aşk konulu mensur şiir

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde 61oflu61 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. 61oflu61

    61oflu61 Üye

    Katılım:
    13 Mart 2010
    Mesajlar:
    19
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0

    aşk konulu mensur şiir lazım yardımcı olursanız sevinirim...şimdiden teşekkürler
  2. Dreamer*

    Dreamer* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    13 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    2.550
    Beğenileri:
    1.971
    Ödül Puanları:
    0
    Benim Olsaydın

    Benim olsan, ah bu mümkün olsaydı. Seni uzak, uzak, bu insanlardan pek uzak bir yere götürürdüm: Öyle bir yere götürürdüm ki orada yalnız tabiatla baş başa kalırdık. Denizle, sema ile, sahra ile kalırdık. Sade ikimiz kalırdık.
    Orada, yalnız ormanda yapraklarla inleyen mütehevvir rüzgarın, uzakta dalgalarla dövünen medhuş denizin, gökte şimşekleriyle gürleyen haşin yıldırımın sesiyle kalırdık. Sade ikimiz kalırdık.
    Sade ikimiz, unutmuş, unutulmuş, her türlü kayıttan azade iki mevcut gibi yaşardık. İlk insanlar gibi yaşardık. Benim olsaydın felaketlerine, afetlerline tahammül için kuvvet bulur, hayatın sebebini anlardım; benim olsaydın hayatı severdim.
    61oflu61 bunu beğendi.
  3. Adam Akıllı

    Adam Akıllı Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2011
    Mesajlar:
    142
    Beğenileri:
    138
    Ödül Puanları:
    0
    Mensur Şiir

    Neredesin ey aşk!

    Şairlerin, Şehr-i İstanbul’un harelenen deryasına dalarak
    şiirler yazmayı bıraktığı gün bırakıp gittin bizi.
    Yedi tepe başımıza yıkıldı.
    Arş-ı âlâdan süzülüp arzın yedi kat dibine girdik.
    Zelzelelerle uykumuzdan uyandık.
    Yedi gün, yedi gece uykulu gözlerle yolunu bekledik.

    Lâkin gelmedin.

    Bir başımıza boynu bükük, terk edip gittin bizi.
    Cümle terk edilmişler arasında dudaklarından tek cümle dökülmeyen, söyleyecek tek sözü olmayan bir tek biz kaldık.
    Sen gidince kimseye söyleyecek sözümüz,
    kimsenin yüzüne bakacak yüzümüz kalmadı.
    Bir zamanlar ateşinle yanan ruhumuza
    senden sonra konuşmayı zül saydık.
    Gidişinle öyle suskun, öyle naçar, öyle yalnızdık.

    Gel ey aşk, hatırlat lâl olmuş dillerimize yeniden konuşmayı.

    Biz seni, senin bizi terk edip gittiğin yerde bulmuştuk.
    Yaşamın çocukluktaki tadını çoktan yitirdiği,
    yaşanan her günün geçmişe nazireler yakmakla geçirildiği;
    tam da her şeyden bıkıp usandığımız anda çıktın karşımıza.
    Sen ellerimizden tutup yeniden ayağa kaldırdın bizi.

    Yanaklarımızda kirli sarı izler bırakan gözyaşlarımızı silmesen de yanaklarımızda kirli sarı izler bırakacak sevinç gözyaşları
    dökmeyi öğrettin bize.
    Biz yaşamakla yaşamımıza son vermek arasında gidip gelirken,
    güzel bir ölüm için güzel bir ölümü hak etmeyi gerektirecek kadar
    güzel yaşamamız gerektiğini fısıldadın sen.

    Gel ey aşk, ölümlerin en güzelini tattır bize.

    Sen gidince şirazesi bozuldu âlemin.
    Sevdalardan ayrı düşüp, ayrılıkla sonlanan heveslerimizin
    adını sevda koyduk.
    Sevdalar isimsiz kaldı, biz isimsiz…
    O günden sonra kim sorduysa adımızı;

    “_Aşkın terk ettiği kişi…” dedik kendimize.

    Yani sensiz; biraz sessiz, biraz düşkün, biraz boynu bükük, biraz yarım;
    ama hep kendimizden uzak kaldık.
    Sen bizim diğer yarımıza anlam katan yarımız değil;
    bütünümüzü anlamlı kılan yanımızdın.

    Gel ey aşk, böyle ortalarda bırakma bizi.

    Sen gidince hastalık ateşiyle yanıp yataklara düştük.
    Mevsiminden evvel sararan kuru yapraklar gibi koptuk dalımızdan.
    Gidişinle mevsimleri unuttuk;
    her mevsimi hazan bildik, doğan her günü nâr-ı devrân.

    Leyla’sı olmadan gelecek şifayı,
    Leyla’lı düşler gördüğü hastalıklı gecelere satan Mecnun’a döndük.
    Ne eczalardan medet umduk ne hekime yüz çevirdik.
    Dermanı, dert sebebimizde aradık.
    Sende aradık her şeyi, her şeyi senin gidişinle kaybedişimiz gibi…

    Derdimiz sensin, dermanımız sen.

    Gel ey aşk, şifa ol fersiz bedenlerimize yeniden.

    Mahpusta zaman geçmezmiş derler.
    Sensizken içine hapsolduğumuz diyarlarda;
    işlemeli bir tespihin tanelerine,
    tahtadan oyduğumuz gemilerin rüzgâra hudut çizen yelkenlerine
    ve görüş mektuplarının en güzel sözcüklerine kondurduk seni.

    Acemi ellerle yazılmış bir nâmenin yolunu bekleyen hükümlüler gibi bekledik gelişini.
    Gözlerimiz, uzayıp giden yollara daldı senin gidişinle.
    Gözümüz yollarda,
    fikrimiz fesleğen kokulu bir ilkbahar akşamı kapımızı tıklatacağın zamanın heyecanında kaldı.

    Ceplerimizi, gelişini müjdeleyecek küçük çocuklara vereceğimiz bozuk paralarla doldurduk.
    Muştuların en güzeliyle kendimizden geçeceğimiz zamanların tarifsiz heyecanına boğulduk.

    Gel ey aşk,
    yokluğuna hapsolmuş yüreklerimize görüş gününün geldiğini müjdele.

    Gittiğin gün, engin bir sahranın ortasında karşıladık sabahı.
    Güneş, bedenimize yedi arpa boyu yaklaştığında;
    ne kırbamızdaki bir damla su,
    ne bâdısabanın yüreklere su serpen müşfik avuntusu geçirdi susuzluğumuzu.

    Kervanlara katıldık,
    üzeri çöl kumuyla kaplanan bedevilere…
    Alev alev yanan çölün ortasında aniden beliren her seraba atıldık,
    her serabın içinde sana sudan ziyade susayan gözlerimize görünürsün ümidiyle.

    Geceleyin eşkiyalar,
    gündüz tepeleri birbirine katan kum fırtınaları kesti yolumuzu.
    Feryadımızı ne kutup yıldızı duydu
    ne de kendini yollara vurmuş tekin bir yolcu.

    Gel ey aşk, yol aldıkça uzaklaşan menziline ulaştır bizi.

    Sensiz geçen her günümüz bin güne,
    her ânımız solmak için yeşeren bir güle benzedi.
    Nadide acem çiçekleriyle donanan sevda bahçeleri,
    kuru yapraklarla bezendi.
    Sevinç çığlıkları işitilen evlerden figân yükseldi,
    yeşile doymayan uçsuz bucaksız çayırlardan isli, kara bir duman…

    Gel ey aşk, gelişin gittiğin güne inat; kuru dallarımıza can katsın.

    Hani her ilkbahar sabahı yataklarımızdan erkenden kalkardık ya…
    Hani her yanı güllerle donatıp, yarına dair hayaller kurardık.

    Bak, bugün baharın ilk günü…

    Bu bahar da erkenden kalktık.
    Gülleri suya koyduk,
    ellerimizi hayaller kurarken yaptığımız gibi yanaklarımıza saldık.

    Kaç vakittir seni her bekleyişimizde biraz daha kuruduk, solduk, sarardık.

    Baharın bitişine üç vakit var.

    Gel ey aşk,

    Üç vakit daha bekletme bizi,

    Gel artık!
    61oflu61 bunu beğendi.
  4. 61oflu61

    61oflu61 Üye

    Katılım:
    13 Mart 2010
    Mesajlar:
    19
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Dreamer kendin mi ürettin alıntımı yaptın acaba ?
  5. Dreamer*

    Dreamer* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    13 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    2.550
    Beğenileri:
    1.971
    Ödül Puanları:
    0

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    Dreamer kendin mi ürettin alıntımı yaptın acaba ?
    Genişletmek için tıkla...
    Alıntı. :)
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş