Bilim Adamları

Konu 'Bilim Adamları' bölümünde S. Moderatör Uğur tarafından paylaşıldı.

  1. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36

    Dmitri İvanoviç Mendeleev Rus bilimadamı 8 Şubat 1834 Tobalska'da doğdu 2 Şubat 1907 St. Petersburg'de öldü.

    17 çocuktan en küçüğü olan Mendeleev büyük babası Sibirya'nın ilk gazetesini çıkarıyordu; babası ise bir lise müdürüydü. Mendeleev ilköğretimini sürgünde yaptı; babası ölünce annesi ona daha iyi öğrenim koşulları sağlamak amacıyla batıya göçtü.

    Mendeleev Leningrad Üniversitesi'nde kendini tanıttı ve doktorasını ilginç bir konu olan "alkol ve suyun birleşmesi" aaai üzerinde yaptı. Fransa ve Almanya'daki incelemeleri ona 1858 Karlsruhe Kimya Konferansına katılma olanağını sağladı. Bu konferansta Avogadro Hipoaaai üzerinde ateşli tartışmalar yapılmıştı. Daha sonra ilk petrol kuyusunu görmek için Pennsylvania'daki petrol bölgelerini gezdi. Rusya'ya döndükten sonra yeni bir ticari damıtma yöntemi geliştirdi.

    Daha 32 yaşında iken St. Petersburg Üniversitesi'nde kimya profesörü oldu. Düzenlilikleri araştırmak için elementleri özeliklerine göre sıraladı. Böylece kimyacıların sessiz bilgisayarı olan periyodik cetveli elde etti. Bu cetvelden yola çıkarak o zaman henüz bilinmeyen bazı elementlerin bulunacağını ve onların bazı özeliklerini öngördü.

    Varlığını bildirdiği elementlerden bazıları birkaç yıl sonra bulununca periyodik tablonun önemi anlaşıldı ve Mendeleev büyük bir bilgin olarak tanındı.

    Periyodik tablo Mendeleev'in mükemmel yorumculuğu ve üretici zekasının çarpıcı bir ürünüdür. Mendeleev'in 25 büyük kitaptan oluşan diğer çalışmaları da oldukça ilginçtir. O'nun izomorfizm hakkındaki bilgileri organize etmesi jeokimyanın gelişmesini sağlamıştır. Ayrıca kritik kaynama noktasını bulup çözeltilerin hidrat teorisini geliştirmesi onun büyük bir fizikokimyacı olarak anılmasına sebep olmuştur. Mendeleev 70 kadar akademi ve ilim topluluğunun üyesi idi. Kendi deyimiyle onun birinci hizmeti ilmi araştırmaları ikincisi ise öğretmenlikti.

    Bu yorulmaz deneyci ve öğretmen toplumsal konularla da ilgiliydi. Hükümetin işlerine karışmaması için verilen emri dinlemektense profesörlükten istifa etmeyi uygun buldu. Liberal düşünceleri destekliyor saçlarını kestirmeyi reddediyor ve Çar'ın isteklerine karşı koyuyordu. Buna karşın "Ağırlıklar ve **çüler Bürosu" müdürlüğüne atandı. Mendeleev ilk periyodik cetveli bastırdığı zaman henüz 63 element biliniyordu. **ümünden bir yıl sonra bilinen element sayısı 86 ya çıkmıştı. Bu hızlı artış kimyanın en önemli genellemesi olan periyodik cetvel yoluyla sağlanmıştır.

    1955 yılında Glenn Seaborg başkanlığındaki Amerikalı fizikçiler tarafından senaaalenen 101 atom numaralı elemente Dimitri Mendeleev onuruna "mendelevyum" adı verilmiştir.
  2. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Çin asıllı ABD’li fizikçi Yang temel parçacıkların zayıf etkileşmelerinde paritenin korunumu yasasının geçerli olmadığını belirlemiştir. 1942’de Kunming’deki Ulusal Güneybatı Birleşik Üniversitesi’nden lisans iki yıl sonra Tsinghua Üniversitesi’nden yüksek lisans derecesini aldı ve burslu öğrenci olarak ABD’ye gitti. 1948’de Chicago Üniversitesi’nde doktora çalışmalarını tamamlayarak bir yıl Fermi’nin asistanlığını yaptı.

    1955’te profesörlüğe yükselen Yang 1965’ten sonra Stony Brook’daki New York Eyalet Üniversitesi’nde fizik profesörü ve kuramsal Fizik Enstitüsü’nün başkanı olarak görev yapmaktadır. Zayıf etkileşmelerde paritenin (uzayda sağ-sol simetrisinin) korunmadığını ortaya koyan çalışmaları nedeniyle 1957 Nobel Fizik Ödülü’nü Lee ile bölüşmüştür.

    İstatistiksel mekanik ve kuantum alan kuramı gibi konularda bilime önemli katkılarda bulunan Yang’a ün ve Nobel Ödülü kazandıran en önemli çalışması 1956’da Lee ile birlikte pritenin korunumu yasasının zayıf etkileşmeler için geçerli olmadığını göstermesi olmuştur.

    O güne değin bütün fiziksel olayların sağ-sol bakışımı (simetrisi) gösterdiği başka bir deyişle pariteyi koruduğu çok doğal bir ilke olarak kabul edilmiştir. Bu ilkenin geçerli olmasının doğal bir sonucu olarak bir olayın sağ-sol bakışımlısının yani "aynadaki görüntüsünün" de geçerli bir fiziksel olay olarak kabul edilmesi gerekiyordu.

    O güne değin enerjinin ya da momentumun korunumu ilkeleri gibi evrensel bir geçerliliği olduğu sanılan paritenin korunumunun o sıralarda yeni bulunmuş olan teta ve tau adlı mezonların bozunmalarında geçerli olmadığını gözlemleyen Yang ve Lee bu bozunumların tıpkı radyoaktif beta bozunumu gibi zayıf etkileşmeler olduğu gerçeğinden yol çıkarak ve o güne değin yapılmış tüm beta bozunması deneylerini inceleyerek bunlardan edinilen kuramsal bilgilerin ya da deney çözümlerinde kullanılan varsayımların zayıf etkileşmelerde paritenin korunduğuna ilişkin bir kanıt getirmediğini ortaya koydular.

    Bu bulgularını deneysel olarak sınanması için yardım istedikleri Wu’nun radyoaktif kobalt-60 çekirdeği üzerinde 1957’de gerçekleştirdiği deney de zayıf etkileşmelerde paritenin korunmadığını kesin kanıtlarıyla doğruladı.
  3. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Doktor Carl Edward Sagan (9 Kasım 1934 – 20 Aralık 1996) ABD'li astronom astrobiyolog. Bilimin popülerleşmesi için yaptığı çalışmalarla da tanınır. Astrobiyolojinin öncülerindendir ve Dünya Dışı Akıllı Varlık Araştırması'nın (SETI) ilerlemesinde büyük katkıları olmuştur. Popüler bilim kitaplarıyla ve yazımında yer alıp sunduğu ödüllü televizyon dizisi Cosmos-Kozmos ile dünya çapında tanınmıştır. Ayrıca 1997 yılında aynı adla beyaz perdeye aktarılan Contact-Temas romanının yazarıdır. Çalışmalarında her zaman bilimsel yöntemi savunmuştur.



    Eğitimi ve bilimsel geçmişi



    Carl Sagan Brooklyn'de doğdu. Ailesi Musevi'ydi. Babası Sam Sagan terzi annesi Rache Molly Gruber ev kadınıydı. Sagan Chicago Üniversitesi'nden 1955'te mezun oldu. 1956'da fizik üzerine mastır derecesi aldı 1960'ta astronomi ve astrofizik üzerine doktora yaptı. Üniversite öğrenciliği süresince genetik bilimci H. J. Muller'in laboratuvarında çalıştı.
    1960'ların başında bilim adamlarının elinde Venüs gezegeninin yüzeyinin temel özellikleri hakkında bile kesin veriler yoktu. Olasılıkları içeren bir rapor hazırladı. Kendi görüşü gezegenin kuru ve sıcak olduğu yönündeydi. Konuk katılımcı olarak Caltech Jet İtki Laboratuvarı'ndaki Venüs'e yapılacak Mariner görevlerine tasarım ve düzenleme alanında katkıda bulundu. 1962'deki Mariner 2 görevinin başarıyla gerçekleştirilmesinin ardından gezegen hakkındaki görüşleri elde edilen veriler ile doğrulanmıştır.
    Sagan 1968'de Cornell Üniversitesi'ne geçmesine kadar Harvard Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1971'de Cornell Üniversitesi'nde profesör oldu ve bir laboratuvarın başına geldi. Güneş Sistemi'nin keşfi için çalışan pek çok insansız uzay görevini yönetti. Görev sonrası Güneş Sistemi'ni terkedecek olan uzay sondalarının üzerine dünya dışı akıllı uygarlıkların bulması halinde anlayabileceği evrensel ve değişmez bir mesaj koyma fikrini ortaya attı. Bu şekilde gönderilen ilk mesaj Pioneer 10 sondasının üzerine yerleştirilmiş olan ve üzerinde evrensel olarak anlaşılabilir şekiller bulunan altından bir plakadır. Bu konudaki çalışmalarını Pioneer 10'dan sonra da geliştirmeye devam etti. Geliştirilmesine yardım ettiği en detaylı ve üzerinde en çok çalışılmış mesaj Voyager Altın Kaydı'dır. Bu kayıt Voyager uzay sondaları üzerine yerleştirilmiştir.



    Bilimsel başarıları



    Sagan Satürn'ün uydusu Titan ve Jüpiter'in uydusu Europa'nın okyanuslara (Europa için sözkonusu olan yüzeyin altındaki okyanuslardır.) sahip olabileceği hipoaaaini ilk ortaya atanlardandır. Bu hipoaaa beraberinde Europa'daki sıvı okyanusların yaşam için potansiyel bir habitat oluşturabileceği önermesini de getirmektedir. Europa'nın yüzey altı okyanusları daha sonra Galileo uydusu tarafından dolaylı yollarla kanıtlanmıştır.
    Jüpiter'in atmosferinin Mars'taki mevsimsel değişimlerin ve Satürn'ün uydusu Titan'ın anlaşılmasına yardım etmiştir. Sagan Venüs'ün atmosferinin aşırı derecede sıcak ve yoğun olduğunu ispatlamıştır. Ayrıca Venüs'te yaşamın karşısındaki en büyük tehdit olan küresel ısınmanın Dünya'da da her an şiddeti artan bir tehlike içeridiğini farketmiştir. Mars'taki mevsimsel değişikliklerin diğerlerinin söylediği gibi bitki örtüsünün değişmesi ile değil rüzgârla savrulan tozlarla ilgili olduğunu ileri sürmüştür.



    Bilimsel Savı



    Organizasyonun kuruluşunda Planetary Society üyeleri. Sağda oturan Carl Sagan.Carl Sagan Dünya dışında akıllı yaşamın araştırılmasından yanaydı. Bilim dünyasını Dünya dışı akıllı yaşam formlarından gelen sinyalleri dinlemek için büyük radyo-teleskopları kullanmaya sevk etmiştir. Diğer gezegenlere sondalar gönderilmesi gerektiğini savunmuştur. Carl Sagan 12 yıl boyunca Icarus dergisinin editörlüğünü yapmıştır. Planetary Society´nin kurucularındandır. Ayrıca Sagan SETI Enstitüsü'nün yönetim kurulu üyesiydi.
    Carl Sagan büyük çaptaki bir nükleer savaşın nükleer kış denilen iklimsel değişikliklere sebep olması tehdidine karşı bir bildirinin altına da imzasını atmıştır. Kuveyt'te Saddam Hüseyin'in askerleri tarafından kurulmuş olan tüten petrol ateşlerinin oluşturdukları kara bulutlarla ekolojik bir felakete yol açabileceğini öne sürmüştür. Emekli atmosfer fizikçisi Fred Singer Sagan'ın bu önermesini saçma bulduğunu belirtmiş bu dumanların birkaç gün içinde dağılacağını söyleyerek reddetmiştir. Sagan Karanlık Bir Dünya'da Bilimin Mum Işığı adıyla yayımlanan kitabında bilimsel bir önermenin hiçbir zaman kesin olmadığına örnek olarak yaptığı hataların (Kuvety ile ilgili önermesi de dahil) bir listesine yer vermiştir.
    Ayrıca Ay yüzeyinde bir bomba patlatmayı amaçlayan Birleşik Devletler Hava Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen Project A119 adlı bir projede araştırmacı olarak bulunmuştur.




    Toplumsal endişeleri



    Drake denklemi birçok Dünya dışı uygarlığın var olduğunu öngörür. Ancak onların varlığına dair bilimsel kanıtların yokluğu sebebiyle (bkz. Fermi paradoksu) teknolojik uygarlıkların kendilerini yok etme olasılıklarının diğerlerine göre daha yüksek olduğunu söyler. Bu Carl Sagan'ı insanlığın kendi kendini yok etme senaryolarını araştırmaya ve bunu insanlara duyurmaya itmiştir.
    Carl Sagan'ın politik kişiliği nükleer silasızlanma döneminde nükleer silah mevkilerinde sivil itaatsizlik etkinliklerinde bulunan romancı Ann Druyan ile evlenmesinin ardından daha fazla su yüzüne çıkmıştır. Amerikan başkanı Reagan'ın "Star Wars" programı olarak da bilinen Stratejik Savunma İnisiyatifi'ne karşı olduğunu belirtmiştir. Bunun mükemmel olacağını fakat teknik olarak imkânsız olduğunu maliyetinin çok yüksek olacağını aynı zamanda Soğuk Savaş döneminin nükleer silahsızlanma anlaşmalarıyla ters düşeceğini söylemiştir.



    Bilimin popülerleşmesi



    Carl Sagan Mars'a inmesi planlanan Viking sondasının bir mo****yle birlikte.Sagan'ın düşüncelerini ifade etme kabiliyeti pek çok insanın evreni daha iyi anlamasını sağlamıştır. 1977-1978 yıllarında Royal Institution'da Gençler için Noel Konferansları'na katıldı.
  4. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Doktor Carl Edward Sagan (9 Kasım 1934 – 20 Aralık 1996) ABD'li astronom astrobiyolog. Bilimin popülerleşmesi için yaptığı çalışmalarla da tanınır. Astrobiyolojinin öncülerindendir ve Dünya Dışı Akıllı Varlık Araştırması'nın (SETI) ilerlemesinde büyük katkıları olmuştur. Popüler bilim kitaplarıyla ve yazımında yer alıp sunduğu ödüllü televizyon dizisi Cosmos-Kozmos ile dünya çapında tanınmıştır. Ayrıca 1997 yılında aynı adla beyaz perdeye aktarılan Contact-Temas romanının yazarıdır. Çalışmalarında her zaman bilimsel yöntemi savunmuştur.



    Eğitimi ve bilimsel geçmişi



    Carl Sagan Brooklyn'de doğdu. Ailesi Musevi'ydi. Babası Sam Sagan terzi annesi Rache Molly Gruber ev kadınıydı. Sagan Chicago Üniversitesi'nden 1955'te mezun oldu. 1956'da fizik üzerine mastır derecesi aldı 1960'ta astronomi ve astrofizik üzerine doktora yaptı. Üniversite öğrenciliği süresince genetik bilimci H. J. Muller'in laboratuvarında çalıştı.
    1960'ların başında bilim adamlarının elinde Venüs gezegeninin yüzeyinin temel özellikleri hakkında bile kesin veriler yoktu. Olasılıkları içeren bir rapor hazırladı. Kendi görüşü gezegenin kuru ve sıcak olduğu yönündeydi. Konuk katılımcı olarak Caltech Jet İtki Laboratuvarı'ndaki Venüs'e yapılacak Mariner görevlerine tasarım ve düzenleme alanında katkıda bulundu. 1962'deki Mariner 2 görevinin başarıyla gerçekleştirilmesinin ardından gezegen hakkındaki görüşleri elde edilen veriler ile doğrulanmıştır.
    Sagan 1968'de Cornell Üniversitesi'ne geçmesine kadar Harvard Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1971'de Cornell Üniversitesi'nde profesör oldu ve bir laboratuvarın başına geldi. Güneş Sistemi'nin keşfi için çalışan pek çok insansız uzay görevini yönetti. Görev sonrası Güneş Sistemi'ni terkedecek olan uzay sondalarının üzerine dünya dışı akıllı uygarlıkların bulması halinde anlayabileceği evrensel ve değişmez bir mesaj koyma fikrini ortaya attı. Bu şekilde gönderilen ilk mesaj Pioneer 10 sondasının üzerine yerleştirilmiş olan ve üzerinde evrensel olarak anlaşılabilir şekiller bulunan altından bir plakadır. Bu konudaki çalışmalarını Pioneer 10'dan sonra da geliştirmeye devam etti. Geliştirilmesine yardım ettiği en detaylı ve üzerinde en çok çalışılmış mesaj Voyager Altın Kaydı'dır. Bu kayıt Voyager uzay sondaları üzerine yerleştirilmiştir.



    Bilimsel başarıları



    Sagan Satürn'ün uydusu Titan ve Jüpiter'in uydusu Europa'nın okyanuslara (Europa için sözkonusu olan yüzeyin altındaki okyanuslardır.) sahip olabileceği hipoaaaini ilk ortaya atanlardandır. Bu hipoaaa beraberinde Europa'daki sıvı okyanusların yaşam için potansiyel bir habitat oluşturabileceği önermesini de getirmektedir. Europa'nın yüzey altı okyanusları daha sonra Galileo uydusu tarafından dolaylı yollarla kanıtlanmıştır.
    Jüpiter'in atmosferinin Mars'taki mevsimsel değişimlerin ve Satürn'ün uydusu Titan'ın anlaşılmasına yardım etmiştir. Sagan Venüs'ün atmosferinin aşırı derecede sıcak ve yoğun olduğunu ispatlamıştır. Ayrıca Venüs'te yaşamın karşısındaki en büyük tehdit olan küresel ısınmanın Dünya'da da her an şiddeti artan bir tehlike içeridiğini farketmiştir. Mars'taki mevsimsel değişikliklerin diğerlerinin söylediği gibi bitki örtüsünün değişmesi ile değil rüzgârla savrulan tozlarla ilgili olduğunu ileri sürmüştür.



    Bilimsel Savı



    Organizasyonun kuruluşunda Planetary Society üyeleri. Sağda oturan Carl Sagan.Carl Sagan Dünya dışında akıllı yaşamın araştırılmasından yanaydı. Bilim dünyasını Dünya dışı akıllı yaşam formlarından gelen sinyalleri dinlemek için büyük radyo-teleskopları kullanmaya sevk etmiştir. Diğer gezegenlere sondalar gönderilmesi gerektiğini savunmuştur. Carl Sagan 12 yıl boyunca Icarus dergisinin editörlüğünü yapmıştır. Planetary Society´nin kurucularındandır. Ayrıca Sagan SETI Enstitüsü'nün yönetim kurulu üyesiydi.
    Carl Sagan büyük çaptaki bir nükleer savaşın nükleer kış denilen iklimsel değişikliklere sebep olması tehdidine karşı bir bildirinin altına da imzasını atmıştır. Kuveyt'te Saddam Hüseyin'in askerleri tarafından kurulmuş olan tüten petrol ateşlerinin oluşturdukları kara bulutlarla ekolojik bir felakete yol açabileceğini öne sürmüştür. Emekli atmosfer fizikçisi Fred Singer Sagan'ın bu önermesini saçma bulduğunu belirtmiş bu dumanların birkaç gün içinde dağılacağını söyleyerek reddetmiştir. Sagan Karanlık Bir Dünya'da Bilimin Mum Işığı adıyla yayımlanan kitabında bilimsel bir önermenin hiçbir zaman kesin olmadığına örnek olarak yaptığı hataların (Kuvety ile ilgili önermesi de dahil) bir listesine yer vermiştir.
    Ayrıca Ay yüzeyinde bir bomba patlatmayı amaçlayan Birleşik Devletler Hava Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen Project A119 adlı bir projede araştırmacı olarak bulunmuştur.




    Toplumsal endişeleri



    Drake denklemi birçok Dünya dışı uygarlığın var olduğunu öngörür. Ancak onların varlığına dair bilimsel kanıtların yokluğu sebebiyle (bkz. Fermi paradoksu) teknolojik uygarlıkların kendilerini yok etme olasılıklarının diğerlerine göre daha yüksek olduğunu söyler. Bu Carl Sagan'ı insanlığın kendi kendini yok etme senaryolarını araştırmaya ve bunu insanlara duyurmaya itmiştir.
    Carl Sagan'ın politik kişiliği nükleer silasızlanma döneminde nükleer silah mevkilerinde sivil itaatsizlik etkinliklerinde bulunan romancı Ann Druyan ile evlenmesinin ardından daha fazla su yüzüne çıkmıştır. Amerikan başkanı Reagan'ın "Star Wars" programı olarak da bilinen Stratejik Savunma İnisiyatifi'ne karşı olduğunu belirtmiştir. Bunun mükemmel olacağını fakat teknik olarak imkânsız olduğunu maliyetinin çok yüksek olacağını aynı zamanda Soğuk Savaş döneminin nükleer silahsızlanma anlaşmalarıyla ters düşeceğini söylemiştir.



    Bilimin popülerleşmesi



    Carl Sagan Mars'a inmesi planlanan Viking sondasının bir mo****yle birlikte.Sagan'ın düşüncelerini ifade etme kabiliyeti pek çok insanın evreni daha iyi anlamasını sağlamıştır. 1977-1978 yıllarında Royal Institution'da Gençler için Noel Konferansları'na katıldı.
  5. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Karl Steuerwald 1905'te o zamanlar Almanya sınırları içinde olan Strasburg'da doğdu 1989 öldü öğretmen ve dil bilimcisi idi.

    1. Dünya Savaşı'ndan sonra ailesiyle Rheinland-Pfalz'a yerleşti. 1924-28 yıllarında Frankfurt Berlin ve Münih üniversitelerinde Alman Latin ve İngiliz dilleri ve edebiyatları üzerinde çalışarak öğrenimini Londra argosuna ilişkin aaaiyle 1929'da tamamladı. 1930'da İstanbul Alman Lisesi'ne modern diller öğretmeni olarak atandı. 1931'de Gazi Eğitim Enstitüsü'nde Alman Dili ve Edebiyatı öğretmeni oldu. Bu görevi sırasında zamanın başbakanı İsmet İnönü'nün Almanca öğretmenliğini de yaptı. 1935-44 yılları arasında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde ordinaryüs profesör olarak hizmet gördü. Birkaç yılını Almanya'da geçirdikten sonra Türkiye'ye dönerek 1953-56 yılları arasında İstanbul Alman Lisesi'nin müdürlüğünü yaptı. Bundan sonraki yaşamının önemli bölümü Almanca - Türkçe sözlük hazırlama çalışmalarıyla geçti.
  6. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    1902’de Colorado’da dünyaya gelen Talcott Parsons 1924 yılında mezun olacağı Amherst Koleji’nde felsefe ve biyoloji okudu. 1925 yılında London School of Economics’e girdi ve burada Bronislaw Malinowski ile çalıştı. Bir yıl sonra Heidelberg Üniversitesi’nden kabul aldı ve bu dönemde düşünsel seyrini önemli oranda etkileyecek olan Max **ber’in fikirleri ile tanıştı. Son dönem Alman düşüncesindeki kapitalizm analizleri üzerine yazdığı doktora aaai 1927 yılında kabul edildi. Aynı yıl Harvard Üniversitesi’nde ekonomi dersi vermeye 1931 yılından itibaren de sosyoloji dersleri okutmaya başladı. 1944’te sosyoloji profesörü oldu. 1946-56 yılları arasında Sosyal İlişkiler Bölümü başkanlığını yürüttü. 1949 yılında Amerikan Sosyoloji Derneği başkanlığı yaptı.

    Emekli olduğu 1974 yılına kadar Harvard Üniversitesi’nde kaldı. Parsons en temelde klinik psikoloji ve sosyal antropolojiyi sosyoloji ile birleştiren bir akademik yönelim ortaya koymuştur. Parsons “eylem” konusuna duyduğu ilginin yanında esasında geniş boyutlu sistemler ve toplumsal düzen bütünleşme ve denge sorunları üzerinde durmuştur. The Social System en klasik olmuş eseridir.
  7. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    (1629 - 1695)



    Yüzyılımızın seçkin bir düşünürü (A.N. Whitehead) 17. yüzyılı "dâhiler yüzyılı" diye nitelemişti. Kepler Galileo Newton gibi hepimizin bildiği bu dâhilerden biri de Christiaan Huygens'ti Huygens biri pratik diğeri teorik olmak üzere başlıca iki çalışmasıyla bilimin öncüleri arasında yer almayı başarmıştır.

    Hollanda'da dünyaya gelen Christiaan daha küçük yaşında matematik ve bilime belirgin bir ilgi duymaktaydı. Aydın kesimde etkili kişiliğiyle tanınan babası devlet adamlığının yanı sıra müzik ve şiirle de uğraşmaktaydı. Entellektüel bir ortamda yetişen Christiaan üniversite öğrenimini tamamladıktan kısa bir süre sonra astronomi ve matematik konularında yayımladığı aaalerle bilim çevrelerinin bu arada dönemin ünlü matematikçi-fîlozofu Rene Descartes'ın özel dikkatini çeker.

    Huygens bilimsel çalışmalarına astronomide başlar. Teleskop daha yeni kullanılmaya başlanmıştı. Genç bilim adamı geçimini gözlük camı yapmakla sağlayan filozof Spinoza ile işbirliğine girerek daha güçlü bir teleskop elde eder.

    Gözlemleri arasında Satürn gezegeninin çevresindeki "hale" de vardı. Onun geniş düz bir halkaya benzettiği bu hale aslında iri toz parçalarının oluşturduğu üç kuşak içermektedir. Optik araçlar üzerindeki çalışmasının izlerini günümüzde kullanılan araçların taşıdığı söylenebilir. Ama onu gününde asıl üne kavuşturan şey sarkaçlı saati icat etmesiydi. Gerçi Galileo daha önce zamanı belirlemede sarkaçtan yararlanılabileceğini ileri sürmüştü. Ancak yoğun çabalara karşın istenilen sonuca ulaşılamamıştı.

    Huygens'in 1657'de yaptığı saat oldukça dakikti. Bu icat öncelikle denizcilikteki gereksinim göz önüne alınarak ortaya konmuştu. Ne var ki beklenen sonuç tam gerçekleşmez. Yerçekiminin sarkaç üzerindeki etkisi gözden kaçmıştı. Bilindiği gibi belli bir yerde sarkacın her salınım süresi aynıdır. Ancak saat arzın merkezinden uzaklaştıkça (örneğin yüksek bir dağ tepesine çıkarıldığında ya da ekvatora yaklaştırıldığında) salınım giderek yavaşlar saat geri kalır.

    Bunu daha sonra fark eden Huygens yitirilen zaman miktarından arzın ekvatordaki şişkinliğinin hesaplanabileceğini bile gösterir.

    Bu arada Huygens'in adı sınır ötesi bilim çevrelerinde de duyulmaya başlamıştır. 1663'te Royal Society (İngiliz Kraliyet Bilim Akademisi) onu üyelik vererek onurlandırır. Huygens törene katılmak için Londra'ya gittiğinde Newton'la tanışır.

    Newton çalışmalarını takdir ettiği bu yabancı bilim adamını ülkesinde tutmak için girişimlerde bulunur. Ama Huygens'e daha parlak bir öneri XIV. Louis'den gelir. Fransa'nın bilimde üstün bir konuma gelmesini sağlamaya çalışan Kral Huygens'i bilimsel çalışmalara katılmak üzere Paris'e çağırır. Huygens üstlendiği görevde Fransa ile Hollanda arasında bu sırada çıkan savaşa karşın aralıksız onbeş yıl kalır.

    Üzerinde yoğun uğraş verdiği başlıca konu ışığın yapı ve devinim biçimiydi.

    Işığın ne olduğu gizemli bir sorun olarak tarih boyunca ilgi çekmiştir. Antik Yunan bilginleri nesnelerin görünebilirliğini gözün yarattığı bir olay sayıyordu. Örneğin Epicurus görüntünün gözden kaynaklanan resimlerden oluştuğunu ileri sürmüş Platon ise gözün ve bakılan nesnenin saçtığı ışınların birleşimi olduğunu vurgulamıştı. Daha garip bir açıklamaya göre de baktığımız nesneyi gözden fırlayan birtakım görünmez incelikte dokunaçlarla görmekteydik.

    17. yüzyıla gelinceye dek ışık konusunda önemli bir gelişmeye tanık olmamaktayız; üstelik ışık deviniminin anlık bir olay olduğu görüşü yaygındı. Aslında doğal olan da buydu; çünkü ışığın belli bir hızla devindiği sağduyuya pek yatkın bir düşünce değildi. Gözümüzü açar açmaz görmüyor muyduk?

    Işığın belli bir hızla ilerlediği düşüncesini ilk kez Danimarkalı astronom Römer ortaya koyar. 1675'te Jüpiter gezegeninin birinci uydusunu gözlemlemekte olan Römer uydunun çevresinde döndüğü gezegenin arkasında geçirdiği süreyi saptamak istiyordu. Değişik zamanlarda yaptığı ölçmelerin farklı sonuçlar vermesi şaşırtıcıydı. Römer bu tutarsızlığı açıklamalıydı.

    Römer Dünya ile Jüpiter'in güneş çevresindeki dolanımlarında kimi kez birbirlerine yaklaştıklarını kimi kez uzaklaştıklarını biliyordu. Şaşırtıcı bulduğu olayın iki gezegenin arasındaki mesafe ile bağıntılı olduğunu görür. Aradaki mesafe kısaldıkça uydunun gezegen arkasında geçirdiği sürenin azaldığını mesafe uzadıkça sürenin arttığını saptayan Römer bunu ışığın belli bir hızla ilerlediği hipoaaaiyle açıklar. Işığın aldığı mesafe kısaldığında uydunun erken doğuşu kaçınılmazdı. Işığın belli bir hızla devindiği düşüncesi ister istemez başka bir soruya yol açmıştı: Işık nasıl devinmektedir? Huygens bu soruyu dalga kuramıyla Newton parçacık kuramıyla yanıtlar.

    Huygens ışığın dalga kuramını Fransızca kaleme aldığı Traite de la Lumiere (Işık Üzerine inceleme) adlı yapıtında ortaya koyar. Onun bu kurama yönelmesinde bir etken ışıkla ses arasında gördüğü benzerlikti. Bir başka etken de bir ****kten çıkan ışığın yalnız tam karşısında ulaştığı noktadan değil çevredeki hemen her noktadan görülmesi olayıydı. Bu olay ışığın devinimini anlamak bakımından önemliydi.

    Huygens'in "esir" kavramı bu işlevi sağlayacaktı. Bir benzetme olarak demiryolunda biribirine dokunan ama bağlı olmayan bir dizi vagon düşünelim. Şimdi dizinin başındaki vagona lokomotifin hafif bir vuruş yapması nasıl bir sonuç doğurur? Darbeyi dizi boyu ileten vagonların yerlerinde kaldığı yalnızca son vagonun uzaklaştığı görülür.

    Nedenini devinimin "etki - tepki" yasasında dile gelen ilişkide bulabiliriz: Vuruş etkisini bir sonraki vagona ileten her vagon aldığı tepkiyle dizideki yerinde kalır. Bir tepki almayan son vagon ise aldığı vuruş etkisiyle diziden uzaklaşır. Verdiğimiz bu örnek dalga kur***** önemli bir açıdan ışık tutmaktadır. Huygens uzayın "esir" dediği görünmez bir nesneyle dolu olduğunu varsaymaktaydı. Buna göre ışık bir yerden başka bir yere ilerlerken tıpkı vagonların ilettiği vuruş etkisiyle devinir şu farkla ki ilerleme tek bir yönde değil esir ortamında tüm yönlerde oluşur. Nasıl ki demiryolunda ilerleyen şey vagonlar değilse uzayda da ilerleyen tanecik türünden nesneler değil devinim dalgasıdır.

    Huygens dalga kuramıyla ışığın yansıma kırılma kutuplaşma gibi davranışlarını da açıkladığı inancındaydı. Ne var ki dalga kuramı Newton'un parçacık kuramının gölgesinde 19. yüzyıla gelinceye dek gözden uzak kalır.

    Newton 1672'de Royal Society'ye sunduğu bildirisinde beyaz bir ışık ışınının cam prizmadan geçtiğinde gökkuşağındaki gibi bir renk spektrumu sergilediğini belirterek bunun ışığın taneciklerden oluştuğu hipoaaaiyle açıklanabileceğini vurgulamıştı. Rakibi Robert Hooke'un eleştirisi karşısında daha esnek bir tutum içine giren Newton her ne kadar parçacık ve dalga kuramlarının ikisine de yer veren "karma" bir kuramdan söz ederse de sonuç değişmez; bilim çevreleri Newton'un büyüleyici etkisinde parçacık kur***** üstünlük tanır.

    19. yüzyılın başlarında durumda beklenmedik bir gelişme olur; dalga kuramı yeniden ön plana çıkar. Işık üzerinde yeni deneylere girişen Thomas Young (1773-1829) elde ettiği verilerin ışığın dalga kuramıyla ancak açıklanabileceğini görür. Kaynağı ve sıcaklığı ne olursa olsun ışık hızının değişmemesi seçilecek kuramın geçerlik ölçütü olmalıydı.

    Young'a göre dalgaların hızının aynı kalmasını bekleyebilirdik; ama tanecikler için aynı şey söylenemezdi. Gene yansıma ve kırılmanın aynı zamanda olması dalga açısından bakılınca doğaldı; oysa taneciklerin bir bölümü yansırken bir bölümünün kırılması açıklamasız kalan bir olaydı.

    Öte yandan Newton ışığın dalga niteliğinde olması halinde doğrusal bir çizgide ilerlemesine keskin gölge oluşturmasına olanak bulmamıştı. Young'ın buna yanıtı basitti: Dalga uzunlukları yeterince kısa ise ışığın hem doğrusal devinimi hem de keskin gölge oluşumu beklenebilirdi. Ayrıca Young'ın "karışım" (interference) onu izleyen Fresnel'in "kırınım" (diffraction) denen olgulara getirdikleri açıklamalar dalga kuramını destekleyici nitelikteydi.

    Daha sonra Max**ll'in dalga kuramını daha kullanışlı bulması da dengenin büsbütün parçacık kuramı aleyhine dönmesine yol açar. Ne var ki yüzyılımızın başında durum bir kez daha değişir. Planck'ın kuvantum Einstein'ın foto-elektrik kavramlarıyla ışığın parçacık kuramı yeniden ön plana çıkar.

    Bugün ulaşılan düzeyde kuramlardan ne birinin ne ötekinin kesin egemenliğinden söz edilebilir. Bir bakıma Newton'un sözünü ettiği şimdi kimi bilim adamlarının "wavicle" diye dile getirdikleri "dalga-tanecik" karması ya da ikilemiyle karşı karşıyayız. Geçici de olsa bu "barışıklık" aşamasında egemenlik paylaşılmış görünüyor. Huygens dalga kuramının öncüsü olarak bilim gündeminde yerini korumaktadır.
  8. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    John Crom**ll Mather (d. 1945)
    ABD'li astrofizikçi ve evren bilimcisidir.



    Mather NASA'nın Maryland'de bulunan Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nde (Goddard Space Flight Center - GSFC) uzman astrofizikçi olarak çalışmaktadır. Kara Gövde Formunun ve Kozmik Mikrodalga Arka Plan Radyasyonu'nun Eş Yönsüzlüğü hakkındaki buluşundan dolayı George F. Smoot'la birlikte 2006 Nobel Fizik Ödülü'nün sahibi olmuştur.


    John Boslough'la yazdığı kitabı The Very First Light: The True Inside Story of the Scientific Journey Back to the Dawn of the Universe 1996'da yayınlandı.


    Eğitimi :


    * 1968 Yüksek Lisans (Fizik) Swarthmore College
    * 1974 Doktora (Fizik) Kaliforniya Üniversitesi Berkeley
  9. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    (1882-1970)



    Max Born 11 aralık 1882'de anatomist ve embriyologist profesör Gustav Born ve Margarete née Kauffmann'ın oğulları olarak Breslau'da dünyaya geldi. Max Breslau'da König Wilhelm Gymnasium'a başladı. BreslauHeidelberg Zurich Universite'lerinde çalıştı. Daha sonra Klein Hilbert Minkowski ve Runge'in yanında matematik Schwarzschild'le astronomi Voight'le fizik üzerine çalıştı.

    1906'da Göttingen üniversitesi felsefe bölümünden elastik kablolar ve şeritlerin denge durumunu incelemesi üzerine ödül aldı. Bir yıl sonra aynı üniversiteden bu çalışmasıyla mezun oldu. Born daha sonra Larmor ve J.J. Thomson'un yanında çalışmak üzere kısa bir süre için Cambridge üniversite' sine gitti. 1908-1909 yıllarında Breslau'ya geri döndü. Fizikci Lummer ve Pringsheim 'le görecelik teorisi üzerine çalıştı. Bir yazısından dolayı Minkowski Born'u beraber çalışmak üzere Göttingen' e davet etti. Fakat 1909 kışında Born oraya varır varmaz Minkowski öldü. Born Minkowski ölünce onun fizik alanında yarım kalmış çalışmalarını tamamlamak için orada kaldı. Daha sonra relativistik elektron çalışmalarından dolayı Göttingen Universi'nde profesör oldu. 1912'de Michelson'un görecelik üzerine ders verme teklifini kabul etti. Burada spectroscopik deneyler yaptı.
    1915' te Berlin üniversite'sinde görevli profesör Max Planck'a asistan olarak çağrıldı. Fakat Alman silahlı kuvvetlerine katılmak zorundaydı. Askeriyenin bilim offisinde sesin yayılışı üzerine çalıştı. Geri kalan zamanını kristaller üzerine ayırdı. Daha sonra Göttingen' deki çalışmalrını özetleyen Dynamik der Kristallgitter (Dynamics of Crystal Lattices) kitabını yayımladı.
    Birinci dünya savaşından sonra 1919'da Frankfurt üniversitesine laboratuvarlardan birinin yönetimini üstlenmek üzere profesör olarak atandı. 1921'de Göttingen'e James Franck'la eş zamanlı olarak döndü. 1925'te Amerika'ya kısa bir seyehati dışında 12 yıl boyunca burada kaldı. Bu yıllarda hayatının en önemli çalışmalarını gerçekleştirdi. Kristal ve Kristal Lattikler üzerine yapılmış bir çok araştırma ve takiben quantum teorisi üzerine yazılmış kitabını güncelleştirdi.
    1925-26 yıllarında Heisenberg ve Jordan'la beraber quantum mekaniğin prensipleri(matrix mekanik) ve daha sonra qunatum mekaniğinin istatistiksel gösterimi üzerine kendi çalışmalarını yayımladı. Birçok Alman fizikci gibi 1933'te göç etmeye zorlandı ve Cambridge üniversitesinden davet aldı. Burada Infeld'le birlikte nonlinear electrodynamics alanında çalışmalar yaptı. 1935-36 kışında Sir C.V. Raman ve öğrencileri ile birlikte Bangalore'de Hindistan Bilim enstütüsünde 6 ay geçirdi. 1936'da Edinburg'da 1953'te emekli oluncaya kadar sürdüreceği Felsefe bölümü profesörlüğüne atandı.
    Max Born Göttingen Moscow Berlin Bangalore Bucharest Edinburgh London Lima Dublin Copenhagen Stockholm Washington ve Boston üniversite akademilerinden burs Bristol Bordeaux Oxford Freiburg/Breisgau Edinburgh Oslo Brussels Universitesi Humboldt Universitesi Berlin ve Stuttgart Technical University 'den doctora diploması aldı. Ayrıca Cambridge Universite'sinden stokes madalyası sahibidir.
    Max 1913'de Hedwig née ile evlendi ve 3 çocuğu oldu. 1970'de öldü.
  10. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Ferdinand de Saussure



    1857 yılında Geneva'da doğan Saussure erken yaşlarda zekasının ve düşünme yeteneğinin ileri derecede olduğunu göstermiştir. Latince Yunanca ve Sanskritçe eğitim aldıktan ve Geneva Üniversitesi'nde birçok kursa katıldıktan sonra 1876 yılında Leipzig Üniversitesi'nde çalışmaya başlamıştır. İki yıl sonra 21 yaşında "Mémoire sur le système primitif des voyelles dans les langues indo-européenes" adlı eserini yazdığı yer olan Berlin'de 1 yıl çalışmıştır. Leipzig'e döndükten sonra 1880 yılında doktorasını tamamlamıştır. Ardından eski ve modern diller üzerinde ders verdiği ve Geneva'ya dönmeden içinde 11 sene yaşadığı Paris'e geri dönmüştür. Geneva'da hayatının geri kalan kısmını yaşamaya devam eden Saussure Üniversite'de ders vermeye devam etmiştir. 1906 yılında Saussure hayatının geri kalan kısmında üzerine çok düşeceği Genel Dilbilim dersleri vermeye başlamıştır. Sausure 1913 yılında hayatını kaybetmiştir.

Sayfayı Paylaş