Atatürk'ün Müzik Anlayışı

Konu 'Müzik Kulübü' bölümünde Desert Rain.* tarafından paylaşıldı.

  1. Desert Rain.*

    Desert Rain.* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    6 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    3.421
    Beğenileri:
    2.918
    Ödül Puanları:
    0

    Atatürk'ün Müzik Anlayışı


    İnsanlığın ortak dili olarak müzik, yine insanlığın ortak mirası olan uygarlık yolundaki konum ve katkıların da göstergesidir.
    ATATÜRK; müziği, ulusların kültürel kimliğinin kazanılması, korunması, tanıtımı ve kuşaklara aktarılmasında en etkin unsurların başında görüyordu.
    Büyük ATATÜRK, Türk müziği politikasının sağlam temellere dayandırılması için temel ilkeleri tespit ediyor, Türk milletinin güçlü bir müzik potansiyeline sahip olduğunu bilerek, bu müziğin layık olduğu biçimde, çağdaş medeniyet kurallarına göre geliştirilmesini istiyor, Türk gençliğine ve sanatına yeni ufuklar açıyordu. Sanatta ve kültürde köklü bir geçmişe sahip olan Türk milletinin lâyık olduğu seviyeye ulaşması, onun temel emeli ve idealiydi.
    Milli ve yerel duygularla harmanlanmış ifadeler evrensel boyut kazanmalı, ulusal müziğimiz aynı zamanda yalnız ülke içinde değil, uluslararası alanlarda da seslendirilebilir olmalıydı.
    ATATÜRK, bir müzisyen olmasa da derin bir müzik kültürü ve anlayışına, zevkine sahipti. Müziği seviyordu. Şu sözleri bunu anlatmaktadır:
    "Müzik, yaşamın bir parçası değil kendisidir. Yani 'Hayat Müziktir.' Müzik ile alakası olan tek varlık0 insandır. Müziksiz bir hayat da zaten mevcut değildir."
    Evet ATATÜRK ne kadar da haklıydı; müzik hayatın neşesi, ruhu, sevinci, kendisiydi. Ancak, müziğin türü üzerinde dikkatle durulmalı, düşünülmeliydi.
    ATATÜRK, Türk müziğine alaturka damgasını vuranlardan değildi, hele Arap, Fars ve Bizans müziklerinden etkilenmiş olduğu görüşünü asla kabul etmemişti.
    ATATÜRK, o günlerde dinlenilen Türk müziğinin, halkın duygularını, zevklerini, kültürünü yansıttığını düşünmüyordu. Geleneksel tek sesli müziğimiz, 17 ve 18. yüzyıllarda özel yapısı içinde büyük bir gelişme göstermişti. Ancak, 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişimini ve gücünü yitirmişti.
    ATATÜRK bir konser sonrası yaptığı konuşmada;
    "Halkın da müzik ihtiyacını düşünmek gerekir. Bize yeni bir müzik türü lazımdır. Bu müzik özünü halk müziğinden alan, çok sesli bir müzik olacaktır. Halkın müzik zevkinin gelişmesi için batı müziğine alışması ve bu müzikten hoşlanması için, köklü bir müzik eğitimine ihtiyaç vardır. Ulusun ince duygularını, düşüncelerini anlatan yüksek deyişlerini, söyleyişlerini toplamak, onları genel müzik kurallarına göre işlemek gerekir, ancak Türk ulusal müziği böyle yükselebilir, evrensel boyuta ulaşabilir. Kültür Bakanlığının buna yeterince önem vermesini, kanunlarla desteklenmesini dilerim." demektedir.
    Ancak seneler boyunca dinlenen ve dinledikçe insanda farklı duygular uyandıran, büyük bir huzur ve keyif veren, hem köklü geleneklerimize uygun, hem de yetişmiş büyük üstatlar sayesinde ayrı bir ekol olan Türk sanat müziği, maalesef Cumhuriyet dönemiyle esas yerini ve kıymetini bulmuş, sarayların kapılı kapılarından dışarı açılarak halka daha yakın olabilmiştir. Çok sesli müziğin yanı sıra bizim köklü tarihimizin ve içimizdeki duyguların dışa vurumlarını tam olarak yansıtan halk ve sanat müziğimiz daima müzik kültürümüzde gelişmeye devam edecektir.

    SON SÖZ
    "Bir çok defa Türk müziğinin tam haysiyetini bulamıyoruz. İşte bu dinlediğimiz müzik hakiki bir Türk müziğidir ve hiç şüphesiz yüksek bir medeniyetin müziğidir. Bu müziği dünyanın anlaması,duyması lazımdır. Onu bütün dünyaya anlatabilmek için, bizim milletçe bugünkü medeni dünyanın seviyesine yükselmemiz gerekir."

Sayfayı Paylaş