Atatürk'e Yazılan Mektuplar !

Konu 'Gençliğin Ata'ya Cevabı' bölümünde ~Dryad tarafından paylaşıldı.

  1. ~Dryad

    ~Dryad Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.197
    Beğenileri:
    512
    Ödül Puanları:
    36

    Annesinden Atatürk’e bir mektup

    Atatürk’e gönderilen mektuplardan ilk örneği özellikle annesi Zübeyde Hanımdan vermeye çalıştık ve Çankaya Cumhurbaşkanlığı Köşkü Atatürk Arşivindeki araştırmalarımızda annesinden Atatürk’e mühürlenerek gönderilmiş küçücük bir pusula bulduk. Oysa Atatürk, annesinden ayrı Şam’da, Trablusgarp’ta, Çanakkale’de ayrıca i6.cı Kolordu Komutanı olarak Doğu cephesinde, Yıldırım Orduları Grubu Komutanıyken Suriye’de askerlik görevini yaparken sürekli annesini kollamış, ihtiyaçlarını bulunduğu yerden karşılamıştı. Zübeyde Hanım’a gelince o da Balkan Harbinden sonra, Selanik’in Yunanlıların eline geçmesiyle İstanbul’a gelmiş, kızı Makbule (Atadan) ile birlikte Şişli’deki evde oturmuştu. Oğlunu çok seven, savaşlar sırasında gözüne uyku girmeyen, her an acı haber alacağı endişesiyle yüreği yanan bu “gözü yaşlı bağrı taşlı” asker annesi, Atatürk Anadoluya geçtikten sonra büsbütün huzursuz olmuştu. Bir keresinde Atatürk, yaverini tek başına İstanbul’a göndermişti. Anadolu’ya geçmeden önce zaman zaman yaveri ile birlikte İstanbula gelir, annesini ziyaret ederdi. Zübeyde Hanım bu kez yaveri yalnız başına görür görmez, oğlunun idam edildiği hükmüne vararak düşüp bayılmış, olaydan sonra sağ omuzuna kısmi bir felç gelmiş, uzun süre tedavi görmüştü.

    Zübeyde Hanım için çileli günler yeniden başladı. Atatürk Anadoluda kurtuluş bayrağını açmış, cephelerde kanlı savaşlar veriyordu. İkinci İnönü Savaşının zaferle sonuçlandığı günlerde oğluna elden bir mektup gönderdi. Daha doğrusu bu bir mektup değil küçük bir pusulaydı. İmza yerinde, üzerinde (Zübeyde) yazılı zarif bir mühür baskısı vardı. Pusulada şunlar yazılıydı:


    (Mektup: 1)

    İstanbul: 3 Nisan 1337(1921)

    Sevgili Oğlum,


    Bana şimdiye kadar pek iyi hizmetlerinden memnun olduğum bizim Şakir’in amcazadesi yukarda künyesi muharrer Şevket efendiye lâzım gelen muavenet hususunda icap edenlere emir ve himayenizin esirgenmemesini arzu ve bu suretle memnun kalacağım evladım.

    Valideniz

    (Mühür)


    (Çankaya Köşkü-Atatürk Arşivi, D: 86-F: I/100)


    Zübeyde Hanım’ın, mektubunda (bizim Şakir) dediği, herhalde Atatürk’ün Sofya’da Ataşemiliter iken tanıdığı ve ailecek dostluk kurduğu iş adamı Şakir (Zümre) olmalıydı. Şakir Zümre, ailesiyle birlikte Milli Mücadele’den önce İstanbul’a göçmüş ve ticaret hayatına atılmıştı.

    Atatürk annesini, Büyük Taarruzdan ancak iki ay önce, 16 Haziran 1922 de gizlice İstanbul’dan Adapazarına kaçırtmış, oradan da Ankara’ya getirmişti. Ne var ki Zübeyde Hanım, Büyük Zafer’den sonra, doktorların tavsiyesi ile gönderildiği İzmir’de 15 Ocak 1923 günü vefat etmiştir.
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  2. ~Dryad

    ~Dryad Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.197
    Beğenileri:
    512
    Ödül Puanları:
    36
    Fransız Romancı Pierre Loti’nin Ölüm Döşeğinde Atatürk’e Yazdığı Mektup

    Türk dostu, tanınmış Fransız yazar ve romancı Pierre Loti, 71 yaşında Fransa’da Rochefort şehrinde köşesine çekilmişti. Birkaç kez Türkiye’ye gelerek aylarca İstanbul’da oturan, burada ilk aşkı (Aziyade) yi romanlaş-tıran Pierre Loti, Türkiye’yi ve Türkleri öven yazıları ile memleketimizde çok sevilmişti. 1913 yılında Paris’te yayınladığı (La Turquie Agonisante-Can Çekişen Türkiye) adlı eseriyle de Batı’da Türkiyenin savunucusu olmuş, bundan sonra da Türkiye lehindeki yazılarını sürdürmüştü.

    Atatürk’ün Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Anadolu’ya geçtiğini, Anadolu’da millî bir hükümetin kurulduğunu, Atatürk’ün önderliğinde istilâcı Yunanlılara karşı Türk milletinin topyekün direnişe geçtiğini gazetelerden öğrenen Pierre Loti, sevinç içindeydi. Bir süre sonra Fransız gazeteleri Türklerin 1 Nisan 1921 de Eskişehir yakınlarındaki İnönüde Yunanlılara ciddî bir darbe indirdiklerini yazmıştı. İkinci İnönü Savaşları olarak Millî Mücadele Tarihine geçen bu zaferden sonra Pierre Loti, 18 Mayıs 1921 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya uzun bir mektup yazmış ve Mustafa Kemal Paşa’nın şahsında büyük bir sevgiyle bağlı olduğu Türk Milletini kutlamıştı. Mektup, Atatürk’ün eline ancak 12 Temmuz 1921 günü geçmiş, hemen o gün Fransızca olarak Türkçesini verdiğimiz şu cevabı yazmıştı 1:


    (Mektup : 2)

    Ankara: 12 Temmuz 1921

    Aziz Mösyö Pierre Loti,


    Şimdi aldığım 18 Mayıs 1921 günlü nazik mektubunuza pek duygulanmış olarak sonsuz teşekkür eder ve bütün yurttaşlarım gibi kişiliğinize karşı beslediğim saygı, sevgi ve hayranlık duygularımın içtenliğine ve derinliğine inanmanızı rica ederim.

    Rahatsızlığınızı öğrenince pek üzüldüm ve tam iyileşmeniz haberini sabırsızlıkla bekliyorum.

    Bu fırsattan yararlanarak tarihimizin en karanlık günlerinde, yenilgi ve iftiranın bizi ebediyyen yokedecek gibi göründüğü bir zamanda bize güvenini bir an bile yitirmemiş olan dosta beslediğimiz ebedi minnettarlığın teminatını, talihin Türk Milletine yeniden gülümsemeye başladığı şu sırada yenilemekten pek mutluluk duymaktayım.

    Size âcil şifâlar dileyerek derin bağlılığıma inanmanızı rica ederim.


    Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi
    Mustafa Kemal


    Atatürk mektubu, Konya Yetimler Yurdu’nda şehit çocuklarının dokudukları bir seccade ile birlikte, Pierre Loti’ye verilmek üzere, Millî Hükümet’in Paris Mümessili Ferid (Tek) Bey’e göndermişti. Ferid Bey, mektubu ve seccadeyi aldıktan sonra eşi Müfide Ferid Hanım ve iki memuru (biri H. Ragıp Baydur), Rochefort’a göndermiş, Pierre Loti’ye Atatürk’ün mektubunu ve armağanını elden teslim etmişti. Ne var ki, o günlerde Pierre Loti çok hastadır. Müfide Ferid Hanım’ın ziyaretinden ve Atatürk’ün mektubundan çok duygulanmış, hele Türk şehit çocuklarının dokuduğu halı gözlerini yaşartmıştır. Birkaç gün sonra, 12 Ocak 1922 günü özel sekreteri M.G.N. Jean Berger adıyla Atatürk’e şu cevabî mektubu yazdırmıştı2:

    (Mektup:3)

    Rochefort: 12. 7.1922

    Mareşal Hazretleri,


    Mösyö Pierre Loti el yazınızla mektubunuzu ve babaları kutsal davanız uğruna şehit düşen yetimlerin gözyaşları arasında dokudukları halıyı, yüce kişiliğiniz adına gelen Ankara Hükümetinin bayan elçisi Müfide Ferid ve heyeti ile birlikte kabul etmekle pek duygulandı. Göz yaşartıcı bu yüksek iltifata nasıl teşekkür edeceğini bilemiyor. Hiç olmazsa bu teşekkürlerini kendi elleriyle yazmalıydı. Ne yazık ki bu sevinçten de mahrumdur. Şu dakikalarda çok hastadır. Sevgili vatanınız lehinde verdiği mücadelelerden, Yunan sempatizanı güya hristiyan Avrupanın istihzalarından çok yıpranmış ve üzülmüştür. Bu yüzden mazur görmenizi rica etmektedir. Fakat Türk Milletinin kesintisiz azimli dostluğu onu teselli etmektedir. Size ve şahsınızda Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine en samimi minnet ve şükranlarını sunuyorlar. Bunu size iletmekle şerefli bir hizmeti yapmış olacağım Mareşal Hazretleri.
    G. N. Jean,
    Berger


    Pierre Loti’nin sekreterine yazdırdığı bu mektup, Paris Elçiliğimiz aracılığı ile Atatürk’e ulaşmıştı. Ne var ki giderek hastalığı artan Pierre Loti, bir süre sonra doktorların tavsiyesi ile İspanya sınırına yakın Hendaye kasabasında bir hastahaneye yatırılmış, 1923 yılında da bu kasabada ölmüştür.
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  3. ~Dryad

    ~Dryad Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.197
    Beğenileri:
    512
    Ödül Puanları:
    36
    Fransız Gazeteci Madam Gaulis’in Atatürk’e Mektubu

    Millî Mücadele yıllarında, yazdıkları kitaplar ve makalelerle Fransa’da Türkiye’yi ve Türk tezini savunan Türk dostu üç yazar vardır: Pierre Loti, Claude Farrere ve Madam Gaulis. Bunlardan Pierre Loti, Türkiye’yi ikinci vatanı saymakta, Claude Farrere, Türklere hayranlığını açıkça söyleyerek: “Neden mi Türklerin dostuyum? Çok basit. Barışı seviyorum da ondan.. Ben, tanıdıklarımın içinde Türk halkından ziyade saygı ve sevgiye lâyığını görmedim. Fransız olmasaydım, Ankara’da dostum Mustafa Kemal Paşanın yanında Yunanistan’a karşı, İngiltereye karşı, aşağı yukarı bütün Avrupaya karşı ne büyük bir şevkle dövüşürdüm “ demektedir’.

    Madam Berthe-Georges Gaulis’e gelince, o, Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye’de günlerce kalmış, Türk cephelerini gezerek Fransadaki gazetelere lehimizde yazılar göndermiş, gözü pek, cesur bir gazetecidir. Fransızlara karşı, Türk Millî Mücadelesinin haklılığını dizi makaleler ve kitaplarla savunmuştur. Atatürk’ü de çok yakından tanıyan Madam Gaulis, Ona sık sık mektuplar yazarak Türklere karşı Avrupanın güttüğü politikayı, bu konudaki düşüncelerini açık açık bildirmiştir. Bir örnek olmak üzere, bir keresinde Türkiye’den ayrılırken, Onun 3 Ocak 1922 de Adana’dan Atatürk’e gönderdiği Fransızca uzun mektubundan Türkçeleştirilmiş bazı bölümlerini aktaralım2:


    (Mektup: 4)

    Adana: 3 Ocak 1922


    Mareşal Hazretleri,


    Son Anadolu gezimde, sizden gördüğüm iyi kabulün, görüşmelerimizin, bana gösterilen yakınlık ve itimadın hatıralarını birlikte götürmek üzere, yarın Anadolu ‘dan ayrılıyorum. Ne kadar duygulandığımı arz edemem.

    Burada, Fransız heyetini buldum. Yarın Albay Cettelat ile birlikte Beyrut’a hareket ediyorum. Oradan Fransa’ya gidecek olan ilk gemiye bineceğim. Paris’te beni sabırsızlıkla bekliyorlar. Buradan götüreceğim bilgilere her yerde büyük önem verileceğini biliyorum. Fransız heyeti tam bir anlaşma ve dostluk içinde Türk arkadaşlarıyla birlikte çalışmaktadır. Dünyada bundan daha iyi anlaşmak ve uyuşmak imkânı yoktur.


    Burada rastladığım yetkili bir asker, Fransız kurmaylarında genellikle mevcut fikir ve kanaata göre, bugün, Yunan cephesine karşı hemen bir taarruz yapmanın doğru olmayacağını söylüyor. Yunan ordusu, manen bozulmakta ve yavaş yavaş parçalanmaktadır, ihtimal ki yakında beklediğiniz fırsatı elde edeceksiniz- Bugün yapacağınız bir taarruz hem bu çözülmeyi durduracak ve hem de düşmanınızı, tehlikeye karşı koymak için, iç mücadeleleri unutmağa yönetecektir. Atina’da durum pek kötüdür.


    İngiltere’nin barış isteğine dair izlenimlerim pek kuvvetlidir. Hatta, önceki bazı belirtileri bilmekteyim. Sanıyorum ki, son demeciniz büyük etki yapmıştır. Ben inanıyorum ki, İngiltere her yandan üzerinize yöneltilen saldırıları durdurabileceğinizi anladığı gün, görüşmelere girişecektir.


    Avrupadaki şahsi nüfuzunuz günden güne artmaktadır. Daima iddia ettiğim üzere, bu nüfuzunuz, şahsınıza dayanacak olan gelecek barışın en önemli etkeni olacaktır.


    Diyebilirim ki kaçınılmaz zorluklara rağmen herşey yolundadır. Paris’te edineceğim fikirleri de derhal arz edeceğim. Düşüncelerimi savunmak için Londraya gideceğimi de umuyorum. İlk duygularımı burada arzederken, size ve sizinkilere karşı beslediğim sevgi ve bağlılığın ne kadar derin, ne kadar kuvvetli olduğunu tekrar etmek isterim. Bu vesile ile Mareşal hazretleri, gerçek bağlılığıma ait duygularıma güvenmenizi ve bu duygularımın çevrenizdeki kimselere de yansıtılmasını rica ederim.

    Berthe Georges Gaulis

    (Çankaya Köşkü-Atatürk Arşivi, D: 38-F: 3)
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  4. ~Dryad

    ~Dryad Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.197
    Beğenileri:
    512
    Ödül Puanları:
    36
    Atatürk mektubu almış ve o günler Dışişleri Bakanı bulunan Yusuf Kemal (Tengirşenk)e havale ederek: “Heyet-i Vekile’de okunup iadesi” notunu düşmüştür.

    Madam Gaulis, bundan sonra da Atatürk’e dost mektuplarını göndermeğe devam etmiştir.


    (Bulgar Generali Boyaciyef’in Atatürk’e Mektubu)

    General Kleman Boyaciyef, 1914 yılında Bulgaristanın Millî Savunma Bakanıdır. O günlerde, Türkiye ile Bulgaristan arasında bir askerî antlaşma yapmak üzere Sofya’ya gelen Türk heyetinde Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk) de bulunmaktadır. O günlerde Sofya ve Belgrad ataşemiliterliği görevini tamamlamış ve İstanbula dönmüştür. Sofyadaki toplantıda, General Boyaciyef, genç Türk subayı Mustafa Kemal’i tanımış, dostluğunu kazanmıştır. Bir zaman sonra, General Boyaciyef siyasi düşüncelerinden dolayı yüce Divana verilmiş, o da siyasî mülteci olarak Avusturya’ya sığınmıştır. Büyük Zafer’den önce, 15 Mart 1922 de, Viyana yakınındaki Baden’den Atatürk’e gönderdiği şu mektubu okuyalım:

    (Mektup: 5)

    Baden: 15 Mart 1922


    Ankara’da Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Ekselans,


    1914 yılında, Yunanlılara karşı Türkiye ile Bulgaristan arasında bir askeri antlaşma yapmak üzere Sofya’ya geldiğiniz zaman, siyasî ve askerî bakımdan pek önemli olan ve o anda aramızda doğan dostluğu ümit ederim ki hatırlarsınız.

    O vakit bendeniz Harbiye Nazırı bulunuyordum. Siz ve Bulgar Genel Kurmay Başkanı sözleşmenin metnini düzenlemekle meşgul bulunuyordunuz. Hatta, bazı noktalarda sizinle Genel Kurmay Başkanı arasında çıkan anlaşmazlığı gidermek için birçok defalar görüşmelerinize katılmak fırsatını bulmuştum. Hatırlıyorum ki, muhtelif tasarılarda yüksek şahsınızı tutuyordum. Zira, askerî teknikteki bilginiz ve tam dehanız sayesinde, kıtalarımızın ortak harekâtı için gereken prensipleri Ekselansınız daha iyi takdir buyuruyordunuz. Size verilen vazifeleri başarı ile bitirerek İstanbul’a hareketiniz sırasında yüksek şahsınıza gönderdiğim bir mektupla, hakkınızda en iyi dileklerimi ulaştırmakla birlikte, vatanınızın gelecekteki kaderinde parlak bir yer tutmanız ümidimi de açıklamıştım.


    Bütün dünyanın gözlerinin Ekselanslarına yöneldiği ve bütün İslâm dünyası, pek büyük ve hayret verici olan kahramanca mücadelelerinizi kutladığı ve takdir ettiği bu sırada, dileklerimin gerçekleştiğini görmekle pekçok sevindim ve heyecanlandım. Başarılarınızdan dolayı Ekselansınızı candan kutlarım ve kutsal davanızda kesin sonucu almanız, düşmanlarınızı yok etmeniz yolunda Ulu Tanrı ‘nın yardımcı olmasını bir defa daha dilemekteyim. Bu zafer dakikası muhakkak gelecek ve beklediğimizden daha çabuk erişecektir.


    Bu bakımdan size yararlı olabilmekle ne kadar mutlu olacağımı ve ortak düşmanımızın gelecekteki yenilgisinde hazır bulunmayı ne kadar istediğimi belki düşünemez ve anlayamazsınız. Siyasi inançlarımdan dolayı, hükümetim tarafından, hakkımda yüce divan önünde takibat yapılmakta bulunulduğundan Avusturya’da Baden şehrine sığınmak zorunda kaldım. Siyasi olayları burada izliyorum. Elde edeceğiniz başarılar sayesinde zulüm görmüş bütün milletlerin zorla alınmış haklarının geri verileceği zamanın geleceğini ümit ediyorum. Galibiyet tacıyla taçlanacak olan kahraman ordunuz, böylece yalnız vatanınıza değil, ortak düşmanlarımızın her gün artan zulümleri altında inlemekte olan bütün Doğu’ya, barış ve kurtuluş nimetlerini geri vermiş ve temin etmiş olacaktır.


    1 Claude Farrere’in L’Extraordinaire Aventure adlı 1921 de Paris’te yayınlanan kitabının önsözünde.


    2 Bu mektup, Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığınca yayınlanan Atatürk Haftası Armağanı-10 Kasım 1974 adlı kitaba da alınmıştır. Ankara 1974, s: 45-47


    Samimi selâmlarımı ve pek derin saygılarımı kabul buyurunuz Ekselans.


    General Kleman Boyaciyef


    (Çankaya Köşkü - Atatürk Arşivi, D: 18-F: 86/1)


    Bulgar Generaline, samimî duyguları ve iyi dilekleri için teşekkür edildi.
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  5. ~Dryad

    ~Dryad Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.197
    Beğenileri:
    512
    Ödül Puanları:
    36
    İstanbul’a Bekleyiş

    30 Ağustos Zaferi ve İzmir’in kurtuluşundan sonra gözler İstanbul’daydı. İstanbul’un umut dolu gözleri de Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’da..

    İstanbul işgal ordularından ne zaman temizlenecek, gelenler, geldikleri gibi ne zaman gideceklerdi.


    O günlerde Çankaya’ya gönderilen mektupların çoğu, hem büyük zaferi kutluyor, hem de İstanbul’un bir an önce kurutuluşunu diliyorlardı. Bir mektup da “Şehit Faik Paşa’nın zevcesi” imzası ile gönderilmişti. Şöyle başlıyordu:


    (Mektup : 6)

    İstanbul: 7.70.1338


    Paşa Hazretleri,


    Dünkü ve evvelki günün zafer şenlikleri içinde meserret gözyaşlarımla efendimizi tebrik eder, umum milletimizle birlikte daima uzun ömürle muammer olmanızı Cenâb-ı Haktan temenni ederiz, inşallah yakın vakitte, Büyük Kumandanımızı İstanbulun büyük caddelerinden geçerken fevkalâde alkışlarla karşılayacağız. Çünkü sayenizde yeniden dünyaya çıktık. Yine sayelerinizde o şanlı askerlerimiz, şerefli kumandanlarımız kusursuz vazifelerini yapmış, vatanı kurtarmışlardır. Şehit Faik Paşa zevcesi-imza

    (Çankaya Köşkü, Atatürk Arşivii, D. 86-F: 1-217)

    Viyanadan Bir Zafer Marşı


    Bu ve buna benzer mektuplar arasında yabancılardan da gelen tebrik mektupları var. Atatürk, esir ve mazlum milletlere bir örnek, bir öncü ve umut olmuştu. Hint Müslümanlarından, Afrika ülkelerinden gelen mektuplar sayısızdı. Bir mektup ta Avusturya’dan Leopoldine König adlı Viyanalı müzik öğretmeni genç bir kızdan geliyordu. Üstelik bu mektuba Atatürk için yazılıp bestelenmiş bir marş da eklenmişti. Mektubun Türkçesi şöyleydi ı:

    (Mektup: 7)

    Türk Milletinin Şanlı Kurtarıcısına


    Ekselans,


    Bendeniz Büyük Savasın dehşetleri içinde bulunmuş bir subay kızıyım. Bütün dünyanın düşman kesildiği biz Avusturyalılar, uçurumun kenarında bulunuyoruz. Mutsuz ülkemiz daha uzun süre, daha iyi zamanları beklemek zorunda kalacaktır. Buna karşılık Türkiye yeniden doğuşunun borçlu bulunduğu bir adama sahip olmak mutluluğunu elde etmiştir.

    Türk Zaferi güçlü elinizle yaratılan bu şanlı kurtuluş, adaleti seven herkesi içten sevinçlere kavuşturmuştur. Bendeniz de yüksek yönetiminiz altında Türk milletinin kazandığı bu şanlı zafer hakkındaki sevinç ve duygularımı bestelediğim marşı Ekselanslarına sunmakla belirtmek istiyorum.


    Ekselanslarınızın bu marştan bir zevk duymalarının benim için bir onur olacağını arz ile, ve büyük bir bağlılıkla, bir imzanızın bağışlanmasını rica ederim. En içten saygılar.


    Viyana 9.12.1922

    Leopoldine König

    Wien, XIII, Stainbauergasse 25. D. Desterr

    1 Bu mektup ve cevap örnekleri için bakınız: Yavuz Donat, Çankaya’da bir mektup, 24 Ocak 1981 tarihli Tercüman Gazetesi. Mektup ve notalar için öğretmen M. Rauf İnan’ın özel arşivi.

    Marşın Güftesi Şöyledir:
    Mustafa Kemal Paşa
    Çarptı şiddetle, çarptı şiddetle!
    Dağıttı düşman sürülerini, sürülerini.
    O’nu Tanrı göndermişti;
    Savaşı kazanmak için.
    Güzel yurduna barış getirmek için..
    ^alimdi, hırslı haindi düşman.
    Haindi düşman...
    Güçlüydü Kemal Paşa,
    Tendi Yunanı, yendi Yunanı...
    Kemal Paşa çok güçlüydü,
    Hemen yendi düşmanı,
    Acılar döndü sonsuz sevince...
    Durmayın hemen bir defne çelengi sarın.
    O yüce insanın başına.
    O tüm yaşamını attı tehlikeye;
    islâm dünyası için...
    Gür seslerle bağırın!.
    Gönüllerden sevinçlerle!.
    Tanrı ‘nın O ‘na sonsuz mutluluklar
    Vermesini dileyin siz…


    Marşın bestesi nota olarak eklenen bu içli mektuba, 29 Aralık 1922 tarihli bir mektupla Atatürk şu cevabı vermişti:

    Matmazel,

    Ankara, 29.12.1922


    Hassas ve rakik bir ruhun ifade-i âlâmı olan mektubunuzu ve milletimizin kazandığı zaferi terennüm eden marşınızı aldım. Çok teşekkür ederim. Adalet geç olsa bile, mutlaka bir gün tecelli edecektir. Bu kudreti, fâtıranın değişmez bir kanunudur. Binaenaleyh, sevgili vatanınızın halihazırı sizi müteessir etmesin. En yakın zamanda memleketinizin nail-i halas ve istiklal olmasını temenni ederim. Matmazel.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi
    Reisi
    Başkumandan Gazi

    (Çankaya Köşkü, Atatürk Arşivi, D: 80-f. 1-693)






    Mektup, Almancaya çevrilerek Atatürk’e imza ettirilmiş ve postalanmıştı.
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  6. ~Dryad

    ~Dryad Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.197
    Beğenileri:
    512
    Ödül Puanları:
    36
    General Bourbon ‘un Kutlama Mesajı

    Büyük Zaferden hemen sonra, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türk ordularıyla birlikte, 10 Eylül 1922 günü İzmir’e girmiş, birkaç gün sonra da İzmir’in köklü ailelerinden Uşakizade Muammer Bey’in Göztepe’deki konağına misafir olmuştu. 29 Eylül 1922 gününe kadar İzmir’de kalan Atatürk, burada Muammer Beyin kızı Latife Hanım’la tanışmış, daha sonra İzmir’e ikinci gelişinde, 29 Ocak 1923 günü Latife Hanımla Göztepe’de evlenmiştir.

    Atatürk’ün Latife Hanım’la evlenmesi olayı, Türkiye’de ve dışında geniş yankılar uyandırmış, Atatürk’e yüzlerce kutlama telgrafı ve mektubu gönderilmiştir. Cumhurbaşkanlığı Köşkü Atatürk Arşivinde bu telgraf ve mektuplardan ilginç örnekler vardır. Bunlardan biri de Atatürk’ün yakından tanıdığı ve mektuplaştığı Fransız Hanedanından Prens Don Louis de Bourbon’un kardeşi emekli General M. Edvard ve Bourbon’dan geliyordu. O günlerde Barcelone’da oturan General Bourbo, 6 Şubat 1923 tarihli Fransızca mektubunda Atatürk’e şunları yazıyordu:


    (Mektup : 8)

    Barcelone: 6.2.1923


    Müşir Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine,


    İngilizler ve Yunanlılar aleyhine kazandığınız parlak zaferi haber alır almaz, son zamanlarda Barcelone’de Türkiye Başkonsolosu bulunan Ali Kemal Bey vasıtası ile size tebriklerimi ve duygularımı iletmiştim. Daha sonra evlenmiş olduğunuzu ve şimdi de Ankara’ya döndüğünüzü gazetelerden öğrendim. Mutluluk dileklerimi sizlere sunarken bu satırları yazmış olmaktan bahtiyarlık duyduğumu da ifade etmek isterim. İslâmın savunması ve Türkiye’nin yeniden kazandığı yüce san ve şerefi için de ayrıca sizi kutlarım.

    Eski Arkadaşınız
    General Edvard de Bourbon


    (Çankaya Köşkü, Atatürk Arşivi, D:- F: 91-2)

    Atatürk’e Hayran Bir Avustralyalı General


    Avustralyalı General Sir Charles Ryan, Atatürk’ün hayranlarındandı. Çanakkale savaşlarından beri onu tanıyordu. 1876 yılında Osmanlı Ordusuna katılmış bir doktordu. Osmanlı- Sırp savaşlarında, Plevne, Erzurum savunmalarında bulunmuş, Ruslara esir düşmüş, savaştan sonra da doğduğu ülke Avustralya’ya dönmüştü. Melbourne’de Osmanlı devletinin fahri başkonsolosu idi.

    General Ryan, Atatürk’ün Anadolu’da başlattığı Millî Mücadeleyi gazetelerden takip etmiş, sonunda Türkiye’nin zafere ulaşarak Lozanda şerefli bir barış antlaşması yaptığını öğrenir öğrenmez, 5 Ağustos 1923 günü Atatürk’e bir kutlama mektubu göndermişti, İngilizce aslı Dışişleri Bakanlığı Arşivinde bulunan mektubun Türkçesi şöyledir 1:


    (Mektup : 9)

    Melbourne Clup, Melbourne: 5.8.1923


    Ekselansları,


    Türkiyenin eski ve içten bir dostu olarak bu birkaç satırı yazmaya ve Türkiyenin yeniden canlandınlmasındaki ve memnuniyet verici barışın yapılmasındaki önemli payınız dolayısiyle size yürekten tebriklerimi sunmaya kalkıştım. Sizin faaliyetleriniz ve askerlerinizin muhteşem davranışı olmasaydı Türkiye acınacak durumda olurdu. Şimdi Türkiyenin dünya ülkeleri arasındaki eski ve mağrur yerini almak için emin bir yolda bulunduğuna inanıyorum. Benim Türkiye ile bağlarım çok eskidir. 7876 yılında, 27 yaşında genç bir doktor olarak Türk ordusuna katıldım. Osmanlı-Sırp savaşında Abdülkerim Paşa’nın kumandası altındaydım. Daha sonra, Plevne kuşatması sırasında ölümsüz Gazi Osman Paşa’nın kumandası altında bulundum, bu savaşta ağır yaralandım. Ama Şevket Paşa yolu açınca 5000 yaralıyla birlikte Plevne dışına çıkabildim. İstanbul’a gittim. Yaram iyileşince Erzurum’a gönderildim. Orada Gazi Muhtar Paşa ‘nın kumandasında, o ayrılınca Kurt İsmail Paşa’nın kumandası altında görev yapdım. Kuşatmadan sonra Rusların eline düştüm ve savaş bitince de doğduğum yer olan Avusturalyaya döndüm. Genel Savaşa kadar burada 35 yıl Türkiye Fahri Başkonsolosluğu yaptım. 15 yıl önce de ikinci rütbeden Mecidiye Nişanı aldım. Dostum Audrey Herbert ile birlikte burada ateşli bir Türk dostu idim. Eski Türk dostlarımın hepsi öldü. Herhalde ben Plevne’den ve Aleksinatz savaşından sağ kalan bir kaç kişiden biri olsam gerek.

    Ordunuz kurmayında Damat İsmail Hakkı Bey büyük dostumdur. Bana bir fotoğrafınızı lütfederseniz, ben de karşılık verebilmem, bu benim için büyük, kişisel bir onur kaynağı olur. “Kızılay Hizmetinde” adlı yıllar önce bir kitap yazdım. Almanca ve İngilizce yayınlandı. Çok satış yapmış olan bu kitabımda Türk askerinin güzel karakterini ve savaşçı özelliklerini sergiledim. Türkiye’nin durumunu günden güne daha da iyileştirme uğrundaki görevinizde size büyük başarılar dileyerek ve yürekten övgülerimle..


    Samimi hayranınız
    Charles S. Ryan
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  7. ~Dryad

    ~Dryad Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.197
    Beğenileri:
    512
    Ödül Puanları:
    36
    Atatürk’e Bulgar ve Yunan Şairlerinin Övgüleri

    Atatürk, milleti ile birlikte tek ses, tek yürekti. Millî Mücadeleyi bu ses, bu yürek kazandı. Millet egemenliğine dayalı Cumhuriyet’i kurduğu zaman, dünyada cumhuriyetle idare edilen ülkelerin sayısı parmakla sayılacak kadar azdı. Atatürk ve Onun kurduğu Cumhuriyet, yalnız esir milletler için bir umut kaynağı değil, krallıkla idare edilen ve cumhuriyete özlem duyan ülkeler için de somut bir örnek olmuştu. Bütün dünya, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye olayını bir “mucize” olarak görüyor, Atatürk inkılâplarını hayranlıkla izliyordu.

    Atatürk’ün, dün silâhlı mücadele verdiği ülkelerle dahi hemen barışçı bir politika yürütmesi, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini bütün dünyaya duyurması, milletleri kendine daha çok çekmişti. Dünyanın her köşesinden Çankaya’ya övgü dolu mektuplar geliyordu. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, mektupları teker teker okuyor, Atatürk’ün teşekkürlerini iletiyordu. Cumhuriyetin Onuncu Yıldönümü yaklaştıkça, kişilerin gön derdikleri bu tür övgü mektupları daha çok artmıştı. Ülkelerinde tanınmış birçok şairler de Atatürk’e övgüler yazıyor, çoğu zaman bu şiirlerini şairleri çerçeveleyerek gönderiyorlardı. Bunlar arasında, tanınmış Bulgar şair Lübomir Bobevski de, Atatürk’e 19 kıtalık uzun bir şiir yazmış, bu şiiri bir kartona yaldızlı harflerle bastırarak çerçeveletmiş, Atatürk’e gönderilmek üzere, 1932 yılı Ağustos ayında Sofya Ortaelçiliğimize teslim etmişti. Şiir, Bulgaristan Türklerinden Muharrem Yumukof tarafından yeni harflerle Türkçe-ye çevrilmiş, aslı ve çevirisi, Ortaelçilik eliyle Atatürk’e gönderilmişti. Şiir, Atatürk’e sesleniyor ve şöyle başlıyordu:


    (Mektup : 10)

    Fırtınalar denizlerin üstünde koştu,
    Hemen korkunç dalgalar estirip coştu.
    Bütün engelleri yıktı, devirdi
    Ne korkuttu seni, ne yolundan çevirdi.

    Çürük temellerden aldın sen insanları

    Şildin taassubu, yıkadın vicdanları
    Aydınlık vermek için aziz diyara
    Cehaleti öldürdün koydun mezara.


    .................................



    (Çankaya Köşkü-Atatürk Arşivi F: 1)

    Buna benzer 14 kıtalık bir şiir de Yunanistan’dan gelmişti. Yunanistan’ın o günlerde çok tanınan yazar ve şairlerinden Menelaos Nomdis, Atatürk’e 14 kıtalık Rumca bir şiir yazmış, bunu 10 Mart 1934 günü Atina’dan doğrudan doğruya Atatürk’e postalamıştı. Şiir :

    (Mektup : 11)


    Savaşlarda mertlik nedir gösteren sensin,
    Siyasette gücünü ortaya koyan yine sen.

    diye başlıyor, şöyle tamamlanıyordu:


    Bütün dünyanın övgüleri senin üstüne

    Güzel vatanında yap yapabildiğini
    Sana hayranlık, sana selâm...


    (Çankaya Köşkü-Atatürk Arşivi, D: 86, F: 1-95)

    Bugün her iki şairin de hayatta olup olmadıklarını bilmiyoruz. Önemli olan bu şairlerin o günlerde Atatürk’e hayranlık duyan binlerce, milyonlarca vatandaşlarının duygularını dile getirmiş olmalarıdır.

    Atatürk, haklı davasını cesaretle yürüten insandır. Kendisine silâh çekenlerin, bir süre sonra Onun önünde eğildikleri, Onu takdirle karşıladıkları çok görülmüştür. Bulgar şair belki Balkanlarda Onunla çarpışmıştır. Yunanlı, belki Anadolu’ya gelmiş, ters yüzü geri dönmüştür. Ama Atatürk’ün büyüklüğünde, Onun haklı davasında, bütün kin ve ihtiraslarını bir kenara iterek, Onu alkışlamışlardır. Alkışlamak efendiliğini göstermişlerdir.


    Şimdi, geçtik bu efendilikten, komşularımızdan hakka ve hukuka dayalı insanca ilişkiler bekliyoruz, o kadar.
  8. ~Dryad

    ~Dryad Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.197
    Beğenileri:
    512
    Ödül Puanları:
    36
    Atatürk’e Tay Hediye Eden Hasta Çocuk

    Atatürk, vakit ve fırsat buldukça, Çankaya’dan ayrılır, yurdu dolaşırdı. Bu gezilerinde Atatürk; yapılan işleri yerinde görür, halkın dertlerini dinler, notlar aldırırdı. Çoğu zaman* yapacağı inkılâpların öncesinde kamu oyu yoklamasını bizzat kendi yapar, kendi konuşur, kendi öğretirdi. Şapka inkılâbını, yazı inkılâbını halkla bir arada, halkla bütünleşerek yapmıştı.

    Atatürk, Anadolu ve Trakya bölgesini adım adım dolaşmış ve gezmişti. Onun uğrayamadığı çok az şehir ve kasaba vardı. Her nereye gitmişse orada bayram olurdu. Yeniden yetmişe herkes sokaklara dökülür, geçeceği yollarda bazen saatlerce beklenirdi. Nerede konaklamışsa, özellikle gençler, kaldığı evin veya konağın önünde toplanır, geceleri fener alayları düzenler, millî oyunlar oynarlardı. Ta ki gece yansı Atatürk, balkondan veya dışarı çıkarak gençlere “artık dağılınız, yoruldunuz, evlerinize dönünüz..” demedikçe, kimse yerinden kımıldamazdı. Atatürkü görenler, görmeyenlere Onu anlatır, altın yeleli sarı saçlarından, şimşek bakışlı yeşil gözlerinden söz ederlerdi. Yine böyle bir yurt gezisinden dönüşte, Çankaya köşküne gelen yüzlerce mektup arasından bir mektubu, Genel Sekreter Atatürk’e okumuştu. Mektup, Samsun’dan İnönü ilkokulu 5. sınıf öğrencisi Bahri’den geliyordu. Mektup aynen şöyleydi :


    (Mektup : 12)

    “Samsun : 14.12.1930


    Çok Sevgili Gazi Babama,


    Yurdumuzu şenlendiren, benliğimizi koruyan büyük kumandanın mübarek yüzünü görmek için bütün Türk yavrularının kalbinin çarptığını çok yakından bilirsiniz, değil mi? İşte bir küçük yavrunuz olan ben de bir gün olur elbette sizi görürüm diye düşünüyordum. Bu düşüncelerim gün geçtikçe artıyor, kalbimde yanan ateş beni yakıyordu. Bir gün vücudumda hafif bir kırgınlık duydum, yatağa yattım. Tam 15 gün hastalandım. Ümidim kesilmişti. Birgün Samsun’a geleceğinizi haber verdiler, dünyalar kadar sevindim. Ne iyi ben de Gazi Babamı göreceğim diyordum. Fakat yataktan kalkamıyordum. O kadar üzülüyordum ki, Samsun’a geldiğinizi öğrendiğim dakikada kendimde iyiliğe doğru bir hâl gördüm. Bunun sizin muhabbetinizden geldiğine inanarak “Allahım dedim, eğer ben de yataktan kalkar ve iyi olursam dünyada yegâne malım olan sevgili tayımı Aziz Babama armağan edeceğim dedim. Ve günden güne iyileşerek büsbütün ayağa kalktım. Mektebime devama başladım. Şimdi bu adağı yerine getiriyorum. Bir küçük yavrunuzun candan kopan, gönlünden gelen bir hediyesini kabul etmenizi rica eder, ellerinizden öperim Sevgili Gazi.

    Samsun İnönü Mektebi 5. ci sınıf talebesinden 23 numaralı Bahri


    (Çankaya Köşkü-Atatürk Arşivi Kutu 87-4)

    Atatürk, gözleri dolmuş, tebessüm etmişti. Genel Sekreterine şu emri verdi:

    “Samsun valisine bir yazı gönderin. Çocuğun hakkımdaki duygularına ve armağanına teşekkür ettiğimi bu değerli hediyesini yine kendisine bağışladığımı bildirin. Vali, çocuğun babasına bizzat tebliğ etsin.”


    Samsun Valiliğine gereken yazıldı. Bahri’ye de böylece teşekkür edildi.

    Bir Af Mektubunun Ardından..

    1932 yılı Ocak ayının 12 sinde Atatürk İstanbula gelmiş, Dolmabahçe Sarayında çalışmalarını sürdürmüştür. O günlerde Balkan Konferansı Konseyi toplantısı İstanbulda yapılmaktadır. Konseyin açılışından birkaç gün önce, Atatürk, bir akşam Dolmabahçe Sarayının özel dairesinde kurulan sofrada günün konularını görüşmektedir. Sofrada Millî Eğitim Bakanı Esat (Sagay) ile Dr. Reşit Galip de vardır. Söz eğitimden açılmıştır. Dr. Reşit Galip, Esat Bey’in eğitim politikasını sert bir dille eleştirmektedir. Esat Bey, aynı zamanda Atatürk’ün Harp Okulundan hocasıdır. Reşit Galip’in tenkitlerini yanısıra bazı yersiz sözlerini sonucu sofrada tatsız bir hava esmiş, az sonra, Dr. Reşit Galip de Atatürk’ü gücendirdiğini anlamış, üzgün, Saraydan ayrılmış, ertesi sabah da Ankara’ya dönmüştü’.

    Aradan birkaç gün geçince, büyük üzüntüye kapılan ve pişmanlık duyguları içinde kıvranan Dr. Reşit Galip, Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Rusuhi Bey’e 12 sayfalık uzun bir mektup kaleme almıştı. Mektupta, Millî Eğitim Bakanı Esat Beye her zaman saygı duyduğunu, ne var ki o akşam sebep olduğu tatsız durum sebiyle Atatürk’ün kendisini affetmesini yazıyor, ayrıca mektubuna iliştirdiği özel bir mektubun da Atatürk’e uygun bir zamanında verilmesini rica ediyordu. Atatürk’e yazılan mektup aynen şöyleydi:


    (Mektup : 13)

    “Büyük Gazi’nin Yüksek Huzuruna Tazimlerle
    Ankara, 30.7.1932
    Mübeccel Büyük Paşam,
    Siz insanların ruhunu, fikrini açık bir sayfa gibi okursunuz.

    Size tapınmasına bir iman, sevgi ve saygı ile bağlı olduğumu teveccüh ve itimadınızı hayatımın kıymeti ölçülmez mazhariyeti saydığımı bilirsiniz.

    Kusur ve kabahatimin çok büyük olduğunu biliyorum. Onun affı ancak sizden istenebilir. Çünkü siz, af ile ders ve ceza vermek mertebelerinden çok daha yükseklerdesiniz.

    Sizi üzmüş olmak ızdırabının dayanılmaz, acısını bütün şiddetiyle çektim. Ellerinizi bin kere öperek affımızı dilerim.

    Sağlığınız ve saadetiniz temennilerimi candan tekrarlarım, mübeccel, büyük paşam.

    Sizin evlâdınız
    Dr. Reşit Galip”


    (Çankaya Köşkü-Atatürk Arşivi, D: 86-F: 1-43)

    Başyaver Rusuhi bir fırsatını bularak mektubu Atatürk’e gösterir. Atatürk tebessümle mektubu okur. Başyaver’e:

    — Bu mesele üzerinde fazla durmasın, çalışmalarına sükûnetle devam etsin, bunu kendisine yazınız, der.

    Başyaver, Atatürk’ün emrini yerine getirir. Dr. Reşit Galip’e Atatürk’ün ifadeleriyle cevap verir1.

    Olay artık kapanmıştır. Bir süre sonra, 4 Mart 1932 sabahı Atatürk, İstanbuldan Ankara’ya döner. Dönüşünün akşamı Dr. Reşit Galip’i Çankaya’ya davet ederek, gönlünü alır.

    Altı ay sonra, 19 Eylül 1932 tarihli gazeteler, Dr. Reşit Galip’in Millî Eğitim Bakanlığına getirildiğini yazarlar.
  9. selene

    selene Guest

    emeğine sağlık :)

Sayfayı Paylaş