Atatürkün devlet adamlığı ve Atatürkün ekonomistliği

Konu 'İngilizce 11. Sınıf' bölümünde yusuf1234 tarafından paylaşıldı.

  1. yusuf1234

    yusuf1234 Üye

    Katılım:
    17 Eylül 2008
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1

    ingilizce dönem ödevidir.yardımlarınız bekiyorum.
    şimdiden teşekkür ederim.saygılar
  2. Cixx

    Cixx Üye

    Katılım:
    16 Kasım 2009
    Mesajlar:
    1.023
    Beğenileri:
    314
    Ödül Puanları:
    0
  3. arzu_asi

    arzu_asi Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    29 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.141
    Beğenileri:
    254
    Ödül Puanları:
    36

    DEVLET ADAMI OLARAK ATATÜRK’ÜN BAZI ÖZELLİKLERİ

    Karar Verme Nitelikleri


    Atatürk, süratli, kesin ve isabetli karar vermekte mahirdi. Onun kararları plana ve hesaba dayanır, hiçbir şeyi tesadüfe bırakmayarak ihtiyatlı hareket ederdi.

    Mustafa Kemal cesurdu; çünkü yapacağı işlerde muvaffak olmak için, bütün şartların hazırlığını tamamlayarak ve karşısındakinin neler yapabileceğini hesap ederek, onlara karşı tedbirli hareket etmeyi önceden kararlaştırırdı. Örneğin, Büyük Taarruz’a karar verdiği zaman planlarını tespit ettirirken, düşman kuvvetlerinin mukabil ne gibi hareketler yapabileceğini hesap ettiği ve en kötü ihtimallere göre dahi, tedbirler almayı önceden düşündüğünü söylemiştir. 10

    “îş ve eser, sahibinin karakterini ve kudretini gösteren bir aynadır” sözü boş yere söylenmiş bir laf sayılmamalıdır. Mustafa Kemal, her yapacağı işi günlerce, bazen aylarca inceden inceye düşünerek fikren hazırlardı. Bir defa karar verdi mi, onu hiçbir güçlük yolundan çeviremezdi. Yaptığı her işte, onun azim ve karakteri açıkça okunurdu. Bugün Türkiye’de elle tutulacak ne varsa, onun kudret ve kabiliyetinin, yılmak bilmeyen çalışmasının, gece gündüz ara vermeden didinmesinin meyvesidir.11

    Atatürk’ün isabetli ve çabuk karar verme kabiliyetinin gelişmesinde, almış olduğu askerî eğitim ve tecrübenin büyük katkısı olmuştur. Zira, Atatürk “iyi bir devlet adamı olma” niteliğine kavuşmadan önce, “iyi bir komutan” idi. Atatürk’ün hayatının önemli bir kısmı “komutan” olarak geçmiştir. Gerçekten, 18 Ocak 1915’de 19. Tümen Komutanlığı’na atanan Mustafa Kemal, bundan sonra sırasıyla grup komutanlığı12, kolordu komutanlığı, ordu komutanlığı ve başkomutanlık görevlerinde bulunmuştur.

    Komutanlar, durumları muhakeme ettikten sonra birkaç türlü hareket tarzı ile karşılaşırlar, işte bunlardan zamana ve şartlara en uygun olanı seçmek komutanlığın hünerleridir ki, fikir ve ruh kabiliyeti yüksek olanlar isabetli kararlara varmakta güçlük çekmezler. İyi düşünen ve gören bir çok insan vardır ki bunlar, kararlarını tatbik etmek veya doğru yolu bulmak kudretinden mahrumdurlar. 13

    Mustafa Kemal, görüşlerini kabul ettirmeyi sevmiştir; ama bu asla rastgele bir esinti, bir kapris sonucu olmamıştır. Her önerisini, her reformu uzun süre kafasında saklamış, uzun uzun düşünmüş, iyice olgunlaştırmış, sonra ortaya atmıştır. Bununla da yetinmemiş, çevresine nasıl kabul ettireceğini, sindirilmesini nasıl sağlayabileceğini düşünmüş, etkilerinin ne olacağını hesaplamış, ancak ondan sonra gündeme koymuştur. Ama yararlı olduğuna kesinlikle inanınca da her engeli acımasızca ortadan kaldırarak uygulamaya koyulmuştur. 14

    Hasan Rıza Soyak’ın anlattığına göre15 bir Amerikalı kadın gazeteci Atatürk’e:

    “- İşlerinizde nasıl muvaffak oluyorsunuz? diye sormuş ve şu cevabı almıştı :

    “- Ben, bir işte nasıl muvaffak olacağımı düşünmem. O işe neler mâni olur, diye düşünürüm : Engelleri kaldırdın mı iş kendi kendine yürür.”

    ________________________________________________________________________________________
    Today in Turkey, what has to be tangible, it's power and ability, never work in the toil day and night without a break of meyvesidir.11 Ataturk's accurate and quick decision-making ability in the development, receives military training and experience has been the major contribution. Because, Atatürk "being a good politician" before you meet nature, "a good commander," respectively. An important part of Atatürk's life, "commander" is the past. Indeed, 18 January 1915 19 Division Commander appointed to Mustafa Kemal, after which the group komutanlığı12 respectively, corps commander, the army commander and supreme command of the task were found. Commanders, judge status after a few kinds of action are faced with, that time and these conditions what is best to choose express command of the skills that ideas and the spirit of high ability who have difficulty do not have accurate decisions. A good many people are thinking and see that they enforce their decisions or to find the right way they are deprived of power.A good many people are thinking and see that they enforce their decisions or to find the right way they are deprived of power. 13 Mustafa Kemal, was like to impose their views, but this will never be a random breeze, the result was not a whim. Her proposal, keep in mind for a long time every reform has long been thought, thoroughly mature, then was put forward. Moreover not, how the environment would accept, I make you think would have to be digested, their effects were calculated what would happen, but then was put on the agenda. But it is certainly useful when you believe that every obstacle has been put into practice by eliminating ruthlessly. 14 Hasan Riza's Soyak has to tell an American woman journalist göre15 Atatürk: "- how your business would succeed? I asked and received this response was: "- Ben, a job I do not think how I will succeed. That work will curb what, he think: Engel Did you remove the self-walking business. "

    yusuf1234 bunu beğendi.
  4. arzu_asi

    arzu_asi Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    29 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.141
    Beğenileri:
    254
    Ödül Puanları:
    36
    Çalışkanlık

    Atatürk için çalışma saati diye bir şey yoktu. Yapacağı işi bitirinceye kadar uyumadan, dinlenmeden, yemek yemeden çalışırdı. Oturduğu kuru çalışma sandalyesinden kımıldamadan yirmidört saat aralıksız çalıştığı onun için olağanüstü bir şey değildi. Mücadele yıllarında, normal muntazam uyku nedir bilmemişti. Atatürk, tarih, dil ve genellikle ülke sorunlarıyla meşgul olduğu zamanlarda, tıpkı savaş meydanında imiş gibi uyumadan çalışmış ve en büyük zevki, en çok sevdiği milletine en küçük bir fayda sağlamakta ve hizmet edebilmekte bulmuştur. Türk Milleti’nin kaybetmiş olduğu yüzyılları, çok çalışmakla kapatmak lüzumuna kaniydi. Atatürk böyle çalıştı ve bugünkü şanlı Türk Milleti’ni ve Türkiye Cumhuriyeti’ni meydana getirdi.16

    Atatürk’ün en güvendiği insanlardan biri olan ve onun özel kalem müdürlüğünü ve genel sekreterliğini yapan Hasan Rıza Soyak anlatıyor :17

    Atatürk, çalışmaları sırasında, zaman, mekân ve hatta imkân kavramlarıyla kat’iyen bağlı değildi. Nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun, resmî, millî veya vatanî bir görev ortaya çıktı mı, derhal onu yerine getirmeye çalışırdı. Çoğu zaman, herhangi bir gezi anında, kırda, bayırda ısrarı üzerine otomobil içinde çalıştığımız ve evrak tetkik ettiğimiz zamanlar olmuştur. Eğlenirken, beni veya bir görevliyi görünce, derhal “beni mi istiyorsunuz?” der ve olumlu cevap alınca, eğlenceyi bırakır ve görevliyi takip ederdi. Bütün görevliler, emrinde çalışanlar, kendisini her karar verdiğimiz dakikada, uykuda olsa bile, uyandırmak yetkisini haizdik. Atatürk, eline gelen bir işi bitirmeden rahat edemezdi. Zaruret mevcut değilse bile, işi ileriye bırakmak âdeti değildi; bazen hiç durmadan okuduğu, kırksekiz saat çalıştığı da vâkidir.

    Bir keresinde, bir İstanbul seyahatinden Ankara’ya dönmüştüm. Derhal köşke gittim, hizmetçilere Atatürk’ün ne durumda olduğunu sordum, “iki gün, iki gecedir devamlı okuyor, birkaç defa banyo yaptı ve şezlongda istirahat etti.” dediler. Hemen yatak odasına girdim. Atatürk, koltuğa bağdaş kurmuş oturuyordu. Genellikle bu şekilde otururdu. Elinde bir tarih kitabı vardı, bitirmeye çalışıyordu. Bana, “Hoş geldin!” dedikten sonra : “Elime bir kitap geçti, bilmem ne zamandan beri okuyorum.” diye ilave etti.

    - Yorulmadınız mı Paşam? diye sordum.

    “- Hayır!” dedi. “Yalnız gözlerim yaşarıyor; fakat onun da çaresini buldum. Biraz tülbend aldırttım ve parça parça kestirttim. Bu parçalarla gözlerimi siliyorum.” 18

    işte bu örnek, Atatürk’ün çalışmada zaman kavramı tanımadığını göstermektedir.

    Atatürk’ün Çanakkale’den itibaren yaverliğini yapmış olan ve onunla Anadolu’ya birlikte geçip, zaferden sonra milletvekili olan Cevat Abbas Gürer, Atatürk’ün çalışkanlığını şu şekilde dile getirmektedir:19

    Atatürk’ün uyanık geçirdiği zamanla, uykuda geçirdiği süre, kıyaslanamayacak kadar farklıdır. Atatürk’ün bir insan ömrüne sığamayacak kadar zengin olan mesaisini tasnif ederek açıklayacak ve detaya girecek değilim. Atatürk’ün durmayan, dinlenmeyen, yıpratıcı çalışma tarzının açıklanması bu yazıya sığmaz. Ben yalnız Atatürk’ün içinde bulunduğu durum ve olayları tasnif etmeden ve detaylı izahına girmeden, genel mesaisi içerisinde pek azma temas ederek, çalışması uğrunda ne için ve ne derece kendini feda ettiğini özetlemeye çalışacağım: Atatürk’ü yakından tanıyanlar pek iyi bilirler ki, yirmi dört saatlik hayatını hiçbir zaman bir programa sığdıramamıştı. Zaten onun karşı karşıya kaldığı olaylar, zamana bırakılamayacak kadar acele karar ve uygulamayı gerektirdiklerinden, programlı bir hayat sürmesine müsaade etmemişlerdi.

    Muharebelerde olduğu gibi, günlük devlet işlerinde de, önemine göre bu işin, gece veya gündüzün her saatinde kendisine arz olunmasını isterdi. Uykunun dostu değildi. Zaman zaman geçirdiği kısa hastalıkları hariç, sabah güneşini görmeden yatağına girmez ve uyumazdı. Genellikle uykuda geçirdiği zamana acırdı. Bir defa bana demişti ki:

    - Hayat pek kısa. Çocukluk ve okul hayatı bir kısmını alıyor. Geriye kalanını ise, uyku yarıya indiriyor. Uykusuzluğu giderecek ve insan vücuduna verdiği dinlenme gıdasını Verecek tabletler icat edilse... Bir gün o da olacaktır. Nitekim tıp ve kimya ilmi uyutmak için pek güzel ilaçlar yapmışlardır.

    Gülerek ilave etmişti:

    - Bunu daha da genişletebiliriz. Orduların yiyecekleri de bir gün tablet haline getirilebilir. Aylık yiyeceklerini askerler çantalarında taşıyabilir. Yalnız cephane nakliyatı işi kalır. O da motorlu araçlarla sağlanır. Böyle bir ordu neler yapmaz?..20



    Childhood and school life is a part. The remaining sleep is halved. Given to the human body that will **** insomnia and relaxation tablets give food to invent Although ... One day it will be. Indeed, sleep medicine and chemistry knowledge to have made some very good drugs. Gül had additional: - to expand it further. A day in the army of the food can be converted into tablets. Soldiers can carry in their food bags per month. Transportation of ammunition alone will not work. He is provided with motor vehicles. What does not make such an army? .. 20Where and under what circumstances matter, the official, national, or a task Vataniye emerged right, immediately tried to fulfill it. Most of the time, any travel time, break in slope at the insistence on the car in time, we tried and we were unverified documents. While having fun, when you see me or a staff member immediately "would you like me?" And received an affirmative answer, he leaves the entertainment and staff would follow. All workers, disposal workers, his every decision in the minutes, even during sleep, wake up we were entitled to the privilege. Ataturk, came into the hands of a business could not be comfortable without end. Necessity does not exist, even if the business unit was not put forward sometimes reads incessantly, that the fall kırksekiz hours. One time, I had returned to Ankara from an Istanbul travel. Immediately went to the mansion, servants had to be in Ataturk's what I asked, "two days and two nights continuously read a few times to take a bath and was resting on the chaise longue." They said. I went immediately to the bedroom.Ataturk's non-stop, without rest, back-breaking work style does not fit into the disclosure of this article. I only found in Atatürk, the status and events from classified and detailed explanations before entering the general shift in the little rut in contact, the work Isn 'for what, and what degree of self-sacrifice he'll try to summarize: Atatürk, who know they know very well that, twenty-four life will never fit into a program hour. It's already faced the events, time to be a rush decision and require the application programmed to drive a life had not been allowed. Battle as in the daily business of government, the importance of this work by night or by day, each time offering him as being wanted. Sleep was not friendly. From time to time except for his short illness, without seeing the sun does not enter into bed and never sleep. Usually when the pain would sleep. Once said to me: - very short life. Childhood and school life is a part.
    yusuf1234 bunu beğendi.
  5. arzu_asi

    arzu_asi Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    29 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.141
    Beğenileri:
    254
    Ödül Puanları:
    36
    Gerçekçilik

    Çok yönlü bir insan olan Atatürk realistti. Atatürk gerçeği arayan ve onu buldukça da kuvveti ve kudreti artan bir insandı. Hiçbir işi talihe bırakmazdı. Maceracı değil hesapçı idi; açık anlamı ile gerçekçi idi.

    Atatürk 1923 tarihli konuşmasında 2I, “Birbirimize daima hakikati söyleyeceğiz. Felaket ve saadet getirsin, iyi ve fena olsun, daima hakikatten ayrılmayacağız.” demiştir. Keza yine 1931 yılında bir konuşmasında 22, “biz daima hakikati arayan ve onu buldukça ve bulduğumuza kani oldukça açıklamaya cür’et gösteren adamlar olmalıyız.” demek suretiyle hem gerçekçiliğini ortaya koymuş, hem de devlet yöneticilerine bir istikamet göstermiştir.

    Böylece, hayatı boyunca gerçekçi bir yol izleyen Atatürk, yönetici durumunda olan herkesin ve hatta devlet memurlarının da gerçekçi olmasını istemiştir.

    Atatürk, gerek iç politikada gerekse dış politikada hayalciliği daima büyük bir hata olarak kabul etmiştir. O’na göre, “dünyanın bugünkü genel şartları ve yüzyılların dimağlarda ve karakterlerde biriktirdiği gerçekler karşısında, hayalperest olmak kadar büyük hata olamaz. Tarihin anlattığı budur; ilmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir.” 23 Yine Atatürk’e göre, “millî siyaset dediğimiz zaman kastettiğimiz anlam ve işaret etmek istediğimiz hususlardan birisi de, varılması mümkün olmayan amaçlar peşinde milletin zamanını alarak onları zarara uğratmamaktır.”24

    Atatürk, iç politikada olduğu gibi dış politikada da realistti. Hayalci ve maceracı davranışlardan milletin neler çektiğini çok iyi bildiğinden, kazanılan zaferleri tehlikeye sokmamak için azami derecede tedbirli idi.25

    Atatürk’ün gerçekçi olmasının en tabii sonucu, bütün işlerinde aklı ve bilimi esas almasında kendisini göstermektedir.

    D. İleri Görüşlülüğü

    Atatürk, ileri görüşlü bir devlet adamı idi. Zaten büyük devlet adamlarında bulunması gereken vasıflardan birisi de ileri görüşlülüktür.

    Atatürk’ün ileri görüşlülüğünü kelimelerle anlatmak yerine, bu konuda onun yakınında bulunan bazı kişilerin anlattığı anıları ele almak çok daha isabetli olacaktır.

    Kılıç Ali’nin anlattığına göre 26 Mustafa Kemal, Selanik’te yine bir akşam o zaman sıhhiye müfettişi olan eski Hariciye Vekili Dr. Tevfik Rüştü Araş, Nuri Conker, Salih Bozok Beylerle birlikte Olimpiyos birahanesinde oturmuşlar, içerlerken devletin dış siyaseti bahis mevzuu oluyormuş. Bu arada Mustafa Kemal, bir takım acı tenkitler yaptıktan sonra işi latifeye dökmüş ve Tevfik Rüştü Bey’i göstererek:

    “- Bu bozuk siyaseti bir gün doktor vasıtasıyla düzelttireceğim.” deyince yakın ve teklifsiz arkadaşı olan Nuri Conker:

    “- Ne? Ne?... Sen mi düzelttireceksin?”

    diye küçümseyerek sormuş. Bunun üzerine Nuri Bey ile arasında şöyle bir konuşma geçmiş;

    “- Evet, ben doktoru Hariciye Nazırı yapacağım, bütün falsoları ona tamir ettireceğim.”

    Nuri Bey lâtife ederek sormuş :

    “- Demek sen doktoru Hariciye Vekili yapacaksın, o halde ya beni?”

    “- Seni de vali ve kumandan yaparım!”

    Bu konuşmaya hazır bulunan Salih Bozok da karışıyor :

    “- Herhalde bu arada beni de bir şey yaparsınız?”

    Mustafa Kemal, Salih Bey’in bu sualine, biraz düşündükten sonra :

    “- Salih seni yaver yapacağım ve yanımdan ayırmayacağım.”

    cevabını verince Nuri Bey yine dayanamamış, tekrar atılarak :

    “- Allah’ını seversen sen ne olacaksın ki hepimize şimdiden böyle bir takım makamlar veriyorsun?” demiş.

    Mustafa Kemal, Nuri Bey’in sorduğu bu suale gülerek :

    “- Bu memuriyetleri, bu makamları veren ne olursa işte ben o olacağım.” diye cevap vermiş.

    Kılıç Ali’nin açıklamasına göre vaktiyle genç bir subay çağında iken arkadaşları arasında cereyan etmiş olan ve ileri görüşün şayanı hayret bir tezahürü sayılan bu konuşmayı Atatürk, bu arkadaşlarına sık sık tekrar ettirip anlattırırdı.

    Atatürk’ün ileri görüşlülüğü konusunda son derece enteresan bir anıyı da Afet İnan anlatmaktadır : “Tuhaf bir olaydır belki... Mustafa Kemal’in Mussolini’nin Türkiye hakkındaki beyanatlarından birisini okuduğu bir andı. Yine hırslandı ve Mussolini için şöyle söyledi: Memleketi için iyi bir insan değil. Göreceksiniz bunu ayaklarından asacaklar. Ben şaşırmıştım. Ayaklarından asacaklar ne demekti? Nitekim öyle oldu. Bu husus onun öngörüsü müdür nedir bilemiyorum.”27

    Gerçekten Afet înan’ın da belirttiği gibi, Mussolini, İtalyanlar tarafından ayaklarından asılarak öldürülmüştür.
    Atatürk’ün yakın arkadaşlarından olan ve 12 sene onun Hariciye Vekilliğini yapmış bulunan Dr. Tevfik Rüştü Araş, Atatürk’ün hem çalışkanlığını hem de ileri görüşlülüğünü gösteren bir hatırasını şu şekilde anlatmaktadır:28

    “ 1920 yılı, ilkbaharın sonlarına doğru bir gün Mustafa Kemal beni Ankara İstasyonu’nun bitişiğinde ikamet etmekte olduğu evciğe çağırdı. “Yeşil Ordu” adı verilen gizli teşkilat ile ilgili bazı hususları görüştük. Mustafa Kemal o gece bazı arkadaşların da davet edilerek nezdinde toplanmaklığımızı istedi. Öylece de yapıldı. Hatırımda kaldığına göre o gece dokuz, on kişi kadar vardık. Bulunanlar arasında sayın Cumhurbaşkanımızı, merhum Muhtar Beyi, merhum Yunus Nadi Beyi ve Kılıç Ali Beyi iyi hatırlıyorum. Ciddi işler konuşulduğu zaman Atatürk’ün yanında kahveden başka bir şey içilmezdi. Hele alkol asla bulundurulmazdı. O geceki görüşme uzunca sürdü. Bittiği zaman gece yarısını geceli iki saat olmuştu. Toplantıya her zamanki gibi kendisi başkanlık ediyor ve görüşmeleri o yönetiyordu. Ülke dışından ve içinden çeşitli yerlerden ve kişilerden gelen raporlar okunmuş, ülkenin kurtuluşu ile ilgili çeşitli konular konuşulmuş ve aramızda çetin tartışmalardan sonra üzerinde anlaştığımız görüşler ve hatta bazı kararlar sırasıyla yazılmıştı. Görüşmemiz tümüyle sona erdikten sonra o gece için son kahve içilirken Mustafa Kemal bana hitap ederek:

    “- Bugün öğleden sonra bu konular etrafında bir arkadaşla görüşmüş bazı notlar almıştım. Tevfik Rüştü, lütfen köşedeki saksının içinde duran o notları alıp okur musun?” dedi.

    Tabiatıyla istediği kağıdı bulup okumaya koyuldum. Hepimiz hayret içinde kalmıştık. Saatlerce üzerinde konuşarak vardığımız ve kendimizin zannettiğimiz kararların hepsinin tamamiyle aynı olmak üzere o not kağıdında yazılmış olduğunu gördük.”




    Realism with a human Versatile Ataturk was a realist. Seeking truth and found it to Atatürk as a human force and power was increasing. Would not leave the job to no luck. Cheeseparing was not adventurous, open and realistic sense, respectively. Atatürk 2I in the 1923 speech, "each other will always tell the truth. Disaster and bring them happiness, good and evil get, we will not always separated from the truth. "Was also. Ditto again in 1931 in a speech at the 22, "we are always looking for the truth and find it as we find the blood and to explain quite cür'et showing men should be." By means of both realism was put forth, as well as state administrators have shown a direction. Thus, throughout his life a realistic path Atatürk, administrators, and even in the event that everyone has asked civil servants to be realistic. Atatürk, both in domestic politics and external policies of the dreaminess that is always a big mistake
    yusuf1234 bunu beğendi.
  6. arzu_asi

    arzu_asi Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    29 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.141
    Beğenileri:
    254
    Ödül Puanları:
    36
    ancak bu kadar oldu
    yusuf1234 bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş