Azmizade Haleti

Konu 'Edebiyat 10.Sınıf' bölümünde ayarciyiz42 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. ayarciyiz42

    ayarciyiz42 Üye

    Katılım:
    17 Kasım 2011
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    Haftaya cumaya lazım.Azmizade Haleti hakkında bilgi verebilir misiniz?
  2. Rüzgar

    Rüzgar Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.028
    Beğenileri:
    875
    Ödül Puanları:
    113
    Yeterli olur mu bilemem ama ..



    (1570-1631)
    Divan şairi. İstanbul’da doğdu. Bilginlerden Rr Mehmed Azmî’nın oğludur. Medresede okuyup genç yaşta müderris oldu. Şam (1502), Kahire (1606), Bursa (1611) ve İstanbul (1614) kadılıklarında bulundu. Anadolu <1623)ve Rumeli Ka*zaskeri (1627), Mısır’da vali kaymakamı oldu. İstanbul’da öl*dü.
    Hâletî, rubaileri İle tanınır. Şiirlerinin temasını aşk teşkil eder. İslâm hukukuna dair eserleri, mensur yazıları ve mek*tupları vardır. Nedim onu “Hâletî evc-i rubâîde uçar ankaa gibi” mısraı ile över.


    Eserleri:
    1. Dîvan (İçinde, 20 kaside, 400 gazel, 540 rubai var), 2. Ahlâk-ı Muhsini (Hüseyin Vâiz’den tercüme), 3. Mihr-ü Müşteri (Babasının yarım kalan mesnevîsidir; Hâletî ta*mamladı), 4. Sâki-nâme (520 beyitlık mesnevi), 5. Münşeat (Mensur).

    İlmî eserlerinden bâzıları:
    1. Menâr Şerhi Haşiye*si, 2. Dürerve Gurer Haşiyeleri, 3. Mugni’l-lebîb Şerhi, 4. Hi-dâye ve Miftah Şerhlerine Tâlikat. [Reşat Nuri Drago "Halet" isimli piyesinde şâirin hayatını işlemiştir.]
  3. Desert Rain.*

    Desert Rain.* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    6 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    3.421
    Beğenileri:
    2.918
    Ödül Puanları:
    0
    Azmizade Haleti

    Azmizade Haleti, 17. yüzyıl Osmanlı âlim ve şâiri. Pîr Mehmed Azmi Efendinin oğlu olduğundan Azmizâde diye bilinir. 1570 yılında doğdu.

    Asıl adı Mustafa olan Hâletî, iyi bir medrese tahsîli görerek yetişti. Hoca Sa’deddîn Efendiden icâzet (diploma) aldı. Yirmi bir yaşında iken kırk akçe maaşla Hâce Hâtun Medresesi müderrisliğine (hocalığına) tâyin edildi. Birçok medresede ve Sahn-ı Süleymâniye’de müderrislik yaptıktan sonra 1602’de Şam, iki yıl sonra da Kahire kâdılığına (hâkimliğine) tâyin edildi. Mısır Emîr-ül-Ümerâsı Hacı İbrâhim Paşa, asker isyânı netîcesinde şehid düşünce onun yerine geçti. Fakat asâyişi temin edemediği için azledildi. İki yıl açıkta kalan Hâletî, 1606’da Bursa kâdılığına getirildi. Bursa’nın, Kalenderoğlu tarafından kuşatılarak yağma edilmesinden sonra şehirden ayrılmak mecbûriyetinde kaldı.

    1611’de Edirne kâdısı olan Hâletî, Yahyâ Efendinin yerine İstanbul kâdılığına getirildi. Daha sonra Mısır kâdısı oldu. Sultan Dördüncü Murat’ın cülûsundan (tahta geçmesinden) bir ay sonra Anadolu kazaskerliğine getirildi ise de bir yıl sonra ayrılmak mecbûriyetinde kaldı. 1627 yılında Rumeli Kazaskerliğine tâyin edilen Hâletî, bir yıl sonra Silistre arpalığı ile emekliye ayrıldı. 1631 yılında İstanbul’da vefât etti. Sofular’da evinin karşısında tâmir ettirdiği mektebin bahçesine defnedildi.

    Meslekî hayatı yüksek mevkilerde geçmekle beraber, gerek devrinin içinde bulunduğu sosyal, idari ve siyasi durum; gerek idare kabiliyetinden mahrum olması, gerekse bazı ters işlerin neticesinde bu mevkîlerde uzun süre kalamamıştır. Talebesi olan Atâî, Şakâyık Zeylinde onun hakkında; “Doğru, çalışkan, ilme ve kültüre son derece düşkün, geniş bilgili, cömert, iyi niyetli, sözü, sohbeti dinlenir bir zât idi.” demektedir.

    Devrinin ileri gelen âlimlerinden olan Hâletî Efendinin ölümünden sonra evindeki kütüphânede bilfiil okunup kenarlarına not konulmuş, açıklamalar yapılmış üç-dört bin eser bulunmuştur. Âlimliği yanında, diğer meşhur bir yönü de şâirliğidir. Hâletî, gazel ve kasîdelerinden çok, rubâîleriyle tanınmış bir şâirdir. Özel ve meslekî hayatında karşılaştığı acılı hâdiseler ve hayâl kırıklıklarından akisler taşıyan Dîvân’ındaki rubâî dışındaki şiirlerinden çoğunluğunda yüksek bir şâir hüviyeti görülmez. Dîvân’ı ve Üçüncü Sultan Mehmed’e sunduğu kasîdesi, edebî bakımdan önemli bir değer taşımakla berâber devrinin Nef’î, Nâbî, Neşâtî gibi meşhur şâirlerinin eserleriyle karşılaştırılınca, nisbeten sönük kalır. Hâletî, tasavvuf konularını, Türk şâirleri içinde hemen hemen hiç kimsenin başaramadığı bir ustalıkla rubailer ile ifâde etmiştir.



    Eserleri

    Azmizâde Hâletî’nin Dîvân’ı yanında çeşitli ilmî eserleri de vardır. Bunlardan bâzıları şunlardır:
    1) Halveti divanı 2) Dürer ve Gürer Hâşiyesi,
    3) Muğn-il-Lebîb Şerhi,
    4) Enîs-ül-Ârifîn fî Tercümet-i Ahlâk-i-Muhsinî,
    5) Hidâye ve Miftâh şerhlerine Ta’likât,
    6) Sâkînâme, Şehnâme vezninde yazılmış yaklaşık 520 beyitten meydana gelmiş uzun bir manzûmedir. On beş ayrı makâleden meydana gelmiştir.
    7) Münşeât: Resmî yazılardan meydana gelen yazı ve mektupları ile kendi hayâtı ve yaşadığı devrin olayları anlatılmaktadır.


    Haletî denince akla gelen 2. kişi birncisi azmısadettinRubâîyât-ı Hâletî’dir. Kâfiyelerini son harflerine göre tertib etmiştir. Meşhur Şâir Nedim bile onun için:

    “Hâletî, evc-i rubâîde (rubâî burcunda) uçar ankâ gibi” demektedir.

    Bir rubai örneği-------

    Esrârını dil zaman zaman söyler imiş
    Hengâme-i gamda destan söyler imiş
    Aşk ehli olup da mihnet-i hicrâne
    Ben sabr iderin diyen yalan söyler imiş
    -Günümüz türkçesiyle-

    Gönül,sırlarını zaman zaman söylermiş.
    Gama düştüğü zaman destan söylermiş.
    Âşık olup da ayrılık acısına,
    Ben sabrederim diyen yalan söylermiş.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş