ataturk ile sanal röportaj

Konu 'Gençliğin Ata'ya Cevabı' bölümünde zodiak92 tarafından paylaşıldı.

  1. zodiak92

    zodiak92 Üye

    Katılım:
    12 Kasım 2008
    Mesajlar:
    16
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0

    Kemal Atatürk ile Sanal Röportaj

    23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı geride kaldı. Ama tartışmaları sürüyor. Kemal Atatürk ile yaptığım sanal röportaj, bugünkü tartışmalara bile ışık tutuyor.
    Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk... Öncelikle sormak istiyorum. Size nasıl hitap etmeliyim...
    Atam mı?
    Büyük Atatürk mü?
    Sayın Atatürk mü?
    Gazi Hazretleri mi?
    Sayın Cumhurbaşkanım mı?
    Başkumandanım mı?
    Mustafa Kemal Beyfendi mi?
    Büyük kurtarıcım mı?
    Sayın büyüyüğümüz mü?
    Ekselansları gazi hazretleri mi?
    veya sizin aklınıza gelen herhangi bir hitap şekli. Size ne diye hitap etmeliyim...
    Bu konuda kararı yüce Türk milletine bırakıyorum. Onlar nasıl takdir ediyorlarsa,
    bana hangi isimle hitap etmek istiyorlarsa öyle hitap etsinler... Ben şan şöhret peşinde olmadım... O şan ve şöhreti bana yüce milletim verdi.
    Sizin Atatürk soyadını almanız çok tartışıldı...
    Evet... Buna bende üzüldüm... Atatürk soyadını bana TBMM verdi. Ben kendiliğimden talep etmedim. Hizmetlerimin karşılığında yüce meclis böyle uygun buldu, bende bu karara saygı gösterdim. Birinci mecliste de bana muhalefet edenler vardı.
    Ama onlar dürüst insanlardı, bana muhalif olduklarını gizlemediler. şimdi yapılan gibi, yüzüme gülüp arkamdan konuşmuyorlardı...
    Ama onlar size suikast düzenlediler...
    Evet... Güçleri yetmedi, suikast düzenlediler... Tek amaçları vardı. Bu milletin kanıyla kazandıklarını, iktidar hırsı bürümüş birine teslim edeceklerdi. Belki de bağımsızlığımız tehlikeye düşecekti..
    Sizin suikastten haberiniz olduğu halde İzmir'e gittiğiniz söyleniyor...
    Önemli olan suikastten haberimin olup olmadğı değil, suikastın başarılı olup olmadığı...
    Başarılı olamadılar. Suikastin iki hedefi vardı. Biri benim yok olmam, ikincisi ise iktidar...
    Yani iktidarı yeniden Vahdettin'e mi vereceklerdi?
    Bilemem... Ama iktidar önemli bir güçtür. Suikasti yapanlar eğer başarsalardı büyük bir ihtimalle kendi aralarında anlaşmazlığa düşecekler ve ülkeyi yeni bir kaosa sürükleyeceklerdi... Suikastin başarılı olmaması bu nedenle iyi oldu. Genç bir cumhuriyet kendi içinde hemen parcalanabilirdi. Fransız İhtilali öyle olmadı mı?.. Peşinden anarşik
    bir ortam oluşmadı mı?.. Bu bir suikast girişimi değil bir ihtilal provasıydı. Unutma her ihtlal önce kendini oluşturanı yok eder. Hep öyle olmuştur. İhtilal sonrası aldığın iktidar geçicidir. Tarihde çokta iyi anılmazsın. Ancak halk ihtilallerinde gizli kahramanlar vardır... Liderlerine ihanet etmezler.
    İstiklal Savaşı bir halk ihtilali miydi?
    Evet... Çünkü o yoksullukta hiç bir kumandan askeri stratejilerle savaş kazanamaz. Ancak
    halkını arkasına alırsa o savaşı kazanır. Biz İstiklal Savaşı'nı halkımızın inancıyla aldık. Askerlerimiz kazma kürekle savaştılar. Biz sadece bu ihtilalin stratejisini çizdik. O halkın inancı olmasaydı bu savaşı kazanamazdık. Doğaldır ki o halk İstiklal Savaşı sonucunda liderine sahip çıktı. Bana Gazi Mustafa Kemal Atatürk ünvanını verdi...
    Suikastin içinde İnönü'nün de olduğu öne sürülüyor... Siz bu konuda duyumlar aldınız mı? Evet...
    Peki o zaman İnönü'yü neden hiç yanınızdan ayırmadınız?
    Eğer ayırsaydım biz iktidar kavgasına düşmüş olurduk. Bu da genç cumhiriyet açısından hiçte olumlu olmazdı. İstiklal Savaşı döneminde de aramızda ciddi ayrılıklar vardı. O inatcı biriydi. Fikrini hiç değiştirmezdi. Ama iyi bir askerdi ve emir komuta zincirini hiç kırmadı. O nedenle örnek biriydi. Hiç bir emrime itiraz etmedi, ben de yaptığı hataları görmezden geldim. Çünkü tüm dünyaya birlik ve beraberlik mesajı vermek zorundaydım..
    Aslına bakarsanız fena biri de değildi...
    Bu çok vefakar bir davranış... Oysa kimi kişiler sizi vefasız olarak suçladılar?
    Ne gibi?
    Size yakın olan herkes bir şekilde cezalandırıldı. Büyük bir kısmı da idam edildi. Bu demin sözünü ettiğiniz ihtilal mantığı içinde mi gerçekleşti?Yakın dostlarım hep yanımdaydı. Çoğu cumhuriyet döneminde milletvekili ve bakan hatta başbakan oldu. Sonra ikisi cumhurbaşkanlığına kadar gitti..
    Evet. İnönü ve Celal Bayar. Ama bir çok arkadaşınız da idam edildi. Yakın korumanız Topal Osman sizi çok sevdiği için size muhalif bir milletvekili öldürdü. Siz onu savunmadınız bile...
    Geçenlerde İstiklal Mahkemeleri Başkanı İlhan Eryavuz'un oğlu 91 yaşındaki Bülent Eryavuz'un, Denizcilik Bakanlığı'nda yolsuzluk yaptığı iddiasıyla 2 yıl hapse mahkum olduğunu, Paşa'nın yani sizin bu yakın dostunuza sahip çıkmadığınızı söyledi. Zor günler geçirmişler. Bülent Beyi hiç bir okula almamışlar.. Sizi sevgi ve saygıyla bu konuda da sitemle hatırladı...Beni çok üzen iki konu bu. Topal Osman'ı evladım kadar severdim. Benim muhalifim olan Trabzon milletvekili Yüzbaşı Ali Şükrü'yü evinde boğarak öldürüyor ve bahçeye gömüyor. Üç gün sonra cesedini köpekler buluyor. Önce herkes duraksadı. Ben Topal Osman'ın beni sevdiği için cinayeti işlediğini biliyordum. Ama bir cinayet işlenmişti ve Türkiye bir kanun devleti olmak zorundaydı.
    Bu nedenle yüreğim sızlayarak yakalanması emrini verdim. O da çok onurlu davrandı ve intihar etti.
    Ya Denizcilik Bakanı Eryavuz davası...
    Sayın Eryavuz benim sevdiğim, saygı duyduğum ve hukuk bilgisine güvendiğim biriydi. O nedenle de zaten İstiklal
    Mahkemeleri başkanı olmuştu. Türkiye'de hukukun temellerini atan insanlardan biridir. Bir çok davada idam istemiyle mahkemeye sevk edilenleri beraat ettirmiştir. Birçok idam kararı vermiş ama onu orduda askerlik yapmaya çevirmiştir. O askerlerden bir çoğu istiklal madalyası bile almıştır. Savaş sonrası bakan oldu. Yavuz Zırhlısı'nın tamiri konusu vardı. Herkes bir şeyler söylüyordu. Şunu hemen belirtmeliyim. Eryavuz yolsuzluktan değil, demokratik teamüllere uymadığı için mahkum oldu...
    Her neyse, Sayın Eryavuz kimseye bilgi vermeden, bakanlar kurulunun da ilgisi dışında ve onay almadan, galiba Fransızlarla Yavuz tamiri konusunda sözleşme imzaladı. Kıyamet koptu.
    Herkes bir bakanın bakanlar kurulunun onayını almadan, bilgi bile vermeden bir anlaşma yapmasını doğru bulmadı.
    Hatta anlaşma oldukça iyi şartları da içeriyordu. Ama genç demokrasimiz için önemli bir yanlıştı. Meclis soruşturdu ve mahkum etti.
    Benim meclisin iradesine tahakküm etmem söz konusu değildi. Çok üzüldüm... Ama bana düşman olanlar işi abarttılar ve Eryavuzlar'a yapmadık eziyetleri bırakmadılar. Tek amaçları vardı. Beni vefasız biri göstermek halkın gözünde düşürmek isitiyorlardı.
    Kimi zaman acılara dayanmak zorundasınızdır ve eliniz kolunuz bağlı kalırsınız...
    Vefadan söz ettik. En yakın silah arakadışınız İsmet İnönü, sizden sonra cumhurbaşkanı oldu ve paraların üzerine hemen resmini koydu. Bu vefasızlık değil mi? Bence hayır. İkitidar hırsının sonucu. Deminde söyledim, bazı şeyleri görür ama söylemezsiniz. Öyle gerekir. İsmet'in öyle yapacağını tahmin ediyordum... Kendini ön plana çıkarmak için yaptı tabi. İnsan egosu hep ön plandadır. O da egosuna yenildi... Ama bu millet vefalıdır. Hiç bir şeyi unutmaz ve unutmadı...
    Bu arada İkinci Dünya Savaşı çıkmıştı. Siz bu konuda uyarmıştınız. İnönü'de sizin önerinize uyarak savaşa katılmadı. Sizce doğru bir karar mıydı?Evet... Askeri anlamda doğruydu. Zorunlu olmadıkça savaşa girilmemesi gerekiyordu. Girilseydi ekonomik maaliyet büyük bir ihtimalle aynı olacaktı. Biliyorsunuz Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı bir yanlış tercih yaptı ve sonu oldu.
    Savaşın gidişatına bakıp yine bir yanlış tercih yıpılabilirdi ve bu da ülkenin sonu olurdu.
    Zaten o sıralarda yabancı güçler Türkiye'de önemli oyunlar oynamaya başlamıştı.
    Ekonomik faturası ağır oldu ama en önemlisi insan kaynağımıza önemli zararlar vermedik.. O yönden savaşa katılmama kararı doğruydu.
    Ya varlık vergisi...
    Onu tarihcilerimizin iyi okuması lazım... O ırkçı bir yaklaşım değildi. Türkiye'de sıkışıp kalmış özel sektörün önünü açmak için bir operasyondu. Her operasyonun önemli sonuçları olur. Bir taraf kaybeder, öbür taraf kazandığını hiç farketmeyebilir. Hatta varlığının o operasyona bağlı olduğunu bile düşünemeyebilir. O açıdan varlık vergisi önemli bir olgudur. İyi değerlendirilmeli ve hemen yargısız infaz yapılmamalıdır. Bugün özel sektör geldiği konumu varlık vergisine borçludur.

    Peki Demokrat Parti'nin seçimi kazanması... Türkiye'nin ilk demokrasi denemesi...
    O seçim, İstiklal Savaşı kadar önemli bir seçimdir. Orda Türkiye Cumhuriyeti demokrasi savaşını kazandı. İnönü benim yakınımdı ama askerdi...
    Celal Bayar da benim yakınımdı ama o sivildi. Burada dikkat edilecek bir başka husus ise İnönü'nün tek adamlığına Bayar'ın beni örnek göstererek karşı durmasıydı. Vatandaşlar Bayar ve arkadaşlarını iktidara getirirken İnönü'ye hitaben "senden büyük Atatürk var" sözüne de büyük itibar gösterdiler. Bu bir vefa örneğidir. DP iktidarı beni belki de gerçekten arzuladığım yere getirdi.
    Beni demokrasiden gerçek anlamda muhalefet lideri yaptı. Şimdi bir yanlış yapılırsa bazı vatandaşlar hemen beni hatırlatıyor..
    Peki İhtilaller için ne diyorsunuz?
    Hiç bir ihtilalin haklı gerekçesi olamaz. Bakın 27 Mayıs'ı yapanları pek hatırlayan yok. Ama
    kurbanlarının türbesi var. Her ihtilalin sahibi hep kötü sözlerle anılmıştır..
    O nedenle benim ihtilalleri savunabilmem mümkün değil...
    Ama tüm ihtilallerde sizin adınız kullanıldı, siz gerekçe gösterildiniz...
    Beni en derinden yaralayan şey bu. İhtilalleri halk yapar. Demokratik ihtilaller sandıkta olur... Eğer 27 Mayıs olmasaydı DP zaten ilk seçimde kaybedecekti. Eğer Demokrat Parti diktatörlüğünü ilan etseydi bu kez halk karşı koyacaktı.
    O zaman asker halk hareketine öncülük edebilrdi. Benim üzüldüğüm, yapılan tüm yanlışlara beni alet etmeleri ve benim adımı kullanmaları.
    Demek ki benim demokrasi savaşımı anlamamışlar...
    Özgürlük ve demokrasi olmasaydı biz niye savaşalım. Padişah sarayında oturuyordu. Biz Yunanlıları kovar ve iktidarı tekrar ona verirdik... O da istediği gibi yönetirdi. Sonra çağdaş yeniçeriler gelir, ondan ulufe alır giderdi..
    Sorun da olmazdı. Bizim demokrasi savaşımız İstiklal Savaşımız kadar zor olmuştur. Yüreklerimiz yanmıştır. Vefasızlıkla suçlandık..
    O nedenle bu tür şeylerde adımın kullanılması beni rahatsız ediyor...
    Gelelim günümüze... Türkiye'deki 1960 sonrası liderleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Ben vatandaşın siyasi tercihine müdahale edemem. Ama bazı uyarılarda bulunabilirim...
    Biz İstiklal Savaşı'nı yalnız düşmana karşı yapmadık Şeriata karşı da savaştık. Siyasetçilerimiz iktidar uğruna bu savaşı yok saymaya başladılar. Üzülerek görüyorum ki, bu savaş giderek kaybediliyor..
    Çünkü şeriat tehlikesi tek başına gelmez, o tarihteki bir takım tehlikelileri de hortlatır.
    Nitekim Patrik Efendi ikide bir bu ülkeye baş kaldırıyor... Tek başına Lozan'ı deldi.
    Siyasal iktidar, kendi tabanına hareket olanağı sağlamak için karşıtlık yaratmaya çalışıyor ve
    bu harekete izin veriyor. Çok tehlikeli. Tehlikeli olan sadece patriğin yaptıkları değil, patriğe bu olanak verildikten sonra kazanılacak olan hareket sahası ki, bu saha bu ülkeyi şeriat tehlikesinin kucağına iter.
    Bu tehlikeler de yeniren bağımsızlık sorununu gündeme getirir...
    Şimdi o tehlike yok mu?
    Üzülerek söylemeliyim ki var. Hem de çok var. Bir de Türkiye'nin AB kapısında beklemesine üzülüyorum. Beni bu konuya da alet etmesine kızıyorum.
    Sadece bizim o zaman adı Milletler Cemiyeti olan BM'ye üye oluş şeklimize baksınlar
    AB kapısında beklemeye o zaman yüzleri olmaz... Ben hiç bir zaman batı uygarlığı demedim... Hatta Avrupa uygarlığı da demedim.
    Avrupalı olduğumuzu sadece hatırlattım. Ama hep çağdaş uygarlıktan söz ettim... Benim ağzımdan benim emrimmiş gibi bir şeylerin verilmesine üzülüyorum...

    Evet Türkiye'nin ta 19603'ten hatta 1959'dan bu yana bir AB seruveni var. Sisde Avrupa'da barış için bir örgütlenmeye ihtiyacı olduğunu düşünenlerdensiniz… AB'ye nasıl bakıyorsunuz?

    Avrupa'nın kalıcı bir barış için örgütlenmesi şart. Bu örgütlenme sadece ekonomik ve siyasi alanda değil askeri anlamda da gerçekleşmesi gerekiyor… Avrupa denilen kıta En batında Ispanya-Portekiz ile başlar Doğu'da Türkiye ile bütünleşerek biter…
    Türkiye stratejik bir anlam taşır…Hem batılıdır…Hem doğulu. Hem de kuzeylidir. Hem güneyli…Tüm kültürleri içinde barındırır ve bundan muhteşem bir sentez çıkarmıştır. Avrupa yıllar yılı kendi içinde savaştı.. Doğusunda Türklerle yani bizlerle savaştı, bizler onlarla savaştık…Yapılan savaşlar batının ve doğunun birbirine üstünlük kurma savşıydı. Bunu sadece Hırıstiyan-Müslüman çatışması olarak görmek doğru değildir. Bu savaşlar tüm unsurları içinde barındırdı. Osmanlı'nın batıyı feth etmesi sadece Küfarı yenmek değildi. Ekonomik çıkarları vardı. Bu çıkarlar hala sürüyor ve durum aynı vahims konumunu koruyor… Hem değerler çatışıyor hem çıkarlar… Bunun tek çözümü bu coğrafyayı entegre etmek.. Bu doğru, ancak bugün yapılan o değil..

    Ya ne?

    Düşünün Osmanlı'nıon çöküyşünde en etken ülke hangisiydi. İngiltere tabi.. İngiltere gücünü kimden alıyordu o zaman. Yani en büyük dev o muydu. Hayır. O zamanda en büyük güç ABD idi. İzmir'e Yunanlıyı o çıkardı. İnglizler Ermeni soykurum iddiaları için ikide bir Amerikaya koştu. Amerikalılar ne yaptı. Geldiler, kolej kurdular ve orlarda Ermeni çeteciler yetiştirdiler.. O İngiltere ile bugünkü İngiltere değişmedi. Ayını düşünce iklimi sürüyor..

    Yani….
    Yani, İngilter hala ABD'nin turuva atı…

    Sadece İnrgiltere mi?
    Hayır… Bir Almanya'nın durumu var… Kimseler söylemek istemiyor ama Almanya hala işgal altında. İkinci dünya savaşından sonra Almanya ile ABD arasında bir "savaş bitti" diyebileceğimiz bir Barış antlaşması imzanmadı. Oysa savaşın diğer tarafı Avusturya ile ABD arasında bu anlaşma yapıldı. ABD iyşgal anlaşması uyarınca Almanya'da hayli asker barındırıyor. Almanya'da görevle ABDli en üst düzey general isterse her şeyi yapar…
    Size bir örnek vereyim. Almanya Irak savaşında ABD'nin yanında yer aldı mı?

    Hayır...
    Peki o halde. Amerikan uçakları Almanya'daki üstlerden nasıl havalandı. Alman Parlamentosu böyle bir karara imza mı attı. O da hayır… Çünkü ABD savaş ta aldığı yetkiyi kullandı ve Almanya sormadan uçakları kaldırdı.

    Peki Türkiye'nin durumu ne oluyor bu durumda…

    Öncelikle şunu söyleyelim. Avrupa Birliği , ABD'nin Avrupayı ablukaya alması çabasıdır… Ortadoğu'da da bunu BOP ile yapmaya çalışıyor. Çünkü içindeki ekonomik güç yani masonik ve semitik güçlerin talebi bu… Bu planın doğu ayağı boşta. ABD Türkiye'yi habire borçlandırıp kıskaça alıyor ve içine sızıyor. Hatta sızdı. AB'ye de basık yaparak "Türkiye'yi içinize alın" diyor. Türkiye AB'ye girerse doğu kapısı da kapanacak. AB'nin uzantısıda BOP olacak… Yani ABD'nin illegal imparatorluğu yasallaşmış olacak. Tabi buna öncelikle Fransa karşı koyuyor…. Ve de tarihden geylen bir kinle Türkiye'yi suçluyor. Aslında gücü sadece buna yetiyor…

    Yani oyun büyük…

    Evet çok büyük…. Bizim siyasetçilerimiz biraz tarih okusa, çok değil biraz cık kapitülasyonların öğrense bu kadar borçlanmanın, sınırsız ve sorgusuz yabancı sermayenin ne demek olduğun öğrenecek. Belki de biliyorda, baskı sonucu bilmiyormuş gibi görünüyor…
    Anladım, zor bir viraj…

    Türkiye tüm zor virajları aştı…Hemde kanı ve canı pahasına aştı. Bunu da aşar..

    Bir soru daha. Sizi çok yaralayacak biliyorum ama sormadan da edemiyorum… Kara Kuvvetleri'nin ambleminden sizin Kocatepe'ye çıkışınızı tasvir eden figür çıkarılmış…

    Canları sağolsun. O askerin hala benim askerim… Tepedekiler değişir. Ama ben biliyorum askerimin hep gönlündeyim. Zaten galiba bu öyle istenmişti. İlk uygulamada böyle başladı..

    Anlamadım ne gibi?

    Avrupalılar demiyorlar mıydı Atatürk'ün resimlerin indirin. Onun aldığı her ka rar doğru değil. Kemalizm'den vazgeçin diye…

    Evet, galiba anladım… İnşallah anlayan da çok olur…
    Şimdi hata yapma konusuna gelelim. Özellikle genç kuşakta "Lozan onurlu mağlubiyet" olarak tanımlanıyor… Lozan bir mağlubiyet mi?

    Hayır. Elbette değıil. O günkü şartlarda alabileceğimiz her şeyi aldık.. Daha fazlası yeni bir askeri hareket demekti… Bu kez İngilizler ve Fransızlarla…

    Neden İngiliz ve Fransızlarla…

    Çünkü bu sözler Hatay, Suruyi ve Musul, Kerkük için söyleniyor… Çünkü bunlar misaki milli sınırlarımız içindeydi.. İngilizler Fransızlar direndi. Biz hem insan olar hemde ekonomki anlamda ayakta kalacak durumda değildik.. İleride çözmek izere sorunu dondurduk. Hatay meselesini benim sağlımğımda çözdük. Ama Musul ve Kerkük için ömrüm yetmedi. Sonra bizim siyasetçilerimiz işin suyunu çıkardı…

    Biraz da özel yaşama girelim izin verseniz…
    Elbette…

    Sizin kadınlarınız.. Bir evlilik geçirdiniz. Güzel kadınlara zaafınız olduğu söyleniyor.. İçkiye de düşkün olduğunuz belirtiliyor…
    Şunu unutma. Ben önce insanım. Elbette tüm erkeler gibi bende kadınlardan hoşlanırım. Ancak özel yaşamımı hiçbir zaman siyasete ve düşünce dünyama karışytırmadım… Sevgilerim ve aşklarım hep özelde kaldı. Anneme çok düşkün olduğum bilinir. O sevgim bile
    Hiçbir zaman ülke meselelerinin önüne geçmedi. Düşüncelerim, sevgilerim, hiçbir zamkan alkolle tanışmadı. Kinlerim, nefretlerim ve sevglerim sadece bu ülkenin çıkarıyla doğru orantılıydı, onu da hep denetim altında tuttum…

    Evet… Siz zaten onun için ATATÜRK'sünüz… Bizler sizi tanımadım ama o sözünüzü hiç aklımızdan çıkarmadık…

    Hangi sözüm o?
    Benim görmek demek yüzümü görmek demek değildir. Düşüncelerimi bilmektir….

    Demek ki benim verdiğim mesajları alan insanlar var bu ülkede… Ve çoğunlukta olmalarından da mutluluk duyuyorum… Emanet emin ellerde… Arada bir aksilikler ve iç "muarızlar çıkacaktır" o da demokrasi yoluyla bertaraf edilecektir… Ben ülkemi ve insanlarımı unutmadım.. Onlara beni unutmadılar Her gün binlerce insanım beni ziyarete geliyor.. Her 10 Kasım günü göğsum gururla bir kez daha kabarıyor. O bayramlar da bende sizler kadar coşuyorum… Biz hep birlikte dünya durdukça yaşayacağız… Buna inancım sonsuz… Sizleri seviyorum…



    Yayın Tarihi : 25 Nisan 2006 Salı


    MEHMET AYCAN
    ALINTI
  2. `☆мiśśiśєℓℓά☆`

    `☆мiśśiśєℓℓά☆` Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Eylül 2008
    Mesajlar:
    826
    Beğenileri:
    489
    Ödül Puanları:
    16

Sayfayı Paylaş