bir sorum var ?

Konu 'Fen Bilgisi 8. Sınıf' bölümünde bluebey tarafından paylaşıldı.

  1. bluebey

    bluebey Üye

    Katılım:
    14 Ekim 2010
    Mesajlar:
    80
    Beğenileri:
    18
    Ödül Puanları:
    0

    arkadaşlar oksijen ve karbondioksit gazları tüketimine rağmen bitmeyiş sebebi nedir ile ilgili şemalı yardım bekliyorum birde oksijenli solunum ve oksijensiz solunumla ilgili bilgiler verirseniz seviniirim:174:
  2. *.Sinnlos Ein Sturm.*

    *.Sinnlos Ein Sturm.* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    16 Nisan 2010
    Mesajlar:
    905
    Beğenileri:
    6.732
    Ödül Puanları:
    0
    Oksijenli ve Oksijensiz Solunum

    Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için enerjiye ihtiyaç duyar. Enerji ancak besin maddelerinden karşılanabilir. Canlıların aldıkları besin maddelerini oksijen kullanarak veya oksijen kullanmadan enerji elde etmesine solunum denir. Solunumda, alınan basit şeker (glikoz) hücre içerisinde parçalanır ve bunun sonucunda enerji, karbondioksit ve su oluşur. Bazı canlılar glikozu oksijen kullanarak parçalar ki bu olaya oksijenli solunum denir. Oksijenli solunum olayı hücrelerde mitokondri de gerçekleşir.




    Not: Bitkiler de canlı olduğuna göre onlar da solunum yaparlar. Solunum hem gece hem gündüz yapılır. Fotosentez ise sadece ışık varlığında (bu sadece gündüz olarak da ifade edilebilir) yapılır.
    Solunum yapılıyor ve enerji üretiliyor... Peki, elde edilen enerji hücrelerde nasıl kullanılıyor?
    Yaşamsal faaliyetlerimiz için gerekli olan enerji solunumda açığa çıkar. Açığa çıkan bu enerji ATP(adenozintrifosfat) molekülünde saklanır. Bir ATP molekülünde adenin organik bazı ve üç fosfat grubu(fosforik asit molekülü) vardır. Bu fosfat grupların arasındaki bağların kopmasıyla enerji açığa çıkar. Bu enerji canlıların beslenmesini, konuşmasını, koşmasını kısaca yaşamının devam etmesini sağlayan enerjidir. Bitkiler ise büyüme, besin maddelerini farklı organlara taşıma ve ışığa yönelme gibi faaliyetlerini gerçekleştirirken enerji kullanırlar.
    Aşağıda ATP molekülünün yapısı gösterilmektedir.



    Bazı canlılar solunumlarında (yani glikozu parçalarken) oksijen kullanmazlar. Oksijen kullanılmadan besinlerdeki kimyasal bağ enerjisinin ATP enerjisine dönüştürülmesi olayına oksijensiz solunum denir. (Oksijensiz solunumun diğer isimleri = mayalanma = fermantasyon) Bir çok bakteri, maya mantarları, memeli hayvanların çizgili kas hücreleri ( O2siz durumda) oksijensiz solunum yapar.
    * Günlük hayatımızda oksijensiz solunumun görüldüğü olaylara örnekler:

    ●Peynir, yoğurt, turşu, soya sosu, ekmek yapımında bazı bakteri ve mantarların oksijensiz solunum yapmalarından faydalanılır.

    ●Ağır ve uzun egzersizler yaptığımızda çizgili kaslarımız oksijeni yeterli alamaz. Bu anlarda kas hücreleri oksijensiz solum yapar. Bunun sonucunda kaslarda yorgunluk hissi veren bir tür asit birikir. Kas hücreleri normal temposuna geçtiğinde bu hücreler yeniden oksijenli solunum yapmaya devam eder.

    Oksijensiz solunum, oksijenli solunuma göre daha kısa ve hızlı gerçekleşen bir olaydır. Bir glikozdan oksijenli solunum sonucunda 38 ATP oluşurken, oksijensiz solunumda 2 ATP oluşur. Bu nedenle oksijenli solunum sonucunda oluşan enerji, oksijensiz solunumda oluşan enerjiye oranla daha fazladır.

    Fotosentez ve Solunum Arasındaki İlişki

    Bu iki olay birbirinin tersi gibidir.





    Solunum Fotosentez
    1. Tüm canlılarda görülür 1. Klorofil taşıyan canlılarda görülür
    2. Her an gerçekleşir 2. Işıklı ortamda gerçekleşir
    3. Besin ve oksijene ihtiyaç vardır 3. Su, karbondioksit ve ışığa ihtiyaç vardır
    4. Karbondioksit, su ve enerji üretilir 4. Besin ve oksijen üretilir
    5. Ökaryot hücrelerde mitokondri de gerçekleşir 5. Ökaryot hücrelerde kloroplastta gerçekleşir
    6. Ağırlık azalmasına neden olur 6. Ağırlık artmasına sebep olur.
    tuğba kiss, K!Ng.$AVROT!N*g, bluebey ve diğer 3 kişi bunu beğendi.
  3. *.Sinnlos Ein Sturm.*

    *.Sinnlos Ein Sturm.* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    16 Nisan 2010
    Mesajlar:
    905
    Beğenileri:
    6.732
    Ödül Puanları:
    0
    İlk ödevinle ilgili de sunu bulabildim. İşine yarar mı?
  4. bluebey

    bluebey Üye

    Katılım:
    14 Ekim 2010
    Mesajlar:
    80
    Beğenileri:
    18
    Ödül Puanları:
    0
    olur yarar
  5. *.Sinnlos Ein Sturm.*

    *.Sinnlos Ein Sturm.* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    16 Nisan 2010
    Mesajlar:
    905
    Beğenileri:
    6.732
    Ödül Puanları:
    0
    OKSİJEN – KARBONDİOKSİT DÖNGÜSÜ

    Oksijen ve Karbondioksit yaşamın devamlılığı için gerekli olan iki gazdır. Bu elementler gezegen üzerindeki yaşamsal faaliyetler için gerekli olan tüm enerjinin kaynağıdır. Oksijen nefes almamız ve dolayısıyla yaşamsal faaliyetlerimizin devamlılığı açısından çok önemlidir. Tüketilen besinler oksijenli solunum ile enerji haline dönüştürülmektedir. Karbondioksit ise bitkilerin canlılıklarının devamı için kendilerine ürettikleri enerjinin sağlandığı fotosentez reaksiyonunun gerçekleşmesi için gerekli olan gazdır. Yeryüzünde bu gazlardan herhangi birinin olmaması halinde kesinlikle besin elde edilemeyecek, solunum olmayacak,bitkiler yaşayamayacak ve dolayısıyla yaşam olmayacaktı.

    Bu iki gazın birbiri ile ilişkisi tam bir döngüdür. İşte bu oksijen ve karbondioksitin bitkiler, hayvanlar ve çevresel faktörlerce işlenmesine “ OKSİJEN-KARBONDİOKSİT DÖNGÜSÜ” denilmektedir. Bu döngü yeryüzündeki tüm canlıları kapsamaktadır.

    Oksijen-Karbondioksit döngüsünü gerçekleştiren faktörler şunlardır:

    1. Güneş
    2. Havadaki Karbondioksit
    3. Okyanuslar
    4. Fotosentez
    5. Havadaki Oksijen
    6. Hücresel solunum
    7. Fosil yakıtlar
    8. Volkanlar
    9. Yeryüzü hareketleri

    1. GÜNEŞ: Güneş ışınlarının yaymış olduğu elektromanyetik spektrumlar (Güneş enerjisi) , kendi besinlerini üretme yeteneğindeki bitki, algler ve planktonlar gibi canlıların besin molekülü üretmelerini sağlar.(Fotosentez) Fotosentezde kullanılan ışığın farklı renkleri, okyanuslarda ve dünya üzerinde bu olayı farklı oranlarda sağlamaktadırlar. Çünkü okyanuslar kırmızı hariç tüm renkleri filtre eder.


    2. HAVADAKİ KARBONDİOSİT: Karbondioksit gezegenimizde yaşamın sürdürülebilmesi için çok gerekli olan bir gazdır. Güneş enerjisi ile birlikte,tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan enerjinin bitkiler tarafından üretilebilmesi için karbondioksit kullanılır.

    Bir gaz olan karbondioksit okyanuslardan, yakılan fosil yakıtlardan ( Doğal gaz,Kömür,Petrol ürünleri vb.) ,volkanların patlamasından ve canlıların yaptıkları solunumla elde edilir. Atmosferde yaklaşık olarak 23 milyon ton karbondioksit vardır.

    Dünya üzerindeki karbondioksit kaynakları şunlardır:

     Yaşayan hayvanlar ve bitkiler: % 3
     Ölü ve çürümüş materyaller .: % 3
     Fosil yakıtlar........................: % 22
     Atmosfer.............................: % 1
     Okyanuslar..........................: % 71











    3. OKYANUSLAR: Okyanuslar karbondioksiti, karbonat bileşimleri halinde (Karbonatlar poliatomik iyonlardır. –CO3) ve gaz olarak atmosferdekinden 50 kat daha fazla depo edebilirler. Karbondioksit okyanus yüzeylerinin yakın bölümlerinde eriyebilir. Okyanuslar soğuk oldukları zaman daha fazla karbondioksiti absorbe ederler.
    Okyanus yüzeylerine yakın yarlerde yaşayan tek hücreli organizmalar (Kıyı kenarları ve Güney Kutbu dolaylarında) karbondioksiti kullanıp fotosentez yaparlar. Böylelikle besin molekülü (Enerji) ve oksijen üretirler. Bu tek hücreli organizmalara “Fitaplankton” veya ” Plankton” denir. Alglerde bunlara benzer su yosunları olduklarından fotosentez yapabilmektedirler. Bu organizmalar gezegenimizde solunum için gerekli olan oksijenin çok önemli bir kısmını üretmektedirler.



    4. FOTOSENTEZ: Fotosentez yeryüzünde kararlı halde bulunan karbondioksitin kullanıldığı kimyasal bir reaksiyondur. Bu kimyasal reaksiyon için yılda 60 milyon ton karbondioksit harcanır. Fotosentez; yaşayan ve besi suyunu gövdelerinde transfer edebilen tüm yeşil bitkilerde ; alglerde, planktonlarda ve bir bakteri türünde görülebilmektedir.

    Fotosentez esnasında güneş enerjisi, su ve karbondioksit besin moleküllerine (Glukoz-Şeker) ve oksijene dönüştürülür. Glukoz organik bir moleküldür. (-CH,-C,-OH şeklindeki moleküller birbirlerine kovalent bağlarla bağlanmıştır. Bu bağlar güneş enerjisi içerir.)

    Fotosentez reaksiyonu kabaca şöyledir:

    6CO2 ... + ...6H2O +..... Enerji..... -------- ....C6H12O6...+...6O2
    Karbondioksit Su Güneş Ener. Glukoz Oksijen

    Yeşil bitkiler,algler,planktonlar ve bakterilerin bir türü kendi besinini kendileri üretebilen canlılardır. Bu canlılar yeryüzündeki diğer tüm canlıların besin ve enerji ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar.

    Fotosentez genel olarak iki kısımdan oluşur. Bu aşamalar “Aydınlık evre” ve “Karanlık evredir”.

    I. AYDINLIK EVRE

    Bitkilerin fotosentez işleminde kullanacakları tek enerji kaynağı olan güneş ışığı, değişik renklerin birleşimidir ve bu renklerin enerji yükü birbirinden farklıdır. Güneş ışığındaki renklerin ayrıştırılması ile ortaya çıkan ve tayf adı verilen renk dizisinin bir ucunda kırmızı ve sarı tonları, öbür ucunda da mavi ve mor tonları bulunur. En çok enerji taşıyanlar tayfın iki ucundaki bu renklerdir. Bu enerji farkı bitkiler açısından çok önemlidir çünkü fotosentez yapabilmek için çok fazla enerjiye ihtiyaçları vardır. Bitkiler en çok enerji taşıyan bu renkleri hemen tanırlar ve fotosentez sırasında güneş ışınlarından tayfın iki ucundaki renkleri, daha doğrusu dalga boylarını soğururlar, yani emerler.

    Buna karşılık tayfın ortasında yer alan yeşil tonlardaki renklerin enerji yükü daha az olduğu için, yapraklar bu dalga boylarındaki ışınların pek azını soğurup büyük bölümünü yansıtırlar. Bunu da kloroplastların içinde bulunan klorofil pigmentleri sayesinde gerçekleştirirler. İşte yaprakların yeşil gözükmesinin nedeni de budur. Fotosentez işlemi bitkilerin yeşil görünmesine neden olan bu pigmentlerin güneş ışığını soğurmasından kaynaklanan hareketlenme ile başlar. Acaba klorofiller bu hareketlenme ile fotosentez işlemine nasıl başlamaktadırlar? Bu sorunun cevabının verilebilmesi için öncelikle kloroplastların içinde bulunan ve klorofilleri içinde barındıran Thylakoid'in yapısının incelenmesinde fayda vardır:

    Klorofiller, "klorofil-a" ve "klorofil-b" olarak ikiye ayrılırlar. Bu iki çeşit klorofil güneş ışığını soğurduktan sonra elde ettikleri enerjiyi fotosentez işlemini başlatacak olan fotosistemler içinde toplarlar.
    Fotosistemler kısaca, thylakoid'in içinde yer alan bir grup klorofi lolarak tanımlanabilir.
    Yeşil bitkilerin tam***** yakını bir fotosistem ile tek aşamalı fotosentez gerçekleştirirken, bitkilerin %3'ünde fotosentezin iki aşamalı olmasını sağlayacak iki farklı fotosistem bölgesi bulunur. "Fotosistem I", ve "Fotosistem II" olarak adlandırılan bu bölgelerde toplanan enerji daha sonra tek bir "klorofil-a" molekülüne transfer edilir. Böylece her iki fotosistemde de reaksiyon merkezleri oluşur. Işığın emilmesiyle elde edilen enerji, reaksiyon merkezlerindeki yüksek enerjili elektronların gönderilmesine, yani kaybedilmesine neden olur. Bu yüksek enerjili elektronlar daha sonraki aşamalarda suyun parçalanıp oksijenin elde edilmesi için kullanılır. Bu aşamada bir dizi elektron değiş tokuşu gerçekleşir.

    "Fotosistem I" tarafından verilen elektron, "Fotosistem II" den salınan elektron ile yer değiştirir. "Fotosistem II" tarafından bırakılan elektronlar da suyun bıraktığı elektronlarla yer değiştirir. Sonuç olarak su, oksijen, protonlar ve elektronlar olmak üzere ayrıştırılmış olur.
  6. *.Sinnlos Ein Sturm.*

    *.Sinnlos Ein Sturm.* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    16 Nisan 2010
    Mesajlar:
    905
    Beğenileri:
    6.732
    Ödül Puanları:
    0
    II. KARANLIK EVRE

    Fotosentezin ikinci aşaması olan Karanlık Evre ya da Calvin Çevrimi olarak adlandırılan bu işlemler, kloroplastın "stroma" diye adlandırılan bölgelerinde gerçekleşir. Aydınlık evre sonucunda ortaya çıkan enerji yüklü ATP ve NADPH molekülleri, karanlık evrede kullanılan karbondioksiti, şeker ve nişasta gibi besin maddelerine dönüştürürler. Burada kısaca özetlenen bu reaksiyon zincirini kaba hatlarıyla anlayabilmek bilim adamlarının yüzyıllarını almıştır. Yeryüzünde başka hiçbir şekilde üretilemeyen karbonhidratlar ya da daha geniş anlamda organik maddeler milyonlarca yıldır bitkiler tarafından üretilmektedir. Üretilen bu maddeler diğer canlılar için en önemli besin kaynaklarındandır.

    Fotosentez reaksiyonları sırasında farklı özelliklere ve görevlere sahip enzimler ile diğer yapılar tam bir iş birliği içinde çalışırlar. Ne kadar gelişmiş bir teknik donanıma sahip olursa olsun dünya üzerindeki hiçbir laboratuvar, bitkilerin kapasitesiyle çalışamaz. Oysa bitkilerde bu işlemlerin tümü milimetrenin binde biri büyüklüğündeki bir organelde meydana gelmektedir. Sayısız çeşitlilikteki bitki hiç şaşırmadan, reaksiyon sırasını hiç bozmadan, fotosentezde kullanılan hammadde miktarlarında hiçbir karışıklık olmadan milyonlarca yıldır uygulamaktadır. Ayrıca fotosentez işlemi ile, hayvanların ve insanların enerji tüketimleri arasında da önemli bir bağlantı vardır. Aslında yukarıda anlatılan karmaşık işlemlerin özeti, bitkilerin fotosentez sonucu canlılar için mutlaka gerekli olan glukozu ve oksijeni meydana getirmeleridir. Bitkilerin ürettiği bu ürünler diğer canlılar tarafından besin olarak kullanılırlar. İşte bu besinler vasıtasıyla canlı hücrelerinde enerji üretilir ve bu enerji kullanılır. Bu sayede bütün canlılar güneşten gelen enerjiden faydalanmış olurlar. Canlılar fotosentez sonucu oluşan besinleri yaşamsal faaliyetlerini sürdürmek için kullanırlar. Bu faaliyetler sonucunda atık madde olarak atmosfere karbondioksit verirler. Ama bu karbondioksit hemen bitkiler tarafından yeniden fotosentez için kullanılır. Bu mükemmel çevirim böylelikle sürer gider. (Karbondioksit döngüsü)



    ÇEVREMİZDEKİ EKO SİSTEMLER

    Canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalına ekoloji denir. Canlıların karşılıklı madde alışverişi yapabildikleri her hangi bir ortam, ekosistemdir. Diğer bir değişle herhangi bir ortamdaki, canlı ve cansız varlıkların birlikte oluşturdukları bütünlüğü, ekosistem denir. DENGENİN KORUNMASI Doğanın yapısında mükemmel şekilde işleyen bir denge vardır. Bu dengenin bozulmasından, tüm canlı ve cansızlar etkilenirler. Doğada iki canlı türü vardır. Bunlar üreticiler ve tüketicilerdir. BESLENME DÖNGÜLERİ Bir eko sistem ortasında üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar bir arada yaşarlar. Birinin varlığı, diğerine bağlıdır. Bütün canlılar yaşamak için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Enerjilerini besin maddelerinden sağlarlar. Yeşil bitkiler, yapraklarındaki klorofil sayesinde fotosentez ile besin oluştururlar. Karbondioksit + su + güneş ışığı klorofil =besin + oksijen Fotosentez olayı, yeşil bitkilerin, yaprakları yardımıyla karbondioksit gazını, kökleri ile topraktan suyu alarak, klorofil yardımıyla, besin ve oksijen yapmalarıdır. Fotosentez sırasında besinin bir kısmını kedileri için kullanırlar. Diğer kısmını da tüketiciler kullanır. Böylece, iki canlı gurubu da gereksinim duyduğu enerjiyi alır. Bir takım bakteri türleri, ayrıştırıcı organizmalardır. Bunlar ekosistemin en önemli öğelerindendir. Ayrıştırıcılar, topraktaki ölü bitki ve hayvan kalıntılarını ve sindirilmemiş organik atıkları parçalarlar. MADDE DÖNGÜSÜ SU DÖNGÜSÜ Canlılar, yaşamlarını sürdürebilmeleri için suya ihtiyaç duyarlar. Vücudumuzun 1/3’ü kanımızın %90’ı sudan oluşur. İnsan vücudundaki suyun %20’si kaybedildiğinde, canlı yaşamı tehlikeye girer. Besin maddelerinin sindirilmesi, çözülmesi ve bu maddelerin vücut içinde taşınması, su sayesinde olur. Fotosentez olayının gerçekleşebilmesi için de su gereklidir. Bulutlar, su buharı kütleleridir. Bulutlar, rüzgarın etkisi ile sürüklenerek, soğuk hava katmanına rastlarlar. Soğuk hava katmanında yoğunlaşırlar. Yoğunlaşan bulutlar, yağış şeklinde yeryüzüne düşerler. Yağış olarak düşen suların bir bölümü, toprak tarafından emilir. Bir bölümü ise buharlaşarak gök yüzüne yükselir. Akarsular, yer altı kaynak sularının yeryüzüne çıkması ile oluşur. Bu akarsular, deniz ve göllere sularını döker. Deniz ve göllerdeki sular buharlaşır, aynı olaylar tekrar eder. Böylece dünyadaki su dengesi korunur. Buna suyun doğadaki döngüsü denir. KARBON DÖNGÜSÜ Canlıların temel yapısını oluşturan karbon kaynağı, atmosferde ve sularda çözünmüş olan co2 (karbondioksit) gazıdır. Fotosentez yapan yeşil bitkiler, havadan co2 alılar. Oksijen açığa çıkmasıyla, fotosentez yapan bitkilerin yapısında kalan karbon döngüsü sağlanmış olur. Besin + oksijen → co2 + su + enerji OKSİJEN DÖNGÜSÜ Doğadaki oksijenin bir bölümü, atmosferde serbest olarak moleküller (o2 ) halinde bulunur. Bir kısmı ise organik maddelerle, h2o ve co2 gibi inorganik maddelerin yapısında bulunur. Oksijen döngüsünde bitkiler, co2 alıp o2 verirler. Canlılar da o2 alıp co2 verirler. Havanın içindeki oksijen, canlılar tarafından alınarak, solunum olayında kullanılır. Bu olayın sonucunda meydana gelen co2 , atmosfere verilir. Atmosferdeki co2 bitkiler tarafından alınır,fotosentez sonucunda atmosfere o2 verilir. AZOT DÖNGÜSÜ Azot da, canlılar tarafından devirli olarak kullanılan temel maddelerdendir. Azot temel kaynağı, atmosferde %78 oranında bulunan azot gazıdır. Canlıların temel yapı maddesi, protein oluşturur. Azot, proteinlerin, nükleik asitlerin ve vitaminlerin yapısında bulunmaktadır. Bitkiler, azotu gaz olarak kullanamazlar. Azot, nitrit bakterileri tarafından nitrite, nitrat bakterileri tarafından nitrata dönüştürülür. Havadaki azot, baklagillerin köklerinde bulunan azot bağlayan bakteriler tarafından alınarak, azotlu bileşiklere dönüştürülür. Bu azotlu bileşikler, topraktaki su sayesinde çözünerek, kök yoluyla bitkilere geçer. Bitkiler, bu azotu besin maddesine dönüştürürler.


    Oksijen, %1 oranında karbondioksit ve diğer gazlar bulunmaktadır. Bu gazların yüzyıllar boyunca aynı miktarlarda atmosferde bulunmasının nedeni nedir?Bunun nedeni biyolojik sistemin bir parçası olan madde döngüleridir. Bir yaşama birliğinin sürekliliği, bu birlik içindeki maddelerin canlı ve cansız ortam arasında yer değiştirmesine ve korunmasına bağlıdır.Buna madde döngüsü denir. Bir döngünün gerçekleşebilmesi ve devam etmesi için enerjiye ihtiyaç vardır.Bu enerji yapay olarak yapılabildiği gibi Güneş gibi doğal da olabilir.Birçok madde döngüsü bitkilerin Güneşten aldığı enerji sayesinde gerçekleşir. Bütün yeşil bitkiler güneş enerjisi yardımıyla CO2 ve H2O dan yararlanarak insanların ve hayvanların besin maddelerini ve oksijeni tüketir.Doğada başlıca su,azot,karbon,oksijen ve fosfor gibi maddeler devirli olarak kullanılır. Karbon Döngüsü Doğada su döngüsü hariç hiçbir mekanizma karbonun hava,toprak ve su arasında dolaşımı kadar yaşamsal önem taşımaz. Saf karbonun elmas,grafit,amorf karbon (kömür ve is karası vb.) ve fulleren olmak üzere bilinen dört türü vardır.Ametallerin çoğuyla birleşebildiği için tüm organik bileşiklerin temelini oluşturur. Yeryüzündeki bitki örtüsü büyüme için yılda 60 milyar ton karbon kullanır ve bu süreçte de oksijen üretir. Süregiten bitki solunumu ve organik madde çürümesi olmasa, atmosferdeki karbon bu kullanıma bağlı olarak tükenirdi. Karbon döngüsü bu karmaşık mekanizmasıyla Dünya üzerinde yaşamın sürmesini sağlar. Aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi karbon döngüsü kara,hava ve su olmak üzere 3 ana depo ve aralarındaki bağlantılardan oluşur.Bitkiler fotosentezle CO2 yi atmosferden alıp organik bileşiklere dönüştürürler. Bitkiler atmosferle yılda 120 milyar ton karbon alışverişinde bulunurlar. Okyanuslarda ise bu rakam 107 milyar tondur. Karbon, “solunum” diye adlandırılan süreç, fosil yakıtların yanması ve yanardağ patlamalarıyla yerkürenin derinliklerindeki kayalardan atmosfere geçer. Bunun büyük bir kısmı okyanuslarda çözülür.Karbon döngüsü ayrıca kara, atmosfer ve bitki ekosistemleri aracılığıyla da gerçekleşir. Sudaki besin zincirindeki karbon organizma kabuklarıyla birleşir. Kabuklu organizmalar öldüklerinde dibe çökerler. Derinlere çöke karbon, tektonik hareketlerle yüzeye taşınana dek milyonlarca yıl orada gömülü kalırlar ve yavaş yavaş kullandığımız gaz, petrol ve kömür depolarına dönüşür. Yakılan fosil yakıtları da dahil insan etkinlikleri, atmosfere okyanusların emiş kapasitesinin ya da öteki karbon tutucu doğal depolarının alabileceğinden daha fazla karbon salması sera etkisi ve buna bağlı olarak küresel ısınmaya naden olur. Karbon döngüsünü oluşturan çok sayıda sürecin sorunsuz işlemesi, atmosferden büyük miktarlarda alınan ve ormanlar, okyanuslar ile yeraltındaki kömür, doğalgaz ve petrol rezervlerinde depolanan karbona bağlıdır. İnsanlar, başta ormanların yakılması olmak üzere, bu rezervlerdeki karbonu zamanından önce açığa çıkaracak bir dizi eylemle döngünün dengesini bozuyor. Fosil yakıtların kullanılması karbonun açığa çıkmasını hızlandırarak atmosferi küresel iklimi etkileyecek ölçüde karbon dioksite boğmuş durumda. Sera Etkisi Dünya’nın ısıyı tutacak bir atmosferi olmasa, canlıların büyük bir bölümü soğuktan ölürdü. Su buharı, CO2, metan ve diğer bazı gazlar, aynen bir sera camı gibi güneş ısısının yeterli bir bölümünü yeniden yüzeye yayarak yeryüzü sıcaklığını ortalama 14 °C’ de tutuyor. Bu doğal ısınma, CO2’in sanayi devriminden beri yüzde 30 artmasıyla zarar gördü. Geçtiğimiz yüzyılda yeryüzü sıcaklığı yaklaşık yarım derece artarak fırtınaların sertleşmesine ve deniz seviyesinin yükselmesine neden oldu. Bilim insanları, sera gazı düzeylerinin artmasıyla sıcaklığın giderek yükselip daha da zararlı iklim değişikliklerine yol açacağı konusunda endişeli. Oksijen Döngüsü Oksijen yer atmosferinin ağırlıkça %23’ünü ,deniz suyunun %85,82
  7. *.Sinnlos Ein Sturm.*

    *.Sinnlos Ein Sturm.* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    16 Nisan 2010
    Mesajlar:
    905
    Beğenileri:
    6.732
    Ödül Puanları:
    0
    DOĞADAKİ MADDE DÖNGÜSÜ KARBON AZOT DÖNGÜSÜAZOT DÖNGÜSÜ
    Biyosfer yer kabuğunu saran atmosferin ince bir tabakasıdır.Azot bileşikleri bu ince kabuk içinde birbirine dönüşür.Bu işlemlere azot çevrimi denir.Azot çevrimi yaşamın sürekliliğini sağlayan bir doğa olayıdır.Bu çevrimde azot bileşikleri sürekli olarak topraktan canlılara ve sonra tekrar toprağa geri dönerler.Ancak bir miktar azot atmosfere gider ve tekrar geri alınır. Önce azot bileşiklerinin toprakla yaşayan varlıklar arasındaki değişimini ele alalım.Toprak ekseri nitrat bileşikleri içerir.Bu bileşikler ya inorganik olarak amonyak bileşiklerinden veya organik olarak ölmüş bitki ve hayvan kalıntılarından oluşan humus adı verilen maddelerden toprağa karışır.Topraktaki bu nitrat bileşikleri bitki ve hayvanlardaki bütün proteinlerin kaynağını oluşturur.Bitkiler nitratlı bileşikleri gıda olarak kullanır ve onları amino asit ve proteinlere dönüştürürler.Azot bileşikleri eksik olan topraklarda bitkiler gelişemez.Azotça fakir topraklarda büyüyen bitkiler,azotça zengin topraklarda büyüyen bitkilere göre daha az verim ve proteine sahiptirler. Bitkiler ölünce taşıdıkları protein ya doğrundan toprağa veya hayvanlara geçer.Proteinler hayvanların büyüme ve gelişmesi için de çok gereklidir.Vücudumuzun temel işlemleri için vitaminlerin, proteinlerin , hormon ve enzimlerin alınması gerektiğinden , yeterli azotlu gıdalar yemeyen kişilerde beslenme bozuklukları görülür. Bitkilerde olduğu gibi hayvanlar ölünce de taşıdıkları azot bileşikleri toprağa sürekli olarak ancak genellikle artık şeklinde geri döner. Hayvan dışkı ve artıkları yüksek oranda nitratlı bileşikler içerir. Örneğin gübre üzerinde oluşan beyaz benekler potasyum nitrattır.İngiltere’de, Elizabeth döneminde işçilerin gübrelerin bir kısmının barut yapımı için hükümete vermeleri bir yurtseverlik görevi idi. Azot sadece toprak ve canlılar arasında dolaşmaz,bu arada bir kısım azot atmosfere karışır.Daha sonra bu azotun bir kısmı ışık etkisi ile amonyağa dönüşür ve yağmurla beraber toprağa düşer.Topraktaki bazı bakteriler azotu doğrudan diatomik azota dönüştürürken bir kısmı da havadan azot alarak azot bileşikleri yaparlar.Örneğin fasulye ve yerfıstığı gibi baklagillerin köklerinde yaşayan Rhizobia bakterisi bitkilerden karbonhidratları alır ve bunları yeni azot bileşiklerine çevirir.Rhizobia ile baklagiller arasındaki ilişki bir ortak yaşama şeklidir. (Bitki ve bakteri arasında karşılıklı faydaya dayanan bir yaşam şekli.).Bakteriler tarafından üretilen azot bileşikleri bitkiler tarafından alınarak proteinlere çevrilir, yan ürün olarak daha fazla karbonhidrat üretilir.Sonuç olarak Rhizobia ve baklagiller birbiri olmadan yaşayamaz. Suda biraz daha değişik azot çevrimi oluşur.Balıklar kendi artıkları ile beraber azot bileşiklerini suya bırakırlar , sudaki bakteriler bu artıkları nitrat bileşiklerine çevirirler.Sonra sudaki yosun gibi bitkiler nitratları besin olarak alırlar.Yosunlar besin olarak balıklar tarafından yenir ve çevrim yeniden başlar.Sudaki azot çevrimi ile topraktaki çevrim arasındaki en belirgin farklılık , topraktaki çevrimin bir humus kademesinde geçmesidir.Ancak , organik atıkların deniz veya gölün dibine çökmesi bir humus tabakası oluşabilir.Dolayısıyla sualtı hayvanları bu kaynaktan beslenebilir. Azot çevrimi bazen tam olarak oluşmaz.Örneğin;tarımda toprağın azot içeriği azalabilir.Sonuçta daha düşük verim ve daha zayıf bir ürün alınır.Azot eksikliği bir dereceye kadar toprağa gübre ilavesiyle veya ekimden önce baklagil tohumları Rhizobia bakterisi aşılamakla giderilebilir.Ancak bu yöntemler toprakta bulunması gereken azot gereksinimini karşılamak için yetersizdir.Ancak nöbetleşe ekimle karşılanabilir.Otomobil ve uçak motorları egsoz gazları ile çevreye azotdioksit gibi bazı azot bileşikleri yayarlar.Bu bileşikler atmosferde kalmaya eğilimlidirler ve oldukça zehirlidirler.Suya her gün lağım suyu karışması da azot çevrimini etkiler.

    AZOT VE KARBON DÖNGÜSÜ Görünüşte canlı maddenin görünüşüne ortalama %5 gibi çok küçük bir oranda katılmasına karşılık azot, canlı madde açısından son derece önemlidir. Atmosfer ve okyanuslarla birlikte yer kabuğu var olan azotun ancak %0,03’ ünü taşır. Geri kalanıysa yaşamın temel taşları olan protein moleküllerinde bulunur. AZOT DÖNGÜSÜ Azot döngüsü terimi azot elementinin biyokimyasal dolaşımını belirtmek için kullanılır. Azot kimyasal tepkimeye girme etkisi düşük bir elementtir. Bu yüzden çok az canlı organizma tarafından değerlendirilebilir yada “bağlanabilir”. Mavi – Yeşil su yosunları ile bazı bakteri türlerinin içeren söz konusu organizmalarda amonyağa (NH3) dönüşen azot, aminositlerin, proteinlerin, nükleer asitlerin ve azot içeren öbür bileşenlerin yapımında kullanılır. Azotu değerlendiren bakterilerden Rhizobium bakterileri bezelye, fasulye gibi baklagillerin ve yoncaların köküne yerleşirler. Azot, fırtınalı havalarda yıldırımın etkisiyle yükseltgenir ve oluşan azot oksit (NO) ile azot dioksit (NO2) yağmur suyunda çözündükten sonra toprağa karışarak nitratlar oluştururlar. Bütün bitkiler topraktaki amonyağı alarak, bunlardan gerekli azotlu bileşiklerin bir bölümü yaprak, tohum ve meyvelerin dökülmesiyle yok olup gider; ama çoğu;bitki ölünceye kadar içinde kalır. Hayvanlarsa doğrudan yada dolaylı olarak bitkilerden aldıkları azotlu bileşikleri değerlendirip, fazlasını dışkı yada sidikle atarlar. Atılan artıkların ve bütün ölü organizmaların amonyağı nitratlara dönüştüren bakteriler tarafından ayrıştırılmasından sonra, nitratlar toprağa döner. Sulu topraklarda yaşayan bazı bakteriler, nitratları parçalayarak, solunum için gerekli oksijeni alırlarken, açığa çıkan azotun atmosfere karışmasıyla döngü tamamlanır. Modern tarım yöntemlerinde toprağa eklenen ve büyük bölümü toprağa karışan nitratlı gübreler, doğadaki bu dengeyi bozmaktadır. Örnek bir azot döngüsü sistemi

    AZOT KİMYASI NE DEMEKTİR? Havada oksijen 1/5 oranına karşılık 4/5 oranında bulunan azot, kimyasal açıdan yansız bir gazdır. Bu yansızlık nedeniyle, tepkimeye girme gücü vardır. Ama sıcaklık 400 C’a yada daha yukarı yükseldiğin- de, çeşitli tepkimelere girer. Sözgelimi, hidrojenle birleşerek kesin kokusuyla tanınan amonyağı verir. Bu tepkime, kimya sanayisinde çok önemlidir. Ayrıca, elektrik kıvılcımları etkisi altında oksijenle birleşebilir ve azotmonoksiti (2NO) verir. Özellikle şimşekler, azotmonoksit oluşumuna yol açar. Azot molekülleri daha küçük taneciklerden, yani atomlardan oluşur. Her azot molekülünde iki azot vardır ve bu atomlar birbirine çok sıkı bağlıdır. Bu nedenle, azot molekülü N2’yle gösterilir: burada N bir azot atomunu belirtir. Azotu tepkimeye sokmak için, önce iki N atomu arasındaki çekimi zayıflatmak ge- rekir; bu da, bağın güçlü oluşu nedeniyle çok zordur.


    MADDE DÖNGÜSÜ Yaşama birliklerinde ve onun büyütülmüşü olan tabiatta canlılı- ğın aksamadan devam edebilmesi için bazı önemli maddelerin kul- lanılan kadar da üretilmesi gerekmektedir.Doğada ekolojik önemi olan bu maddeler canlılar ve çevreleri arasında alınıp verilir.Bu maddeler güneş enerjisi yardımıyla belirli yörüngeleri izleyerek do- laşımlarını tamamlarlar.Maddelerin ekosistemdeki bu dolaşımına madde döngüsü denir.Tüm maddeler döngü yoluyla sürekli olarak canlılar tarafından yeniden kullanılır. Canlılar için gerekli olup,devredilmesi gereken maddelerin en önemlileri;oksijen,su,azot,karbon,fosfor ve kükürttür. Bu madde döngülerindeki en önemli rolü saprofitler ve kemosentetik bakteriler üstlenmektedir. Çünkü bunlar doğada her an toprağa düşen organik artıkları ve cesetleri ayrıştırarak inorganik maddelere dönüştürürler.Daha sonra bu yollarla serbest kalan inorganik maddeler yeniden fotosentez ve kemosentez yoluyla kullanılır hale getirilir.Fotosentez ve kemosentez olaylarıyla tekrar inorganik maddeler organik maddelere dönüştürülür. Bu organik artıklar yaprak,odun,kaya parçaları ve hayvan leşleri olabilir. Doğada hiçbir zaman madde kaybı söz konusu değildir. KARBON DÖNGÜSÜ Canlı yapısının en önemli elementlerinden birisi karbondur.Bütün organik bileşiklerin temel yapı elemanıdır.Bunun için canlı organiz- malar karbonlu bileşikleri kullanmak zorundadırlar. Karbon doğada hem mineral biçiminde (kömür,elmas,gaz halinde ya da suda çözünmüş durumda karbondioksit olarak) hem de orga- nik biçimde (canlı varlıklarca oluşturulan moleküllerde) bulunur. Yeşil bitkiler güneşten gelen ışık ve doğadan absorbe ettikleri su ve karbondioksit molekülleri ile organik maddeleri sentezlerler.Bazı bakteriler ise besini kemosentez yoluyla üretirler.Bitki ve bazı bak- terilerin sentezlediği organik maddeler arasında karbonhidrat önemli bir yer tutar.Karbonhidratları ve türevlerini,saprofit bakteriler absorbe ederek ve hayvanlar besin olarak tüketerek solunumda kullanmaları sonucu atmosfere serbest karbondioksit bırakırlar. Gerek hayvanların gerekse mikroorganizmaların ölümleri sonucunda, toprakta ayrışmaya başlayan vücut yapıları, metan bakterileri tarafından ayrıştırılarak CO ye dönüştürülür ve atmosfere serbest olarak bırakılır.Şemada görüldüğü gibi CO , ışık ve su varlığında tekrar bitkiler tarafından fotosentez reaksiyonlarında kullanılır. Bunun dışında bitki ve hayvan ölüleri, toprağın çok derinlerinde, yüksek basınç ve sıcaklık etkisi altında petrol ve kömür gibi yapılara dönüşebilirler.Petrol ve kömür, insanlar tarafından enerji ihtiyaçları için kullanılırken yine açığa karbondioksit (CO ) ve karbonmonoksit (CO) gazları çıkar. AZOT DÖNGÜSÜ Tek hücreli olsun çok hücreli olsun doğadaki tüm canlılar, yapılarına aldıkları besin maddeleri ile amino asit ve bu amino asitlerden de protein sentez ederler.Protein sentezi için gereken ana elementler ise karbondan sonra azottur.Azot gerek proteinlerin gerekse DNA nın moleküler yapısı için gerekli olan çok önemli bir elementtir.Canlılar bunun için azotu kullanmak zorundadırlar. Atmosferde %78 gibi yüksek bir oranda azot vardır.Fakat çoğu canlı atmosferdeki serbest azotu doğrudan kullanamaz.Azotun önce bakteriler,su yosunları ve bazı likenler tarafından başka elementler-le birleştirilerek nitratlara dönüştürülmesi gerekir. Havadaki azot gazı,topraktaki azot tutucu bakteriler tarafından nitratlara dönüştürülür.Bitkiler büyümeleri için gerekli azotu sağlamak için nitratları soğururlar.Hayvanlar bu bitkilerle beslenirler.Bakteri ve mantarlar,ölü bitki ve hayvanları toprağa amonyum bileşikleri yayarak çürütürler.Nitrat tutan bakteriler bu amonyum bileşiklerini, daha sonra bitkilerde kullanmak için nitrata dönüşen,nitrite dönüştürürler
  8. *.Sinnlos Ein Sturm.*

    *.Sinnlos Ein Sturm.* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    16 Nisan 2010
    Mesajlar:
    905
    Beğenileri:
    6.732
    Ödül Puanları:
    0
    Yaşama birliklerinde ve onun büyütülmüşü olan tabiatta canlılı-
    ğın aksamadan devam edebilmesi için bazı önemli maddelerin kul-
    lanılan kadar da üretilmesi gerekmektedir.Doğada ekolojik önemi
    olan bu maddeler canlılar ve çevreleri arasında alınıp verilir.Bu maddeler güneş enerjisi yardımıyla belirli yörüngeleri izleyerek do-
    laşımlarını tamamlarlar.Maddelerin ekosistemdeki bu dolaşımına
    madde döngüsü denir.Tüm maddeler döngü yoluyla sürekli olarak
    canlılar tarafından yeniden kullanılır.
    Canlılar için gerekli olup,devredilmesi gereken maddelerin en önemlileri;oksijen,su,azot,karbon,fosfor ve kükürttür. Bu madde döngülerindeki en önemli rolü saprofitler ve kemosentetik bakteriler üstlenmektedir. Çünkü bunlar doğada her an toprağa düşen organik artıkları ve cesetleri ayrıştırarak inorganik maddelere dönüştürürler.Daha sonra bu yollarla serbest kalan inorganik maddeler yeniden fotosentez ve kemosentez yoluyla kullanılır hale getirilir.Fotosentez ve kemosentez olaylarıyla tekrar inorganik maddeler organik maddelere dönüştürülür. Bu organik artıklar yaprak,odun,kaya parçaları ve hayvan leşleri olabilir.
    Doğada hiçbir zaman madde kaybı söz konusu değildir.

    KARBON DÖNGÜSÜ

    Canlı yapısının en önemli elementlerinden birisi karbondur.Bütün organik bileşiklerin temel yapı elemanıdır.Bunun için canlı organiz-
    malar karbonlu bileşikleri kullanmak zorundadırlar.
    Karbon doğada hem mineral biçiminde (kömür,elmas,gaz halinde ya da suda çözünmüş durumda karbondioksit olarak) hem de orga-
    nik biçimde (canlı varlıklarca oluşturulan moleküllerde) bulunur. Yeşil bitkiler güneşten gelen ışık ve doğadan absorbe ettikleri su ve karbondioksit molekülleri ile organik maddeleri sentezlerler.Bazı bakteriler ise besini kemosentez yoluyla üretirler.Bitki ve bazı bak-
    terilerin sentezlediği organik maddeler arasında karbonhidrat önemli bir yer tutar.Karbonhidratları ve türevlerini,saprofit bakteriler absorbe ederek ve hayvanlar besin olarak tüketerek solunumda kullanmaları sonucu atmosfere serbest karbondioksit bırakırlar.


    Gerek hayvanların gerekse mikroorganizmaların ölümleri sonucunda, toprakta ayrışmaya başlayan vücut yapıları, metan bakterileri tarafından ayrıştırılarak CO ' ye dönüştürülür ve atmosfere serbest olarak bırakılır.Şemada görüldüğü gibi CO , ışık ve su varlığında tekrar bitkiler tarafından fotosentez reaksiyonlarında kullanılır.
    Bunun dışında bitki ve hayvan ölüleri, toprağın çok derinlerinde, yüksek basınç ve sıcaklık etkisi altında petrol ve kömür gibi yapılara dönüşebilirler.Petrol ve kömür, insanlar tarafından enerji ihtiyaçları için kullanılırken yine açığa karbondioksit (CO ) ve karbonmonoksit (CO) gazları çıkar.
    AZOT DÖNGÜSÜ

    Tek hücreli olsun çok hücreli olsun doğadaki tüm canlılar, yapılarına aldıkları besin maddeleri ile amino asit ve bu amino asitlerden de protein sentez ederler.Protein sentezi için gereken ana elementler ise karbondan sonra azottur.Azot gerek proteinlerin gerekse DNA ' nın moleküler yapısı için gerekli olan çok önemli bir elementtir.Canlılar bunun için azotu kullanmak zorundadırlar.

    Atmosferde %78 gibi yüksek bir oranda azot vardır.Fakat çoğu canlı atmosferdeki serbest azotu doğrudan kullanamaz.Azotun önce bakteriler,su yosunları ve bazı likenler tarafından başka elementler-le birleştirilerek nitratlara dönüştürülmesi gerekir.
    Havadaki azot gazı,topraktaki azot tutucu bakteriler tarafından nitratlara dönüştürülür.Bitkiler büyümeleri için gerekli azotu sağlamak için nitratları soğururlar.Hayvanlar bu bitkilerle beslenirler.Bakteri ve mantarlar,ölü bitki ve hayvanları toprağa amonyum bileşikleri yayarak çürütürler.Nitrat tutan bakteriler bu amonyum bileşiklerini, daha sonra bitkilerde kullanmak için nitrata dönüşen,nitrite dönüştürürler.Nitrat bozan bakteriler azot bileşiklerinin yeniden azot gazına dönüşmesini sağlarlar (denitrifikasyon).
    Atmosfere serbest bırakılan azot, diğer mikroorganizmalar yada mantar, yosun vb. gibi canlılar tarafından absorbe edilerek protein sentezinde kullanılırlar.Bitkilerin kendileri de azotu kullanıp protein sentezlediği gibi, hayvanlar tarafından tüketilerek sindirildikten sonra yapılarındaki azotla yine protein sentezi gerçekleştirilir.
    Ayrıca yıldırım ve şimşek gibi gibi doğa olayları toprağa azot bağlanmasında etki ederler.

    SU DÖNGÜSÜ

    Su, bazı doğal kuvvetler ve hava hareketleriyle atmosfer ile yer yüzündeki karalar ve sular arasında sistemli bir şekilde hareket etmektedir.Buna su döngüsü veya hidrolojik dolaşım denir.
    Güneş enerjisinin ısıtmasıyla ,çeşitli kaynaklardan atmosfere çıkan su buharı;yağmur,kar,dolu gibi yağış biçimleriyle yeniden yer yüzüne döner.Bu suyun bir miktarı yer altı sularına karışırken,daha büyük bir kısmı,göl ve deniz gibi kaynaklarda birikir.Su döngüsü de,
    öteki tüm döngüler gibi süreklidir.Bitkiler de terleme ile su döngü-
    süne katılır.
    Yer yüzündeki bütün sular,su döngüsüne katılmaktadır.Yani,de-
    nizlerden buharlaşan su,yağış olarak yer yüzüne dönmekte,bir kısmı yüzeysel sularda birikip ,bir kısmı da yer altı sularına karışmaktadır. Yer altı sularının son toplanma yeri ise deniz ve okyanuslardır.Burada toplanan sular,su döngüsüne devam eder(uzun su devri).Deniz ve okyanuslardan buharlaşan suyun karalara geçmeden tekrar yağmur,kar,dolu, biçiminde deniz ve okyanuslara geçmesine kısa su devri denir.
    Buharlaşma ve terleme yoluyla yükselen su,bulutlarda yoğunla-
    şır.Bunun sonunda da yağış oluşur.Yağış olarak geri dönen suyun bir kısmı yüzey sularında (göl ve denizlerde) depo edilir.Diğer kısmı yer altı sularına karışır.Toprağa giren su , yer altı suyu olarak tekrar denizlere akar.Bu şekilde su döngüsü tamamlanmış olur.

    OKSİJEN DÖNGÜSÜ


    Oksijen,değişik biçimlere dönüşerek doğada sürekli bir döngü içerisindedir.Havada gaz,suda ise çözünmüş olarak bulunan oksi-
    jen,serbest halde azottan sonra en çok bulunan elementtir.Hayvan-
    ların ve basit yapılı bitkilerin,solunum yoluyla aldıkları oksijen hidrojenle birleşince su oluşur.Bu su, daha sonra dışarıya atılarak
    doğaya verilir.Ortamdaki karbondioksit,algler ve yeşil bitkiler tarafından fotosentez yoluyla karbonhidratlara dönüştürülür,yan ürün olarak da oksijen açığa çıkar.
    Dünyadaki sular,biyosferin başlıca oksijen kaynağıdır.Oksijenin
    yaklaşık %90’ ının bu sularda yaşayan alglerce karşılandığı tespit edilmiştir.Diğer döngülerde de bazı aşamalarda oksijenin yer aldığı bilinmektedir.
    Atmosferdeki oksijen oranı sabittir.Çünkü solunum durmayan bir
    olaydır ve bütün canlılar tarafından gerçekleştirilmektedir.

    FOSFOR DÖNGÜSÜ

    Fosfor da, canlılar için gerekli temel maddelerdendir.Hücrelerde nükleik asitlerin enerji aktarımlarını sağlayan adenozin trifosfat (ATP) maddesinde,hücre zarının yapısında,ayrıca kemik ve dişlerin yapısında bulunur.
    Fosfor diğer elementler gibi doğada bileşikler halinde bulunur.
    Fakat bu bileşikler suda kolay çözünmezler.Fosfor bileşikleri özel-
    likle kemik,diş,kabuk gibi hayvansal atıklarda ve doğal kayaçlarda bulunurlar.Bu bileşikler suda çözünmedikleri için diğer bazı bileşiklerle reaksiyona girerler.Bu bileşiklerin başında nitrat ve sülfirik asit yer alır.Suda kolay kolay çözünmeyen fosfatlı bu bileşikler bu yolla çözülürler ve oluşan bu fosfat tuzları bitkiler tarafından absorbe edilebilirler.Bitkilerin hayvanlar tarafından besin olarak tüketilmesiyle fosfor dolaylı yoldan hayvanlara geçmiş olur.Fosfat,organizma artıkları ile toprağa geçer ya da çözülmeyen bileşikler şeklinde diş,kemik ve kabukların yapısına katılırlar.
    Fosfat, kuş ve balıkların kemiklerinde de bulunduğu için, bu hayvanların ölmesi halinde fosilleri kayaçlara gömülebilir.Fosfat bileşiklerini ihtiva eden bu kayaçlar, yeryüzü hareketleriyle parçalanmaya uğrayarak tekrar doğaya karışabilir.Bunun yanında volkanik faaliyetlerle magma tabaasından yeryüzüne ilave olarak fosfat kazandırılabilir.Yine bazı tür bakteriler ortamda bulunan fosfatlı bileşikleri kemosentez reaksiyonlarıyla işleyerek çözünebilen fosfat tuzları (CaHPO ve CaSO gibi) haline getirebilirler.

    Fosfor döngüsünün temelini,fosforun karalardan denizlere veya denizlerden karalara taşınması oluşturur.Fosfatlı kayalardaki fosforun bir kısmı,erozyon yoluyla suda çözünmüş hale gelir.Bu inorganik fosfat ,bitkilerce,suda çözünmüş ortofosfat biçiminde alınır,organik fosfatlara çevrilir.Beslenme zinciriyle otobur ve etobur hayvanlara aktarılır.Bitki artıkları,hayvan ölüleri ve salgılarındaki organik fosfatlar,ayrıştırıcı mikroorganizmalar yardımıyla inorganik duruma çevrilir.Böylece yeniden bitkilerce alınmaya hazırdır.Jeolojik hareketlerden başka,fosforun denizlerden karalara dönüşü,balıkçılık ve balık yiyen deniz kuşlarının dışkıları yoluyla olur.

    KÜKÜRT DÖNGÜSÜ

    Kükürt,toprakta ve proteinlerin yapısında bol miktarda bulunur.
    Fakat bitkiler kükürdü sülfatlara çevrildikten sonra kullanabilirler.
    Kükürt içeren proteinler,önce topraktaki çeşitli organizmalar aracılığıyla kendilerini oluşturan aminoasitlere parçalanır,ardından aminoasitlerdeki kükürt başka bir dizi toprak mikroorganizması yardımıyla hidrojen sülfüre dönüşür.Hidrojen sülfür oksijenli ortamda,kükürt bakterileri aracılığıyla önce kükürde sonra sülfata çevrilir;sülfatlar da başka bakteriler tarafından yeniden hidrojen sülfüre dönüşür.Eğer bitki veya hayvan ölürse,yapılarındaki proteinin parçalanmasıyla kükürt H S şeklinde açığa çıkar.H S kükürt bakterileri tarafından önce S O ‘ye daha sonra da S O iyonuna dönüştürülür.

    SO iyonları,bazen doğada serbest olarak reaksiyona girerek sülfatlı bileşikleri de verebilirler.Organizmalar tarafından alındığı takdirde kükürt içeren iki aminoasit olan Sistein ve Metionin’nin yapısına katılırlar.

    MADDE DÖNGÜLERİNİN YARARLARI
    Tüm canlılar dünyanın yüzeyinde ya da yüzeye çok yakın ince bir toprak katmanında yaşarlar ve güneş enerjisinin dışındaki gerekse-nimlerini bu katmanın içerdiği kaynaklardan karşılarlar.Eğer yaşa-mın sürmesi için gerekli olan su,oksijen ve diğer maddeler sadece bir kez kullanılmış olsaydı hepsi şimdiye kadar tükenmiş olurdu.
    Doğanın tüm işlevlerinin çevrimler halinde düzenlenmiş olması bu işlevlerin sonsuza dek yinelenmesini sağlamaktadır.Hava,su,toprak,
    bitkiler ve hayvanlar arasında sürekli bir alışveriş olması yeryüzü-
    nün tüm zenginliklerinin tekrar tekrar kullanılabilmesine ve böylelikle yaşamın sürmesine olanak verir.

    Su Döngüsü :

    Dünya üzerinde su döngüsü olmasaydı canlıların yaşama olanak-
    ları ortadan kalkardı.Örneğin;dünya üzerine ortalama olarak yılda 1000 mm yağış düşmektedir.Eğer su döngüsü olmasaydı bu miktar sadece 24 mm olacaktı.Çünkü havada buhar halinde tutulan su ancak 24 mm yağış verebilecek miktardadır.Bu nedenle ancak su döngüsüyle bir su damlacığının buharlaşması ve yağış halinde yer yüzüne düşmesi olayı yılda 40-42 kez tekrarlanarak yıllık ortalama 1000 mm yağış meydana getirebilmektedir.

    Karbon ve Oksijen Döngüsü :
    Bir dönümlük şeker kamışı her yıl atmosfer tabakasından 20 ton kadar karbondioksit kullanılır.Bitki ve hayvan enerji elde etmek için organik maddeleri yıkar.Karbondioksit ve suya kadar parçalanır. Hücre solunumu denen bu olay sonucunda oluşan karbondioksit tekrar atmosfer tabakasına verilir. Bu örneğin tersine bir şekilde olsaydı yani karbon devri gerçekleşmeseydi oluşabilecek en önemli
    olumsuz sonuç atmosferdeki oksijen ve karbondioksit dengesinin bozulması olurdu. Oksijen miktarı kısa bir süre içerisinde tükenirdi. Çünkü canlıların tükettiği oksijen,bitkiler tarafından sağlanama- yacaktı.Yine buna bağlı olarak atmosferdeki karbondioksit gazı fazlalığından canlıların sonu gelirdi.

    Azot Döngüsü:

    Tüm canlıların büyümek için gerekli olan proteinleri üretebilmek üzere azota(nitrojen) gereksinimleri vardır.Azot oldukça karmaşık bir yoldan sağlanır.Soluduğumuz havanın yaklaşık olarak % 78 ini oluşturmasına karşın canlılar tarafından gaz biçimiyle kullanılamayan azotun önce nitritlere daha sonra da nitratlara dönüşmesi gereklidir.Eğer azot döngüsü tamamlanmasıydı;nitrit, nitrat ve azot üretilemez birbirlerine çevrilemezdi.Dolayısı ile azot içeren bitkiler olmazdı buna bağlı olarak da protein sentezlenemezdi ve canlılar protein ihtiyacını karşılayamazlardı.

    Kükürt Döngüsü:

    Kükürt de azot,karbon ve diğer elementler gibi yaşam için gerekli olan elementler arasındadır.Bitkiler kükürdü SO şeklinde topraktan absorbe ederek H S ‘e çevirirler.Daha sonra kükürdü de proteinlerin yapıtaşı olan aminoasitlerin sentezinde kullanırlar.Eğer kükürt döngüsü olmasaydı canlılar için gerekli olan protein sentezlene- meyecekti.Canlılar yaşamları için gerekli proteinlerden yeteri kadar alamayınca hızla ölmeye başlayacaklardı.

    Fosfor Döngüsü:

    Fosfat canlıların diş,kemik ve kabuk kısımlarında bulunması gereken bir maddedir ve bu ancak fosfor döngüsü sayesinde çeşitli aşamalardan geçerek; kayaçlardan,deniz kabukları ve kayıp kalıntılardan elde edilir.Eğer fosfor döngüsü gerçekleşmeseydi ya da sözünü ettiğimiz aşamalarda kullanılan P bağlayan bakteriler olmasaydı hayvan ve bitki artıklarındaki protein ve diğer bileşiklerin ayrışması mümkün olmayacaktı.Bu nedenle artıklar sonsuza kadar hiç bozunmaya uğramayacaktı ve doğada sürekli bir madde kaybı meydana gelecekti.
  9. bluebey

    bluebey Üye

    Katılım:
    14 Ekim 2010
    Mesajlar:
    80
    Beğenileri:
    18
    Ödül Puanları:
    0
    bayağı uzun ama yapacaz birseyler saol buhar:330: :)
  10. *.Sinnlos Ein Sturm.*

    *.Sinnlos Ein Sturm.* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    16 Nisan 2010
    Mesajlar:
    905
    Beğenileri:
    6.732
    Ödül Puanları:
    0

Sayfayı Paylaş