Aşk Hikayeleri

Konu 'Alıntı Yazılar' bölümünde Moderatör Taner tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara

    Bir hikaye belki gerçek belki hayal. Sadece bir hikaye. Sevgi ve aşk üzerine bir hikaye.
    Bir zamanlar bir genç varmış. Bu gencin sevdiği ve aşık olduğu dünyalar güzeli bir kız varmış. Onunla ilk bir radyoda duyduğu kan aranıyor ilanı için gittiği hastane de karşılaşmıştı. Kan verdiği kişi kızın amcasıydı. Kız ona teşekkür etmek için gittiğinde daha yeni yataktan kalkmış ve gitmek için hazırlanıyordu. Birden bulunduğu odanın kapısı açıldı ve kız içeri girdi. Çocuk ağır ağır kapıya baktı “Yine hemşirelerden biri geldi herhalde” diye düşündü, ama gelen hemşire değildi. Kız ona doğru yaklaştı “çok teşekkür ederim sayenizde amcam yaşayacak” dedi. Genç mağrur bir şekilde “ben olmasaydım bir başkası da gelir yardım ederdi. Hiç önemi değil.” Fakat kız onu dinlemedi. “Size bir yemek ısmarlayabilir miyim” dedi. Çocuk reddetmedi içinden “bu kadar güzel bir kız reddedilebilirmi” diye geçirdi.
    “Tabi ne zaman isterseniz.”
    “Hemen şimdiye ne dersiniz.”
    “Şimdimi ?”
    “Tabiki hem bende beklerken acıkmıştım”
    ikisi birlikte yemeğe gittiler. Yemekte muhabbetleri devam etti. Hep birbirleri hakkında konuştular. Oğlan kızdan ilk gördüğü anda hoşlanmıştı. Kız ise sadece teşekkür etmek istediği bir yabancıdan bu kadar çok hoşlanacağını düşünmemişti bile. Konuşmaları sırasında aynı şeylerden hoşlandıklarını fark ettiler, ikisi de aynı tür filmlerden hoşlanıyor, aynı tür müziği dinliyor, hatta son zamanlarda aynı kitapları okumuşlardı. Kız bir erkeğin kendisinin sevdiği şeyleri sevebileceğini daha önceden hiç düşünememişti ve karşısında böyle biri vardı. Yemekten sonra kız telefonunu verdi. “Daha sonra ararsan konuşuruz” dedi. Bu oğlanın çok hoşuna gitmişti. Akşam olduğunda kız telefonunda bir mesaj gördü “Dünyanın en güzel bayanına. İyi akşamlar” yazıyordu. Kız birden şaşırdı. Bu kadar erken bir cevap. Demek ki oğlanda ondan hoşlanmıştı. Buna çok sevindi ve hemen o da cevap gönderdi. Bu mesajlaşmaları birkaç gün böyle sürdü. Sonunda oğlan ona çıkma teklif etti. Kız hemen kabul etti. Hayatlarının en güzel günlerini yaşıyorlardı. İki sevgili , iki aşık. Aşkları o kadar büyüktü ki sevgileri o kadar içtendi ki bu sevgileri çevresindeki insanlara da yansıyordu. Fakat oğlanın ailesinin bu aşktan hiç haberi olmamıştı. Hep onunla sevilisi olmadığı için dalga geçiyorlardı, şimdi de sevgilisi olduğu için dalga geçecekleri ve bunu hiç istemiyordu. Ama kız ailesi ile tanışmayı çok istiyordu , oysa her seferinde bir bahane uydurup erteliyordu.oğlan kızın ailesini bir kere görmüştü. Ama hiç tanışmamıştı. Kızın ailesi İzmir de oturuyorlardı kendisi ise İstanbul da amcasını yanında oturuyor ve okuluna gidiyordu.
    Sonunda oğlan kızın ısrarlarına dayanamadı ve onu ailesi ile tanıştıracağını söyledi. Kız buna çok sevinmişti fakat daha önce ailesine gitmesi gerektiğini geri döndüğünde hemen ailesi ile tanışmak istediğini söyledi. Anlaştılar ve kız İzmir e doğru yola çıktı. Aradan bir gün geçti, iki gün geçti kızdan bir ses yoktu. Oysa İstanbul da birbirlerini görmedikleri anlarda hep telefonda birbirleri ile konuşurlardı. Peki şimdi ne oldu da aramamıştı.. yoksa ailesi mi izin vermemişti. Yada yanlış bir söz mü söyledi yanlış bir şey mi yaptı. Neden aramıyordu. Oğlan onu aramaya çalıştığında her seferinde telefonu kapalıydı. İki hafta , üç hafta , bir ay. Oğlan sonunda kızın onu bıraktığını artık onu istenmediğini düşünmeye başlamıştı ki ansınız bir akşam telefonu çaldı. Telefonu ilk kez ona bu kadar acı acı çalıyormuş gibi geldi. Telefonunun ekranına baktı, arayan oydu. Telefonunu hemen açtı “alo” “alo” telefonda ki ses kızın sesi değildi. Onun ablası olduğunu söyledi. Oğlanın telefonunu kızın rehberinde bulduğunu bir arkadaşı olduğunu tahmin ettiğini söyledi. Oğlan sevgilisiydim diyemedi, “evet bir arkadaşıyım ama ondan uzun zamandır haber alamıyordum” dedi. Ablası kızın yaklaşık bir ay önce İzmir e gelirken bir trafik kazası geçirdiğini üç haftadır komada olduğunu söyleyince oğlan birden dona kadı neden onu aramadığını şimdi anlamıştı fakat ablasının konuşmasından olayın bu kadar olmadığını da anlamıştı. “Kardeşimi geçen gün kaybettik” diyince oğlanın elindeki telefon bir den yere düştü. Duyduklarına inanmamıştı sevdiği , aşık olduğu kız ölmüş olamazdı. Telefondaki ses “alo” diye birkaç kez seslendi fakat oğlanın cevap verecek hali kalmamıştı. Hala inanıyordu. İlk uçakla izmire gitti. Gerçekten ölmüşmüydü. Bunu öğrenmeliydi. Ailesine gittiğinde dünyası bir kere daha yıkıldı. Çünkü duyduklarını hepsi doğruydu. Bittiği gün aşkını toprağa veriyorlardı. Yüreği buna artık dayanamadı ve gözerinden birkaç damla yaş aktı. Onu son bir kez daha görmeliydi. Bunun için cenazeyi arkadan takip etti camiden mezarlığa kadar peşlerindeydi. Mezarlıkta görebileceği bir köşeden onları izledi. Onun yüzünü son bir kez daha gördü. Alçak bir sesle “hoşcakal aşkım, sen bu dünyada sevdiğim tek kişiydin” dedi. Arkasını dönüp mezarlıktan çıkmaya karar verdi. Tam o sırada akrasından bir ses duydu. Bu sesi daha öncede duymuştu , telefonda ölüm haberini veren sesin aynısıydı. Kızın ablası ona seslendi. Oğlan arkasını dönmeden önce gözündeki yaşları sildi. “acaba siz bu kişimisiniz” dedi ve elindeki zarfı gösterdi. Zarfın üzerinde “Biricik aşkıma” yazıyor ve yanında da oğlanın ismi vardı. Oğlan ağlamaklı bir sesle evet o benim dedi. Ablası ona “bunu ölmeden önceki gece yazmış ve size vermemi istemişti” dedi ve zarfı verip uzaklaştı. Oğlan orada mektubu titreyen elleri ile hemen açmaya çalıştı. Mektupta sadece bir iki kelime vardı.
    “Aşkım, seni ne kadar çok sevdiğimi şimdi daha iyi anlıyorum. Herkes iyileşeceğimi söylese de ben öleceğimi biliyorum. Seni son bir kez görebilmek , sana son bir kez dokunabilmeyi ne kadar çok istiyorum ama mümkün olmadığını çok iyi biliyorum. Sana sadece tek bir şey söylemek istiyorum. SENİ SEVİYORUM VE **DÜKTEN SONRA BİLE SEVİCEĞİM. Senden tek bir şey istiyorum. Benim ardımdan hayata küsme. Ona sarıl , benim için sarıl. Olumsuzluklara asla yenilme her zaman güçlü ol o zaman sevgim her zaman yanında olacak ve seni koruyacaktır.
    Kalp atışın olmak
    Sonra seni hissedebilmek
    Bir adımlık zamanda
    Bunları şiirinde sen söylemiştin bana bende sana söylüyorum bir adımlık zaman benim için sonsuza kadar sürecek hoşcakal aşkım. ”

    Oğlan bu yazıyı okurken göz yaşlarına artık hakim olamıyordu. Aradan yıllar geçti. O mektup hala oğlanın cebinde. Ne zaman bir olay olsa ne zaman üzülse mektubu açar ve yazanları okur üzülmemek için elinden geleni yapar. O zaman sevdiğinin yanında olduğunu bilir...

    Bir hikaye belki gerçek belki hayal. Sadece bir hikaye. Sevgi ve aşk üzerine bir hikaye ...
    Özlem bunu beğendi.
  2. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    bir kırlangıcın aşk hikayesi
    Günlerden bir gün kırlangıcın biri bir adama aşık olmuş. Ve adamın penceresinin önüne konup adama şöyle demiş:
    - Ben seni çok seviyorum lütfen pencereyi açıp beni içeri alda birlikte yaşayalım.
    Adam:
    - Olmaz alamam... Sen bir kuşsun hiç bir kuş adama aşık olur mu?... demiş.
    Kırlangıç tekrar:
    - Lütfen pencereyi açıp beni içeri al birlikte yaşarız. Hem ben sana dost ve arkadaş olurum canında sıkılmaz birlikte yaşar gideriz. demiş.
    Adam yine:
    - Olmaz alamam...Git başımdan, diye cevap vermiş.Üçüncü ve son defa kuş adamın penceresinin önüne konup adama tekrar şöyle demiş:
    - Lütfen beni içeri al.. Artık soğuklarda başladı, dışarıda kalamam biliyorsun ben sıcak havalarda yaşayabilirim sadece beni içeri almazsan başka sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım. Lütfen beni içeri alda burada kalayım. Birlikte yemek yer omzuna konar seni neşelendirir sana yarenlik ederim. Hem sen de benim gibi yalnızsın, der...
    Adam ona:
    - Git derhal başımdan!... Ben yalnız kalırım demiş ve kuşu kovmuş...
    Kırlangıçta bu cevap üzerine üzüntülü bir şekilde uçmuş ve uzaklara gitmiş. Adam kırlangıç uzaklara gittikten sonra düşünmüş ve kendi kendine "Ben ne ***** , ne kadar akılsız bir adamım, niye kırlangıçla birlikte kalmayı kabul etmedim? Ne güzel birlikte kalırdık" demiş ve çok pişman olmuş, pişman olmuş ama iş işten geçmiş. Kendi kendine nasıl olsa sıcaklar başlayınca kırlangıcım yine gelir bende onu içeri alır birlikte mutlu bir hayat sürerim, demiş. Ve penceresini sonuna kadar açıp beklemeye başlamış. Yazın gelmesiyle kırlangıçlar da gelmeye başlamış. Ama onun kırlangıcı gelmemiş.Yazın sonuna kadar hiç penceresini kapatmadan pencerenin başında beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş. Gelen kırlangıçlara sormuş ama onun kırlangıcını gören olmamış. Sonunda bir bilge kişiye halini danışmak ve ondan bilgi almak için gitmiş.Bilge kişiye olayı anlattıktan sonra bilge kişi ona şöyle demiş:
    - Kırlangıçların ömrü 6 aydır.
    Özlem bunu beğendi.
  3. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    Aşk Kapıyı Çaldığında


    Hep özlediğim, beklediğim aşkın böyle aniden kapımı çalıvereceğini, izin almadan yüreğimde bir köşeye yerleşeceğini hiç düşünmememiştim. Göz göze geldiğimiz anda. Başımdan aşağıya buzlu su dökülmüş gibi hissettim.

    Bakışları içimi titretti, bilmediğim, tanımadığım bir dünyanın kapıları açılıverdi önümde... Kimde, neydi, hangi sınıfta öğrenciydi, daha önce onu görmemiştim. Bütün gün bu sorularla boğuştum. İlk şoku atlatıp kendime geldiğimde okulda onu aramaya başladım. Gerçeği öğrenmem hiç zor olmadı tabii ki! Suratıma tokat gibi çarpan gerçeği...

    O okulumuzda yeni görev yapmaya başlamış bir öğretmendi çok genç olduğu için öğrencilerden ayırt etmek mümkün değildi. Böyle şeyler yalnız filmler de olur sanırdım. Oysa ben sırılsıklam aşık olmuştum. Gözleri başımı döndürecek kadar güzel olan yalnızca adını ve öğretmen olduğunu bildiğim biri, kısacık bir zamanda hayatımı değiştirivermişti.

    Ona aşık olmam benim suçum muydu? İnsan hesap kitap yaparak aşık olmazdı ki? Tamam itiraf etmeliyim, ben pek normal biri değilim. Başkalarına göre farklı yanlarım çok., özellikle de aşk söz konusuysa hiçbir zaman sıradan biri olmadım ama bu kez tamamen kaderdi. Sonunda ona söylemeye karar verdim. Madem aşık olacak kadar cesaretliydim, söyleyecek kadar da cesaretli olmalıydım.

    Söyledim. Şaşkınlığımı ifade edecek sözleri şu an ben bulamıyorum. Düşün bir kez, çat kapı bir öğrenci geliyor ve ‘’ ben sizi gördüğüm ilk andan beri seviyorum’’ diyor. Ne hissedersiniz bilemem ancak o bana karşı çok olgun, anlayışlı davrandı. Yaptığım çocukluklarla hayatını cehenneme çevirdiğim halde sevgiyle yaklaştı.. incitmemek için çok uğraş verdiğini şimdi anlıyorum oysa o zamanlar çok incitmiştim. Bir gün bana hak vereceksin demişti evet onu anlıyorum ve hak veriyorum. En doğrusunu yaptı. Zaman belki çılgın aşkımı bitirdi. Ama ona olan saygım ve sevgim sonsuza kadar sürecek.
    Özlem bunu beğendi.
  4. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    Romantik Sevgili

    Günlerce, gecelerce hep onu düşünmüştüm. O ise beni sadece bir iş arkadaşı olarak görüyordu. Hatta bir seferinde, kız arkadaşıyla kavga etmiş ve bana cep telefonunu uzatarak, onu aramamı ve ikna etmemi rica etti. Göz yaşlarımı içime akıtarak, kıza telefon açıp barğıması için ikna etmeye çalıştım. Sanki tanrı dualarımı duymuştu. Kız hiçbir şekilde barışmaya yanaşmıyordu. Ben üstüme düşeni fazlasıyla yapmıştım.
    Aradan birkaç hafta geçmişti. Haldun olanları unutup, eski neşesine kavuşmuştu. Bir akşam saat 22:00 sularında cep telefonuma bir mesaj geldi. Mesajın sahibi Haldun’du. Mesaj şöyleydi.
    -Yarın bana son kez yardım etmeni istiyorum. Hayatımın aşkını buldum. Ne olur benimle evlenmesi için onu ikna et.
    Bu mesaj beni beynimden vurmuştu. Gün ışıyana kadar yanağımdan süzülen yaşlar yastığımda acı ve unutulması mümkün olmayan bir iz bırakmıştı.
    İşe giderken ayaklarım beni geri geri götürüyor, yol bitmesin diye sürekli dua ediyordum. Hayatımda ilk ve son kez aşık olmuştum ve bu aşkı ben kendi ellerimle yok edecektim. Mesaime yarım saat geç gittim. İçeri girer girmez Haldun, bu günün hayatındaki en mutlu gün olduğunu ispatlar gibi neşeli ve bir çocuk gibi heyecanlı yanıma geldi. Ben ise yenilgiyi çoktan kabullenmiştim. Ama sevdiğimin mutluluğu beni teselli ediyordu. Haldun, iyi günler dedikten sonra hemen konuya girdi.
    -Yeşim, senin hakkını nasıl ödeyeceğim bilmiyorum. Ama inan çok yüce bir olaya vesile oluyorsun.
    Elindeki telefon numarasını bana uzattı. Bu numarayı arayıp, karşı tarafa;
    -Haldun seni hayatını paylaşacak kadar çok seviyor. Lütfen onu kırma ve evlilik teklifini kabul et. İnan seni şimdiye kadar kimseyi sevmediği kadar çok seviyor.
    Dememi istedi. Masama;
    -Bu emeğinin karşılığı değil ama,
    diyerek küçük bir hediye paketi bıraktı. Elimdeki telefon numarasını çevirmeye başladığımda parmaklarımdaki titremeyi görecek diye çok endişelendim. Telefon çalmaya başlamıştı. Birden masamdaki kutudan love story müziğini duydum. Telefon halen kulağımdaydı. Bir yandan da kutuyu açmaya çalışıyordum. Kutuyu açtığımda bir cep telefonu gördüm. Telefonu aldım ve açtım. Haldun bir hamle ile masamdaki iş telefonunu kulağımdan aldı. Ben ise gayri ihtiyari cep telefonunu kulağıma götürmüştüm. Haldun şimdiye kadar duymayı her şeyden çok istediğim, bir kerecik duyduğumda ölmeyi bile kabul edeceğim o cümleleri söylemeye başladı. Ben ise göz yaşlarımı tutamadım ve boynuna sarıldım.
    Özlem bunu beğendi.
  5. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    Kadın yirmi yedi yaşında... Yüreği, kar beyaz soğuklara terkedilmiş
    ama inat bu ya hala sımsıcak. Düşünceleri kah hayatın gitgide
    ağırlaşan gerçeklerinde kah aydınlık hayallerde dolaşıyor nefes
    nefese.. Elinde samur fırçası, geçmişi karalayıp bugünü
    renklendiriyor hiç durmadan. Renkler kıpır,kıpır , içindeki çocuk
    haşarı mı haşarı... Gözleri ise buğulu bakmakta hüzünlere yenik...
    Hayatı sorgulamaktan çoktan caymış.

    Omuzları bir küçük kız çocuğun
    şımarıklığını sergilercesine “Bana ne” ifadesinde. Kıpır,kıpır ya
    içi.. Arayışları var kendisinden bile sakladığı. Bela da geliyorum
    demez ya... İşte böyle bir anda; ruhu, sanal dünyanın kapısından
    sızıverir içeri sessiz, habersiz.. Hani şu chat canavarı var ya bu
    günlerin belalısı. Orada kendisi gibi şaşkın yüreklerin arasında
    buluverir kendini.
    Ve... olanlar olur o zaman. Hiç beklenmeyen anda buzda
    kayar gibi “Hooop” havada bulur duygularını darmadağınık. Sanki
    başında **** rüzgarlar hiç esmiyormuş,

    esenler de yetmiyormuş gibi.
    Erkeğin yaşı otuz. Hırslı, kendinden emin. Kendisiyle
    barışık ve yaşadığına memnun.

    Kahkahası ekrandan yüreklere taşan,
    mutlu ve duygu dolu bir bulut adam. Eşi ve çocuğu için yaşamakta
    olduğunu saklamadan kadını davet eder sanal dünyanın sanal aşk
    oyununa. Acemidir kadın. Belki genç adam da öyle.

    Oynadıkları oyunun
    tehlikesinden habersiz bir masalı yaşamaya başlarlar.
    Ekranın karşısında nefeslerini tutup beklerler sevdalının
    gelmesini.

    Karşılaşmaları her defasında kahkahaları hatırlatırcasına
    şen olur. Zamanın koordinatları buluşamadığında, birbirlerine teğet
    geçtiklerinde, hüzün yayılır gecelere.

    Uyku tutmaz bekleyişlerde
    ikisini de. Sabah yeni umutlara gebe başlar. Ve ekranda doğarlar her buluşmayla yeniden..
    Duyguların en fırtınalısına yakalanırlar.

    Birbirlerini gerçekten merak ederler.

    Bulut adam kadının açlığından, üşümesinden
    bile sorumlu tutmaya başlar kendini.

    Kadınsa adamın yorgun hallerine dayanamaz.
    Elleri dokunmasa da ellerindedir artık. Birbirlerini el
    üstünde tutarlar anlayacağınız.

    Günler, aylar geçer...

    Hayaller ekranlara sığmaz olur.

    Artık görmek isterler birbirlerini. Dokunmak
    sarılmak isterler. Hatta çılgıncasına sevişmek...
    Kadın kıvranır onsuzluğun acılarında.. Özlem şiddete
    dönüşür. Acıtır... İşkencelere yatırır kadını. Oyun değildir artık
    bu. AŞK ekranda değil hayatın ta içinde yaşamaktadır.

    Bulut adam sorar durmadan ;
    -N’olacak şimdi...
    Kadın, adam kadar cevapsız...
    “Bilmiyorum” der.”Bilmiyorum”
    Artık sorgulamalar başlar duyguları ...

    ”Bu nedir?...Bunun adı ne..?”
    Kadın aşkı tanımlar ama çare değildir tanımlamak..
    Yaşananlardır gerçek olan. Hissedilenlerdir.
    Her sevdanın başını bir karabasan bekler ya...Beklemese
    sevda denen şey olmaz zaten.
    İşte bu bir sevdadır ve başında karabasanlar.
    Kadın unuttuğu aşk gözyaşlarını hüzünlere, sancılara,
    onulmaz ağrılara boyar, alaca bulaca.
    Artık her şeye gözlerindeki buğuların ardından
    bakmaktadır.
    Ve ekrana şunları; buzların arasından aldığı yüreğinin
    kalemiyle yazar. Yüreğini buzlara iade etmek üzere...
    “Beni ignore et*.Ne olur bunu yap.”
    Bulut adam şaşkındır belki ama adı gibi bilir. Doğru olan
    budur. Düşünür bir süre.Susar ekran. Susar kadının yüreği...**üm
    anıdır bu.Verilen son nefestir sanki..
    “Sevdam HAYIR dese” “ Sensiz yapamam dese” diye bekler
    nefes almak için.
    Bulut adamın suskunluğu bozduğu yerde ölecektir kadın..
    Bunu ikisi de bilirler.
    Bir yazı belirir ekranda çaresizce okunan
    “Netten çıkıyorum o zaman” “Hoşçakal”
    Mavi üzerine siyah yazılmış sözcükler kararlı ve kesindir...
    Titreyen ve cansızlaşan parmakları son bir kez tuşları
    gezinir kadının
    “Hoşçakal”
    Düşer Bulut adamın gülen yüzü ekrandan.
    Ve
    KADIN **ÜR...
    Özlem bunu beğendi.
  6. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    Saklanan bir aşkın hazin sonu.....
    Liseli bir gençti.Gençti çünkü küçük aşkları vardı,tıpkı diğer geçlerinki gibi.Ama bu genç hepsinden farklıydı.O küçük aşklarını küçük olarak görmez,her zaman büyük aşklar kabul ederdi.Eğer bu aşklar herhangi bir nedenle son bulursa bunu içine sindiremez oldukça üzülürdü.Aslında o kadar fazla da aşkı olmamıştı.Sadece iki kızı sevmişti o güne kadar.Sadece iki küçük yüreğe bağlanmıştı.Onlarla da ayrılık yaşamış ve çok üzülmüştü.Zamanla kendini toparlamayı başardı.Tekrar hayatından memnundu.Küçücük olayları kendice büyütüp,moralinin bozulduğu anlarda bile mutlu oluyordu.Ta ki lise ikinci sınıfa geçinceye kadar…

    O ilk okul gününde liseli genç,okulun bahçesinde gördüğü bir kıza aşık olmuştu.Kendine göre,hayatı boyunca hiç görmediği bir güzellikle karşı karşıyaydı.Sonrasında aynı sınıfta okuyacaklarını da öğrenince mutluluğu ikiye katlanmıştı.Zamanla o kızın da kendisine karşı ilgisi olduğunu öğrendi.Yanından ayrılmıyor,o her tenefüsü belirten zil çaldığında hemen liseli gencin yanına gidiyordu.Neredeyse koluna girecekmiş gibi yakın yürüyordu ona.Liseli genç çok mutlu oluyordu hoşlandığı kız ona ilgi gösterdiği zaman.Ona onu sevdiğini söylemek istiyordu ama tersleneceğini düşünerek bunu yapamıyordu.Üstelik terslendiği zaman bir arkadaşını da kaybetmiş olacaktı.Üçüncü sınıfı birlikte okuyacak olmaları da etkiliydi bu kararda.

    Vazgeçti…Artık ona karşı bir sevgi beslemek istemiyordu içinde.Onu unutmalıydı.Onunla sadece arkadaş olmalıydı.Böyle düşünüyordu artık.Ama yapamıyordu.Olmuyordu beceremiyordu işte!Unutamıyordu!...Onu her gördüğünde aklına geliyordu ona karşı olan büyük aşkı.Kendine bir tokat atarcasına bastırmaya çalışıyordu bu duyguyu.Beceremiyor yapamıyordu.Yapamazdı da zaten.Çünkü kendi düşüncelerini kontrol edebilme kabiliyetini kaybetmişti bile…

    Yine güzel bir okul gününde okuldan çıkmıştı.Evine doğru ilerlemeye başladı.Adımları sakin,yüreği kıpır kıpır yürüyordu.Çünkü hemen arkasında o kız vardı.Bir yol ayrımına geldiklerinde kız ona iyi akşamlar dilemiş ve yoluna devam etmişti.Ama ona son kez iyi akşamlar dilediğinin farkında değildi.Liseli genç derin düşüncelere daldı.O kıza ertesi gün onu sevdiğini söyleyecekti her şeyi göze alarak…

    Tam karşıdan karşıya geçerken,sarhoş birkaç genç otomobilleriyle hızla yolun ötesinden geliyorlardı.Liseli genç dalgındı.Ona doğru hızla yaklaşan otomobilleri çok geç fark etmişti…

    Ertesi gün cenazesi kaldırılacaktı.Bütün arkadaşlarının ve öğretmenlerinin haberi vardı.C*****n avlusu tıka basa insanlarla doluydu.Kalabalığı yırtarcasına gelen kız,tabutun içindekinin liseli genç olduğuna inanmak istemiyordu.Yüzündeki alaycı bir gülümseme ve gözlerinden akan yaşlarla tabutun kapağını açtı.Liseli genç tabutun içindeydi.Onun buz gibi olan bedenine sarılıp ağladı ve ona seni çok seviyorum dedi.O anda kız bir fısıltı duydu; ‘’Bende seni çok seviyorum’’
    Özlem bunu beğendi.
  7. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    Gercek Aşk

    Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
    Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.
    Bir gün, adanın batmakta olduğu duygulara haber verilmiş.
    Bunun üzerine hepsi adayı terketmek için sandallarını hazırlamışlar.
    Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş,
    çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.
    Ada neredeyse battığı zaman,
    Aşk yardım istemeye karar vermiş.
    Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş.
    Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alırmısın ?" diye sormuş.
    Zenginlik, "Hayır, alamam.
    Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.
    Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir 'den yardım istemiş.
    "Kibir, lütfen bana yardım et !"
    "Sana yardım edemem, Aşk.
    Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin."
    diye cevap vermiş Kibir.
    Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş:
    "Üzüntü, seninle geleyim."
    "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."
    Mutluluk da Aşk 'ın yanından geçmiş;
    ama o kadar mutluymuş ki Aşk 'ın çağrısını duymamış.
    Aşk, birden bir ses duymuş. "
    Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."
    Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş.
    Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki,
    onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.
    Yeni bir kara parçasına vardıklarında,
    Aşk 'a yardım eden yoluna devam etmiş.
    Ona ne kadar borçlu olduğunu farkeden Aşk,
    Bilgi 'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?"
    "O, Zaman 'dı" diye cevap vermiş Bilgi.
    "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.
    Bilgi gülümsemiş:
    "Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir..."
    Özlem bunu beğendi.
  8. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    AŞKIN GÖZÜ KÖRDÜR

    Uzun zaman önce, dünya yaratılmadan insanlar dünyaya ayak basmadan önce, iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolanıyorlarmış. Bir gün, toplanmışlar ve her zamankinden daha sıkkın oturuyorlarken Saflık ortaya bir fikir atmış: "Neden saklambaç oynamıyoruz?" Ve hepsi bu fikri beğenmiş ve hemen çılgın Çılgınlık, bağırmış: "Ben ebe olmak ve saymak istiyorum, Ben ebe olmak istiyorum!" ve başka hiç kimse Çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için, Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış, 1, 2, 3. Ve Çılgınlık saydıkça, iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar. Şefkat Ay’ın boynuzuna asilmiş; ihanet çöp yığınının içine girmiş; Sevgi bulutların arasına kıvrılmış; Yalan bir tasın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gülün dibine saklanmış; Tutku dünyanın merkezine gitmiş; Para hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış. Ve Çılgınlık saymaya devam etmiş, 79, 80, 81, 82. Askın dışında, bütün iyi huylar ve kötü huylar o ana kadar zaten saklanmış, Aşk, kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş. Bu bizi şaşırmamalı çünkü hepimiz Askı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz. Ve Çılgınlık 95, 96, 97... ye gelmiş ve 100'e vardığı anda, Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış. Ve Çılgınlık bağırmış "Sağım solum sobedir, geliyorum!" ve arkasını döndüğünde, ilk önce Tembelliği görmüş, o ayaktaymış çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra Şefkat’i ayin boynuzunda görmüş ve ihaneti çöplerin arasında, Sevgiyi bulutların arasında, Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde, hepsini birer bulmuş, sadece biri hariç. Ve Çılgınlık umutsuzluğa kapılmış, en son saklı kişiyi bulamamış, derken Haset, aşk bulunamadığı için haset ahaha, Çılgınlığın kulağına fısıldamış:"Askı bulamıyorsun, O güllerin arasında saklanıyor." Ve Çılgınlık çatal seklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış, saplamış, saplamış, ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra, Aşk elleriyle yüzünü ahaha ortaya çıkmış ve parmaklarının arasından iki sicim gibi kan akıyormuş, gözlerinden. Çılgınlık Aşkı bulmak için heyecandan Aşkın gözlerini çatal sopa ile kör etmiş. "Ne yaptım ben? Ne yaptım ben? Diye bağırmış."Seni kör ettim. Nasıl onarabilirim?" Ve Aşk cevap vermiş, "Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen, benim kılavuzum olabilirsin."Ve o günden beri, Askın gözü kördür ve her zaman Çılgınlık yanındadır..."
    Özlem bunu beğendi.
  9. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    Müthiş bir hikaye...

    Mavisi yeşiline karışmış, uzun uzun ağaçlarin
    gölgelerini cömertce sundugu, türlü türlü böceklerin,
    çiçeklerin yaşadığı, insanoğlunun pek az uğradiği
    ormanlardan birinde güzel bir göl vardi.
    Suyu berrak mi berrak, serin mi serin... Gölün kiyisinda
    hayat bulmus boynu bükük papatya, yanibasinda
    o essiz büyülü suyun icinde acmis olan, en az kendi
    kadar yalniz görünen nilüfer cicegine sevdalanmisti.
    Onun görkemli görüntüsünü, saf, masum,
    asaletli halini hayranlikla seyrediyordu her gün.

    Nilüfer cicegi de kayitsiz degildi sevgili
    papatyasina karsi. Birbirlerine sevgiyle bakiyorlar,
    sarkilar söylüyorlardi birlikte. Yalnizliklarini
    unutuyorlardi su koskoca orman icinde...
    Tanrim, diyordu papatya icinden kimi kez.
    Bu güzelligin yaninda benim yerim nedir ki?
    O suyun icinde yasar bense toprakta...
    Elimi uzatsam tutamam bile onu... Oysa
    öylesine istiyorum ki onun yaninda olmayi...

    - Ey güzel cicegim, ey benim nilüferim
    seviyorum seni... Lakin öylesine caresizim ki...
    Sana nasil ulasacagimi bile bilmiyorum...
    Evet, orada oldugunu bilmek, sesini duymak,
    güzelligini görmek bile yetiyor bana ama
    istiyorum ki elini tutayim, güzelligine dokunayim.
    Gel gör ki ben bir papatyayim, sen ise bir nilüfer...
    Ayri dünyalarda yasayan iki ayri cicek...

    Nilüfer, karsiliksiz birakmadi papatyanin sözlerini:
    - Papatyalarin en tatlisi, kemandan cikan müzik ayni
    ama nagmeleri cikaran teller ayridir. Sen baskasin,
    ben baskayim, sen ordasin, ben buradayim diye yerinme.
    Gönül sesine kulak ver yalniz... Bir seyi istiyorsan
    yürekten iste....Sevgi, ask, ne büründügün kiyafeti,
    ne makami, ne mesafeleri ne de baska bir seyi dinler...
    Onun fermani okunmaya basladimi her sey susar.
    Her sey caresiz kalir... Sevgi söz konusu oldugunda
    kisi kendi disindaki güclerin insafina kalmaz.
    Cünkü; kendisi de güclü bir varlik haline gelir.
    Ruhunun derinliklerinden gelen bu ezgi güvlenmeye
    basladikca kayitsiz kalamaz buna tüm evren...
    Sen ki benim güzelligime, askinla güzellik katmakta,
    yalnizligimi örtbas etmektesin. Benim ve kendinin
    varoldugumu ispatlamaktasin dünyaya.

    simdi kapat gözlerini simsiki...
    Siyril tüm düsüncelerinden...
    Yalnizca ama yalnizca beni düsle...
    Yanimda oldugunu, gölün sularinda
    elimi tuttugunu hayal et... Iste beni...
    Göreceksin ki sevginin asamayacagi engel yoktur!

    Papatya, nilüferin dedigini yapti. Yalnizca ama
    yalnizca onun hayalini doldurdu tüm benligine.
    Kendini güzeller güzeli ciceginin
    yaninda farzetti. Istedi... Istedi...

    - Ac gözlerini!, dedi nilüfer.
    Papatya saskinlik icindeydi gözlerini actiginda.
    Sevgili ciceginin yaninda,
    gölün sulari icinde bir nilüfer cicegiydi artik o da...

    Sevmek...
    Istemek...
    Hayal etmek...
    Inanmak...

    Olmayacak sey yoktur!
    Eger ki; bu duygulara sahipseniz...
    Özlem bunu beğendi.
  10. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    Yeni evli bir çift vardı.
    Evliliklerinin daha ilk aylarında,
    bu işin hiç de hayal ettikleri gibi
    olmadığını anlayıvermişlerdi.

    Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi.
    Son zamanlarda o kadar sık olmasa da,
    evlenmeden önce sık sık birbirlerini
    çok sevdiklerine dair ne kadar da
    dil dökmüşlerdi.

    Ama şimdilerde, küçük bir söz,
    ufak bir hadise aralarında orta çaplı
    bir kavganın çıkasına yetiyordu.

    Bir akşam oturup ilişkilerini
    gözden geçirmeye karar verdiler.
    Her ikisi de, boşanmayı
    istememekle beraber, işlerin böyle
    gitmeyeceğinin farkındaydılar.

    Erkek, "Aklıma bir fikir geldi" dedi.
    "Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer
    bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım.
    Kurumaz da büyürse bunu bir daha
    aklımızdan geçirmeyelim.
    Bu süre içinde de
    ayrı ayrı odalarda kalalım."

    Bu ilginç fikir
    hanımının da hoşuna gitti.
    Ertesi gün gidip
    bir meyve fidanı aldılar ve
    birlikte bahçeye diktiler.
    Aradan bir ay geçti.
    Bir gece bahçede karşılatılar.
    Her ikisinin de elinde
    içi su dolu birer bidon vardı.
    Özlem bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş