Arkadaşlar şu sorunun cevabını bulabilirmisiniz?

Konu 'Coğrafya 10. Sınıf' bölümünde mrtcn25 tarafından paylaşıldı.

  1. mrtcn25

    mrtcn25 Üye

    Katılım:
    26 Şubat 2008
    Mesajlar:
    10
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    1

    Türkiye'deki ve dünyadaki su sorunu, su politikaları ve su savaşları
  2. zeki kız

    zeki kız Üye

    Katılım:
    19 Nisan 2008
    Mesajlar:
    15
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    Küresel su sorunu:

    Son dönemde hem Türkiye'de hem de dünyada su meselesi önemli bir gündem oluşturmaya başladı. 22 Mart "Dünya Su Günü" münasebetiyle birçok etkinlik yapıldı. ( konferans, seminer, sergi, resmi törenler..vs...) Bu etkinlikler neticesinde öne çıkan; canlı yaşamı için vazgeçilmezler arasında yer alan suyun; insan nüfusunun artışı, küresel ısınma ve suyun düzenli kullanılmaması gibi nedenlerden ötürü her geçen gün suyun azaldığıydı. Önümüzdeki yıllarda politik bir malzeme olarak da kullanılmak istenen suyun en sıkıntılı bölgesi ise ORTADOĞU...Dolayısıyla Ortadoğu ülkeleri arasında yer alan TÜRKİYE su meselesinde kilit noktada yer alıyor. Dünya metropolleri arasında yer alan İstanbul ise bu anlamda kullandığı su teknolojisi, işletme yöntemleri ve büyük çevre atılımlarıyla dünyanın gözde merkezleri arasında bulunuyor. Su konusunda dünyada Tokyo ve Paris'ten sonra üçüncü sırada yer alan İstanbul'un bu başarısının altında İSKİ yer almaktadır şüphesiz.

    Geçtiğimiz Mart ayında Meksika'nın başkenti Mexico City'de, İSKİ Genel Müdürü Dursun Ali ÇODUR'un da katıldığı 4. Dünya Su Forumu'nda yapılan oylama neticesinde İstanbul'un, Dünya Su Konseyi Genel Kurulu'nun kararıyla 2009 yılında 5. Dünya Su Forumu'na ev sahipliği yapma hakkını kazanması, konunun ülkemiz açısından önemini bir kez daha ortaya koymuş oluyor. Dünya çapında büyük önem verilen Dünya Su Forumu'na devlet ve hükümet temsilcileri, su konuları üzerine politika geliştiren, teorik ve pratik çalışmalar yapan karar vericiler, akademisyenler, uluslararası kuruluş, sivil toplum kuruluşları ve su kullanıcı birlikleri temsilcileri katılıyor. (1)

    Ortadoğu olarak adlandırılan bölgede Türkiye'nin dışında; Lübnan, Suriye, Mısır, İran, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri Bahreyn, Katar, Kuveyt, S.Arabistan, Irak, İsrail, Filistin, Afganistan ülkeleri yer almaktadır. Ortadoğu kavramını ilk defa 1902 yılında Amerika deniz tarihçisi A.T. Mahan ortaya atımıştır. Bu tanımlama çerçevesinde Ortadoğu 8.012.779 km2 alan ve 1990 verilerine göre 250 milyon nüfusa sahiptir. Warld Watch tarafından yapılan bir araştırmaya göre dünyada su kıtlığı çeken 26 ülkenin 14'ünün Ortadoğu'da yer aldığı gerçeği suyun yakın gelecekte Ortadoğu için ciddi bir mesele olacağını göstermektedir.

    Yeryüzündeki suların dengeli bir şekilde dağılmadığını ise; "Yeryüzünde 214 tane su kaynağı vardır. Dünyanın % 40'nın su ihtiyacını karşılayan belli başlı nehirlerin 155 tanesi iki ülke tarafından paylaşılmakta, 59'u ise 3 veya daha çok ülke tarafından kullanılmaktadır." (2) istatistikleri açıkça ortaya koymaktadır. Bu istatistikten yola çıkarak; dünyada kümülatifte canlı yaşamı için yeterli olan su, yeryüzü coğrafyasına dengeli bir şekilde dağılmadığından uzun vadade yine canlı yaşamı için problem teşkil ettiğini söylemek mümkündür.

    Açıkça anlaşılıyor ki su; son dönemlerde dünya gündeminin ilk konuları arasına girmiştir. Nüfus artışının yol açtığı su ihtiyacı, iklim değişikliği gibi nedenlerden ötürü önümüzdeki 20-30 yılda birçok bölgede su krizine dönüşeceği muhtemeldir. Dolayısıyla, suyun stratejik önemi daha da artmaktadır. Bu nedenle de, birçok uluslar arası örgüt bu konuya eğilmiş ve çeşitli senaryolar üretmişlerdir. Simon Peres'in: "Türkiye'nin bölgedeki stralejik konumu ve zengin su kaynaklarına sahip oluşu bizim için büyük önem taşımaktadır. Türkiye'nin siyasal denge unsuru olabileceği gibi, bölgedeki su sorununun çözümünde avantaj bir bir rol alabileceği" ( Nokta - Kasım 1993) ifadeleri ortadoğu ve Türkiye açısından suyun politik malzeme konusu olacağını önceden haber vermiştir. 1997 yılında BM genel sekreteri olan Butros GALİ, 21. yüzyılın temel çatışmalarının su üzerine olacağı tezi dikkat çekicidir. Su savaşları senaryoları ve literatürü her geçen gün daha çok tartışılmaya başlanmıştır. Geçtiğimiz günlerde İngiltere Savunma Bakanı John Reid ise; "...dünya üzerinde zaten az olan su kaynaklarının, küresel ısınma nedeniyle daha da zayıfladığı ve bu durumun da ülkeler arasında çatışmalara neden olabileceği" şeklinde açıklamalarda bulunmuştu.

    Geçmişten günümüze savaş sebebi olan, toprak ve yer altı zenginliklerinin son dönemlerde yerini suya bırakacağı gözüküyor. Ortadoğu için güncel bir konu olan su çekişmeleri Türkiye, Irak ve Suriye'yi daha çok ilgilendirmektedir. Dolayısıyla da stratejik bir kaynak olarak su, her geçen gün daha çok önem kazanmaktadır.

    11 Eylül 1990'da Newyork Times'te çıkan bir habere göre su kaynaklarının iktisatlı kullanılmaması ve tedbir alınmaması durumunda 2025 yılında 37 ülkede ciddi kuraklık yaşanacağı tahmin edilmektedir.
    Bu bağlamda ülkemiz açısından en önemli sorun, su ile ilgili uluslar arası bir hukukun henüz oluşmamış olmasıdır. 1997 yılında BM genel kurulunda kabul edilen sözleşme, ülkemiz aleyhine olduğundan reddedilmiştir. Red sebeplerinin en önemlisi, suların paylaşımı ile ilgili adil bir dağılımın olmayışıdır. Su kaynaklarında "haklar" ve "ihtiyaçlar" birbirine karıştırılmaktadır. Çünkü; su kaynaklarının kullanımında, "ihtiyaçlar", "haklar" ın önüne geçmiştir.

    Meseleyi daha anlaşılır kılmak için öcelikle Türkiye'deki su durumuna ve sınıraşan sulara göz atmakta fayda vardır:
    Su kaynakları açısından 26 havzadan oluşan Türkiye'nin bir yılda ortalama su akış miktarı 186,5 milyar m3; yenilenebilir su miktarı 234 milyar m3'tür. Bu rakamlar da gösteriyor ki; Türkiye su kaynakları açısından zengin ülkeler arasında değildir. (Yenilenebilir su kaynakları 10.000m3'den fazla olanlar zengin, 1.000m3'ten az olanlar ise fakir ülke olarak kabul edilmektedir.) Türkiye'de kişi başına düşen yenilenebilir su miktarı 345m3/kişi'dir.
    Türkiye'nin toplam kullanılabilir su miktarı ise; 110 milyar m3'tür.

    1981 yılına kadar yapılan ölçümlerde, Türkiye'nin doğu ve kuzey bölgelerinde akarsulardaki debilerde %1 artış, batı ve güney bölgelerinde ise %5-10 oranında düşüş olduğu gözlemlenmiştir.

    Türkiye'de su kaynaklarını geliştirmek maksadıyla birçok çalışmalar yapılmaktadır. Baraj inşaatı, bu çalışmaların en önemlilerindendir. Baraj ömrü ülkemizde 50 yıl olarak kabul edilmektedir. ABD'de ise bu ömür 100 yıl seçilmektedir. 1999 yılı itibariyle dünyada; 47.425 adet büyük baraj olduğu tespit edilmiştir. Türkiye'de ise 2003 yılı itibarıyla; 504 baraj yapıldığı ve 100 kadar barajın inşaatının devam ettiği kayıtlar arasındadır.
    Türkiye'nin 132,1 bin km2 sulanabilir tarım arazisi vardır. Ancak teknik olarak bu miktarın 85 bin km2'lik kısmı sulanabilir niteliktedir. Bunun da ancak %65'lik kısmı sulanabilmektedir.

    Akarsu ve göl kenarlarının mesire yeri, turizm amaçlı değerlendirilmesi mümkündür. Yine balıkçılık ve su ürünleri iç suyolu taşımacılığı, buralarda yapılabilir veya bu vesileyle verimi daha da arttırmak mümkündür.

    Su kaynaklarının korunması ve kirlenmesinin önlenmesi şarttır. Aynı şekilde barajların ekonomik ömürlerini arttırmak ve erozyonu önlemek için ağaçlandırma da önemlidir.

    Türkiye'nin sınır aşan altı suyu bulunmaktadır. Bunlar Akdeniz, Karadeniz, Ege, Hazar denizleri ile Basra körfezine akan sulardır. Sınır aşan nehirlerimizin en önemlileri Dicle ve Fırat'tır. Bu iki nehir Türkiye su potansiyelinin %30'unu oluşturmakta olup, yaklaşık Nil nehri kadar suya sahiptir.
    Türkiye'nin sınıraşan sularının en önemlileri Suriye ve Irak'a giden Fırat ve Dicle nehirleridir. Dolayısıyla, Türkiye'nin sular politikasının Suriye ve Irak ilişkileriyle doğrudan bir ilişkisi vardır.

    Türkiye, KEK protokolü (1987) dahilinde her ay Suriye'ye ortalama 500m3/sn su bırakmayı (Fırat Nehri) taahhüt etmiştir. Şimdiye kadar Türkiye bu taahhüdünü yerine getirmiştir. Ancak son yıllarda kuraklık nedeniyle barajlarımızın boşalması, Suriye'ye giden aylık miktarın 500 m3/sn altına düşmesine neden olmuştur.

    Manavgat Nehrinden Su Temin Projesi, su sıkıntısı çeken Orta Doğu ve Akdeniz Ülkelerine arıtılmış su transferini öngörmektedir. Ayrıca 1986 yılında ilk defa Türkiye'nin teklif ettiği Türkiye'den doğup Akdeniz'e dökülen Seyhan ve Ceyhan nehirlerindeki fazla suyun, su kıtlığı çeken Ortadoğu ülkelerine pazarlanmasını öngören Barış Suyu Projesi'nin uygulamaya geçirelememesinde; Suriye ve S.Arabistan gibi ülkelerin güvenlik gerekçesiyle karşı çıkmasının etkisi büyüktür. Ancak su sıkıntısının artması neticesinde bugün bu projenin kabulü ihtimal dahilindedir.
    Türkiye, İsrail'e 20 yıl süreyle, yılda 50 milyon m3 su satmak için görüş birliğine varmıştır. Bu adım, ileriki yıllarda su sıkıntısı çekecek ülkelere örnek teşkil etmesi açışından önemlidir.

    Meriç nehriyle ilgili Türkiye ile Yunanistan arasında 1935 ve 1963 yıllarında iki adet anlaşma yapılmıştır. Bu anlaşma ve protokellerle Meriç nehri suyun ortak kullanımı ve faydalanması ile ilgili bir takım ortak kararlar alınmıştır. Meriç nehri ile ilgili Bulgaristan'da 28 Ekim 1968 yılında işbirliği anlaşması yapılmıştır.

    Aras ve Çoruh nehri Türkiye ile Gürcistan, Ermenistan ve Özerk Nahçıvan Cumhuriyeti ile sınır oluşturmaktadır. Kura, Posof ve Arpaçay nehirlerini de ilave edebiliriz. Bu nehirlerle ilgili 8 Ocak 1927 tarihinde "Türkiye Cumhuriyeti ile Sosyalist Şura Cumhuriyeti ittihadi hudutlarını teşkil eyleyen nehir, çay, dere sularından istifadeye dair mukavelename ile Serderabat Barajının inşaasına dair müzeyyel protokol imzalanmıştır.

    Dicle ve Fırat ile ilgili en önemli anlaşma Lozan Barış anlaşmasının 109. maddesidir. Yine bu nehirlerle ilgili 29 Mart 1946'da "Türkiye ile Irak arasında Dostluk ve İyi Kamşuluk Anlaşması", 1947'de "Dicle, Fırat ve kolları sularının düzene konması protokolü 7 Şubat 1976'da "Ekonomik ve Teknik İşbirliği anlaşması" imzalanmıştır.

    Asi nehri ile ilgili de 19 Mayısı 1939'da "Hatay Suriye Tahdidi hududu Son Protokolü" imzalanmıştır.

    Türkiye'den doğup sınır aşan sular Dicle Nehri Doğu Anadolu Hazarbaba eteklerinden doğar ve Habur'daki sınırlarımızı aşarak Irak topraklarına girer, toplam 1840 km olan Dicle nehrinin sınırlarımız dahilindeki uzunluğu 523 km dir. Dicle nehri Basra Körfezi yakınlarında Fırat'ta birleşerek Şatt -ül Arap su yolunu oluşturarak Basra Körfezine dökülür.

    Fırat Nehri Doğu Anadolu'daki Murat ve Karasu nehirlerinin birleşmesinden oluşur. Birecik'ten Suriye topraklarına girer Uzunlugu 2780 km olan Fırat Nehri'nin 971 km.si Ülkeminz topraklarındadır. Ülkemizin en uzun nehridir.

    Türkiye'den doğan Aras Nehri Azerbeyzan ve İran sınırını oluşturarak Hazar Denizi'ne dökülür. Çoruh Nehri ise Erzurum Mescit dağlarından doğarak Gürcistan üzerinden Karadenize dökülür.

    Ayrıca Asi Nehri, (Lübnan'da doğar, Türkiye üzerinden Akdenize dökülür. ) Meriç Nehri (Bulgaristan'dan doğar Türkiye üzerinden Ege denizine dökülür). Türkiye dışından doğup Türkiye'de denize dökülen en önemli nehirlerdir.

    Ayrıca Ortadoğu bölgesinde Türkiye'nin Kıyıdaş olmadığı sınırıaşan sular; Şeria Nehri, Nil Nehri dir.
    Ortadoğu'ya hayat veren başlıca su kaynakları olan Nil Nehri, Şeria Nehri, Asi Nehri, Fırat ve Dicle Nehirlerinin kullanımı önümüzdeki dönemde anlaşmazlıklara gebe gözüküyor. Politik olarak da büyük öneme haiz bu nehirlerin kullanımının adilane yapılmaması durumunda büyük savaşlar patlak verebilir. Türkiye'nin ise bu savaşın merkezinde olacağı kehanet olmasa gerekir. Suların gün geçtikçe azalması ve nüfusun hızla artışı söz konusu olumsuzluğun önünü her geçen gün açmaktadır.

    Her geçen gün değişik politik sebeplerden dolayı ısınan Ortadoğu'nun, yukarıda ifade edilen sebeplerden ötürü yeni bir çatışmaya gebe olduğu gözükmektedir. Ortadoğu üzerinde hesapları olan ABD başta olmak üzere birçok batı ülkesi sözkonusu sorunu kaşımaya başladı bile. Eğer Ortadoğu ülkeleri uluslararası standart ve hukuku da gözönünde bulundurarak akılcı ve adil bir çözüm üretemezlerse yeni Su Savaşları çıkabilir. Bu nedenle soruna şimdiden daha serinkanlı ve insani çözümler üretmek için geç kalınmamalıdır.

Sayfayı Paylaş