Atatürk'ün kişilik özelliğini yansıtan bir anı ve bir söz yazabilir misiniz?

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 11. Sınıf' bölümünde Syhn9 tarafından paylaşıldı.

  1. Syhn9

    Syhn9 Üye

    Katılım:
    14 Eylül 2008
    Mesajlar:
    14
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1

    Atatürk'ün kişilik özelliğini yansıtan bir anı ve bir söz yazabilir misiniz? Şimdiden teşekkür ederim=)
  2. stwrn

    stwrn Üye

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    9
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    AtatürK yaveriyle dolasırken bir yaslı amcaya rastlar.yaveri amcaya .-amca gaziyi tanır mısın diye sorar amcanın gozlerinin ici parlar -tanımaz olurmuyum onu Kim tanımaz sacı sakalı birbirine karımıs bir nur yuzlu ihtiyardır der ve ekler cumaları camiiden cıkmak bilmezmiş der
    ATATURK yaverine bakar ve tebessumle ekler-soyleme bırak boyle bilsin ben oldugumu soylersan kim bilir o hayalindeki gazi olmadıgımı gorunce uzulur der (düşünceli ve yufka yürekli)
    Jeliboonn :) bunu beğendi.
  3. stwrn

    stwrn Üye

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    9
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    -geldikleri gibi giderler- yunanlılar istanbula demir atarlarken soylemiştir
    ileri goruslu oldugunu gosterir cunku gercektende isgalci yunanlılar geldikleri gibi gitmislerdir
  4. kara_ozmo

    kara_ozmo Üye

    Katılım:
    27 Eylül 2008
    Mesajlar:
    84
    Beğenileri:
    93
    Ödül Puanları:
    6
    1.Anı örneği

    Atatürk ile ilgili anı örneği :

    "1935 senesinde idi. Atatürk'ün Çanakkale'ye geleceği rivayetleri dolaşıyordu. O zamanlar dünyanın bazı yerlerinde olduğu gibi, memleketimizin de bazı bölgelerinde Yahudiler aleyhinde bir hareket ve ayaklanma baş göstermişti. Bu hal karşısında bütün Museviler mallarını, mülklerini satarak yolculuğa hazırlanıyorlardı. Bunlar, o zaman rivayet olduğuna göre Filistin'e gitmek istiyorlardı. İşte bu sıralarda "Atatürk Çanakkale'ye geliyor!" dediler. Çok sevindim. Çünkü Atatürk'ü daha önce hiç görmemiştim. Heyecanla Atatürk'ün geleceği Balıkesir Caddesi'ne koşarak gittim. Bütün Çanakkale halkı orada toplanmıştı. Ben de bir kenara dikildim. Bu esnada yanımda tesadüfen bulunan birkaç Yahudi'nin fısıltı ile pek hararetli olarak konuştuklarını gördüm. Alakadar olmaya vakit kalmadan karşıdan birkaç otomobil göründü. "Atatürk geliyor!" sözü yeniden ağızdan ağza dolaştı.

    Halkın "Yaşa, Varol!" nidaları arasında Atatürk otomobilinden indi. Alkışlar devam ediyor, o da halkın ortasında ilerliyordu. Garip bir tesadüf ve talih eseri olarak Atatürk bizim önümüze gelince hafif bir duraklama yaptı. Halka bakıyor ve kalabalığı selamlıyordu. Tam bu esnada yanımda bulunan ve biraz evvel fısıltı halinde, fakat hararetli konuşan Yahudilerden biri, ileriye doğru yürüdü ve Atanın önüne atıldı. Muhafızlar mani olmak istediler. Atatürk:

    - Bırakın, gelsin! Dedi.

    Bu Musevi vatandaş, Atatürk'ün önünde ellerini açtı, omuzlarını yukarıya kaldırarak:

    - Paşam bizi kovuyorlar. Biz ne yapacağız? Dedi.

    Atatürk, bu şekilde önüne atılan bu adamın ne demek istediğini ve kim olduğunu derhal anlamıştı. Buna rağmen sordu:

    - Sen kimsin?

    — Ben Paşam, Çanakkale Musevilerinden Avram Palto.

    — Sizi kim kovuyor? Hükümet mi Kanun mu? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle? dedi.

    Bu Musevi vatandaş durakladı, şaşaladı. Biraz sonra kendini toparlayarak cevap verdi:

    - Hayır Paşam, halk kovuyor.

    Atatürk, bu adamın yüzüne dikkatle baktı, gülümsedi ve:

    - Halk isterse beni de kovar, dedi ve yürüdü."






    2.Anı örneği

    YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM

    Bir aralık konu İstiklâl Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dâhil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı:
    - İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.

    Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:
    - Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı.

    Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine mal eden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım.




    3.Anı örneği

    TÜRK ORDULARI BAŞKUMANDANIYIM

    Afyonkarahisar'ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak, geceleyin Mustafa Kemal'in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi, Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti. Yüz, kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı.
    — Binbaşı mısınız?
    — Hayır.
    — Albay mı?
    — Hayır.
    — Korgeneral mi?
    - Hayır.
    — Peki nesiniz?
    — Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım! Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi:
    - Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil de!
    !!!DÖNDÜ!!! ve Jeliboonn :) bunu beğendi.
  5. tgce gndede

    tgce gndede Üye

    Katılım:
    12 Ekim 2010
    Mesajlar:
    20
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    çok teşşekür ederim Allah razı olsun sizden:)
  6. !!!DÖNDÜ!!!

    !!!DÖNDÜ!!! Üye

    Katılım:
    11 Aralık 2011
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    atatürk ün kişilik özelliği ile ilgili anıları

    :330:

    Atatürk ile ilgili anı örneği :

    "1935 senesinde idi. Atatürk'ün Çanakkale'ye geleceği rivayetleri dolaşıyordu. O zamanlar dünyanın bazı yerlerinde olduğu gibi, memleketimizin de bazı bölgelerinde Yahudiler aleyhinde bir hareket ve ayaklanma baş göstermişti. Bu hal karşısında bütün Museviler mallarını, mülklerini satarak yolculuğa hazırlanıyorlardı. Bunlar, o zaman rivayet olduğuna göre Filistin'e gitmek istiyorlardı. İşte bu sıralarda "Atatürk Çanakkale'ye geliyor!" dediler. Çok sevindim. Çünkü Atatürk'ü daha önce hiç görmemiştim. Heyecanla Atatürk'ün geleceği Balıkesir Caddesi'ne koşarak gittim. Bütün Çanakkale halkı orada toplanmıştı. Ben de bir kenara dikildim. Bu esnada yanımda tesadüfen bulunan birkaç Yahudi'nin fısıltı ile pek hararetli olarak konuştuklarını gördüm. Alakadar olmaya vakit kalmadan karşıdan birkaç otomobil göründü. "Atatürk geliyor!" sözü yeniden ağızdan ağza dolaştı.

    Halkın "Yaşa, Varol!" nidaları arasında Atatürk otomobilinden indi. Alkışlar devam ediyor, o da halkın ortasında ilerliyordu. Garip bir tesadüf ve talih eseri olarak Atatürk bizim önümüze gelince hafif bir duraklama yaptı. Halka bakıyor ve kalabalığı selamlıyordu. Tam bu esnada yanımda bulunan ve biraz evvel fısıltı halinde, fakat hararetli konuşan Yahudilerden biri, ileriye doğru yürüdü ve Atanın önüne atıldı. Muhafızlar mani olmak istediler. Atatürk:

    - Bırakın, gelsin! Dedi.

    Bu Musevi vatandaş, Atatürk'ün önünde ellerini açtı, omuzlarını yukarıya kaldırarak:

    - Paşam bizi kovuyorlar. Biz ne yapacağız? Dedi.

    Atatürk, bu şekilde önüne atılan bu adamın ne demek istediğini ve kim olduğunu derhal anlamıştı. Buna rağmen sordu:

    - Sen kimsin?

    — Ben Paşam, Çanakkale Musevilerinden Avram Palto.

    — Sizi kim kovuyor? Hükümet mi Kanun mu? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle? dedi.

    Bu Musevi vatandaş durakladı, şaşaladı. Biraz sonra kendini toparlayarak cevap verdi:

    - Hayır Paşam, halk kovuyor.

    Atatürk, bu adamın yüzüne dikkatle baktı, gülümsedi ve:

    - Halk isterse beni de kovar, dedi ve yürüdü."






    2.Anı örneği

    YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM

    Bir aralık konu İstiklâl Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dâhil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı:
    - İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.

    Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:
    - Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı.

    Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine mal eden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım.




    3.Anı örneği

    TÜRK ORDULARI BAŞKUMANDANIYIM

    Afyonkarahisar'ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak, geceleyin Mustafa Kemal'in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi, Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti. Yüz, kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı.
    — Binbaşı mısınız?
    — Hayır.
    — Albay mı?
    — Hayır.
    — Korgeneral mi?
    - Hayır.
    — Peki nesiniz?
    — Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım! Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi:
    - Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil de![/QUOTE]
  7. oyunbozan

    oyunbozan Üye

    Katılım:
    9 Ekim 2010
    Mesajlar:
    32
    Beğenileri:
    40
    Ödül Puanları:
    0
    yurtta sulh, cihanda sulh !

Sayfayı Paylaş