Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk-İskender Pala

Konu 'Kitaplar, Yazarlar, Entellektüel' bölümünde by_firar tarafından paylaşıldı.

  1. by_firar

    by_firar Üye

    Katılım:
    22 Kasım 2008
    Mesajlar:
    224
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    19

    İyi olandan başlamak, iyi olanı telaffuz etmek temel prensibimiz olmalı. Hele ki tarihe doğru bir yolculuk yapıyorsak geçmişimizin güzelliklerle dolu olmasına rağmen bir takım çirkinliklerden bahsetmek hiç de hoş değil.
    Tarihimizin ve kültürümüzün bir değerler bütünü var. Bu değerler bütünü genç nesillere ne miktarda aktarılabilirse o oranda sağlam bir toplum elde ederiz.
    Hırsla ifşa faaliyetine giren sanatçı yetişen genç nesillere geçmişi konusunda bir güzellik sunamaz.
    Elbette bizim toplumumuzun geçmiş yaşantılarında da hatalar olmuştur. Bu yanlışlıkların yanında hatta kıyas bile edilemeyecek ölçüde doğrular, güzellikler yaşanmıştır.
    Sanatçı ille de tarihin bahçesinde bir gezinti yapacaksa bize sadece güller dermeli, sadece çiçekler sunmalıdır.
    Evet, İskender Pala’nın “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” romanı yaklaşık dört yüz elli sayfadan oluşan alışık olduğumuzun ötesinde bir roman.
    Yazar bu romanda Osmanlı’nın, tarihçilerin ifadesi ile hem maddi hem de manevi büyümesini tamamlayıp çöküşe geçtiği dönemlerindeki bir takım yaşanmışlıkları kendi penceresinden anlatmaya çalışıyor.
    Haklı birtakım eleştirilerini romanın akışı içerisinde yaparken, bir yandan da hep güzel yanları ile dinlediğimiz Osmanlı toplumundan bize yansıyan ışığa gölgeler düşürerek ışığımızı kesiyor. Tarihimizden derleyip genç nesillere sunacağımız çiçek demetlerinin yanına dikenleri ve ayrık otlarını da ekliyor.
    Aslında bu durumu aynı romanın içinde de bizzat kendisi ifade ediyor. “Roman, evlerin damını açıp okuyucuyu yatak odasına götüren bir mahremiyetsizlikti sanki… Roman bir ifşadır… Roman olağanı dillendiriyor çünkü sınıf kavgaları ile çalkalanan bir topluma roman çok şey verebilir, ama problemlerini halletmiş bir devlet için şiir varken romana neden gereksinim duyulsun?!..”
    Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk romanının birçok kahramanı olmakla birlikte esas kahramanı Dicle nehrinin kıyısında yetişmiş bir çilek.
    Arap kızı Leyla tarafından dalından koparılarak dudaklarına götürülmüşken yenmemiş bir çilek. Bu çilek daha sonra kâğıt yapımında kullanılmış ve şair Fuzuli’nin eline bir kâğıt demeti olarak geçmiştir. Şair Fuzuli bu kâğıt demetinin üzerine “Leyla ile Mecnun” hikâyesini yazmıştır. Bu merhaleden sonra kahramanımız el yazması bu kitaptır.
    Şair Fuzuli Kanuni Sultan Süleyman Bağdat’a girdiği zaman Bağdat İlimler Akademisi Kütüphanesinde araştırma yapmaktadır. Kütüphaneci esrarengiz biridir. Daha sonra öğreneceğimize göre BC üyesidir. Babil Cemiyeti; yedi bilge rahipten oluşmaktadır. Cemiyet uzay araştırmaları ile ilgilenmektedir.
    Kral Nabukadnazar’ın torunlarından olan kral Nippin döneminde altı tanesi “kâfirce keşiflerde bulundukları” gerekçesi ile öldürülmüştür.
    Hasta annesini ziyarete giden rahip Arşiya Akeldan diğerlerinin öldürüldüğünü kölesinden haber alarak uzay araştırmalarından elde edilen tüm bilgileri ve bir miktar hazineyi kendisi ile birlikte bir tapınağa saklar.
    Daha sonra yapılacak uzay çalışmalarına bilge insanların devam edeceğini düşünerek bir hançere tapınağın şifrelerini işler.
    Bu hançer nesilden nesile bilge(!) insanların elinde dolaşır. Bu işle ilgili herkes de cemiyet üyesidir.
    Şair Fuzuli araştırmalarını tamamlayıp kütüphanecinin kendisine emanet ettiği hançeri de alarak yurduna döner ve hikâyeyi yazar. Fuzuli bu hançerin şifrelerinden bir kısmını kitabın satırları arasına gizler.
    BC üyelerinin yüzyıllar boyu peşinden koştuğu bu kitabın serüveni romanın konusudur artık.
    Bu serüven anlatılırken Batı ve Doğu çeşitli yönleri ile anlatılmıştır.
    “…İnsanların toprakla beraber alınıp satıldığı bir ülkeydi burası ve bilim yalnızca papazların tekelindeydi. Katedrallerin dehlizlerinden geçilen atölyelerinde kitapları kopyalayan, çoğaltan ve yazanlar yalnızca din adamlarıydı. Burada düşünmek ve yazmak, dini tam bilmeyen halka bırakılamayacak kadar yüksek bir ayrıcalık sayılıyordu.”
    “…Bunlar tam bin yıl önce Roma başpiskoposu ile papaz ve rahiplerin “Burada Tanrı’nın işine ortak koşuluyor” diyerek yaktırdıkları İskenderiye Kütüphanesinden kaçırılan kitaplar ile daha sonra İslam bilimcilerinin hazırladıkları tıp ve felsefe yazmalarının fasikülleri…”
    Uzun yüzyıllar Doğu’yu Osmanlı temsil etmiştir. Osmanlı kitapta geçen zaman ve mekânın merkezidir. Osmanlı iyisi ve kötüsü ile anlatılmıştır. Özellikle kitabın sonlarına doğru adeta bir Osmanlı şiiri ve şairleri panoraması göze çarpar.
    “… “Tıpkı Arap’ta olduğu gibi Anadolu’da da şairler güzele ulaşmak için hep yenilik peşinde koşuyor.” diye söze başladı Nabi Efendi…”
    “…Bikr-i mazmun ve Bikr-i mana için taze fikirler arayıp durmadalar şimdilerde. Hanlar hanı Kanuni Süleyman çağına kadar Anadolu’nun söz ustaları İran şiirini güzel kabul etmişler ve taklide yönelmişlerdi. Çünkü o zaman bu şiirler bizim için yeniydi.
    Edirneli Necati Bey ve Fatih Sultan Mehmet’in veziri Ahmet Paşa ile başlayan bu güzellik ve taze mazmun arayışı Kanuni çağında Zati, Yahya Efendi, Baki, Hayali gibi ustalarımızın elinde bir kat daha süzülerek şekil buldu. Ama hepsinden önemlisi Bağdatlı Fuzuli üstadımız sanata yeni bir aşk kazandırdı.
    Artık derin hisler, ince hayaller, muntazam fikirler, zengin ahenk, ustaca söyleyiş ve kişisel üsluplarla Anadolu şiiri bütün Osmanlı coğrafyasını kapladı. Şiire ve şairlere özgü kitaplar yazılmaya başlandı sonra. Sahi Bey, Âşık Çelebi, Hasan Çelebi, Kastamonulu Latif Efendi ve diğerleri sökün edip geldiler birer ikişer…”
    Osmanlı’yı ve onun çöküş yıllarında İstanbul’u, Batı’yı, aşkı “Divan Şiirini Sevdiren Adam” İskender PALA’dan dinlemek isteyeceklere tavsiye edilir. Medeniyet denilen mefhumun toplumlar arasında bir tahterevalli misali geçişi ve bu geçişi hazırlayan sebepleri romanın akışı içerisinde hissettiren bir kitap.
    Akıcı bir dil, merak uyandıran bir serüven olması nedeniyle okumaktan zevk alınacak bir anlatım. Divan şiiri ve şairleri konusunda da genel kültür boyutunda doyurucu bir kitap.

Sayfayı Paylaş