ben seni kendime yasakladım

Konu 'Alıntı Şiirler' bölümünde arzu_asi tarafından paylaşıldı.

  1. arzu_asi

    arzu_asi Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    29 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.141
    Beğenileri:
    254
    Ödül Puanları:
    36

    [​IMG]


    ben seni kendime yasakladım
    bütün gün odamı temizliyorum
    sevdiğim bir tenor var
    akşamları onu dinliyorum
    gördüğüm bütün kötü düşleri görmezden geliyorum
    adı konmamış duygularla dolar ya bazan insan
    onlara birer isim uyduruyorum

    ne zaman makas değiştirse bir tren
    mutlaka bir sigara yakıyorum
    (çakmakla değil, kibritten hoşlanıyorum)
    istasyon şefi beni çok seviyor
    onunla her akşam bir büyük deviriyorum

    sonra kuşları düşünüyorum
    (isimlerini bilmem, bir kaçı dışında)
    duvar kağıtlarını her sabah değiştiriyorum
    (ne yapayım, havai bir adamım)
    mümkün olduğu kadar acıkmamaya çalışıyorum

    unutmadığım günler işe gidiyorum
    (o kadar az kazanıyorum ki)
    insanlarla hiç yüz vermiyoruz birbirimize
    halbuki ben onlarla saatlerce konuşmak istiyorum

    evime otobüsle dönüyorum
    (mavi bir otobüs var, ben hep onu bekliyorum)
    şoföre kartımı gösterirken
    kendimi fbi ajanı gibi hissediyorum
    (şoför o kadar güleryüzlü biri ki, her seferinde
    bu kadar olur diyorum)

    sonra çırılçıplak soyunup kitap okuyorum
    havalar çok sıcak gittiği için değil
    ben öylesinden hoşlanıyorum
    Bir de balıklarım var, ama bir akvaryumum olmadığı sürece
    onlarla iyi ilişkiler kurabileceğimi sanmıyorum.

    bazan biraz borç veriyorum kendime
    (ama geri ödediğimi hiç anımsamıyorum)
    yağmura ayıp olmasın diye
    şemsiye falan da kullanmıyorum

    hafızam pek güçlü değilse de
    hiç olmazsa adımı unutmamaya çalışıyorum
    unutunca ehliyetime bakıyorum
    (sanki bir ehliyetim varmış gibi)
    çok sıkışınca anneme soruyorum
    (her seferinde gözyaşlarına boğuluyor nedense
    halbuki ben biraz gülsün diye böyle yapıyorum)

    tıraş olmayı pek sevmiyorum
    (gerek saç; gerekse de sakal)
    mahallede bana robinson diyor olabilirler
    bunu arada bir araştırıyorum

    bazan bir yangın çıkartsam diyorum
    (ne yapayım sabotaj sözcüğünü çok seviyorum)
    acaba beni kurtarmaya birisi gelir mi
    acaba sokak köpekleri yokluğumu farkeder mi
    onlara her görüşümde biraz bozuk para veriyorum
    bu yüzden beni her seferinde ısırıyorlar
    (doğrusu ben de onlara hak veriyorum)

    sık sık tek başıma yaşadığımı zannediyorum
    halbuki her gün bir sürü insanla karşılaşıyorum evin içinde
    (bir sürü dediysem, o kadar da abartmayın, en fazla birkaç kişi)
    onlarla her seferinde yeniden tanışıyorum
    bu yüzden bana diş biliyor olabilirler
    (ama haksızlar mı allahaşkına, siz söyleyin)

    felsefeyi pek sevmiyorum
    aristo’yla da kant’la da da pek sık görüşmüyorum
    arada bir telefon açıp yemeğe çağırıyorlar
    sıkılacağımı bildiğim için gitmiyorum

    ama iş şiire gelince çok şey değişir
    bütün şairlerle iyi geçiniyorum
    (gerçi bazıları ödünç uyak istiyor benden ikide bir
    kendi uyaklarınızı kendiniz uydurun bence diyorum)

    bazan bütün bir yaz geçiyor ben denize girmiyorum
    (ne yapayım, belki de ıslanmaktan hoşlanmıyorum)
    ama deniz kenarında dolaşmayı çok seviyorum
    (dönüşte bütün ayakizlerimi toplayıp çöp kutusuna atıyorum)

    aslında senin beni anladığından da emin olamıyorum
    (tamam tamam, ben de sana pek ipucu vermiyorum)
    bunu bana iki de bir kızmandan anlıyorum
    o zaman tarafsız olmaya çalışıyorum
    (ama nedense her seferinde kendimi haklı buluyorum)


    bazan çok güzel kızlarla çıkıyorum
    (ama hiçbiriyle de tek kelime konuştuğum yok)
    birkaç gün içinde terk ediyorlar beni
    ben de ıslık çalarak oradan uzaklaşıyorum

    mavi rengi çok seviyorum
    gözkapaklarımı maviye boyuyorum
    ne zaman markete gitsem
    birkaç mavi yumurta alıyorum

    kör olmaktan çok korkuyorum
    o zaman oturup biraz ağlıyorum
    televizyonu açıp konuyu değiştirmeye çalışıyorum
    bir kıymık batmasın diye
    sokaklarda gözü kapalı yürüyorum
    (vatmansız bir tren gibi)

    sana hiç laf söyletmiyorum
    mesela, birisi beni hiç sevmediğini söyledi değil mi
    (bu ben de olabilirim)
    onu hemen oracıkta öldürüyorum
    (sonra isa geliyor, biraz mırıldanıyor ve..)

    çocuklarla çok iyi anlaşıyorum
    onlara günün birinde ****rirsem sakın beni
    taşlamayın diyorum
    onlar da hemen söz veriyorlar
    (ama çocukları bilirsiniz, onlara pek de güvenemiyorum)

    çok yakın bir arkadaşım var
    (adının ne olduğunu hala bilmiyorum)
    bazan oturup birlikte içiyoruz
    ona her seferinde kendine bir kız bul artık diyorum
    (nedense o da bana aynı şeyi söylüyor
    tuhaf bir durum, kabul ediyorum)

    şarkı söylemeye çok utanıyorum
    (bütün yüzler bana çevrilecekmiş gibi geliyor)
    çok istersem, biraz gitar çalıyorum
    perdeleri çekip **** gibi dansediyorum
    (kapı da sımsıkı kapalıysa)

    İnsanlar durmadan konuşuyor
    (ben kesinlikle cevap vermiyorum)
    Başkalarının bu kadar akıllı oluşuna şaşıyorum
    Nasıl olup da her şeyi biliyorlar
    (bense hemen hemen hiçbir şey bilmiyorum,
    buna da ayrıca şaşıyorum)

    aynaya pek sık bakmamaya çalışıyorum
    (söylemiştim, epeyce borcum birikti kendime)
    ya da belki ismimi sorar da bilemem diye korkuyorum
    (yanlış hatırlamıyorsam bundan da biraz söz etmiştim)
    ben de saçlarımı el yordamıyla tarıyorum
    tıraş olmak içinse berbere gidiyorum
    (tahmin edersiniz, aynaya sırtımı dönüyorum)

    canım seni görmeyi çok isterse
    oturup bir resmini yapıyorum
    (sana benzetebildiğimi pek söyleyemem)
    sonra kendime bir votka hazırlayıp
    sana annabell lee’yi okuyorum
    (bu şiirde ne buluyorsun hiç anlamıyorum)

    dışarıda yağmur yağmıyorsa acayip bozuluyorum
    oturup ilyada’yı ezberlemeye çalışıyorum
    o sırada telefon falan çalarsa
    kesinlikle cevap vermiyorum

    bazan canım gerçekten sıkılıyor
    o zaman kendime biraz içki koyuyorum
    ışıkların hepsini kapatıyorum
    ilk yudumu hep senin şerefine içiyorum
    (bir keresinde unutmuştum bunu, saklamıyorum)

    o gün seninle karşılaşmışsak
    mutlaka oturup bunu not ediyorum
    (üzerinde ne vardı, gülümsüyor muydun)
    eğer birini sana benzettiğimi fark etmişsem
    yazdıklarımı hemen o an yırtıyorum

    bazan bütün gün şiir okuduğum oluyor
    (kan dolaşımım biraz hızlansın diye)
    örneğin bu sabah aynı şiiri yirmi defa okumuşum
    (yine de ezberleyemedim, işte buna çok içerliyorum)

    o gün günlerden Cuma’ysa
    mutlaka biraz gülümsüyorum
    en güzel giysilerimi giyip sokağa çıkıyorum
    kızın biri şöyle alıcı gözle bakarsa bana
    bu iş bu kadar deyip evime dönüyorum
    (yanlış anlamayın, bunun pek sık olduğunu savunmuyorum)

    bazan eski günlüklerimi karıştırıyorum
    her seferinde kendime hayret ediyorum
    ne acayip bir adammışım ben diyorum
    (sanki şimdi çok normalmişim gibi)
    yine de kendimi bir şekilde bağışlıyorum

    sokaklarda hızlı hızlı yürüyorum
    ya birisi bana saati sorarsa, ya biri el ilanı falan uzatmaya kalkarsa,
    (böyle şeylerden pek hoşlanmıyorum)
    ama bir tatlıcıya rastlamışsam
    mutlaka girip oturuyorum
    ne yiyeceğime bir türlü karar veremiyorum,
    bir iki saat öylece oturup düşünüyorum,
    sonra da hiçbir şey yemeden kalkıyorum,
    (bana sorarsanız, böyle olacağını daha baştan biliyorum)

    kendime biraz mesafeli davranıyorum
    belki de fazla şımartmak istemiyorum
    örneğin her sabah günaydın derim kendime
    ama bazan söylemeyi unutmuş gibi yapıyorum


    insanlarla kavga etmemeye çalışıyorum
    biri bana vurmuşsa başkasına benzetmiş olmalı diyorum
    bir süre bunu itiraf etmesini bekliyorum
    etmiyorsa adam sen de deyip oradan uzaklaşıyorum

    kuşlarla aramdan su sızmıyor
    (gerçi geçen gün bir tanesiyle biraz tartıştık,
    neymiş, bayat yem atmışım önüne, böylesini yiyemezmiş,
    karnı da öyle aman aman aç değilmiş zaten,
    yemezsen yeme dedim ben de, mendebur hayvan,
    onu da bulamayan kuşlar var, bence bunu biraz düşünmelisin)
    (bazı kuşları anlamak gerçekten de mümkün olmuyor)

    barlara gitmeyi pek sevmiyorum
    (dünya gözüme başka türlü görünmüyor)
    eve gelip biraz uzanmayı tercih ediyorum
    gerçi birkaç dakikadan fazla yatamıyorum
    (sanırım biraz sinirli bir adamım)

    bazan gelip benden bir şeyler istiyorsun
    (bir çakmak, bir kitapçık)
    nedense hep bende olmayan şeyleri seçiyorsun
    her seferinde de iki elinle birden kapıya yaslanıyorsun
    (bundan tuhaf bir zevk aldığımı itiraf ediyorum)

    ama ben seni kendime yasakladım
    bütün gün balık avlıyorum
    bazan kendime telefon ediyorum
    nedense hiçbir zaman evde olmuyorum
    (sandığınızdan daha meşgul bir adamım)

    bazıları biraz çatlak olduğumu düşünüyor
    selam bile vermeden yanımdan geçiyorlar
    ben de içimden canınız cehenneme diyorum
    saati sorarlarsa mutlaka yalan söylüyorum

    ne zamandır bir tiyatroya gideyim istiyorum
    (sırf vestiyere bırakabilme zevki için bir şemsiye edinmeye değer)
    ama ya oyun iyiyse de sen kaçırdın diye üzülürsem deyip gitmiyorum
    (buna inanmayabilirsin)
    ben de oturup kendi oyunlarımı kendim yazıyorum
    (çoğu ilion’da geçiyor, homer’den esinleniyorum)

    bazan seninle ne güzel anlaşıyoruz
    (örneğin hangi diş macunu daha iyi, bu seçimlerde kime oy vermeli)
    ama bazan da bütünüyle ters düşüyoruz
    (ben haikulardan hoşlanıyorum, sen sonelerden)
    o zaman birkaç gün hiç konuşmuyoruz

    dedim ya, ben seni kendime yasakladım
    bütün gün ağaçlara tırmanıyorum
    (sırf kuşları şaşırtmak için)
    çocuklara bilmedikleri oyunları öğretiyorum
    (çoğunu bir gece önce uydurmuş oluyorum)
    ne o öyle, ne zaman görsem saklambaç, yakartop, birdirbir
    klişelerden hiç mi hiç hoşlanmıyorum

    arada bir tavlalara gidiyorum
    seyislerden izin alıp atlarla biraz konuşuyorum
    hepsi de beni öyle seviyor ki
    her seferinde onlara daha çok şeker götürüyorum

    sen şimdi şaşıyorsun ne çok şey yaptığıma
    bu kadar iş yirmidört saate sığar mı diyorsun
    (ilk bakışta ben de sana hak veriyorum)
    ama bir şey söyleyeyim mi
    bütün bunlardan sonra yine de boş vaktim kalıyor
    hatta bütün bu saçmalıklar o kadar az vaktimi alıyor ki
    bütün gün ne yapsam diye kara kara düşünüyorum

    bazan serbest bırakıyorum seni kendime
    o zaman evinin önüne geliyorum
    (saat tam kaçta çıkacağını biliyorum)
    çıkar çıkmaz sana saati soruyorum
    (ne yapayım daha iyi bir mazeret bulamıyorum)
    sen de her seferinde saatin olmadığını söylüyorsun
    çok yazık deyip uzaklaşıyorum oradan
    (bu her seferinde böyle oluyor
    ama sen yine de bana hiç kızmıyorsun)

    şarapçılarla yarenlik etmeyi seviyorum
    (gerçi fazla samimi olmaya gelmiyor, çok içince mutlaka maraza çıkartıyorlar)
    onlara hayatın anlamını soruyorum
    yanıt olarak benden bir sigara istiyorlar


    sonra bir gemi batacakmış gibi oluyor
    sakın ha diyorum bir batık daha kaldıramam
    böyle şeyleri benden başka dert edinen olmamasına şaşıyorum

    ama ben seni kendime yasakladım
    bütün gün duvarları boyuyorum
    (bir gün gözlerinin rengine, bir gün dudaklarının)
    bütün kazancım boyalara gidiyor
    ama olsun duvarlara bakınca gözlerini görmüş gibi oluyorum
    (bazan da dudaklarına dokunmuş gibi)

    canım sıkkınsa kimseyle konuşmuyorum
    (o çok sevdiğim otobüs şoförüyle bile)
    seninle bile
    o zaman sanki bir kılıç balığı şöyle bir sıçrıyor
    ve tekrar sulara gömülüyor yarı baygın

    kimi zaman akşam olmak bilmiyor
    çocuklar bile asık yüzlüymüş gibi geliyor bana
    sanki her ağaca asılı bir ölü var
    böyle günlerde alıp başımı gidiyorum
    yürürken üzerimdekileri çıkarıp atıyorum bir yandan da
    çırılçıplak kalınca geri dönmeye başlıyorum

    belki de yasaklamamalıydım seni kendime
    belki de daha sık düşünmeliydim seni
    daha iyi şiirler yazmalı ya da hiç olmazsa
    daha çok yangın çıkartmalıydım
    ; ki kül olup gitsin içinde avare kemiklerim

    ama ben seni kendime yasakladım
    bütün gün deniz kenarında dolaşıyorum
    dalgalar bana hiçbir şey söylemiyor
    ben yine de onlara iyi davranıyorum

    bazan Ay bana bir sır verecekmiş gibi oluyor
    sanki belli belirsiz boğazını temizliyor
    buyrun diyorum ben de hemen, sizi dinliyorum
    ama o sırtını dönüp uzaklaşmaya başlıyor




    bütün gün kapımın önünü temizliyorum
    sonra ordan mavi bir kuş havalanıyor
    bir kedi ıslık çala çala önümden geçiyor
    çöpçüler nedense hep mutsuz görünüyor

    bu kış oldukça sert geçiyor
    ceviz büyüklüğünde tanelerle yağıyor kar
    bazan bir tanesi avuçlarıma düşüyor
    buzdolabına yetiştiremeden avcumda can veriyor
    ne yalan söyleyeyim işte o zaman boğazıma bir şeyler düğümleniyor

    ben seni kendime yasakladım
    bütün gün misketlerimle oynuyorum
    kırık bir kaleydoskopum var
    bazan gözümü yapıştırıp dalıp gidiyorum saatlerce
    sanki oradan birisi bana el sallıyor
    (bu belki sensin, belki de değilsin, kesin olarak bilmiyorum)

    sabah olunca kuşları uyandırıyorum
    bazıları bana yeni öğrendikleri aryaları söylüyor
    sonra da gagalarını uzatıp birer solucan istiyorlar
    (sanki ben solucanlara kıyabilirmişim gibi)
    elbette biraz susamla yetiniyorlar

    sana öyle çok şiir yazdım ki
    üst üste koyunca boyumu bile geçiyor
    ama bazıları o kadar ahmakça şeyler ki
    okurken utançtan yüzüm kızarıyor

    ne zaman yağmur yağsa gözlerim biraz nemleniyor
    ne gereği vardı şimdi diyorum
    oturup güzel şeyler düşünmeye çalışırken
    örneğin parktaki çocukları, o şoförü

    ama ben seni kendime yasakladım
    oturup bütün gün bu şiiri yazıyorum..


    KORKUT KABAPALAMUT
  2. REYY@N

    REYY@N Üye

    Katılım:
    28 Ocak 2009
    Mesajlar:
    394
    Beğenileri:
    21
    Ödül Puanları:
    0
    güzel bir paylaşımdı!!sağol..;)
  3. arzu_asi

    arzu_asi Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    29 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.141
    Beğenileri:
    254
    Ödül Puanları:
    36
    rica ederim
  4. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    GüzeLmiş sağoL .. (=

Sayfayı Paylaş