Beyni Yalnızca Toplu İğneden Biraz Büyük

Konu 'Dini Bilgiler' bölümünde Lethe tarafından paylaşıldı.

  1. Lethe

    Lethe Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Nisan 2010
    Mesajlar:
    8.551
    Beğenileri:
    8.201
    Ödül Puanları:
    113

    [​IMG]

    İnanılmaz marifetlerle dolu bir bal arısı ancak baş parmağımızın tırnağı kadardır. Beyni de bir toplu iğnenin başından biraz büyüktür. Ağırlığı o kadar azdır ki, tek tek arka arkaya dizilseler beş mil uzunluğunda bir resmi geçit meydana getirecek olan 750.000 arı ancak 75 kiloluk bir insanın ağırlığına eşit olur. Fakat bu ufacık böcek dünyanın en kıymetli hayvanlarından biridir.

    Roma imparatorluğunun son zamanlarına kadar arı balı Avrupa'nın tek şeker stokuydu.

    Araştırmalar göstermektedir ki, çiftliklerde veya meyve bahçelerinde arıların taşıdığı meyve ve çiçek tohumları şaşılacak kadar fazladır. Çiçekli bitkilerin yüzbininden fazlasının varlıklarının arılara borçlu oldukları söylenir. Meyve ağaçları çiçek açma zamanında eğer etrafta fazla arı bulunursa meyvelerin birkaç misli daha fazla olduğu görülmüştür.

    Bal arısı aynı zamanda çok usta bir mimar ve mühendistir. Mumdan yaptıkları şehirler, kuvvet ve hafiflik bakımından birer harikadır. Duvarları bir santimetrenin 1/500'i inceliğinde olan petek kendi ağırlığından 25 misli fazlasını taşıyabilir. Altı köşeli petek hücreleri o kadar muntazamdır ki 18nci asırda yaşamış bir Fransız ilim adamı olan Remaur, bu hücrelerin çaplarının milletlerarası bir ölçü olarak kullanılmasını teklif etmiştir.

    Hakkında daha fazla bilgi edindikçe, bu harika böceğin hayatı bizi daha fazla şaşırtmaktadır. Son yıllarda arı kovanının asırlardan beri gizli kalmış sırlarından bazıları çözülmüştür. Arıları renkli boyalarla boyayarak ve onları camdan yapılmış kovanların duvarlarından gözetleyerek onlar hakkında bugüne kadar bilinmeyen birçok gerçek ortaya çıkarılmıştır.

    Kendi ağırlığının yarısına eşit bal yükü ile tarlalardan eve dönen arı, peteğin üzerinde önce sağa doğru bir daire çizer ve peteğin üzerinden bir kere de düz uçar; bu arada kuyrukları hızlıca birbirine çarpar. Diğer arılar etrafında toplanarak, arının ziyaret ettiği hususi çiçeğin kokusunu alırlar. Sonra arının kuyruğuyla işaret ettiği çiçeğe doğru uçmak üzere kovandan çıkarlar. Böylece vakit kaybetmeden balı bol olan çiçeği bulurlar.

    Kafi derecede bal ile yüklü her arı aynı dansı yapar. Tatlı mayi azaldıkça arılar artık dans etmezler ve diğer arılar da o çiçeğe doğru gitmezler. Böylece zaman ve kuvvet kaybı önlenir. Yarım kilo bal elde etmek için 37.000 arı yükü bal gereklidir. Çiçeklerin çok fazla olduğu yerlerde bile bu kadar bal toplamak için yapılan gidiş ve gelişler ekvator'un çevresinde iki defa dönmeye eşittir. Çöllük arazilerde arıların yarım kilo bal için kanatlarını dakikada 11.400 defa çırparak 300.000 mil yol katettikleri bilinmektedir. Kovandaki gezgin arılar bir gün içinde 250.000 çiçeği ziyaret ederler.

    Arılar güneşi mihenk noktası yapar ve güneşin ışınlarını da yol gösterici olarak kullanırlar.

    Tatlı madde balın sadece ham maddesidir. Binlerce ton tatlı madde toplayabilirsiniz fakat bir damla bal elde edemezsiniz. Bunun için arıya ihtiyacınız vardır. Arının vücudunun içindeki guddeler daha arı kovana doğru uçarken değiştirmeyi yapmaya başlarlar. Kovandaki arılar tatlı mayiyi doldurmadan önce ifrazatlarını ilave ederler, açık hücrelerde fazla nem, buhar ve tatlı mayi bal şekline girer.

    Kovanın güzel kokulu karanlıklarında, peteklerle çevrili olarak, onbinlerce hücre, arı kolonisinin yuvasını teşkil eder. Burası kraliçe arının saltanat sürdüğü yerdir. Kraliçe arı bir kere birleşme için yaptığı uçuştan sonra bir daha kovandan dışarı çıkmaz. Yıllar geçip genç kraliçe arılar fazla arıları başka kolonilere götürdükçe, ana kraliçe arı yumurta yumurtlamaya devam eder.

    Kraliçe, yardımcıları tarafından elde edilen ve sadece kraliçeye ait olan baldan yiyerek, bazen bir günde kendi ağırlığı kadar yumurta yumurtlar. Bütün hayatı boyunca bir milyon yumurta yumurtlayabilir. Her yumurtadan çıkan tırtıllar, altı günden daha az bir zamanda 1570 kere büyür. Bu ölçü bir farenin bir hafta içinde su aygırı kadar büyümesine eşittir.

    Kulakları olmadığından arı sessiz bir dünyada yaşar. Gözleri açık olarak uyur, başının ön tarafındaki iki sopaya benzeyen antenleriyle koku alır ve bir taraftaki orta bacağını, diğer taraftaki ön ve arka bacaklarla beraber kullanarak üç ayağı ile yürür. Ayakları iğne keskinliğinde pençelerle çevrilidir. Bunlarla kaba satıhlara tutunur. Bundan başka ayaklarında muntazam satıhlara tutunabilmesi için yapışkan tabanları vardır.

    Arşlar havalar soğuduğu zaman gevşek bir top halinde toplanırlar. Hava sıcaklığı azalıp, çoğaldıkça bu top genişler veya sıkışır. Bu topun içinde bazı arılar bir arı dansı yapmaya başlarlar. İki tarafa sallanırlar, öne arkaya adım atarlar, devamlı hareket halinde bulunarak egzersizle vücutlarının hararetlerini arttırırlar ve etraflarındaki harareti de yükseltirler.

    Etrafta toplanan arılar sıcaklığın dışarıya çıkmasına engel olurlar. Zaman zaman dıştaki arılar içerde dans edenlerle yer değiştirirler. Böylece egzersiz yaparak balı ısı enerjisine çevirirler ve kovanlarının içini ısıtırlar. En soğuk havalarda bile kovanın içi arıların yaşamasına uygun sıcaklıktadır.

    Böylece kışın güneye göç etmeyen veya kış uykusuna yatmayan balansı, en soğuk aylarını olduğu yerde geçirir. Kışın soğuğunu yenebilmek için sadece bal arısı bu metodu kullanmaktadır.

    Arıdaki bu harika sanata baktığımızda ve onun binbir emeğiyle meydana getirdiği balı düşündüğümüzde, bütün bu icraatların tesadüfi olamayacağını ve bizi her zaman düşünen bir Kudret-i Sonsuzun varlığını göstermez mi?İnanılmaz marifetlerle dolu bir bal arısı ancak baş parmağımızın tırnağı kadardır. Beyni de bir toplu iğnenin başından biraz büyüktür. Ağırlığı o kadar azdır ki, tek tek arka arkaya dizilseler beş mil uzunluğunda bir resmi geçit meydana getirecek olan 750.000 arı ancak 75 kiloluk bir insanın ağırlığına eşit olur. Fakat bu ufacık böcek dünyanın en kıymetli hayvanlarından biridir.

    Roma imparatorluğunun son zamanlarına kadar arı balı Avrupa'nın tek şeker stokuydu.

    Araştırmalar göstermektedir ki, çiftliklerde veya meyve bahçelerinde arıların taşıdığı meyve ve çiçek tohumları şaşılacak kadar fazladır. Çiçekli bitkilerin yüzbininden fazlasının varlıklarının arılara borçlu oldukları söylenir. Meyve ağaçları çiçek açma zamanında eğer etrafta fazla arı bulunursa meyvelerin birkaç misli daha fazla olduğu görülmüştür.

    Bal arısı aynı zamanda çok usta bir mimar ve mühendistir. Mumdan yaptıkları şehirler, kuvvet ve hafiflik bakımından birer harikadır. Duvarları bir santimetrenin 1/500'i inceliğinde olan petek kendi ağırlığından 25 misli fazlasını taşıyabilir. Altı köşeli petek hücreleri o kadar muntazamdır ki 18nci asırda yaşamış bir Fransız ilim adamı olan Remaur, bu hücrelerin çaplarının milletlerarası bir ölçü olarak kullanılmasını teklif etmiştir.

    Hakkında daha fazla bilgi edindikçe, bu harika böceğin hayatı bizi daha fazla şaşırtmaktadır. Son yıllarda arı kovanının asırlardan beri gizli kalmış sırlarından bazıları çözülmüştür. Arıları renkli boyalarla boyayarak ve onları camdan yapılmış kovanların duvarlarından gözetleyerek onlar hakkında bugüne kadar bilinmeyen birçok gerçek ortaya çıkarılmıştır.

    Kendi ağırlığının yarısına eşit bal yükü ile tarlalardan eve dönen arı, peteğin üzerinde önce sağa doğru bir daire çizer ve peteğin üzerinden bir kere de düz uçar; bu arada kuyrukları hızlıca birbirine çarpar. Diğer arılar etrafında toplanarak, arının ziyaret ettiği hususi çiçeğin kokusunu alırlar. Sonra arının kuyruğuyla işaret ettiği çiçeğe doğru uçmak üzere kovandan çıkarlar. Böylece vakit kaybetmeden balı bol olan çiçeği bulurlar.

    Kafi derecede bal ile yüklü her arı aynı dansı yapar. Tatlı mayi azaldıkça arılar artık dans etmezler ve diğer arılar da o çiçeğe doğru gitmezler. Böylece zaman ve kuvvet kaybı önlenir. Yarım kilo bal elde etmek için 37.000 arı yükü bal gereklidir. Çiçeklerin çok fazla olduğu yerlerde bile bu kadar bal toplamak için yapılan gidiş ve gelişler ekvator'un çevresinde iki defa dönmeye eşittir. Çöllük arazilerde arıların yarım kilo bal için kanatlarını dakikada 11.400 defa çırparak 300.000 mil yol katettikleri bilinmektedir. Kovandaki gezgin arılar bir gün içinde 250.000 çiçeği ziyaret ederler.

    Arılar güneşi mihenk noktası yapar ve güneşin ışınlarını da yol gösterici olarak kullanırlar.

    Tatlı madde balın sadece ham maddesidir. Binlerce ton tatlı madde toplayabilirsiniz fakat bir damla bal elde edemezsiniz. Bunun için arıya ihtiyacınız vardır. Arının vücudunun içindeki guddeler daha arı kovana doğru uçarken değiştirmeyi yapmaya başlarlar. Kovandaki arılar tatlı mayiyi doldurmadan önce ifrazatlarını ilave ederler, açık hücrelerde fazla nem, buhar ve tatlı mayi bal şekline girer. Kovanın güzel kokulu karanlıklarında, peteklerle çevrili olarak, onbinlerce hücre, arı kolonisinin yuvasını teşkil eder. Burası kraliçe arının saltanat sürdüğü yerdir. Kraliçe arı bir kere birleşme için yaptığı uçuştan sonra bir daha kovandan dışarı çıkmaz. Yıllar geçip genç kraliçe arılar fazla arıları başka kolonilere götürdükçe, ana kraliçe arı yumurta yumurtlamaya devam eder.

    Kraliçe, yardımcıları tarafından elde edilen ve sadece kraliçeye ait olan baldan yiyerek, bazen bir günde kendi ağırlığı kadar yumurta yumurtlar. Bütün hayatı boyunca bir milyon yumurta yumurtlayabilir. Her yumurtadan çıkan tırtıllar, altı günden daha az bir zamanda 1570 kere büyür. Bu ölçü bir farenin bir hafta içinde su aygırı kadar büyümesine eşittir.

    Kulakları olmadığından arı sessiz bir dünyada yaşar. Gözleri açık olarak uyur, başının ön tarafındaki iki sopaya benzeyen antenleriyle koku alır ve bir taraftaki orta bacağını, diğer taraftaki ön ve arka bacaklarla beraber kullanarak üç ayağı ile yürür. Ayakları iğne keskinliğinde pençelerle çevrilidir. Bunlarla kaba satıhlara tutunur. Bundan başka ayaklarında muntazam satıhlara tutunabilmesi için yapışkan tabanları vardır.

    Arşlar havalar soğuduğu zaman gevşek bir top halinde toplanırlar. Hava sıcaklığı azalıp, çoğaldıkça bu top genişler veya sıkışır. Bu topun içinde bazı arılar bir arı dansı yapmaya başlarlar. İki tarafa sallanırlar, öne arkaya adım atarlar, devamlı hareket halinde bulunarak egzersizle vücutlarının hararetlerini arttırırlar ve etraflarındaki harareti de yükseltirler.

    Etrafta toplanan arılar sıcaklığın dışarıya çıkmasına engel olurlar. Zaman zaman dıştaki arılar içerde dans edenlerle yer değiştirirler. Böylece egzersiz yaparak balı ısı enerjisine çevirirler ve kovanlarının içini ısıtırlar. En soğuk havalarda bile kovanın içi arıların yaşamasına uygun sıcaklıktadır.

    Böylece kışın güneye göç etmeyen veya kış uykusuna yatmayan balansı, en soğuk aylarını olduğu yerde geçirir. Kışın soğuğunu yenebilmek için sadece bal arısı bu metodu kullanmaktadır.

    Arıdaki bu harika sanata baktığımızda ve onun binbir emeğiyle meydana getirdiği balı düşündüğümüzde, bütün bu icraatların tesadüfi olamayacağını ve bizi her zaman düşünen bir Kudret-i Sonsuzun varlığını göstermez mi?

Sayfayı Paylaş