Bakmaklar

Konu 'Alıntı Şiirler' bölümünde P!NqUeEn <3 <3 tarafından paylaşıldı.

  1. P!NqUeEn <3 <3

    P!NqUeEn <3 <3 Üye

    Katılım:
    29 Mart 2010
    Mesajlar:
    747
    Beğenileri:
    168
    Ödül Puanları:
    0

    Donyağından yapılmış sabunların
    ürkütüp sindirdiği gözlerim vardı - ağır -
    ağır yani çoraplı ve sürgün doğmanın
    ...taşınmaz kıldığı.
    Ben şenlikçisiydim pıhtı kanın
    keten helvacılardan, bileycilerden
    rugan çizme giyilen çağlardan geçerdim
    barutun ve susamanın güzelliğiyle
    tek yatmanın akmayan yüzüyle geçerdim.
    Oraya, göğsüme iliklediğim hayvanı ayartmadan
    direnmenin mayasını ellemeye.
    Gün dönerdi, benzi solardı kahkahamın
    kapardım kapımı gevşeyen bir yanımla
    ve hergece yatağımda bir engerek bulmanın
    süregen iğrentisiyle dolardım, sesim
    öylece - Kusmuk Gibi - kalırdı ağzımda.

    Çünkü heryerde bir göğün ufak kaldığı vardı
    - akşama özgü göğsümü açardım
    ey mutlu seri penceresi doğanın -
    heryerde köpeksi koklaşmaların sürüp gittiği vardı
    uyurken bir kadına doyar gibi kanardı ayaklarım
    kanardı ve bir irin seliyle boğulurdum hersabah.

    Oysa babam bilirdi yaşadığını aptes alırdı çünkü
    anlatacak şeyleri vardı, eğilip kalkmaları
    dualar okuması, doğum sancılarıyla bırakıp gitmesi anamı.
    Ah, göğe uzatıyorum bir cumartesiyi
    hayın bir çalgıyı kuşanıyorum göğün huysuz kuşlarıyla
    GÖK! Bir kahkahaya geçirdikçe dişlerimi
    bir tabut kalmıştır akşam olmaya
    bir tabut beklenen bir aydınlıktır
    beklenen bir ses gibi avlularda.
    Anam kirliserin penceresinde doğanın
    uykusu ayaklanır kanı birikir saçlarına
    gözlerine uyuşuk bir hınç siner artık
    ölü bir erkeği almıştır yatağına
    o soğuk ölüyü, o kurutulmuş anıyı
    birdenbire benim ağzıma takılır herşey
    giderim akşama özgü göğsümü açmaya.

    Ben nereye adımı yazsam
    nereyi göstersem parmaklarımla
    orası şapkalar yüklü bir vagondur,
    nerede daralmış görsem bir adamı
    akşamın güzel buğusunda eli-ayağı tutulmuş
    bir çiçeğe uzanırken utandığını görsem
    işte iğrentim yayılıyor derim, işte sırtlanlar soluyor ellerimde
    kuşlar çoktan kapamışlar tarlalarını.
    O zaman bir üzünç aralığında - herkes gibi - başlar korkum.

    Ey irin mutluluğu!
    Ey durmayıp ağrıyan kemiği usumun!
    Uğunursam beni hazdan delirten hayvanın ortasında
    ben koşarken derelerde birikirse çocukluğum,
    ***liğim birikirse sesimin o hıncahınç boşluğunda
    coşkunun en sağlam atıyla geliyorum
    sövgüm büyüyor, ağartıyor günümü.
    TAN! Ölü bir keçiyle saçlarımı taramanın vaktidir
    sarı bir bilincin ötesini ellemek istemenin
    bir üzümç aralığındayız artık TAN!
    savulun, çıplaklığım geliyor ardımdan.

    1964
    İsmet Özel

Sayfayı Paylaş