Bağdatlı Ruhi (Divan Şairi)

Konu 'Edebiyat 10.Sınıf' bölümünde Moderatör Bahadır tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Bahadır

    Moderatör Bahadır Süper Moderatör Yönetici Süper Moderatör

    Katılım:
    27 Şubat 2012
    Mesajlar:
    535
    Beğenileri:
    159
    Ödül Puanları:
    43
    Yer:
    Adana

    16. asrın büyük şairlerinden biri olan Bağdatlı Ruhi’nin asıl adı Osman’dır. Bu şairin, Kanuni ordularıyla Bağdat’a giden Anadolulu bir askerin oğlu olduğu bilinmektedir. Divanındaki şiirlerinden kendisinin de bir sipahi olduğu anlaşılmaktadır.

    Şairin, tezkireci Ahdi, Fuzûlî’nin oğlu Fazlı ile ve yine başta Bağdat şairleri olmak üzere devrinin birçok devlet büyüğü, alim ve şairi ile arkadaşlıkları ve dostlukları olmuştur. Ruhi’nin etkisi altında kaldığı şairler arasında Fuzûlî’nin önemli bir yeri vardır. Askerliği, savaş meydanlarındaki zaferleri öven, Türk kahramanlık şiirleri arasında da yerini almış lirik manzumelerine karşın Ruhî, eserlerinde ortaya koyduğu tenkit ve fikirleri ile dikkat çekmektedir. Şiirlerinde kullandığı dilin sadeliği, halk kelime ve tabirlerini zevk ve alışkanlıkla kullanışı orduya mensup saz şairlerinin üslubunu andırır.

    Özellikle gezip yaşadığı Irak ve Şam bölgelerindeki idari sistemin ve sosyal hayatın; din ve ahlak anlayışının aksayan taraflarından yola çıkarak söylediği satirik mısralar (eleştirici bir anlatım) Ruhi’nin diğer şiirlerinde de görülür. Fakat onun bu sahada en tanınmış ve çığır açmış eseri, 17 bent halinde kaleme aldığı, büyük Terkib-i Bend manzumesidir. Ruhi’nin Terkib-i Bendi daha 17. asrın ilk yıllarından başlayarak büyük takdir ve alaka toplamış ve Türk Divan Edebiyatında özel bir terkib-i bend tarzı oluşmuştur.

    Başta Şeyh Galip olmak üzere Ziya Paşa ve Muallim Naci gibi gerek Divan gerek Tanzimat Edebiyatının önemli şairleri tarafından bu Terkib-i Bende nazireler yazılmıştır. Ruhi’nin Terkib-i Bendi, Divanından ayrı olarak birkaç defa basılmıştır.



    KASÎDE

    (ilk 11 beyit)

    Devrden peymne-i mihr ü vefâ eksilmede
    Kalb-i ehl-i hâlden zevk u safâ eksilmede

    Dem-be-dem yüz tutmada meclis perişân olmağa
    Encümenden bâde-i behcet-fezâ eksilmede

    Sâz ü söze kalmadı evvelki gibi meylimiz
    Ya’ni dilden ârzû başdan hevâ eksilmede

    Tab’ı kılmakda gubâr-âlûde cevr-i rûzgâr
    Safvet-i âyîne-i âlem-nümâ eksilmede

    Çeşm-i pür-nemde safâdan gayrısı urmakda mevc
    Gönlümüzde derd ü gamdan mâ-adâ eksilmede

    Geçmede vakt-ı şebâb ü gelmede eyyâm-ı şîb
    Gitmeden dilden safâ gözden cilâ eksilmede

    İyş ü nûşa şevkımiz gitdikçe noksân bulmada
    Bezmimizden gün-begün ol meh-likaa eksilmede

    Bâdedir gerçi devâ-yı derd ü gam ammâ ne sûd
    Devrimizde ehl-i derd artub devâ eksilmede

    Ey dirîngaa ekserî halkın cefâ üstündedir
    Bu vefâsız dehrden ehl-i vefâ eksilmede

    Olmada mihr ü muhabbetden müberrâ hass ü âm
    Cem’olub ağyâr ü yâr-ı zî-vefâ eksilmede

    Bir gönül eğlencesi yâr isteriz girmez ele
    Gam hücum etmekde yâr-ı gam-zedâ eksilmede




    TERKÎB-İ BEND’DEN
    (Birinci bend)

    Sanmam bizi kim şîre-i engûr ile mestüz
    Biz ehl-i harabâtdanuz mest-i Elest’üz

    Ter-dâmen olanlar bizi alûde sanur lîk
    Biz mâil-i bûs-i leb-i câm ü kef-i destüz

    Sadrın gözedüb neyleyelim bezm-i cihânın
    Pâ’yi hum-i meydir yirimüz bâde-perestüz

    Mâil değiliz kimsenin âzârına ammâ
    Hâtır-şiken-i zâhid-i peymâne şikestüz

    Erbâb-i garez bizden ırağ olduğu yeğdir
    Düşmez yare zirâ okumuz sâhib-i şeştüz

    Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyuz
    A’lâlara a’lâlanuruz pest ile pestüz

    Hem-kâse-i erbâb-ı dilüz arbedemiz yok
    Mey-hânedeyüz gerçi velî ışk ile mestüz

    Biz mest-i mey-i mey-kede-i âlem-i cânuz
    Ser-halka-i cem’iyyet-i peymâne-keşânuz

    Bİ Tesekkur Edersenız Mutlu Olurum. :dil2: :gap:

Sayfayı Paylaş