Aydınlanma Felsefesi

Konu 'Felsefe' bölümünde EsrarLı_GözLer tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. EsrarLı_GözLer

    EsrarLı_GözLer Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    7 Aralık 2007
    Mesajlar:
    1.954
    Beğenileri:
    397
    Ödül Puanları:
    36

    Aydınlanma







    Aydınlanmacı siyaset
    Aydınlanma çağı düşünürleri Avrupa’nın her yerinde XVIII. yüzyıl düşünce akımını -Aufklarung, Enlightenment, Illuminismo, Ilustraciön, Verlichting, Pmsvechtchenie, Oswiecenie...- temsil etseler de çeşitli ülkelerdeki konumları tarihsel olarak birçok farklılıklar gösterir. Ayrıca bu düşünürlerin türdeş bir düşünsel alan sunduklarını, düşünsel evrenlerinin tek tür olduğunu belirtmek doğru olmaz.

    XVIII. yüzyıl düşünürlerinin genel özelliklerini kavramaya çalışan bakış açısı onların karşıtlıklar göstergesi altında konumlandıklarını görür. Yakından ya da uzaktan insanla ilgili her şeyi açıklamayı ve anlamayı amaçlayan düşünürlerin temel sorunsalının insan olduğu apaçık belirgin olsa da bu araştırmanın genişledikçe karmaşık ve çok yönlü bir niteliğe büründüğünü saptamak da çok çarpıcıdır. Bu nedenle, XVIII. yüzyıl düşünürlerinin tümü parlak, ümit ve yüreklilik doludur; ancak aynı zamanda düşünceler kuşku ve çekincelerin de yer aldığı bir kırılganlıkla örülüdür.

    Bu karşıt yönlülüğü doğrulamak çok kolaydır çünkü Aydınlanma düşünürlerinde kendinden kuşku duymayan güçlü bir usçuluk ve kozmopolitizm düşleyen cömert bir duyarlılık birlikte yer alır. Aydınlanma düşünürleri bilimsellikte atılan adımların kusursuz bir güven kazandırdığı usçuluğun gerekliliklerinin doruk noktasına ulaştığı eleştirel düşünceye sahiptirler. Bu nedenle dünyanın genel düzenlenişinde gizem, mucize, keramet ve doğaüstüne inanmayı kabul etmelerine olanak yoktu.

    Usdışı bir yanlış anlama sonucu ortaya çıkar ve efsaneyle açıklamanın karıştırılmasından kaynaklanır. Böylece, insanın en üstün yetisi” olarak görülen “us” ken dine, kendi yöntemleriyle çevresindeki, dünyayı anlama görevini verir.

    Bu durumda metafizik kurgudan kaçınır çünkü geleneksel varlıksal tanrıbilimin özcü ve sonsuzlukçu özelliğini geçersiz ve tükenmiş bulur. Us, epistemolojik örnekçesini Newton’un deneysel felsefe paradigmasında bulur. Bilgin için anlaşılabilirlik “ne den” sorusunda değil “nasıl” sorusunda yer alır. Öte yandan Aydınlanma düşünürleri, düşünce yi dogmalar içinde kapalı tutmakla suçladıkları geleneksel felsefenin dizge anlayışına karşı çıkar ve dünyaya. açılmaya, insanda ve yetilerinde buldukları yeni ve coşkulu inancı dünyaya açmaya gereksinim duyarlar.

    Bu düşünürlerin hümanizma anlayışı insana ilişkin olan her şey için insan sevgisidir. Temelinde insan sevgisinin, iyilikseverliğin, ilerlemenin, kozmopolitizmin yer aldığı bu hümanizmaya iyimser bir coşku egemendir. Aydınlanma çağı düşünürleri insan dünyasını uslamlama ve düşlemenin birleştiği bir ufukta kurar. Bu yeni bakış açılan ayrıca aydınlanmış düşüncelerin etiği, hukuku, siyaseti yeniden biçimlendirmeyi olanaklı kılar. Ancak, duyarlılık, bu parlak bakışaçılarından hoşlansa da atılımlarında coşumsal sıkıntının habercisi olan sessiz bir kaygı da içerir. Böylece, Aydınlanma çağı düşünürlerinde kuramsal ve uygulamalı güçleri yöneten bir usun gururu ile temel çizgilerini belirledikleri yeni dünya önünde coşan bir duygu çalkantısı birlikte yol alır.

    Bu karmaşık alanda önemli bir yer tutan yargısal- siya sal düşünce söz konusu karşıtsal düzenin en belirgin olduğu alandır.

    alinti
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş