Her şey ne olduysa o anda olmuştu kumun içinde bir elektrik kıvılcımı çıktı. Yağmur hemen kumu kazmaya başladı. Bir saatin sonunda tahtadan yapılma bir kapak buldu.
    Kapağın üstünde “En acil zaman için kurtuluş” yazıyordu.Yağmur çok şüphelendi. Acaba burada ne olabilirdi? İyice merakına yenik düşen Yağmur kuvvetli bir şekilde kapağı çekti, açtı. Uzun merdivenler vardı. Bir kuyu gibiydi, dibi görünmüyordu.
    Yağmur merdivenlerden inmeye karar verdi. Merdivenin sonuna ulaştığında ise bir tünel vardı. Tünelin sonunda ışıklar parlıyordu.
    Yağmur koşarak tünelin sonuna ulaştı. Burası bir cennetti adeta. Hertarafta şarıl şarıl akan sular ve leziz yiyecekler vardı.
    Ayrıca elektrik noksanlığı yoktu. Hertaraf ışıl ışıl parlıyor, müzik setleri birbirinden güzel şarkılar çalıyordu. Bilinmeyen bir ses Yağmur’ a yönelerek “Bu gördüklerin sadece bir başlangıç, insanlık böyle giderse sonu böyle, ama değişir az enerji
    kullanırlarsa birşey olmaz” dedi ve birden bütün ışıklar söndü. Hiçbir yer görülmez oldu. O anda yumuşak bir ses “Yağmurcuğum uyan saat yedi oldu. Okula geç kalacaksın.” dedi.
    Yağmur gözlerini açtı, annesinin boynuna sarıldı. Işıklar yanıyor, musluklardan çamur değil su akıyordu. Yağmur koşarak diş fırçalamak ile meşgul olan ablasının yanına gitti. Banyonun ışığını söndürdü ve boşa akmakta olan suyu kapadı. Ablasına dönerek “Gündüz vakti ışığa gerek yok ve suda boşuna akıyor.” dedi. Babasına giderek artık bahçeyi bilinçli bir şekilde
    az su ile sulayabileceğini ve arabayı bir fırça ve bez ile silmesi gerektiğini söyledi.
    Annesi ise Yağmur’a katılıp “Artık ne ile uğraşıyorsak onu yapmalıyız. Bilgisayardan şarkı açıp televizyon izleyecek isek bilgisayarı kapatmalıyız.” dedi. Ablası atıldı “Enerji sonsuz bir kaynak değil, artık bunlara dikkat edelim.” dedi. Bütün aile bu kararı onayladı. Yağmur okulda da bundan bahsetti. Artık telefonla gereksiz görüşmeler yapmayacağına ve çok uzun süre müzik dinlemeyeceğine ant içti.
    Arkadaştan arkadaşa, aileden aileye kulaktan kulağa yayıldı bu düşünceler ve kurallara uyuldu. Yağmur yıllar sonra aynı sesi duydu: “Teşekkürler insanlığı kurtardın, çok teşekkürler,” diyordu. İnsanlar artık enerji tasarrufu yapıyor, enerjiyi boşa harcamıyordu.
    Böylece insanlar kendi sonunu getirmedi artık, önlerinde ise güzel, mutlu ve parlak bir gelecek vardı.

    böcüqq bunu beğendi.
  4. weZar_K@buL

    weZar_K@buL Üye

    Katılım:
    14 Ekim 2010
    Mesajlar:
    6
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0
    VAKİT GEÇ OLMADAN

    Su, önce maviyi verdi, ardından bağışladı ışığı. Karın sevincine, yağmurun şarkısına ortak etti bizi. Bir armağan sundu gökkuşağından, düşlerimiz hiç bitmesin diye... “Dostluk, barış, güzellik ve sevgi” gibi değerleri yok etmek için, sinsice tuzaklar kurulsa bile. Hayal kuşu olmayı bırakıp bir yana, şu yaşlı dünyamızın gerçeklerinden çıkalım yola... Tek çocuğuydu
    ailenin. İyi yetiştirilmişti. Yaşanın ötesinden, olgun bir kafa kimliği. Güvencesiz bir geleceğin kurbanı olmasın diye, bir nüfus planlamacısı gibi, izin vermemişti kardeşe. Okur düşünürdü hep, kapanıp odasına. Zamansız olgunlaşmıştı, dedesinin anılarıyla...
    “Savaş yıllarıydı torunum. Ne elde vardı, ne avuçta. Bilirdik, sahip olduklarımızın kıymetini, korurduk gözümüz gibi. Tutumluyduk;
    çalışkan, özverili... Büyükannemin Nazilli basmasından bir elbisesi vardı. Üzerinde, doğanın renk renk çiçekleri.
    Hem yabanlığıydı, hem gündeliği. Gaz lambası, fener, mum ışığı. Ekende bizdik, biçende. Kumbaralarımız vardı, damlaya damlaya göl olur diye. Büyük-küçük, saygı ve sevgi... Sofralarımızın da beti bereketi... Kıt kanaattik ama mutlu. Canımız;
    kanımızdı; severdik ülkemizi. Koruyarak ormanları, yeraltı sularını, çiçekleri, börtü böcekleri... Ne suyu arıtırdık boşa, ne çaydanlık kaynatıp dururduk ocakta. Bilirdik ki yedeği olmazdı bazı şeylerin. Şimdi nedir gördüğüm? Kirlendi hava, su da...
    Ağaçsız topraklar döndü beton yığınına. Hadi, köyümüze gidelim; desek yok o da. Bu doğa katliamı, çirkinlikler... ihanetin belgesi değil mi? Nerde, temiz çevre bilinci?” “Haklısın dedeciğim, akarsular pisilik akıyor, denizler kokuyor, kirli... Cayır cayır yanan ormanlara ne demeli? Toprağın eli, kolu, giysisi... Çiçeği, böceği... Yanıyor hepsi... Tarım, orman, su havzaları talan...
    Yaşasaydı Orhan Veli, bırakın Boğaziçi’ndeki tarifsiz kederlerini, denizin halini görünce, ölürdü kahrından.”
    Dede-torun verip ağız ağza, sitem aklarını batırırlardı sağa sola... “Sendeki duyarlılık, babanda da olsaydı!... Suyu şar şar akıtır boşa... Traş, duş, diş fırçalama... Bütün lambalar açık... Neymiş, ışıklarla dolsun kalbinin içi... Göreceğiz, yakında hepten
    karanlıkta kalabileceği günü.. Mürekkep yalamış olursa böyle, gerisi hak getire... Gelinine de der yanardı; Kızım, bük şu kocanın kulağını. Bu savurganlığın nereye varır sonu?” Haklıydı dedesi. Güzellikleri, değerleri korumak, hepimizin görevi. Yeşilmiş,
    antikmiş... Tarihmiş, doğal kaynaklarmış... Vız geliyor insanımıza... Bu, nasıl bir tüketim kültürü? Sanayi ve tarla atıklarıyla göller perişan. Gün sayıyor balıklar. Manyas, Bafa, Menderes’ti Gediz’di... Kurudu gitti Akşehir Gölü. % 30’u arıtmasız çalışıyor
    fabrikalar... Yanlış sulanan tarım alanları, har vurup harman savrulmuş yeraltı suları... Kanalizasyondu, fosil atıklarıydı... Canına okumuş bir Marmara... Bir nostalji olarak mı kalacak Göller Bölgesi haritada?
    “Torunum; küreselleşmeydi, iklim değişikliğiydi... Dünyanın akciğeri Amazon Ormanları, küçülüyor tılsımlı deri gibi... Temiz hava, konserve kutularında satılacak belli ki...” “Çok hoşsun dede! Tehlike çanları kulağımızın dibinde ama “karamsarlığa
    hayır” yine de... Boş durulmuyor, sorunlara çözüm üretiliyor elbette.” Sözü, kendi tezine getirmek istiyordu, enerji verimliliğine!...
    Bu yolda neler yapılabilirdi? “Dinle torunum; dünya ölçeğinde can yakıcı güncelliğini koruyor enerji. Şeffaf, ucuz, güvenli bir enerji piyasası da vaat edilmiyor gibi. Fiyatlar dayanılmaz noktaya getirdi, sermayenin açgözlülüğü. % 70’inden çoğu, ithal ediliyor enerjinin... Dışa bağımlılıktan kurtulmanın yolu, verimli kullanımla mümkündür!... Kayıp kaçaklar değerlendirilmeli önce. Araç trafiğinin yoğun olduğu yerlerde, aydınlatmalar tekniğine uygun yapılmalı. Beyaz ışık veren yüksek basınçlı, civa buharlı ampuller yerine, seramik metal ampuller kullanılmalı; % 50-80 tasarruf sağlanabilsin diye. Ülkenin 12
    yıl içinde % 25 oranında enerji tasarrufu gerçekleşebilir, kaçakların önüne geçmekle!...
    Dedesi, açıldıkça açılmıştı. Hiç de yabana atılacak öneriler değildi. Binalarda %75’i, ısınma amaçlı kullanılıyordu enerjinin.
    Isı yalıtımı yapılırsa, bunda da verimlilik sağlanacaktır. “Kara yolu yolcu ve yük taşımacılığındaki enerji tüketimleri de çok fazla. Verimi arttırmak, enerji yoğunluğunu düşürmek için, demiryolu, deniz yolu ulaşımı yaygınlaştırılmalı efendim! Kullandığımız
    buzdolapları Soğutma yaparken, az enerji tüketmeli. Altı yuvarlak ampuller yasaklanmalı. Küresel ısınma nedeniyle mevsim normallerinin üzerinde yaz sezonları bekliyor bizi. Sağlık nedenleri, artan gelir düzeyi, konfor arayışı klimalara götürüyor bizi… Binanın yapısı, klima yerinin yanlış seçimi, saatte harcayacağı ısı enerjisi adına çok önemli. Minimum enerji
    verimliliği!...
    Tüm sayaçlar, usulüne uygun kontrol ve baımdan geçmeli. Toplu taşımalara önem verilmeli. Küçük taşıt kullanımını zorlaştıran önlemler alınmalı. Fabrikalarda bilgisayar destekli, koruyucu bakım-onarım sistemleri olmalı. Alım satımlarda bilinçlendirilmeli
    halkımız. Üzerinde, enerji verimliliğini gösteren etiket bulunan, elektrikli ev aletleri alınmalı, verimsiz cihazlar stoktan çekilmeli. Geniş bir arazi Türkiye. Enerjikayıpları büyük. En yakın trafodan beslenen kısa hatlar tercih edilmeli. Temiz kömür yakma enerjileri, yerli köürlerimize adapte edilmeli. Nükleer santrallerden, fosil atıklarından da söz açmayın lütfen.
    Yabancıların kurtulmak isteyip de, hani bize havale etmek istediği…
    Uzun erimli bir plan gerekli, torunum. Tedavi amaçlı önlemler.Zamana ihtiyaç var, paraya. Küresel dayanışma ve işbirliğine…
    Türkiye bir enerji terminali… Doğalgaz, petrol boru hatları, elektrik nakil hatları… Yakın zamanda da nükleer santralleri de almaya aday… En umutsuz anlarda bile, bir ışık yanar bir yerlerde. Umudu insanlar yaratır, aklı akla katarak… Hep birlikte!... Tek başına bir şey yapılamaz. Doğal kaynakları korumak, tasarruflu kullanmak yolunda, el ele olmak gerek, yürek yüreğe!... 3 termik santral var Ege’de: Yeniköy, Gökova, Yatağan!... Yerli linyit kömürleriyle çalışan… Üretilen toplam elektriğin %10,7’ sini sağlayan!... Ne var ki Yatağan’ın işletilme koşulları, ülke insan haklarının ihlaline en çarpıcı örnek…18 bin
    ton kömür yakılıyor günde. Küllerimi? Atılıyor bir baraja. 100 m. derinliğine ulaşmış bir kül barajı… 475 m. olunca, yok olacak ağaçlar. Ne acı! Ya, ovanın üstü? Kül, kireç suyu ve kalsiyum sülfat atıklarından oluşan, kalın bir şalla örtülü… Olgunlaşmadan
    dökülüyor zeytinler. Yok mu bir çıkış yolu? Sökmek için, yolu tıkayan kayaları… Bir çıkış yolu? Yoksa eğer; doğa, tarihin içinden söküp atacak gibi bizi…
    Neler de biliyordu meger dedesi? Evde, okulda, işyerinde… Bilinçli tüketici olmak çok önemliydi… Tasarruflu olmak… Bilmek ve bu değirmenin suyunun nereden geldiğini… “Yorgunuz galiba dedeciğim. Uzun, yorgun, bir denizi duymak istiyoruz,
    kanatlarımızda… Var mı öyle bir deniz, nerde?” “Deniz içimizde torunum, her şey kirlenmiş olabildiğine… Yanlışlar, çirkinlikler çekip gider mi savaşmadan? Dünyanın, ülkelerin, insanların halini, savurganlıkları…Dağıtmak zorundayız üstümüze çöken sisi, gri bulutları… Atı alan, çoktan geçmiş olmadan Üsküdar’ı !...”

    böcüqq bunu beğendi.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş